Ana Sayfa Blog Sayfa 694

Bombalı saldırı: CHP bant daraltma için suç duyurusunda bulunuyor, PKK ‘ilgimiz yok’ dedi

İstanbul, Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi’nde dün (13 Kasım) bombalı saldırı gerçekleştirilen şahıs bugün gözaltına alındı. Şahsın ifadeleri ortaya çıkarken patlayıcı maddenin de TNT olduğu tespit edildi. Olayla ilgili yeni gözaltılar yapılırken saldırıyı gerçekleştiren örgütün PKK olduğu açıklandı. PKK’ya bağlı HSM ise saldırıyla ilişkileri olmadığını açıkladı. Öte yandan bant daraltmasına karşı CHP’li Gürsel Tekin BTK hakkında suç duyurusu yapılacağını duyurdu. Hakkında yapılan asılsız açıklamalar nedeniyle tehdit edildiğini açıklayan Jiyan Tosun ise suç duyurusunun ardından İHD’de basın açıklaması gerçekleştirdi.

Saldırıda altı kişi hayatını kaybetmiş, 81 kişi ise yaralanmıştı. İstanbul Valisi Ali Yerlikaya’nın yaptığı son açıklamaya göre; bombalı saldırı nedeniyle yaralanan 57 kişi taburcu oldu. Altı hastanın yoğun bakım tedavisi sürerken iki hastanın ise durumu ciddiyetini koruyor.

Ayrıca İstanbul Emniyet Müdürlüğü‘nden olaya ilişkin açıklama yapılarak bölgedeki bin 200 güvenlik kamerasında inceleme yapıldığı bildirildi.

Araştırma sonucunda bombayı olay yerine bıraktığı belirlenen Suriye uyruklu şüpheli Ahlam Albashır‘ın Esenler ilçesine gittiğinin tespit edildiği ve Albashır’ın irtibatta olduğu 21 adrese de operasyon düzenlendiği aktarıldı.

Soylu: İstiklal’deki bombalı saldırıyı yapan kişi gözaltına alındı
Fotoğraf: İHA

46 kişiye gözaltı

Operasyonlarda 46 kişinin daha gözaltına alındığı bildirildi. Ek olarak açıklamada Albashır’ın sorgusuna da değinildi:

“Şahıs yapılan sorgusunda, PKK/PYD/YPG terör örgütü tarafından özel istihbarat elemanı olarak yetiştirildiğini ve Afrin üzerinden ülkemize eylem yapmak için kaçak yollarla giriş yaptığını beyan etmiştir. PKK/PYD/YPG terör örgütünün Suriye Kobani’deki merkezinden İstanbul’da eylem talimatı alarak 13 Kasım’da saat 16.20 sıralarında bombalı eylemi gerçekleştirdiğini ve kaçtığını beyan etmiştir. Olayla ilgili başlatılan çalışmalar çok yönlü olarak devam etmektedir.”

HSM: Saldırıyla ilişkimiz yok

Ancak PKK’ye bağlı Halk Savunma Merkezi (HSM) bombalı saldırıyla ilişkileri olmadığını açıkladı.

Fırat Haber Ajansı’nın (ANF) aktardığı açıklamada örgüt, saldırıyı üstlenmedi ve “Bu olayla ilişkimizin olmadığı, doğrudan sivilleri hedeflemeyeceğimizi ve sivilleri hedefleyen eylemleri kabul etmediğimizi halkımız ve demokratik kamuoyu yakından bilmektedir” ifadelerini kullandı.

Patlayıcı maddenin TNT olduğu tespit edildi

Öte yandan bombalı saldırıda kullanılan patlayıcı maddenin de TNT olduğu tespit edildi. Emniyet Genel Müdürlüğünce (EGM) yapılan açıklamada “Olay yerinden, teröristin olay yerine gelirken kullandığı araçtan ve şehit olan vatandaşlarımızın üzerinden elde edilen bulguların Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Daire Başkanlığı İstanbul Bölge Laboratuvarımızda gerçekleştirilen kimyasal incelemesinde, saldırıda kullanılan patlayıcının yüksek güçlü patlayıcılardan olan TNT olduğu tespit edilmiştir” denildi.

Fotoğraf: DHA

Hayatını kaybedenler anılıyor

Olayın ardından İstiklal Caddesi’nde terör saldırısında hayatını kaybedenler için alana bir bayrak koyularak platform yerleştirildi. Kırmızı iplerle şeritler çekilen alana vatandaşlar karanfiller bıraktı.

Fotoğraf: AA

Bant daraltması ve erişim sınırlaması

İstiklal Caddesi’nde dün 16.20 sıralarında meydana gelen bombalı saldırının ardından tüm gün boyunca internet yavaşlatıldığı için Twitter, Instagram, Youtube gibi sosyal medya platformlarına erişim sağlayamadı. Olayın ardından bombalı saldırıya ilişkin de Radyo Televizyon Üst Kurulunca (RTÜK) yayın yasağı getirildiği duyuruldu. Ancak söz konusu karar kamuoyundan yoğun eleştirilerin gelmesine sebep oldu.

Bunların arasında özellikle hukukçuların yaptığı bant daraltmasının yasal dayanağı olmadığı eleştirleri dikkat çekti.

‘Genel bir yasal dayanak yok’

Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz, “İstanbul’daki bombalı saldırı sonrasında sosyal medya platformlarına uygulanan bant daraltma yaptırımı & vatandaşların haber ve bilgi edinme haklarının engellenmesinin yasal dayanağı çok soruluyor. Kısa cevap, Türk mevzuatında bant daraltma için genel bir yasal dayanak yok” dedi.

Akdeniz, “Fakat, mevzuatta ‘bant daraltma’ yaptırımının keyfiyete izin verecek şekilde ve sansür amaçlı kullanılmasına izin veren yasal bir düzenleme mevcut. Bu düzenlemenin tarihçesi OHAL dönemindeki KHK’lara kadar uzanıyor” ifadelerini kullandı ve şunları aktardı:

“Ağustos 2016 içinde ve OHAL devam ederken 671 sayılı KHK ile 5809 Sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘nun yetkisi ve idarî yaptırımlarla ilgili 60. maddesine 10. paragraf eklendi. Bu madde ile Cumhurbaşkanlığına geniş yetki verildi.

Bu bağlamda Cumhurbaşkanlığı, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık & genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak & özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak gerekli gördüğü tedbirleri alıp, BTK’a bildirebiliyor.

BTK Başkanı da, Cumhurbaşkanlığı tedbirlerine ilişkin kararını derhal işletmecilere ve erişim sağlayıcılara bildiriyor. Bu kararın gereği, derhal & kararın bildirilmesi anından itibaren en geç iki saat içinde yerine getiriliyor. Bant daraltma uygulaması da bu şekilde yapılıyor.

Uygulamada aslında hakim onayı şartı var. Madde ‘Bu karar, 24 saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim kararını 48 saat içinde açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar’ diyor. Fakat, kısa süreli bant daraltma uygulamalarında hakim onayına gerek kalmıyor.

Dolayısıyla, kısa süreli genel bant daraltma uygulamalarında Cumhurbaşkanlığı karar veriyor, BTK Başkanı uyguluyor ve fakat 24 saat dolmadan hakim onayına gitme şartı yok. Hakime gitseler de onay alınacak ama o zaman kararlar denetime açılacak. Denetim ise istenmiyor.

Hakim kararlarına itiraz edilebilir, itirazlar reddedilse bile Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılabilir, hatta gerekirse AİHM’e kadar gidilebilir. Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yer alan bu yetki ile bant daraltma uygulaması tamamen gizli bir şekilde yapılıyor.

Ayrıca, 5651 sayılı yasada sosyal medya platformları ile ilgili olarak eğer yükümlülüklerini yerine getirmezler ise bant daraltma cezası ve hatta Elektronik Haberleşme Kanunu’nda da şebekeler üstü hizmet sağlayıcıları için bant daraltma cezası var.

Fakat, İstanbul’daki bombalı saldırı sonrasındaki bant daraltma uygulaması tamamen Cumhurbaşkanlığı ve BTK Başkanı üzerinden keyfi bir şekilde yürütülen ve ancak sansür olarak tanımlanacak bir uygulamadır. Hukukumuzda, OHAL temelli bu tip uygulamalar asla olmamalıdır.

Demokratik toplumlarda, keyfi bir şekilde, toplumun özellikle İstanbul’daki bombalı saldırı gibi toplumu yakından ilgilendiren olaylara ilişkin olarak haber ve bilgi edinmesinin geçici olarak olsa dahi keyfi bir yaptırım mekanizması ile engellenmesi asla kabul görmez.”

CHP’den BTK hakkında suç duyurusu

Siber güvenlik ve internet gözlemevi NetBlocks’un kısıtlanan canlı ağ verilerini paylaşmıştı. Veriler Türk Telekom’u işaret ediyordu ancak şirket tarafından sorunun kaynağının kendileri olmadığı yönünde açıklama geldi.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) ise ülke genelinde bant daraltıldığını bildirdi. Bant daraltılmasının ‘ilgili birimlerin talebi üzerine’ uygulamaya koyulduğu kaydedilmişti.

CHP İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin, “Ülkenin en büyük şehrinin merkezinde bir patlama olmuş. İnsanların ölmüş, yaralanmış, herkes merak içinde ama toplumun buna ilişkin haber alma hakkı yok. Neden? BTK Başkanı uygun görmüyor da ondan. Ama kendisi başsağlığı mesajını Twitter’dan yayımlamayı biliyor” diye tepki gösterdi. Tekin konuyla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını duyurdu.

Jiyan Tosun’dan suç duyurusu

Zafer Partili Adem Taşkaya, saldırının faili olarak Avukat Jiyan Tosun’u hedef gösterdi. Tosun o sırada müvekkiliyle karakolda olduğunu söyledi. Hedef gösterilen Avukat Jiyan Tosun tehditler aldığını ve akabinde can güvenliği için savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu aktardı.

Tosun, bugün İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nde basına açıklaması gerçekleştirdi.

[COP27] Brezilya, Endonezya ve Kongo, Amazon ormanlarını korumak için ittifak kurdu

İklim kriziyle mücadelede ve dünya biyoçeşitliliğinde çok önemli olan Amazon yağmur ormanlarının yüzde 52’sine ev sahipliği yapan Brezilya, Endonezya ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti, ormanların korunmasına yönelik bir ittifak başlatarak ortak bir bildiri imzaladı.

Anlaşmaya göre üç ülke, finans, sürdürülebilir yönetim ve restorasyona odaklanarak tropik ormanlarla ilgili BM iklim ve biyolojik çeşitlilik görüşmelerini koordine edecek.

Yeni ittifak, ormansızlaşmayı azaltmak ve onları ayakta tutmak için kurulacak bir finansman mekanizmasının BM iklim müzakerelerinde bir öncelik olduğunu söylüyor.

Anlaşma, Endonezya’da yarın başlayacak G20 zirvesinden hemen önce imzalandı.

2 Eylül 2022, Belem, Para eyaleti. Brezilya’da Amazon’dan gelen geleneksel nüfusla yapılan toplantı sırasında Assurini Yerli halkı, Luiz Inacio Lula da Silva’ya bir başlıklarından takarken.

Lula’nın çevre danışmanı Izabella Teixeira, Brezilya’nın, Amazon havzasındaki diğer ülkelerin de katılımını sağlamaya çalışacağını söyledi. Amazon havzası dokuz ülkeyi kapsıyor.

2010’da sona eren cumhurbaşkanı Lula döneminde çevre bakanı olan Teixeira, “Amazon koruması olmadan iklim güvenliğine sahip olamayacağımıza ve Brezilya’nın diğer ülkeleri de teşvik etmesi gerektiğine inanıyorum” dedi.

Lula, Çarşamba günü COP27’ye katılacak, Amazon’u ve dünyadaki diğer ormanları kurtarma çabalarını tartışması bekleniyor.

[COP27] Azaltım Çalışma Programı taslak metni: Nihayet doğa hakkında konuşmaya başladık!

Uluslararası İklim Eylem Ağı’nın (CAN International) koordinasyonu ile sivil toplum örgütlerinin UNFCCC toplantılarında yayınladığı ECO haber bültenininden başlıkları, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) aracılığı ve Ayşe Bereket’in çevirisi ile paylaşıyoruz.

*

ECO, kolaylaştırıcıların Azaltım Çalışma Programı (Mitigation Work Programme-MWP) seçenekleri taslak metnini yayınlamış olmasından memnun. Tartışmaların dayandırılabileceği somut bir temel olması çok güzel ama yine de çok fazla seçenek var. Bu seçenekleri netleştirme çabalarınızı (en azından birkaçınızı) yakından takip ediyoruz.

Ha gayret arkadaşlar, bu çalışma dünyadaki tüm insanlar ve ekosistemler için olduğu kadar çocuklarınız ve torunlarınız için de son derece önemli. Bu, 1,5°C derece hedefini hâlâ erişilebilir tutmak için son şansımız ve bunu sadece Küresel Stok Sayımı‘na bırakamayız.

Sizin de bizim kadar yorgun olduğunuzu biliyoruz ve mevcut metinde neyi beğenip beğendiğimizi söyleyerek size yardımcı olmak istiyoruz. Yorgunluk, bu seçeneklerin oluşturduğu potansiyeller ve risklerin gözden kaçırılmasına bahane olmamalı.

Fotoğaf: Peter Djong / AP

Taslak metinde beğendiklerimiz:

  • Metinde “ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar ve göreceli kabiliyetler” ve “hakkaniyet ve adil paylaşım” ilkelerinden bahsetmeniz kulaklarımızın pasını sildi!
  • Emisyonların en geç 2025 itibarıyla düşüşe geçmesi zorunluluğuna vurgu yapılması.
  • Sürdürülebilir kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasını destekleyen adil geçişler.
  • En doğru mevcut bilimsel çalışmalardan haberdar olmanın önemi.
    Karbon bütçesinin adil ve hakkaniyetli dağılımı.

Ulusal Katkı Beyanı (NDC) uygulaması ve yatırım stratejileri: Çok ilginç, gerçek eylem kısmına yaklaşılıyor. Tematik alanlardaki engellerin ve zorlukların belirlenmesi de içeren, Tarafların azaltım hedeflerini ve uygulamalarını iyileştirmek için eyleme dönüştürülebilecek çözümler listesi konusu da memnuniyetle karşıladık.

  • Uluslararası işbirliği inisiyatiflerinin ortak hedeflerde kaydedilen ilerlemeleri bildirmeleri: Bu, her COP’ta başlatılan girişimlerin şeffaflığını artıracak.
  • Ormanları ve diğer karasal ve denizsel ekosistemlerini korumaya, muhafaza etmeye ve restore etmeye yönelik politikaların ve teşviklerin Paris Anlaşması hedefi ile uyumlu hale getirilmesi: Nihayet doğa hakkında konuşmaya başladık! Doğal karbon tutmanın tek başına karbonsuzlaşma olayını çözmeyeceğini biliyoruz ama doğa olmadan 1,5°C’ye hedefini gerçekleştiremeyeceğimizi de biliyoruz.
  • Büyüyen emisyon açıklarının ve yetersiz azaltım eylemlerinin insan hakları, toplumsal cinsiyet ve toplumsal kapsayıcılık ile çevre üzerindeki etkileri: Konuşmalarınıza bu konuyu da dahil ederseniz bizden size kalp.

Gelişmiş ülkelerin öncülük etmesi gerekiyor, ECO için bu çok bariz ama aynı zamanda G20’yi de hafifçe dürttüğünüzü görmek istiyoruz (ne de olsa küresel emisyonların yüzde 80’inden sorumlular).

  • Programın 2030’a kadar veya biz emisyon açığını kapatana kadar sürmesi seçenekleri (hadi bakalım!).
  • Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ve destekten de bahsediliyor.
    2006 IPCC Ulusal Sera Gazı Envanterleri Rehberi’ndeki sektör ve alt sektörleri baz alan sektörel bir yaklaşım.
  • Gelişmekte olan ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları’nı hayata geçirmeleri için finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme desteği sağlanması. Ba-yıl-dık!
  • Ulusal Katkı Beyanları’nın, Uzun Dönem Düşük Emisyon ve Kalkınma Stratejileri (LT-LEDS) ile uyumlaştırılması: Son derece önemli.

Beğenmediklerimiz:

  • Program süresi için bir veya iki yıl seçenekleri. 2030 hedefli Ulusal Katkı Beyanları’nızı hazırlamak için beş altı yılınız vardı ve sunduğunuz beyanlarınızla 2019 seviyelerine kıyasla yalnızca yüzde 3,6’lük emisyon azaltımı yapılabilecek (IPCC, yüzde 43’lük bir azaltıma ihtiyacımız olduğunu söyledi). ECO, bu konuda canla başla çalışacağınıza inanıyor ama bunu bir iki yıl içinde gerçekleştirebileceğinize inanmıyor.
  • Taraf ülkeler bir yıl önce COP 26’da, fosil yakıtlardan aşamalı çıkış taahhüdü yerine “etkisi azaltılmamış” kömürün zayıf bir şekilde “aşamalı olarak azaltılması” ve “verimsiz” fosil yakıt sübvansiyonlarının aşamalı olarak kaldırılmasına karar vermişti. İklim krizinin vahametini yansıtmakta son derece eksik kalan bu karar, metinde fosil yakıt endüstrisinin lehine LPG tankeri büyüklüğünde bir boşluk bırakmıştı. Yeni taslak metninde yine bu dil kullanılıyor. ECO daha iyisini yapabileceğinizi biliyor!
  • COP 27’deki Azaltım Çalışma Programı’nın metindeki bu boşlukları kapatması, hedeflerin yükseltilmesinin ancak fosil yakıtlardan aşamalı olarak “çıkarak” olabileceğini netleştirmesi ve hiçbir yeni karar veya taahhüt metninde bundan sonra, “etkisi azaltılmamış” kömür için yapıldığı gibi, içinin oyulup bu tür boşluklar yaratılmamasını sağlaması lazım.

Çok açık ve net olarak ifade edelim: Hiçbir karbon yakalama ve depolama veya mavi hidrojen teknolojisiyle azaltım hedefi yükseltilemez!

Pek emin olamadıklarımız:

  • Çalışma programını yürütmek üzere Taraf temsilcilerinden ve teknik uzmanlardan oluşan bir komite kurulması kararı: Bunu iyice bir düşünmemiz gerekiyor. – Gerçekten başka bir birime daha ihtiyaç var mı ve hedefleri yükseltecek olan bu komite mi? Bu tartışmalar Azaltım Çalışma Programı’nın uygulanmasını geciktirecek mi? (Lütfen, hayır). Bunun Sözleşme’nin diğer organlarından farkı ne?

Son sözlerimiz

Metinde şu ana kadar her konu hakkında her şey var ve çok fazla tematik seçenek var. Umarız ki bu komite, programı uygulamak yerine tüm zamanını ve kaynaklarını sadece tartışmakla geçiren bir-iki yıllık bir komite olmasın.

Günün Fosilleri

Dekarbonizasyon Günü – Damarlarında fosil yakıt akan ABD, Rusya, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri dekarbonizasyona karşı çıkıyor.

Bugün Dekarbonizasyon Günü ve Günün Fosili‘ni kazanan dört ülke var.

1. ABD

Günün Fosili ödülünün ilkini, Başkan Biden’ın COP27 ziyaretine de denk getirerek Amerika Birleşik Devletleri‘ne veriyoruz. Çarşamba günü ABD’nin İklim Değişikliği Özel Temsilcisi John Kerry “Energy Transition Accelerator” (Enerji Geçişi Hızlandırıcısı) programını açıklamıştı.

Bir iklim eylemi olarak satılmaya çalışılan ve yetersiz bu program, ABD’nin Rockefeller Vakfı ve Bezos Earth Fund gibi kurumsal gruplarla ortaklaşa yürüteceği bir karbon ofset planı.

Karbon piyasalarının yaygınlaştırılması ve büyük şirketlerin ile hükümetlerin evliliği, mevcut küresel emisyonları azaltmak için hiçbir şey yapmayan neoliberal gündemin somut bir örneği. Süslü sözlere ve büyük laflara karnımız tok, iş elini cebine atmaya gelince ABD ortadan kayboluyor.

2. Rusya

İkinci Günün Fosili Ödülü, Ukrayna‘da sürdürdüğü yasa dışı savaşı kirli fosil yakıt parası ile finanse eden Rusya‘ya veriyoruz. COP27’te 150 kişilik Rusya delegasyonunda 33’ü kişi petrol ve gaz lobicisi. Rusya, bütçesinin yüzde 60’ını fosil yakıt satışlarından elde ediyor.

Rusya, Ukrayna Savaşı’nda şu anda kadar 33 milyon tondan fazla karbondioksit emisyonu üretti ve Ukrayna enerji altyapısına saldırmaya devam ediyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali şimdiden enerji güvenliği üzerinde küresel düzeyde bir etki yarattı ve Güney Afrika, Avustralya ve Kolombiya‘nın kömür ihracatının artmasına yol açtı. Fosil yakıtlar çatışmalara ve savaşlara neden oluyor. Barış ve istikrarın da antitezi.

3. Mısır

Mısır, iki gün üst üste Günün Fosili Ödülü’nü kazandı, ancak bu sefer ödülü Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile paylaşıyor! Bugün, Mısır başkanlığındaki COP27’de doğal gaz lehine bir değil, tam üç başkanlık seviyesinde etkinlik yapılıyor. Bu etkinliklerde doğal gazın bir “köprü” olduğuna dair eski ve kirli efsane tekrarlanıyor ve iklim krizini körükleyen şirketler destekleniyor.

Mısır Enerji Bakanı, doğal gazı “en az emisyonlu” geçiş dönemi yakıtı olarak tanımladı; bu, esasında son derece ironik çünkü bahsettiği şey, yer altında güvenli bir şekilde sıkışmış olan metanı kazarak açığa çıkarmak.

4. Birleşik Arap Emirlikleri

BAE ise COP27 boyunca pavilyonunu kendi doğal gaz sanayisini tanıtmak için kullandı. Bir sonraki COP’un başkanlığını üstlenecek BAE, kendini iklim müzakerelerinde değil de adeta bir fosil yakıt üreticileri konferansında sanıyor.

The Guardian gazetesine göre, COP27’den hemen önce Mısır ve BAE, bir Gaz İhracatçısı Ülkeler Forumu toplantısına birlikte ev sahipliği yaptı. O toplantıda, Mısır fısıldananı yüksek sesle dile getirdi ve COP27 ve COP28’in kirli doğal gazın teşvik edilmesi için fırsatlar sunduğunu söyledi.

BAE gelecek yılki COP başkanlığının ciddiye alınmasını istiyorsa, enerji dönüşümü hakkındaki gerçeği kabullenip bu çöken “köprü”yü geride bırakması lazım. Bundan dolayı üçüncü Günün Fosili Ödülü’nü Mısır ve BAE’ye veriyoruz.

Taşucu’nda tersane projesine Danıştay dur dedi

Haber: Abidin YAĞMUR

*

MERSİNMersin Çevre ve Doğa Derneği, Göksu deltası sınırlarında bulunan Taşucu’nda tersane yapılmasını öngören ÇED raporuna karşı dava açmış, Mersin İdare Mahkemesi ÇED raporunun iptaline karar vermişti.
Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Akfer Akdeniz Taşucu Gemi Sanayi A.Ş tarafından açılan temyiz davasını görüşen Danıştay 6. Dairesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun buldu ve onadı.

‣İbretlik bir öykü: Mersin Taşucu’nda 18 yıllık ÇED mücadelesi 

Davanın avukatı Ayşe Doğan, “Bu karar, bölgede yapılması düşünülen sanayi yapıları için de örnek teşkil etmesi açısından önemli bir karardır. Çevreye karşı yapılan ve insan yaşamını direk etkileyen yapılanmaya karşı hukuk savaşlarımızı sürdüreceğiz” dedi.

Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Sinan Can da kararı şöyle yorumladı:

“Göksu deltası kentimiz, doğal çevremiz ve mesleğimiz için oldukça önemli bir konumdadır. Kıyı erozyonu, yapılaşma baskısı, drenaj hatları, tarımsal faaliyetlerin negatif etkileri, kaçak avlanma, vahşi hayvanların varlığı gibi problemler ile tehlike altında olup tersane, liman ve sanayi baskısı ile karşı karşıya kalmış durumdadır.

Danıştay’ın almış olduğu kararı olumlu bulmakla birlikte Göksu deltasının doğal varlığını tehlike altına atabilecek girişimlerin takipçisi olacağımızı belirtmek isterim.”

Ne olmuştu?

Mersin’in Silifke ilçesine bağlı Taşucu’nda, Göksu Deltası’nın sınırında tersane kurmak isteyen sanayicilerle buna karşı çıkan çevreciler arasındaki hukuk mücadelesi 18 yıldır devam ediyor.

Bu süre içinde iki kez tersane ÇED olumlu raporu alındı, iki kez mahkeme kararıyla iptal edilmişti.

Özelleştirme İdaresi, Taşucu Limanı’nı önce turizm tesis alanı olarak satışa çıkarmıştı, olmayınca sanayi ve lojistik alanı olarak bir kez daha satışa sunulmuştu.

O arada Göksu deltasının alanı da kağıt üzerinde daraltılarak liman delta sahasının dışında gösterilmişti. 

2021’de Taşucu Limanı’nı ve art alanını özelleştirme yoluyla alan firma hem tersane, hem serbest bölge için çalışmalara başlayınca Taşucu Limanı ve sınırındaki Göksu deltası yeniden gündeme gelmişti.

Taşucu, halk arasında “kuş cenneti” olarak bilinen Göksu deltasının sınır bölgesinde bulunuyor.

Limanın art alanındaki geniş arazi ise uzun yıllar faaliyet yürüttükten sonra özelleştirme kapsamına alınan ve tasfiye edilen SEKA fabrikasına ait.

Bakanlar Kurulu, o dönem özelleştirme kapsamında olan liman ve SEKA arazisinin daha kolay satışa sunulabilmesi için 2009 yılında limanı ve art alanını “Turizm Tesis Alanı” ilan etmişti.

Ancak bu plana karşı sanayiciler dava açmıştı ve Danıştay 6. Dairesi’nin 19.06.2013 tarihli kararı plan iptal edilmişti.

Bu arada Ulusal Sulak Alan Komisyonu, 2016 yılında Göksu deltası Sulak Alanı sınırları yeniden belirledi ve liman sahası, sulak alan dışında bırakılmıştı. 

Bu kararın hemen ardından Özelleştirme Yüksek Kurulu, 28 Aralık 2016’da 1/100 bin ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda, 1/5 bin ölçekli nazım imar planında değişiklikler yapmıştı.

Bu değişikliğin ardından liman alanı lojistik tesis alanı ve sanayi tesis alanı fonksiyonlarına sahip olmuştu.

2021’de düzenlenen ihale kapsamında Taşucu Limanı 40 yıl süreyle kiralama, geri sahasında bulunan arazi ise satış yöntemiyle bir bütün halinde özelleştirilmişti.

Bu kapsamda Cumhurbaşkanı kararı gereğince Türkiye Denizcilik İşletmeleri‘ne (TDİ) ait Taşucu Limanı’nın 40 yıl süre ile işletme hakkı CEYPORT Taşucu Uluslararası Liman İşletmeciliği A.Ş.’ye, liman geri sahasında bulunan taşınmaz ise CEYNAK Lojistik ve Ticaret A.Ş.’ye devredildi.

Özelleştirme işlemleri sırasında, 291 bin 183 metrekarelik liman sahasının 105 bin metrekarelik kısmı tersane alanı olarak ayrıldı.

Türkiye’nin 2050’de ‘Net Sıfır’a ulaşması için maliyet: 2030’a kadar yılda 10 milyar dolar

Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi’nin yarın (15 Kasım) Mısır’daki İklim Zirvesi’nde (COP27) tanıtımını yapacağı Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası: Sektörel Fayda Maliyet Analizi” raporu, Türkiye’nin 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşabilmesi için 2020-2030 yılları arasında yapması gereken yatırımları hesapladı.

Rapor editörlüğünü de üstlenen IPM’den Dr. Ümit Şahin ve EPRA’dan Doç. Dr. Osman Bülent Tör, ODTÜ’den Dr. Bora Kat, EPRA’dan Dr. Saeed Teimourzadeh, GTE Carbon’dan Kemal Demirkol, VENESCO’dan Arif Künar, ODTÜ’den Prof. Dr. Ebru Voyvoda, Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın ortak çalışmaları sonucunda ortaya kondu. 

Kaynak: Türki̇ye’ni̇n Karbonsuzlaşma Yol Hari̇tası: Sektörel Fayda Mali̇yet Anali̇zi̇, IPM

Rapor, Türkiye’nin 2050’de net sıfır olabilmek için gerçekleştirmesi gereken dönüşümün toplam maliyetinin 2030 yılına kadar enerji, ulaşım, binalar, sanayi ve diğer üretici sektörlerde 101 milyar dolar olduğunu ortaya koyuyor. Bu da yılda yaklaşık 10 milyar dolarlık bir maliyet anlamına geliyor.

 

Emisyonlar yüzde 32, sağlık maliyetleri 42 milyar dolar düşüyor

Türkiye’nin en güncel sera gazı emisyon verisi (2020) kullanılarak çalışılan net sıfır senaryosuna göre, bütün sektörlerde yapılması gereken yatırımlar 171 milyar doları bulurken, aynı yatırımlar özellikle fosil yakıt tüketimininin düşmesi sonucunda 70 milyar dolar kazanç yaratıyor.

Kaynak: Türki̇ye’ni̇n Karbonsuzlaşma Yol Hari̇tası: Sektörel Fayda Mali̇yet Anali̇zi̇, IPM

Fosil yakıtların kullanımındaki düşüş sağlık maliyetlerinde de 42,1 milyar dolar ek bir azalma getiriyor. Bu dönüşüm sayesinde 1 milyar 350 milyon ton CO2 (karbondioksit) emisyonunun önüne geçiliyor ve Türkiye’nin toplam CO2 emisyonları 2030’da 2018 seviyesinin yüzde 32 altına düşüyor.

Fosil yakıtların azalması dönüşüm için gerekli maliyeti de azaltıyor

Hesaplara göre iklim kriziyle mücadelede gerekli dönüşüm için en önemli sektör olan elektrik sektöründe yapılması gereken yatırım, 2030’a kadar 36,5 milyar doları bulurken, kömür ve doğal gaz tüketiminin azalması sayesinde bu maliyet 29 milyara düşüyor.

Ulaşım sektöründe ise demiryoluna ve elektrikli araçlara geçiş için gerekli maliyet 12,5 milyar dolar iken petrol tüketiminin azalması sonucunda elde edilecek tasarruf sayesinde maliyet 2 milyar dolara kadar düşüyor.

Kaynak: Türki̇ye’ni̇n Karbonsuzlaşma Yol Hari̇tası: Sektörel Fayda Mali̇yet Anali̇zi̇, IPM

En büyük maliyet kalemi ise enerjiyi verimli kullanan binalara olan ihtiyaç nedeniyle kentsel dönüşümün de dahil edildiği binalar. Ancak binanlarda da 100 milyara yaklaşan maliyet, fosil yakıt tüketiminin azalması sayesinde 41 milyar dolar azalıyor.

Sanayi ve diğer üretici sektörler için gerekli dönüşümün maliyeti de yine yakıt tüketiminin azalması sayesinde 21 milyar dolarda kalıyor.

Geciktikçe maliyet artıyor

Raporun editörü, İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin şunları söylüyor:

“Türkiye 2053’te net sıfır hedefine ulaşmak istiyorsa şimdiden harekete geçmek zorunda. Geciktikçe bu hesapladığımız maliyet her gün daha da artacak. Sonuç olarak elde ettiğimiz rakam, on yıllık dönüşüm maliyetinin Türkiye’nin milli gelirinin yaklaşık yüzde 1’ine denk geldiğini gösterdi.”

Kaynak: Türki̇ye’ni̇n Karbonsuzlaşma Yol Hari̇tası: Sektörel Fayda Mali̇yet Anali̇zi̇, IPM

‘Türkiye emisyonlarını iddialı bir şekilde azaltmak ve net sıfıra ulaşmak zorunda’

Çalışmada tüm sektörlerin ayrı ayrı ele alındığını ve detaylı bir maliyet analizi yapıldığını belirten Şahin, şu ifadeleri kullanıyor:

“Gerek Avrupa ile ticaretimize devam edebilmek, gerekse Paris Anlaşması’nın şartlarını yerine getirmek için Türkiye emisyonlarını iddialı bir şekilde azaltmak ve net sıfıra ulaşmak zorunda.

Bunun için Türkiye’nin güncel ulusal katkı beyanında emisyonlarını en kısa zamanda tepe noktasına çıkaracağını ve azaltmaya başlayacağını ilan etmesi gerekiyor.

Çalıştığımız net sıfır senaryosu Türkiye’nin 2030’a kadar karbondioksit (CO2) emisyonlarını 2018 seviyesine göre yüzde 32 azaltmasını ve 1 milyar 350 milyon ton CO2 emisyonunun engellenmesini sağlıyor.

Türkiye’nin yıllık sera gazı emisyonunun 520 milyon ton olduğunu düşünürsek bu önemli bir miktar.”

Kaynak: Türki̇ye’ni̇n Karbonsuzlaşma Yol Hari̇tası: Sektörel Fayda Mali̇yet Anali̇zi̇, IPM

Rapordaki Net-Sıfır senaryosu aynı zamanda Türkiye’de aşağıdakilerin hayata geçmesine ön ayak oluyor:

Toplam 28 GW ek güneş enerjisi, 23 GW ek rüzgar enerjisi,
2020-2023 arasında devreye alınan 1,32 GW’lık santral dışında sisteme yeni kömürlü termik santrallerin devreye alınmaması ve mevcut kömürlü santrallerin 2035’e kadar devreden çıkması,
• Deniz üstü rüzgar santrallerinin ve yoğunlaştırılmış güneş enerjisi, teknolojilerinin 2026 yılından itibaren sisteme entegre edilmeye başlanması,
• 5,67 GW’lık depolama teknolojilerinin sisteme entegre olması,
Uluslararası enterkoneksiyon hat kapasitesinde artış (3,35 GW).

 

[COP27] Greenpeace İklim Buluşması’nda ortak hareket talebi: İklim adaleti!

Hem Türkiye hem Dünya için tarihi bir dönemeç olduğu ifade edilen COP27 İklim Zirvesi’ne eş zamanlı olarak iklim kriziyle mücadeleyi ve çözüm yöntemlerini tartışmak için Greenpeace İklim Buluşması düzenlendi.

İstanbul Müze Gazhane’de gerçekleştirilen iki günlük etkinlikte iklim mücadelesinin aktörleri bir araya geldi. İklim adaleti çağrısında bulunmak için 12 Kasım’da bir araya gelen iklim hareketi aktörleri Kadıköy Süreyya Operası önünde basın açıklaması yaptı.

11 Kasım Cuma günü 2030 Türkiye İklim Hedefleri, Yeşil ve Adil Dönüşüm olmak üzere iki ayrı panel düzenlenirken COP 27 Köşesi’nde Mısır’daki İklim Zirvesi’ni takip eden iklim hareketi paydaşları izlenimlerini aktardı.

2030’da kömürsüz Türkiye

Greenpeace Akdeniz’den Gökhan Ersoy moderatörlüğünde ilerleyen 2030 Türkiye İklim Hedefleri’nin açılış konuşmasını Greenpeace Akdeniz Proje Direktörü Sevil Turan gerçekleştirdi. Etkinliğin amacını açıklayan Turan şöyle konuştu:

“İklim krizinde yeni bir dönemdeyiz ve harekete geçmek için başka bir yolumuz yokken bütün paydaşlar olarak bir araya gelerek etkin bir mücadelenin parçası olmak istiyoruz. Bu etkinliğin buna yol açmasını umuyoruz.“

Son bir yıldaki tabloyu değerlendiren Turan, Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle ilgili şöyle konuştu:

“Küresel çaba meselesinde Türkiye nerede diye bakacak olursak Türkiye’nin geçtiğimiz yıl Paris Anlaşması’nı onaylaması önemli bir adımdı. Ardından buradan gelen iklim yasası çalışmaları da önemli bir adımdı. Ancak yasal düzenlemeye iklim aktörlerinin kısıtlı düzeyde dahil olmasıyla Türkiye çok yönlü mücadelede eksik ilerlemiş oldu. Türkiye’nin, 2053’te net sıfır hedefine ulaşabilmesi için 2020 yılına kıyasla 2030’da en az yüzde 35 mutlak emisyon azaltımı hedeflemesi gerekiyor. Bu, 2053 yılı için sera gazı emisyonlarını net sıfır seviyesine indireceğini açıklayan Türkiye’nin, emisyonlarını 2020 yılındaki 523,9 MtCO2e (milyon ton karbondioksit eşdeğeri) seviyesinden 340 MtCO2e’ye indirmesi anlamına geliyor. Bu hedefe ulaşabilmesi de öncelikle; 2030 yılı itibariyle kömürden elektrik üretimini sonlandırması ve elektrik üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarının payını yüzde 75’e çıkarması gerekiyor.”

Ardından söz alan Avrupa İklim Eylem Ağı Türkiye Koordinatörü Özlem Katısöz, 2053 yılına kadar Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefine ulaşması taahhüdünü değerlendirdi ve Türkiye’nin bugünden itibaren emisyon azaltım politikasına girmesi gerektiğini söyledi.

Kömürün Ötesinde Avrupa’dan Duygu Kutluay ise “Türkiye’de kömürden çıkış mümkün. Kömürden kaynaklı elektrik üretimini sonlandırmamız gerekiyor. Yaptığımız araştırmalara göre 22 kömürlü termik santrale kömür sağlayan kömür sahalarına 13.189 MW kurulu gücünde güneş enerji santralı kurulabilir. Bu, Türkiye’nin şu anki güneş kurulu gücünün (7815 MW) yüzde 170 artması demek” diyerek kömürden çıkış için güneş enerjisi potansiyeline dikkat çekti.

COP’lar iklim siyaseti için önemli

COP 27’de dikkat çeken ve öne çıkan konuların tartışılıp değerlendirildiği COP 27 Köşesi’nde Mısır’da gelişmeleri yakından takip eden İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü Ümit Şahin canlı bağlanarak konuştu. Söyleşinin moderatörlüğünü Greenpeace Akdeniz’den Ersin Tek ve Marmara Üniversitesi’nden akademisyen Prof. Dr. Semra Cerit Mazlum üstlendi.

Şahin, “Pakistan’ın bu son sellerden zararının 30 milyar dolar olduğu ve bu zararın Pakistan ekonomisinin yüzde 10’una tekabül ettiği belirtiliyor. İklim krizinin gelişmekte olan ve yoksul ülkelerde neden olduğu bu hasarlar, özellikle COP 27 Zirvesi’nde en çok konuşulan başlıklar arasında” sözleriyle özellikle COP 27’nin en önemli gündemlerden biri olan iklim adaletini vurguladı.

Mısır’daki COP 27’den bağlanan diğer bir isim, WWF-Türkiye İklim ve Enerji Koordinatörü Tanyeli Sabuncu, “Türkiye’nin ulusal katkı beyanını Eylül ayına kadar açıklaması gerekirdi. Gecikmiş bir süreç var önümüzde. Bu ayın 15’inde COP 27’de Türkiye ulusal katkı beyanını açıklayacak ancak bir öngörüde bulunmak zor çünkü şimdiye kadar iklimle mücadele için hedef belirleme konusunda sürecin katılımcı şekilde yürüdüğünü söyleyemeyiz” diyerek Türkiye’deki sürecin eksikliklerine vurgu yaptı.

Güncel COP27 tartışmalarının aktarımının ardından COP’ların önemine dikkat çeken Semra Cerit Mazlum şunları söyledi:

“COP’lar iklim siyasetinin ilerlemesi açısından dünya siyasetinde kaçınılmaz bir yer işgal ediyor. Resmi gündemin ötesinde devletler ve diğer taraflar azaltım için başka girişimlerde bulunabiliyorlar ve böylece gündem oluşabiliyor.”

Yeşil ve adil dönüşüm

Fosil yakıt tüketiminin azaltılması, bunun için Türkiye’deki kömür madenleri ve termik santrallerinin kapatılmasının etkilerinin konuşulduğu Yeşil ve Adil Dönüşüm başlıklı panelde Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği’nden Bengisu Özenç, Boğaziçi Üniversitesi akademisyeni Sevil Acar, Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Cem İskender Aydın ve Elbistan Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu’ndan Mehmet Dalkanat konuşmacı olarak katıldı.

Acar enerji başta olmak üzere bütün emisyon kaynağı olan sektörlerde adil geçiş nasıl olabilir sorusuna yanıt vererek, Türkiye’de kömürden çıkışın aslında zor olmadığına verilerle dikkat çekti:

“Kömüre dayalı ekonomi sektörün toplam milli gelir içindeki payı azaldı. Sektörde 2008-2009’dan beri toplam istihdam azaldı. Çalışan gittikçe daha az kazanıyor. Kömür ithalatı arttı.”

Çevre Bilimleri Enstitüsü’nden Cem İskender Aydın, adil dönüşüme kavramsal bir çerçeveden şu değerlendirmelerde bulundu:

“Adil olan nedir sorusunun yanıtı çok kolay değil. Paylaşımda adalet nedir? Geçiş sonucunda oluşacak faydalar paydaşlara eşit dağıtılacak, oluşacak zararlar varsa onlar da eşit dağıtılacak. Usulde adalete gelince bu dönüşüm nasıl gerçekleşirse adil olur sorusunun yanıtı… Vardığımız nokta kadar nasıl gittiğimiz de önemli; etkin katılım, şeffaflık, hakların tanınması bu aşamada özellikle önemli”

‘Biz bu cephenin içerisindeyiz’

Mehmet Dalkanat, Kahramanmaraş Afşin Elbistan Termik Santrali’nin bölgeye verdiği hasarı anlattı. Siyah Kar adlı kısa filmle santralin yarattığı tahribatı katılımcılara gösteren Dalkanat “Biz bu cephenin içerisindeyiz ve her gün bir kurşun yiyoruz” dedi.

Santralin kapatılması için çaba göstereceklerini ancak işçilerin mağdur edilmemesi için mücadele verileceğini söyleyen Dalkanat şöyle konuştu:

“Yeraltından her yıl 120 bin ton su çekiliyor kömür için. Akarsular kurudu. Böyle bir rezaletle, garabetle karşı karşıyayız. Kanser vakaları had safhada, önü alınamıyor. Elbette sessiz kalamayız.”

Adil dönüşümün de önemine dikkat çeken Dalkanat, “Termik santral işçileri ne yapacağız biz diyor. Dolayısıyla mağdur edilmeyeceklerine dair taahhüt verilmesi gerekiyor, güvensizliğini, korkularını ortadan kaldırmak için adil dönüşümü önemsiyorum. Onun için şimdiden gelecekte izin vermeyeceğimiz, kapattıracağımız bu termik santrallerin sonuçlarını, çözümleri konuşmamız gerekiyor” dedi.

‘Türkiye, acilen iklim krizi karşısında harekete geçmeli’

12 Kasım Cumartesi günü ise iklim hareketinin önde gelen aktörleri Kadıköy Süreyya Operası önünde basın açıklaması yaparak iklim adaleti çağrısında bulundu. Greenpeace Akdeniz’in açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bir yabancının evinizi sular altında bıraktığını ve bu hasarı tamir etmek için sizin kendi cebinizden para ödediğinizi düşünün.

İşte iklim adaleti dediğimiz şey tam olarak bu… İklim felaketlerinin sorumlusu büyük kirleticiler ve zengin ülkeler. Ancak bu felaketin sonuçlarına katlananlar Güney Yarımküre’deki savunmasız toplumlar.

Şu an devam etmekte olan COP 27’nin en önemli gündem maddesi, iklim adaletinin inşasındaki en önemli adım olan kayıp ve hasara ilişkin finansman düzenlemeleri.

Yıllardır dile getirilen ve talep edilen kayıp ve hasar mekanizmasının, ilk kez gündem maddesi olarak kabul edildiği önemli bir an.

Ama mücadele henüz bitmedi. Zengin ülkelerin bu maddeyi COP 27 tablosunun dışına itmeye yönelik bariz girişimleri bize ileride oluşabilecek bazı gecikme ve yönlendirme taktiklerine dair ipuçları veriyor.

Zengin ülke hükümetleri, bu konuda çok uzun zamandır ayak direse de artık dünyanın her yerinden yükselen sesler bu hükümetlere karşı itirazlarını yükseltiyor. Büyük kirleticiler, bu sesleri duymalı, sorumluluk almalı ve yol açtıkları zararların bedelini ödemeli.

Dünya iklim krizinin eşiğinde… Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri dünyanın diğer yerlerinden iki kat daha hızlı ısınıyor. Türkiye, bir Akdeniz Havzası ülkesi olarak, daha büyük sorunların sınırında ancak bu mücadelede gösterdiği çabalar, yeterli değil.Kömürde ısrar eden Türkiye kömürlü termik santrallerini kapatmak için tarih belirlemeyen Avrupa’daki dört ülkeden biri. Oysa kömürden çıkış için kaybedecek bir günümüz bile kalmadı.

Gerçekçi bir 1.5 derece hedefi için Türkiye’ye taleplerimizi bugün de ısrarla tekrarlıyoruz:

Türkiye COP 27’de 2030 yılı itibariyle kömürden elektrik üretimini sonlandırma taahhüdü vermeli. Bu sektörde çalışan işçiler ve etkilenen diğer gruplar için adil bir geçiş planlamalı. Türkiye 2030 itibariyle emisyon salımlarında yüzde 35 mutlak azaltım hedefini koymalı ve ulusal katkı beyannamesini bu yönde sunmalı.

Türkiye, acilen iklim krizi karşısında harekete geçmeli.”

İklim Buluşması’nın ikinci günü basın açıklamasının ardından Müze Gazhane’de devam etti. COP 27 Köşesi’nde İklim Zirvesi’ne yapılan canlı bağlantında kayıp ve zarar tanzimi konusunun ilk kez resmi gündeme girmesine vurgu yapıldı. Türkiye’nin açıklaması beklenen ulusal katkı beyanına dair değerlendirmelerde bulunuldu.

Ardından Türkiye’de İklim Hareketi forumunda iklim hareketinin güçlendirilmesi için atılması gereken adımlar, hareketin farklı yaş ve örgütlenme biçiminden özneleriyle birlikte tartışıldı.

Greenpeace İklim Buluşması Barış Demirel konseriyle sona erdi.

 

 

[COP27] Adaptasyon ve tarım: İklim borcunuzu ödeyin!

Gelişmekte olan ülkelerdeki küçük ölçekli çiftçiler, dünyadaki gıdanın üçte birini üretiyor, ancak kuraklık, sel, kasırga ve diğer felaketlerle başa çıkmak zorunda kalmalarına rağmen iklim finansmanının yalnızca yüzde 1,7’sini alıyor.

Teması Adaptasyon ve Tarım olarak belirlenen Cumartesi günü Şarm El-Şeyh‘teki düzinelerce pavilyon ve konferans salonunda bu durum konuşuldu ve iklim değişikliği bağlamında uyum, tarım ve gıda sistemleri gibi hayati konulara odaklanıldı.

BM Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu’nun (IFAD) İyi Niyet Elçisi Sabrina Dhowre Elba, düzenlediği basın toplantısında, küçük ölçekli çiftçilerin zorlu koşullarda insanlar için yiyecek yetiştirmek için çok çalıştıklarını söyledi:

“Kırsal nüfusun aşırı hava olaylarına karşı dayanıklılıklarını geliştirmelerine ve değişen bir iklime uyum sağlamalarına yardımcı olmalıyız. Yoksa yalnızca bir krizden diğerine sürükleniriz.”

Somalili Dhowre Elba, bu sorunun kendisi için ayrıca kişisel olduğunu söyledi: Somali, arka arkaya dört başarısız yağmur mevsimi ardından 40 yıldır görülmemiş bir kuraklıkla boğuşuyor.

Gelişmiş ülkeleri siyasi irade göstermeye ve yatırımları harekete geçirmeye çağıran Elba, “Yakın tarihin en şiddetli kuraklığını yaşayan Afrika Boynuzu’nda anneler, aileler ve çiftçiler acı çekerken boş duramam” ifadelerini kullandı:

“COVID-19 salgını ve ekonomik sonuçlarıyla mücadele etmek için trilyonlarca dolar kullanıma sunuldu. Aynı şey iklim değişikliği için de, sürdürülebilir tarımsal destek için de gerekli. Hepimizin refahı ve gıda güvenliği için bu çok önemli.”

Adaptasyon fonları ödenmeli

IFAD‘ın Bölge Direktörü Dina Saleh, kırsal nüfusun uyum sağlamasına yardımcı olunmamasının tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini, daha uzun süreli yoksulluğa, göçlere ve çatışmalara yol açabileceğini söyledi:

“Bugün, gelişmiş ülkelerden dünya liderlerini, gelişmekte olan ülkelere yılda 100 milyar dolarlık iklim finansmanı sağlama ve bunun yarısını iklim adaptasyonuna yönlendirme taahhütlerini yerine getirmeye çağırıyoruz.”

13 yıl önce Kopenhag’daki COP15‘te gelişmiş ülkeler, önemli bir taahhütte bulundu: İklim değişikliğine uyum sağlamalarına ve sıcaklıktaki daha fazla artışları hafifletmelerine yardımcı olmak için 2020 yılına kadar daha az varlıklı ülkelere yılda 100 milyar dolar aktarma sözü verdiler.

Ancak bu söz tutulmadı.

Saleh, kırsal kesimdeki yoksul insanların hayatta kalmalarına ve topluluklarını korumalarına yardımcı olmak için “pencerenin daraldığını” belirtti ve mahsul veriminin yüzyılın sonuna kadar yüzde 50’ye kadar düşebileceği konusunda uyardı.

“Bu, uyum sağlamak ya da açlıktan ölmek arasında bir seçim” diyen Saleh, COP27’nin eylem, güvenilirlik ve adalet hakkında olması gerektiğini ifade etti.

Yeni bir girişim

COP27 Mısır Başkanlığı, 2030 yılına kadar tarım ve gıda sistemlerini dönüştürmek için iklim finansmanı katkılarının miktarını ve kalitesini iyileştirmek için11 Kasım’da  Sürdürülebilir Dönüşüm için Gıda ve Tarım (FAST) adlı yeni girişimi başlattı.

İşbirliği programının, ülkelerin iklim finansmanı ve yatırımına erişmelerine, bilgiyi artırmalarına,politika desteği ve diyalog sağlamalarına yardımcı olmak gibi somut çıktılara sahip olması hedefleniyor.

tarım iklim kuraklık

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), diğer BM kurumlarıyla birlikte, tarımı iklim değişikliğiyle mücadele çabalarının merkezine koyan bu girişimin kolaylaştırıcısı olacak.

FAO İklim ve Çevre Bölümü Başkan Yardımcısı Zitouni Ould-Dada “Buradaki mesaj açık: Tarımın, iklim krizinin çözümünün ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini kabul etmek” dedi.

Mevcut gıda sistemiyle devam edemeyiz

Tarım ve gıda sektörünün iklim değişikliğinden derinden etkilenmenin yanı sıra, aynı zamanda üretimden tüketime küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birine katkıda bulunduğunu hatırlatan Ould-Dada, tarım-gıda sistemlerinin bir dönüşüm geçirmesi gerektiğini söylüyor:

“Gıda üretiminin ardından toprağı bozan, biyoçeşitliliği azaltan ve çevreyi etkileyen mevcut modelle devam edemeyiz, hayır. Model, sürdürülebilir olmalı.”

Ould-Dada, doğru seçimler yapılırsa, tarımın toprakta ve bitkilerde karbonu yakalayarak ve adaptasyonu, dayanıklılığı teşvik ederek iklim kriziyle mücadelede çözümün önemli bir parçası olabileceğinin altını çiziyor.

“İklim değişikliği tehdidi altında bu modelle artan bir nüfusu beslemek ve beslemek için gıda üretemeyiz.”

Dünyanın ele alması gereken ilk şeyin, küresel gaz emisyonlarının yüzde 8’inden sorumlu olan gıda israfını ele almak olduğunu söyleyen uzman,”Her gün aç kalan yaklaşık 828 milyon insan var. Ancak ürettiğimiz gıdanın üçte birini çöpe atıyoruz. Zihniyetimizi, üretim modelimizi değiştirmemiz gerekiyor ki gıda israfı ve israfı yapmayalım” dedi.

İnovasyonun gücünden yararlanmanın emisyonları azaltmak, tarımı değişen bir iklime adapte etmek ve yalnızca iklim değişikliğinin değil, aynı zamanda salgın hastalıklar veya savaşın neden olduğu olumsuzluklara karşı daha dayanıklı hale getirmek için çok önemli olduğunu da sözlerine ekleyen Ould-Dada şöyle konuştu:

“Daha geniş anlamda inovasyon, verimli olmanız için yenilenebilir enerjiyle birleştirilmiş damla sulamaya sahip olduğunuz hassas tarım gibi uygulamalardır. Ama aynı zamanda, küçük ölçekli çiftçilerin geleneksel bilgisinden yararlanan inovasyon da önemlidir.”

Adalet istiyoruz

Ülkelerin dönüşüme yatırım yapmaları ve iklim finansmanı vaatlerini yerine getirmeleri gerektiğinin altını çizenler yalnızca BM temsilcileri değildi.

Çevre, kadın, yerli, gençlik ve sendika örgütlerinden oluşan bir koalisyonun önderlik ettiği kitlesel protesto, COP27’de pavilyonlar arasındaki yolları işgal etti.

Çadlı çevreci ve SDG aktivisti Hindou Oumarou Ibrahim, “Bölge hakkı, kaynak hakkı, insan hakları, yerli halk hakları, kayıp ve zarar dahil tüm müzakere metinlerinde yer almalıdır. 1.5 derece hedefi tartışılabilir değil, burada savunduğumuz şey bu” dedi.

Ibrahim, halkının sel ve kuraklık nedeniyle öldüğünü, Pasifik’teki bazı yerli toplulukların ise anavatanlarını kaybettiğini belirttive şöyşe seslendi:

Adalet istiyoruz. İnsanlarımız için, kayıp ve hasar gören ekonomilerimiz için adalet! Kültürümüzü, kimliğimizi, hayatımızı kaybediyoruz ve bunlar telafi edilemez; iklim finansmanının sağlanması gerekiyor!

Bu COP kayıp ve hasarlı

Kalabalık “Fosil yakıt sömürgeciliğine hayır” sloganı atarkennlü Nijeryalı aktivist Nnimmo Basse, COP27’nin büyük kirleticilerin katılımına izin verdiği için “kaybolduğunu ve zarar gördüğünü” söyledi:

Afrika şu anda saldırıya uğruyor. Kıta boyunca kirli makinelerini çalıştıran madencilik, petrol ve gaz şirketleri Afrika’yı  yok ediyor, öldürüyor, çalıyor. Bu, tolere edilemeyecek türden bir sömürgeciliktir.”

afrika petrol iklim protesto fosil

Basse, ülkelerin yılda iki trilyon doları savaşa, yok etmeye ve öldürmeye harcayabiliyorsa, bunu dayanıklılık için harcayabileceklerini söyledi:

“100 milyar dolarlık bir taahhüt istemiyoruz. 200 milyar dolar istemiyoruz. Biz ödenmesi gereken bir borcu istiyoruz. İklim borcunu ödeyin!”

ABD desteğe hazır olduğunu söyledi

Cumartesi günü düzenlediği basın toplantısında ABD İklim Eylemi Özel Temsilcisi John Kerry, ülkesinin,COP27 müzakerelerinde şimdiye kadarki en zorlu konu olan kayıp ve zararı ele alma çabasını “tamamen desteklediğini” söyledi.

STK’ların COP27’deki konuşmasında kayıp ve hasardan bahsetmediği için çağrıda bulunduğu ABD Başkanı Joe Biden‘ın da hareketi desteklediğini vurgulayan Kerry, “Teklifler üzerinde çalışmak için arkadaşlarımızla görüştük” dedi.

Temelde tüm gelişmekte olan ülkeleri içeren G77 ve Çin‘den oluşan müzakere grubu, konuyu ilk kez bu yıl COP gündemine taşıyabildi.

Buradaki fikir, iklim değişikliğinden en çok etkilenen, ancak sera gazı emisyonları konusunda daha az sorumluluk sahibi olan uluslara parasal tazminat sağlayabilecek bir kayıp ve hasar fonu tesis etmek.

25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele Günü’ne doğru: Mirabal kızı Türkiye’ye geliyor

Dominikli Mirabal Kız Kardeşler’in anısına ithaf edilen 25 Kasım Kadına Şiddetle Mücadele ve Dayanışma haftası etkinlikleri kapsamında Ankara, İzmir ve İstanbul olmak üzere üç şehirde yapılacak  programa kıymetli bir misafir katılacak: Minerva Josefina Tavárez (Minou) Mirabal.

25 Kasım 1960 tarihinde, Dominik’te Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Sosyal Değişim Hareketi’nin üyesi Mirabal kızkardeşler,  diktatörün emriyle askerlerin tecavüzüne uğrayarak, korkunç işkencelerle ve vahşice öldürüldüler. Cezaevindeki eşlerini ziyaretten dönerken aracı kullanan şoför de onlarla birlikte öldürüldü ve kaza süsü vermek için araçları uçurumdan aşağıya atıldı.

Mirabel kız kardeşlerden birinin kod adının “Kelebek” olmasından da esinlenerek; o günden sonra üç kız kardeş, gerek Dominik’te gerek dünyada “Kelebekler” adıyla anıldılar.

Patria, Dede ve Minevra Mirabal

1981 yılında Kolombiya’da düzenlenen Latin Amerikalı ve Karaipli Kadınlar Kongresi’nde 25 Kasım tarihi, Mirabel Kardeşlerin anısına “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak ilan edildi. Latin Amerika’nın ilerici kadınlarının bu kararı, aslında faşist diktatörlüklerin şiddetine karşı kadınlar cephesinden bir mücadele ilanıydı.

Ardından 25 Kasım günü, 1999’da BM Genel Kurulunda Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü ilan edildi.

Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Türkiye’de de yıllardır kadınlar her sene 25 Kasım’da Mirabal Kardeşleri de hiç unutmadan şiddete karşı seslerini yükseltiyor.

Katledilen kızkardeşlerin geride kalan altı çocuğundan biri, Minerva Mirabal’ın kızı Minou Mirabal, Türkiye’deki kadın hakları örgütleri ve sivil toplumun ortak katkılarıyla 25 Kasım Haftası’nda kadınların konuğu olacak.

Minou Mirabal kimdir?

Türkiye’ye daha önce de parlamenter olarak resmi ziyaretlerde bulunan Minou Mirabal, bu sefer ilk kez kadın örgütleri ve öğrencilerle buluşacak.

Minou ülkesinde olduğu kadar uluslararası alanda da tanınan bir filolog ve politikacı. Dört yıl Şansölye Yardımcılığı, üç dönem milletvekilliği yaptı. Küresel Eylem Parlamenterleri (PGA) Başkanı olarak ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ile Mağdurlar için Güven Fonu için 76 ülkede 20 yıldan fazla çalıştı. Halen ICC’deki görevine devam ediyor.

Minou, her ikisi de Dominikli avukat ve aktivist olan Manuel Aurelio Tavárez Justo ve María Argentina Minerva Mirabal’ın kızıdır. Her ikisi de Diktatör Rafael Trujillo’yu devirmek amacıyla 1960’da kurulan 14 Haziran politik hareketinin kurucularındandır.

Annesi ve iki teyzesi (Mirabal Kızkardeşler) 1960’da, diktatorün düzenlediği suikast sonucu, babası da 1963 yılında cuntacılar “Triumvirate” tarafından öldürülmüştür. Ailesi ülkesinde “şehitler” ve “ulusal kahramanlar” olarak anılır.

Minou’nun babası Manuel Aurelio Tavárez Justo ve María Arjantin Minerva Mirabal, üniversitede okurken tanışırlar

7 yaşında yetim kalan Minou, öldürülen diğer kardeşlerinin de çocuklarını büyüten teyzesi Dede Mirabal tarafından büyütülmüştür.

2002-2016 yılları arasında, üç dönem boyunca Ulusal İlçe Alt meclisinde Milletvekili olarak görev yapan Minou 1996-2000 yılları arasında Dışişleri Bakan yardımcısı olarak görev yapmıştır. 2016 yılında, Dominik Cumhuriyeti’nde yapılan genel seçimlerde, Demokratik İttifakın ve Demokratik Tercih Partilerinin ortak Cumhurbaşkanı adayı olmuştur.

Haziran 2020’de, Tavarez, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Taraf Devletler Meclisi’nin, Uluslararası Ceza Mahkemesinin görev alanına giren suçların işlenmesi sonucu kurban olanlar için kurulan Kurbanlar için Güven Fonunun Yönetim kuruluna Latin Amerika ve Karayipler adına seçildi.
Aralık 2021’de, Uluslararası Parlamenterler Birliği (IPU) Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri Grubu (GRULAC) yönetimine, 3 yıllık bir süre için ikinci kez seçildi. 2021-2024 dönemi için de, Yönetim kurulu tarafından GRULAC grubunun başkanı olarak görev yapmak üzere seçildi.

Patria Mirabal, kucakta oğlu Raul Gonzalez, Maria Teresa Mirabal kızı Jackeline ile, Minevra Mirabal’in çocukları Manolo ve Minou (Minou’nun teyzeleriyle birlikte son fotoğrafı)

Kelebekler her yerde

Dominik Cumhuriyeti Büyükelçiliği ile birlikte Uçan Süpürge Vakfı’nın sekretaryasını yürüttüğü, 15-20 Kasım tarihleri arasında İstanbul, Ankara ve İzmir’de gerçekleşecek etkinliklere sivil toplumun tüm bileşenleri, özellikle gençler ve kadınlar davetli.

Minou’nun birbirini destekleyen ve güçlendiren farklı kimlikleri var. Program bu çeşitliliği gözeterek hazırlandı. Üç ilin her birinde farklı temalarda gerçekleşecek etkinliklere ek olarak Eşik Platformu’nun düzenleyeceği çevrimiçi söyleşi ile Türkiye’nin, belki de dünyanın dört bir yanından kadınlar bir araya gelecek.

Program:15-20 Kasım 2022

İSTANBUL PROGRAMI – 16 Kasım 2022 Çarşamba

12.30-15.30: Kadın ve Siyaset Paneli

Şişli Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi

Programın Detayları için: KaDer

İZMİR PROGRAMI –

17 Kasım 2022 Perşembe:

16.00-17.00: Konak Belediyesi Kadın Müzesi Sınırları Aşan Kadınlar “25” sergisi açılışı

18 Kasım 2022 Cuma:

11.00-13.00: İzmir Gazeteciler Cemiyetinde Basın Toplantısı

14.00-17.00:  Demokrasi, İnsan Hakları ve Kapsayıcılık Paneli

İzmir Ticaret Odası Meclis Salonu

Panelist: Elfin Tataroğlu

ANKARA PROGRAMI – 19 Kasım 2022 Cumartesi:

13.00-16.00: Kadınların Adalete Erişimi Paneli

Türkiye Barolar Birliği Av. Teoman Evren Konferans Salonu

Panelist: Eylem Ümit Atılgan

20.00-22.00: Türkiye’nin dört bir yanından kadınların katılacağı basına açık Eşitlik İçin  Kadın Platformu (EŞİK) Çevrimiçi toplantısı: Otoriter Rejimlere, Eril Şiddete Karşı Kadın Direnişi ve Eşitlik Mücadelesi:  “Kelebek Etkisi” (Simultane çeviri yapılacak) 

Panelist: Yakın Ertürk

Moderator: Selen Lermioğlu

Talep ettiğimiz aciliyet nerede?

27’inci kez umutlar yine COP yani Taraflar Zirvesi’ne çevrildi. 11 yaşındayken ilk aktivist olduğum zaman tanışmıştım Taraflar Zirvesi’yle. 2019 yılında Şili’de yapılması planlanan zirve ülkedeki protestoların güvenlik sorunu oluşturması sebebiyle Madrid’e taşınmıştı. Ben de COP25’e katılabilmiştim.

İçimde büyük bir umut; Mavi Alan‘daki tüm toplantılara katılabilmiştik. Yine bir güvenlik sorunu bahanesiyle Mısır hükümeti bu yıl, sivil toplum kuruluşlarının ve aktivistlerin, hükümetlerin buluşacağı “mavi bölge“ye girişini ciddi şekilde kısıtladı. Bu, sivil toplumun ve aktivistlerin rolünü baltalayarak etkinliğe tam katılımlarını yasaklayıp görüşlerinin önemsiz olduğu ve dikkate alınmaya değer olmadığı mesajını veriyor. Kaldı ki Ağustos ayından itibaren benim gibi bir çok aktivist zirve için akreditasyon beklememize rağmen sıra bizlere gelmedi.

Kaynak: Twitter

COP26 için 31 bin başvuru yapılırken, 13 bin akreditasyon verilmesine rağmen, bu yıl 35 bin talepten sadece 8,2 bin akreditasyon verilmiş. Bu yıl 30 bin delegenin katılacağı söylenen zirve iklim aktivistleri tarafından hiç olmadığı kadar eleştirilerle karşı karşıya.

Fotoğraf: Çocukların iklim vaatleri Glasgow’daki COP26’da sergilendi, ancak yaratıcılıklarını ve tartışmalarını destekleyecek resmi bir alan yoktu.
Alastair Grant/AP

Peki bu durumda talep ettiğimiz aciliyet nerede?

COP’lar, iklim değişikliğini küresel sahneye çıkarmak için bir fırsat olarak değerlendirilse de gerçek değişimi hayata geçirmedeki etkisizliğini neredeyse her sene daha iyi kanıtlamak için yapılıyor.

Glasgow’da gerçekleşen COP26’da tüm ülkeler iklim planlarını güçlendirmeyi kabul etmişler ancak COP27 başlayana kadar 193 ülkeden yalnızca 24’ü planlarını BM’ye sunmuştu. Oysa COP27 öncesi çığ gibi gelen korkutucu raporlardan biri ülkeler, yakınında dahi olmadıkları 2030 hedeflerine ulaşsalar bile, küresel sıcaklıkların 2100 yılına kadar sanayi öncesi seviyelerin 2,4 derece üzerine çıkmaya devam edeceğini söylüyordu.

Peki bu durumda talep ettiğimiz aciliyet nerede?

Etkinlikte sivil toplum katılımı büyük ölçüde sınırlı olurken, çevreyi kirleten mega şirketler ve suç ortağı finansörler her yerde, karar masalarında oturuyorlar, lobicilik faaliyetlerine devam ediyorlar. Bu, COP27’nin son dört yılda dünyanın en büyük plastik kirleticisi ilan edilen ve fosil endüstrisiyle yakın bağları olan Coca-Cola‘nın sponsorluğunda olması gerçeği açıkça bir yeşil yıkama örneği olarak karşımıza çıkıyor. Bu derece hayati bir iklim toplantısında fosil yakıt sanayine bu kadar yakından bağlı bir firmaya sponsorluk izni verilmesi kabul edilebilir değil.

Üstelik işleri daha da kötüleştirmek için, Mısır tarafından COP27 için görevlendirilen halkla ilişkiler firması Hill+Knowlton Strategies, dezenformasyon rekorları ile Exxon Mobil, Shell ve Chevron gibi büyük petrol şirketlerinin imajlarını yeşil yıkama yoluyla süsleyen bir şirket. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres bile PR şirketini “fosil yakıt endüstrisini gözden uzak tutmak için milyarlarca dolarlık devasa bir halkla ilişkiler makinesi” olarak nitelendirmişti.

Peki bu durumda talep ettiğimiz aciliyet nerede?

Ayrıca Mısır’ın insan hakları sicili de başlı başına bir sorun oluşturuyor. Zirvenin gündemindeki isimlerden biri de Alaa. “Hükümet hakkında dezenformasyon yaymaktan” tutuklanan ve yedi aydır açlık grevinde olan Mısırlı siyasi aktivist Alaa Abdel Fattah COP27’nin başladığı Pazar günü (6 Kasım) su içmeyi bırakmıştı. Mısır hükümetinin tahmini 60 bin siyasi mahkumu tuttuğu ve bağımsız çevrecileri ve iklim aktivistlerini susturduğu gerçeğini görmezden gelemeyiz.

Alaa Abdel Fattah için Fattah’ın posterleriyle eylem yapılıyor. BM, Alaa Abdel Fattah’ın “keyfi olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılan” Mısırlılardan sadece biri olduğunu söylüyor.
Fotoğraf: AA

Peki bu durumda talep ettiğimiz aciliyet nerede?

Anlamlı bir iklim eylemi gerçekleştirme umudumuz varsa aktivistler, bilim insanları ve gazeteciler, hükümetlere misilleme korkusu olmadan fosil yakıtlardan uzaklaşmaları için baskı yapmakta özgür olmalıdır.

COP27’de İskoçya, Danimarka, Almanya, Avusturya, İrlanda, Yeni Zelanda ve hatta Çin’in zirvenin ana gündem maddelerinden biri olan kayıp ve zararları konusunda finansman sağlayacaklarından bahsettiklerini görüyoruz. Oysa tarihi sorumluluklarına bakacak olursak küresel güneydeki toplulukları iklim krizine karşı dayanıklı ve güçlü yapmak için bunların hiçbiri yeterli değil. Can kayıpları, kültür kayıpları, biyoçeşitlilik kaybı, toprak kaybı, geçim kaynakları kaybı finansmanla ödenebilecek şeyler değil.

Kaynak: Twitter

Tüm bunların sonucunda bu dünyada yarattığımız iklim krizine karşı hayatlarımızı sürdürebilmemiz mücadelesi söz konusuyken, talep ettiğimiz aciliyet nerede?

Bilim insanları iklim çöküşü biliminin ürkütücü olduğunu söylemek için uzun zamandır işlerini riske ederek eylemler yapıyorlar. Toplum olarak yapmamız gereken acil duruma geçmek. Son sekiz yıl dünyadaki en sıcak yıllar olarak kayıtlara geçerken ve Paris Anlaşması’nın hedefi olan “1,5 derecenin altında kalmak” raporlara göre neredeyse imkansızken bile umudumuz var.

Kaynak: Twitter

Zirveye katılabilen genç iklim aktivistleri bu iki hafta boyunca fosil yakıt lobisine, inkarcılara ve kȃrı düşünen büyük şirketlere, karar vericilere ve en zoru da zamana karşı mücadele ediyorlar. Unutmayın, umut güçlendirilmesi gereken bir kastır ve eğer toplum olarak bugün harekete geçmezsek zirvelerde ve konferanslarda talep ettiğimiz aciliyeti bulamayacağız.

Soylu: İstiklal’deki bombalı saldırıyı yapan kişi gözaltına alındı

İstanbul, Beyoğlu’ndaki İstiklal Caddesi dün dünya kamuoyunun gündemine altı kişinin canına mal olan bombalı saldırıyla oturdu.

Patlamada altı kişinin hayatını kaybettiği, 81 kişinin ise yaralandığı açıklandı. Yaralılar çevredeki hastanelerde tedavi altına alındı. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın aktardığına göre 81 kişiden 50’si taburcu oldu, iki kişinin ise durumu ağır.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “Bombayı bırakan kişi gözaltına alındı. Elde ettiğimiz bulgular çerçevesinde PKK/PYD terör örgütü. Eylemin talimatının Kobani’den geldiği, eylemi yapanın Afrin’den geçtiği konusunda değerlendirmemiz var” diyerek bombalı saldırıyı yapan şahsın yakalandığını duyurdu.

Olay Türkiye’nin en sembolik caddelerinden ve turistlerin uğrak yeri olan İstiklal Caddesi’nde 16.20 sıralarında meydana geldi. Pazar günü olması nedeniyle de daha da kalabalık olan caddede patlamanın yaşandığı ana ilişkin kamera görüntüleri de yayınlandı.

İstiklal Caddesi’nde gece saatlerine kadar süren incelemelerin ardından cadde yaya trafiğine açıldı ve caddedeki banklar kaldırıldı.

Yayın yasağı ve kısıtlama

Mis Sokak’ı İstiklal Caddesi girişinde gerçekleşen patlama sonrası, sosyal medyaya kısıtlama getirildi. Twitter, Youtube, Instagram gibi sosyal medya uygulamalarına erişim sağlanamadı. Aynı zamanda olayla ilgili yayın yasağı verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, korku ve paniğe yol açabilecek paylaşımlardan uzak durulması gerektiğini belirtti.

Ardından patlamayla ilgili sekiz savcı ve iki başsavcı vekili görevlendirildi.

Fotoğraf: DHA

Olayın ardından yapılan açıklamalar

Bombalı saldırının ardından olay yerinde hayatını kaybedenlerin kimliğine ilişkin ilk açıklama Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık’tan geldi. Yanık, sosyal medya hesabından açıklama yaparak, bombalı saldırıda Bakanlık çalışanlarından Yusuf Meydan’ın ve kızı Ecrin’in hayatını kaybettiğini duyurdu.

Soylu, patlama nedeniyle 1984 İstanbul doğumlu Arzu Özsoy ve 2007 Ereğli doğumlu kızı Yağmur Uçar, 1988 Palu doğumlu Yusuf Meydan, 2013 Seyhan doğumlu Ecrin Meydan, 1982 Gümüşhane doğumlu Adem Topkara ile 1995 Rize doğumlu eşi Mukaddes Elif Topkara’nın öldüğünü duyurdu.

Soylu’dan PKK/PYD açıklaması

Süleyman Soylu ve Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, bombalı saldırının gerçekleştiği bölgede incelemede bulunarak açıklamalarda bulundu. Soylu, bombayı bırakan kişinin gözaltına alındığını ve saldırıyı PKK/PYD örgütünün gerçekleştirdiğini söyledi ve ekledi:

“Amerika’dan yapılan taziye mesajının da katilin olay yerine ilk gelenlerden birisi olduğu gibi bir değerlendirmenin esas olduğunu düşünüyorum.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Kesin olarak bu ‘terördür’ dersek belki yanlış olur ama ilk gelişmeler, Valimin bize aktardığı ilk bilgi burada bir terör kokusu var. Şu an itibarıyla ilk tespitler oradaki kaçışmalar vesaire falan, bir kadının bu işte rol oynadığı noktasında” demişti.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ise “Bir kadın bir bankta 40-45 dakika kadar oturuyor, kalktıktan bir süre sonra patlama oluyor” dedi.

Emniyet Genel Müdürlüğü ise provokatif içerikli paylaşımlarda bulunduğu değerlendirilen 25 hesap için hukuki işlem başlatıldığını bildirdi.

Dünyadan da mesajlar geldi

Beyaz Saray Basın Sözcüsü Karine Jean-Pierre, bombalı saldırının ardınan şu mesajı verdi:

“Terörle mücadelede NATO müttefikimiz Türkiye ile omuz omuzayız.”

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “İstanbul’dan şoke edici görüntüler geldi. Tüm Türk halkına ve etkilenenlere en derin başsağlığı dileklerimi sunuyorum. NATO, müttefikimiz Türkiye ile dayanışma içerisindedir” dedi.

Fransa lideri Emmanul Macron ise Türkçe taziye mesajını Twitter’den paylaştı:

“Milletimiz için oldukça anlamlı olan bu günde, tam da 13 Kasım 2015 tarihinde hayatını kaybedenleri anarken, Türk halkı kalbinden, İstanbul’dan, saldırıya uğradı. Türk insanına mesajımız : acınızı paylaşıyoruz. Başımiz sağ olsun. Terörle mücadelede yanınızdayız.”

Ukrayna lideri Vladimir Zelenskiy de Türkçe olarak taziyelerini gönderdi:

“İstiklal Caddesi’nde meydana gelen patlamada çok sayıda can kaybı ve yaralı olduğu haberini derin üzüntüyle öğrendim. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına taziyelerimi sunuyorum ve yaralananlara acil şifalar diliyorum. Dost Türk halkının acısı bizim acımızdır.”

İsrail lideri Isaac Herzog ise şu mesajı paylaştı:

“İstanbul’da masum sivilleri hedef alan alçak bombalama haberiyle sarsıldım. İsrail halkı adına Türk dostlarımıza ve kurbanların ailelerine en derin taziyelerimizi iletiyorum. Tüm dünya teröre karşı müşterek ve kararlı bir duruş sergilemelidir.”

New York Times’ten tepki çeken haber paylaşımı

ABD merkezli yayın organı New York Times (NYT) “Her yıl dünyanın dört bir yanından Türkiye’yi ziyaret eden on milyonlarca turistin çoğu, Pazar günkü bombalamanın gerçekleştiği bölgede vakit geçiriyor” ifadelerini kullanarak caddedeki turist varlığına dikkat çekti. Gazeteye  Taksim’de Türk vatandaşlarının da yoğun olduğu hatırlatıldı, tepki gösterildi. Paylaşımın kaldırılması istendi.

Olayın ardından hedef gösterildi

Zafer Partili Adem Taşkaya, saldırının faili olarak avukat Jiyan Tosun’u hedef gösterdi. Tosun o sırada müvekkiliyle karakolda olduğunu söyledi. Hedef gösterilen Avukat Jiyan Tosun tehditler aldığını ve akabinde can güvenliği için savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu aktardı.