Yazarlar

Toplumsal adalet için kadın mücadelesi – Sevil Turan

0

Kadınların dayanışma ve mücadele günündeyiz. Her 40 saatte bir kadının öldürüldüğü ülkemizde, bu 24 saatten tek istediğim,  kadınların çığlıklarının,  sadece özgürlük için yükselmesi.

Bunu, bir günde kadınların özgür olmayacağını, sokakta olmaktan dolayı yadırganmaktan muaf olunmayacağını, emek sömürüsünün ve  şiddetin kurbanı olmaktan kurtulunmayacağını bilerek söylüyorum. Kız çocuğu, genç kız ve kadın olmanın ne anlama geldiğini oldukça keskin olarak öğreten sistem, bütün bu adaletsizliklere karşı  nasıl kafa tutacağımızı da öğretti biz kadınlara, sağolsun.

Benim mücadelem kadın olduğum için başlamıştı. Bütün ayrımların farkına varmam kadın olmamdandı.

****

Kadınların bedeni toplumun malı oluyor; siyasetçiler, sözde temsiliyet sistemine dayanarak siyasi erk alanlarını kadın bedeni üzerinden oluşturuyorlar, tacizi ve tecavüzü dolaylı olarak meşrulaştırıyorlar. Kadın meselelerinden Aile ve Sosyal İşler Bakanlığı sorumlu oluyor, erkek egemen cinsiyet anlayışının savunucusu olan Bakanlık, sözünü sakınmadan farklı cinsel yönelime  sahip bireyleri hedef gösteriyor ve nasıl kadın olunacağına, kaç çocuk doğurulucağına dair nasihatlar veriyor.

Her 40 saatte bir kadın öldürülürken Meclis’in % 85,5 sandalyesini erkekler işgal ediyor, ölümlere karşı sessizlikleri ile kadınların yerinin neresi olduklarını onaylıyor, birbirlerinin adamlıklarını sınıyorlar.

Kadınlar ülke ve dünya çapında zaman zaman da kutsanıyor, tecavüze uğrayıp öldürüldükleri için “Uluslararası Cesur Kadınlar” ödülüne layık görülüyor, öldürülmedikleri zaman da militarist erkek egemen sisteme kurban verdikleri çocukları için onore ediliyor.

Kadınları onurlandırmak için, savaşlara ve ölümlere ihtiyaç duyan hükümetler, bu uğurda doğaya hunharca davranabiliyor. Kadınların sömürüldükleri endüstriyel sistemi besleyen enerji ihtiyacı için, ekosistem dengesine ve halkın iradesine bakılmaksızın yaşam alanlarına müdahale ediliyor. İnsanlar göç ettiriliyor; temiz hava ve suya erişim hakları ellerinden alınıyor.

Hiçbir alanda fırsat eşitliği sağlanamamış kadınlar, toplumsal rolleri itibari ile çevre kirliliklerinden, iklim göçlerinden ve felaketlerinden daha fazla etkileniyorlar. Kadınların eşit şekilde yararlanamadığı iletişim teknolojileri,  ulaşım araçları ve diğer sosyal imkanları erkekler daha rahat kullandığı için, kadınlardan daha fazla enerji tüketiyor. Ama iklim değişikliği ve enerji politikalarındaki karar mekanizmalarına kadınların katılımı sınırlı tutuluyor. Bütün bunlara rağmen, çevre kirliliği nedeniyle, ev idaresi ve ailenin bakımını sağlamakla yükümlü kadına ek işler yükleniyor. Üstüne bir de devlet, enerji politikasını cinsiyetçi Enerji Hanımlar ile piyasaya sürüyor.

Üretim süreçlerinin görünmez ve ucuz iş gücü olan ve toplumsal cinsiyet rollerinin dayattığı ağır iş yükü altında kalan kadınlar mevcut iktisadi düzenin kurbanı oluyor.

Büyüme oranları ile Türkiye ekonomisi parlatılmaya devam edilirken, temel haklardan yararlanma  ve kaynaklara erişimde oranlar eşit bir dağılım göstermiyor. Eğitim ve sağlık gibi temel haklara erişemeyen kadınlar, yaşadıkları fırsat eşitsizliklerinden dolayı bir kez daha mağdur hale düşürülüyor, düşük maaşlarla kayıt dışı sektörlerde, güvencesiz şekilde çalıştırılıyor.

Türkiye’de okuma yazma bilmeyen her 5 kişiden dördü kadın ve bu oran nüfusun %15,8’ini oluşturuyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı ise %30’larla sınırlı kalıyor. Çünkü kadınlar çocuk bakımı ve ev işleri ile yükümlü tutuluyor. Mevcut iktisadi düzenin getirdiği kentleşmeye bağlı olarak kadınların ev hapisliği ve birey yerine ailenin bir parçası olma rolü perçinleniyor. Kadınlar, bir yurttaş olarak eşit bir şekilde temel haklarını kullanamazken, bu durum diğer yandan kadınların ekonomik sistemden dışlanmasına ya da sömürülmesine neden oluyor.

******

Toplumsal adaletsizlikler her yönü ile en çok kadınları vuruyor. Adaletsiz erkek egemen düzen,  emek sömürüsü, şiddet ve ayrımcılık karşısında kadınların uğradığı zülmü katlıyor. Bu anlamda, her alanda uygulanması gereken toplumsal cinsiyet odaklı politikaları, 4A’nın da temellerinden biri olması gerekiyor.

Kadınların mücadelesi iktisadi adalet, çevre ve iklim adaleti, tanınma adaleti ve katılım adaleti yani 4A’nın sağlanması ile güçlenecektir.

Kadınların kendilerini geliştirecekleri araçların sağlanması ve yaygınlaştırılması, çalışma koşullarının kadınların ihtiyaçlarını göz önüne alacak şekilde düzenlenmesi ve bu konuda gerekli yasal düzenleme ve yaptırımların uygulanması gerekmektedir. Kamu hizmeti ya da sübvansiyonlu olarak çocuk bakım programlarının geliştirilmesi ile kadınların iş gücüne katılımı oranında büyük artış sağlanabilir. Bu anlamda, merkezi idari yapılar yerine yerel ve konunun öznelerinin söz sahibi olacağı yapılanmaların önü açılmalıdır. Belediyelerin hizmetlerini kadınların ihtiyaçları ve toplumsal eşitsizliği giderecek şekilde düzenlemesi ve gerekli sosyal destekler ile gelir adaletsizliğini önleyici tedbirler alması gerekmektedir.

Kamu harcamaları toplumsal cinsiyet eşitliği temel alınarak yapılmalı, kadın örgütlerinin dahil olacağı bağımsız izleme ve denetleme mekanizmalarının önünün açılması gerekmektedir.

Eşit yurttaşlık kapsamında sosyal, siyasi ve sivil hakların herkes için ulaşılabilir şekilde düzenlenmelidir.

Günlük hayatta cinsiyetçilik üzerinden yaşanan ayrımcılıkların ve şiddetin engellenmesi için gerekli yasal düzenlemelerin en kısa sürede hayata geçirilmesi gerekmektedir. Anayasal yurttaşlık kapsamında ailenin parçası olarak değil, bir birey olarak kadının statüsünün güçlendirilmelidir.

Kadınların aktif olarak siyaset yapmadığı bir toplumun dönüşümü mümkün değildir. Kadın milletvekili oranının  %14 olduğu bir mecliste tanınma ve katılım adaletinin olduğunu söylemek mümkün değil. Kadınların siyaset yapması için cinsiyetçi ve ayrımcı  sistemin yarattığı tüm zorluklar karşısında alternatif sunmak gerekiyor. Bu nedenle siyasi karar alma mekanizmalarına toplumun tüm kesimlerinin eşit katılımını sağlayacak kotalar uygulanması gerekiyor. Kotalar, sadece pozitif ayrımcılık olarak gerekli değil temsiliyetin eşitliğini sağlamak ve eşit olmayan koşulları değiştirmek için vazgeçilmezdir.

Kadın mücadelesinin geldiği noktada artık militarist erkek egemen sistemin kuralları ile eşitlik mücadelesi verilmiyor. Kadın hareketi barış cephesinden siyasetin taşıyıcısı oluyor. Hak ve söz istemek için rüştünü ispat etmesinin beklenildiği kadınlar artık çocuklarını savaşa kurban eden anne, cephe ardında savaşan kahraman kadın olarak söz ve haklarını istemiyor. Barışın kadınları olarak özgürlük, eşitlik ve onurlu bir yaşam istiyor, mücadele ediyor. Bu mücadele ile savaşın annelerinin çığlıkları ve gözyaşları yerine barışın kadınlarının sesi yükseltiliyor.

Kadın olduğum için başlamıştı mücadelem. Yolda gördüğüm dostlar sayesinde de anladım ki kadınların mücadelesi toplumun kurtuluşu olacak.

Pınar Selek ve onunla beraber adalet mücadelesi veren kadınlara, VAKAD’lı, KESK’li kadınlara, tutuklu genç kadın öğrencilere, cumartesi annelerine, Bayram Sokağı’nda polis şiddetine maruz kalan kadınlara, emek ve özgürlük mücadelesi veren tüm umudun kadınlarına,

Mücadele günümüz kutlu olsun…

 

 

Sevil Turan
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüsü

Kategori: Yazarlar

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.