Ana Sayfa Blog Sayfa 5452

Bisiklet Manifestosu

2017180px-Ordinary_bicycle01BİSİKLET NEDİR?

• Eşitliktir: Bazen o sizi taşır, bazen siz onu.

• Özgürlüktür: Ferman padişahın, dağlar bizimdir.

Süryani Çanları Turabdin’de Susturuluyor

Isviçre’de Minare hadisesi dünya ve Türkiye gündemine düşer düşmez, Türkiye’de Diyarbakır/Sur ilçesinde Kadim Meryem Ana Kilisesinin çan kulelerini yasaklıyoruz tehdit haberi acı bir şekilde haber ajanslarına düşmekte gecikmedi.

Serap ve Ceylan

Bilimsel düşünce, her şeyi bilim ölçüsüne göre değerlendirmektir. Bilimsel düşünce sorgulamayı, eleştirmeyi, bilimin açıklamalarına göre düşüncelerine ve eylemlerine yön vermeye çalışmayı, eleştirilere açık olmayı, nesnel olmayı, gerçekçi olmayı ve insancıl olmayı içerir.

Gittiler Gittiler Gittiler… (Ashura – Garajistanbul'da)

AshuraHerkesi kendisine benzetmeye çalışan bön-merkezcil düşünceler sebebiyle, her iki haftada bir, dünya üzerinde bir dil ölüyor. Bugün dünya üzerinde 6000 dil varken, gelecek yüzyılda bu dillerin yarısının yok olması bekleniyor.

"Çürümüş Bir Şey Var Danimarka Krallığında…"

Kopenhag sokakları bisikletlilerle dolu. İnsanlar birbirine saygılı ve yardımsever, sokaklar temiz, rüzgar santralleri her yerde… Dünyanın en zengin refah devletlerinden biri olan Danimarka, sosyal güvenlik ve yaşam kalitesi açısından imrenilecek özelliklere sahip bir ülke. İnsan haklarına saygılı, insani yardım örgütlerine destek veren, sadece İskandinav tipi demokrasileri değil, çevreye saygılı bir yaşamı ve yenilenebilir enerjiyi savunanların da yıllardır model kabul ettiği ülkelerden biri. İşte bu Danimarka’nın Başbakan Lars Lokke Rasmussen liderliğindeki hükümeti, iki yıldır büyük emeklerle hazırladığı büyük iklim zirvesinin daha üçüncü gününde aslında kimin yanında olduğunu açık eden büyük bir skandala imza attı.

Kopenhag’da düzenlenen alternatif iklim zirvesi Klimaforum tarafından çıkarılan “Eleştirel Haberler ve İklim Adaleti Perspektifleri” alt başlıklı Climate Chronicle gazetesinin yorumuna göre sonunda söylentiler doğrulandı, herkesin bildiği bir sır açığa çıktı ve zirveden çıkması beklenen Kopenhag Anlaşması’nın bütün demokratik mekanizmalar baypas edilerek Danimarka hükümeti tarafından İngiltere ve ABD’nin desteğiyle kapalı kapılar arkasında hazırlanan taslak metni basına sızdı. Taslak metin Kopenhag Anlaşmasında çıkması beklenen 2020 hedefini sulandırmayı ve zengin ülkeleri koruyup yükü yoksul ülkelerin sırtına yıkmayı amaçlıyor. Taslakta Batı ülkelerinin yoksul ülkelere yapması gereken teknolojik ve finansal yardımların da bir takım şartlara bağlanarak zorlaştırılması amaçlanıyor. İbret verici 2050 hedefinde ise az gelişmiş ülkelere sanayileşmiş ülkelerin yarısından az emisyon hakkı tanınması öngörülüyor. İklim değişikliğinin çözümüne küresel adalet perspektifiyle bakan hepimizin söylediğinin tam tersi bu…

132 gelişmekte olan ülke tarafından oluşturulan G77 artı Çin grubunun Sudanlı başkanı Lumumba Di-Aping Danimarka’nın tarafsız ev sahibi ülke konumunu kaybettiğini ve Danimarka’nın zengin ülkeleri korumayı tercih ettiğini söylüyor. Planda gelişmekte olan ülkelere yardım için öngörülen 10 milyar dolarlık yardım paketi için Di-Aping’in “bu paranın tabut parasına yetmeyeceğini” söylemesi acı bir ironi.

Dün zirvenin yapıldığı Bella Center’da öfkeli bir gösteri yapan Afrikalı delegeler bu skandalı protesto etti. Hindistan delegelerinden biri de Danimarka hükümetinin kendilerine duyulan güvene ihanet ettiğini söylüyordu.

Kopenhag’da bugünün manzarası son derece açık: Düne kadar Batı ülkeleriyle yoksul ülkeler arasında süren soğuk savaş, sıcak savaşa dönüştü. Bu savaşın Kopenhag sokaklarına yansıması an meselesi. Ben hala sert ve kararlı, ama şiddetle ve yoğun gözaltılarla çıkmaza saplanmayacak barışçı gösterilerin yaşanacağını ummaya devam etmek istiyorum. Ama Afrika ve küçük ada ülkelerinin ve yerli halkların öfkesi Danimarka hükümetinin ikiyüzlü ve riyakar ev sahipliğiyle karşılaşınca bu umudun gerçekleşmesinin zorlaştığını söylemek gerekiyor. Sokakları dolduran polislerin bu hükümetin polisleri olduğunu da düşününce…

Danimarka’nın zenginleri koruyan, iklim değişikliğinde hiçbir kabahati olmadığı halde ülkeleri ellerinden giden yoksulları açıkça satan bu ihanetine karşı bütün kararların herkesin katılımıyla açık toplantılarda alınmasını isteyen dünyanın en küçük ülkelerinden Tuvalu müthiş bir cesaret göstererek karşı çıkmayı ve görüşmeleri kilitlemeyi başardı. Dünyanın en zengin ülkesine karşı, dünyanın en küçük ada devleti… Bir de bu Danimarka’nın eski başbakanı Anders Fogh Rasmussen’in, NATO genel sekreteri olarak Obama’nın 30 bin yeni asker göndererek iyice tırmandırmaya karar verdiği Afganistan savaşının mutemeti olduğunu düşünürseniz savaşın, iklim değişikliğinin, sömürünün, her şeyin nasıl da birbirine bağlı olduğunu görmek kolaylaşıyor. Hiçbir şey tesadüf değil…

***

Hamlet, 1. Perde, 4. Sahne

Yer, Elsinore şatosu, Danimarka

Danimarka kralını uykusunda gizlice zehirleyen ağabeyi Cladius, dul kalan kraliçeyle de evlenerek kral olmayı başarır. Prens Hamlet, babasının cenazesiyle annesi ile amcasının düğünü arasında kalır. Entrikaların döndüğü kraliyette, gece nöbetçileri bir hayalet görürler. Hamlet ve arkadaşları Horatio ve Marcellus, bu hayaleti görmek için bir gece nöbet tutarlar. Hayalet kendini gösterdiğinde, Hamlet’i burçlara doğru çağırır. Hamlet gitmek ister, arkadaşları onu durduramazlar. Hamlet hayaletin arkasından gittikten sonra, aralarında şu konuşma geçer.

Horatio: Neye varacak bunların sonu?

Marcellus: Çürümüş bir şey var Danimarka Krallığında.

Horatio: Tanrı ne yapacaksa yapacak.

Marcellus: Elbet, ama biz yine bırakmayalım peşini[1].


[1] William Shakespeare, Hamlet, çev. Selahattin Eyüboğlu, 1965, Yükselen Matbaası, İstanbul

Bu çığlığı duyun! – Veysi Berda

Cumhuriyetle yaşıt, hatta daha da eski olan Kürt Sorunu gittikçe siyasal şiddet ortamına taşınmaya devam ediyor. Gerek açılımı başlatan hükümetin bu süreci yanlış yönetmesi, gerek bu sürecin en önemli taraflarından biri olan DTP’nin ne yaptığını bilmez tutumu, bu süreci maalesef kaosa sürüklüyor.

Barış İçin Çizgimizi Değiştirelim

File.ashx_-300x155fft10_mf44920717 yaşında bir lise öğrencisi, 23 yaşında bir üniversite öğrencisi ve yaşları çok da farklı olmayan yedi tane asker. Hepsi neredeyse 24 saatlik bir aralıkta hayatlarını kaybettiler. 9 kişi artık yaşamıyor. Hepsinin tek tek önlerinde yıllar vardı. Ve daha bu savaşta binlerce adı sadece birkaç gün akıllarda kalabilen insan hayatını kaybetti.

Hasankeyf Yok Olsun!

Doğu Anadolu. Türkiye’nin doğusunda. Açılımın merkezi.Yıllardır bölge hakkında birilerinin karar verdiği ve halkın da uygulayan/uygulanan taraf olmaktan kurtulamadığı yer.

Aydın Erdem ve Serap Eser Kimin Kurbanı?

Ölüm kanatlanınca bir Perşembe ikindisine, vurulur kanatlarından güvercinler. Kim bilir insanın altın bakışında neleri gizlediğini akşamüstlerinde? Kelimelendiremeyeceğimiz bir acı göğsünü vurur durur. Son anlarında nefesleri titrerken kim sorar hesabını bir güne kavuşmadan?

Büyük Tezgah

Kopenhag için harekete geçenler sadece aktivistler değil. Kopenhag’ı hedefleyerek en az bir yıl öncesinden hazırlanan bir büyük tezgah zirvenin ilk gününden itibaren bütün hızıyla sahneye konmuş durumda. Başrollerden birine dünkü yazımda yer vermiştim: Bjorn Lomborg. Ama oyuncu kadrosu Lomborg’la sınırlı değil. Kimin hesabına çalıştıkları belli olmayan hacker’lardan kuşkucu (ya da Naomi Klein’in değişiklik önerisiyle inkarcı) bilim insanlarına, çeşitli ülkelerin bürokrat ve milletvekillerinden ana akım medyanın ciddi bir kısmına kadar geniş bir kadro bu tezgaha hizmet ediyor. Yapımcının kim olduğu hiçbir yerde büyük harflerle yazmıyor, ama büyük petrol, kömür ve otomotiv şirketlerini işaret edersek büyük bir yaratıcılık sergilemiş olmayız.

Büyük tezgahın dün sergilenen açılış oyunu uluslararası CNN’in ana haber bültenlerinde birinci haber olarak yer aldı. Kopenhag’da yapılan zirveyi kapsamlı bir şekilde ele alıyormuş gibi görünen bu haberin bütünü iklim değişikliğinin bilimsel kanıtları ve emisyon indirimi politikaları hakkındaki tartışmaya (debate) ayrılmıştı. Haber East Anglia Üniversitesi’ndeki iklim bilimcilerin Rus hackerlar tarafından ele geçirilen özel yazışmalarından yola çıkarak iklim değişikliğinin gerçekliğinden kuşku duyulduğuna dair görüşlerle başlıyordu. Haberde tam da Kyoto öncesini hatırlatacak bir şekilde, gerçekte iklim değişikliği konusunda tam bir konsensüs içinde olan bilim çevrelerinin “ikiye bölündüğü” ve saygın iklim bilimcilerin iklimle ilgili verileri yanlış yansıttıklarından kuşku duyulduğu söyleniyor, Michael Mann gibi bir isim “suçlu” ilan ediliyordu. Dünkü açılış oturumlarından birinde Suudi Arabistan delegesinin söz alıp iklim değişikliğinin varlığına dair güvenin sarsıldığını ve müzakerelerin tehlikeye girdiğini söylediği de çok sayıda haberde yer aldı.

CNN, bu haberin hemen ardından Kopenhag’a bağlandı. Ortada “iki tarafı olan bir tartışma” olduğunu izleyicilere daha iyi göstermek amacıyla kameraların karşısında “iki taraflı” bir görüntü vardı. CNN “dengeli” bir habercilik yapmıştı: Bir yanda Greenpeace’in bir numaralı ismi Kumi Naidoo, diğer yanda inkarcı “çevreci” Bjorn Lomborg. Bu güvenilir görünümlü genç, sarışın, Danimarkalı akademisyen, sık sık Greenpeace ile aslında aynı şeyleri düşündüğünü söylüyordu. Ama hemen ardından emisyonları indirmeyi hedefleyen bir anlaşma imzalamanın aslında ne kadar yanlış olduğunu anlatıyor, bunun yerine teknoloji geliştirmenin öneminden dem vuruyordu. Lomborg’a göre bağlayıcı bir anlaşma imzalanırsa yine Kyoto’da olduğu gibi uygulanamayacaktı. Öyleyse zirveden hiçbir şey çıkmaması daha iyiydi. Ama yeminle, iklim değişikliği hakkında en çok kendisi kaygı duyuyordu. Greenpeace sözcücü Naidoo da ne yazık ki bir kez tezgaha gelmiş, Lomborg’un ağzının payını vermeyecek kadar da nazik, onun yerine kendi tezlerini anlatmaya çalışıyordu.

Oysa zaten tezgahın amacı buydu: Hepimiz aynı gemideyiz ve aynı amaç için çalışıyoruz… Ama tek bir şartla: Aman ha, petrole, kömüre, katran kumuna, boru hatlarına falan dokunmayın… Aman ha, karbon vergisi falan koyup fiyatları arttırmayın… Aman ha, petrol şirketlerinin karlarıyla oynamayın…

Şirketlerin ve “majestelerinin hükümetlerinin” Kopenhag’da çıkması ihtimal dahilinde olan en ufak bir anlaşmayı bile sabote etmek için ne kadar kararlı oldukları açık. Kyoto’da da böyle olmuştu. Kyoto’ya sokulan esneklik mekanizması gibi Truva atları ve %5 gibi komik bir hedef doksanlı yıllar boyunca aralarında Bjorn Lomborg’un da olduğu kuşkucular tarafından yürütülen bir kampanyanın sonucuydu. Kyoto’nun ipini de en sonunda ABD heyeti çekmişti.

Bu seferki büyük tezgah geçen yıl sahneye konmaya başlandı. Bir yılda iklim konusunda çıkan kitapların çoğu önceki yıllardan farklı olarak bilimsel kanıtlarla veya politikalarla ilgili olmaktan çok iklim değişikliğinin “palavra” olduğu üzerineydi[i]. Bu konuyu Kopenhag’a doğru iyice ısıtacakları belliydi. E-postaların çalınması senaryonun dakik olarak uygulandığını gösteriyor. Zirveden iki gün önce olaya “climategate” diye de bir isim takmalarının tesadüf olması mümkün değil. En büyük medya kuruluşları ellerinde ya da onları destekliyor: Time dergisi, CNN, The Sun, Hürriyet gibi… Üstelik bu kez on yıl öncesinden farklı olarak doğrudan inkar dili tutturmak yerine kamuoyundaki kararlılığı çok daha sinsi yöntemlerle yıkmaya çalışıyorlar.

Bu büyük tezgahın işleyip işlemeyeceğini çok yakında göreceğiz. Boşa çıkarabilecek olan ise biziz, yani iklim değişikliğini durdurmak için mücadele eden küresel iklim hareketi.  Dün halkların zirvesi sloganıyla yapılan alternatif Kopenhag zirvesi Klimaforum’un açılışından olağanüstü bir konuşma yapan Naomi Klein’in dediği gibi Seattle’dan tam on yıl sonra Kopenhag’da tekrar bir araya geldik. O zaman “hayır” diyorduk. Dünya Ticaret Örgütü’nü, IMF’yi ve kapitalizmin diğer büyükbaşlarını durdurmaya çalışıyorduk. Şu anda ise “Evet” diyoruz. Bu zirvenin ana ilkeleri aslında bizim ilkelerimiz: Karbon salımlarını ciddi bir şekilde azaltmak ve iklimi tahrip eden sanayileşmiş ülkelerin tarihsel ve güncel sorumluluklarının bedelini ödemesi: Yani iklim adaleti. Kendi ilkelerimizi  korumak, şirketlere, inkarcılara, ulusal çıkar, ekonomik büyüme ve kalkınma palavralarına iklim adaletini kurban vermemek için mücadele etmek, direnmek ve başarmak zorundayız.

Naomi Klein bugün öfkeli olmanın bir sorumluluk olduğunu söylüyordu. Bu büyük tezgahı öfkemizi doğru yönde kullanırsak boşa çıkarabiliriz.

Kopenhag, 8 Aralık 2009


[i] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için 25 Ağustos 2009 tarihli  ve “İklim Değişikliğinde Dönüm Noktası Yakın” başlıklı yazıma bakabilirsiniz. http://www.acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&aid=24863