Yazarlar

“Vatandaş Türkçe konuş”

1950’lerden kalma bir tabirdir bu başlıkta dem vurduğum. Memleket elden
gidiyorcuların bir başka absürd icadıdır başka bir deyişle. Neymiş, 72,5 millet 72,5 lisan konuşuyormuşta olan türkçeye oluyormuş,  Tüm İstanbulu şu başlıkta gördüğünüz ibare yazılı kağıtlarla donatmışlar. Vatandaşa –ne yapacağı hiç belli olmaza – doğru yolu göstertmişler.

Caz festivali kapsamında icra edilen ve benim teşrif edemediğim Cemil Topuzlu Açık Hava Sahnesindeki “Mujeres De Aqua” konseri esnasında Aynur Doğan’a gösterilen ırkçı tepki sonrası aklıma geldi birdenbire bu tabir. Bu bir.

Şu sıralar Yaşar Kemal’in “Bir Ada Hikayesi” üçlemesini okuyorum. 2.kitabın, “Karıncanın Su İçtiği”nin ortalarındayım. Mübadeleyi anlatıyor Yaşar Kemal (hemşehrim olması hasebi ile yazının bundan sonraki kısmında kendisine “dayı” şeklinde hitap edeceğim). Ege’deki bir ada, Karınca Adası mübadele kapsamında boşaltılır. Ayrıntıları geçip anlatmak istediğime geleyim.

Yaşar Dayım insana insanlığını hatırlatıyor okurken. Dağın taşın, dere
tepenin, binbir çiçek binbir kuşun hikayesi insanın bencil hikayesine
dolanıyor. Kahramanlar çıkıyor sonra bir bir ortaya. Adasını terketmeden bir kuytuda saklanan Vasili, arabistan çöllerinden gelip adaya sığınan Poyraz Musa, Sarıkamıştan kurtulduktan sonra memleketi Van’ın terkedilmişliğne hala anlam veremeden Karınca Adasına sığınan Baytar Cemil, denizin içini kendi evinin içi gibi bilen Nişancı Veli, mübadele sırasında derdest edilip gönderildiği yunanistandan yaşına başına bakmadan kaçarak binbir macera ile adasına geri dönen Lena Ana
Birer ikişer artan ada nüfusu
İnsanın bir başka insanla güzelleşmesi
İnsanın doğa ile birlikte yaşadığında çımgışma

Derken derken, tam da Aynur Doğan’a yönelik ırkçı tepkinin hemen ertesinde okuduğum adanın -şimdilik- son konuğu Dengbej Uso ve ailesi. Gelin Dengbej Uso’nun adalılar ile tanışmasını Yaşar Dayımın o bal dökülen kaleminden takip edelim. Bu da iki.

Baytar aldı:

Hun haş hatine, hun Gurmancın, hun tırki nızanın?

Adamın birden gözleri, yüzü değişti, dudaklarına ince bir gülümseme geldi oturdu:

Valla bavo ez Tırkiji dızanım, ez Kurdiji nızanım, ez Zazaki, ez kılame gavne Suryaniji dızanım

Baytar, hoşgeldiniz diyordu, siz Kürtçe bilmiyor musunuz? “Vallahi babam Türkçe de, Kürtçe de, Zazaca da, ben Süryani kavminin destanlarını da biliyorum,” dedi adam.

Haydi öyleyse kalkın da çınarların altına, çeşmenin yanına gidelim. Uyandırın çocukları, Lena Ana, diya Lena, size çorba yaptı. Navete çiye?
Benim adım dengbej Usodur.”
Du dengbej Usoyi?
Ha ben odur işte. Beni hükümet gönderdi yanına Musa Beg Poyrazın. Bu memleketin ağası Musa ağadır, öyle?
Öyle.
Du kiyi?
Ez bayterem.
Baytar navedeye?
Navemin Cemile, baytar doktore hespane…
Ez dızanım, şugulere çiye…

Kadın çocukları uyandırdı, küçüklerin ellerinden tuttu, büyükleri önüne aldı, hep birlikte çınarların altına geldiler. Kadın çocukların yüzlerini yudu. Arkasından da kendi yıkandı. Lenanın verdiği havluyla kurulandı. Uso da uzun uzun yıkandı, kendine geldi. Çocukların gözleri de ardına kadar açılmış, şaşkın, dört bir yana bakıyorlardı.

Ben çorbayı almaya gidiyorum,” dedi Lena.

Vasili, evlerin arasından gözüktü, “Lena Ana,” dedi, “geliyorum, ben de sana yardım edeyim.

Önde Vasili, elinde çorba tenceresi, arkada Lenayla Poyraz, ellerinde sahanlar, kaşıklar, taslar, ekmekler geldiler, hemencecik yer sofrası kuruldu. Baytar, Usoyla oradakileri tanıştırdı.

Nişancı nerde?” diye sordu Poyraz
Ben burdayım,” diye kamışlığın arkasından seslendi Nişancı, “hemen.”

Şalvarının bağını bağlayarak kamışlığın yanındaki çiğirde gözüktü.
Kahvaltıya oturdular, kıtlıktan çıkmışcasına yiyorlar, çocukların kaşıkları uğunurcasına işliyordu.
Kahvaltı boyunca Usonun gözleri Poyrazın üstündeydi. Poyraz da bundan tedirgin oluyordu.
Kahvaltı biter bitmez Uso ayağa fırladı. Poyrazın yanına geldi.

Poyraz Ağa ben seninle konuşmak istiyorum.

Kamışlıktan yana yürüdü. Poyraz da onu izledi. Kamışlığı, ılgınlığı geçtiler. Uso durdu, yöresine fıldır fıldır korkulu gözlerle baktı:

Buralarda kimse yok ya Ağa, buralarda kimse bizi görmeyecek ya?
Görmeyecek.
Öyleyse şu ağaçların altına oturalım.
Oturalım. Dün gece mi geldiniz?
Gün batmıştı.
Nereden?
Sonra anlatırım. Ben bir dengbejim.
O da ne?
Destan söyleyen.”
Nasıl, çok uzun türküler… Gecelerce söylenir, onlardan mı, hangi dilden?
Onlardan da söylerim. Kürtçe… Sıkışırsam, yetmiş iki dilden de söylerim.
Ben kürtçe anlamam ki…
Ben söylersem anlarsın. Kürtçe bilmeye gerek yok.

(Karıncanın Su İçtiği / Bir Ada Hikayesi 2 / Yaşar Kemal / Adam Yayınları / Sayfa: 299 / 300)

Ne demişlerdi 1950’lerde
Vatandaş Türçe konuş
Şimdi biz vatanı ve yurdu ekinde tuttuğu daşları ile birlikte bir kenara bırakalım.
ve “İnsan” diyelim
İnsan, istediğini dilediğin lisanda konuş
canının çektiği türküyü dilediğin lisanda dinle

Hatta bunu söylemekle de yetinmeyelim ve bu dediğimizi hayata geçirelim

İşte benim şu an gönlümden geçenler,

Sizler de yorum bölümüne kendi gönlünüzden geçenleri ekleyebilirsiniz.

anavarza

Ahmedo – Aynur Doğan  (kürtçe)

Kurdi Nizanim – Hakan Vreskala  (kürtçe ve türkçe)

Heyamo – Dalepe Nena  (lazca)

Daymohk – Kardeş Türküler  (çeçence)

Melancholy Man – Moody Blues  (ingilizce)

Beni Sarar Melankoli – Nükhet Duru  (türkçe)

Kategori: Yazarlar