Ana Sayfa Blog Sayfa 812

Elektrik maliyetleri yüzde 500 arttı

Karşılaştırma sitesi encazip.com’un yaptığı araştırmaya göre, elektrik maliyetleri bir yılda yaklaşık yüzde 500 arttı.

2021-2022 ağustos ayları arasındaki elektrik fiyatlarındaki artışın incelendiği araştırma, 2022’de mesken elektrik fiyatlarının yüzde 236 zamla 1.59 TL’ye, sanayi elektrik fiyatlarının yüzde 304 zamla 2.62 TL’ye, ticarethane elektriğinin yüzde 245 zamla 2.43 TL’ye ulaştığını açıkladı.

Elektrik fiyatları her geçen yıl değişiklik gösterirken son yıllarda meydana gelen elektrik maliyetlerindeki artış, fiyat güncellemelerini de beraberinde getirdi.

Çalışma kapsamında Ağustos 2020’den Ağustos 2022’ye enerji maliyetlerini ve elektrik üretiminde kullanılan doğal gaz fiyatındaki artış araştırıldı. Araştırmaya göre, elektrik maliyeti bir yılda yaklaşık yüzde 500 arttı.

Mesken elektriğine yüzde 236 zam

Ağustos 2020’de 29 kuruş olan Piyasa Takas Fiyatı, yüzde 87 zamlanarak Ağustos 2021’de 55 kuruş oldu, 2022’de ise yüzde 498 zamlanarak 3.3 TL’ye ulaştı. 2020’de 49 kuruş olan Sanayi Ulusal Tarifesi yüzde 30 zamla 2021’de 64 kuruş olurken 2022’de yüzde 304 zamla 2.62 kuruş olarak kayıtlara geçti.

2020’de 54 kuruş olan Ticarethane Ulusal Tarife fiyatı 2021’de yüzde 30 zamla 70 kuruşa yükseldi.

2022’de ise yüzde 245 zamla 2.43 TL’ye ulaştı. 2020’de 36 kuruş olan mesken elektrik fiyatı yüzde 31 zamla 2021’de 47 kuruş oldu. 2022’de yüzde 236 zamla birlikte 1.59 TL oldu.

Elektrik üretiminde kullanılan doğalgaz fiyatı 13 TL’ye ulaştı

Maliyetlerdeki artış devam ederken elektrik üretiminde kullanılan doğalgaz fiyatı Ağustos 2020’de 1.4 TL iken 2021’de yüzde 47 zamla 2 TL’ye, 2022’de yüzde 567 zamla 13.75 TL’ye yükseldi.

Doğalgazın elektrik üretimindeki payı 2020’de 23.6 iken yüzde 44’lük bir artışla 2021’de 33.95 TL oldu.

2022’de ise 29’a yükseldi ve yıl bitene kadar artmaya devam edeceği öngörülüyor.

Encazip.com’un kurucusu ve enerji ekonomisti Çağada Kırım, elektrik maliyetlerinin artmasıyla elektrikte fiyat artışının devam edebileceğini belirterek şunları söyledi:

“Maliyet analizi sonucunda maliyetler yüzde 500 artmasına rağmen son kullanıcıya yansıyan elektrik fiyatları bu maliyetin yarısında kaldı yani vatandaş maliyet artışından sadece yüzde 50 oranında etkilendi. Bu durumun yanı sıra elektrik üretiminde hatırı sayılır bir payı olan doğal gaz maliyetlerindeki artışın bile piyasa fiyatlarına tam anlamıyla yansımadığını görüyoruz. Bu bilgiler ışığında ilerleyen günlerde son kullanıcı elektrik fiyatlarının artması sürpriz olmaz.”

 

Türkiye’den ihraç edilen ürünlerde tarım zehirlerinde rekor artış

Pestisit, yani tarım zehiri kalıntısı sebebiyle 2021’de Avrupa Birliği (AB) ülkelerinden yapılan Türkiye kaynaklı 372 bildirim, önceki üç yılın ortalamasının yaklaşık üç katına çıkarak rekor kırdı.

AB Gıda ve Yemler için Hızlı Alarm Sistemi (RASFF), Türkiye’den ihraç edilen limon, greyfurt, biber, mandalina, portakal, nar, asma yaprağı, ayva, domates, karpuz, maydanoz, üzüm, armut, kabak, patlıcan, yeşil fasulye ve keçi boynuzunda limit üstü pestisit kalıntısı tespit etti.

AB RASFF portalında yayınlanan 2020’ye ilişkin raporun tehlike ve ürün kategorisine göre yapılan değerlendirmesinde, 2020’de en çok bildirim yapılan 10 konu başlığının üçünde Türkiye’nin adı geçiyor.

Bu bildirimlerin sebebinin 190 parti meyve ve sebzede pestisit, 58 parti meyve ve sebzede aflatoksin ve 38 parti tohum, kabuklu yemiş ve türevi ürünlerde aflatoksin tespiti olduğu görülüyor.

2022’nin ilk yarısına bakıldığında, limit üstü pestisit kalıntısı tespit edilen meyve ve sebze sayısı 249 ile 2020’deki rakamı çoktan aşmış durumda.

Avrupa Komisyonu, 2019’da da Türkiye’den gelen limon, yeşil biber, nar ve asma yaprağında tespit edilen tarım zehirleri sebebiyle bu ürünlerin daha sık analiz edilmesine karar vermişti.

Buğday Derneği‘nin oluşumu Zehirsiz Sofralar Platformu, bu verileri şöyle değerlendiriyor:

“Kalıntı bildirimlerindeki artış eğilimi, geçen yıl kırılan rekorun da aşılabileceğini gösteriyor. Üstelik bildirimlere göre yasaklı madde tespiti de hâlâ devam ediyor. Bütün bu veriler, gerekli önlemlerin alınmadığını, denetimlerin yeterli ve uygun bir şekilde yapılmadığını ortaya koyuyor.”

Tarım ve Orman Bakanlığı, pestisit kalıntıları konusunda iç pazarda denetimler yapsa da bunların sonuçları, taklit ve tağşiş yapıldığı kesinleşen gıdalarda olduğu gibi şeffaflıkla paylaşılmıyor.

İhraç edilen ürünlerde pestisit kaynaklı bildirimlerin artması, iç pazara sunulan ürünlerde daha fazla pestisit bulunabileceğine dair de endişe yaratıyor.

Kısırlık ve kanser riski…

AB’nin tespit ettiği bazı pestisit aktif maddelerin, AB Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı (IARC) tarafından muhtemel kanserojen ve AB ve Japon Kimyasalların Sınıflandırılması ve Etiketlenmesi için Küresel Uyumluluk Sistemi (GHS) tarafından kısırlığa, üreme sağlığı bozukluklarına ve kansere neden olduğu belirtiliyor.

Ayrıca, solunduğunda ölümcül etkilere yol açan, toprak ve su için yüksek derecede toksik olduğu kanıtlanan ve EPA tarafından arılar için oldukça zararlı olduğu belirtilen maddeler de bu pestisitler arasında yer alıyor.

Dış pazarda itibar kaybı, iç pazarda endişe hakim

Tarımsal üretim potansiyeli yüksek olan Türkiye, ihraç ürünlerinde pestisit kullanıldığının uluslararası ölçekte ortaya konması ile ticari itibarını kaybediyor.

Bakanlık yetkilileri tarafından Gıda Güvenliği Bilgi Sistemi’ne (GGBS), ülke genelindeki tüm gıda ve yem işletmeleri, bu işletmelere yönelik denetimler, alınan numuneler, numunelerin analiz sonuçları, işletmelere uygulanan idari cezalar, yaptırımlar, ithalat ve ihracat kayıtları gibi bilgiler giriliyor. Ancak bu bilgiler halkın erişimine açık değil. Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de GGBS verilerinin halkın erişimine açılmasını talep eden Zehirsiz Sofralar Platformu, son dönemde rekor seviyeye ulaşan kalıntılı ürünlere ilişkin halkın endişelerinin giderilmesi gerektiğini vurguluyor.

‘Tarım zehirlerine mahkûm değiliz’

Zehirsiz Sofralar Platformu çatısı altında faaliyet gösteren Pestisit Eylem Ağı’nın tüm canlılara zarar veren pestisitlerin yasaklanması ve doğa dostu üreticilerin desteklenmesi için başlattığı Change.org/ZehirsizSofralar’ya  bugüne kadar 170 bini aşkın kişi imza desteği vermiş durumda.

Tarım ve Orman Bakanlığı, AB geçiş sürecinde 200’ün üzerinde, kampanya döneminde ise 27 pestisit aktif maddesinin kullanımını yasakladı.

Ancak kampanya talepleri arasında yer alan, Dünya Sağlık Örgütü’nün “son derece tehlikeli”, “yüksek seviyede tehlikeli” ve “muhtemel kanserojen” olarak belirlediği 13 aktif maddeden 9’u hâlâ yasaklanmadı.

Buğday Derneği Gıda Yüksek Mühendisi Merve Atınç, Türkiye’deki tarımda hâlâ kullanılan dokuz pestisit aktif madde ile birlikte, başta bebeklerin ve çocukların hormon sistemine zarar veren, havayı, suyu ve toprağı kirleten pestisitlerin ivedilikle yasaklanması için tüm vatandaşları gıdasının sorumluluğunu alarak kampanyaya destek olmaya çağırıyor.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan, Pestisit Eylem Ağı tarafından hazırlanan Zehirsiz Sofralar İçin Yol Haritası” metnini dikkate almasını talep ettiklerini belirten Atınç, şunları söylüyor:

“Tarım zehirlerine mahkûm değiliz. Dünyada ve Türkiye’de pek çok çiftçi zehirsiz gıda üretiyor. Sağlıklı bir gelecek için daha fazla ekolojik ve ekonomik kayba ve hastalığa sebep olmadan bir stratejik eylem planı geliştirmeli, doğru politikalar izlenmeli ve böylece pestisitlere dayanan konvansiyonel tarım sisteminin yerini agroekolojik, organik ve onarıcı tarıma bırakması sağlanmalı.”

Sinpaş’ın iptal edilen projesine devam ettiğini gören aktivistler nöbete başladı

MUĞLA- Marmaris Kızılbük’te inşaat sürdüren SİNPAŞ GYO projesinin ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararının iptali sonrası alanı kontrole giden Marmaris Kent Konseyi üyeleri şirketin faaliyetlerinin devam ettiğini duyurdu.

Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi geçen hafta verdiği kararın gerekçesinde ‘otel ve konut inşaatının bir arada yer aldığı  projenin ÇED’den muaf tutulamayacağı’ belirtildi.

Mühürlenen proje alanına giden çevre aktivistleri yaptıkları açıklamada inşaat faaliyetlerini durduracağını bildiren Sinpaş’ın iş makinalarının alana girdiğini gördüklerini belirtti. Aktivistler “Bir kontrol amacıyla geldik. Dün gece bir tanker içeri girmeye çalıştı. Onu durdurduk. Çalışanlardan da bu sabah için faaliyetlerine devam edeceklerini duyduk. Bunun üzerine hızlıca toplandık ve nöbet tutmaya geldik” dedi.

İlk nöbetlerini tutan aktivistler bölgede nöbet tutmayı sürdüreceklerini açıkladı.

“Buradaki yaşam alanımızı, milli parkımızı korumaya devam edeceğiz. Buradan yasaların uygulandığını görene kadar da ayrılmayacağız. Marmaris’te yağmaya ve talana izin vermeyeceğiz. ”

Aktivistler Marmarislere de seslenerek destek talebinde bulundu.

Ne olmuştu?

Marmaris’in İçmeler Mahallesi Kızılbük mevkiinde Emin Hattat tarafından 30 yıl önce inşaatı başlatılan otel, 2009’da Sinpaş Holding’e satıldı. 1988 yılında Hattat Ailesi tarafından Hema-Que Otel Yatırım A.Ş. adıyla, 150 dönümü ormandan tahsisli toplam 310 dönümlük denize sıfır araziye beş yıldızlı otel yapılması için inşaat başladı. Fakat 550 oda, 1100 yatak kapasiteli otel bitirilemedi. Emin Hattat, 2006’da iflas edince de inşaat tamamen durdu.

Sinpaş Holding, 2010 yılı başında iki koyu içine alan otel inşaatının bulunduğu bu araziye bin 400 lüks konut yapmak için o dönem belde olan İçmeler’de belediyenin fen işleri müdürlüğüne başvurdu.

Belediye konut yapımına izin vermedi ancak Muğla Valiliği , 27 Temmuz’dan 8 Ağustos’a kadar devam eden büyük orman yangınlarından beş gün sonra, devam eden Kızılbük Wellness Resort inşaatı için 13 Ağustos 2021’de ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verdi. Kararın iptali için Eylül ayında Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyelerince, Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, Valiliğin kararının yasalara aykırı olduğu; projenin kıyıya, denize, bölgedeki endemik türlere ve ekolojik bütünlüğe zarar verdiği tespit edilmişti.

Marmaris Kızılbük koyunda bilirkişi keşfi: Yaşanan tahribatı gözlerimizle gördük

Konsey’in Ekolojik Mücadele Komitesi, Sinpaş inşaatı ile ilgili davada Marmaris Belediyesi’nin mahkemeye gönderdiği yazılı beyan sebebiyle Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, İmardan sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Burak Demirtaş ve İmar Müdürü için “görevi kötüye kullanma” nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş, Belediye’ye , Kızılbük Thermal Wellness Resort Otel/Devre mülk projesi için düzenlediği İmar Durum Belgesi ile 56 adet yapı ruhsatının iptali talepli dava açmıştı.

 Çevre aktivistlerinden Sinpaş’a izin veren Marmaris Belediyesi hakkında suç duyurusu

Sinpaş’ın ‘ÇED gerekli değildir’ kararına açılan davayı kamuoyuna anlatan çevre aktivisti Marmaris Kent Konseyi nedeniyle Halime Şaman’a açtığı 300 bin liralık haksız rekabet davasının ikinci duruşması nedeniyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü adliyede kutlayan Şaman, “Umuyoruz ki halkı hakları konusunda bilinçlendirmenin karşılığı tazminat olmayacak” açıklamasını yapmıştı.

 Sinpaş’ın çevre aktivistine açtığı 300 bin liralık davada ikinci duruşma
Kızılbük’te dinamitler patlıyor: Marmaris’ten imdat çığlığı!
Kızılbük’e giden HDP’li Çepni: Burada devlet eliyle suç işleniyor, ‘Sinpaş devlettir’ deyin o zaman

Projeye verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali için açılan dava 6 Temmuz’da görülmüş, duruşma öncesi adliye önünde bir açıklama yapan Marmaris Kent Konseyi Başkanı Ufuk Beytekin şunları söylemişti:

“Marmaris’te Sinpaş’a ait bir inşaat yapılıyor. Biz Marmaris Kent Konseyi olarak bu inşaat hakkında iki dava açtık. Biri ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali diğeri de verilen imar durum belgesi ve ruhsatların iptali için. Adalete güveniyoruz çünkü bir ülkeyi ülke yapan unsurlardan biride adalet sistemidir. Milli park alanında dinamit patlatıyor olabilirler, inşaat yasağına rağmen şu son yangında dahi çalışıyor olabilirler, bu gücü kendinde görüyor olabilir bu şirket. Arkası kuvvetlidir veya belediyeyle iş birliği içindedir. Bu mücadele sonunda adalet mekanizmasının bizim lehimize karar vereceğine kalben inanıyorum”

Aslan popülasyonu yirmi yılda yüzde 43 azaldı: Yaşam alanları tehdit altında

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) Tehdit Altındaki Türler Kırmızı Listesi‘nde “hassas” kategorisinde yer alan aslanların azalan popülasyonuna dikkati çekmek için her yıl 10 Ağustos, Dünya Aslan Günü olarak kutlanıyor.

Güney Afrika Cumhuriyeti, Tanzanya, Kenya, Botsvana ve Zimbabve, aslan nüfusunun en yoğun olduğu ülkeler. Aslanlar, Afrika kıtası dışında sadece Hindistan‘daki Gir Forest Ulusal Parkı‘nda yaşıyor.

Daha eskiden ise Sahra ve Kalahari Çölü hariç tüm Afrika‘da, Arap Yarımadası çölleri hariç Hindistan, Kafkasya ve Balkanlar arasında kalan bölgede yaşadıkları biliniyor.

Son yirmi yılda ise aslan nüfusu yüzde 43 oranında azaldı. Aslanları etkileyen en büyük faktörler ise, ana habitatları olan savanların insan baskısı altında olması ve kaçak avcılık.

Doğa Koruma Merkezi’nden biyolojik çeşitlilik uzmanı Dr. Mustafa Durmuş, dünyada aslan nüfusunun 20 bin ile 39 bin arasına gerilediğini belirtiyor:

“Aslan sayısındaki düşüş, kötü senaryoyu düşünürsek aslan neslinin yok olması; ekosistem üzerinde köklü bir değişime neden olur. Aslan gibi üst düzey avcıların yok olması, otçul canlılar üzerindeki kontrolün kaybolmasına neden olur. Otçul canlıların sayısının artması bitkiler üzerindeki baskıyı artırır; yaşamları bitkilere bağlı olan diğer türler bu değişimden etkilenir.

Bu zincirleme reaksiyon uzatılabilir, uzun vadede ekosistemin yapısı tamamen değişebilir. Doğadaki dengeyi değiştiren durum, sonuçları itibarıyla sayısız yeni değişimi tetikler. Bu nedenle ekolojik dengenin korunması oldukça önemlidir. Biz insanlar da doğal kaynaklara bağlıyız ve sağlıklı ekosistemlerin devamlılığı bizler için hayati öneme sahiptir.”

Aslanların yaşadığı ana habitatın savanlar olduğunu ancak ormanlar, bozkırlar gibi farklı habitat tiplerinde de yaşayabildiklerini bildiren Durmuş savanlardaki tehditlerden bazılarını şöyle sıralıyor: Aşırı ve plansız otlatma, tarım alanlarına dönüştürme, yerleşim alanlarının ve endüstri alanlarının genişlemesi, ağaç kesimi…

Bunlara tabii ki iklim krizini de eklemek gerekir.

Savanlar birçok bitki ve hayvan türü için yaşam alanıdır ve üzerindeki her tehdit, canlılar için tehdittir. Bu nedenle koruma çalışmaları yapılırken sadece tehdit altındaki türleri değil, türlerin yaşam alanlarının korunması da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır.

Göç yollarının bütünlüğü bozulmamalı.

Öte yandan aslanların göç yolları, avladıkları hayvanların iklim krizi ve insan baskısı nedeniyle göç etmesi sebbiyle de değişime uğruyor.

Durmuş, aslan gibi avcı türlerin dağılım alanını ve göç davranışlarını belirleyen temel faktörün, avladıkları hayvanların yoğunluğu ve hareketleri olduğunu ve iklim koşullarındaki değişimlerin aslanların davranışını, avladıkları canlıların hareketlerindeki değişime bağlı olarak etkilediğini kaydediyor.

Aslanların bilinen en önemli göç rotası Tanzanya’daki Serengeti düzlükleri ve Kenya’daki Masai Mara arası.

Savan ekosisteminde etçil-otçul hayvanların yağışlı döneme bağlı otun ve suyun bol olduğu alanlara doğru düzenli bir göç hareketi olduğunu belirten Durmuş, bu göç yollarının bütünlüğünün bozulmaması ve göçe engel olabilecek bariyerlerin yapılmamasının önemini de vurguluyor:

“Bir kısmı belirli bölgelerde yaşarken, özellikle dişi aslanların bir kısmı avladığı hayvanların göç hareketini takip eder. Savan ekosisteminde etçil-otçul hayvanların yağışlı döneme bağlı otun ve suyun bol olduğu alanlara doğru düzenli bir göç hareketi zaten biliniyor. Savanlarda doğal olarak gerçekleşen bir süreç. Her canlı hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu doğal kaynaklara doğru hareket eder. Otçul memeliler suyun ve besini olan otun yoğun olduğu yerlere doğru göç ederken, aslan gibi avcı türler de haliyle bu hareketi takip eder. Çünkü hayatta kalmak için kendi besini olan otçul memelilerin ve suyun bol olduğu yerlere ihtiyacı vardır.”

Kuraklık ve su kaynaklarının azalması da  aslanların besin kaynaklarının yoğunluğunu etkiliyor:

“Av hayvanlarındaki azalışın, aslanların ve diğer avcı türlerin evcil sürülere daha fazla yönelmesini beraberinde getirmesi olasıdır. Bu da insan-aslan çatışmasını artırabilir ve aslanların daha fazla avlanmasına neden olabilir.” diyerek sözlerini tamamladı.

Aşırı yağış sebebiyle Seul’de yedi kişi hayatını kaybetti

Güney Kore‘nin başkenti Seul‘de iki gündür etkili olan sağanak yağmurun yolları ve metroları kapatması ve kaymalara neden olması sebebiyle bir gecede en az yedi kişi hayatını kaybetti.

Dokuz kişi yaralanırken, altı kişinin de kayıp olduğu bildirildi.

Merkez, kriz alarmını en yüksek seviyeye çıkardı ve bazı kuruluşlardan çalışma saatlerini yeniden düzenlemesi istendi.

Kore Meteoroloji İdaresi’ne (KMA) göre, on yıllardır görülen en büyük yağış ile Seul’ün güney kesiminin Pazartesi günü geç saatlerde saatte 100 milimetreden fazla yağmur aldı. Pazartesi gece yarısından bu yana biriken yağış dün sabahtan itibaren 420 mm’ye ulaştı.

Yoğun nüfuslu Gangnam semtinde, bazı binalar ve dükkanları su bastı, elektirkler kesildi. Arabalar, otobüsler ve metro istasyonları sular altında kaldı.

Reuters’a konuşan semt sakini Lee Dongha, geceyi şöyle anlattı:

“Gangnam istasyonu yakınlarındaydım. 30 saniyede bir gök gürültüsü ve şimşek çakıyordu. Birdenbire otobüsler, metro istasyonları ve sokaklar sular altında kaldı. Mahsur kalmamak için çabucak bir konaklama rezervasyonu yapmaya karar verdim.”

Fotoğraf: Kim Hong-Ji / Reuters

Ülkenin orta kesimi için şiddetli yağışların bugün de devam etmesi bekleniyor.

KMA, başkent ve 26 milyonluk metropol çevresi ile Gangwon ve Chungcheong Eyaleti’nin bazı bölgeleri için şiddetli yağmur uyarıları yayınladı.

Bir KMA yetkilisi Reuters’e verdiği demeçte, Güney Kore’de yaz aylarında sık sık şiddetli yağmurlar yaşandığını ancak “bu keskin artış ve giderek sıklaşan sağanakların büyük iklim değişikliği eğilimi olmadan açıklanamayacağını söyledi:“Bu fenomen, iklim değişikliğinin yazı uzatması nedeniyle de  daha sık meydana geliyor.”

AYM’den Ali İsmail Korkmaz kararı: Polis yeniden yargılanacak

Gezi direnişinde, 2013’te, Eskişehir’de dövülerek öldürülen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın ailesinin Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuruda karar çıktı.

Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şehap Korkmaz, annesi Emel Korkmaz ile kardeşleri Gürkan Korkmaz, Melike Çakırkaya ve Aylin Taktuk, olaya ilişkin ‘etkili ceza soruşturması yürütülmemesi, öldürülme biçimi ile ölümünün öncesi ve sonrasında yaşanan olumsuz gelişmeler sonucunda yakın akrabaların yaşadığı ıstırap nedeniyle yaşam hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiği’ gerekçesiyle AYM’ye başvurdu.

Resmi Gazete’de yayımlanam karara göre; AYM, başvuruyla ilgili ‘Yaşam hakkının ihlal edildiği’, ‘toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği’ ve ‘başvurucuların kötü muamele yasağının kendileri bakamından ihlal edildiğine’ ilişkin iddiaları ‘kişi bakımından yetkisizlik’ nedeniyle oy birliğiyle kabul edilemez buldu.

Ancak başvurucuların, ‘eziyet yasağının ölen yakınları Ali İsmail Korkmaz bakımından ihlal edildiğine’ ilişkin iddiasını kabul edilebilir bulan Yüksek Mahkeme oy birliğiyle Anayasa’nın 17. Maddesi’nde güvence altına alınan ‘eziyet yasağının maddi ve usul boyutunun’ ihlaline hükmetti.

AYM, kararın bir örneğinin ‘eziyet yasağının ihlalinin sonuçlarını ortadan kaldırılması için polis memuru Hüseyin Engin için yeniden yargılama yapılmak üzere Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verdi.

Mahkeme oybirliğiyle Ali İsmail Korkmaz’ın ailesine 67 bin 500 TL tazminat ödenmesine karar verdi.

Paris’te her ayın ilk pazar günü otomobillere yasaklanan meydanlar yüz güldürüyor

Fransa’nın başkenti Paris’te, bir süredir her ayın ilk pazar günü, ünlü Şanzelize Caddesi başta olmak üzere bazı alanlar trafiğe kapatılıyor. Ünlü caddede çocuklarıyla yürüyüşe çıkan Parisliler ve kenti ziyarete gelen turistler ise uygulamadan bir hayli memnun.

Paris Belediyesi’nin sitesindeki bilgilere göre, şehrin birinci ve dördüncü bölgeleri arası yanı sıra Şanzelize Caddesi her ayın ilk pazarı araçlara kapalı oluyor.

Ayın ilk pazarı yedi-sekiz saat araç trafiğine kapalı olan alanlarda, Paris  sakinleri ve turistler, bu sürede yaya olarak ya da bisiklet, paten veya scooter’la gezebiliyor.

2016’ta ilk olarak Şanzelize Caddesi’nde yürürlüğe giren uygulama başkentin başka bölgelerine genişletildi. Bu ay uygulama, 7 Ağustos’a denk geldi.

Turistler de memnun

AA’ya konuşan Macaristan’da yaşayan Filistinli Seher Şakra, tatil için geldiği Paris’te, Şanzelize Caddesi’nin araçlara kapatılmış olmasının iyi bir fikir olduğunu söyledi.

 

İspanyol turist İrati Laraudo da dünyanın kötü bir durumda olduğuna belirterek, “Arabasız bir günün güzel bir fikir olduğunu düşünüyorum. Bu uygulamayı başka kentlerin de denemesi gerekir” dedi.

İstanbul’da ikinci ‘kent lokantası’ Bağcılar’da

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) öğrenci ve dar gelirlilerin ucuz, sağlıklı yemek yiyebilmesi için hayata geçirdiği Kent Lokantaları’nın ikincisi bugün Bağcılar’da açıldı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun vaatlerinden biri olan kent lokantalarının ilki 17 Haziran’da öğrencilerin yoğun olarak yaşadığı ve öğrenim gördüğü Çapa’da açılmıştı. 4 çeşit yemeğin 29 TL’den satışa sunulduğu lokantaya öğrenci, işçi ve emekliler yoğun ilgi gösteriyor.

İBB’den dar gelirliler için ucuz ve sağlıklı yemek verecek Kent Lokantaları

Kent Lokantaları’nın ikincisi de yine işçilerin yoğun olarak bulunduğu Bağcılar’da İmamoğlu’nun katılımıyla açıldı. Açılışta konuşan İmamoğlu, sonbaharda lokantaların sayısını 10’a çıkartmayı hedeflediklerini söyledi:

“Öğrenci, işçi, emekçi dostlarımızın yoğunlukta olduğu alanlarda hizmet vermeye devam edeceğiz. ‘Ekonomi iyi yönetilmiyor bu hükümetin sorunu’ deyip kenara çekilenlerden olmadık, olamayız. Çapa’da açtığımız yerle bir buçuk ayda neredeyse 30 bin insanımıza hizmet etmiş durumdayız. 30 bin kez orada yemek yenmiş. Demek ki bu bir ihtiyaç. Burada da benzer şeyi yakalayacağımızı düşünüyoruz.”

İlk gününde İmamoğlu’ndan servis

Bağcılar’daki lokantanın ilk açılış gününde bizzat müşterilere servis yapan İmamoğlu, Kent Lokantaları’nın çevredeki diğer lokantaları batıracağı yönündeki eleştirilere de şöyle yanıt verdi.

“Burada bir çeşit çorba, bir çeşit yemek, bir çeşit makarna ve yanında meyvesi var. Bunun yanına şunu da ver bunu da ver yok. Böyle bir ortamın inanın müşterisi başkadır. Ya da buraya gelecek olan insanımız başkadır. Hiçbir esnafımızın da bereketine veya onların kazancına dönük bir sorun yaşatmazlar.”

Brezilya Yüksek Mahkemesi asbestli gemiye ‘dur’ dedi

Brezilya’dan Aliağa’ya getirilmesi planlanan, tehlikeli maddeler içeren São Paulo nükleer uçak gemisi, 4 Ağustos tarihinde yola çıktı.

Brezilya’nın önemli günlük gazetelerinden The Globo News’in 5 Ağustos tarihli haberine göre, São Paulo‘nun Brezilya kara sularını terk etmesine kısa bir süre kala, yüksek mahkemeden “Geri dön” kararı çıktı. Fakat gemi Brezilya karasularından ayrılmak üzere.

 

Evrensel’den Ramis Sağlam’ın aktardığına göre ; São Paulo/Foch Enstitüsü, ülkenin bugüne kadar sahip olduğu en büyük uçak gemisi olan São Paulo’nun Brezilya sularını terk ederek Avrupa’ya gitmesini engellemek için zamana karşı yarıştıklarını söyledi.

Açık artırma sonucu geçen yıl 10,5 milyon Brezilya realine (1,85 milyon dolara) satılan São Paulo gemisi, Brezilya’nın Guanabara Körfezi’nden 4 Ağustos 2022 Perşembe sabahı Alp Center römorkörüyle yüzdürülerek Türkiye’ye doğru yola çıkmıştı.

Aliağa’daki zehir: Brezilya’nın asbestli gemisinin son durağı nasıl Türkiye oldu?

İhaleye yapılan itiraz sonucunda geçen sene açılan dava kapsamında mahkeme, 4 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra, geminin demirli olduğu Guanabara Körfezi’ne geri dönmesi için “ihtiyati tedbir” kararı aldı.

The Globo News’in haberinde, mevcut uydu görüntülerinden yola çıkılarak bu kararın henüz yerine getirilmediği ve São Paulo’nun Lagos Bölgesi yakınında olduğu bilgisi verildi.

Haberde, São Paulo’nun Brezilya sınırını geçmeye yakın olduğu, bu durumu tersine çevirmenin zorlaştığı, geminin kuzeye doğru ilerlediği ve üç güne kadar Brezilya kara sularından ayrılacağı tahmin edilirken, rotasının değiştirilmesinin de söz konusu olabileceği ifade edildi.

Aliağa’da asbestli geminin Türkiye’ye getirilmesine karşı eylem gerçekleştirilmişti.
Aliağa ayakta: Asbestli gemiye hayır!

SÖK Denizcilik tarafından, satın alma işleminin ardından São Paulo’nun Brezilya’dan çıkarılması için 120 günlük süre tanındı. Tanınan süre 2021’in Eylül ayında sona ermesine rağmen işlem yerine getirilmedi.

São Paulo/Foch Enstitüsü, ihalenin yürütülmesinde itirazın reddi ve aşamaların tersine çevrilmesi gibi bir dizi usulsüzlük olduğunu iddia etmişti. Ayrıca geminin içinde tonlarca asbest bulunduğu ve gerekli çevre denetimlerinin yapılmadığı iddialar arasında yer aldı.

Asbestin bugün ne durumda olduğunu bilmediklerini belirten São Paulo/Foch Enstitüsü Müdürü Emerson Miura, “Gemiye 2018’de yaptığım son ziyarette, malzeme hâlâ üstü kaplanmış halde oradaydı. Ancak bugün durumunu bilmiyoruz. Asbest kansere neden olabilen bir madde, taşınması büyük bir dikkatle yapılmalı. Asbestin 60’lı yıllarda gemilerde ısı yalıtkanı olarak yaygın bir şekilde kullanıldığını biliyoruz” dedi.

Miura, yalnızca uçak gemisinin geri dönüşümüyle ilgilenen alıcıların kabul edileceği belirtilerek kendisinin “engellendiğini” ifade etti. Haberde, Enstitü’nün ihalenin kabul iptali için daha önce tedbir kararı aldırılamadığının altı çizildi.

Federal Yargıç Wilney Magno de Azevedo, geminin “Federal Başsavcılığı’nın (MPF) aksi yönde adli bir yetkilendirme alana kadar bulunduğu yerden ayrılmasının engellenmesi” için tedbir kararı aldı.

Bu emre uyulmaması üzerine 5 Ağustos tarihinde Yüksek Mahkeme aynı yönde karar çıkardı.

São Paulo ile ilgili diğer bir suçlama ise 72 saat öncesinden haber verilmesi prosedürüne uyulmadığı oldu.

Brezilya’nın asbestli gemisi Türkiye’ye geliyor: Derhal yasaklansın, işçilerin sağlığıyla oynamayın!

Guanabara Körfezi’ndeki Ilha das Cobras‘ta demirli olan São Paulo’nun temasa geçildiğinde yanıt verilmediği iddia edildi. Adresi tespit edilemeyen Sök Denizcilik mahkemeye bile çağrılamadı. Brezilya Başsavcılığı’nın kararı “tebliğ edilemedi” olarak kayda geçti.

Brezilya mevzuatına göre, Sök Denizcilik’in ihaleye katılabilmesi için ülkede faaliyetinin olması ve ulusal bir denizcilik ajansıyla ortaklık kurması mecburiydi. 2021 yılında São Paulo uçak gemisini satın alan Cormack ile bir sözleşme yapıldı. Daha sonra Cormack, São Paulo’nun mülkiyetini Sök Denizcilik şirketine devretti.

Cormack’ın Sök Denizcilik ile arasındaki sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiği, feshin nedeninin ise “Sök Denizcilik şirketinin gemide bulunan asbesti ele alma şekli” gerekçesiyle başladığı iddia edildi.

Devre dışı bırakılan uçak gemisi, resmi olarak bir “gemi gövdesi” olarak kabul ediliyor ve ihracat için diğer maddelerle birlikte Brezilya’da yasaklanmış olan asbestin de sökülmesi gerekiyordu.

‘Aşırı miktarda asbest var’

Sök’ün Brezilya’daki eski ortağı Cormack Denizcilik Ajansının avukatı Alex Christo Bahoz’a göre, bazı prosedürler göz ardı edildi.

Bahoz, yerinde inceleme yapması gereken Brezilya Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığının (IBAMA), sadece Sök Denizcilik tarafından sağlanan ve gemideki asbest miktarını da içeren bilgilere dayanarak hazırlanan bir raporla ihracata izin verdiğini iddia etti.

Bahoz, “Bu gemide aşırı miktarda asbest var. Ülkeyi bu şekilde terk edemez. Brezilya’nın da taraf olduğu, zehirli atıklarının ithalatına ilişkin düzenlemeleri içeren Basel Konvansiyonuna aykırı” dedi.

Türkiye’ye nakliyesini hazırlamak için yaklaşık 50 çalışanın bir sene boyunca uçak gemisinde, tehlikeli koşullar altında çalışmak zorunda kaldığını söyleyen Bahoz, “Asbest son derece kanserojen bir madde ve partiküller gemide, havada asılı durumda. Sadece bir bölmede bile 17 ton asbest bulunuyor. Comarck esas olarak bu konuda farklı düşünüyordu. Çünkü Sök Denizcilik asbesti bertaraf etmemişti. Sorulduğunda Brezilya Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, maddenin Türkiye’ye varışta söküleceğini söyledi ki bu yasaya aykırı. Uçak gemisinin bir diğer gereklilik olan radyasyon sertifikası da yine yerinde inceleme yapılmadan Türkiye’deki bir şirket tarafından sağlandı. Bu gemi 1960’lardan kalma ve nükleer testlere katılmış. Plakalar radyasyonu tutabilir. São Paulo’nun ikizi Clemenceau gemisi bile İskoçya’da söküldüğünde hâlâ radyoaktif olduğu anlaşılmıştı” dedi.

 

ABD Senatosu iklim planını kabul etti

ABD Senatosu, kapsamlı sağlık, iklim ve vergi düzenlemeleri içeren yasa tasarısını dün (7 Ağustos) kabul etti.

Demokrat Parti’nin sunduğu ve Başkan Joe Biden’ın da desteklediği tasarı, Senato’da 50’ye karşı 51 oy ile kabul edildi.

430 milyar dolar tutarındaki tasarının önümüzdeki hafta da Demokratların çoğunlukta olduğu Temsilciler Meclisi‘nde onaylanması ve Biden’ın imzasıyla yürürlüğe girmesi bekleniyor.

18 aydır gündemde olan ve Cumhuriyetçilerin engellemeye çalıştığı yasa tasarısının Senato’daki görüşmesi tam 27 saat sürdü. “Enflasyonu Düşürme Yasası” olarak adlandırılan tasarı için görüşmelerin ardından yapılan oylama 50-50 eşitlikle sonuçlandı. Tasarı, Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in oyuyla Senato’dan geçti.

ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris.

Cumhuriyetçi senatörlerin tümü, yasa tasarısının ekonomiyi daha da kötüleştireceğini savunarak “Hayır” oyu kullanırken Demokratların tümü destek verdi. Demokratlar, yaklaşık 740 milyar dolarlık yeni gelir de öngören tasarının federal borç açığını kapatarak yüzde 9,1’le son 40 yılın en yüksek düzeyine çıkan enflasyonu da düşürmesini umuyor.

Yasa tasarısının Senato’dan geçmesi, ABD’de Kasım ayında Kongre için yapılacak ara seçimler öncesi Başkan Biden için siyasi bir zafer olarak değerlendiriliyor.

Biden, Senato’daki oylama sonrası yaptığı açıklamada, “Kurumlar vergisinde milyar dolarlık şirketlere asgari yüzde 15’lik vergi yükümlülüğü getirerek vergi kodunda eşitlik sağlayacağız. Enflasyonu Düşürme Yasası geçtiğinde, bu şirketler nihayet üzerlerine düşen ödemeyi yapmaya başlayacaklar” dedi.

Demokratların Senato’daki lideri Chuck Schumer, yasa tasarısının geçmesinden sonra yumruklarını havaya kaldırarak “Senato tarih yazdı” dedi. Schumer, “Kongre’nin büyük işler başarabileceğine dair umudunu yitiren Amerikalılar, bu tasarı sizin için. Bu tasarı Amerika’yı on yıllar boyunca değiştirecek” diye konuştu.

Tasarı neler öngörüyor?

Başkan Biden’ın “tarihi” olarak nitelendirdiği tasarı; karbon salımının azaltılmasını, elektrikli araç ile güneş enerjisi ve yenilenebilir enerji kullanımı başta olmak üzere tüketicilerin yeşil enerjiye yöneltilmesini, şirketlerin ödeyeceği kurumlar vergisi ile bireylerin ödeyeceği gelir vergisinin daha sıkı kontrol edilmesini, yaşlılar için reçeteli ilaç maliyetlerinin azaltılmasını öngörüyor.

Biden’ın iklim paketinde uzlaşan Demokratlara göre ‘insanlık tarihinin en büyük eylemi’

Tasarının yasalaşması halinde ABD iklim değişikliğiyle mücadele için 369 milyar dolar harcayacak. ABD’nin şimdiye kadar bu alanda yaptığı en büyük yatırımla, ülkede karbon salımının 2030’a kadar yüzde 40 azaltılması hedefleniyor.

Biden Nisan 2021’de ABD’nin karbon salımını 2030’a kadar en az yüzde 50 azaltma sözü vermiş, ülkesinin iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası arenaya geri dönmesi taahhüdünde bulunmuştu.

https://twitter.com/OccupytheFeds/status/1555964451475570690

The New York Times,  söz konusu düzenlemenin yasalaşması halinde “iklim değişikliğine karşı en büyük federal yatırımın yapılacağını ve reçeteli ilaçların maliyetinin düşeceğini” yazdı.

Tasarının, yeni vergi düzenlemeleri ile gelecek 10 yılda 700 milyar dolar ek gelir oluşturacağı öngörülüyor.