Ana Sayfa Blog Sayfa 5279

Asıl adalet*

7 Şubat, Hrant Dink Davası’nda 4 yıldır dokunulamayan devlet görevlileri hakkında soruşturma kararı verildi; 9 Şubat, Pınar Selek 3. kez aklandı ve 11 Şubat, Mısır halkının direnişi zaferle sonuçlandı. Bu üç sevincin art arda yaşandığı geçen hafta adalet adına, özgürlük adına içimiz sevinçle, umutla doldu, yüzümüz güldü. Ancak gülüşümüz de sevincimiz de yarımdı, kaygılıydı.

Ya Hırant’ı bile bile korumayan, valisinden emniyet müdürüne, 28 kamu görevlisi hakkında verilen soruşturma yine ‘iyi saatte olsunlar’a takılırsa? Ya Pınar Selek’i üçüncü kez aklamakta direnen, yargımızın yüz akı, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı, Yargıtay Yüksek Ceza Kurulu tarafından yine bozulursa? Ya Mısırda, “gitti Mubarek, geldi bir başka Mubarek” olursa?

Gerçekten de, boşuna kaygılanmadığımız Hrant ve Selek davaları bakımından hemen belli oldu. Pınar Selek davasının savcısı, mahkemenin beraat kararını, bozma talebiyle Yargıtay Yüksek Ceza Kurulu’na götürdü. Üstelik, Yüksek Yargı beraat kararını yine bozarsa, bu defa mahkemenin direnme hakkı bulunmuyor.

Diğer tarafta, Dink davasında savcının, AİHM’in kararına uyarak, kamu görevlileri hakkında soruşturma kararı vermesinin ertesi günü ilk uğursuz işaret geldi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay basına, soruşturma yok, diye konuştu. Oysa savcı, soruşturmanın açıldığını duruşmada açıklamıştı. Karar, Ulusal Yargı Ağı Sistemi’ne, 2011/192 sayı ile kayıtlı bulunuyor.[i]

Ardından da basında, Bakan Atalay’ın ve soruşturulması gerekirken, Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’na terfi ettirilen, eski İstanbul Valisi Muammer Güler’in, soruşturmayı açan savcıyla ilişkiye geçtikleri haberleri yer aldı. Önümüzdeki günlerde yargıya müdahale edilip edilmeyeceğini dikkatle izleyeceğiz.

*****

Geçen hafta, özgürlüğün verilmez alınır; adaletin gökten inmez, uğrunda mücadele edilerek sağlanır olduğu, 13 ve 4 yıldır süren iki hukuk mücadelesiyle bir kez daha doğrulandı ve biz, “Bu ülkede Yargıçlar var,” diye, başlık atmakta haklı olduğumuzu görüp umutlandık.

Bugün de, Pınar Selek’i mahkum etmekte, Hrant cinayetinin gerçek faillerini gizlemekte ısrar eden direnç odaklarına, “Boşuna uğraşmayın beyler, dünya değişti, değişiyor” demekte ısrarcıyız.

Çünkü, küresel köyümüzde artık hiçbir haksızlık, hukuksuzluk bir ülkenin iç işleri sayılmıyor. Bir yerde yaprak kıpırdasa tüm dünya duyuyor. İnsan hakları savunucuları sınır tanımıyorlar. Tıpkı sermayenin serbestçe dolaştığı gibi dolaşıyorlar.

Gerçekten de, insan hakları savunucuları 7 Şubat’ta, 9 Şubat’ta, yanı başımızdaydılar. Avrupa Birliği ülkelerinden 40 kişilik bir heyet, Hrant ve Selek duruşmalarını izlemek için buradaydılar. Aralarında, Alman yazar Günter Wallraf, Uluslararası PEN 2. Başkanı Eugene Schoulgin, Almanya Pen Başkanı Christa Schuenke, AB-Türkiye Karma Parlemento Komitesi Eş Başkanı Helene Flautre, Avrupa Parlamenteri Barbara Lochbihler vardı. Gelemeyenler de mesajlarıyla buradaydılar. Adliyenin önünde tek tek basına konuştular, dünyaya seslendiler, adalet istediler.

Hürriyet ve adalet tutkusu, eşitlik ve insanca yaşam ideali, küçülen dünyamızda, Nazımca söylersek, elini kolunu sallayarak, bir gelin gibi dolaşıyor. Tunus’ta, Mısır’da milyonları sokağa dökebiliyor, 30 yıllık diktatörleri devirebiliyor. Diliyoruz ki, Mısır halkının 18 gün direnerek kazandığı zafer, demokrasiyle, adil, hakça bir düzenle taçlanır.

Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden halk ayaklanmaları yeniden şekillenecek bir Ortadoğu’nun, Arap dünyasının habercisi olarak yorumlanıyor. Ayaklanmaların ne tür rejimlere evrileceği, 21. Yüzyıl’ın gelecek tasavvuru kadar belirsizlik taşısa da, belirli olan, bu sistemin böyle devam edemeyeceği ve halkların ekmek, adalet ve özgürlük ihtiyaçlarıdır.

Sözü, Ersin Salman dostumuzun “Pınar için, adalet için” gönderdiği bir şiirle bitirmek istiyorum.

*Asıl Adalet

İnsanlarda tek sıcak kanun

Üzümden şarap yapmaları

Kömürden ateş yapmaları

Öpücüklerden insan yapmalarıdır

İnsanlarda en güzel kanun

Suyu ışık yapmaları

Düşü gerçek yapmaları

Düşmanı kardeş yapmalarıdır

İnsanlarda tek zorlu kanun

Savaşlara yoksulluğa karşı

Kendilerini ayakta tutmaları

Ölüme karşı yaşamalarıdır

Hep var olan kanunlardır bunlar

Bir çocukcağızın ta yüreğinden başlar

Yayılır genişler uzar gider

Ta akla kadar

———–

Paul Eluard ( çeviri A. Kadir)

[i] Dilek Kurban, Radikal Gazetesi, 12.02.2011

Beşiktaş kalan maçları oluşuma harcamalı

Beşiktaş, ikinci yarıya büyük umutlarla başladı. İlk hafta alınan galibiyet ve oynanan futbol da umutlara umut katıyordu. Fakat, tüm bunların devamı çok da umulan gibi gitmedi. Bucaspor maçından itibaren olanlar ortada.

Bu hafta da Beşiktaş puan kaybetti. Maçı kaybetti. Seyircisiz bir maçta oynamak her takım için zor ama Beşiktaş için çok zor gibi duruyor. Seyirciyle coşan bir takım Beşiktaş. Seyircinin yanında Quaresma ile Guti de yoktu Beşiktaş’ta. Maçın başında Quaresma’nın olmamasının olumlu olabileceğini düşünüyordum. Çok hırslı olduğu için çok top kullanan, bu yüzden de hücumda bazen şansların bitmesine neden oluyordu çünkü. Fakat, düşündüğüm gibi olmadı. Guti’nin olmaması ise her zaman bir sorun.

Beşiktaş’ın görünen sorunu hücumda bana kalırsa. Aslında neredeyse tüm görüş bildirenler aksini söylüyor, savunmanın sorunlu olduğunu söylüyor ama ben bu şekilde düşünmüyorum. Beşiktaş çok güçlü bir orta saha ile oynuyor. Tek forvetle oynadığı için (Nobre aradaki bağlantıları sağlayan hücuma dönük orta saha gibi oynuyor) beş orta saha oyuncusu ile oynuyor Beşiktaş. Kaliteli oyunculardan kurulduğunda bu beşli doğal olarak oyunu rakip savunmaya yıkabiliyorlar. Bu sene üstünlük kuramadıkları hiçbir takım olmadı. Mutlaka maçın bir bölümünü tek kale oynadı Beşiktaş fakat işte gol atmakta sorunlar her zaman oldu. Hücumda bu kadar yoğun güç sonucu gelemeyen gol de, savunmanın zayıflamasına ve yenilecek bir golün bile sorun yaratmasına neden oluyor. Beşiktaş bu sene ligde 32 gol atmış. Bu rakam çok az. Maç başına 1.5 gol düşüyor. Fakat yorumlara bakılırsa Beşiktaş’ın büyük bir hücum gücü var. Konuşulanla yaşanan birbirini tutmuyor. Beşiktaş şu anda Trabzonspor’un 15 puan gerisinde ama unutulmamalı ki arada 20 de averaj farkı var.

Durum böyleyken Beşiktaş’ın bu maça 1-0 geride başlaması zaten her işi karıştırmış oldu. Yıllar sonra Beşiktaş taraftarı Serdar Özkan’dan futbola dair güzel bir hareket gördü fakat Serdar rakip takımdaydı. Beşiktaş bu golün üstesinden gelemedi. Orta sahası oyunu yıktı rakip sahaya fakat gol gelmedi. Bu sene böyle çok maç yaşadı Beşiktaş. Burada sorun forvet sayısı ve tipi. Almeida’nın hedef santrafor olarak ve tek forvet olarak oynaması Beşiktaş’ı hücumda sıkıntıya sokuyor. Zaten orta saha rakibi hapsediyor, üstüne Beşiktaş oyuncuları da yığılıyor fakat tüm bu kalabalık içerisinde hedef tek oyuncu. Uzaktan çekilecek şutlar da Beşiktaş’ın çok tercih ettiği seçenek değil. Hedefi çoğaltmak gerek ve ne yazık ki bu arkada oynayan Nobre ile gerçekleşecek bir durum değil. Almeida’nın arkasında değil, yanında ya da önünde oynamalı bu kişi.

Tüm bunlar birleşince, Beşiktaş artık ligde çok gerilerde kaldı fakat bu sene iyi kullanılarak gidilirse çok yararlı olabilir. Daha Beşiktaş’ın önünde çok maç var. 13’te 13 gibi sloganlara girmeden fakat bunu hedefleyerek gitmeli Beşiktaş. İpin ucunu bırakmadan gitmeli. Bu kadar yıldız oyuncuyla Avrupa’nın dışında kalma ihtimali yaşamak korkunç bir durum olacaktır. Kupa ve Avrupa’da gelecek başarı da zaten ligin güçlü şekilde oynanmasından geçiyor. Taktik değişiklikler, seçenekler, oyuncular da denenerek yapılabilir bu.

http://www.urbarli.net

Tahrir’i izlerken İnönü Meydanı’nı gözden kaçırmayalım – Cengiz Aktar

Kıbrıs yine Türkiye’nin gündeminde, ama bu defa eskisinden çok farklı bir şekilde. 28 Ocak’ta onbinlerce Kıbrıslı Türk’ün (Kıbrıs Türkü değil) katıldığı eylemin adı Toplumsal Varoluş mitingi idi. Ne demek bu? ’Biz Türkiye’nin 82. vilâyeti olmak istemiyoruz, Kıbrıslı olarak varolmak istiyoruz, aksi takdirde yokolacağız’ demek. Bu içerikte olup, bu kadar insanı bir araya getiren bir protesto 1974’ten bu yana ilk kez gerçekleşiyor. Başta hükümet, herkesin dikkate alması gereken bir gelişme bu. Kıbrıslı Türkler, kim ne derse desin, kendi topraklarında yabancı durumuna düşmekten şikâyetçi. Bu hissiyat, nankörlük edebiyatının hafifliği veya sömürge retoriğinin küstahlığıyla ele alınabilecek bir şey değil zira önlem alınmazsa bu rahatsızlık Kıbrıslı ile Anadolulu arasında sıcak temasa kadar gider. İkinci protesto tarihi 2 Mart olarak belirlendi bile.

Türkiye’de Kıbrıs uzmanlığı hariciyenin tekelindedir. Son dönemde para-pul uzmanları daha söz sahibi hale gelmiş olsalar da Kıbrıs meselesi devletin bakış açısıyla şekillenir. 1983’den yani KKTC’nin ilânından bu yana da uzmanlık uygulamayla elele ilerler. Devlet kurumlarının KKTC üstündeki vesayetinin belki Türkiye’de dahi eşi benzeri yoktur.

Bu siyaset, hükümeti bugünkü çıkmaz sokağa soktu. 24 Ocak 2004’te Başbakan otuz yıllık devlet teamülünü tersyüz ederek Kıbrıs’ta çok cesur bir adım attı. Ancak maalesef bu adım çok geç geldi zira daha 2003’te devlet AKP hükümetinin tecrübesizliğini fırsat bilerek Rauf Denktaş’a ilk Annan Planı’nı reddetmesi için talimat vermiş ve bu surette Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (KC) kuzeyle birleşmeksizin AB üyesi olmasının önünü açmıştı. Nitekim bir hafta sonra AB’ye üye olacakları çoktan kesinleşmiş Kıbrıslı Rumların 24 Nisan 2004’te ikinci Annan Planı referandumunda ‘hayır’ oyu atmasıyla Başbakan’ın inisiyatifi tamamen akamete uğradı. Bu andan itibaren Türkiye’nin üyeliğine karşı olan bazı AB’li ülkeler, üye devlet KC’nin gönüllü müttefiki oldular. AB de KC’nin, üyeliğin verdiği imkânları her durumda Türkiye’ye ve KKTC’ye karşı kullanmasına seyirci kaldı. Ankara bu açmazlara Kıbrıs ve AB müzakerelerine iyice uzaklaşarak inceldiği yerden kopsun yaklaşımıyla cevap verme yolunu seçti. Bu politika KKTC açısından bugünkü toplumsal patlamayı hazırladı.

Yangına körük

Böyle bir çıkmaz içerisindeyken Başbakan’ın ve AK Parti kurmaylarının 28 Ocak protestosuna verdiği tepkilerin iler tutar tarafı yok. İlkin Başbakan, Mısırlılara geç de olsa verdiği desteği Kıbrıslılardan esirgiyor. Aksine, kullandığı hakaretamiz ve tehditkâr üslup işleri daha kızıştırma potansiyeli taşıyor. Adadaki en AKP’ciler dahi kırgın ve kızgın.

İkincisi, dildeki askerî, stratejik ve milliyetçi vurguların tümü problemli. Bahsi geçen Kıbrıs bayrağı neredeyse tüm Kıbrıslı Türklerin taşıdığı pasaportlarda kazılı, kaldı ki bayrağı çizen bir Kıbrıslı Türk! Dünya üzerinde adanın dillere destan ‘stratejik önem’ini vurgulayan bir tek ciddî uzman yok. Kuzeyde Türkiye hâkimiyetine mukabil güneyde ‘Yunanistan hâkimiyeti’ni başta Yunanistan olmak üzere dünya âlem siftah işitiyordur. Şehit/gazi edebiyatı ise KKTC’nin bugünkü sorunlarını çözmede tamamen yetersiz.

Üçüncüsü parasal meseledeki bilgi eksikliği ve esas, değerlendirme hatası. Günlerdir burada ve adada basınında Türkiye’nin KKTC’ye verdiği hibe, kredi, savunma harcaması kalemleri hakkında veri yayımlanıyor. Bir defa verilen paranın boyutları ne olursa olsun Türkiye KKTC’nin tecridinin bedelini ödüyor. Çözümsüzlük sürdükçe de ödemeye devam edecek. Diğer tarafta verilen paralar Kıbrıslılar kadar Kıbrıs’a yerleştirilen ve artık nüfusları Kıbrıslıları kat be kat aşmış olan Anadolulu kolonların ihtiyaçlarına harcanıyor. Türkiye, Türkiye’den yolladığı Türklere Kıbrıs’ta bakıyor! Bu şark kurnazlığı açığa çıkmasın diye de KKTC’de nüfus sayımı yapılmıyor.

KKTC’de yolun sonuna yaklaşıldığını, meselenin kopma noktasına geldiğini bilmek gerekiyor. Nitekim dün Lefkoşa Büyükelçisi Kaya Türkmen’in sanki olan bitenden o sorumluymuşçasına görevinden alınıp yerine diplomat dahi olmayan bir memur mutasarrıf olarak atandı. Bugüne kadar KKTC’ye farklı bir ülkeymiş gibi davranan Türkiye artık ‘mış’ gibi yapma gereği dahi duymuyor, müstemlekeye müstemleke diyor. Kimse yanılmasın bu bir ekonomik tasarruf meselesi değil açık bir siyasî tasarruftur. Türkiye, kendisine çok pahalıya malolacak resmî ilhaka doğru hızla ilerliyor.

Cengiz Aktar

(Vatan)

Mısır’da halkın yeni hedefi iktidarı devralan ordu

 

Mısır’da 20 gündür Tahrir meydanında bulunan göstericilerle alanı boşaltmalarını isteyen Mısır ordusu arasında gerilim yaşanıyor.

Ordunun çadırları kaldırma girişimiyle birlikte Kahire’nin birçok semtinden muhalifler Tahrir Meydanına hareket etmeye başladı. El Cezire televizyonun haberine göre, Tahrir’de yaşanan gelişmeleri televizyonlardan öğrenen çok sayıda gösterici meydana doğru hareket etti. Askerler meydana doğru hareket ederken, “barış içinde” diye bağıran göstericilerden birkaçının sıra halindeki askerlere direndiğini ifade eden görgü tanıkları, göstericilerle askerler arasında yer yer itiş kakışlar yaşandığını kaydetti.

Binlerce kişinin Hüsnü Mübarek’in istifasına neden olan ayaklanmanın odak noktası olan meydanda yeniden toplandıkları bildirildi.

Ordunun da yeni gelen eylemcilere karşı nasıl tepki göstereceği konusunda kararsız göründüğü bildirildi.

Kahire Garnizonu’nun üst düzey yetkililerinden Muhammed İbrahim Mustafa Ali bugünden sonra meydanda herhangi bir göstericinin kalmasını istemediklerini söyledi.

Kriz sabah saatlerinde askerlerin girişlerini tanklarla kapattıkları meydandaki kampı tahliye etmek amacıyla göstericileri yavaş yavaş alan dışına sürmeye çalışmasıyla başladı.

Askerlere karşı direnirken meydana yüzlerce polisin girdiğini görünce büyük bir gerilim patladı.

Mısır polisi sokak gösterilerini bastırmak için kullandığı şiddet ve genel olarak insan hakları ihlalleri ve kötü muamele uygulamaları nedeniyle yoğun tepki görüyor.

Alana giren polis memurları ise, ”Artık yeni bir Mısır var. Halk ve polis elele” diye sloganlar attı.

Benzer sloganlar göstericiler tarafından ordu ile halkın elele olduğu mesajı vermek amacıyla Mübarek karşıtı eylemlerin zirveye çıktığı günlerde atılmıştı.

Göstericilerin ”defolun, çıkın” sloganlarına önce kayıtsız kalan polis daha sonra meydanı terketti.

Meydanda kalan eylemciler, reformlar konusunda takvim açıklanana kadar alandan ayrılmayacaklarını söylüyor.

Yönetimi devralan ordu ise, “yeni demokratik bir devleti kuracak sivil otoritenin seçimle işbaşına gelmesinin önünü açacak” yeni bir hükümet kurulana dek, şu anki hükümetten görevden kalmasını istediklerini de bildirdi.ülkenin tüm bölgesel ve uluslararası anlaşmalarına bağlı olduklarını açıklamıştı.

Konsey ayrıca uluslararası kaygıları dindirmek amacıyla uluslararası anlaşmalara bağlı kalacağı mesajı da verdi.

Bu açıklama özellikle İsrail’le yapılan anlaşmalara bağlı kalınacağına ilişkin bir güvence olarak yorumlanıyor.

BBC muhabiri Wyre Davis açıklamanın ABD ve İsrail’in kaygılarını dindireceğini belirtiyor.

Bu iki ülkede siyasetçiler Mısır’da iktidar değişiminin 1979 yılında imzalanan Camp David anlaşmasına ilişkin sorunlar çıkarması olasılığından kaygılı.

(BBC ve Radikal’den derlenmiştir)

-Yeşil Gazete-

Mısır Müzesi soyulmuş!

Mısır’ın başkenti Kahire’deki Mısır Müzesi’nde, Tutankamon’un bir heykeli dahil, yüksek değerde 8 parçanın çalındığı ortaya çıktı.

Mısır Eski Eserler Müsteşarı Zahi Havas, 28 Ocakta Tahrir Meydanı’nda hükümet karşıtı göstericilerin toplanmasından yararlanan kimliği belirsiz kişilerin binaya girmesinden sonra, personel tarafından yapılan bir envanter çalışması sırasında eserlerin çalındığının ortaya çıktığını anlattı.

Havas, ”Ne yazık ki personel bu eserlerin müzeden kaybolduğunu keşfetti” diye konuştu.

Bu arada Mısır’ın resmi haber ajansı MENA çalışanlarının, maaşlarının arttırılması talebiyle protesto gösterisi yaptıkları bildirildi.

Mısır’da Arapça yayımlanan Youm El Seba gazetesinin internet sitesinde yer alan habere göre, Ortadoğu Haber Ajansı (MENA) çalışanı onlarca gazeteci, maaşlarının yetersiz olduğu gerekçesi ile Talat Harp Meydanında bulunan Huda Caddesindeki genel merkez binası önünde gösteri yaptı.

Gazeteciler, hükümetin bir hafta önce yaptığı yüzde 15’lik zammın yetersiz olduğunu belirttiler. (aa)

Danıştay ve Yargıtay yasası onaylandı

Yargıtay ve Danıştay’da köklü değişiklikler yapan yasaya Cumhurbaşkanı Gül onay verdi. Gül, yasayı 200  bin dosyanın zaman aşımına uğrama riski olduğu için onayladığını söyledi.

Türkiye’nin uzun süredir tartıştığı yüksek yargı düzenlemesinde son söz söylendi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül yasayı onayladı.

Yeni yasa, Yargıtay ile Danıştay’da daire ve üye sayısını düzenliyor.

Yasaya göre, Yargıtayda 32 olan daire sayısı 38’e, Danıştayda 13 olan daire sayısı 15’e çıkarılacak. Buna göre, Danıştay, 14’ü dava, biri idari daire olmak üzere 15 daireden oluşacak.

Yargıtay’ın üye sayısı 250’den 387’ye, Danıştaya da ise 95’ten 156’ya çıkarılıyor.

Düzenleme, Yargıtay ve Danıştay’ın bir dairesindeki iş yükü normal çalışma ile karşılanamayacak duruma gelmişse, işlerin başka bir daireye sevk edilebilmesinin de önü açılıyor. Yargıtay dairelerinde üye sayısı yeterliyse, bazı dosyalara iki heyet halinde de bakılabilecek.

Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üye bulunacak. Heyetler, 1 başkan ve 4 üyenin katılımıyla toplanacak, salt çoğunlukla karar verecek. Sayının yeterli olması halinde birden fazla heyet oluşturulabilecek. Bu durumda
oluşturulan diğer heyetlere, heyette yer alan en kıdemli üye başkanlık edecek. Müzakereler gizli yapılacak.

Hakim ve savcıların bir soruşturma, kovuşturma veya davayla ilgili olarak yaptıkları işlem, yürüttükleri faaliyet veya verdikleri her türlü kararlar nedeniyle ancak devlet aleyhine tazminat davası açılabilecek. (Ntv)

Teslimiyet günlerinde direnmek

Garip, alışık olmadığımız günlerden geçiyoruz, kitapları yaktığımız, kuma gömdüğümüz günlerden farklı bir dönem, şimdi yönün fark etmiyor, bir düşünce, bir duruş hangi yönde gidersen git, durdurulmaya, yok edilmeye çalışılıyor, apaçık ve alenen. Birileri çıkıp bu heykelleri kaldırın diyor ve birileri de bunu emir olarak algılayıp anında karar çıkartıyor.

Birileri kendilerini Allianoi’de zincirlediği için haklarında suç duyularında bulunmak yetmiyor, şikayet ediliveriyor, savcılığa. Allianoi’nin gömülmesi hakkında karar veren öğretim görevlisi ödül alıyor. Haberal’ın oteli ve üniversitesine el konulması düşünülen günlerden geçiyoruz. Birileri direne direne Pınar’a beraat veriyor. Sevinemiyoruz çünkü karar netleşmedi.
Birileri HES’leri mahkeme kararlarına rağmen yaparken, termik santralde de insanlar göçük altında kalıyor. Ama, ne yazık ki bunlar gündemimize Mısır’ın oturduğu kadar oturmuyor. Birileri tecavüzcülerin hadım edilmesi gerektiğini savunuyor. Ostimde bir kaza oluyor, uygunsuz çalışıldığını deklare eden 37 yaşındaki meslektaşım göçük altında kalıyor.

Bir teğmen, o teğmen ki hep başarılı olmuş, dereceler almış bir teğmen ilginç bir infazla karşılaşıyor ama bu ülkede kendini aydın olarak koşullayan her konuda fikri olan insanlar nedense bu konuda sus pus. Evet birileri haklı gerçekten, bu ülkenin bir Emile Zola’sı yok. Çünkü böylesi bir ‘şov’un çok da albenisi yok, riskli üstelik.

İnanılması zor, bu kadarı yeter dediğimiz günlerden geçiyoruz. Aylar önce söylemiş ve aklı çıkmış olmamız bize zafer sevinci kazandırmıyor.
Toptancı, teslimiyeti kabul etmemiz istenen, iyi çocuk olmamız gereken günlerden geçiyoruz. Aksi halde ödenecek bedeller çok ağır, Ostim konusu bir umut gibi bir derneğin iyi niyetli çabasından öte geçemiyor. Ve tüm bunlar olurken, ölmüş bir insanın sırf popüler diye yaşamını didiklemekten, ahkâm kesmekten, enerjimizi buna konumlamaktan geri kalmıyoruz. İronik ve absürd.

Sosyologlar nasıl algılar bilemiyorum, ama sapla samanın birbirine girdiği dönemlerde, kendi irademizi namusluca, milim hesap yapmadan ortaya koyamıyoruz. Hâlâ suçu birbirimizde ararken asıl hedeften ısrarla eksen kaydırıyoruz ve çok insanca olan sevgiyi unuttukça, içimizdeki canavar büyüdükçe, janjanlı kelimelerimiz artarken, biz savaşı kaybetmeye başlıyoruz. Biz –mış gibi yaparken, hayata dalmadan, önemli adam olmaya çalışırken, atı alan Üsküdar’ı geçiyor. Ve şair haklı çıkıyor belki de “Kabahatın çoğu bizim”. Vicdan solculuğu bir yere kadar diyor BirGün’de bir yazar arkadaşım, ama buna bir ilave yapmak lazım, Kalemin artık kılıçtan keskin olamadığı dönemde, sanal savaşlar yetmiyor, havaya karışıp toz olmak, fırtına olmak gerekiyor. Don Kişotlara sığınmadan.

Çünkü zihniyet belli, hedef belli, bunu muhazafarlık olarak ifade etmeden önce sırça köşklerimizden çıkıp, Anadolu’da gerçekten yaşamak gerekiyor. Ezan sesi çıktığında müziği kısmazsan ne olur, ziraat bankasına gidip 3 ayda çocuklarına çocuk parası olarak 30 tl alan insanlara bakmak lazım, 10yıl önceki Anadolu ile şimdiki Anadolu’yu görmek lazım. Yoksa ötesi hoş olmayan bir masal ve insanlar gerçeği bilmeden, kendini aydın sanarak yaparsa bir savaşı kazanma şansı hiç yoktur. Hariçten gazel okumak yetmez. İyi analiz etmek olayın ilk adımıdır. Ve maalesef bugün burada olmak en çok da bizim başarımızdır. Sağolasın Ali Desidero.

Tahrir’in üzerine ‘gerçek dünya’ çöküyor

Mısır’da iş günü olan Pazar günü gelip çattığı Kahire’de ordu, hâlâ Tahrir Meydanı’nda duran protestocuların etrafında zincir oluşturdu ve meydanı boşaltmaya başlıyor.

Protestocuların çadırları kaldırılırken, bazıları “barışçıl, barışçıl” sloganlarıyla karşı koydular. İki haftadır ilk defa meydana trafik girmeye başladı. Askerlerle protestocular arasınnda küçük ölçekte ‘itiş kakış’lar rapor ediliyor.

Al-Jazeera’nın konuştuğu protestoculardan Eşref Ahmed “Yapılacak o kadar çok var ki, henüz hiçbirşeyi uygulamaya koymadılar” diyerek meydandan çıkmayı reddettiğini söyledi.

Mısır halkı üç hafta süren bir halk devrimiyle Cuma günü diktatör Mübarek’i devirmişti. Ordunun da ağırlığını halkın iradesinden yana koymasıyla birlikte Mübarek yetkilerini Yüksek Ordu Konseyi’ne devredip istifa etmek zorunda kalmıştı. Mısır Ordusu ve Ankara dahil dünya başkentlerinden Mısır’da ‘normalleşme’ çağrıları geliyor.

(Yeşil Gazete, Al-Jazeera English)

Çekül Vakfı 7 Ağaç Ormanları’na destek olmaya çağırıyor

0

Doğal kaynakları, kültürel mirası ve bunlar ile var olan insanı bir bütün olarak ele alıp, doğal ve kültürel çevrenin korunması ve yaşatılmasına katkıda bulunmak amacıyla, kent, havza, bölge ve ülke ölçeğinde projeler üreten ÇEKÜL Vakfı, yirmi yıldır çalışmalarına devam ediyor.

1993 yılında başlayan “7 Ağaç Ormanları” projesi; doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımında tüketim alışkanlıklarının dönüşmesinin payı olduğu inancıyla, doğada yaratılan tahribatı hafifletmeyi amaçlıyor. 7 Ağaç Ormanları, bireysel ve kurumsal katılımla dikilen yaklaşık 3.5 milyon fidanla; Antalya, Bursa, Bilecik, Çanakkale, Diyarbakır, Edirne, Elazığ, İstanbul, İzmir, Kars, Kocaeli, Mardin, Muğla, Sivas, Şanlıurfa ve Van’da bakım altında büyüyor.

7 ağacı doğaya yeniden kazandırarak; yeni doğan bebeklere ‘hoş geldin’ diyor, özel günlerimizi kutluyor, sevdiklerimizin anısını yaşatıyor, yaşama sevincimizi paylaşıyor, doğal ve kültürel mirasımızın ‘bir arada’ geleceğe taşınmasına katkıda bulunuluyor.

Türkiye’de pek çok birey, aile, kurum, şirket “7 Ağaç” armağan ediyor. Bu sayede on binlerce fıstıkçamı, meşe, sedir, akçaağaç, dişbudak, ardıç, huş, servi fidanı doğanın ve insanlığın bugününü ve yarınlarını yaşanılır kılma mücadelesine katkı sunmak ve farkındalık yaratmak için büyüyor.

ÇEKÜL’ün proje ve kampanyaları ile ilgili ayrıntılı bilgiye www.cekulvakfi.org.tr adresinden ulaşılabilir.

(Yeşil Gazete)

Kömür santralindeki kazanın bilançosu ölümcül

Göçük
Kömür santralinin maden alanındaki ölümcül göçük alanı

Maraş’ta, Afşin-Elbistan B Termik Santrali için kömür üretimi yapılan sahada, 4gün arayla iki göçük olayı yaşandı.

6 Şubat’ta 1 işçinin öldüğü, 10 işçinin de yaralandığı olay hâlâ sıcaklığını korurken, 10 Şubat sabah saatlerinde bir göçük haberi daha geldi. Çalışmalar sonunda 1 işçinin cesedine ulaşılırken, 9 işçi hala göçük altında. 8 işçi ise kurtarıldı.
Çalışmalara askeri birlikler ve AKUT devam ediyor. Valilik ise, ilk gün işçilerin cep telefonu numaralarından gelen sinyallerle yer tespiti yapmaya da çalışacaklarını açıkladı. Termik santralin “Çöllolar” kömür havzasında meydana gelen göçüğe sadece helikopterlerle ulaşılıyor. Bu nedenle  ilk gün çalışmalara bir askeri helikopterler katıldı. Ekiplerin gece arama kurtarma faaliyetlerine devam ettiği kaza yerine yakın bir yerde, 10-11 Şubat 2011 geceleri gece görüş kabiliyeti olan helikopterler de bekletildi.
İlk gün helikopterdeki halat yardımıyla aşağıya inen bir askerin toprak yığınları arasından çıkardığı cesedin 25 yaşındaki dozer operatörü Ruşen Demir’e ait olduğu bildirildi.
Sendika’dan uyarı
Dev Maden-Sen Genel Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre ise özelleştirme sonrasında Park Holding’e devredilen açık kömür ocağında 1200’e yakın işçi düşük ücretle 3 vardiya halinde çalışıyordu. Sendika’nın ifadesince maden işletmesinde göçüklere dönük ciddi önlemler alınmıyordu, sık sık toprak kayması ve çatlaklar oluşmuştu. Madenin taşeron şirketlere ihale edildiğine de dikkat çeken sendika, maden işletmelerinde sağlıklı ve güvenli iş ortamının yaratılması konusunda ilgili yasa, tüzük ve yönetmeliklerin uygulanması için çağrıda bulunuyor.
İnceleme başlatıldı
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, yaptığı açıklamayla, Afşin Çöllolar kömür sahasındaki heyelanlarla ilgili inceleme başlatıldı. Bölgede 6 ve 10 Şubat günlerinde meydana gelen heyelan ile ilgili Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile ortak heyet kurduğu, heyelanların nedenlerini ortaya çıkarmak üzere inceleme başlattığını duyurdu.
Kömürün ölümcül varlığı
Bölgede santral için son derece geniş doğa katliamına yol açar bir şekilde açık maden ocağı yöntemiyle kömür çıkarılıyor.  Kömür yatakları 120 km²ye yayılmış vaziyette ve 3.2 milyar ton olduğu tahmin ediliyor. Türkiyedeki kömürün çoğu gibi buradaki de verimsiz yanan ve yüksek sülfür içeren linyit kömürü. Ülkede her yıl ölümcül kömür madeni kazaları yaşanırken, bu kazalarda ayni zamanda yüzlerce işçi yaralanıyor. Madenlerde çalışan işçiler, göçük gibi hayati risklerin yanı sıra, pnümokonyoz gibi ciddi akciğer rahatsızlıkları riski ve beklentisine maruz kalıyor.
Afşin Elbistan termik santrali şu anda Türkiye’nin en büyük kömürlü termik santrali ve 4 ünitesinin toplam kapasitesi 1300 MW’ın üzerinde. Bölgeden çıkarılan linyit kömürüyle çalışan santral, filtre sistemi olmaması sebebiyle etrafa çok ciddi hava kirliliği ve sağlık riski yayıyor. Soğutma suyunu da Ceyhan nehrinden alan santralin nehir suyunu azalttığı gözlemleniyor. Santral şu anda ERG-VERBUND Elektrik Üretim Şirketi tarafından ömrünü 20 sene uzatacak şekilde modernleştiriliyor.
Kömürlü termik santraller ciddi hava kirliliği ve sağlık riski yaratmanın yanı sıra, ayni zamanda bu en verimsiz fosil yakıtla iklim değişikliğine çok ciddi bir şekilde katkıda bulunuyorlar. Türkiye’de hükümet şu anda 47 yeni termik santral lisansı vermiş vaziyette.
(Yeşil Gazete, Hürriyet, NTV)