Yeşeriyorum

Dün Halepçe, Bugün Kelepçe Ya Yarın?

16 Mart 1988’de 5000 den fazla insanın ölümüne neden olan Halepçe katliamı; dünyanın gözü önünde kimyasal gaz ve zehirli gazlar atılarak, Kürt köylerindeki evler dozerlerle yıkılarak köyler boşaltılırken, dünya kamuoyu sadece seyretti bu katliamı. Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yönetimindeki Baas rejimi, 1980 yılından beri sürmekte olan İran Irak savaşında Iraklı Kürtlerin İran’a yardım etiğini bahane ederek, Kürtlere karşı topyekun bir imha hareketi başlattı. Başta ABD olmak üzere batılı devletler İran-Irak savaşında Iraktan yana bir tavır sergiledikleri için Kürtlere karşı geliştirilen bu vahşet karşısında sessiz kalmıştır. Yani emperyal güçler Susarak onayladı bu katliamı. Kürtler; Ortadoğu halkları için her an vahşetlerle karşılaşma tehlikesinden Kürt coğrafyasında binlerce köy boşaltıldı, 21 yüzyılda ise İran’da Kürt muhaliflerin idam edilmesi, dünyanın yine bu yaşananlara karşı sessiz kalması karşısında Ortadoğu’yu yine kan gölüne mi? çevirmek istiyorlar dedirten sorular cevapsız kalmaktadır.

Halepçe katliamının talimatını veren IRAK devlet başkanı Saddam Hüseyin 30 Aralık 2006’da idam edildi. Bu dünya, Saddam’a da kalmadı ama öldürülen 5000 canın hesabını da veren olmadı. Irak’ı işgal eden ABD sözde demokrasi getireceğini ifaa ederek Irak’da yine binlerce insanın ölümüne ve tarihi eserlerin çalınıp, tahrip edilmesine varan çirkin saldırılardan psikolojik olarak bu kez yenilgiye uğramıştır. Bu yenilgiyi başarıya dönüştürmek için 22 yıl sonra Irak Temyiz Mahkemesi geçtiğimiz aylarda 5 binden fazla kürdün silahlarla katledildiği bu katliamı SOYKIRIM olarak kabul edilmesinde de etkin rol almıştır. Önce öldür, sonra ölenler adına Soykırım kararı çıkart… Yıllardır bu politikayla dünyayı kan gölüne çeviren ABD ve işbirlikçileri şimdi yine sahnede AB’yi de dâhil ederek yeni bir Ortadoğu yaratmak istiyor.

Halkları derinden etkileyen bir diğer katliamda, Devrimci demokratik toplumsal muhalefeti bastırmak ve darbe ortamı hazırlamak için yapıldığı ortaya çıkan ve tarihe ‘Beyazıt katliamı’ olarak geçen provokasyon;  16 Mart 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampusu’nda gerçekleşti 7 gencin katledildiği,41 kişinin yaralandığı olaya ilişkin faillerin halen ortaya çıkarılmadığını ve dosyanın zaman aşımı nedeniyle yargı tarafından tozlu sayfalar olarak kaldırılan bu olay tarihin karanlık sayfalarında yerini almıştır. 16 Mart’da Beyazıt’ta ve sonrasında Maraş’ta, Sivas’ta insanları katleden burjuvazi, bugün de devrimcileri ve Kürt özgürlük mücadelecilerini F tipi, D tipi ve E tipi denen hücrelere, mezarlara gömmekten geri durmuyor. Yıllarca Kürt halkına karşı bir imha politikası yürüten, kendi egemenliğine muhalif olarak gördüğü en küçük demokratik talepleri bile ezmeye çalışan burjuvazi, iktidarını kanla ve binlerce insanın cansız bedeni üzerine kurmuştur.

16 Mart katliamının sorumlusu burjuva devlet ve onun örgütlediği faşist çetelerdir. Sınıf mücadelesinin ve devrimci hareketin yükseldiği ve kapitalistleri can derdine düşürdüğü 1960–80 arasındaki dönemde burjuvazi, kendi iktidarını korumak için en acımasız katliamları yapmaktan çekinmemiştir. Burjuvazi ve faşizm bilmeli ki, kanla sulanan topraklar bir gün gelir intikamını alır. En büyük kazanım ise BARIŞLA sulamaktır bu toprakları

Günümüzde ise son 1 yıldır Kürt halkının temsilcilerine ve iradesine yönelik 1500 kişiye yapılan operasyonlarla Kürt halkının iradesinin yok edilmek istenmesi aynı düşüncenin ürünüdür. Seçimlere ramak kala yapılan Kürt belediye başkanlarına ve Kürt halkının temsilcilerine medya önünde servis edilerek beyinlerde unutulmayacak kelepçeli görüntüleri izledikçe Ya yarın… Demekten kendimizi alamıyoruz. Dünya ise bu operasyonlara ve  Roj Tv’nin kapanmasına ve de çalışanlarının gözaltına alınmasına sessiz kaldıkça Barış uzak bir düş gibi önümüzde.

Savaşa karşı Barış iklimini hayata geçirmek için Ortadoğu’da barışın, kardeşliğin gelişmesi için Kürt sorununun tüm Ortadoğu devletlerinde demokratik bir şekilde çözülmesi gerekiyor. Savaşlar insanlığa büyük yıkımlara ve ölümlere neden olmuştur tarih boyunca. İnsanlık tarihi savaşlarla dolu olduğu kadar Barış içersinde yaşanan dönemlerde tanık olmuştur. Çağımızda emperyal güçlerin silahlanma yarışı(Kimyasal, Nükleer, Biyolojik silahlar)tam gaz devam etmektedir. Silahlanma yarışı süregeldikçe Barış talepleri ve barış çabaları eksik ve etkili olamamaktadır bu yüzden.

Bu ülkede ve dünyada İnsan olan, vicdanı olan yaşanan/yaşatılan katliamlara ve savaşlara karşı, baskı ve zulme karşı ortak mücadele etmelidir.

Zeynep Tozduman

Kategori: Yeşeriyorum