Tüsiad Güzellik Yarışması

L'incredulita' di San Tomasso - Caravaggio 1601-2

Sevgili Durukan ve Ümit’e;

Benim yorumum budur.

Tüsiad, ritüel niteliğindeki toplantı, güzellik yarışması ya da erginlenme törenini gerçekleştirdi. Türkiye endüstriyel gıda ve sanayisinin en önemli katılımcı-oyuncularının rol aldığı etkinliklerde;  organik badem, kuru üzüm, incir, köy peyniri, Fransız şarabı ve taze sıkma portakal suyunun ikram edildiğini yanaklarındaki allıktan anlayabiliyoruz. Gösteri medya kanallarından sunulduğu haliyle halka da izletildi. Halk ise kendi seçmemesine rağmen bir şekilde demokratik olarak anılan seçimin sonucunu öğrenmiş oldu. Yeni başkan ve yönetim kurulunu tanımamak artık halkın eksikliği oldu. Tüm tv kanalları, medya ve yayın organlarından da görmediyseniz bir de biz anlatalım. Eski başkan ve yönetimi artık hükümsüzdür. Bu böyle biline…

Seçimin alışılageldik tiyatrodan farklı olarak interaktif, yani seyirci-oyuncu ayrımı olmadan gerçekleşmiş olması çağdaş imagemakerların konuya müdahil olduğunu gösteriyor. Oyuncu seçimi gayet başarılı. Ümit Boyner isimli kadın işadamı, prezentabl görüntüsü, güzelliği, ümit vaadeden ismi ve kulaklara aşina soyadı ile başrolü hak ediyor. Nitekim 200 oy’un tamamını aldı. Bu durum sanayici işadamlarının kendi içinde konsensüs olduğunu göstermekte. Demek ki patronlar açısından herşey yolunda gidiyor. Türkiye güllük gülistanlık.

Türkiye’nin güllük gülistanlık olduğunu yapığı konuşmadan da anlıyoruz. Boyner, anlattığı duygu dolu kızılderili hikayesinde nasıl da bugüne kadar harıl harıl koştuklarını anlattı. Amacımız konuya ekonomi-politik yaklaşmak olmadığı için bahsetmek istemiyoruz ancak bu durum belki de ihbar kabul edilmelidir. Sonuçta bugüne kadar kalkınmak adına koştururken aslında halkın kemerlerini haksız olarak sıkmış olduklarını, bir şekilde yastık altındaki paraları ortaya çıkardıklarını yani tabanın paralarını sünger gibi çektiklerini açıkça söyledi. Buradan da capital düzenin tam anlamıyla rayında olduğunu anlayabiliyoruz.

Biz her ne kadar yapılan konuşmayı halka ilişkin bir demeç olarak görsekte, buradaki konuşmalar esasında toplantıdaki diğer katılımcı-oyuncular içindir. Yaptığı şiirsel demeç bu anlamda önemlidir. Kendi aramızdaki müsabakada biraz daha demokrat olmalıyız demektedir. Katılımcılara “hırs elbette bizim kanımızda var ve hırs olmadan olmaz! ancak lütfen haddinin 25 kat fazlası hırslı olmayalım” mesajını vermektedir. Bir bakıma hep beraber nazikçe sistemi yürütelim demektedir. Götürelim, halka demokrat olmak zorunda değiliz elbette, ama birbirimize demokrat olalım demektedir.

Anlaşılan patronlar tarafında herşey yolunda gitmektedir. Öyleki konuşmada biraz yavaşlayalım! Ruhsuz kaldık diyebilmektedir. Tüm katılımcı-oyuncuların gözleri dolmakta, hayatlarını ne kadar da büyük hırslar peşinde harcamış olduklarını şöyle kısaca anımsamaktadırlar. Bana öyle geliyor ki bu tutum tek bir damla gözyaşıyla (-ki kimi zaman o da olmadan) eriyip bu tutumları da unutulmaktadır. Yine bana öyle geliyor ki hemen arkasından “biz bu topluma ekmek veriyoruz, biz olmasak aç kalırlardı, biz biz biz …” diyerek kendilerini avutmaktadırlar. Öyle ya dünya düzeni budur. Batıya yetişmeye çalışıyorsak, batı da budur. Gerçi oralarda sendikal haklar aracılığıyla hükümet ve holdingler dayanışma içinde olmak zorundadırlar. Bu şekilde örgütlü halk bizde yoktur ama öyle olursa Türkiye ucuz emek ülkesi olmaz ve sermaye (capital) geri kaçar. Kaçırmamalıyız.

Gösterinin en ilgi çekici yanlarından biri de kimin en zengin olduğunun belirlendiği kısımdır. Burada Mustafa Koç dedesinden aldığı mirasın hakkını hala verdiğini göstermiştir. Nitekim programa, (yer olarak) Mir Uzay İstasyonundan ve (zaman olarak)  başka bir zamandan bağlanarak devasa bir gövde gösterisi yapmıştır. Anlaşılan “Koç gibi zengin!” deyimi Türkiye’de hala geçerliliğini korumalıdır. Kimileri bu konunun hastalık ve başka başka rasyonel meselelerden kaynaklandığını düşünebilir. Ancak bilinmelidir ki başka hiçbir zengin, hasta olup konuşma hakkını saklı tutamazdı. Mustafa Koç’un böyle bir ayrıcalığı olduğunu gözledik. Bravoo Mustafa Koç. Bu halk senin sayende aç kalmıyor. (veya belki tam tersi tabi.. ama ekonomi-politiğe girmek istemediğimizi tekrar belirtelim.)

Tüsiad toplantısının sadece estetik yönden analizini yaptığımızı tekrar tekrar vurgulayalım. Sahne, ışık, ses sistemleri ve ikramlar dört dörtlüktür. Zaten başka türlü olması toplantının şanına yakışmazdı.

Peki gösteri sonrası?

Bugünden itibaren herşey tekrar olduğu gibi elbette. Nitekim Tüsiad kurumunun varlık nedeni ortadadır. Tüzüklerinde hiçbir değişiklik olmamıştır. Olmayacaktır. Olsa bile bu ancak daha karlı olana yönelik olacağını da tartışmaya gerek yoktur. Unutulmamalıdır ki “capital hiçbir zaman meydan okuduğu topluma karşı demokratik davranacağının sözleşmesini imzalamamıştır.”  Seçim sonrası yapılan duygusal konuşmaları ne kadar dikkate alalım? Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimden zaferle çıktığı gece yaptığı konuşmayı hatırlayalım mesela. “Hepinizin başbakanı olacağım!” demişti. Her ikisi de oldukça iyi performanslardır -ki unutulmamıştır. Her seçim sonrası gelen herhangi bir kurumdaki yeni başkan buna benzer bir konuşma yapar. Mesela günümüz doktorları da hipokrat yemini eder, sonra da özel veya devlet hastanelerinde meblağlarını nazikçe sunarlar. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir. Bunlar yeniyetmelikten erginliğe geçerken yapılan ritüellerdir. Günümüzde sadece sekülerleşmiştir.

Bu tartışmayı niçin tiyatral bir çerçevede ele aldığımızı ise Schechner isimli çağdaş tiyatro ve kültür adamından anlayabiliriz. Ona göre içinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük tiyatro gösterisi Usame Bin Laden tarafından 2001’de sahnelenmiştir. Kinayemiz tuttu mu bilmem?

Baudrillard amcamızı da anmadan edemeyeceğim. Şöyle söylemekteydi: “kapitale kendi yöntemleriyle yanıt vermek gerekmektedir. Kapitali, ahlaki ya da ekonomik rasyonellikten yola çıkılarak bir skandal olarak sunamazsınız. … Kapital de zaten rasyonel bir varlık olarak kabul edilmek ve rasyonellik adına yargılanmaktan başka bir şey istememektedir. Ahlaklı bir varlık olarak kabul edilmek ve ahlak adına yargılanmak istemektedir. Çünkü ikisi arasında bir fark yoktur. … Sol sağın görevlerini yerine getirmektedir. Sağ da solun görevlerini yerine getirmektedir. Bu olay bir fırıldak oyununa benzemektedir. … Sonuç olarak, bomboş bir toplumsal sahnesinde oynanan kolektif bir dramaturji çıkmaktadır.”

En başa yerleştirdiğimiz resim ne anlama gelmektedir. John’un inciline göre; İsa, yeniden dirildiğine inanmayan şüpheci Thomas’a elini mızrak yarasına daldırmasını ve dirildiğini anlamasını istemektedir. Anlatılan hikaye’ye göre o da daldırıp anlamıştı. İsa ise “esas kutsanmış olanlar, görmeden inananlardır.” demekteydi. Caravaggio ise yaptığı tabloyla anlatılan hikayeyi resmetmiştir. Eğer dikkatli bakarsanız olağandışı birşeyler göreceksinizdir. Bu da son kinaye olsun.

Muhabbetle…

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page