Editörün SeçtikleriKoronavirüs SalgınıKültür-SanatManşetTürkiye

[Pandeminin üvey evlatları-2] Cadde sinemalarının son demi

0

Dosya Haber: Murat Bayar

*

“Mustafa Kemal Atatürk’ün 3 Aralık 1930’da, Afet İnan, Makbule Hanım ve Şükrü Kaya ile birlikte Elhamra Sineması’nda başlayan film sevgisinın, sonrasında, Çankaya’da devam ettiği biliniyor. Atatürk’ün sinemaya ve sanata verdiği önemle, onun döneminde Türkiye’de sinemaya gitmek bir prestij unsuru kabul edilirdi.

Sait Faik’in sözleriyle; “Yoksullar için ‘Her akşam sinemaya gitmek’ Beyoğlu’da bir apartman sahibi olmakla eş değer bir hayal, bir zenginlik düşüdür.”

Caddedeki Elhamra ve Alkazar ile birlikte Melek Sineması (sonradan adı Emek oldu), Cumhuriyet’in ilk yıllarında açılan ve Avrupa’nın en çağdaş sinemaları olarak kabul edilirdi.

1950 ve 1960’larda, bu salonların tüm koltukları sezon başında topluca satılırdı.”

Başta ABD ve AB ülkelerinde, sinema yıldızlarının satın alarak, devletin ise fonlarla destekleği cadde sinemaları Türkiye’de kapsama alanına girmeyince, 60’ların ortalarında yanyana ve karşılıklı dizilen salonlardaki bu kültürle birlikte, sinema da yok oluyor.

Cadde sinemalarını, ilk olarak bu mekanlarda 55 yıldır makinistlik yapan Ali Koçoğlu’yla konuşuyoruz.

Koçoğlu: Sinema, sinemada izlenir

Makinist Ali Koçoğlu’nun mesleğe başladığı 1965’te sadece İstanbul’da sayısı, 1.250’yu bulan cadde sinemasından, bugün “İstanbul Sinema Müzesi” yapılan Atlas dışında bir elin parmağı kadar salon kaldı.

Bağımsız filmlerin adresi Beyoğlu Beyoğlu, Kadıköy Kadıköy ve Ankara Büyülüfener salonları ise bir kader çizgisinde.

Cinemajestik Makinisti Koçoğlu, 55 yıl önce Malatya Arapkir’de henüz bir ilkokul öğrencisiyken Kaynarca sinemasının bobinlerini sararak başlamış mesleğe. İstanbul’a geldiğinde, Kulüp, Yeni, Turan, Saray sinemalarının olduğunu, sinemaların karşılıklı ve yan yana konumlandığını anlatıyor.

Koçoğlu, mesleğe İstanbul’da Kulüp Sineması’nda başlamış. Film makinasındaki en küçük bir tersliği sesinden anlarmış:

“Camın arkasında durur, ‘gözüm perdede, kulağım bobinin sesinde’ film kesilmesin diye ümit ederdim. Yine de bazen film yanardı, hemen musluğu açar, makasla müdahale ederdim. Geç kalırsanız önce film, ardından mekan yanabilir. Ne kadar kibar davranırsanız, film o kadar çok izlenebilirdi”

Fitaş’a geçtiğinde artık kömürlü sisteme geçilmiş:

“Basın gösterimine gelen, eleştirmen Atilla Dorsay ampermetreyi yükseltmemi isterdi. Filmin bir tarafı karanlık olunca, müdahale gerekiyordu. Ve 60’tan 80 dereceye getirerek filmin daha aydınlık olmasını sağlardım.”

Türkiye’de toplam 3 bin sinema salonu varken, İstanbul’da o dönemde 750 tane kışlık, 500 tane de yazlık sinema olduğunu anlatıyor Koçoğlu. Halit Refiğ’in yönetmenliğini yaptığı “Bir Türke Gönül Verdim” ise izlediği ilk film.

Cinemajestik ekibi.

Cinema Paradiso’yu “Bizi anlattığı için çok sevdim” diye anlatırken, aralıksız beş ay oynattığı Eşkiya’nın; 8 ay oynattığı Çağrı’nın, Yılmaz Güney’in Sürü ve Arkadaş filmlerinin de meslek hayatında çok özel bir yerinin olduğunu belirtiyor.Sinemanın sinemada seyredilmesi gerektiğini belirten Koçoğlu, Cinemajestik’ta her izleyiciyi “Hoşgeldiniz, iyi ki varsınız” diye karşılıyor.

Mehmet Navroz: Hiç bu kadar yalnız hissetmemiştik

Ali Koçoğlu gibi SİYAD’tan “Emek Ödülü” alan isimlerden Mehmet Navroz, sinemaya 23 yılını vermiş. Beyoğlu Beyoğlu Sineması’nı yuvası, 35 mm’lik makara ve makineleri ise bir parçası gibi görüyor:

“Beyoğlu Beyoğlu bağımsız bir sinemaydı. Toplum için bir kültür yuvası, bir okuldu. Oradaki öğretmenlerden biri de ben, Mehmet Navroz’dum. Yanımızdan geçerken selam vermeseler de, bazı isimlerle birlikteydik.”

AVM’lerdeki sinemaların bağımsız filmlere yer vermediğini; bağımsız film yapımcılarının da sinemaseverlerin de cadde sinemalarının açık kalmasını istediğini söyleyen Navroz, halkın kapanma riskiyle yüz yüze olan Beyoğlu Beyoğlu’na sahip çıkması gerektiğine işaret ediyor:

Bunu ancak tüm toplumla el birliğiyle engelleyebiliriz..1,5 yıldır tüm pandemi döneminde sinema kapalı kaldı, biz de işsiz. Beyoğlu Sineması’nın sahibi Utku Övetürk kültür sanatı yaşatmak için özveriyle mücadelesini veriyor.”

Film eleştirmeni Ömür Gedik’in, Beyoğlu Sineması ile ilgili “Koltukları kötü, AVM ile niye aynı parayı vereyim” sözlerine ise çok kırılmışlar: Bunun koltuğu kırık, perdesi lekeli demeden sahip çıkmak gerekir. Hiç kimse destek çıkmadı.”

Kültür Bakanlığı bazı salonlara 100 bin liralık hibe yaparken, ne Beyoğlu Sineması ne de sinemanın kapalı kaldığı 18 ay boyunca çalışanlar tek kuruş destek ve yardım almamış. Bazı sinema emekçileri farklı işlere yönelirken, kendisi aşık olduğu sinemadan başka bir yere de gidememiş.

Söz konusu Beyoğlu ve bağımsız sinema olunca da, ne projelere, ne de desteklere dahil edilmediklerini anlatıyor: “Hiç bu kadar yalnız ve zor duruma düşmemiştim. Devlet sinema emekçisini yok saydı.”

 Fırat Dilbaz: Bağımsız sinemalar Anadolu’da da kapanıyor

Cinemajestik Sineması İşletme Müdürü Fırat Dilbaz, önce Türkiye’de, ardından Amerika’da sinema eğitimi almış bir sinema aşığı. Bağımsız sinemaların Anadolu’da da kapandığına dikkat çeken Dilbaz, Avrupa ve Asya’nın pandemi sürecini iyi yönetirken, Türkiye’de Netflix benzerii dijital platformların da sektörü olumsuz etkilediğini; yerli filmlerle birlikte bağımsız filmlerin de yok edildiğini ifade ediyor:

“Futboldaki gibi, tek yerli oyuncu oynamadığı gibi, tek bir yerli film üretilmeyecek.”

Senaryo da yazan Dilbaz, pandemiyle birlikte sinema adına korkmaya başladığını kaydediyor.

Çocukluğundan beri tüm hayatı sinema salonlarında geçen Fırat Dilbaz, bazen yapımcı, bazen dağıtımcı ve bazen de senarist şapkalarıyla sinemaya hizmet vermiş.

Netflix’te de kendini tekrar eden filmler döneminin başladığına işaret eden Dilbaz’ın yeni dönem sinema filmleri kalitesiyle ilgili tespiti şöyle: “Rekabet azalınca kalite her yerde düşüyor.”

 Şahin Dilbaz: Cinemajestik’i alıp nargile salonu yapmak istediler

Cinemajestik Sinemasının sahibi Şahin Dilbaz ise AVM kültürünün, cadde sinemasına darbe vurduğu görüşünde: Dede mesleği sinemada ben üçüncü kuşağım. AVM sinemaları her sokakta açılırken, Beyoğlu ciddi bir sıkıntı içindeydi.”

Açılan AVM sayısının artmasının, butik sinemayı sekteye uğrattığını savunan, Şahin Dilbaz Cinemajestik’i ayakta tutmak için önce kredi çekmiş, ödeyemeyince evini ipotek etmiş.

Kentin ortasında dip dibe açılan AVM kaosunun bütün bir yaşamı ve kültürü olumsuz etkilediğini anlatan Dilbaz, pandemi döneminde, tüm çalışanlara ücretsiz izin verip, elektrik ve bina masrafları için bankadan kredi çekmiş. Krediyi ödeyemez duruma düşünce de ipotekler başlamış.

Sinemanın “gönül işi” olduğunu belirten Dilbaz, üç kuşaktır ayakta tuttuğu sinemada teslim bayrağını çekmemeye çalışıyor:

Yaklaşık 10 yıldır, Beyoğlu’nda Arap kültürü hakim olmaya başladı. Cinemajestik’i yerli ve Arap yatırımcılar, tüm binayı nargile salonuna çevirmek üzere almak istediler, ancak satmadık. Kapalı kaldığımız dönemde kiraya da vermedik. Ayakta durmaya çalışıyoruz.”

 ‘Kapalı salonda sıfır KDV ne işe yarar?’

15 yıl önce İstanbul’a rağbet eden turistlerin Avrupa’dan geldiğini anlatan Dilbaz, caddedeki kültürel değişime dikkat çekiyor: “15 yıl önce İstanbul’daki Batılı turist, önce sinemaya gelirdi. Son 15 yıldır sinema salonumuza tek bir Arap turist gelmedi.”

Kültür Bakanlığı’nın, sinemaların kapalı olduğu mayıs ayında biletlerden sıfır KDV alınacağı açıklamasının bir teşvik olarak duyurulduğunu, ancak kapalı olan salonda sıfır KDV’nin mantığının olmadığını belirten Dilbaz, AB ülkelerinde sinema için özel bir fon oluşturarak, destek verildiğini, verginin hiç alınmadığını hatırlatıyor.

Şahin Dilbaz, özellikle bağımsız sinemayı kendi öz kültürünü ayakta tutmak isteyen devletlerin desteklediğini kaydediyor; tarihi binalardan 2019’a kadar alınmayan, bina vergisinin, yine tarihi bina kabul edilen Cinemajestik’ten iki yıldır alındığını belirterek, zamanlamaya işaret ediyor.

Yaşanan gelişmelerin ise gelecekle ilgili cadde sinemasını karamsarlığa sevk ettiği kanısında: “Beyoğlu’ndaki binalar için ekstra yüzde 45 bina vergisi daha geleceği duyuruldu. Destek beklerken, ekstra vergi gelirse yıkılırız. Önümüzü göremiyoruz. Sadece, ayakta kalmaya çalışacağız.”

Kocadağ: Gönül işi olmasa…!

“Cadde sinemasının romantizmi, değişen piyasa koşullarına ayak uyduramadı.” Bu sözler, bağımsız sinemanın üç önemli temsilcisinden Kadıköy Sineması’nın sahibi Funda Kocadağ’a ait:

“55 yıllık aile işletmesi olmasak, bu işe gönül vermesek, işler bizim içinde o kadar kolay değil. Birçok salon yok olup, giderken, çok büyük bir özveriyle ayakta duruyoruz.”

Bir zamanlar Bahariye’de adım başı sinema salonu varken, bugün Kadıköy ilçesinde sadece Kadıköy Sineması’nı görebiliyorsunuz.

Gelecekle ilgili, “Kolay bir dönem olmayacak” diyen Kocadağ, AB ve ABD’ye göre, Türkiye’deki salonların bu dönem, daha boş geçtiğini istatistiki olarak ortaya koyuyor. Açılışın, önümüzdeki temmuz- ağustos ve eylül dönemine kaldığına işaret ediyor: “Çok büyük beklenti içinde değiliz.”

Fevzi Genç: Değerler değişiyor!

SİSAY (Sinema Salonu Yatırımcıları Derneği) Genel Sekreteri Fevzi Genç, Şırnak’ta mütevazı şartlarda salonu açan esnaf sinemacıdan, uluslararası büyük sermayeye kadar, Türkiye’deki hemen hemen tüm salonların derneği olduklarını ifade ediyor.

Genç, çarpık şehirleşmenin ürünü AVM’lerin yansımasının kendini sinemalarda da gösterdiğini, Beyoğlu’nun bir zamanlar, Türkiye’de sinemanın merkeziyken bu değerlerin de değiştiğini söylüyor.

Salonların açılışının 1 Haziran’dan 1 Temmuz’a ötelenmesini, üyelerden gelen talep doğrultusunda, SİSAY talep etmiş.Süreci bizzat yürüten Genç, 31 Mayıs tarihli genelge ile sinema yasağının 1 Haziran itibariyle kalktığını, ama 2 Temmuz tarihine dek açılmamasını neden talep ettiklerini, hazırlık süresince kira vermemek formülü ile anlatıyor.

Yasak kalktı dendi. Ancak, sinema diğer sektörler gibi değil, tüm sektörü açarsınız ya da tüm sektörü kapatırsınız. Gösteri dünyası da öyledir.”

Sinema, filmi üretenler ve gösterenler diye ikiye ayrılıyor. Üretenler arasında da, uluslarası kurumlar ve yerli şirketler bulunuyor. Türkiye’de de, filmlerin tarihlendirilmesi dünyanın kalanıyla senkronize biçimde ve aylar öncesinden bir plan dahilinde titizlikle yapılıyor.

Tüm gösteri dünyasında olduğu gibi, sinemada da bu çalışmanın bir bacağı, halkla ilişkiler ve reklam çalışması.

Yani, Hadi yarın açıyoruz” deyince sinemaları açamıyorsunuz.

18 ay tüm sinema sektörü kapanınca, en büyüğünden en küçüğüne tüm salon sahipleri çok zor duruma düşmüş. Ücretsiz izne gönderilen sinema emekçilerinin bir kısmı başka iş kollarına girerken, bir kısmı da hiç bir şey yapamamış.

Dağıtılan kadronun toplanması, PR çalışmaları ve hazırlıklar olmadan boş salonun açılması durumunda, özellikle AVM içindeki salonların ciddi kira ödemeleri gerekiyor.

Bu noktada devreye giren SİSAY, pandemiyi mücbir sebep göstererek, AVM’lerin sinema salonlarından kira almamasını temin etmiş.

SİSAY bu nedenle, Kültür Bakanlığı’na verdiği dosya ile açılışın 2 Temmuz tarihine ötelenmesini sağlamış.

Ayrıca Beyoğlu’ndaki yüzde 45’lik bina vergisi, zaten zor durumdaki butik sinemalar için sonun başlangıcı anlamına geliyor. Buna bir de Türkiye çapında, cironun tamamından alınan yüzde 10 eğlence vergisi ekleniyor.

Hükümet, 31 Mayıs tarihine kadar sinema biletlerinden bu verginin alınmayacağını açıklamışsa da, zaten kapalı olan sinema için bu teşviğin bir karşılığı olmamış. SİSAY, yüzde 10’luk eğlence vergisinin tüm bir sezon alınmamasını talep etmiş.

Cirodan alınan yüzde 10’luk eğelence vergisi, sinemalar için kazanmadan verdikleri ve artık taşıyamadıkları büyük bir yük anlamına geliyor. Toplanan bu verginin yüzde 25’ini belediyeler alıyor, kalan yüzde 75’ini ise Kültür Bakanlığı, desteklemek istediği filmlerde kullanıyor!

Sorun da burada başlıyor. Bu destekten, pandemi döneminde bile yararlanamayan sinemacılar bu verginin adaletsiz olduğunu belirterek, hiç alınmamasını talep ediyor.

Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da, eğlence vergisinin, pandemi döneminde 18 aydır kapalı olan sinemacıların hakkı olduğunu belirtiyor: “Sinemacıdan toplanan eğlence vergisi yine sinemacıya, sanat emekçisine dağıtılsaydı kriz olmayacaktı.”

SİSAY, kapanmanın 11’nici ayında bakanlığa verdiği bir dosya ile salonların yüzde 30’unun kapanacağı öngörüsünü paylaşmış. Fevzi Genç o günlerde daha karamsar olduğunu anlatıyor:

Üç kuşaktır sinemacılık yapanlar kapattı. Orta boy zincirlerimizden sonra, devler de sinema salonu sayılarını azaltmaya gitti.”

Türk sineması 80’lerde çöktükten sonra, 90’ları milat yaptı. Ve 30 yılda satılan bilet sayısı her sene arttı. Ardahan ve Hakkari dışında, Türkiye’nin her ilinde sinema salonu açıldı.

SİSAY Genel Sekreteri Genç, sinemasız şehir sayısı artmasın diye hareket ettiklerini anlatıyor: Krizle birlikte tüm sektör ciddi bir birlik görüntüsü verdi. Mars, Cinens, Özdilek ve Avşar 100 bin liralık hibeden feragat etti ve parayı almadı. Kriterleri de yumuşatarak,  mart ve nisan aylarında 158 salona 100 bin lira hibe dağıttık.

Beyoğlu Beyoğlu, Kadıköy Kadıköy, Ankara Büyülüfener ilk defa bağımsız sinemalar olarak anıldılar. Bakanlığa sunuduğumuz projeksiyonu değiştirdik. Ve yüzde 4 salon kapandı.”

(Beyoğlu ve Büyülüfener sinema sahipleri konuyla ilgili görüş bildirmek istemediler)

Çilingir: Son darbe, filmin sinemayla aynı gün beyazcama düşmesi!

Türkiye’de sinema sektörünün kıdemli danışmanı Sadi Çilingir, bağımsız sinema salonlarının çalışanlarının dağıldığını ve temmuz’da yetişmiş kadro sıkıntısı yaşanacağı tespitinde bulunuyor.

Dijital platform Netflix’in ABD’de bazı yerlere salon açarak, sinemaya bir darbe daha vuracağını söyleyen Çilingir, sinema filmi çıktığında önceleri altı ay kadar beyaz cama çıkmama kuralı uygulandığını anımsatıyor.

Pandemi döneminde bu sürenin önce beş, sonra da üç aya düştüğünü, şimdilerde  Warner Bross’un sinemayla aynı anda beyaz cama çıkmaya hazırlandığına dikkat çeken Çilingir, “Film, sinemayla aynı gün beyaz camda oynarsa, sektörün hali ne olur?” diye soruyor.

Pandemi döneminin, insanlarda ciddi bir sinema açlığı oluşturduğu tespitini yapan, Çilingir, İstanbul Film Festivali’nin özel salon gösterilerinin, Atlas’ta gösterileceğini ve 45 liralık bilet fiyatlarıyla, sinemanın öğrenci, işçi, memur ve dar gelirli için lüks hale getirildiğini ifade ediyor.

Mehmet Açar: Cadde sinemasının bitmesi tüm sinemayı bitirecek!

Türkiye’nin önde gelen sinema eleştirmenlerinden Mehmet Açar da yurt dışında korunan sinemanın, Türkiye’de korunmadığını belirtiyor: Atlas korunabildi. Festival ve galalara hizmet edecek. Emek’i kurtaramadılar.”

Açar, bu durumun sadece, bağımsız sinemaya değil, sinema kültürüne de zarar verdiğini ve bir değişimin ortasında olduğumuz kanısında: “O salonları kaybetmek tüm sinema kültürü bitirecek! Kadıköy Kadıköy atlatabilecek mi bilmiyoruz. Sinemacılar daha çok ve sürekli film çekecekler ancak caddede film seyretme kültürü yok olacak.”

Pandemi sonrasında çok az sinemanın ayakta kalacağını öngören Açar, bağımsız sinemanın halen ayakta kalmasını ise arkasındaki özverili insanlara bağlıyor: “Beyoğlu Beyoğlu, Başka Sinema diye şovalyelik yapıyor!”

Batı’da Quentin Tarantino gibi yıldızlar, AVM sinemalarında aynı tadı alamayacağınız gerekçesiyle cadde sinemalarını satın alarak, bu kültürü ayakta tutmaya çalışıyor. ürkiye’deki cadde sineması için, Açar karamsar:

“Bir tek Atlas kalıp, hepsi ölecek! 35 mm film seyretmek, eski filmleri izlemek o kadar önemli ki, büyük bir tarih yok olacak.”

Atilla Dorsay: Sinema pandemiden ağır hasarla çıkacak!

Sinema eleştirmenliğinin duayeni Atilla Dorsay, pandemi döneminde bir çok sektöre yardım edilirken, en fazla sinemanın ihmal edildiğini düşünüyor.

Uzun süredir kapalı ve zor durumdaki sinemaların açılacağını, ancak sonrasının muamma olduğunu düşünüyor Dorsay: “Bu salonların bir bölümü kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. İstanbul gibi büyük hacimli yerlerin büyük ticari değerleri de var.

Onların yerine sinema dışında ticari yerler açılabilir. Pandeminin sinemadan çok büyük bir hasarla çıkacağını öngörüyorum. Bu sadece bağımsız sinemayı, yerli filmi değil, tüm sinemayı olumsuz etkileyecek.”

Sinemanın 100 yaşını aştığını, kuşakların sinemayı sinemada izlemeye alıştığını belirten Dorsay, tümüyle zararlı olmasa da, dijitalin sinemaya zarar verdiği tespitini yapıyor.

1908’de Tepebaşı’nda açılan Türkiye’nin ilk sinema salonuyla (Pathé) birlikte bir kültürün de geldiğine işaret eden Dorsay, sinema salonlarının hayat bulması ve insanların bir arada film izleme kültürünün, zannedilenden çok daha önemli olduğunu vurguluyor: “Sinema Beyoğlu’ndan çekilirse çok acı olur”

 

 

 

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.