Köşe Yazıları

Transistörlü Nükleer Reaktör İster misiniz?

Nükleer enerjinin ileri teknoloji ürünü olduğunu sananların ya tarih bilgilerini gözden geçirmeleri gerekiyor, ya da ileri teknolojiden anladıkları şeyi.

İleri teknolojinin en büyük hayranı olduğum söylenemez, ama 21. yüzyılda genetik biliminin başarılarını, nanoteknolojiyi, tıptaki görüntüleme yöntemlerini, elektromanyetik dalgalarla iletişim sistemlerini, yapay zekayı ve bilgisayarların geldiği noktayı görüp de nükleer enerji üretimini ileri teknoloji saymanın tuhaflığını farketmek için teknoloji dehası olmaya gerek yok.

Bir düşünürün dediği gibi nükleer reaktörler, su kaynatmanın en mantıksız yoludur. Oysa bir nükleer reaktörün temelde su kaynatmak dışında bir şey yapmadığını farketmek çoğu insanı şaşırtıyor. İnsanların kafalarında canlanan nükleer reaktörlerde herhalde bir mercimek tanesi büyüklüğündeki uranyum elementi kendi içinde sürekli bölünüyor ve bu tepkime sonucunda üretilen elektrik enerjisi doğrudan şebekeye veriliyor olsa gerek. Bu tür bir sınırsız enerji kaynağı düşünün çocukça olması bir yana, eğer nükleer tepkime bu kadar kapalı bir sistem içinde gerçekleşseydi, atom bombası denen şeyin uranyum ve pluttonyum gibi elementlerin başka bir özelliğinden kaynaklanıyor olması gerekirdi. Oysa acı gerçek şu ki, atom bombasını, yani yeryüzünün en yıkıcı patlamasını mümkün kılan nükleer reaksiyonla, nükleer reaktörlerde elektrik üretmekte kullanılan reaksiyon aynı. Aralarındaki tek fark, ilkinde kontrolsuz bir şekilde zincirileme süren ve patlamayla sonuçlanan reaksiyonun, ikincisinde soğutucu ve yavaşlatıcı ortamlar kullanılarak denetim altında tutulması. Denetim altında tutamazasanız nükleer reaktör zaten dev bir bombaya dönüşüyor. Çernobil bu demek.

Nükleer reaktörler çok kabaca şöyle çalışıyor: Reaktörün kalbi denen bölümde çubuk şeklinde uranyum yakıtının doldurulduğu bir yakıt bölümü var. Burada tonlarca uranyum bulunuyor. Yakıt sürekli yenileniyor, her yıl yüzlerce ton uranyum dolduruluyor buraya. Tıpkı bir kazanı kömürle besler gibi. Nükleer reaksiyon, yani uranyum çekirdeklerinin parçalanması ile büyük miktarda ısı açığa çıkıyor, bu ısı da su bölmesindeki suyu kaynatıyor ve su buharının türbini döndürmesiyle elektrik enerjisi üretiliyor. Isının suyu kaynatmasından itibaren işlemin herhangi bir kömürlü termik santraldan mantık olarak bir farkı yok. Tek fark kömürü yakıyorsunuz, uranyumun ise çekirdeğini parçalayarak ısı oluşturuyorsunuz. Nükleer reaktörün kalbindeki en kritik bölümler, bu reaksiyonun sınırlanmasını ve ısının çok artmamasını sağlayan yavaşlatıcılar ve soğutucular. Bunlar da yine su, ağır su, karbon grafitleri vb. oluyor.

Çekirdeğin parçalanması ilk kez 1936’da gerçekleştirildi. Yani bundan yetmiş yıl önce. Bomba üretimi on yıl içinde, elektrik üretimi yirmi yıl içinde başarıldı. O zamandan bu yana nükleer enerji yoluyla elektrik üretiminde bazı ilerlemeler oldu, ama bugün dünyada elektrik üretiminde kullanılan reaktörlerin büyük çoğunluğu ikinci kuşak denen ve 1960’larda geliştirilen modellerden oluşuyor. İşin komiği Türkiye’ye yeni teknolojiye sahip reaktör kurulacağını sananların bunun farkında olmaması. İhale şartnamesinde de belirtildiği gibi, nükleer santral yapılırsa bu denenmiş bir reaktör modeli olacak. Yani ikinci kuşak olmak zorunda. Çünkü üçüncü kuşak reaktör denen model daha yeni teknoloji, dünyada bir elin parmaklarından az sayıda var ve denenmiş falan değil. Nükleer mühendislik okuyan öğrencilerin çok sevdiği dördüncü kuşak reaktörler ise henüz hayal aşamasında. 2060’dan önce üretime geçmesi beklenmiyor.

Demek ki neymiş? Çok ileri teknoloji olduğu sanılan nükleer reaktörlerin bugün kullanılan modelleri (bazı ufak tefek tasarım ve güvenlik iyileştirmeleri yapılmış olmakla beraber) 60’ların, bilemediniz 70’lerin modelleriymiş. Herkes arkasına yaslanıp 1960-70 model otomobilleri, tüplü televizyonları, transistörlü radyoları, DC-9 uçakları gözünün önünde canlandırabilir.

Nükleer reaktörler ne kadar ileri teknolojiymiş değil mi?

Teknoloji hayranlığının da bir ölçüsü olmalı diyorum. İleri teknolojiyi savunmak bana mı düşmeliydi?