Ana Sayfa Blog Sayfa 706

Dünya Vegan Günü etkinliği 6 Kasım’da!

Ekim ayında Avrupa’nın en büyük vegan festivalini gerçekleştiren Vegan Derneği Türkiye (TVD), 1 Kasım Dünya Vegan Günü’nü takiben yeni etkinlik programını açıkladı.

Dünya Vegan Günü, hayvan hak ve özgürlüklerine dair bilinçlendirme amacıyla, vegan felsefenin ve yaşam tarzının hayvanların, insanların ve gezegenin iyiliği için yaygın bir şekilde benimsenmesini sağlamak için 1994’ten bu yana her yıl 1 Kasım’da kutlanıyor.

Dünyanın dört bir yanında seminerler, sergiler, vegan tadımlar, halka açık tartışmalar ve atölye çalışmaları ile planlanan Dünya Vegan Günü, veganlığın etik, erişilebilir ve sağlıklı bir yaşam tarzı olduğunu geniş kitlelere aktarmak ve veganlığa dair yanlış bilinenleri düzeltmek için pek çok ülkede düzenleniyor.

Türkiye’de Vegan Derneği Türkiye’nin (TVD) her yıl düzenlediği ve geleneksel hale gelen Dünya Vegan Günü etkinliği, bu yıl da V-Label ana sponsorluğu ve Wyndham Grand İstanbul Kalamış Marina Hotel mekan sponsorluğu ile Dünya Vegan Haftası içinde, 6 Kasım Pazar günü 11:00 ile 19:00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.

Etkinlik, uzman konuşmacıların katılımı ve vegan alternatiflerin sunumu aracılığıyla, veganlıkla ilgili hatalı bilgileri ve yerleşmiş önyargıları ortadan kaldırmayı amaçlıyor.

Vegan olmayanlar da davetli

Vegan olanların yanı sıra vegan olmayanların da katılımına açık olan etkinlikte hayvan hakları, sağlık ve beslenme alanında uzman konuşmacılar yer alacak. Vegan ürün, aktivizm ve tadım stantları da gün boyunca ziyaretçilere açık olacak.

Katılımın ücretsiz ve kontenjanın sınırlı olduğu etkinlikte davetiye zorunluluğu bulunuyor. Etkinliğe bu bağlantıdan katılım sağlanabiliyor.

Etkinlik duyurularında “Henüz vegan olmayan en az bir arkadaşını etiketleyerek hafta sonu gerçekleştireceğimiz #DünyaVeganGünü etkinliğimize davet et” çağrısı yapan dernek, hayvanlara, gezegene ve insan sağlığına zarar veren mevcut alışkanlıklarını sorgulayıp değiştirmeyi hedefleyen, veganlıkla ilgili doğru bilgiye ulaşmayı isteyen herkesi Dünya Vegan Günü etkinliğine beklediğini duyurdu.

TVD’nin 10. yılına özel etkinlik programı

Dernek, kuruluşunun 10. yılı vesilesiyle bu yıl ilk kez, etkinlik programının ilk bölümüne TVD oturumları da ekleyerek bugüne kadar yapılan çalışmaları, elde edilen kazanımları ve planlanan faaliyetleri özetleyecek.

TVD Dünya Vegan Günü programının ayrıntıları ise şöyle:

Türkiye’nin eski iklim başmüzakerecisi: Kömür kullanımı artabilir

Türkiye’nin eski iklim başmüzakerecisi ve eski büyükelçi Mithat Rende, Avrupa’nın yaşadığı enerji krizinin iklim mücadelesini olumsuz etkilediğini, kıtada sert geçecek bir kışın kömüre olan talebi artıracağını belirterek, Mısır‘da 6 Kasım’da başlayacak BM iklim Zirvesi’nde önceliğinsera gazı azaltım planlarının uygulanmasına verilmesi gerektiğini söyledi.

AA’nın sorularını yanıtlayan Rende, geçtiğimiz bir yılda dünyanın birçok yerinde orman yangını, kasırga, hortum, kuraklık, aşırı sıcak dalgası ve sel  gibi felaketlerin meydana geldiğini hatırlatarak, “Bütün bunlar aslında iklim değişikliğinin sonuçları ve bütün dünyayı ilgilendiriyor. Yani iklim değişikliğiyle mücadele küresel düzeyde olmalı” dedi.

‘Olan iklime oldu’

Geçen yıl İskoçya’nın Glasgow kentinde düzenlenen BM 26. Taraflar Konferansı’na (COP26) büyük ümitlerle gidildiğini ve özellikle Paris İklim Anlaşması’ndaki taahhütlerin daha ileriye götürülmesi için hazırlıklar yapıldığını ancak bu beklentilerin hayata geçmediğini söyleyen Rende, şunları söyledi:

“Glasgow’da kömürün devre dışı bırakılması kararı alınamadı, zaman içinde azaltılması kararı alındı. Yani hedefler belirlendi ama bunların gerçekleştirip gerçekleştirmeyeceğini pek bilmiyoruz. Rusya’nın Avrupa ülkelerine doğal gaz sevkiyatını durdurmasıyla başlayan enerji krizi nedeniyle Almanya ve Fransa gibi ülkeler, daha önce kapatma kararı aldıkları nükleer santrallerin faaliyet sürelerini uzattı. AB ülkeleri ve diğer birçok ülke daha çok kömür yakmak zorunda kalırken olan iklime oldu. Şu anda kış Avrupa’da yumuşak geçiyor fakat birden sertleşecek olursa kömüre talep artacak. Doğal gaz bulamayacak olan ülkeler kömüre yönelecek ve şimdiden böyle bir çaba içindeler.”

‘Zirveden ümitli değilim’

Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde 6 Kasım’da başlayacak COP27 zirvesinden beklentisini “Şahsen çok ümitli değilim” ifadesiyle dile getiren Rende, şöyle devam etti:

“Mısır, ev sahibi ülke ve konferans başlar başlamaz başkanlığı da üstlenecek. Onlar da fosil yakıt ülkesi. Onların da büyük bir heyecanla ‘İklim değişikliğiyle mücadele edelim, yeni taahhütlerde bulunalım.’ çabası içinde olacaklarını sanmıyorum. Bu yüzden 27. Taraflar Konferansı’ndan çok fazla belirleyici veya oyun değiştirici sonuçlar beklemiyorum. COP28 de Birleşik Arap Emirlikleri‘nde yapılacak. Onlar da petrol ve fosil yakıt ülkesi. Üst üste 2 zirve, iki  fosil yakıt ülkesinde düzenleniyor. Bu nedenle iklim değişikliği ve iklim kriziyle mücadelede sanki birkaç seneyi kaybedecek gibiyiz.”

BM iklim zirvesinde önceliğin sera gazı azaltım planlarının uygulanmasına verilmesi gerektiğini vurgulayan Rende, “Bazı ülkelerin taahhütlerinde belirsizlikler var. Ülkelerin ölçülebilir, iddialı ve hesap edilebilir taahhütlerde bulunmaları lazım, yani belirsizlik olmamalı” diye konuştu.

İklim kriziyle mücadelede gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere nazaran daha kırılgan durumda olduklarını ve dünya ekonomisinin yüzde 57’sinin iklim krizine karşı dayanıklı olmayan, yani kırılgan ekonomilerden oluştuğunu kaydeden Rende, bu gerçeğin, iklim finansmanı konusunu ön plana çıkardığının altını çizdi.

‘İklim finansmanı sözde bırakılmamalı’

İklim finansmanının ikinci en önemli gündem olarak konferansta yer bulması gerektiği görüşünü paylaşan Rende, “Gelişmekte olan ülkelerin ve en az gelişmiş ülkelerin çok ciddi finansman desteğine ihtiyaçları var. Bu konuda gelişmiş ülkelerin bu işi sadece sözde bırakmamaları gerekiyor. Çünkü tehdit bütün yerküreyi ilgilendiriyor ve de çok ciddi” değerlendirmesi yaptı.

Rende, Pakistan‘da yaşanan sel felaketini ise “büyük bir insanlık trajedisi” olarak nitelendirdi:

“Bu felaket, dünyanın ne kadar büyük bir tehditle karşı karşıya olduğunu gösterdi. Bu son 12 senede ne kadar çok inanılmaz afet doğal afetlerle karşı karşıya kaldık. Bu yüzden bu sadece belirli ülkelerin sorunu değil, bu global bir sorun. İklim kaynaklı afetler, Filipinler’den ABD’ye, Hindistan’dan Somali’ye tüm dünyada etkili oluyor. Dolayısıyla maalesef bu büyük bir sorun ve kolektif sorumluluk diye bir şeyden söz edemiyoruz. Pandemi nedeniyle ekonomiyi canlandırmak için 17 trilyon dolar para dağıtan gelişmiş ülkeler, Pakistan’ın başına bir felaket geldiğinde inşallah, maşallahla kalıyorlar.”

Küresel ısınma ve kuraklığın muazzam göç hareketlerine yol açabileceği uyarısında bulunan Rende, “Zaten yarısı aç olan Afrika‘nın kuruduğunu, iklimin daha da kötüleştiğini düşünün. Bütün bunlar aslında hesaba katmamız gereken büyük tehditler, global tehditler. Bunları küçümsememek ve şimdiden iklimin finansmanını sağlayacak tedbirler almak lazım” dedi.

Bankacılık ve finans dünyasının yeşil dönüşümü destekleyecek, yeşil dönüşümü özendirecek ve fosil kaynaklardan uzaklaşmayı sağlayacak finansman modellerine yönelmesi gerektiğine değinen Rende, böyle bir çabanın mevcut olduğunu ama yetersiz kaldığını belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Toplumun her kesiminin iklim kaynaklı felaketlerin yıkıcı etkilerinin bilincinde olması lazım ve en kötüsüne hazırlıklı olmamız gerekiyor. Dilerim böyle bir bilinç oluşsun. Avrupa Birliği dünyanın en varlıklı kesimi olduğu halde bu enerji krizi karşısında önümüzdeki aylarca enerji tasarrufuyla tüketimini yüzde 15 düşürmeyi planlıyor. Bizim de Türkiye olarak benzer hedefler belirlememiz ve enerji tasarrufuna yönelmemiz lazım.”

Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nden yeni proje: Marmara’dan Akdeniz’e Sürdürülebilirlik Serüveni

Deniz Yaşamını Koruma Derneği, Marmara Denizi’nde biyoçeşitliliğin korunmasına ve ölçülebilir bir fark yaratılmasına yönelik çalışmaları kapsamında yeni projesini duyurdu. Dernek Türkiye için bir ilk niteliği taşıdığı belirtilen ‘Marmara’dan Akdeniz’e Sürdürülebilirlik Serüveni projesini hayata geçirdi.

Proje kapsamında, 90 günde 1687 deniz mil kıyı seyri boyunca 82 farklı noktada 82 dalış gerçekleştirildi. Marmara, Akdeniz, Ege’deki ortak deniz yaşamına ve deniz kültürüne dair önemli bir envanter ortaya koyan ve bir etkinlik ile duyurulan proje, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı, GEF Küçük Destek Programı, Turquoise Coast Environment Fund ve Anadolu Efes katkıları ile hayata geçti.

Dernek Başkanı Volkan Narcı, proje için “Şimdiye kadar Türkiye’de yapılmış, sürdürülebilirliği odağına alan en uzun rotalı serüven” ifadelerini kullandı ve “Serüvenin bize anlattığı ilk gerçek şu: Akdeniz, Karadeniz ve Ege’nin geleceği, Marmara’ya bağlı. Marmara’yı kaybedersek bu ekosistemleri de kaybederiz” dedi.

İklim değişikliği tüm dünyada etkilerini gösteriyor. Bilim insanları, denizlerin iklimin regülasyonunda büyük bir rol oynadığını belirtiyor. Çünkü denizler gezegendeki en büyük ısı emici olarak kabul ediliyor.

Denizlerin, iklim değişikliğinin neden olduğu aşırı ısının yüzde 90’ını emdikleri biliniyor.

Araştırmalar denizlerin aynı zamanda insan kaynaklı CO2 emisyonlarının yüzde 23’ünü emen çok verimli bir karbon yutağı olduğunu da ortaya koyuyor. Tüm bu veriler, sürdürülebilir deniz yaşamının ve denizlerdeki çeşitliliğin korunmasının insan hayatı ve geleceği için önemine dikkat çekiyor.

Bugüne kadar mercan resifi restorasyonu, yazılı – görsel yayın ve sergiler, hayalet ağların deniz dibinden temizlenmesi ve deniz koruma alanları oluşturulması gibi çalışmalar yapan dernek, yeni projesini de Marmara Denizi’nin önemine dikkat çekmek amacıyla hayata geçirdi.

Yapılan çalışmalarla denizlerimizdeki biyoçeşitliliğin durumu, istilacı türlerle ilgili gözlemler ve yerel türler üzerindeki baskılar kayıt altına alındı.

Nesli tehdit altındaki mercanlar ve diğer canlı türlerinin durumlarıyla ilgili bilim insanlarıyla görüşüldü.

Akdeniz’in ev sahibi küçük ölçekli balıkçı kooperatifleri ile türler ve durumları üzerine diyaloglar ve istişareler gerçekleştirildi, bölgenin en eski denizcilerinden kadim bilgiler alındı.

Tüm bu bilgiler arşiv niteliğinde derlendi. Ayrıca seçilen limanlarda deniz dibi temizliği yapılarak, yerel sanatçılar yardımıyla deniz kirliliği konusunda farkındalık yaratmak adına çeşitli sanat eserlerinin yapımına başlandı. Bu eserler 11 – 25 Kasım arasında İzmir Alsancak Çatı Sanat Alanı’nda sergilenecek.

‘Türkiye’de bir ilk’

Denizin yaşamın kaynağı olduğuna, aldığımız her üç nefesten ikisini denizlerimize borçlu olduğumuza dikkat çeken Deniz Yaşamını Koruma Derneği Başkanı Volkan Narcı “Ancak ne yazık ki denizlerimiz tehdit altında ve bize ihtiyacı var” diyor.

“Marmara’dan Akdeniz’e Sürdürülebilirlik Serüveni” projesinin detaylarını İstanbul’da düzenlenen bir etkinlik ile paydaşlarına anlatan Narcı, konuşmasında, projenin Türkiye’de bir ilk olduğunu belirtti.

Bu projeyi Akdeniz, Karadeniz ve Ege’nin Marmara Denizi’nde bütünleştiğini ortaya koymak adına uzun zamandır planladığını dile getiren Narcı, “Marmara Denizi çok araştırılmış bir deniz değil. Sürekli olarak bizi şaşırtmaya devam edebiliyor. Bu sebeple Akdeniz, Karadeniz ve Ege Denizi’ni araştırmak, bu kıyılarda yaşayan türlerin aynı zamanda Marmara Denizi’nde de olduğunu bilimsel ve görsel olarak ortaya koymak istedik. Üst katmanda Karadeniz akıntısıyla alt katmandaki Akdeniz yaşantısını birleştirmesi, Marmara Denizi’ni çok özel ve sıra dışı kılıyor. Bu serüvenin en büyük çıktısı, Marmara’nın Türkiye’deki deniz yaşamı için son sığınak olduğu gerçeğidir. Akdeniz, Karadeniz ve Ege’nin var olabilmesi için Marmara’nın iyileşmeye ve korunmaya ihtiyacı var. Marmara’yı kaybedersek bu ekosistemleri de kaybedeceğiz” şeklinde konuştu.

Bu seyahatin, teknik detaylarını, bir kitapçıkta topladıklarını belirten Narcı, çalışmanın Marmara Denizi ve gelecek için değerli bir referans olacağını da sözlerine ekledi. Narcı “Bu süreçte kıymetli bir envanter elde ettik. O envanteri şimdi bir belgesele dönüştürmek istiyoruz” dedi.

Marmara’dan Akdeniz’e Sürdürülebilirlik Serüveni destekçilerinden UNDP adına etkinlikte konuşan UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton “Deniz yaşamının çeşitliliği ve hayatını sağlıklı şekilde devam ettirmesi Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları kapsamında kritik derecede önem taşıyor. Denizler sadece oksijen üretmiyor, aynı zamanda büyük ölçüde karbondioksit emilimi de gerçekleştiriyor. Bu bağlamda iklim değişikliği gibi hayati bir konuyla mücadelede denizlerin önemli rolü var. Deniz Yaşamını Koruma Derneği’nin gerçekleştirdiği bu yolculuk sayesinde denizlerin önemi ile ilgili yarattığı bu farkındalığı çok değerli buluyorum” dedi.

STK’ların biyolojik çeşitliliğin korunması, arazi bozunumu ve iklim değişikliği ile mücadele faaliyetlerine destek sağlayan SGP Türkiye Koordinatörü Gökmen Argun “GEF Küçük Destek Programı, Birleşmiş Milletler bünyesinde kürenin sorunlarına çözüm için sivil toplum kuruluşu ve yerel toplulukların inisiyatifine ve yeteneklerine dikkat çeker. Sorunun tarafları olan uzmanları barındıran STK ve yerelde aktif olan yapıların yenilikçi ve kolay uyarlanabilen çözümlerine fırsat veren diyalog ve iş birliği ağlarının ve karara katılım fırsatlarının mutlaka geliştirilmesi engellerin kaldırılması gerekir” ifadelerini kullandı.

‘Etki yaratacak çalışmaların daha da çoğalmasını diliyoruz’

Turquoise Coast Environment Fund Ayşegül Çil, “İngiltere merkezli Conservation Collective ağının en yeni branşı olarak 2022 yılında kurduğumuz Turquoise Coast Environment Fund olarak Akdeniz ve Ege bölgesinde yerel ölçekte çalışan ve projeleri ile etki yaratacak sivil toplum kuruluşları için fon sağlıyoruz. Hedefimiz kıyı ve deniz ekosistemlerini canlandırmak, restore etmek ve kıyılarımızın eşsiz doğasını korumak. Denizel peyzajların daha iyi anlaşılması ve yerinde yapılan gözlem, araştırma ve bilinçlendirme çalışmalarına destek olmak amacıyla bu proje ilgimizi çekti. DYKD’nin bir başlangıç olarak benzer girişimlere örnek olması ve önümüzdeki yıllarda bu tür yerel ve bölgesel etki yaratacak çalışmaların daha da çoğalmasını diliyoruz” dedi.

Etkinliğe katılan Anadolu Efes Bira Grubu Başkanı ve CEO’su Can Çaka ise “Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’ndan 17’ncisi, sürdürülebilir kalkınma için küresel ortaklığı canlandırma gerekliliğine vurgu yapıyor. Çünkü aslında küresel amaçların tümünün gerçekleştirilmesi ancak hükümetler, özel sektör, sivil toplum ve vatandaşların bir arada hareket edebilmesiyle mümkün. Anadolu Efes olarak bu amaçlar ışığında etki odaklı liderlik anlayışıyla çevresel ve toplumsal fayda üretmek için çalışıyoruz. Kurduğumuz iş birlikleri ile geçtiğimiz yıl 49 proje ile 15 kalkınma amacına ve 36 alt hedefe katkı sunduk. Deniz Yaşamını Koruma Derneği ile hayata geçirdiğimiz Denize +1 Nefes projesini takiben mavi sularımızı korumak için derneğin +1’i olmaya devam ediyoruz” dedi.

 

Mahkemeden Cengiz Holding’in Halilağa bakır madeni için yürütmeyi durdurma kararı

Çevre örgütleri Cengiz Holding tarafından Kazdağları’nda açılmak istenen Halilağa bakır-altın madenine verilen “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu” kararına karşı açtığı davada yürütmeyi durdurma kararı verildi.

Kazdağları’ndaki Halilağa Bakır Ocağı Kapasite Artışı, Cevher Zenginleştirme Tesisi ve Atık Depolama Tesisi Projesinin ÇED Olumlu kararına daha önce de TEMA Vakfı tarafından dava açılmış ve Mahkeme Temmuz 2022’de Bakanlığın verdiği ÇED Olumlu kararına yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Son verilen karar da aynı yönde oldu.

Altı farklı kurum ve 82 kişi tarafından açılan davadan çıkan yürütmeyi durdurma kararıyla ilgili açıklama yapan Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği tarafından yapılan açıklamada “Çok sevinçliyiz. Nihai kararın da lehimize olacağına inanıyoruz” denildi.

Altı kurum, 82 kişi davacı olmuştu

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu kararına karşı Kazdağları Ekoloji Platformu’nun organizasyonu ile çevre örgüt ve STK’ları tarafından dava açılmıştı.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çanakkale Tabip Odası, İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği, Ayvalık Tabiat Derneği, Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği gibi altı kurumsal davacı dışında, bölgede yaşayan 82 kişi de davacı olmuştu.

Ruhsat alanı 5 bin 166 hektar

Dava öncesi yapılan açıklamada, Cengiz Holding’in söz konusu projeyi 2019 yılında Kanadalı Liberty Gold’dan 55 milyon dolara devraldığı, projenin işletme ruhsat alanının yaklaşık 5 bin 166 hektar yani 51 bin 660 dönüm olduğu belirtilmişti.

Proje süresinin 15 yıl olduğu ve “patlatmalı açık ocak” seklinde işletilmesinin planlandığı belirtilen açıklamada; “Proje süresince 90 milyon ton cevher ve 105 milyon ton pasa üretilecek. Yani 15 yıl boyunca dinamitle patlatma yapılacak ve civar köyler, tarım alanları ve ormanlar toza bulanacak. Projeden Hacıbekirler, Muratlar, Halilağa, Yanıklar, Osmaniye, Yaylacık ve civardaki diğer köyler etkilenecek. Proje Hacıbekirler köyüne yalnızca 750 metre mesafede bulunuyor. Proje arazisi orman ve şahıs arazilerinden meydana geliyor” denilmişti.

‘Köylerin suyunu kurutacak’

Projenin gerçekleşmesi durumunda bölgedeki köylerin suyunu kurutacağı ifade edilmiş, henüz başlangıç aşamasında ÇED alanı içinde kalan 540 hektar (5 bin 400 dönüm) orman ve 43 hektar (430 dönüm) tarım alanınının yok olacağı için dava açılmıştı.

Proje için köylülerin tarlalarının “kamulaştırma tehdidi ile tebligat gönderilerek” ellerinden alınmaya çalışıldığı da duyurulmuştu.

İklim aktivistleri tüm tarım alanları ve su kaynaklarını siyanür, sülfürik asit, arsenik ve diğer kimyasallar ve ağır metallerle kirleteceği için proje karşı çıkıyordu.

‘Kazdağları yok olacak’

Projenin ÇED raporunda alanında 5’i endemik 269 bitki türü, 42 memeli hayvan türünün yaşadığına yer verilmişti.

TEMA Vakfı’nın Nisan 2020’de yayınladığı ‘Kazdağları ve Yöresi’nde Madencilik’ başlıklı raporuna göre Biga Yarımadası’nın yüzde 79’unun metalik madencilik için ruhsatlandırıldı.

 

Fransa’da nükleer santral hazırlığı

Fransa’da hükümet bir yandan hanelere enerji tasarrufu çağrısı yapıp buna yönelik ekonomik tedbirler alırken, diğer yandan nükleer santral sayısını artırma çabasına girdi.

Bakanlar Konseyi’ne dün sunulan ve üç noktada altı Avrupa basınçlı nükleer reaktörün (EPR) inşasını ve prosedürünün kolaylaştırılmasını kapsayan yasa tasarısının, 2023 başında parlamentoda tartışılması bekleniyor.

‣Nükleer enerjiye karşı çıkmanın ilk 35 nedeni
Grafik: Mahmut Resul Karaca – Anadolu Ajansı

Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle yükselen enerji fiyatları yanında ülkedeki 56 reaktörlerden 24’ünün zorunlu bakım ve denetlemeler nedeniyle kapalı olması, 2021’de nükleer enerji gücünü artırmak istediğini söyleyen Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’u acil kararlar almaya sevk etmiş görünüyor.

AA’dan Alaattin Doğru‘nun aktardığına göre; bu dönemde rutin denetim ve bakım nedeniyle yazın 32 reaktörün kapalı olması, 2018’de eskiyen 14 reaktörü 17 yıl içerisinde tamamen devre dışı bırakmak istediğini dile getiren Macron’un planlarını da gözden geçirmesine neden oldu.

‣Nükleer enerji iklim krizine çare mi, engel mi?

Fransa’yı elektrik enerjisi konusunda dışa bağımlılıktan kurtarmayı hedefleyen yeni yasa tasarısı, hükümet sözcüsü Olivier Veran tarafından “Krizin acil olarak çözümüne bir yanıt olmasının yanı sıra ileriye dönük bir proje, iklim değişikliği, enerji bağımsızlığı ve satın alma gücü konularında sürdürülebilir bir çözüm” olarak sunuldu.

Veran, yeni nükleer reaktörlerin inşası sürecinde, çevreye saygı ve nükleer altyapı güvenliği noktasındaki standartları düşürmeyeceklerini, bu yeni nesil reaktörlerin, mevcut reaktörlerin civarında, denizde inşa edilmesi ihtimalinin bulunduğunu ifade etti.

Reaktörlerin her biri için kamusal katılım prensibine uyulacağını belirten Veran, her EPR için en az bir kamusal tartışma ve iki ya da üç tahkikat yapılacağını aktardı.

Çevreciler tepkili

Öte yandan, hükümet sözcüsünün söyledikleri çevreci derneklerin endişelerini gidermekte yeterli olmadı.

Kuşların Korunması Birliği (LPO) Başkanı Allain Bougrain-Dubourg, Fransız TF1 kanalına yaptığı açıklamada, nükleer reaktörlerin canlı çeşitliliği üzerindeki etkisine dair uluslararası veriler olsa da Fransa’da çok az veri bulunduğuna dikkat çekti.

Nükleer reaktörler konusunun ülkede şeffaf olmadığını söyleyen Bougrain-Dubourg, rüzgar tribünleri ve güneş panelleri gibi nükleer reaktörlerin çevreye etkisini de incelemek istediklerini belirtti.

Mikroorganizmalara zarar veren türbinler suyun ısınmasına neden olurken santrallerin çıkışlarına kurulan direkler kuşların yönlerini şaşırmasına yol açabiliyor.

‣Dünya Nükleer Raporu: Nükleer, güneş ve rüzgara yeniliyor

Bir yandan ana enerji sağlayıcısı EDF’nin sitesinde nükleerden çıkışa ilişkin hedefler varken diğer yandan Macron’un halkın görüşünü dahi almadan nükleere yönelmesi akıllarda soru işareti bırakıyor.

Konunun halkla istişare edilmesi zaruriyetine rağmen hükümet yeni reaktörlerin 2037 hatta 2035’te devreye alınması için hazırladığı tasarı metnini 2023’ün ilk çeyreğinde parlamentoya sunmayı hedefliyor.

İzmir’de 4.9 büyüklüğünde deprem: Biri ağır, üç yaralı

İzmir’in Buca ilçesinde Richter ölçeğine göre 4.9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde biri ağır, üç kişi yaralandı. Deprem, çevre il ve ilçelerden de hissedildi.

AFAD verilerine göre, deprem bugün saat 03.29 sıralarında meydana geldi. Manisa ve Aydın’ın ilçelerinde de hissedilen deprem paniğe neden oldu. Yerin 14.47 km altında meydana gelen depremde, Konak ilçesi Kubilay Mahallesi‘nde bir caminin minaresi büyük bir gürültüyle yıkıldı.

Depremin ardından açıklamada bulunan İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, “4,9 büyüklüğünde olduğu ifade edilen Buca merkezli depremde ilimizde Konak’ta bir cami minaresi dışında hasar ve yüksekten atlama şeklinde yaralanmalar dışında herhangi bir sıkıntı olmamıştır. Tekrar geçmiş olsun” mesajını paylaştı.

AFAD depremin ardından bölgede 13 artçı sarsıntı meydana geldiğini duyurdu. Deprem sonrası İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer şu açıklamalarda bulundu:

“Merkez üssü Buca olan 4.9 büyüklüğündeki depremin ardından tüm itfaiye ekiplerimiz devriyede. Konak’ta bir camimizin minaresi yıkıldı. İlk tespitlerimize göre metro, tramvay ve İZBAN tesislerinde bir hasar yok. Detaylı tarama sürüyor.”

Hasarın boyutu gün aydınlanınca ortaya çıktı. Hasar-tespit çalışmaları sonrası zarar gören telefon ve internet hatları yenilenmeye başladı.

Depreme ilişkin açıklama yapan Konak Belediye Başkanı Abdül Batur, “Tüm İzmir’e geçmiş olsun. Konak’ta sadece bir yerde sıkıntı var. Tescilli bir bina olduğu için tespitleri yapıyoruz. Biraz sonra yıkım ekipleri gelecek. Çalışmaların ardından hemen bertaraf edip, yapımını gerçekleştireceğiz. Yapı stoğu olarak değerlendirdiğimiz zaman, kentsel dönüşüm diyoruz. Çok daha hızlı ve kararlı bir şekilde dönüşümün sağlaması için tüm kurumların beraber çalışması gerekiyor. Şu ana kadar ilçemizde başka bir sıkıntı görünmüyor. 500 yıllık bir cami bu. Zaten bölge olduğu gibi tescilli” dedi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Gece yarısı saat 03.29 civarında 4.9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. 14.4 kilometre derinliğinde oldu; hem İzmir hem de Ankara’daki ilgili bölümlerimiz değerlendirmelerini yaptılar. Atlamak suretiyle üç yaralı vatandaşımız var. Birisinin durumu ağır, şu anda geldiği andan beri müdahalesi yapılıyor. Hastanelere 31 vatandaşımız panik sebebiyle başvurdular. Bunların üçü şu an tedavi altında, biri yoğun bakımda” dedi.

İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi (DAUM) Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Buca Gölet ile Gaziemir arasındaki fayın kırıldığını belirterek, “Bizim yaptığımız jeolojik çalışmalara göre; bu fay, batıda Tuzla Fayı’na bağlanan bir fay. Eğim atımlı normal fay türünde. Sisam Fayı gibi çalışan bir fay. Bilindiği gibi İzmir’de can ve mal kaybına neden olabilecek deprem büyüklüğü 6 ve üstü. Fakat Buca Fayı 6’dan büyük deprem üretemez. Panik yaratacak bir durum yok. Buca Fayı, beş kilometre uzunluğunda. Üreteceği deprem de 5 büyüklüğünde. 4.9’luk depremden sonra artçılar başladı. Daha da sürecektir, 3.7 gibi artçı depremler beklenebilir” dedi.

Depremin ardından açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Ercan, “Batı Anadolu son 10 yıldır çok gergin. Normalde Anadolu’da yüzde 52 ile en çok deprem beklediğimiz yer Kuzey Anadolu kırığıydı. Ancak son yıllarda Batı Anadolu‘da gerginlik artışı söz konusu oldu. Kızıldeniz’in açılmasıyla Anadolu’nun bu gerginliği taşıyamaması sonucunda kırıklar oluşuyor. Onlardan bir tanesi Sisam depremi olarak 2020’de oldu. Şu anki deprem İzmir’de korktuğumuz İzmir kırığı üzerinde olmadı. Biz buna orta büyüklükte deprem diyoruz. Deprem yaklaşık 7 saniye sürdü. Kuşadası’nda beni uykudan uyandırdı. Melez ovasındaki yapılaşma hemen durdurulmalıdır. Bornova- Bayraklı ve Bornova kırığı etkisi altında olan Karşıyaka- Çiğli kesimleri İzmir’in tetikte olması gereken yerlerdir. Buradaki yapıların kentsel dönüşüm kavramı içinde hızlanarak iyileştirilmesi gerekiyor. Kesinlikle Bayraklı ve Bornova Ovası’ndaki yapılaşma durdurulmalı. Öncelikli olarak buralar taşınmalı” ifadelerini kullandı.

COP27’nin başarılı olabilmesi için Afrika’dan altı maddelik iklim planı

Önümüzdeki hafta başlayacak ve altı yıldan bu yana ilk defa Afrika topraklarında düzenlenen BM İklim Zirvesi 27. Taraflar Konferansı‘nın (COP27)’nin, iklim kriziyle başarılı bir şekilde mücadele etmesini sağlayacak altı maddelik bir planı içeren yeni raporu, düşünce kuruluşu Power Shift Africa tarafından yayımladı.

Plan, iklim krizinin etkilerinden en çok zarar göre kırılgan ülke bloklarının uluslararası iklim müzakerelerini yürüten delegasyonları tarafından geliştirildi.

Altı maddelik plan aşağıdaki temel hedefleri içeriyor:

1-Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkelere iklim finansmanı ve diğer desteklerin sağlanması

COP27’deki başarı, nihayetinde, zengin ülkelerden en çok ihtiyacı olanlara, iklim krizini karşılamak için gereken hız ve ölçekte para akışını sağlama becerisine bağlıdır. COP27’deki en büyük gerilim noktalarından biri, gelişmiş dünyanın 2020’ye kadar yılda 100 milyar ABD doları finansmanı harekete geçirme sözünü şimdiye kadar yerine getirememiş olması olacaktır. Gelişmiş ülkelerin bu miktarı karşılamanın yanı sıra, 2025’ten itibaren nasıl artıracaklarını da ortaya koymaları gerekiyor.

2- Uyum desteğinin güçlendirilmesi

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) ve Paris Anlaşması kapsamında gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine uyum sağlama maliyetlerini karşılamalarına yardımcı olmaları gerekiyor.  2020-2030 yılları arasında uyum için 1,8 trilyon ABD Doları yatırım yapılması 7,1 trilyon ABD Doları fayda sağlayabileceğinden, uyum ekonomi için olumludur.  COP26’da gelişmiş ülkeler, uyum için mali desteği iki katına çıkararak yılda 40 milyar ABD Dolarına çıkarmayı kabul ettiler, ancak bunu henüz yapmadılar. COP27, uyum açığını nihayet kapatacağımız yer olabilir.

3- İklim kaynaklı kayıp ve hasarın ele alınması

İklim değişikliğinin artık uyum sağlanamayacak bazı etkileri var ve bu da dünyanın en yoksul insanlarının bazılarında kaçınılmaz kayıp ve zararlara yol açıyor.  Bununla birlikte, BMİDÇS ve Paris Anlaşması kapsamındaki mevcut mali ve kurumsal düzenlemeler, Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkelerin bu tür kayıp ve zararları tam ve etkili bir şekilde ele almalarını sağlamak için yeterli değil.  COP27’nin bir Kayıp ve Zarar Fonu oluşturulmasını görmesi gerekiyor.

4-1,5 C’ye doğru azaltım hedeflerinin arttırılması

COP26 Glasgow İklim Paktı, ulusal emisyon azaltım planlarının 1,5 C sıcaklık sınırı ile uyumlu olması gerektiğini vurguluyor. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan birçok ülke, yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt etti. Ancak küresel emisyonlar salgın öncesi seviyelere döndüğü için emisyonlar henüz düşmedi. Bu nedenle, başta gelişmiş ülkeler olmak üzere tüm ülkelerin, sıcaklık artışını 1,5 C’nin altında tutma doğrultusunda somut ve iddialı Ulusal Katkı Beyanları ve uzun vadeli düşük emisyon stratejileri sunmaları kritik önem taşıyor.

5- Afrika’nın temiz enerjiye adil geçişinin desteklenmesi

Afrika’nın yenilenebilir enerji potansiyeli oldukça fazla. Temiz enerji süper gücü olmak için yeterli rüzgâr ve güneş enerjisine sahip.  Bu potansiyelin kullanılabilmesi için yeni iş alanları ve endüstrilerin yaratılmasını sağlayacak yatırımlara ve sürdürülebilir kalkınma planlarına ihtiyaç var.  Bu potansiyel açığa çıkarılabilirse yoksullukla mücadele, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi ve refahın artırılması için büyük ilerlemeler kaydedilebilir.  Afrika en genç kıtadır ve kapsamlı bir ekonomik kalkınmanın eşiğinde; bu kalkınma fosil yakıtlarla sağlanırsa tüm dünya bundan zarar görecek, ancak yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sağlanırsa herkes için fayda sağlayacaktır.

Hedeflenen yatırıma ihtiyaç var ve bunun yapılması Afrika ve diğer gelişmekte olan ülkelerde fosil yakıt bağımlılığından enerji dönüşümünün hızlandırılmasına yardımcı olacak, enerji bağımsızlığını destekleyecek, artan ekonomik faaliyeti teşvik edecek ve sürdürülebilir kalkınmayı destekleyecektir.

6- Adaleti müzakerelerin merkezine yerleştirmek için ‘Küresel Durum Değerlendirmesi’nin kullanılması

Küresel Durum Değerlendirmesi (GST) Paris Anlaşması’nın kilit unsurlarından biridir. İlk kez Glasgow’daki COP26’da başlatıldı ve Teknik Diyaloğun ilk oturumu Haziran 2022’de Bonn‘da yapıldı.  Bunun, Paris Anlaşması’nın hedeflerine ulaşılmasına yönelik olarak azaltım, uyum, kayıp ve zarar ile uygulama araçlarında kaydedilen toplu ilerlemeyi veya bunların eksikliğini doğru bir şekilde ortaya koyan titiz bir süreç olmasına ihtiyacımız var, böylece iklim acil durumuyla mücadele etmek için hala yapılması gerekenleri bilebiliriz.

‘Zirve, Afrika’daki kırılgan topluluklar için kritik önemde’

COP27 Dönem Başkanlığı Baş Müzakerecisi ve Mısır Dışişleri Bakanlığı Çevre, İklim ve Sürdürülebilir Kalkınma Dairesi Direktörü Amb Mohamed Nasr, planla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

“Dünya şu anda başta gıda ve enerji krizi olmak üzere pek çok zorlukla karşı karşıya. Ancak iklim krizi göz ardı edilemez, en yoksul insanların yaşamlarını ve geçim kaynaklarını tahrip etmeye devam ediyor ve hızlı ve önemli bir eylem olmadan işler daha da kötüye gidecek. Covid-19 ve bu yılın jeopolitik zorlukları, ulusların ihtiyaç sahiplerine destek sağlamak için bir araya geldiğini gösterdi.  COP27, iklim acil durumunun ön saflarında yer alan mağdurlar için de aynı şeyi yapma şansı sunuyor.”

CAN International İcra Direktörü Tasneem Essop ise şunları söyledi: “COP27, iklim krizinin ön cephesinde, küresel emisyonların %4’ünden daha azına katkıda bulunan ancak orantısız iklim etkilerine maruz kalan Afrika kıtasında gerçekleşiyor.  Bu COP, Afrika’daki toplumlar için kritik önem taşıyan konulara öncelik vermeli ve Afrikalı sesleri merkeze almalıdır. Mısır COP27 Dönem Başkanlığının kayıp ve zarar, iklim finansmanı ve uyum konularını bu iklim zirvesinde ön plana çıkardığının farkındayız ve şimdi tüm hükümetler bunu yerine getirmelidir. Birbiriyle kesişen çok sayıda krizin kavşağında yer alan bu an, çok taraflı dayanışmayı ve eşitlik ve adalete dayalı bir yaklaşımı gerektiriyor.”

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

İran’da protestolarda 40’ı çocuk, 277 kişi öldürüldü

İran İnsan Hakları Örgütü (IHRNGO) başörtüsünü ‘uygun’ takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınmasının ardından hayatını kaybeden Mahsa Amini’nin ardından başlayan protestolarda ölen insanların sayısının 277’ye ulaştığını duyurdu.

Dün, 2 Kasım’da, yayınlanan verilere göre İran’daki protestolarda ölenlerin 40’ı çocuk.

Fotoğraf: Iran International

IHRNGO, ölüm oranının yüksek olduğunun altını çizerek tutukluların durumu ve ölüm cezaları da dahil olmak üzere protestoculara ağır cezalar verildiği konusunda da uyarılarda bulundu.

Fotoğraf: National Council of Resistance of Iran

Örgüt Direktörü Mahmood Amiry-Moghaddam “İslam Cumhuriyeti, insanların yasal taleplerini kabul etmek yerine baskıcı önlemler ve göstermelik duruşmalarıyla sıkı bir kontrol mekanizması kuruyor. Suçlamaların ve cezaların hiçbir hukuki geçerliliği yok ve tek amaçları daha fazla şiddet uygulamak, toplumsal korku yaratmak” dedi.

Fotoğraf: Associated Press

IHRNGO ölümlere ve şiddet vakalarına ilişkin elde ettiği verilerin internet kesintilerinin yaşandığı ülkede hala araştırıldığını aktardı. Bu nedenle protestolarda yaşanan can kayıplarının verilen sayıdan daha yüksek olmasının da kuvvetle muhtemel olduğu belirtildi.

Kampüsler kuşatıldı…

İran’daki protestoların son haftalarda öncüleri öğrenciler oldu. Üniversite öğrencilerinin yanı sıra liseliler de eylemlerde yer almaya başladı. Okullar da aynı şekilde protesto alanları içerisinde yer aldı.

Kafeteryada birlikte yemek yemeleri yasaklanan erkek ve kadın üniversite öğrencisi kampüste birlikte öğle yemeği yiyor. 24 Ekim 2022
Fotoğraf: Iran International

IHRNGO’nun verdiği bilgilere göre; barışçıl protesto gösterileri yaparak taleplerini dile getiren öğrenciler, sonu tutuklamalara varan şiddetli baskılarla karşılaştı.

Fotoğraf: Iran International

Sivil polisler, üniversite kampüslerini kuşattı ve işgal etti ve kaçan öğrencileri tutukladı.

Güvenlik güçleri 3 Ekim 2022’de Tahran’da öğrencilere saldırmak üzere bir üniversitenin yakınında toplandı
Fotoğraf: Iran International

Sanandaj’da güvenlik güçleri, Kürdistan Tıp Bilimleri Üniversitesi‘nin Golan’daki 22 yurduna girerek öğrencileri tutuklamak için göz yaşartıcı gaz ve gerçek mühimmat kullandı.

İran polisinin işkencesi bitmedi: Eylemci dövüldü, coplandı, tekmelendi, ezildi ve vuruldu

Geçtiğimiz günlerde İran’ın başkenti Tahran’da protestolarda bir eylemcinin polisler tarafından feci şekilde dövülmesinin ardından, yanından geçen bir polisin motosikletiyle eylemcinin üzerinden geçtiği bir de bunun üzerine eylemciye bir polisin defalarca yakın mesafeden ateş ettiği görüntüleri paylaşılmıştı.

Fotoğraf: AP

1 Kasım’da sosyal medyada paylaşılan görüntülerde dövülen ve yerde yatan eylemciye polislerin tekme attığı ve copladığı görülmüştü.

‘Birleşmiş Milletler acilen soruşturma yapmalı’

Uluslararası Af Örgütü, bu anın görüntülerini paylaşarak şu açıklamada bulunmuştu:

“Bugün Tahran’dan gönderilen bu şok edici video, İran güvenlik güçlerinin zulmünün sınır tanımadığının bir başka korkunç hatırlatıcısıdır.”

Ayrıca Uluslararası Af Örgütü tarafından yapılan açıklamada polislerin dokunulmazlık zırhıyla eylemcilere şiddet göstermeleri için açık çeke sahip oldukları belirtilerek Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi’nin bu suçları acilen soruşturması gerektiği belirtildi.

Fotoğraf: HRANA

İran emniyeti bugün yazılı açıklamasında olay yeri, zamanı ve saldırganların kimliklerinin tespitine yönelik soruşturma açılması için talimat verildiğini bildirdi.

Ancak dövülen, ezilen, yanından geçen her motosikletli polis tarafından coplanan ve bir de yakın mesafeden ateş edilen protestocunun ne durumda olduğu bilinmiyor.

Ne olmuştu?

Ahlak polisinin gözaltına aldığı 22 yaşındaki Mahsa Amini, iki gün sonra, 16 Eylül’de hayatını kaybetti.

Amini başörtüsü kuralına uymaması, saçının görünmesi nedeniyle gözaltına alınmıştı. Genç kadının ölmesiyle ülke çapında kadınlar eylemler başlattı.

Mahsa Amini’nin ölümü bir toplumu ayağa kaldırdı ve uluslararası kamuoyunda yankı buldu.

Fotoğraf: Reuters

Amini için ülkede günlerdir protestolar gerçekleştirilirken birçok ülkede de vatandaşlar sokağa çıkarak kadın mücadelesine destek vererek baskı İslam rejimine tepki gösterdi.

Başörtüleri yakıldı, kadınlar sokaklarda toplumsal cinsiyet eşitliği için yürüdü. Kadın hakları savunucuları ve öğrenciler protesto çağrılarında bulundu.
“Diktatöre ölüm”… Bu slogan İran sokaklarında haykırıldı. Amini’nin Sakkız’da gerçekleşen cenazesinde de aynı sloganlar atılmıştı.

Change.org, çevre mücadelesinde dijital kampanyacılık eğitimi başlatıyor

Change.org “Doğal yaşam iklim krizi, sayısız proje ile yıkıma uğrarken yapılacaklar her geçen gün çok daha önemli hale geliyor.  Şimdi daha güçlü ve kararlı adımlar atmalıyız” diyerek yeni kampanyacılık eğitimlerini duyurdu. Change.org, çevre alanında artan mücadeleye dijital alanın gücünü katarak destek olmak için sivil toplum örgütlerine yönelik ‘Dijital Kampanyacılık Eğitimi‘ düzenliyor.

Türkiye 20 milyonu aşkın kullanıcısı olan Change.org‘da imza kampanyaları başlatılıyor, destekçiler harekete geçiriliyor ve karar vericilerle çözüm için beraber çalışılıyor.

Change.org Türkiye ekibi, 10 yıllık dijital kampanyacılık alanındaki deneyimlerini paylaşmak üzere bir dizi eğitim planladı. Söz konusu eğitimde iklim krizinin etkileri, yaban hayat ve biyoçeşitlilik üzerine odaklanılacak.

Eğitimde “yaban hayat, biyoçeşitlilik” özelindeki kampanyaların tüm yönleriyle ele alınarak katılımcılarla birlikte neler yapılabileceği üzerine konuşulacak. Eğitimde şu sorulara yanıtlar aranacak:

  • Etkili bir kampanya nasıl başlatılır?
  • Kampanya ve iletişim stratejisi nedir?
  • Karar vericilere nasıl ulaşabiliriz?
  • Başarılı kampanyaların sırrı nedir?
  • Yaban hayat, biyoçeşitlilik konusunda ortak kampanyalar başlatılabilir mi?
Program

19 Kasım

Saat 11.00’da başlangıç,

  • 11.00-12.30: 1,5 saat sürecek eğitimde yaban hayat ve biyoçeşitlilik alanında etkili kampanya yürüten kampanyacıların katılımı ile deneyim paylaşımı yapılacak.
  • 11.00-11.10: Tanışma
  • 11.10-11.45: Savunuculuk ve Kampanyacılık

Etkili Kampanyacılık İpuçları

  • 11.45-12.10: Kampanyacının katılımı ile Deneyim Paylaşımı
  • 12.10-12.30: Soru-Cevap

Kimler katılabilir?

Yerel hareketler ile yerel ve ulusal sivil toplum kuruluşlarından “yaban hayat-biyoçeşitlilik” alanında kampanya başlatmak isteyen ve/veya mevcut kampanyalarını güçlendirmek isteyen herkes katılabilir. Eğitime tek başına veya ekip olarak (en fazla üç kişi)  başvurulabilir.

Nasıl kayıt olunur?

Eğitime 17 Kasım 2022, Perşembe 23.00’a kadar başvuru formu doldurularak kayıt yapılabilecek.

Önlem almak da yetmeyecek: Dünya Mirası buzulların üçte biri 30 yıl içinde yok olacak

Birleşmiş Milletler’in (BM) yeni bir raporuna göre, dünyada buzulların büyük bir kısmı 2050 yılına kadar iklim krizinin etkileriyle yok olacak. Uzmanlar, buzulların geri kalanını kurtarmak için küresel ısınmanın bir an önce durdurulması gerektiğini söylüyor.

BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) raporu, Dünya Mirası Listesi bölgelerindeki buzulların üçte birinin önümüzdeki 30 yıl içinde eriyerek yok olacağını öngörüyor. Klimanjaro Dağı‘ndaki son buzullar ve Alpler ile ABD‘deki Yosemite Ulusal Parkı‘nın buzulları da söz konusu bölgeler arasında.

Uydu görüntülerini inceleyerek tespitlerde bulunan araştırmacılar, bu buzulların iklim değişikliği ile mücadele kapsamında atılan adımlara rağmen erimekten kurtulamayacağını belirtti. Geri kalan buzulların kurtarılabilmesi için ise küresel ısınmanın 1,5 derece ile sınırlandırılması şart. 

Çalışma kapsamında dünyada 50 Dünya Mirası bölgesindeki ve dünyadaki tüm buzulların yüzde 10’unu oluşturan yaklaşık 18 bin 600 buzul incelendi. Araştırmacılar, bu buzulların geri çekilmesi veya tamamen kaybolmasının “Dünyanın ısındığına dair en dramatik uyarılardan bir tanesi” olduğunu söylüyor.

Yosemite Parkı/ABD.

UNESCO proje sorumlusu ve raporun yazarlarından Tales Carvalho Resende, “Yanıldığımızı umuyoruz ama bilimden söz ediyoruz. Buzullar görünür oldukları için iklim değişikliğinin önemli göstergelerinden biri. Gözümüzle değişimi görebiliyoruz” diyor.

1.5C ihtimali hızla yok oluyor

Küresel ısınmayı 1,5 derece eşiğinin altında tutmayı en önemli hedefleri arasında gösteren 27. BM İklim Değişikliği Konferansı (COP27) bu pazar günü Mısır‘da başlıyor.

‘COP27’de öncelikli gündem 1.5C hedefini canlı tutmak’

Ancak  uzmanlar, dünya liderlerinin bu hedefi tutturmak için çok daha hızlı bir şekilde çalışması gerektiğini belirtiyor. Geçen hafta yayımlanan bir başka BM raporu, 1,5 derece eşiğini tutturma ihtimalinin hızla yok olduğunu tespit etmişti. 

BM uzmanlarının buzullar üzerinde yaptığı son çalışması, 2019’da yayımlanan ve Dünya Mirası buzulların zamanla nasıl değişeceğini inceleyen bir başka raporun bulgularına dayanıyor. Buffalo Üniversitesi‘nden bu araştırmaya dahil olmayan buzul bilimci Beata Csatho, “Tarihsel kayıtlarda eşi benzeri görülmemiş olan şey, bu sürecin ne kadar hızlı gerçekleştiği. 1900’lerin ortasında buzullar oldukça istikrarlıydı. Sonra inanılmaz derecede hızlı bir geri çekilme başladı” diye konuşuyor. 

Mont Perdu/Pireneler.

2050 yılına kadar üzerindeki buzulların yok olması beklenen Dünya Mirası bölgeleri şu şekilde:

  • Hyrkania Ormanları (İran)
  • Durmitor Milli Parkı (Karadağ)
  • Virunga Milli Parkı (Kongo Demokratik Cumhuriyeti)
  • Huanlong Doğal ve Tarihi Alan (Çin)
  • Yellowstone Ulusal Parkı (ABD)
  • Kenya Dağı Ulusal Parkı (Kenya)
  • Pireneler – Mont Perdu (Fransa ve İspanya)
  • Rwenzori Dağları Milli Parkı (Uganda)
  • Putorana Platosu (Rusya)
  • İsviçre Tektonik Arena Sardona (İsviçre)
  • Nahanni Milli Parkı (Kanada)
  • Lorentz Milli Parkı (Endonezya)
  • Doğa Koruma Alanı Wrangel Adası (Rusya)
  • Kilimanjaro Ulusal Parkı (Tanzanya)
  • Yosemite Ulusal Parkı (ABD)
  • Dolomitler (İtalya)
  • Bakir Komi Ormanları (Rusya)
Raporda, buzulların erimesinin 2000 ile 2020 yılları arasında deniz seviyelerinin yükselmesinin yüzde 4,5’una neden olduğu tahmin ediliyor. Söz konusu buzullar yılda 58 milyar ton değerinde küçülüyor. Bu, Fransa ve İspanya‘da bir yıl içinde kullanılan su miktarının tamamına eşdeğer.

Leeds Üniversitesi‘nde buzbilimci olarak görev yapan Prof. Duncan Quincey, dünyanın birçok yerinde çok sayıda insanın yaşamları için buzullardan gelen su kaynaklarına ihtiyaç duyduğunu, buzulların erimesiyle kuraklığın artabileceğini söylüyor: “Bu insanlar su kaynaklarını tarımda da kullandığı için kuraklık, kıtlığa da yol açabilir.” 

Raporun yazarları, erken uyarı ve risk azaltıcı afet sistemlerinin devreye alınmasını talep ediyor. Uzmanlar öncelikli olarak yapılması gereken şeyin küresel ısınmaya durdurmak olduğunu söylüyor: “Bu, gerçekten her düzeyde harekete geçme çağrısıdır. Sadece siyasi düzeyde değil, aynı zamanda insani olarak bizim kendi düzeyimizde de .”