Ana Sayfa Blog Sayfa 971

İstanbul’da ulaşıma Ramazan düzenlemesi

Ramazan, 2 Nisan’da başlıyor. Metro İstanbul, Ramazan ayı boyunca İstanbul’da toplu ulaşım seferlerinin sefer saatleri uzatıldığını duyurdu.

Buna göre kentte metro ve tramvaylar gece saat 02:00’ye kadar hizmet verecek. Açıklamaya göre sefer saatlerindeki yeni düzenleme 2 Nisan saat 00:00 itibarıyla başlayacak.

İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri Genel Müdürlüğü (İETT) de Ramazan ayı boyunca etkinliklerin yapılacağı Yenikapı, Maltepe ve Eyüpsultan’a seferlerini artıracak. Otobüslerin ve metrobüsün gece hatları da devam edecek.

Metro’nun açıklamasında şunlar kaydedildi:

“Ramazan ayı boyunca M1, M2, M3, M4, M5, M6, M7, M9 metro, T1, T4, T5 tramvay ve F1 füniküler hatlarımızda seferlerimiz 02.00’ye kadar devam edecektir.”

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) de İstanbul’un çeşitli noktalarında iftar için mobil büfe ve çadırlardan her gün 20 bin kişilik sıcak yemek dağıtılacağını açıkladı.

Bu noktalar, Kadıköy ve Beşiktaş İskeleleri, Eminönü, Yenikapı, Eyüpsultan, Maltepe, Üsküdar, Şirinevler, Esenyurt, Ümraniye, Yenikapı meydanları; Kartal, Kozyatağı ve Çekmeköy metro istasyonları ve Beylikdüzü, Avcılar, Cevizlibağ ve Mecidiyeköy metrobüs istasyonları olacak.

Gıda sisteminde Türkiye analizi: Tarım ve gıdada sürdürülebilirlik için yol haritası gerekiyor

İstanbul Politikalar Merkezi (IPM) Sabancı Üniversitesi, Stiftung Mercator Girişimi ve Sabancı Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma ve Uygulama Merkezi (SUNUM) ortaklığı kapsamında Mercator, IPM Kıdemli Araştırmacısı Fikret Adaman tarafından hazırlanan “Sürdürülebilir ve Dirençli Bir Gıda Sistemi: Türkiye Analizi” başlıklı rapor açıklandı. Raporda, Türkiye ve dünyada daha iyi bir gıda sisteminin nasıl olabileceği ele alınıyor.

Mercator-İPM Kıdemli Araştırmacısı Fikret Adaman tarafından hazırlanan “Sürdürülebilir ve Dirençli Bir Gıda Sistemi: Türkiye Analizi” başlıklı raporun sonuçları hibrit bir toplantıyla kamuoyu ile paylaşıldı.

Fikret Adaman

Toplantının açılışında konuşan Sabancı Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve İPM Direktörü Fuat Keyman, raporun öneminin altını çizerek “Bu rapor bir başlangıçtı. Böyle bir ‘stratejik paper’ yani ‘beyaz kâğıt’ dediğimiz bir çalışmayla bu projeyi başlatalım istedik. Yine SUNUM ile bu konudaki çalışmalarımıza devam edeceğiz” dedi.

‘Giderek artan talebi karşılamanın tek yolu bilinçli teknoloji kullanımı’

Raporun bulgularını aktaran Fikret Adaman, söz konusu rapor ile tarım ve gıdada Türkiye’de ve dünyada neler olduğunu anlamaya yönelik bir yol haritası oluşturmaya çalıştıklarını söyledi.

Adaman’ın açıkladığı rapora göre; gıda sisteminde problemlerin başlangıcını açlık ve obezitenin artması oluşturuyor. Gıda israfı, iklim krizi, Covid-19 salgının etkileri, tarımda yaşanan çözülmeler de diğer etmenler arasında. Bu etmenler ışığında gıda sisteminde yeterli ve güvenli gıdaya erişim, gıdanın fiziksel, biyolojik ve kimyasal risklerden arındırılması, toplumların gıda politikalarını belirleyebilme hakkına sahip olmaları, ekonomik, ekolojik vb. sebepler ile gıda güvencesinin hasar almaması gibi temel hedefler öne çıkıyor.

Raporda ayrıca; bir gıda sisteminin enerji, sağlık, kentleşme, sanayileşme, teknoloji, demografi, toplumsal ilişkiler ve politika alanlarındaki değişimlerden nasıl etkilendiği ve bunları nasıl etkilediğinin ayrıntılı bir şekilde incelenmesi gerektiğinin altı çiziliyor.

Toplantıya katılan SUNUM Direktörü Fazilet Vardar ise tarımın gıdanın bir üst sekmesi olarak önemsenmesi gereken bir alan olduğunu belirterek şöyle devam etti:

“Ülkemiz iklim kuşağı ve biyo çeşitlilik açısından oldukça avantajlı bir konumda, buna ulusal bir politikayla sahip çıkılması gerekiyor. Bunun yanında en büyük zayıflığımız teknolojinin bilinçsiz kullanımı. Pestisit, tohum, gübre gibi alanlarda teknolojiyi çok bilinçli kullanamıyoruz. Ayrıca hem hammadde hem de teknolojinin farklı ögeleri bakımından dışa bağımlıyız. Ama ortaya çıkan tehditler yeşil mutabakat, atıkların tekrar sisteme kazandırılmasını sağlayan döngüsel ekonomi gibi çeşitli fırsatları da karşımıza çıkarıyor. Her ne kadar geleneksellik ve teknoloji bir ikilem oluştursa da giderek artan talebi karşılamanın tek yolu bilinçli teknoloji kullanımından geçiyor.”

İPM İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin ise konuya sistematik bakmak gerektiğini belirterek, “Bu bütünsel bakışı gösteren yaklaşımlardan biri olan gezegen sınırları yaklaşımının 9-10 sınırından biri iklim değişimi iken biyo çeşitliliğin azalması, su kıtlığı, gübrenin bilinçsizce kullanımından kaynaklanan azot-fosfor kirliliği ve kimyasal kirlilik (pestisit, gıda ambalajlarının oluşturduğu) gibi sınırlar da gıda sistemi ile doğrudan alakalı” dedi.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından hazırlanan 6. Değerlendirme Raporu’nun ikinci kısmında dikkati çeken noktaların doğrudan gıda politikalarıyla bağlantılı olduğunu belirten Ümit Şahin, raporun iklim değişikliği durdurulmazsa bu hızla ısınan bir dünyaya uyum sağlamanın mümkün olmadığını ve mevcut kırılganlıkların katlanarak artacağını, en belirgin kırılmanın da gıda sisteminde olacağını net bir şekilde dile getirdiğini söyledi.

İkizköy’de halkın direnişiyle iş makineleri geri çekildi

İkizköy Çevre Komitesi‘nden Deniz Gümüşel, Milas Jandarma Komutanlığı ile şimdilik uzlaşmaya varıldığını açıkladı.

Valilik, alanı boşaltmak için İl Komando’yu yönlendirdi fakat çevreciler alanı terk etmeyeceğini söyledi. Jandarma Komutanı ile varılan uzlaşmayla iş makineleri geri çekildi,  ters kelepçe ile götürülenler ifade vermek üzere emniyete gidecek fakat gözaltına alınmayacaklar.

Kepçenin geri çekilme anında direnişçiler, “Zeytinime dokunma” sloganları attılar.

Muğla İkizköy Işıkdere Mevkii’nde sabah saatlerinde YK Enerji ve Limak Holding’e ait kepçelerle zeytin ağaçlarının kesilmeye başlamasının ardından İkizköy halkı ve çevre örgütleri alana gitti.

Şirketin özel güvenliği çevrecilerin alana girmesine izin vermedi ve darp etti. TİP ve EMEP Muğla İl Başkanları, Jandarma tarafından ters kelepçeyle gözaltına alındı.

İlçe Tarım Müdürlüğü iş makinesinin çekilmesinin ardından alana tespit yapmaya geldi.

İlk belirlemelerde 80 ila 120 yaşındaki 17 ağacın kepçelerle sökülüp atıldığı bildirildi.

Limak’ın İkizköy’deki zeytin katliamına karşı gelen çevreciler darp edilerek gözaltına alındı

Muğla TİP İl Başkanı Volkan Çetin ve EMEP Muğla İl başkanı Nuri Alkoç‘un da aralarında bulunduğu çevreciler, Limak Holding’in İkizdere‘de başladığı zeytin ağacı kıyımına dur dedikleri için darp edilerek gözaltına alındılar.

Çetin ve Alkoç‘un jandarma tarafından darp edilerek ters kelepçeye maruz bırakıldığı anları alandakiler kameraya aldı.

 

İkizköylülerden bir kadın, “Yazıklar olsun! Adam mı öldürdüler? Vatanını, yerini savunmak ayıp mı? Yapmayın ne olur yapmayın!” diye bağırdı.

Alanda gerginlik sürüyor.

Ekoloji örgütleri ve çevre aktivistleri, İstanbul Zorlu Center önünde olayları protesto etmek için çağrıda bulundular.

İkizköy’de ‘taşınacak’ dedikleri zeytin ağaçlarını kepçelerle söküyorlar

Muğla İkizköy’de Limak Holding ve YK Enerji‘ye ait kamyon ve dozerlerin kamulaştırılmış araziye girmesi üzerine alana giden çevreciler, yaklaşık 40 ağacın söküldüğünü gördü.

İkizköy Çevre Komitesi‘nden Deniz Gümüşel, ağaçların iş makineleriyle köklerine zarar verilerek sökülüğünü ifade ederek şunları aktardı:

“Yeni yönetmelikte ağaçların ‘kamu yararı’ belirlenirse Tarım ve Orman Bakanlığı izinlerine bağlı olarak zeytinliklerin başka yere taşınacağı beliritliyor. Bu zaten hukuka akırı ve iptal edilecek bir yönetmelik, bu bir yana, dayanak gösterdikleri bu yönetmeliğe bile uyma lütfunda bulunmamışlar.

Burada 100 küsür yaşındaki ağaçlar, taşınmak amaçlı falan değil, düpedüz kepçelerle talan edilmiş. Köklerinden koparılmış, taşınamayacaklar, yaşayamayacaklar.”

Vatandaşlar Savcılık’tan herhangi bir emir gelmediği sürece alanı terk etmeyeceklerini belirtirken, özel güvenlik görevlileri alana girmelerine engel oldu.

Alana giden CHP Milas İlçe Başkanı Tüze Çetinkaya şunları söyledi:

“Burada hukuksuzca katledilen 150 çam ağacından sonra açılmış olan bir dava varken ve daha yeni keşif yapılmış bu alanda yürütmeyi durdurma kararı verilmesine rağmen 35-40 zeytin ağacının katledildiğini gördük. Gerekli hukuki işlemleri başlatacağız. Kaldı ki Büyükşehir ve Milas Belediyesi de yeni zeytin yönetmeliğine karşı davalar açtı.”

Aktivistlerin ve bölge halkının bölgede nöbetleri sürüyor.

 

İstanbul İl Afet Riski Azaltma Planı açıklandı: Dua ederek bekleyemeyiz

İstanbul İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP), dün düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. 138 kurum ve kuruluşun, Büyükşehir ve ilçe belediyelerinin, akademisyenlerin ve alanında uzmanların katkısıyla hazırlanan planda risk azaltma eylemleri; 4 amaç, 34 hedef, 454 eylem olarak tespit edildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, kaymakam ve belediye başkanları, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) ve İBB Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM) yetkililerinin bulunduğu toplantıda Yerlikaya, “Zaman su gibi akıp giderken oturup dua ederek afeti bekleyemeyiz” şeklinde konuştu.

İBB Başkanı İmamoğlu ise “Bu konuyu, sadece bir kurumun, kanunla belirlenmiş bir ilçe belediyesinin ya da büyükşehir belediyesinin, X,Y, Z grubunun çözebilmesi mümkün değil. Milletimizin aklına kentsel dönüşüm denince para kazanmak geliyor” dedi.

Plandaki dört ana hedef, ‘Şehri güvenli hale getirmek, afet risk yönetimini güçlendirmek, afetlerden etkilenmeyen bir ekonomi kurmak ve afetlere karşı dirençli bir toplum oluşturmak’ olarak sıralandı.

İstanbul’un coğrafi, sosyo-ekonomik ve altyapısal durumunun detaylandırıldığı planda, kentin afet riskleri hesaplandı ve risk azaltmaya yönelik eylemler belirlendi.

İkizköy’de zeytin ağaçları sökülüyor: Çevre aktivistleri alana koştu

Muğla’nın Milas ilçesine bağlı İkizköy’ün Işıkdere mevkinde zeytin ağaçlarının sökülerek YK Enerji tarafından taşındığı iddia edildi. İddia üzerine tepkilerini gösteren çevre aktivistleri ve ekoloji örgütlerine üye isimler olay yerine gittiler.

İkizköylülerin avukatı İsmail Hakkı Atal tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Sabah şirkete ait kamyonların zeytinleri bu uydurma yönetmeliğe dayanarak zeytinleri taşımak üzere geldiğini haber aldık. 20-30 ağacı sökmüşlerdi yerinden. Jandarmaya ihbarda bulunduk. YK Enerji ve Limak’a özel çıkarılan yönetmeliğin uygulanma kabiliyeti yoktur. Madenciler üç kilometreden daha fazla yaklaşamazlar. Jandarmaya bunun aksi yönünde savcı talimat verecekse, yazılı emir isteyin o zaman savcı yargılanır dedik.  Şirket jandarmanın müdahalesi üzerine durduruldu.”

İkizköy’deki Akbelen Ormanı‘nda açılmak istenen kömür ocağı için 1 Mart’ta yapılan bilirkişi keşfi öncesinde maden yönetmeliğinde değişiklik yapılmış, onlarca çevre örgütü, aktivist, meslek odası ve parti temsilcilerinden yönetmeliğin durdurulması ve iptali çağrısı yapılmıştı.

Öte yandan yönetmeliğin durdurulması için davalar açılmıştı. YK Enerji’nin sahibi olduğu kömür madeni için yapılan yönetmelik değişikliğiyle zeytin sahasında madencilik faaliyetlerinin yürütülmesine izin verilmesi sağlanmış oldu. İkizköylüler bu süreçte değişikliğin Akbelen Ormanı’ndaki zeytinliklerin taşınması için yapılmış olduğunu söylemişti.

Söz konusu yönetmelik 2010’da Resmi Gazete’de yayımlanan 2005 Uluslararası Zeytinyağı ve Sofralık Zeytinlere İlişkin Uluslararası Anlaşma’ya açıkça aykırı bulunuyor. Aynı zamanda 80 yıl önce çıkarılan Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanunu da zeytinlerin korunmasını sağlıyor.  Bu nedenle daha önce de birçok kez yapılmış olan yönetmelik değişiklikleri Danışta tarafından iptal edilmişti. Yönetmeliklerin dayanağının kanuna aykırı olmaması nedeniyle söz konusu yönetmelik çevre avukatları tarafından kanun dışı olarak nitelendirilmişti.

Zeytinlikleri maden işletmelerine açan yönetmeliğe dava yağıyor

Daha önce  İkizköy Çevre Komitesi “Zeytinciliğin ıslahı ve yabanilerinin aşılattırılması hakkında kanun kapsamında maden,  enerji, ve benzeri hiçbir zeytincilik dışı faaliyete izin verilemez. Bu daha önce de defalarca denendi ve kamuoyunun yoğun baskısı ile geri çekilmek zorunda kaldı. YK Enerji AŞ’ye verilmek istenen alanda, ormanla iç içe geçmiş en az 100-150 dönümlük zeytinlik alan var. Akbelen Ormanı’nı çevreleyen 1500 dönüm de zeytinlik var” diyerek tepkilerini ortaya koymuştu.

Yönetmeliğe ilişkin davalar sürerken çevreciler, Işıkdere’deki zeytinliklerden birine maden firmasının çalışanlarının gelmesi üzerine harekete geçerek çağrıda bulundular. Sosyal medya üzerinden çağrı yapıldı.

İkizköy Çevre Komitesi’nden Deniz Gümüşel ise Milas Belediye Başkanı Muhammet Tokat’a, Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Gürün’e, milletvekillerine ve partilere seslenerek “Şirket kanuna aykırı bir şekilde zeytin katlediyor” dedi. Tokat’a ayrıca seslenen Gümüşel “Buyursun bize ne kadar çevreci olduğunu göstersin, gelsin alana” dedi.

 

Nişantaşı Üniversitesi’nde işten atılan akademisyenler: Eğitim bu değil!

Nişantaşı Üniversitesi‘nde vakıf yönetimi tarafından gerekçe göstermeden 30’u aşkın akademisyen işten atıldı. Akademisyenler daha önce istifaya zorlanmış, tazminatsız kovulmakla tehdit edilmişti.

Teker teker işten çıkarılan akademisyenlerden bazıları durumu güvenlikten öğrendi. Sayının artacağı, 60 asistanın daha işten çıkarılacağı düşünülüyor.

Akademisyenler verdikleri tepkilerden sonrası, “ahlak ve iyi niyet kurallarını ihlal hükümleri” içeren 25/2 (KOD 22) maddesi ile işten çıkarıldı. Bu madde ile işten çıkarılanlar, kıdem, ihbar tazminatı, fazla mesailer ve işsizlik ödeneğinden mahrum kalıyor.

Rektör Yardımcısı Mehmet Ünal kendisini alkışlarla protesto eden araştırma görevlilerinin üzerine yürüdü. Ünal’ın bağırışları üzerine bir araştırma görevlisi “Üslubunuzu da gördüler. Bu mu eğitim!” sözleri ile tepki gösterdi. Rektör Yardımcısı Ünal, “Eğitim bu” diye bağırarak yanıt verdi.

Akademisyenler saat 17.00’da üniversitesi binası önünde toplanarak basın açıklaması yaptılar.

Nişantaşı Üniversitesi eğitim değil zulüm yuvasına dönüştü

Okul binası önünde toplanan akademisyenler, “Vakıf üniversiteleri, öğrencileri müşteri, okulları ticarethane olarak görüyorlar. Bilim bu değil. Eğitim emekçileri olarak bunu kabul etmiyoruz” dediler.

VÜDAM ve Eğitim-Sen ortaklığında yapılan basın açıklamasında “Bu, Nişantaşı Üniversitesi’nin yaptığı ilk hukuksuzluk değildir. Daha önce de topluca tüm araştırma görevlilerini işten çıkaran, onlara ‘tuvalete sırayla gidin’ diyerek, masalarının boş olduğu anı kollayıp boş masa fotoğraflarını kullanarak mobbing yapan üniversite adeta bir eğitim değil zulüm yuvasına dönüşmüştür” ifadelerine yer verildi.

Mobbing ve zorla istifaya karşı duran akademisyenlerin Kod 22 ile hukuksuzca işten atıldığı, özel güvenlik tarafından üniversiteye girişinin yasaklandığı belirtilen açıklamada, “Yirmiye yakın öğretim elemanı arkadaşımızı tek tek görüşmeye çağırarak kendine arabulucu diyen bir kişinin ikna çalışmaları ile istifaya zorladılar” denildi.

“Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganı atan akademisyenler, açıklamalarını şu sözlerle bitirdi:

“Çok iyi biliyoruz ki; bugün yönetimi asıl korkutan, bütün akademisyenlerin ortaya koyduğu birliktelik ve dayanışma tutumudur. Akademinin hala biat etmediği gerçekliğidir.

“Tek tek çağırdığı öğretim elemanlarını tazminattan mahrum bırakmakla utanmadan tehdit edenler, hakarete varan sözler edenler bunun bir karşılığı olacağını bilmelidirler. Korkup tek tek odaya aldıkları öğretim elemanlarının arkasında yüzlerce eğitim ve bilim emekçisi durmaktadır.”

Üniversiteden açıklama: Provokatif şekilde eğitim engellendi

Nişantaşı Üniversitesi, olayla ilgili paylaştığı açıklamada şunları kaydetti:

Nişantaşı Üniversitesi, ilgili konuda 4857 sayılı İş Kanunu ve YÖK Kanununa uygun bir şekilde hukuki bir süreç yönetmiştir. Alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk yoluna başvurulmuş ve kamuoyuna yansımış olan olaylar arabuluculuk müzakereleri devam ettiği esnada meydana gelmiştir. Üniversite yönetimi tarafından iş akdi ile ilgili yapılan görüşmelerde akademik personelin kanundan ve sözleşmeden kaynaklanan her türlü haklarının eksiksiz ödeneceği bildirilmiştir.

Kampüs içerisinde, provokatif bir şekilde eğitimi engelleyen, üniversite içerisinde infial yaratan eylemlerde bulunulması üzerine üniversite tarafından gerekli hukuki girişimlerde bulunulmuştur. Nişantaşı Üniversitesi akademik, idari personel ve öğrencilerin her türlü Anayasal, demokratik eylem hakkına saygı duymakla beraber, söz konusu örgütlü eylemlerin üniversite itibarını zedelemeyi hedeflediği, iyi niyetli olmadığı, Anayasal hakların dışında kaldığı ortadadır.”

Vakıf Üniversiteleri Dayanışma Meclisi (VÜDAM) açıklamaya tepki göstererek, “Hakkını aramayı öğrenmiş tüm bir akademik kadroyu işten çıkarmanız okulda bir “temizliğe” giriştiğinizi gösteriyor ki izin vermeyeceğiz” dedi.

VÜDAM, “Medyadaki toz pembe imajınızın yerle bir olmasına çok sinirlendiniz ama haklarımızı vermeden de o imajı düzeltemeyeceksiniz” sözleriyle yanıt verdi.

İmamoğlu’na suikast iddiasına dün açılan soruşturmaya bugün takipsizlik verildi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun suikasta uğrayabileceğine dair ihbar mektubunun ardından İBB’nin şikayeti üzerine dün başlatılan soruşturma, takipsizlikle sonuçlandı.

Başsavcılığın kararında, Danıştay saldırısı davasının hükümlüsü Osman Yıldırım’ın cezaevinden gönderdiği mektupta, İmamoğlu’na ‘Pimi çekilmiş bir el bombası atılarak’ suikast yapılacağının belirtildiği aktarıldı.

Kararda, “Somut olayda icrai hareket kapsamında veya teşebbüs aşamasında kalabilecek nitelikte cezalandırılmayı gerektirir bir eyleme rastlanmadığından ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığından kovuşturmaya yer olmadığına” hükmedildiği açıklandı.

Karara 15 gün içinde itiraz edilebilecek.

Ne olmuştu?

Edirne Cezaevi‘nde tutuklu bulunan Osman Yıldırım, 31 Ocak 2022’de Cezaevi Müdürlüğü’ne gönderdiği mektupta, Ekrem İmamoğlu’na suikast yapılacağına dair ihbarda bulunmuştu.

Cezaevi, mektubu Edirne Savcılığı‘na, Savcılık da İBB’ye göndermiş, İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat da “kasten öldürmeye teşebbüs” ve “tehdit” suçlarından şikayette bulunmuştu.

Şikayet üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ihbara yönelik soruşturma başlatıp İstanbul Valiliği‘ne de yazı yazarak İmamoğlu‘nun can güvenliğinin sağlanması için gerekli tedbirlerin alınmasını istemişti.

 

Samsun Akyar’da köylüler silis aramalarına karşı MTA ve MAPEG hakkında suç duyurusunda bulundular

Samsun’da da Ladik ilçesine bağlı Akyar Köyü sakinlerinin Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) tarafından kuvars ve silis kumu arama sondaj çalışmalarına karşı başladıkları mücadelede yeni bir gelişme yaşandı. Konuyla ilgili olarak 125 mahallelinin vekaletiyle gönüllü avukatlar aracılığıyla hukuki süreç başlatıldı. MTA ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) hakkında Ladik Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunuldu.

MTA’nın köylerinde Kasım 2021’de yaptığı çalışmaları sondajlar açıldıktan bir buçuk ay sonra öğrendiklerini söyleyen köylüler, bilinmezlik içerisinde bırakıldıklarını belirterek Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER), MTA, MAPEG ve  Çevre Yönetimi ve Denetiminden Sorumlu Şube Müdürlüğü tarafından geçiştirici cevaplar verildiğini ve dolayısıyla bir bilinmezlik içerisinde bırakıldıklarını söylemişlerdi.

Köylüler doğal su kaynaklarını, taşını, toprağını, hayvanlarını korumak için silisyum maden arama çalışmalarına karşı kurmuş oldukları Akyar Çevre Platformu (AÇEP) öncülüğünde direniyorlar. AÇEP tarafından dün çevreyi tahrip eden çalışmalara karşı Ladik’te bir açıklama gerçekleştirildi.

Vatandaşlar, köy halkının huzurunu kaçırmak, köylüde tedirginlikler oluşturmak, yaşam alanlarındaki herkesin, her canlının olumsuzluklarla karşılaşması ve/veya karşılaşabilmesi gibi konularla ilgili olarak şikayette bulunduklarını duyurdular. Silis arama ve sondaj çalışmalarına ilişkin olarak yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Mahallemizde veya çevresinde de olası maden ocağı açılmasının; ormanımıza, tabiata, su kaynaklarımıza, tarım arazileri ile tarım hayvancılık gibi geçim kaynaklarına, insan yaşamına ve ekolojik dengeye, kendi yaşam alanlarındaki tüm canlılara zarar vereceği bilinmektedir. Ladik’e, Havza’ya ve komşu köylerimize içme sularının bizim köyümüzün buz gibi soğuk su kaynaklarından gittiğini hatırlatarak; maden çalışması nedeni ile Ladik ilçemiz komşu köylerin, Havza’nın içme suyunda sıkıntı yaşayabileceklerini belirtmek isteriz.” 

Samsun’da kanserojen maden tehdidi: Akyar köylüleri bilinmezliğe karşı mücadele ediyor

‘Yaşam hakkı engellenemez’

Köylülerin gönüllü avukatı Melike Özman da şu açıklamalarda bulundu:

“Dilekçelerimizi hazırladık ve Lâdik Cumhuriyet Başsavcılığına sunacağız. Bu zamana kadar yapılan arama çalışmalarının çevreye verdiği zararın daha fazla artmaması için de gerekli uyarıları yapacağız. Sizin mücadeleniz burada çok önemli. Buna sonuna kadar direneceğiz. Her türlü mücadelede birlikteyiz. Kimse yaşam hakkını engelleyemez.”

‘Toprağımıza dokunulmasını istemiyoruz’

Tarım ve hayvancılıkla geçimin sağlandığı köyde sondaja 200 metre uzaklıkta doğal su kaynağı bulunuyor. Çevre ilçelerin suyu da buradan karşılanıyor. Doğal kaynak suyu köylülerin ‘Göz’ü ve madencilik faaliyetleri nedeniyle bunu kaybetmek istemediklerini belirtiyorlar. İşte Samsun’daki Akyar Köylülerinin çağrısı şöyle:

“Doğamıza, suyumuza, taşımıza, toprağımıza dokunulmasını istemiyoruz. Küçük bir taş ocağını bile kabul etmiyoruz. Silis kumunun zararları yokmuş gibi davranılıyor ama bunun çok büyük zararları olduğunu biliyoruz.”

‘Dönüşü olmayan bir hasara sebep olur’

Silis kumunun zararları üzerine daha önce İş ve Meslek Hastalıkları ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Profesör Doktor İbrahim Akkurt ile konuşmuş, silisyum dioksitin toz halinde havaya karışması durumunda insan sağlığında bronşitten kansere kadar olumsuz etkilere sebep olacağı yanıtını almıştık. Akkurt, konunun ciddiyetini şu ifadelerle ortaya koymuştu:

“Silisyum dioksit, parçalanarak ve kırılarak tozunun partiküller şeklinde ortama saçıldığında solunması halinde birçok patolojiye sebep olur. Hava yollarında tahrişe bağlı, zaman içinde bronşitlerden tutun da amfizeme, KOAH’a; akciğer parankimi dediğimiz havalanmanın olduğu alanlarda da silika partikülleri birikme yaparak silikozise (Pnömokonyoz türü) yani geri dönüşü olmayan bir hasara sebep olur.”

Prof. Dr. İbrahim Akkurt bölgedeki birçok kesimin tehlike altında olduğunu söyleyerek öncelikle toza doğrudan maruz kalan işte çalışan insanlar için çok riskli olduğunu belirtmiş, “Toz ortaya çıkacaksa çevrede bulunan halk için, çevresel toz hastalıklarına sebebiyet verebilir. Ortamda çalışan işçilerin kıyafetleriyle tozun evlerine taşınması durumunda ev halkı için de tehlike arz eder. Sonuçta silika, silis, silisyum dioksit bilinen en patojen hava yolu partiküler pnömokoz yapıcı ajanlardır. Çevreye vereceği zarar yadsınamaz. Gerek o işte çalışan işçilere, gerekse de çevre insanlarında çok büyük sağlık sorunlarına yol açacaktır” demişti.