Köşe Yazıları

Eşit = eşit

Arkadaş, “eşit” dendiği anda beynimin içinde tenekeler zangırdıyor. Nasıl iflah olmaz bir anti-eşit hastalığına tutulmuşsam artık… Üstelik bayağıdır nüksetmiyordu ama şu komnistlerlen birleşeli beri tedirginliğim de yok değildi. Eyvah şindi “eşitlik” diyecekler, aman şu basın bildirisine eşitlik yazılmasın, finan.. İnan olsun birisi “eşitlik” dediği anda bende şerit kopuyor. Doktoruma sordum “içemediğin biradan kaynaklanmış olabilir” dedi.

Yaş 17 civarı. Bira içip ÖSS’ye hazırlanıyoruz. Black metalcilikten solculuğa yatay geçiş yapmak üzereyim. Solcu arkadaşlar ağır takılıyolar, Ahmet Telli, Nazım Hikmet, türküler, halaylar, horonlar.. Bir de eşitlik manyaklığı. 4 kişiyiz 5 bira var.[1] “Nasıl paylaşıcaz?” “Eşit.” “Yok, eşit olmasına gerek yok. Siz için fazlasını, ben accık leblebi alayım.” “Yook eşit. Eşit olacak. Sosyalizmde her şey eşit.”

Sosyalizm öğreniyorum, eşitliği kafam almıyor. Eşitliği anlamadan da sosyalizm öğrenilmiyor. “Şindi, iyi, hoş, her şey eşit de.. yani nasıl olcak?” “Çok kolay, yarin yanağından gayrı her şey eşit.” “Tamam da..”

Bunları söyleyenler o zamanın yeni kurulan ÖDP’sinden, Kardeş Türküler yeni çıkmış.

Ben, politiklikten bir kopuş, …kopuş, o kopuş. Sanattı, edebiyattı takılmaca… Ama iş yine politikliğe geliyor, geliyor ama politik olanda bir sıkıntı var. Yıllar sonra Yeşiller’in kalkınma karşıtlığı, anti-parti particiliği, apolitik politika derken, tekrar dalmış bulundum. O ÖDP’nin özgürlükçü solcuları da yolda meğer EDP olmuş ve tekrar geldi, çattı, birleştik. Kaderin cilvesine bak.

Üstelik bu kez eşitlik tenekesini çalanlar bizim cincon Yeşiller’den.. “la olm/kızım, siz ne anlarsınız eşitlikten, o işler ağır işler” diyesim geliyor. Zannedersem, bensiz bir yerlerde bunlar bira içmiş, 5 bira 4 kişi tuzağına düşmüşler. Ama fark; bunlara eşitlik mantığı makul gelmiş. Zaten komnistler değil mi? İnsanı dinden imandan çıkarırlar. Çıkarmışlar.

Onlar imandan çıkmış ama bu eşitlik meselesini ben yıllar evvel çözdüydüm. Dilimden “eşit”i kaldırdım yerine “çeşit”i koydum. Hiç bir şey değişmiyor. Örneğin “insanlar eşittir” yerine “insanlar çeşittir” desek ne hoş. “İnsanlarla hayvanlar çeşittir.” “Herkes hukuk önünde çeşittir.” “Çeşitlik, özgürlük, kardeşlik…” Hem daha bi’ derin. Hem de komik. Komik diyerek daşşak geçmeyiniz, komik olması aslında ne kadar da hakiki olduğunu ispatlıyor.

Her dine eşit mesafede olacakmışız… Her dine çeşit mesafede olsak, olmaz mı? Mesela benim bir arkadaş üç gündür vahiy aldığını söylüyor. Hem de 15 gündür alıyormuş da, ilk kendisi de emin olamamış, anca açık etmiş. Anlattı dinledim. Hoş bi’ din gibi. Şarap, şömine, huri, aşk finan. Aslında basit bir tekerrür havası da yok değil. Zannedersem Ortadoğu’da hep aynı hikayeye varıyoruz. Kendisine müritler arıyor. Anlattığı kadarıyla dininde cehennem yokmuş, o sebeple beni pek sarmadı, bence bir dinde şöyle kımıl kımıl bir cehennem olmalı -ki partiye orada devam edelim. Kaldı ki sermaye olmadan mürit işi de yaş gibime geliyor. Eşit değil de, çeşit yaklaşıp bu garibana bir destek çıksak fena mı olur? Ne de olsa epey azlar ve hatta şindilik tek kişilik bir din.

Eşitliğe neden kıl olduğum da tam anlaşılmıyor. Şahsen bugüne kadar eşitliğin bir halta yaradığına hiç şahit olmadım, hatta hep zarar. Mesela eşitliği en son Ekümenopolis belgeselinde Ali Ağaoğlu’ndan duydum. Rezidans kondurup ocaklarından ettiği Ayazmalı aileler için, onları oradan kovmamanın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu mırıldanıyordu. A, evet. Aslında ne kadar da haklı değil mi?

Eşitlik diyen Fransız ihtilali bile, sonrasında anca, tüm insanları karıncalaştıran mevcut duruma soktu. Geçen yüzyıl Yahudilerin hepsi birbirine eşit olduğundan, eşit eşit öldürüldüler. Enver Paşşa’nın bir benzeri Ermeni komutanlar sebebiyle, tüm Ermeniler eşit sayılıp, eşit eşit öldürüldüler. Pkk’lıların hepsi eşit bir şekilde öldürülmek istendi.

Bence çeşitlik bizde kalsın, eşitliği de Ağaoğlu’nda bırakalım. 2 seneye kadar tarihteki sol örgütler gibi iflas edip, Etiler’de bir tekel bayi işlettiğine sevinmezse namerdim.

Bir de bu eşitliğin yan uzantısı var. O da ilkeli olmak, “ilkelerimiz gereği”, “ilkeler bla bla…” Ne zaman birisi ilkeler üzerinden debdebeli bir laf etse, bende sanki Voltron’un başını oluşturuyormuş gibi bir intibağ uyanıyor. Öylesine büyüleyici bir algı yaratıyor ki, sanki o an dünya; atomlarına ve hatta quartzlarına ayrılıyor, ışık oluyormuşum gibi bir hisse kapılıyorum. Bir sonsuzluk sürüyormuş gibi dursa da, meğer 1 sn sürüyormuş. Sonra “katı olan her şey buharlaşıyor”, “eee” diye sorasım geliyor, “peki şimdi?”

muhabbetle..

 

 


[1] Yanlış anlaşılmasın, bira o zamanlar şimdiki gibi lüks değil. Parasının yarısı da ÖSO/Hizbullah’a gitmiyor. İçiyoruz o vakitler, aksırıncaya, tıksırıncaya kadar içiyoruz… Kaldı ki; ÖSS’de derece de yaptık, kayda geçmeden edemiycim. Artık Rab mi zihin açıklığı verdi? yoksa o zamanın ruh haliyle Slayer mı razı geldi? bilmem.