Beyoğlu Kaymakamlığı‘nın son dakika duyurduğu ‘yasaklama’ya karşı 21. Feminist Gece Yürüyüşü Komitesi tarafından yanıt geldi:
“Biz patriyarkaya, kapitalizme, sırtınızı dayadığınız rant sistemine, heteroseksizme, transfobiye, ırkçılığa, milliyetçiliğe, dini baskıya, sömürüye, yoksullaştırmaya, hapsedilmelere, sınırlara-kuşatmalara, savaşa, erkek-devlet şiddetine karşı isyanımızla sokaklarda olmaya devam edeceğiz.
“Her yıl olduğu gibi bu yıl da meydanlan doldurmak, birbirimize güç vermek ve sokaklara çıkmak için saat 19:30’da Taksim’deyiz. Öfkeliyiz, yastayız, buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz. Patriyarkal kapitalist yıkıma karşı feminist isyandayız!”
‘8 Mart yasaklanamaz!’
8 Mart’ın yasaklanamayacağını yıllardır söyleyen kadınlar, bu söylemi yineleyerek isyanlarını bastırmak üzere ortaya çıkan mevcut “devleti” şöyle tanımlıyor:
“Erkek şiddetine, kadın ve trans cinayetlerine, tacize tecavüze karşı kılını kıpırdatmayan; kadınları erkek şiddetinden koruyacak sözleşmeleri fesheden, kadınların nafaka hakkına göz diken; kadınlar eve, yoksulluğa, şiddete mahkûm etmeye çalışan erkek-devlet, yine türlü bahanelerle sokakları kadınlara kapatmakla, kadınların sesini kısmaya çalışmakla meşgul. Deprem bölgelerinde ilk andan itibaren adeta yok olan devlet hem orada hem burada dayanışmamızı engellemek, isyanımızı bastırmak için ortaya çıkıyor.”
‘Patriyarkal kapitalist yıkıma karşı feminist isyandayız!’
2003’te 100’e yakın kadınla başlayan Feminist Gece Yürüyüşü’nün onca baskıya, yasağa, engellemeye rağmen durmadan büyüdüğünün, on binlere ulaştığının, kesintisiz bir direnişe dönüştüğünün hatırlatıldığı açıklamada “Bu yıl isyanımız, öfkemizle yasımızla daha da büyüdü” denilerek yürüyüşü engellemek isteyenlere şöyle seslenildi:
“Her yıl olduğu gibi bu yıl da meydanlan doldurmak, birbirimize güç vermek ve sokaklara çıkmak için saat 19:30’da Taksim’deyiz. Öfkeliyiz, yastayız, buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz. Patriyarkal kapitalist yıkıma karşı feminist isyandayız!”
İstanbul Büyükada‘da katıldıkları eğitim nedeniyle terör suçlamalarıyla yargılanan 11 hak savunucusunun davası Yargıtay’ın bozma kararının ardından bugün İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde tekrar görülmeye başladı.
Duruşmaya Günal Kurşun ve Taner Kılıç ile hak savunucularının avukatları katıldı. Her iki sanık da Yargıtay’ın bozma kararına uyulmasını istedi.
Yeni Bylock tespiti istendi
Bozma kararında tekrar ByLock tespiti yapılması istendiğini söyleyen Kılıç, yargılama süresinde dört ayrı ByLock raporu düzenlendiğini hatırlatarak,” Mahkeme, bu raporlara neden itibar etmediğini gerekçeli kararında dahi yazmadı. Neden raporlarımız dikkate alınmadı ve görmezden gelindi anlamış değilim. Aynı görmezden gelme Yargıtay’ın bozma kararında da söz konusu” dedi.
Kılıç, altıncı yılını dolduran bir yargılamada, 14 buçuk ay hapis yattığını belirterek, “Cezam neredeyse infaz oldu ancak hala şuraya da bakalım buraya da bakalım deniliyor. Mahkemenizden, altı yıllık yargılama sürecinde hakkımdaki deliller neyse ona göre karar vermenizi talep ediyorum” dedi.
Kılıç’ın ardından söz alan Kurşun, “İddianameyi hazırlayan savcının, Today’s Zaman gazetesinde yazı yazmayı ‘örgüt üyeliği’ ile ilişkilendirdiğine dikkat çekerek, o dönem, şu an Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü olan İbrahim Kalın ile aynı sayfada yazdıklarına vurgu yaptı:
“Son 20 yıllık bütün eylem ve işlemlerimiz didik didik edilmiş. KHK’lı olduğum gerekçesiyle ne avukatlık ne de akademisyenlik yapabiliyorum. Yani bize ‘öl’ diyorlar. Geliyoruz gidiyoruz bu yargılama devam ediyor. Hepimiz hakkında beraat talep ediyorum.“
Kurşundan sonra söz alan sanık avukatları ve mütalaası sorulan savcı da Yargıtay kararlarına uyulmasını istedi. Aradan sonra kararını açıklayan mahkeme, Yargıtay’ın bozma ilamına uyulmasına karar verdi. Kurşun yönünden dosyanın tefrik edilmesi talebini reddeden mahkeme, Kılıç hakkında bilirkişi raporu alınmasına karar verdi.
Bir sonraki duruşma 6 Haziran saat 14:00’da.
Ne olmuştu?
tanbul Büyükada’da “insan hakları savunucularının korunması dijital güvenliği” konulu bir atölye çalışması için bir otelde biraraya gelen 10 insan hakları savunucusu, 5 Temmuz 2017’de otele düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alınıp ardından tutuklanmıştı.
25 Ekim 2017’de ilk kez hakim karşısına çıkan Günal Kurşun, İlknur Üstün, İdil Eser, Nalan Erkem, Peter Steudtner, Özlem Dalkıran, Ali Garawi ve Veli Acu tahliye edildi.
Dosyaya sonradan “şüpheli” olarak eklenen Taner Kılıç hakkında “terörizmin finansmanı ve casusluk” iddiasıyla tutuklu bulunduğu, İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen dosyanın Büyükada davasıyla birleştirilmesine de karar verdi. Kılıç da 15 Ağustos 2018 günü tahliye edildi.
3 Temmuz’daki son duruşmada, Taner Kılıç’a 6 yıl 3 ay, Günal Kuşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran’a 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. Yargıtay’a temyize giden dosya, Taner Kılıç ile ilgili “örgüt üyeliği” suçlamasıyla verilen 6 yıl 3 aylık hapis cezası “eksik araştırma” nedeniyle, Günal Kuşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran hakkındaki mahkumiyet de “kanuna aykırılık” nedeniyle bozuldu.
Beyoğlu Kaymakamlığı, bugün saat 19.30’da Taksim Meydanı‘nda yapılacak Feminist Gece Yürüyüşü‘nün yasaklandığını duyurdu. Yasaklamanın 8 Mart 00.00’dan 23.59’a kadar süreceği belirtildi. Aslında gece başlatıldığı söylenen yasaklamanın açıklaması ise dakikalar önce yapıldı.
Kaymakamlıktan yapılan açıklamada yasaklama diğer gerekçelerin yanında “…] yapılması planlanan toplantının toplumsal duyarlılıklar nedeniyle toplumun bir kesiminde infial uyandırabileceği” gerekçesine de dayandırıldı. Açıklamanın tamamı şöyle:
“Sosyal medya üzerinde yapılan paylaşımlarda, Feminist Gece Yürüyüşü adı altında 8 Mart 2023 günü saat 19.30’da Taksim Meydanı ve çevresindeki muhtelif alanlarda toplantı, gösteri yürüyüşü vb. açık alan etkinliklerinin yapılacağı anlaşılmıştır. Öncelikle İstanbul ili sınırları içerisinde toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenebilecek alan ve güzergahlar 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 6. maddesi gereğince Valilik Makamı’nın 373162 ve 390438 sayılı Olur’u ile belirlenmiş ve ilan edilmiştir. Sosyal medya üzerinde toplanma çağrılarının yapıldığı Taksim Meydanı da dahil olmak üzere Beyoğlu ilçesinde hiçbir meydan, cadde ve alan toplantı ve gösteri yürüyüşü olarak belirlenmiş alanlardan değildir
Ayrıca sosyal medya üzerinden çeşitli kesimlerin yaptığı paylaşımlar göz önüne alındığında yapılması planlanan toplantının toplumsal duyarlılıklar nedeniyle toplumun bir kesiminde infial uyandırabileceği, toplantıyı gerçekleştirmek isteyen gruplar/şahıslar ile diğer gruplar arasında sözlü, fiziksel ve provakatif amaçlı saldırıların olabileceği ve toplumsal huzur ve barışın bozulabileceği; toplantı ve gösteriye terör örgütlerine müzahir grupların da katılabileceği ve toplantıyı kendi amaçları yönünde suistimal edebilecekleri, bu durumun ise kamu düzeni ve milli güvenliği tehlikeye düşürebileceği; toplantı ve yürüyüşün yapılmasının planlandığı meydan ve caddelerin bulunduğu bölgenin ülkemizin en yoğun yaya ve araç trafiğine sahip yer olması, bölgenin kültür, turizm ve ticaret yönünden yüksek potansiyeli nedeniyle dükkan, otel vb. işyerlerinin çokça bulunması nedeniyle kişilerin seyahat ve çalışma özgürlüklerini kullanmasının ciddi oranda tehlikeye düşebileceği değerlendirilmektedir.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu‘nun 32/Ç maddesinde; ‘İlçe sınırları içinde huzur ve güvenliğin, kişi dokunulmazlığının tasarrufa müteallik emniyetin, kamu esenliğinin sağlanması ve önleyici kolluk yetkisi kaymakamın ödev ve görevlerindendir. Bunları sağlamak için kaymakam gereken karar ve tedbirleri alır’ hükmü ile 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesinde ‘Bölge valisi, vali veya kaymakam, millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla belirli bir toplantıyı bir ayı aşmamak üzere erteleyebilir veya suç işleneceğine dair açık ve yakın tehlike mevcut olması hâlinde yasaklayabilir’ hükmü bulunmaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle 8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü adı altında düzenlenmek istenen toplanma, toplantı, yürüyüş, oturma ve protesto eylemi, basın açıklaması vb. eylem ve etkinliklerin idaremiz Beyoğlu ilçesi sınırları dahilinde kamu düzeni ve milli güvenliğin sağlanması, suç işlenmesinin önlemesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 32. maddesi ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. maddesi gereğince 08/03/2023 günü saat: 00:00’dan 08/03/2023 günü saat 23:59’a kadar yasaklanmıştır.”
Bu akşam yapılacak 21. Feminist Gece Yürüyüşü öncesinde bir açıklama yayımlayan Uluslararası Af Örgütü, Türkiye yetkililerini yürüyüşü yasaklamamaya ve katılımcıların yürüyüş sırasında tacize ve polis saldırısına maruz bırakılmak yerine korunmasını sağlamaya çağırdı.
Örgütün Avrupa Kıdemli Araştırma Danışmanı Esther Major şunları söyledi: “Son yedi yıldır İstanbul’daki Feminist Gece Yürüyüşü yasaklanıyor ve Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir araya gelmek isteyen barışçıl protestoculara plastik mermiler, biber gazı, polis copları, hukuka aykırı gözaltı ve yargılamalarla karşılık veriliyor. Bu akşamki yürüyüş, geçen yıllara gölge düşüren yasaklama kararı, darp veya diğer türde polis şiddeti olmadan yapılabilmeli. Türkiye yetkilileri yürüyüşü kısıtlamak yerine yürüyenlere izin vermeli, onları korumalı ve Türkiye’deki çeşitli ayrımcılık ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet türlerine son verecek adımlar atmalıdır.”
Barışçıl protestocuların dile getirdiği, insan haklarının korunmasına yönelik çağrıların, felaket boyutundaki depremlerden kaynaklanan insani kriz bağlamı göz önüne alındığında bilhassa önemli ve acil” olduğuna vurgu yapan Major, kendi mensuplarının da yürüyüşte olacağını bildirdi:
“Yetkilileri, bu akşam toplanacak olan binlerce kişinin yürüyüş esnasında korunmasını ve kadın hakları alanında acil ihtiyaç duyulan adımların atılması yönündeki meşru taleplerinin karşılanmasını sağlamaya çağırıyoruz.”
Önceki yıllarda İstanbul Valiliği, Feminist Gece Yürüyüşü’nü son dakikada yasaklamış; yasağa meydan okuyan katılımcılar şiddete ve korkutmaya maruz bırakılmıştı. Çok sayıda kadının ve gazetecinin darp edilerek gözaltına alındığı eylemlerin ardından, kadınlara ve kadın örgütlerine yönelik pek çok dava da açılmıştı.
Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından deprem bölgesinde, toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle herkesten daha çok kadınlar olumsuz etkilendi. Birleşmiş Milletler‘in 2022 yılında yayınladığı son raporuna göre dünyanın cinsiyet eşitliğine ulaşması için 286 yıla ihtiyaç var. Afetlerde kadınların hayatlarını kaybetme riski erkeklerden 14 kat daha fazla görülüyor. DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikasının Kadın Emeği Raporu’na göre; 2021 yılında ülke genelinde kadın işsizlik oranı yüzde 14,7 iken deprem bölgesinde bu oran, yüzde 16,8 ile 2,1 puan daha fazla. Genel-İş Sendikası Emek Araştırma (EMAR) Dairesi’nin raporunda, Güneydoğu’da Türkiye geneline göre zaten düşük olan kadın istihdamının depremler nedeniyle darbe alacağı uyarısı yapıldı. Bu bağlamda CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca da TBMM’ye depremzede kadınlar ile ilgili soru önergesi sundu:
“[6 Şubat tarihinden bugüne afet bölgelerinde ve çadır kentlerde bulunan] Kaç kadın şiddet gördüğü gerekçesiyle kolluk güçlerine ulaşmıştır?”
Fotoğraf: Metin Yoksu
Cinsiyet rolleri, cinsel şiddet, ayrımcılık…
Habertürk’ten Merve Elmacı’nın aktardığına göre; Kadınların ve kız çocuklarının toplumun genelinde dezavantajlı olduğu ülkelerde, afetlerin sonucu kadınlar için bir başka felakete yol açabiliyor. Kadınlar genellikle sosyal, ekonomik ve kültürel faktörler gibi çeşitli nedenlerle afet bölgelerinde orantısız bir şekilde etkileniyor. Kadınların afet durumlarında daha savunmasız olmasının bazı nedenleri şunlar: Cinsiyet rolleri, sınırlı hareketlilik, kaynak eksikliği, cinsel şiddet, ayrımcılık.
BM verilerine göre kadınlar, güvenli barınma ortamı, hijyen ve temizlik maddeleri, sağlık ve korunmak gibi hizmetlere ihtiyaç duyuyor.
11 ili vuran depremden 14 milyona yakın insan etkilendi ve bu nüfusun yarısı kadınlardan oluşuyor. Bu kapsamda BM Kadın Birimi Türkiye ofisi tarafından yapılan açıklamada, “2014 senesinde yapılan Türkiye’de Kadına Yönelik Aile içi Şiddet Araştırması’na göre bu illerde kadına yönelik şiddet vaka bildirimleri depremden önce bile diğer illere oranla daha az. Bölgedeki çocuk erken yaşta ve zorla evlilik oranları ise diğer bölgelere oranla daha yüksek. 11 ildeki 3.5 milyon ailenin yüzde 8’i, kadının geçimini sağladığı ve en az bir çocuğun yaşadığı hanelerden meydana geliyor. Bu sebeple depremden etkilenen kadın ve kız çocuklarının haklarının ve güvenliklerinin gözetilmesi için gerekli hizmetlerin sağlanması, bilgilendirmenin yapılması ve desteğe erişimlerinin kolaylaştırılması gerekiyor” denildi.
Depremden etkilenen bireylere gönüllü olarak psikososyal destek hizmetleri sunmak için Afet Psikososyal Destek Platformu (APDEP) kuruldu. APDEP kurucusu Psikiyatrist Mahir Yeşildal, büyük depremlerin ardından ekibiyle birlikte Hatay’a giderek bölgede çalışmalarda bulundu.
Psikiyatrist Yeşildal, Hatay’da orada depremi yaşamış insanlara ilişkin ilk izlenimini, “İnsanın en güvendiği şeylerden biri toprak anadır, dolayısıyla depremin ardından ruhsal bir çöküntü yaşanıyor. Deprem bölgesinde gördüğüm en önemli kayıp, duygusal kayıp ve güven kaybı. Eş zamanlı olarak çaresizlik, öfke, yetersizlik, suçluluk, yalnızlık gibi duygular da yaşanıyor. Bu bölgedeki tüm insanlarda görülüyor ancak en çok kadınlar etkileniyor” sözleriyle anlattı.
Fotoğraf: Metin Yoksu
Yeşildal, kadınların neden daha çok etkilendiğini şöyle anlattı:
“Türk toplumu temelinde ataerkil bir toplum ve maalesef bu toplumun kadına yüklediği bazı görevler var, bunun en başında da ev işleriyle ilgilenmek geliyor. Şu an çadır kentlerde kadınların yine aynı şekilde çalıştığını görmek mümkün. Normal hayatlarında evlerini çekip çeviren kadınlar şimdi çadırdaki düzeni sağlamaya çalışıyor. Depremden o kadınlar da etkilendi, yakınlarını kaybetti ama toplumun atfettiği ‘kadınlık görevi’ denen sorumluluklarını bırakamıyor. Eğer erkeklik vazifesi dediğiniz şey çalışıp eve para getirmek ise şu anda oradaki erkeklerin hiçbiri çalışıp evine para götürmüyor. Bunun da tabii ki erkekler üzerinde ruhsal açıdan olumsuz etkisi var ama kadınların durumu ayrı. Kadınların, anne, eş ve evlat gibi vasıflarından istifa etmeleri mümkün değil. O yüzden kadınlar maalesef orada kendi yaslarını, kendi güvensizliklerini, kendi çaresizliklerini, korkularını yaşayamıyor.”
Bekar anneler, yaşlı kadınlar, mülteci kadınlar için daha da zor
Yeşildal, “Bir de bekar annelerin durumu var. Bekar anneler, zaten bir anda savunmasız kaldıkları bu felaketin ne olduğunu anlamaya çalışırken bir de o ortamda kendilerini, çocuklarını taciz durumuna karşı korumaya çalışıyor.
Son olarak bölgedeki mülteci kadınların da düşünülmesi gerekiyor. Türkiye’nin yanı sıra Suriye’yi etkileyen depremden, özellikle Hatay, Gaziantep, Kahramanmaraş’ta yaşayan Suriyeli mülteciler de etkilendi. Türkçe bilmediklerini, savaştan kaçarak Türkiye’ye geldiklerini ve burada da depremde yakınlarını kaybettiklerini düşünürsek bu kadınlarla da ilgilenilmesi gerek. Yetkililerin bu konuda da çalışma yürütmesi şart.” açıklamasında bulundu.
Fotoğraf: Metin Yoksu
Yaşlı kadınların da çok büyük zorluklar yaşadığının altını çizen Yeşildal, “Onlar zaten bakıma muhtaç insanlardı ve onlara bakanlar bir gecede hayatını kaybetti. Zaten dehşeti yaşadılar, belki kullandıkları ilaçlar var, özel bir bakıma ihtiyaçları var. Şu an çok savunmasız durumdalar” dedi.
Rapor: Sosyal güvenceden yoksunlar
EMAR tarafından hazırlanan Kadın Emeği-2023 raporunda da deprem bölgesindeki kadınların sosyal güvenceden yoksun olduğuna ve istihdam edilen kadınların yüzde 52’sinin kayıt dışı çalıştırıldığına işaret edildi.
Raporda, “Bu da demek oluyor ki, deprem bölgesinde çalışan her iki kadından biri 22 Şubat 2023 tarihinde açıklanan işsizlik ödeneği, kısa çalışma ödeneği gibi yardımlardan faydalanamayacak” denildi.
Ek olarak raporda, “toplumsal açıdan kadınlara atfedilen ev işleri, temizlik, çocuk, yaşlı ve hasta bakımı gibi işler nedeniyle” kadınların büyük bir kısmının çalışma hayatına katılamadığına da dikkat çekildi. Raporda, “2022 yılı dördüncü çeyrek verilerine göre 9 milyon 663 bin kadın ev işleri nedeniyle çalışma hayatına dâhil olamadığını belirtirken ev işleri nedeniyle çalışma hayatında yer alamadığını belirten erkek verisi bulunmamaktadır. Benzer bir şekilde ailevi ve kişisel nedenlerle çalışma hayatına dâhil olamadığını belirten kadın sayısı 2 milyon 286 bin kişi iken erkek sayısı sadece 466 bin kişidir” ifadeleri yer aldı.
Fotoğraf: Metin Yoksu
Ayrıca 2021 yılında ülke genelindeki kadın işsizlik oranının yüzde 14,7 iken deprem bölgesinde bu oranın yüzde 16,8 ile 2,1 puan daha fazla olduğu belirtildi.
Türkiye’de toplam kadın işsizliğinin 2021 yılında 1,5 milyon olduğuna dikkat çekilen raporda bu sayının yüzde 10’unu deprem bölgesinde yaşayan kadın işsizlerin oluşturduğu kaydedildi.
Raporda, “Deprem öncesi dönemde Gaziantep, Adıyaman, Kilis, Hatay, Kahramanmaraş, Osmaniye, Şanlıurfa ve Diyarbakır illerinde kadınların işgücüne ve istihdama katılım oranları düşüktür. Bölgede işgücünün yüzde 73’ü (2 milyon 292 bin) erkeklerden, yüzde 26,7’si (837 bin) kadınlardan oluşmaktadır. Toplam istihdamın yüzde 74’ü olan 1 milyon 987 bini erkeklerden; yüzde 25,6’sı olan 695 bini ise kadınlardan oluşmaktadır. Deprem ile birlikte de kadın istihdamının çok ciddi bir şekilde düşeceği görülmektedir” ifadeleri yer aldı.
Fotoğraf: Metin Yoksu
CHP’li Karaca’dan soru önergesi
Cumhuriyet Halk Partisi İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı, Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü öncesinde, “afet ve kadınlar”a ilişkin TBMM’ye soru önergesi verdi.
Karaca, “6 Şubat tarihinde gerçekleşen ve ülkemizde büyük bir yıkıma sebep olan deprem sonrasında afet bölgelerinde yaşanan kriz de kadınlar açısından farklı deneyimlenmekte ve farklı ihtiyaçları bulunmaktadır” diyerek soru önergesinde şu ifadelere yer verdi:
“Bölgede geçimini ev içi hizmetlerle veya lokal ürünler satarak kazanan kadımlar, ekonomik olarak bağımlı bulunduğu eşi ya da babasını depremde kaybetmiş olan kadınlar; ev içi sorumlulukları zaten tek başına yüklenerek bu sorumlulukların altında ezilen kadınların deprem sonrası ev içindeki konumu; ev içi şiddete maruz kaldığı gerekçesiyle evden ayrılan kadınların afet sonrasında dönmek zorunda olabilecekleri ve şiddete yeniden maruz bırakılmaları; bölgede hijyen koşullarından uzak olmaları nedeniyle birçok enfeksiyon ve bulaşıcı hastalığa açık olmaları; depremde travmatize olmaları sonrasında toplumsal cinsiyet temelli şiddetle karşı karşıya kalmaları alınacak önlemlerin ve ihtiyaç tespitlerinin önemini gözler önüne sermektedir.”
Fotoğraf: Metin Yoksu
Karaca’nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık tarafından yanıtlanması istemiyle sunduğu önergesinde şu sorulara yer verildi:
6 Şubat tarihinden bugüne afet bölgelerinde ve çadır kentlerde bulunan;
Şiddet gördüğü gerekçesiyle sığınma talebinde bulunan kadınlar var mıdır; varsa kaç kadın bu talepte bulunmuştur?
Kaç kadın şiddet gördüğü gerekçesiyle kolluk güçlerine ulaşmıştır?
Şiddet gören kadınların bildirimde bulunabilmesi için kitle iletişim araçlarına ulaşımındaki kısıt göz önünde bulundurularak farklı bildirim mekanizmaları kurulmuş mudur? Kuruldu ise bu mekanizmalar nelerdir?
Şiddete maruz kalan, kolluk güçlerine bildirimde bulunan ve sığınma talebinde bulunan kadınların illere göre dağılımı nedir?
Afet sonrası travmatize olmuş kadınların istismara uğramaması için psikolojik destek imkanları sağlanmıştır mıdır?
CHP’li Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, kadın mücadelesi ve dayanışmasına ilişkin olarak şu mesajı paylaştı:
“Bir sonraki 8 Mart’ı meydanlarda, halaylarla, türkülerle, ağıtlarla, birbirimize ‘YAS’lanarak, yas sürecimizi sağlıklı bir şekilde atlatarak, omuz omuza hep birlikte karşılayalım. Yaşasın kadın dayanışması! Yaşasın kadın emeği! Yaşasın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü!”
Kanada, kadınları ve LGBTİ+ topluluğunu hedef alan ‘ahlaksızlık yasası’ ve kürtaj karşıtı yasaları yürürlükten kaldırdı.
Reuters‘ın aktardığına göre, dün (7 Şubat) Kanada hükümeti tarafından yapılan bir açıklamada, söz konusu yasaların sebeplerden hüküm giymiş kişilerin sicillerini temizlemesine izin verecek bir ceza adaleti sistemi reformu kapsamında kaldırıldığı belirtildi.
Yürürlükten kaldırılan yasalar, kadınlar ile lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel ve queer bireylerin kürtaja ve queer topluluklar için güvenli alanlar olarak kabul edilen hamamlara, gece kulüplerine ve eş değiştirme kulüplerine erişimini hedef alıyordu.
Kadın ve Cinsiyet Eşitliği ve Gençlik Bakanı Marci Ien yaptığı açıklamada, “Kanadalılar güvenliklerine öncelik veren, ayrımcı nitelikte olmayan politikaları hak ediyor” dedi.
Ien, hükümetin geçmişteki yasa ve düzenlemelerinin adaletsiz olduğunu ve LGBTİ+ topluluklarının ve kadınların özgürlüklerini tehlikeye attığını kabul ettiğini aktardı.
Bu yasaların yürürlükten kaldırılmasıyla, daha önce hüküm giymiş kişiler, “tarihsel olarak haksız mahkumiyet kayıtlarının” kalıcı olarak silinmesini mümkün kılan 2018 Tarihsel Olarak Haksız Mahkumiyetlerin Silinmesi Yasası kapsamında ücretsiz olarak silme emri başvurusunda bulunabilecekler.
Başvuranların belirli kriterleri karşılaması için mahkumiyete dair bazı bilgilere ihtiyaç duyulacak. Hüküm giymiş kişi vefat etmişse, onun adına bir aile üyesi veya onu temsil eden bir kişi başvuruyu gerçekleştirebilecek.
Kanada Kraliyet Atlı Polisi, ahlaksızlık yasalarını kullanarak tüm ülkede gey gece kulüplerine ve hamamlara baskın yapmış; müşteriler, çalışanlar ve sanatçılara yönelik suçlamalarda bulunmuştu. 1981’de Toronto‘da 286 erkeğe bir genelevde bulundukları için bu çağdışı yasalar uyarınca suçlamalar yöneltilmişti.
Kürtaj karşıtı yasa, Kanada Yüksek Mahkemesi‘nin yasayı anayasaya aykırı olarak nitelendirdiği 1988 yılından itibaren geçerliliğini yitirmişti.
İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi, İstanbul Otomobilciler Esnaf Odası’nın açtığı davada, “Martı TAG” ve “Martı Motosiklet” uygulaması ile internet sitesine erişim engeli getirilmesine karar verdi.
Odanın avukatları tarafından mahkemeye sunulan dava dilekçesinde, davalı Martı İleri Teknoloji Anonim Şirketinin “Martı TAG” ve “Martı Motosiklet” uygulamasıyla yasa dışı korsan taşımacılığı gerçekleştirdiği öne sürülerek, taksi esnafı yönünden haksız rekabet oluşturan bu fiillerin tespiti ve engellenmesi talep edildi.
“Tek Araçla Gidelim” uygulamasında taksici olmayan, toplu taşıma aracı kullanım belgesi bulunmayan kişilerin araçlarını ticari amaçla kullandıkları belirtilen dilekçede, kullanılan elektrikli motosikletlerin de izin ve ruhsatlarının olmadığı aktarıldı.
‘Hatır taşıması’
Dilekçede, davalı firmanın yetkilisi olduğu şirketin uygulamayı tanımlarken “hatır taşıması” olduğu açıklamasıyla yapılan işin uyumsuz olduğu belirtilerek, “Martı TAG” adlı uygulamadan şirketin veya yetkililerin yolcudan ücret almamasının yapılan işin fiilen “korsan taksi taşımacılığı” olduğu gerçeğini değiştirmediği anlatıldı.
Bu uygulama ile birbirini tanımayan kişilerin belirli bir ücret karşılığında yolculuk yaptığına işaret edilen başvuruda, böylece ticari taşıma ruhsatına sahip olmayan kişilerin vergi vermeyerek yolcu taşıdığı kaydedildi; haksız rekabetin durdurulması için “Martı TAG” ve Martı Motosiklet”in internet sitelerine ve mobil uygulamaya erişimin engellemesine yönelik ihtiyati tedbir kararı verilmesi istendi.
Erişim engeli
Davacının ihtiyati tedbir talebinin kabulüne karar veren mahkeme, www.marti.tech internet sitesi ile MARTI isimli mobil uygulama üzerinden sunulmakta olan “Martı TAG” ve Martı Motosiklet” ile ilgili erişim engeli getirilmesine hükmetti.
Ayrıca mahkeme, davacının talebi halinde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘na (BTK) gerekli müzekkerenin yazılmasına karar verdi.
Mahkeme kararında ayrıca dosyaya sunulmuş olan bilgi ve belgeler değerlendirildiğinde davalı Martı İleri Teknoloji AŞ’nin, “Martı TAG” ve “Martı Motosiklet” uygulamalarına ulaşılmasına devam edildiği takdirde, ruhsat alarak yolcu taşımacılığı konusunda yetkilendirilen taksi işletenlere ciddi bir zarar doğuracağı hususunun davacı tarafından “yaklaşık olarak” ispatı sağlandığı kaydedildi.
Taraflar, kararın öğrenilmesinden itibaren bir hafta içerisinde yasal itiraz yolunu kullanabilecek.
Antalya Kültürel Miras Derneği, Kemer ilçesinde 1. derece arkeolojik SİT alanı sınırları içerisinde yer alan Phaselis Antik Kenti’ndeki inşaat çalışmalarının durdurulması için Antalya Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü‘ne başvuru yaptı.
Önceki gün de bölgede yaşayan vatandaşlar Kemer Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunmuş; yapılan işlemin kültür ve tabiat varlıklarını korumayı amaçlayan 2863 sayılı kanuna göre suç olduğu belirtilmişti. Suç duyurusunda, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yatırım ve İşletmeler Genel Müdürlüğü ve Antalya Müze Müdürlüğü yetkilileri ile inşaatı üstlenen Sa-Fa Restorasyon San. İnş. Tic. Ltd.Şti. sorumluları hakkında soruşturma başlatılarak yasal yaptırım uygulanması istendi.
Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından Phaselis antik kentinin koruma alanı sınırları içerisinde başlatılan proje; 300’er şezlong konulacak iki ayrı halk plajı, çevre düzenlemesi ve günübirlik yapıların dışında iki mescit, yönetim ofisleri, çocuk oyun alanı, kafeterya, sergileme alanları ve tuvaletlerle, yüzlerce araç kapasiteli otoparkı da kapsıyor.
Bakanlık, 30 Ocak’ta projeyi İstanbul merkezli restorasyon ve inşaat firması olan Sa- Fa Restorasyon San. İnş. Tic. Ltd.Şti’ne vermiş ve 14 Şubat’ta yer teslimi yapılan proje için iş makineleri geçen hafta antik kentin içine beton dökmeye başlamıştı.
İki bakanlık onay vermedi, belediye izniyle yapılıyor
Bölge halkı, Mimarlar Odası, arkeologlar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerin de karşı çıktığı projeye ilişkin karar sürecinde ise Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı temsilcilerinin uygulamaya karşı olduklarını beyan ettiği ancak Antalya Büyükşehir Belediyesi temsilcisinin verdiği onay sayesinde inşaata başlandığı ortaya çıktı. Duvar‘dan Ceren Deniz‘in aktardığına göre, antik kentin sınırları içinde yer aldığı Kemer Belediyesi’nin temsilcisi ise toplantılara katılmadı.
‘Kamuoyunu bilgilendirin’
Antalya Kültürel Miras Derneği (ANKA), Antalya Kültürel Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’na Phaselis Antik Kenti’ndeki plaj inşaatının durdurulması ve onayladıkları proje hakkında kamuoyunu bilgilendirme çağrısında bulundu.
Projeyle ilgili ihale dosyasında yer alan bilgilere göre 2 bin 892 metreküplük derin kazı yapılacağı belirtilen arazide bin 139 metreküp beton kullanılacak.
Yazılı bir açıklama yayımlayan ANKA, Antalya Kültür Varlıkları Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü’ne konuya ilişkin bir dilekçe iletti.
‘Koruma ilkeleriyle çelişkili’
ANKA’nın başvurusunda Phaselis Ören Yeri’ndeki dünyaca ünlü Alacasu ve Bostanlık Koyları’nda inşa edilmek istenen halk plajı, otopark ve bir dizi tesisin mevcut koruma ilkeleriyle çeliştiği vurgulandı. Başvuruda kamuoyunun söz konusu faaliyetler hakkında doğrudan ve şeffaf bir şekilde bilgilendirilmesi istendi.
ANKA ayrıca kuruldan ilgili kurul kararları ve ekleri, inşaat faaliyetleri öncesinde gerçekleşen sondaj kazıları ve jeo-radar araştırmalarının sonuçları ile uygulamadaki proje ve raporların ivedilikle kamuoyuyla paylaşılması; Phaselis’teki inşaat faaliyetlerinin kurul tarafından yerinde incelenmesi, alınan kurul kararının yeniden gözden geçirilmesi ve Antalya 2. İdare Mahkemesi‘nde açılan 2023/ 358 E. sayılı dava sonuçlanana kadar inşaat faaliyetlerinin durdurulması talep edildi.
Beydağları Sahil Milli Parkı içinde
İki ayrı halk plajı için seçilen koylar, Phaselis’in doğal ve kültürel mirasının bir parçası ve ayrıca daha geniş bir koruma sınırı bulunan Beydağları Sahil Milli Parkı’nın içinde yer alıyor. Projenin uygulanacağı koyların kullanım hakkının, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün bağlı olduğu Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredildiği öne sürülüyor.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, iki yıl önce Alacasu Koyu’nun 20 yıllığına günübirlik alan olarak kiraya verilmesi üzerine bu girişime karşı çıkarak, “Birinci derece arkeolojik sitlerde de yapılaşma mümkün değil. Biz gerekli uyarıları yapıyoruz” demişti.
Buğday üretiminde Türkiye’de dördüncü sırada yer alan ve ülkenin önemli buğday üretim alanlarından biri olan Trakya‘da, yağışların mevsim normallerinin çok altında olması nedeniyle çiftçilerde kuraklık endişesi başladı.
Yağışların yetersizliği buğday ekili arazilerde tohumların çimlenmesinin engellerken, yüksek verim beklentisi de düştü.
Nehirlerin ve barajların da kuruma noktasına geldiği Kırklareli, Tekirdağ ve Edirne’de çiftçilerin gözü yağmur bulutlarında. Tek umutlarının mart ve nisan aylarında beklenen yağışlar olduğunu söyleyen çiftçiler, yağışlar gerçekleşmezse kullandıkları gübrenin buğdaya bir faydası olmayacağını belirtti.
‘Son 90 yılın en sıcak ve kurak Şubat ayını geçirdik’
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası Edirne İl Temsilcisi Erdoğan Yanılmaz, “Son 90 yılın en sıcak ve kurak şubat ayını geçirdik. Buğdayda şu an azotlu gübrenin kullanıldığı bir dönemdeyiz. Yeterli yağış düşmezse kullanılan gübrenin buğdaya bir faydası olmayacak ve buğdayın gelişimine bir katkı sunmayacak” dedi.
Çiftçilerin durumdan ötürü endişeli olduğunu söyleyen Edirneli çiftçi Mümin Büyükköşkdere de, “Çiftçi kara kara düşünüyor. Yağmur yağacak diye çiftçi gübre attı ama yağış olmayınca öyle kaldı. Gözlerimiz yağmur bulutlarında, kuraklık yaşanıyor” dedi.
Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan, kuraklık devam ettiği sürece buğday ve arpa veriminde büyük bir sıkıntı yaşanabileceğini belirterek, “Barajlarımızın ikisi de gerçekten sıkıntılı. Özellikle Kayalı Barajı bundan sonraki süreçte ne olur bilemem ama 7-8 köyde mısır ekimi yapılamayacak gibi görünüyor” ifadelerini kullandı.
Stratejik ürün olarak değerlendirilen buğday ve arpa ürünlerinde sıkıntılar görülmeye başlandığını açıklayan Şaylan, şunları ekledi:
“Meteorolojiye baktığımızda yağmur görünüyor ama her gün yağmur erteleniyor. Bu da çiftçinin moralini bozuyor. Dört ayda buğdayda sıkıntılı dönem yaşadık ve süreç de hala devam ediyor. Yağışlar bu şekilde giderse, tarımsal kuraklık bu şekilde giderse önümüzdeki yıl süreç sıkıntılı ve zahmetli olabilir. Türkiye genelinde kuraklık baş göstermektedir. Bu da hem memleketimizi, hem de gerçekten yalnızca çiftçilik yapan biz üreticileri sıkıntıya sevk etmektedir.”
Küresel ısınma kaynaklı yağışların düzensizleştiği Doğu Karadeniz Bölgesi‘nde, birçok kent, ‘çok şiddetli kuraklık’ düzeyine geçti. Prof. Dr. Turgay Dindaroğlu, “Bu durum, bölge bitkisel üretimin kalitesinde çok ciddi düşüşler meydana getirecek” diye uyardı.
Bölgede yağış rejimindeki değişkenlik nedeniyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği BakanlığıMeteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün güncel haritasında kuraklığın etkisi daha da belirgin hale geldi.
Güncel kuraklık haritasında risk artarken; son altı ayda Ordu, Giresun, Trabzon, Rize, Gümüşhane ve Bayburt‘ta ‘şiddetli kuraklık’tan, ‘çok şiddetli kuraklık’ düzeyine geçildi.
Türkiye’nin en çok yağış alan ili konumundaki Rize ve çevre iller Gümüşhane ve Bayburt, ‘orta kuraklık’tan ‘olağanüstü kuraklığa’ geçerken, Trabzon’un da ‘şiddetli kuraklık’tan ‘çok şiddetli kuraklığa’ seviyesine yükseldiği dikkat çekiyor.
Harita: Meteoroloji Genel Müdürlüğü
Bölgede kuraklığın en az etkili olduğu Artvin‘de ise kentin bazı bölümünde ‘hafif’, bazı bölümünde ‘orta kuraklık’ görülüyor.
Uzmanlar, meteorolojik yıllık yağış verilerine göre, bölgede 2021 ve 2022 yılları arasındaki yağışlarda yüzde 8’lik artış yaşanmasına rağmen ani ve lokal yağışların toprağın ve bitkinin suya ihtiyacı olduğu dönemde yeterli miktarda düşmemesinin kuraklığa yol açtığına değiniyor.
Tarımsal alanda vahşi sulama yönteminden vazgeçilmesini de öneren Dindaroğlu, “Özellikle üç aylık periyotlarda çok ciddi anlamda Karadeniz Bölgesi‘nde aşırı meteorolojik kuraklığın olduğunu görüyoruz” dedi.
Altı aylık değerlendirmedeki haritada aşırı kuraklığın yüzde yetmiş seviyelerinde olduğunun bölgesel bazda gözlemlendiğini kaydeden uzman, dokuz aylık ve yıllık periyotta kuraklığın etkisinin biraz daha düştüğünü ancak kısa periyotlarda yüksek bir kuraklık olduğunu ifade etti.
Harita: Meteoroloji Genel Müdürlüğü
Dindaroğlu, şunları söyledi:
“Bu anlamda toprağın zamansal olarak talep ettiği suyun zamanında bitkiyle buluşamadığı anlamına geliyor. Yağışlar artsa da bitki ve toprak talep ettiği zamanda suyla buluşamıyor. Bu durum, bölge bitkisel üretimin verim ve kalitesinde çok ciddi düşüşler meydana getirecektir.”
İstanbul‘da Şehir Hatları‘nın saat 09.15’te yapılması planlanan Kadıköy-Beşiktaş seferi, vapura köpek girdiği gerekçesiyle yapılmadı.
BirGün editörü Mehmet Emin Kurnaz’ın sosyal medyada paylaştığı görüntülere göre, Kadıköy’den Beşiktaş’a gitmek üzere vapura binen yolcular, vapur saatinde kalkış yapmayınca yetkililerden bilgi almak istedi.
Yetkililerin verdiği bilgiye göre, gemi kaptanı Cüneyt Alpdoğan vapura binen köpeği bahane ederek iskeleden ayrılmadı. Alpdoğan, “köpek vapurdan inmediği sürece kalkmayacağını söyledi.
Vapurdaki yolcular ise duruma tepki göstererek, hayvanın çipli ve aşılı olduğunu belirtti, kaptanın tepkisini de alkışlarla protesto etti. Tepki gösterilmesi üzerine yetkililer tarafından vapurda anons yapıldı.
Şu an kadikoy-besiktas vapurunda çok enteresan bir şey oldu. Vapurda bir sokak köpeği var diye vapurun kaptanı vapuru hareket ettirmiyor. İnsanları vapurdan indirmeye çalışıyorlar ancak kimse inmek istemiyor.. @istanbulbldpic.twitter.com/YNNilSHeKL
Anonsta, “Gemideki sahipsiz köpek nedeniyle sefer alınamamaktadır. Gemimiz boş olarak hareket edecek, gemide yolcu kalmaması rica olunur” denildi.
Yolcular inmekte direnirken, köpeğin belediye tarafından bakıldığını ve kaptanı şikayet edeceklerini söyledi. Saat 09.15’te yapılması planlanan sefer yapılmazken, gemi sonraki sefer saatinde kalkış yaptı.
Şehir Hatları’ndan inceleme
İBB’ye bağlı Şehir Hatları A.Ş., konuyla ilgili bir açıklama yaptı. Sosyal medyada paylaşılan açıklamada, seferin geç başlaması nedeniyle yolculardan özür dilendi ve “Hayvan Dostu Şehir Hatları Politikamız gereği sürecin şirketimiz tarafından detaylarıyla tetkik edildiğini bilgilerinize sunarız” denildi.