Köşe Yazıları

PKK değil, KCK değil, Kürt sorunu

0
blank

Kürt sorununu bir güvenlik sorunu olarak gören devlet zihniyeti aslında hiç ortadan kaybolmamıştı. Milliyetçi, muhafazakar, islamcı, Kemalist, liberal veya sosyal demokrat versiyonlarıyla yıllardır Türkiye’yi yöneten anlayışın bütünü meseleyi terör sorunu olarak adlandırmakta ortaklaştı. Demokratik açılım adı verilen yeni  yaklaşımın bu kadar heyecan yaratması, aslında Kürt sorununa bir güvenlik sorunu olarak değil bir demokrasi sorunu olarak bakılacağına dair yarattığı umut nedeniyledir. Ama bu yeni açılım, siyasi analistlere göre, milliyetçi tabanı kızdıran Habur olayı nedeniyle daha ilk dakikalarda durdurulmuş, KCK operasyonlarıyla da marjinalize edilmiştir.

Habur olayı “teröristlerin dağdan indirilmesi” girişimi olduğuna göre, güvenlik konseptinden çıkış olduğu umut edilen, adı üzerinde “demokratik” çözüme vurgu yapan açılım süreci de, aslında başından beri öncelikle “terörle mücadeleye” dair bir şey demektir. KCK, PKK’nin şehir yapılanması olarak tanımlandığına, KCK davasındaki suçlamalar da “PKK ile organik ilişki” iddiasından ibaret olduğuna göre, hükümetin ilgi odağı hâlâ, neredeyse tamamen PKK demektir. Zaten hükümete yakın yorumcular da meseleyi böyle okuyorlar. İmralı ile görüşme, Kandille pazarlık, balıkçıdan gelen haberler vb. hep buna işaret ediyor. Hükümetin yaptığı şey Kürt sorununun çözümü için bir halkın (ya da dilerseniz bir etnik grubun, bölge insanının vb.) meşru taleplerine cavap aramak değil. Bu halk adına 30 yıldır silahlı mücadele yürüten bir örgütü, bu örgüte olan desteği ve onun silahsız kanatlarını nasıl ortadan kaldırırız diye kafa yoruyorlar. Bu örgüt niye var sorusunu ise ancak örgütü ortadan kaldırmak için işe yarar bir veri sağlayacaksa soruyorlar. Yani ilk başta umutla desteklediğimiz demokratik açılım ne yazık ki eski konseptin dışına çıkamamıştır. Dün ilk duruşması yapılan KCK davasının da üzerine tüy diktiği gerçek galiba bundan ibarettir. Geçmiş olsun!

Öte yandan 2007’de yapılan son genel seçimden bu yana konuyla ilgili bayağı bir yol alındığını görmezden gelemeyiz. DTP (BDP)’nin Meclis’te grup kurmasının engellenmemesi, Kürtçe televizyon kurulması ve devletin PKK ile görüşmesinin tabu olmaktan çıkarılması önemli gelişmeler. Ama bizden bunlara şükretmemiz isteniyor, ya da her eleştiride Diyarbakır cezaevinin artık olmadığı ima edilerek neredeyse gözdağı veriliyorsa, çözüme çok yakın olduğumuzu da hayal etmemeliyiz. Benim izlenimim AKP’nin 2011 genel seçimlerine kadar Kürt sorununu bugün olduğu noktada tutmaya çalışacağıdır. Yani AKP muhtemelen çözüm yolunda fazla bir şey yapmayarak milliyetçi oyları, açılımdan tamamen vazgeçmeyerek de Kürt illerindeki oyları kaybetmemeye çalışacaktır. Ne yazık ki AKP’nin ateşkesten de, ateşkesin bozulmasından da çıkarı var. Eğer AKP’nin işine yarayan sadece barış  olsaydı, herhalde işimiz daha kolay olurdu.

Kürt sorununun adil ve kalıcı çözümü için sorunu çözmek isteyenlerin PKK’yi bitirme planlarıyla oyalanmak yerine Kürt sorununu çözmekle ilgilenmesi gerekiyor. Eksiksiz demokrasiden, bölgesel özerklikten ve Türkiye’nin (ve elbette öncelikle devletin) tarihiyle yüzleşmesinden oluşan kapsamlı bir barış sürecine ihtiyaç var. Devlet seçilmiş Kürt yöneticileri hapse tıkarak kartları elinde tutmak istiyor. Bizimse artık elimizdeki bütün kartları masaya açmamızın zamanı geldi.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.