Köşe Yazıları

Suruç – Sergen Sucu

0

Bir düşü gerçekleştirmek için Kobane’ye gittiler koca yüreği temiz çocuklar. Beraber savaştılar ve beraber inşa edeceklerdi Alevisi, Sunnisi, Süryanisi, Çerkezi, Türkü, Kürdü, Ezidisi Ateisti Müslümanı.

50

Hepsinin en büyük ortak özelliği yaşam savunucusu olmalarıydı. Bu özellikleri Kobaneyi insan merkezli değil yaşam merkezli inşa etmelerini sağlıyordu. Kobaneyi inşaya giderken ilk amaçları şehirde bir şehitlik ormanı kurmaktı çünkü Daiş canlı olan her şeyi katletmiş bölge de binlerce zeytinlik olmasına ağacın olmasına rağmen tek bir tanesinden eser dahi yoktu.

Genç arkadaşlarım bir yandan da Arnavut kökenli şehit Rıfat Horuz’un yani Heval Karker’in başlattığı ve geçtiğimiz haftalarda Daiş’in, Kobane’ye yapmış olduğu intihar saldırısı sonucu ölümü ile yarım kalan savaş müzesinin yapımına devam edeceklerdi. Tıpkı Rıfat arkadaş gibi havan toplarının kalıntılarını insanlığın utanması için yeşertip dönüştüreceklerdi. Artık onlar bir savaş unsuru değil, tarihin birer görseli ve ders kaynağı olacaktı.

Heval Karker

Heval Karker’in başlattığı ve geçtiğimiz haftalarda Daiş’in, Kobane’ye yapmış olduğu intihar saldırısı sonucu ölümü ile yarım kalan savaş müzesi

Bu kadar temiz bir zihniyetle Suruç’a gittiler. Yola çıktıkları andan itibaren MİT tarafından takip edilip, Suruç’a girdiklerinde de üzerleri arandı ve kimlik taramaları yapıldı. Çünkü onlar kimlik tarayanlardan çok farklıydı. Gençler yaşam diyordu. Kimliklerini kontrol edenler Daiş’in iktidarlığını yapanların maşası, ölümün gözlemcisi güvenliğin güçleriydi. Hepsi çok güzeldi, çok iyiydi, heyecanlıydı çünkü düşleri gerçek oluyordu. Türkiye’de istedikleri bir yaşamı Rojava’da kurma fırsatını yakalamışlardı. Neyse oyuncak vardı çantalarında, boyalar, kâğıt çizgi romanlar. Travma altındaki çocukların rüyasındaki her şey vardı yanlarında. Amara Kültür Merkezine geldiklerinde etraflarını çocuklar sardı ve gözlerindeki mutluluğu anlatmak hiçte zor olmasa gerek.

Kahvaltılar yapıldı. Hoş, güzel herkesin yüzü gülüyor,neşeli bir sofra genç ve dinamik aynı zamanda. Sıra basın açıklamasına geldi. 250 civarında canla birlikte basın açıklaması yapılırken büyük bir sesle savruldu yoldaşlar. Fırladı her biri bir kenara ne olduğunu anlayamadan. Orada ölümsüzleşti 20’si. Yaralılar çok, ağlayan “Havar havar” diyen bir sürü can. Alev içinde yanmış vücutlar.

52

Ortalık kan revan çığlık, sanki dünya oraya yıkılmıştı. Patlama olmadan bir gün evvel telefonda konuşuyorduk, “Heval Sergen, sen çer çöp işleri için gelsene Suruç’a.Belki burada kurarız ilk tıbbi bitkiler bahçesini” diyerek. Cudi, Lice ve Akkuyu yangınlarından ötürü bozulmuş moralimi düzeltmeye çalışıyorlardı bir yandan.

Evet, düşlerimizin gerçekleştiğini, AKP ve iktidarı olduğu katliamcı, tecavüzcü, acımasız Daiş zihniyetinin kara oyunları yüzünden göremeyeceksiniz belki ama, sizden parçalar var Suruç’ta, Kobane’de. Devrimin pratiğini, düşümüzün gerçekleştiğini anlatacak akan her damla kan size. Rojava, Paramaz’ın ve Ari’nin ruhu ile Daiş’i temizledi topraklarından. Şimdi Ezgi, Uğur ve Heval Karker’in ruhu ile inşa edilmeye devam edecektir.

Yazarken dahi tutamıyorum kendimi, göz yaşlarımı ama gün ağlama günü değil. Çünkü ölümsüzleşen yoldaşlarım da böyle düşünüyorlardır eminim. Gün haykırma, sokağa çıkıp demokratik eylemin zulme, katliama baş kaldırma günüdür. Zılgıtlarla çığlıklarla sokağa çıkma vakti ve örgütlenip kan emicilerle mücadele etme vakti çoktan geldi.

Vakit geçmeden daha gençler ve düşler ölmeden harekete geçmeliyiz yitirdiğimiz canlar için…

55. Sergen Sucu

 

Sergen Sucu

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.