Dış Köşe

AKP’nin duraklama dönemi – Ahmet İnsel

0

AKP’de iktidar Tayyip Erdoğan merkezli olarak giderek şahsileştiği oranda, yandaşlık ilişkilerinin de çok daha fazla Başbakan merkezli gelişmesi kaçınılmazdır.

Bir şirketin piyasada rakipsiz olmasına iktisatta tekel durumu denir. Şirket fiyatı belirlemekte rekabet durumundan daha serbesttir. Karı yüksektir. Yeni yatırım yapma baskısını daha az hisseder. Ama bu durum şirketin hantallaşmasına, rutin işlerle yetinmesine, yaratıcılığını kaybetmesine yol açar. Rahat kar elde etmenin rehaveti basar.
Söz konusu olan doğal tekel durumu değilse, tekel pozisyonu potansiyel olarak rekabete açıktır. Hantallaşmaya, içine kapanmaya başlayan şirket, etrafındaki yeni gelişmeleri kavramakta zorlanır. Eski alışkanlıklarıyla durumu götürmeye çalışır. Hakim tekel pozisyonunu koruma endişesi düşünce ve davranışına egemen olur.

Güç kullanmak
Bunu tekel pozisyonu yorgunluğu olarak adlandırabiliriz. Siyasetteki karşılığı iktidar yorgunluğudur. Sonuçları orta vadede ortaya çıkacak bir duraklama dönemidir bu. AKP’nin bugünkü durumu, birkaç yıldır etkisi artan biçimde hissedilen böyle bir yorgunluğu ve duraklamayı yansıtıyor. Bu durumun en belirgin tezahürü, asli konularda reformları sürekli ertelemek ve yapılan bazı reformları hakim tekel pozisyonunu korumaya yarayacak önlemler paketine dönüştürmektir. Dolayısıyla güç kullanma eğilimleri çok daha fazla öne çıkar.
Sekiz yıllık bir iktidardan sonra AKP’nin karşısında hâlâ güçlü bir siyasal rakip yok. Bu ise AKP’nin çekirdek kadrosunun kapasite sınırlarının daha açık biçimde ortaya çıkmasına yol açıyor. Siyasal alanda fiili tekel durumunda olmanın pekiştirdiği savunma refleksinin etkilerini siyasal düşün planında daha fazla görüyoruz. Her konuya kendi hakim pozisyonunu tehdit altında görme refleksiyle el atan, buna bağlı olarak saldırganlaşan, çeşitli atamalarda olduğu gibi elindeki gücü suistimal etme eğilimleri ağır basan bir parti var karşımızda. Örneğin YÖK yasa değişikliğinin de seçim sonrasına ertelenmesinin bir nedeni, Gül öncesi atanan son rektörlerin görev süresinin Mayıs 2011’de bitecek olması değil mi?
Kendini iktidara götüren kapasitenin sınırlarına geldiği izlenimi veriyor bugün AKP yönetimi. Yeni katkılardan beslenmiyor veya beslenmek istemiyor. Bunun önemli bir nedeni, yıllarca süren iktidarın, AKP’de kişi merkezli bir otoriter yapı oluşturmuş olması. Bu yapı, ister istemez Erdoğan’ın düşünsel ve fiziki kapasitesiyle sınırlanıyor. Onun etrafında oluşan iktidar kümelenmesinin, Türkiye’yi ve dünyayı neredeyse sadece kendi iktidarlarına ve daha önemlisi şahıslarına yönelik büyük bir komplo olarak algıladıklarına dair işaretler artıyor. Son WikiLeaks konusunda AKP’nin önde gelenlerinin, danışmanlarının sergiledikleri tepki bunun çok açık bir işaretiydi. AKP kurmayları, kendilerini savunma refleksine bütünüyle teslim olup soğukkanlı tahlil yapma yeteneklerini yitirdikleri için, WikiLeaks’in ortaya döktüklerinin aslında kendilerini güçlendirecek bir ABD yönetimi-AKP hükümeti ilişkisi tablosu çizmiş olmasını değerlendirmekten aciz kaldılar. Erdoğan’ın kendini ve esas olarak cumhurbaşkanlığı adaylığını savunma refleksi içinde can havliyle gösterdiği tepkiye hapsoldular. Böylece kendi iç dünyalarına kapandıkları için, düşünme ve analiz etme kapasitelerinin sınırı daha açık ortaya çıktı. Bir halk tabiri bu durumu, insanın aklının dibinin görünmesi olarak tanımlar.

Şeytanla eşanlamlı
Artık azalan randıman devresine girmiş olduğu anlaşılan AKP’de, bu devreye giren her kurumda olduğu gibi, eski reflekslerin giderek daha fazla ortaya çıktığını her fırsatta görüyoruz. 1960’ların Komünizmle Mücadele Derneği veya İlim Yayma Cemiyeti’nin, 1970’lerde MTTB gibi örgütlerin salgıladığı “solcu kafir” refleksini bugün, kendilerini protesto eden öğrencilere karşı, Başbakan başta olmak üzere, AKP yöneticilerinin dillerinde ve gözlerinde okumak zor değil. “Örgüt üyesi” tabirini şeytanla eşanlamlı olarak kullanmaları da.
Kürt sorunu konusunda AKP yöneticilerinin takındığı küskün tavır da siyasal algılarının aşırı şahsileşmesini yansıtıyor. Silahların göreli olarak susmasının üzerinden aylar geçmiş olmasına rağmen, AKP’liler artık treni sallamaya bile tenezzül etmiyorlar. Böylece PKK çevresinin siyasal inisiyatif üstünlüğünü pekiştiriyorlar.
KCK davasında polis içindeki bir çevrenin kendilerine sattığı senaryonun iflas etmiş olmasına rağmen, PKK’nın elini güçlendirerek gelişen duruma boş gözlerle bakıyorlar.
“Solcu kafir” refleksi ağır bastığı için, küçük sol örgüt ve çevrelerin çatı partisi kurma teşebbüslerini, son derece paranoyak bir senaryoyla terör örgütü yapılanmasına bağlayabiliyorlar. Polis içindeki aynı çevrenin bir tür umacı olarak önlerine koyduğu Devrimci Karargah davası aracılığıyla sola karşı duydukları nefreti kusuyorlar. Bulundukları pozisyondan bakınca, bunun rasyonel bir yanı yok. Ama o hakim tekel pozisyonunun en önemli sonuçlarından biri, zaman içinde gerçekle temasın yitirilmesi değil midir?
Bütün dünyayı kendine yönelik bir tehdit olarak algılamanın doğal uzantısı, bu senaryoları dillendirerek iktidardan pay almak isteyenlere de verimli bir fırsat yaratmaktır. AKP’de iktidar Erdoğan merkezli olarak giderek şahsileştiği oranda, yandaşlık ilişkilerinin de çok daha fazla Erdoğan merkezli gelişmesi de kaçınılmazdır. Bunun sonucu, AKP merkezinin eskisinden daha fazla savunma amaçlı Erdoğan’ın etrafında kenetlenmesidir. AKP’ nin salt Erdoğan için çalışan bir aygıta dönüşmesine de yol açar.
AKP’nin şansı, karşısında Türkiye toplumundaki değişim arzusunu anlayamayan ya da buna ayak uyduramayan siyasal rakiplerin yer almasıydı. Bu ona siyasal alanda uzun bir dönem tekel pozisyonu sağladı. Önümüzdeki dönemde bu tekel pozisyonunun yükselen güçlü bir rekabetle sarsılıp sarsılmayacağını bilmiyoruz. Ama İbni Haldun’un bundan 700 yıl önce gözlemlediği tespit, karşısına güçlü siyasal rakipler çıkmasa da, galiba artık AKP için geçerli: Asabiyye kaybı. Onu iktidar yapan o kurucu asabiyyeyi kaybetmeye başlayan AKP, tarihsel atalet sayesinde iktidarda hatırı sayılır bir dönem daha kalmaya devam edebilir. Ama bu dönemde Türkiye sağlarının tarihsel özellikleri çok daha baskın biçimde öne çıkacaktır.
İbni Haldun’un diliyle ifade edersek, iktidar “asabiyye”sinin zayıflaması duraklamaya yol açar. Duraklama sırasında çözülme (“inhitat”) devri özellikleri giderek daha fazla ortaya çıkar. Son referandum sonrası galiba artık böyle bir devirdeyiz.

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.