ManşetYeşeriyorum

Bu çığlığı duyun! – Veysi Berda

Cumhuriyetle yaşıt, hatta daha da eski olan Kürt Sorunu gittikçe siyasal şiddet ortamına taşınmaya devam ediyor. Gerek açılımı başlatan hükümetin bu süreci yanlış yönetmesi, gerek bu sürecin en önemli taraflarından biri olan DTP’nin ne yaptığını bilmez tutumu, bu süreci maalesef kaosa sürüklüyor.

Kürt Sorunu’nun çözümü, süreci yanlış okuyan ve yanlış değerlendiren bazı DTP’li yöneticilere bırakılamayacak kadar ağır bir sorundur. DTP’ye oy vermeyen milyonlarca Kürt’ün olduğunu unutmamak gerekir. Bu sürece katkı sunmak, destek vermek isteyen birçok Kürt ve Kürt aydını var. Ancak DTP’nin katı tutumundan ve DTP içinde yer alan kimi şahinler, şövalyeler ve komutanlar yüzünden sessiz kalmak zorunda kalıyorlar.

DTP içerisinde, süreç ile ilgili çok ciddi fikir ayrılıkları var. Bu sürece yeteri kadar destek verilmediğini dile getiren yüzlerce tanıdığım, dostun olan DTP’li var. Hatta biz nankörüz diyen birçok DTP’li arkadaşa da rastladım. “Tansu Çillerler döneminde öldürüldük, kesildik, biçildik ama bu kadar sesimiz çıkmadı”, diyenlerde var. Bu yüzden süreç ile ilgili DTP içerisinde de hükümete yeteri kadar destek verilmediğini düşünen yüzlerce yönetici var.

Abdullah Öcalan, ister kabul edilsin ister edilmesin, çoğunluk Kürtler için bir liderdir. Kürtlerin atar damarlarından biri de Öcalan’dır. Kürtler O’na yapılan bir hukuksuzluğu kendisine yapılmış gibi algılıyor. Öcalan’ın cezaevi koşullarının kötüye gitmesi, DTP içerisinde sürece destek veren ılımlı kanadı da zor durumda bırakıyor. Ve maalesef DTP içerisinde yer alan bu hoşgörülü ve ılımlı kanat gittikçe kan kaybediyor. Hükümetin demokratik süreci iyi yönetemediği çok açık ve net bir şekilde ortadadır. Ancak bu hükümetin samimi olmadığı anlamına gelemez. Hükümetin sadece yeteri kadar cesur davranmadığını düşünüyorum ben.

Hükümetin korkuları var. Eğer korkuları olmamış olsaydı İmralı da muhatap alınırdı. Zaten sorunun ana kaynağı da İmralı’dır. İmralı, ısrarla DTP yerine muhatap benim demek istiyor. Ben olmadan barış olmaz diyor. Yani maalesef Türkiye’de ki Kürt Sorunu sadece bir şahsa indirgenmiş durumda. DTP içerisinde de birilerinin yapılan yanlışlıkları yüksek seslerle artık söylemesinin zamanı geldiğini düşünüyorum. Kürt sorunu sadece bir şahsa endekslenmemelidir. Varsın bize kendi ırklarının düşmanı desinler. Varsın bize hain desinler. Ama biz yanlış gördüğümüz şeyleri de dile getirmekten çekinmeyelim. .

Ben de yıllarca oyumu DTP’ye verdim. Kürt halkının anti demokratik uygulamalarla yüz yüze kaldığı dönemlerde, her gün onlarca Kürt’ün faili meçhullerle katledildiği dönemlerde biz de, bizler de bedeller ödedik. En temel haklar konusunda da bedel vermemiş ya da bir şekilde acı çekmemiş Kürt var mıdır bu ülkede? Ben sanmıyorum.

Ben demokratik süreç konusunda hem Öcalan’ın hem de DTP’nin çok sabırsız davrandıklarını düşünüyorum. Bu sürece belki de en çok destek vermesi gereken ve sağduyulu davranması gereken taraf Kürtler olmalıydı. Oysa demokratik süreç desteklenmeye devam edilse, ben inanıyorum ki bir kaç yıl içerisin de Öcalan’ın affedilmesi ya da yeniden yargılanması bile gündeme gelebilecekti. DTP bu sorunun çözümünde sadece Öcalan’a kilitlenip kalmamalıdır. DTP, Öcalan’ın her hoşnutsuzluğunda ya da şikâyetçi olduğu her konuda ikide bir halkı sokağa dökmemelidir. Artık şiddet yerine diplomasi dilini tercih etmeliler.

Kürt Sorunu için bedel veren sadece Öcalan mıdır? Kürt mezarlıkları binlerce Agitler, Zilanlar, Sorxwinlerle, Mazlumlarla doludur. Öcalan’ı,  her anlamda Atatürk gibi tabulaştırmayı  ve tartışılmaz kılmayı ben kabul etmiyorum. Ancak yukarda da belirttiğim gibi, ne olursa olsun Öcalan Kürtler için bir değerdir, bir liderdir. Hatta birçok Kürt için nefes alışverişi kadar vazgeçilmezdir. Hükümet bu açılımı devam ettirip başarı elde etmek istiyorsa, Kürtlerin değerlerini de göz ardı etmemelidir.

Süreç, şu aşama da CHP’nin ve MHP’nin istediği noktaya gelmiş durum da. Bu iki parti ülkeyi germek, ülkeyi iktidar ihtiraslarına kurban etmek için üzerlerine düşen her şeyi yaptılar ve yapmaya da devam ediyorlar. Gözleri kan çanağına dönmüş bu liderleri halkın iyi tanıması gerekiyor. İyi veya kötü demokratik açılım işlerken bu iki liderin takındıkları tavır korkarım ki ülkeyi daha kötü durumlara sürükleyecektir. Ağlayan anaların gözyaşları onlar için bir şey ifade etmemektedir.

Bingöl’de 33 askerin ölümünü hatırlayalım lütfen. O dönemlerde bölgede olaylar durmuş, mayıs 1993’te gizli gizli görüşmeler yapılıyordu. Herkes umutla barışı beklerken Bingöl’den 33 erin ölüm haberi geliyor. O gün belki de Türkler ve Kürtler için yeni bir beyaz sayfa açılacaktı. Ama olmadı. Hükümetin başlatmış olduğu demokratik açılım süreci bugün yeniden sabote edilmeye çalışılıyor.

Ne kadar acı değil mi? Birileri yeniden düğmeye bastı. Birileri bizleri yeniden umutsuzluğa mahkum etmeye çalışıyor. Birileri kağıt kalemi ellerine alıp kaderlerimizi çiziyorlar. AKP, bir taraftan demokratik açılımdan taviz yok derken, diğer taraftan da Bayramiç’te, İzmir’de AllahuEkber nidaları ile Kürtleri linç etmeye çalışan kesimlere toleranslı davranan, tepki sunmayan iki yüzlü oryantalist bir tablo çizmiştir.

Hükümetin demokratik açılımla ilgili kafası çok karışık… Hem ne pahasına olursa olsun demokratik açılım sürecek mesajı verirken, diğer taraftan da anlaşılmaz bir şekilde faşizan bazı kesimlerin Kürtlere yönelik baskı ve şiddet uygulamalarına da sessiz kalmaktadır.

Peki ya DTP?!!

DTP, yaşamlarını Kandil’de, Cudi’de sürdüren ve çoğu cezaevlerinde ölüm kalım mücadelesi veren PKK militanlarının çektikleri sıkıntıların üzerinde neden durmuyor? Öcalan’ın cezaevindeki koşulları diğer tutsaklarla kıyaslanamayacak derecede daha iyi olmasına rağmen sürekli Öcalan’ın cezaevi koşullarını bahane edip Kürt geçlerini sokağa dökmesi mantıklı bir tutum mudur?

Peki ya EMİNE AYNA?!!

Sürekli İmarlı’yı gerilim konusu yapan Emine Ayna, Kürt Sorunu’nun demokratik bir zeminde ele alınmasına da köstek oluyor. Biz Kürtlere barışçıl çözüme ve demokratik açılıma köstek olmayı dayatan politikalar sunuyor. Emine Ayna’nın tuzu kuru maşallah. Açılım maçılım bitmiştir diyecek kadar pişkince tavırlar sergiliyor. Evet tuzu kuru diyorum Emine Ayna için. Gösteriler sırasında hayatını kaybeden Emine Ayna değil elbet. Tabanı Emine Ayna’yı dağa buyur etmişmiş miş. Koca bir aldatmaca… Tabanın seni ne zaman dağa davet etti ey Emine Ayna?

Ben, bizler ve milyonlarca Kürt halkı senin gibi rahat değiliz. Biz barış istiyoruz, biz huzur istiyoruz. Senin gibi tuzumuz kuru değil. Biz senin gibi rahat değiliz Eyyy Emine Ayna! Ben ve benim gibi düşünen yüz binlerce Kürt, halkımızın çıkarına, mutluluğuna, huzuruna, hizmet etmeyen senin düşüncelerini tasvip etmiyoruz.

Etmeyeceğiz de! Benim ailemden ve yakın akrabalarımdan şimdiye kadar 5 kişi hayatını yitirdi. Senin ailende kaç kişi gitti bu uğurda (Ka beje xwuske emine ka beje)? Sen ve senin gibi davranan DTP’liler en az CHP ve MHP kadar suçlusunuz. Konu biz Kürtler olunca hiç bir parti sorumluluk bilinci ile hareket etmiyor.

AKP, Kürtlerin bir çok demokratik taleplerini şiddet kullanarak bastırmaya devam ediyor. Biz Kürtleri ne Emine Ayna anlıyor, ne de Emine Ayna gibi düşünen DTP’liler… Vurun abalıya misali kullanıyorsunuz biz Kürtleri. AKP kullanıyor, DTP”li bazı yöneticiler kullanıyor. Kullanıyor diyorum, çünkü meydanlarda ölen biziz, dağlarda ölen biziz. Ne oluyorsa bize oluyor. Yarın ortalık kan gölüne döndüğünde pılınızı pırtınızı toplayıp yurtdışına kaçacaksınız.

Ortada kalacak olan yine masum Kürtler olacak. Tıpkı bölgede hayatlarını kaybeden fakir fukara askerler gibi. Ne oluyorsa bu ülkede fakir fukaraya oluyor. Ölenlere bakın. Kimler ölüyor? Her iki taraftan da ölenler, evine bir ekmek götürmeye muhtaç anne ve babaların çocukları değil midir?

Ben adalet istiyorum adalet! İzmir’de DTP’lilere saldıranları polis sadece izlerken, Batman’da ve daha birçok Kürt coğrafyasında kullanılan gaz bombalarının ve sıkılan mermilerin haddi hesabı yok. Adalet istiyorum ben adalet!!! Ben ve benim gibi düşünen yüz binlerce Kürt için adalet istiyorum. Bırakın özgürce düşünebilelim. Bırakın AKP, CHP, MHP ve DTP dışında politika yapan başka hayatları başka güzellikleri düşünelim. Bizi hapsettiğiniz bizi ezdiğiniz yetmiyor mu artık ha?!

Yeter artık bıktık usandık sizlerden. Çektiğimiz ve yaşadığımız bu gerilimler ve travmalar bitsin artık. Daha ne kadar can alacaksınız bizlerden. Yetmedi mi ha yetmedi? Artık terk edin bu olumsuz ve çirkin politikalarınızı! Artık gına geldi bize! Öcalansız bir tek adım atmayız diyorsanız samimi olun o zaman. Açık açık Kürdistan istiyoruz deyin. Bu halkı yıllarca bağımsızlık için aldattınız. On binlerce insanımız yaşamını yitirdi bu uğurda. Sonrada çıkıp “Hayır biz Kürdistan istemiyoruz dediniz. Bu bir aldatmaca değil de nedir peki? Sizlere siz şahin DTP’li soydaşlarıma soruyorum: Nedir bu neeee? Bıktık, usandık sizlerin olmazsa olmazlarınızdan. Hiç mi gözünüz görmüyor acı çeken insanları?

Sizlerin vazgeçilmezleriniz yüzünden ölümler devam ediyor. Her gün ölümlere yeni ölümler ekleniyor..Hiç mi vicdanlarınız sızlamıyor! Ben gözyaşları sel olmuş yürekleri paramparça olmuş bütün anne ve babalara sesleniyorum. Barışa gölge düşüren kim olursa olsun, hangi taraftan olursa olsun tepki verelim. Sokaklara dökülelim. Bu insanları lanetleyelim. Kuzu kuzu oturmaya devam edersek bu vampirler daha bizden çok kanlar isteyecektir. Her iki taraftan da gözleri kan bürümüş bu insanlara bu insancıklara karşı ortak bir tavır sergileyelim.Yoksa ölmeye devam edeceğiz.

Her iki tarafa sesleniyorum. Kırmızıçizgilere artık dokunmanın zamanı gelmedi mi? Bu çizgilerin dışında ortak geliştirebileceğimiz başka ortak noktalarımız hiç mi yok? Zaten başlarımıza ne geliyorsa bu kırmızıçizgiler yüzünden gelmiyor mu?

İnanın beynim durmuş bir vaziyette. Ben sesleniyorum yok mu her iki taraftan da Gandiler?

Ölümler beraberlerinde başka ölümleri getiriyor. Aydın Erdemlere, Serap Eserlere, Ceylan Önkollara başka ölümler eklenmesin diye ben her iki tarafın sağduyulu şerefli namuslu vicdan sahibi insanlarına sesleniyorum. SESİMİZİ yükseltelim. Bir şeyler yapalım. İçim parçalanıyor yüreğim yanıyor. Gencecik Kürt gençleri ölürken bile adları mezar başlarında anılmıyor. Son ebedi yolculuğuna uğurlanırken bile “biji Apo” sesleri yükseliyor mezarlıklarda. Aman YARABBİM, aman ALLAHIM ne oluyor biz insanlığa? Ben Abdullah Öcalan’a sesleniyorum.

Kürt gençleri son yolculuklarına uğurlanırken bari rahat bırakılsınlar. Abdullah Öcalan kendisine kulak veren kesime seslensin. Hiç olmazsa cenazelerde bu saygısızlıklar yapılmasın. Tıpkı ölen askerlerin cenazelerinde atılan ırkçı ve şoven sloganlar gibi. Evet, bu benim ABDULLAH ÖCALAN’DAN isteğimdir. Ricamdır. Bunu avukatları aracılığıyla yasaklasın.

Bu yazımdan dolayı bir çok tepki ve hatta belki de tehdit bile edilebilirim. Ama olsun. Korkmuyorum. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum. YETER Kİ YENİ YAŞAMLAR SOLMASIN, YETER Kİ YENİ ÖLÜMLER YAŞANMASIN!

-Veysi Berda-

Kategori: Manşet