Ana Sayfa Blog Sayfa 828

Yunanistan yanarken: Avrupa’da son 40 yılın üzerinde sıcaklıklar

Yunanistan’ın doğusundaki Midilli Adası’nda 23 Temmuz’da başlayan yangın kontrol altına alınamayınca yerleşim bölgelerine ulaştı. Öte yandan Dadia Milli Parkı’nda çıkan yangın da Türkiye sınırındaki yerleşim bölgelerini tehdit etti.

Avrupa aşırı sıcaklara karşı mücadeleyi sürdürürken Guardian’ın analizine göre; Londra, Roma ve Dublin dahil olmak üzere 28 Avrupa başkentinden yedisinde Haziran ve Temmuz’da sıcaklıklar 40 yılın en yüksek seviyelerine ulaştı.

Yunanistan, Vatera‘nın yakınlarında çıkan yangında çam ormanları, çalılar ve ekili alanlar yandı. Yangın sonrası yüzlerce bölge sakini ve turist tahliye edildi.

24 Temmuz’da çekilen bu Copernicus Sentinel-2 görüntüsü, dört kilometreyi aşan aktif yangın cephesini gösteriyor.

Arazide yangından etkilenen bölge yaklaşık 1700 hektarlık bir alana karşılık geliyor.

Yunanistan, Avrupa’daki diğer birçok ülkeyle birlikte, ülkenin birçok yerinde yangın alarmı altında olan uzun süreli bir sıcak dalgasına karşı mücadele ediyor.

Yunanistan’ın Evros bölgesinde Dadia Milli Parkı’nda çıkan yangın ise Türkiye sınırına yaklaştı.  Milli Park’a yakın yerdeki yerleşim yerleri boşaltıldı.

Yangında zarar gören bölgenin 25 bin dönüm civarında olduğu tahmin ediliyor.

Yedi gündür devam eden orman yangını Edirne’ye bağlı Meriç ilçesinde sınır köylerinden görülüyor. Yangının çıkış nedeni ise henüz bilinmiyor. Yedi gündür yanan milli park, akbabaların ürediği bir orman olarak biliniyor.

Fotoğraf: Dimitris Lampropoulos – Anadolu Ajansı

Aşırı sıcaklarla yanan Avrupa’dan destek

Yunanistan Avrupa Birliği’ne yardım çağrısında bulundu. İtalya’dan iki söndürme uçağı ve altı ayrı ülkeden 250 itfaiye çalışanı bölgeye sevk edildi.

Avrupa son haftalarda, erken bastıran aşırı sıcaklara karşı mücadele veriyor.

Guardian tarafından yapılan bir analize göre de Avrupa 2022’de rekor miktarda yangın hasarı kaydetti. Temmuz’da, yangınlar Avrupa genelinde birçok ülkeyi vurdu.

Birleşik Krallık, Portekiz, İspanya, Fransa ve Yunanistan‘da binlerce hektarlık alan yangınlarda zarar gördü.

Grafik: Guardian

Effis‘ten elde edilen veriler, 23 Temmuz itibariyle AB ülkelerinde 515 bin hektardan daha fazla bir arazinin yandığını gösteriyor. Rakam son 18 yılın ortalamasının dört kat üzerinde.

Analiz Londra, Roma ve Dublin dahil olmak üzere 28 Avrupa başkentinden yedisinin Haziran ve Temmuz’da sıcaklıkların 40 yılın en yüksek seviyelerine ulaştığını ortaya koydu.

Yangınların boyutu, sıcaklık rekorları kırılsa da kırılmasa da, uzun süreli anormal sıcaklıkların ve kuru koşullarda yıkıcı etkilere işaret ediyor.

ODTÜ’de ‘rant yolu projesi’: Bu yol halkın yararına değil

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) eski Başkanı Melih Gökçek’in döneminde başlatılan ve tepkiler nedeniyle durdurulan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yolu projesine yeniden başlanmasının yankıları sürüyor. ABB iş makinelerinin ODTÜ arazisine girdiğine ilişkin haberleri yalanlarken ODTÜ mezunları ve öğrencileri bir eylem gerçekleştirerek “ABB’nin açıklamaları asılsızdır, manipülatiftir” dedi. Eğitim-Sen tarafından yapılan açıklamada da ABB’nin açıklaması yalanlandı.

ABB Başkanı Mansur Yavaş‘a bağlı belediye araçlarının arazide yeniden çalışmaya başladığının duyurulmasının ardından tepkilerin gelmesiyle Belediye tarafından bir açıklama yapıldı. ABB’nin yaptığı açıklamada ODTÜ’ye ait ormanlık alana giren iş makinelerinin  ODTÜ arazisi içinde olmadığı belirtildi.

‘ODTÜ arazisinde yapılacak tünel çalışmasının iptali için çeşitli girişimlerde bulunuluyor’

Çalışmanın, Gölbaşı – Niğde Otobanı Bağlantı Yolu için yapıldığı ve bu projede ODTÜ arazisinin yer almadığı bilgisi verildi.

Ayrıca ODTÜ’den geçecek yolla ilgili olarak da şunlar söylendi:

“ODTÜ arazisinden geçecek yol ile ilgili olarak mahkeme, ‘kamu yararı gerekçesi’ ile imar planının yürürlükte olduğuna karar vermiştir. İdare hukuku gereğince, mahkeme kararının derhal uygulanması gerekmektedir. Ankara Büyükşehir Belediyesi, mahkeme kararlarıyla planları yürürlükte tutulmasına rağmen ODTÜ arazisinde yapılacak tünel çalışmasının iptali için çeşitli girişimlerde bulunmaktadır.”

Girişimin sonuç vermemesi durumunda beş yıl önce kazı-dolgu çalışması tamamlanan, ağaç bulunmayan yol güzergahında ekolojik restorasyon yapılacağı, mevcut durumda küçük bir kısmı bölünmüş olan ODTÜ arazisinin birleştirilmesi ve yolun alta alınarak ekolojik köprü kurulması suretiyle orman alanının birleştirilmesinin hedeflendiği aktarıldı.

‘Bu yol halkın değil, Melih Gökçek’in peşkeş çektiği inşaatların yararınadır’

ODTÜ mezunları ve öğrencileri de ABB’nin yaptığı açıklamanın ardından söz konusu yolda bir basın açıklaması gerçekleştirdi:

“Daha önce ODTÜ bileşenleri olarak bu yolun bir rant yolu olduğunu ifade etmiştik. Bu yol halkın yararına değil, Melih Gökçek’in peşkeş çektiği inşaatların yararınadır. Mansur Yavaş burada araç olmadığını iddia ederek kelime oyunu yapmaktadır. Nitekim ODTÜ arazisi [ODTÜ Rektörü] Verşan Kök ve Melih Gökçek işbirliğiyle AKP’ye devredilmiş, ve bu yol yapılırken bir gecede bahsedilen araçlar yok edilmiştir. ABB’nin açıklamaları asılsızdır, manipülatiftir. ABB’nin iddialarının aksine burası ODTÜ arazidir ve biz ODTÜ’lüler olarak buradayız. Biz aylardır bu yol projesinin hem ODTÜ’ye hem Ankara’ya olan zararlarını anlatmaya çalışıyoruz. Belediye ile çeşitli kanallardan gerçekleşen görüşmelerde de Mansur Yavaş belediyesine bunların hepsini, ve bu yolu kabul etmediğimizi, rehabilite edilmesini istediğimizi belirtmiştik. Bütün ODTÜ bileşenlerini ve Ankara halkını rant yolu projesine karşı mücadele etmeye çağırıyoruz.”

‘Çalışma yerinde yapılan tespit ve gözlemler gerçeğin farklı olduğunu gösteriyor’

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) tarafından da ODTÜ arazisinden geçen yol projesine ilişkin açıklama geldi:

“Söz konusu ODTÜ arazisi yolunun uzantısı olarak bilinen bir rant projesinin devam ettirilmek istenmesinin açıklanabilir hiçbir tarafı bulunmamaktadır. Her ne kadar Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin sosyal medyadan yaptığı açıklamada, yapılan çalışmanın ODTÜ arazisiyle ilgisinin olmadığı ifade edilmişse de ODTÜ bileşenlerinin çalışma yerinde yaptıkları tespit ve gözlemler gerçeğin farklı olduğunu göstermektedir.”

Eğitim Sen tarafından yapılan açıklamada ayrıca “Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni rant, yağma ve talan aklının ürünü olan bu projeyi bir daha gündeme gelmeyecek şekilde tamamen durdurmaya ve iş makinelerini ODTÜ arazisinden çekmeye davet ediyoruz” denildi.

Urgenda’nın fendi -Kenan Mortan

Hollanda’da olup bitenlerden  The Economist dergisinin  son sayısındaki analizle haberdar olduk. Dostlarım Orhan  Ertuğruloğlu ve Kemal  Alexander Altan Hollanda’ya tümüyle çehre değiştirecek bu plan ve Yüksek Mahkeme kararı konusunda  sağ olsunlar, beni ayrıntılı olarak bilgilendirdi. En önemlisi, beni pür bir STK olan Urgenda Vakfı ile tanıştırdılar.

Sizinle çevre/Hollanda  hayvancılığı/ iyi -kötü karar konusunda öğrendiklerimi  paylaşmak istiyorum.

28.800 hayvan çiftliği ve 152 milyon hayvan varlığı olan Hollanda’da sivil toplumun gücü  hayvancılık sektörünü  allak  bullak etti.  Hükümetinin aldığı kararla hayvancılık işletmelerinin üçte ikisi kapanacak. Kalan işletmeler yenilenecek, ölçekler küçülecek. 104 Milyar Euro değerle, Avrupa’nın en büyük tarımsal ürün ihracatçısı olan Hollanda, nitrojen oksit  zehirlenmesine karşı  doğa ve iklimi  korumayı hedefliyor.

5 Temmuz’da Hollanda’nın İkinci Meclisi ‘’Çevreyi Kirleten  Zararlı  Kimyasal Maddelerin  Dışarı  Salınmasını Kesme Planı”nı kabul etti. Buna temel olan yargı kararı “Urgenda İklim Davası” olarak anılıyor. Urgenda Vakfı adlı bir  STK kuruluşunun başkanı bir kadın. Vakfın 886 üyesi yargıya başvurdu, yargı ‘’çevre ve iklim’’adına 9 Ekim 2018’de onları “haklı” buldu. Devlet konuyu temyiz etti, yüksek yargıya götürdü. Yüksek yargı bu karara onay verince iş Hollanda devleti için bağlayıcı hale geldi.

Hollanda Yüksek Mahkemesi’nden iklim krizine karşı emsal karar

Bu süreçte hayvancılık işletme sahipleri boş durmadı, çeşitli eylemlerle işi  engellemeye çalıştı. Çiftçi Yurttaşlar Partisi toplumda sempati yaratmaya çalıştı. “Çiftçi Yoksa Besin Yok” parolasını kullandılar. İşin ilginci, doğayı yok etme eylemine  sadece aşırı sağ siyasi partileri sahip çıktı. Aşırı sağa göre “Bu emisyon rakamları Davos’çuların uydurması.”

Hollanda’da binlerce çiftçi hükümetin emisyon hedeflerini protesto için yolları kapattı

Oysa Hollanda’da artık bir ‘’ toplumsal oydaşma ‘’ var ve geriye dönüş söz konusu  değil.

Plana göre bir yıllık geçiş dönemi olacak. Endüstriyel hayvancılık işletmelerin kapanmasından oluşan zararlar devletçe karşılanacak. Ekolojik hayvancılık yatırım giderleri ödenecek.

Çiftliklerin yarısı hemen kapatılacak

Topu topu 41 bin km2 olan 17 milyonluk Hollanda’da 1 km2’lik alanda 14 keçi,93 büyükbaş hayvan, 298 domuz,2372 tavuk var. 1 domuz çiftliğinde  ortalama 2.200 domuz  barınıyor.

İşte bu zorlamalarla  yılda 17.1 milyar eurolu et, süt ve süt ürünleri ihraç edilebiliyor ve Hollanda’da her insan ortalama yılda 76 kg et tüketiyor. (Dikkat: Haftada 1 kg ‘dan fazla ).

Bu düzenlemeyle aşırı nirojen ve amonyak salgılayan 28.800 hayvancılık işletmesinin 11.200’ü  hemen kapatılacak. 17.600 işletmenin % 50’si değişim görecek. Büyükbaş  hayvan ve domuz varlığının 1/3’ü yok edilecek. Bununla  AB’nin en yüksek nitrojen ve amonyağını salan Hollanda’da bu emisyonun %70’i önlenecek.

Hayvancılık Hollanda’da babadan oğula geçen bir meslek. Bu hesapça 500 bin insanın tepeden tırnağa yenilenmesi gerek.  Hollanda Kralı ‘’Bu insanlara yeni  bir perspektif verilmeli ‘’ diyerek tasasını belirtmiş. Kral merak etmesin, ama bu ‘’büyük dönüşüm ‘’ hareketinde Hollanda bu işin üstesinden gelecek konumda.  Zira hem niyeti var hem de yetisi….

Bu karar, iklim adına ‘’ dünyanın en etkili ve ilk kararı’’ olma özelliğini taşıyor.

Bu sıcak gelişme için The Economist’in “Hollanda’da konu gıda sektörü olduğunda  iyi niyetle,  yoksul planlama hep yan yana  gelir””’ demesini de bir not olarak düşelim.

Karl Polayni bir 20.yy filozofu. Karl Marx’ı yorumuyla tamamladı desek yeridir. Prof. Ayşe Buğra’nın  Türkiye’ye ve Türkçe’ye kazandırdığı  “Büyük Dönüşüm: Günümüz Ekonomi ve Politikasının Orjini” adlı 1944 tarihli eserinde kapitalizmin yenilenmesinin ekonominin toplumdaki yerini değiştiren devasa bir kurumsal  reform projesiyle olmasını  öngörüyordu. Üretmek ve satmak birinci motivasyon ise, toplumun kendini savunma eğilimi kapitalizmin ikincisiydi. Bu yüzden piyasalaşma ile sosyal hareket yan yana işleyen  bir “Çifte Hareket  Eylemi” (Double Movement ) hali yaratıyordu. Çok sonraları Susan Strange bu durum için “Devletin Yeniden Ölçeklendirilmesi” adını verdi, işte Hollanda hayvancılığı için alınan kararı bu örneğin içine yerleştirilmeli.  Salt yok etmek kapitalizme özgü değildi, yenilenmeyi de biliyordu ve zaten kapitalizm bunun için  250 yıldır ayaktaydı.

Hollanda  “çevre ve iklim saygısı” adına “vahşi kapitalizm” ile işin yürümeyeceğini iyi biliyor, bindiği dalı da kesmiyor…

Sözün özünü Yaşar Kemal söylesin: İnsan, düşleri öldüğü gün ölür…

*

Urgenda Vakfı için  www.urgenda.nl üstünden çok   ayrıntılı olarak  bilgilenmek mümkün. Sorusu olanların ‘’ [email protected]’’ ya yazmaları yeterli.

Üniversite harç ücretlerine zam geldi

Resmi Gazete‘de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla yayımlanan karara göre üniversite öğrenim ücreti katkı paylarına yüzde 36 oranında zam geldi. 

Öğrencilerin üniversite öğrenimi için ödeyeceği harç ücretleri; tıp fakültesinde 706 liradan 961 liraya, hukuk fakültesinde 374 liradan 509 liraya, diş hekimliği ve eczacılık fakültelerinde 590 liradan 804 liraya çıktı.

İkinci öğretim programında yer alan fakültere giren ve fakültelerin öğretim süresi içerisinde muzun olamayan üniversite öğrencileri bu harçları ödemek zorunda. Üniversitelerin birinci öğretim programlarına kaydolan öğrenciler 2012’den beri harçlardan muaf tutuluyor.

Yeni kararla bölümlere göre katkı payı ücretleri şöyle oldu:

Tıp fakülteleri: 961 TL
Diş hekimliği ve eczacılık fakülteleri: 804 TL
Veterinerlik : 629 TL
Pilotaj: 765 TL
Bilgisayar: 630 TL
Mühendislik ve mimarlık: 630 TL
Güzel Sanatlar: 513 TL
Fen Edebiyat: 463 TL
Hukuk, işletme, iktisat ve siyasal bilgiler: 509 TL
İletişim, eğitim, İlahiyat ve yabancı dil: 463 TL
Açık Öğretim: 105 TL
Konservatuvar: 958 TL
Turizm: 463 TL

Uzaktan ve ikinci öğretim:

  • Veterinerlik: 3,471 TL
  • Pilotaj: 6,944 TL
  • Bilgisayar: 2,486 TL
  • Mühendislik: 2,486 TL
  • Mimarlık: 2,486 TL
  • Güzel sanatlar: 3,130 TL
  • Fen edebiyat: 2,084 TL
  • Hukuk, iktisat, işletme ve siyasal bilgiler: 1,879 TL
  • İlahiyat, eğitim ve yabancı diller: 1,670 TL
  • İletişim fakültesi: 1,564 TL

Bu hafta sıcaklıklar on ilde 40 dereceyi geçecek

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün (MGM) 27 Temmuz-2 Ağustos haftalık tahmin raporuna göre Ege ve Akdeniz‘deki sıcak dalgası perşembe gününden itibaren iç ve doğu kesimlerde de etkili olacak ve 0n ilde sıcaklık 40 dereceyi geçecek. 

Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde, bugünden itibaren hava sıcaklığının mevsim normallerinin 4 ila 6 derece üzerine çıkacağını belirten MGM, yaşlılar, çocuklar ve kronik rahatsızlığı olan vatandaşların, sıcak çarpmasına karşı dikkatli ve tedbirli olmaları konusunda uyarıyor.

Çok sıcak ne kadar sıcak?

2022 yazı, Türkiye’de sıcak dalgaları ve orman yangınları bakımından nasıl geçecek?

Hafta içinde en yüksek hava sıcaklıklarının Şanlıurfa‘da ve Diyarbakır‘da görülmesi bekleniyor.

40 dereceyi görmesi beklenen diğer iller ise Aydın, Adıyaman, Batman, Denizli, Gaziantep, Kahramanmaraş, Kilis ve Siirt.

Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili?
Hayvan dostlarımızı sıcaktan nasıl koruruz?

Kongo’da yağmur ormanları, petrol sondajına açılıyor: ‘Önceliğimiz gezegeni kurtarmak değil’

Dünyadaki en büyük ve  eski yağmur ormanlarından birine ev sahipliği yapan Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DKC) “petrol yatırımlarının yeni hedefi” olmak için büyük miktarda araziyi ihaleye çıkarıyor.

Temmuz ayı sonlarında ihaleye çıkarılacak olan bu araziler, dünyanın en önemli goril habitatı olan Virunga Ulusal Parkı‘nı içermenin yanı sıra büyük miktarlarda karbonu emerek atmosferden uzak tutan önemli tropikal turbalıkları da kapsıyor.

Burada yapılacak sondaj çalışması tutulan bu karbonun da açığa çıkması anlamına geliyor.

Sekiz ay önce ülke başkanı Félix Tshisekedi, Glasgow‘daki küresel iklim zirvesinde dünya liderlerinin yanında yer alarak yağmur ormanlarını korumak için 10 yıllık bir anlaşmayı onaylamıştı.

Bu anlaşma, dünyanın en fakir ülkelerinden biri olan Kongo için ilk beş yılda 500 milyon dolarlık uluslararası taahhütleri içeriyordu.

Ancak o zamandan beri, dünyanın acil öncelikleri değişti. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin sonrasında yükselen petrol fiyatları gibi etkenler, herkes için öncelik sıralamasını değiştirdi.

Ülkenin hidrokarbon bakanının danışmanı Tosi Mpanu Mpanu, Kongo’nun, ormanları korumanın önde gelen savunucularından Norveç‘in daha fazla açık deniz sondajı ile petrol üretimini artırması, dünyayı fosil yakıtlardan uzaklaştırma sözü veren ABD Başkanı Joe Biden‘ın, yakın zamanda Suudi Arabistan‘a giderek daha fazla petrol üretimi ihtiyacını gündeme getirmesi  küresel olayların her birini not ettiğini söyledi.

Kongo’nun bu arazi satışındaki tek hedeflerinin, zorlanan Kongo ulusunun yoksulluğunu azaltmak ve çok ihtiyaç duyulan ekonomik büyüme için  için yeterli gelir elde etmek olduğunu söyledi ve geçen haftaki bir röportajında “Önceliğimiz bu,” dedi, “Önceliğimiz gezegeni kurtarmak değil.”

Kongo, yapılacak açık artırmaları Mayıs ayında Twitter’da yayınlanan ve bir video ile duyurdu.

Bu gönderide Amerikan ve Fransız petrol devleri Chevron ve TotalEnergies etiketlendi ve “Devlet Başkanının yüksek himayesi altında ekselansları DKC Başkanı ve Hidrokarbonlar Bakanı, ülkedeki 32 petrol bloğundan 16’sı için ihale çağrısında bulunuyor” diye yazıldı.

 

Geçen hafta ise Kongolu yetkililer, 27 petrol ve üç gaz bloğundan oluşan blokların sayısını (geniş arazi parselleri) 16’dan 30’a çıkararak ikiye katladı.

The New York Times‘ın aktardığına göre TotalEnergies, teklif vermeyi düşünmediğini ve Chevron’un yorum yapma talebine yanıt vermediğini söyledi. Diğer büyük petrol üreticileri de yorum yapmaktan kaçındı.

NYT şu yorumu yapıyor:

Bu ihale, Afrika kıtasındaki birçok siyasi liderin dile getirdiği şu çifte standardın altını çiziyor:

Refahlarını zehirli, gezegeni ısıtan fosil yakıtlar üzerine inşa eden Batılı ülkeler; Afrika’nın ‘herkesi korumak için’ kömür ve petrol ve gaz rezervlerinden vazgeçmesini nasıl talep edebilir?

Ve hayatta kalabilmeleri satılık veya ateş yakmak için ağaçları kesmeye dayanan birçok topluluk tarafından sorulan bir soruyu gündeme getiriyor: Eğer paha biçilmez değerdeki karbon yutaklarını tüm dünya için koruyorlarsa, karşılığında ne alıyorlar?

Yine kuraklık: Meriç ve Tunca nehirlerinde su dip seviyelerde akıyor

Edirne‘nin iki önemli su kaynağı Tunca ve Meriç nehirlerinin debileri sıcak hava ve su tüketimi nedeniyle dip seviyelere düştü.

Bulgaristan‘da başlayıp Edirne‘den geçen ve kış aylarında yatağa sığmayıp taşan Meriç Nehri‘nde geniş kum adacıkları ve ot öbekleri oluştu.

Tunca nehrinin debisi, Suakacağı İstasyonu‘ndaki ölçümde saniyede 4 metreküpe kadar geriledi. Meriç Nehri‘nin de şu anki debisi, geçen aydan üç kat daha düşük.

Meriç Nehri’nin debisi Devlet Su İşleri (DSİ) verilerine göre, 2018’de saniyede 222 metreküptü. 2020’de bu debi saniyede 59 metreküpe düşmüştü.

Tunca’da 2018’de yıl önce 16 olan debi 2020’nin aynı günü saniyede 2 metreküp ölçülmüştü.

Kış aylarında yatağına sığmayan Meriç Nehri’nin debisi Kirişhane İstasyonu‘nda saniyede 49 metreküpe düştü.

Suların azalmasıyla nehirlerde oluşan kum adacıkları, balıkçıl kuşlar ve martıların uğrak yeri oldu.

Yeşil Düşünce Derneği, Assos’ta gençlerle eko demokrasiyi konuşacak: Son başvuru tarihi 30 Temmuz

Yeşil Düşünce Derneği‘nin Doğu Avrupa’nın Geleceği ve (Eko) Demokrasi Projesi’nin bir ayağı olarak gençlerle bir araya geleceği ve bir gün boyunca eko demokrasi kavramının tartışılacağı etkinlik için kayıtlar başladı.

Dernek ve yeşil örgütlerin 31 Ağustos Çarşamba günü Çanakkale Assos’taki Sincap Kamp’ta gençlerle buluşacağı etkinlik ile iklim adaletini, eko demokrasiyi hep birlikte konuşmak; genç aktivistlerin kapasitelerini geliştirerek toplumun ve gençlerin ekolojik sorunlar karşısında harekete geçebilmesi için politikaya aktif katılımlarını artırmak amaçlanıyor.

Kontenjanla sınırlı olan; konaklama, yemek ve ulaşım masraflarının karşılanacağı etkinliğin son başvuru tarihi 30 Temmuz 2022.

“Özellikle Doğu Avrupa’da otorite ve milliyetçilik tartışmaları gündemden ne yazık ki hiç düşmüyor. Pandemi ile birlikte karşılaştığımız krizler demokrasiyi de tüm dünyada sarstı.

Yönetimlerin bu krizler karşısında yanıtsız kalması gündelik hayatımızda karşılaştığımız sorunları derinleştirmeye devam ediyor. Bu sorunlarla uğraşırken de iklim adaleti gündeme gelemiyor. Ama aslında tüm sorunları kapsıyor.

18-35 yaş arasında, yeşil hareketin bir parçası olan ya da bu alanda öğrenmeye ve hareketin bir parçası olarak çalışmalarını sürdürmeye hevesli gençlerin başvurularını bekliyoruz!”

Tarih: 30 Ağustos – 31 Ağustos 2022
Yer: Sincap Kamp, Assos, Çanakkale

Mahkeme, Heybeliada Sanatoryumu’nun Diyanet’e tahsisini iptal etti

İstanbul Heybeliada‘daki tarihi Sanatoryum‘un Diyanet İşleri Başkanlığı‘na tahsisi, İstanbul Tabip Odası (İTO), TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi, TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi, İstanbul Barosu ve Türk Toraks Derneği’nin açtığı dava sonucunda iptal edildi.

2020’de Sanatoryum’un da içinde bulunduğu 200 dönümlük arazinin bir kısmının Diyanet İşler Başkanlığı’na “İslami Eğitim Merkezi” kurmak amacıyla devredildiği ortaya çıkmış, Türkiye‘nin ilk pandemi hastanesi olarak 1924’te kurulan ve 2005’e kadar hizmet veren kurumun bu tahsisine karşı çıkan pek çok kuruluş, iptal istemiyle dava açmıştı.

BirGün‘den İsmail Arı‘nın aktardığına göre İstanbul 14’üncü İdare Mahkemesikararda Kültür Bakanlığı‘ndan olur alınmaması sebebiyle 14 Haziran’da tahsisin iptaline karar verdi:

“… ‘söz konusu tahsis işleminde önce Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan görüş alınıp alınmadığına dair bilgi veya belgenin idare dosyasında bulunamadığının’ belirtildiği, dolayısıyla dava konusu tahsis işleminden önce ilgili Bakanlık’tan izin veya görüş alınmadığı anlaşıldığından, ilgili Bakanlık’tan izin alınmaksızın söz konusu taşınmazın eğitim merkezi olarak kullanılmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmesine ilişkin tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Ne olmuştu?

Türkiye’nin ilk pandemi hastanesi olarak açılan Sanatoryum, 1999 depreminde hasar görmüş; 2005 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından adaya ulaşımın zorluğu, hasta azlığı gibi nedenlerle kapatılmış ve tüm personel ve ekipmanı ile birlikte Süreyyapaşa Göğüs Kalp Damar Hastanesi  Eğitim ve Araştırma Hastanesi bünyesine nakledilmişti.

Türkiye’de tüberküloz (verem) hastalığına karşı verilen mücadelenin en önemli sembollerinden olan Sanatoryumun ve çevresindeki 200 dönümlük arazinin bir kısmının “İslami Eğitim Merkezi” kurmak amacıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildiği ortaya çıkmıştı.

Söz konusu tahsis, 2020’nin Eylül ayında CHP milletvekili Umut Oran’ın, 100’ü doktor 250 personeli ve 660 yatağı bulunan hastanenin akıbeti konusunda CİMER’e yönelttiği soru üzerine öğrenilmişti.

Karara İstanbul Tabipler Odası ve çok sayıda meslek örgütü karşı çıkarken Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) ve Heybeliada Sanatoryumu’nun Eski Başhekimi Prof. Dr. Attila Saygı, sanatoryumun Diyanet’e devredilme kararının iptal edilmesini istemiş; içinde bir Tüberküloz Enstitüsü, eğitim merkezi, sağlık müzesi, dinlenme tesisi ve adaya yetecek kapasitede bir hastaneden oluşan “Heybeliada Sanatoryumu Sağlık Kompleksi” olması önerilmişti:

Saygı, Heybeliada Sanatoryumu Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim Araştırma Hastanesi’nin 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle kurulduğunu hatırlatarak kurumun tarihi önemini şöyle anlatmıştı:

1934 yılında Heybeliada Sanatoryumu

Ek binalar, hemşire eğitim yeri ve lojmanı ve rehabilitasyon merkezi yapılarak genişletildi. Bu rehabilitasyon merkezinde hastanede tedavi görüp iyileşen hastalara marangozluk, saatçilik, ayakkabıcılık gibi meslekler öğretildi. Bu kişiler bugün adada iş ve mesken sahibi.

Rehabilitasyon merkezi sonradan Sağlık Bakanlığı dinlenme tesisine dönüştürüldü. Türkiye’de verem savaşına ve göğüs hastalıkları ve göğüs cerrahisi branşlarına önderlik eden bu eğitim ve hizmet kuruluşu bir okuldu, bir ekoldü. Bu merkezde yetişen birçok profesör, doçent ve uzman hekim halen ülkemizin değişik yörelerinde hizmet veriyor.

Diyanet ise çıkan haberler sonrası, “Hastane olarak kullanılmıyordu ve boştu, iade etmeye hazırız diyerek şu açıklamayı yapmıştı:

“Sözü edilen alanlar, 2005 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı Sanatoryum’un kapanmasının ardından 13 yıl boş kalmış, bu sürenin ardından 2018 yılında Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsis edilmiştir. Dolayısıyla Başkanlığımıza bir pandemi hastanesi değil, geçmişte son olarak Sanatoryum olarak kullanıldıktan sonra kapatılarak Milli Emlak Genel Müdürlüğü’ne iade edilmiş ve üzerinde kullanılamaz durumda binaların olduğu bir alan tahsis edilmiştir.

Başkanlığımıza halen tahsisli bulunan yaklaşık 60 dönümlük alanda, harabe durumda olan Sanatoryum’un idari hizmet binaları olarak kullanılan yerler bulunmaktadır. İlgili mevzuat doğrultusunda, kamuya ait araziler kamu kurumlarına nasıl tahsis ediliyorsa, Heybeliada’daki alanlar da Başkanlığımıza aynı usullerle tahsis edilmiştir.

Tahsis kararının ‘kamu yararına aykırı’ olduğu gerekçesiyle açılan davada, “Heybeliada Sanatoryumu binasının da içinde bulunduğu mülkiyeti Hazine’ye ait İstanbul İli, Adalar İlçesi, Heybeliada Mahallesi, 3 pafta, 105 ada ve 1 parsel sayılı taşınmazın eğitim merkezi olarak kullanılmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığı’na tahsisine ilişkin işlemin yürütmesinin durdurulması ve iptali” talep edilmişti.

 

 

Diyanetle ekonomi: Fiyatları tayin eden, darlık ve bolluk veren Allah’tır

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın dini konulardaki en yüksek karar ve danışma organı olan Din İşleri Yüksek Kurulu, telefonla ya da internet üzerinden sorulan soruları yanıtlayarak fetva veriyor. Yüksek fiyat artışlarının tartışıldığı süreçte kurulun sosyal medya hesabından 20 Temmuz’da paylaşılan bir fetva dikkat çekiyor.

Soru “Ticarette kar haddi var mı?”. Soruya gelen fetvada “İslam dininin, alım satım akitlerinde kesin bir kâr haddi koymadığı, bunu piyasa şartlarına bıraktığı” belirtilirken ilgili kısımla verilen hadis ise şöyle:

“Konuyla ilgili olarak Allah resulü, fiyatlar artmaya başladığında kendisinden bu duruma müdahale etmesi istendiğinde şöyle buyurmuştur, ‘Şüphe yok ki fiyatları tayin eden, darlık ve bolluk veren, rızıklandıran ancak Allah’tır. Ben sizden herhangi birinin malına ve canına yapmış olduğum bir haksızlık sebebiyle o kimsenin hakkını benden ister olduğu halde, Rabbime kavuşmak istemem.’”

Cumhuriyet’ten Sefa Uyar’ın aktardığına göre; fetvada, piyasada suistimaller olduğu, karaborsacıların devreye girerek halkı mağdur ettikleri, özellikle halkın zaruri ihtiyaçları sayılabilecek mallarda aşırı fiyat artışları yaşandığı durumlarda, kamu otoritesinin fiyatlara müdahale etme yetkisinin olduğu vurgulandı.