Ana Sayfa Blog Sayfa 5280

“Torba Yasa” kabul edildi

Sendikaları sokağa döken, muhalefetle hükümet arasında gergin tartışmalara neden olan Torba Tasarı Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilerek yasalaştı.

234 maddelik tasarıya görüşmelerin son gününde hükümetin verdiği önergelerle çok sayıda madde eklendi.

Torba Yasa’ya demokrasi girer mi?

Baştan söylemem gerekir ki, bu bir emek yazısı değil. Torba Yasa’nın çalışanlardan neleri kepçeyle götürürken, neleri kaşıkla verdiğini sıralamayacağım. Maddelerin neler getirdiğini, ne gibi değişiklikler yarattığını da anlatmayacağım. Torba Yasa denilen değişiklikler toplamının kimin yararına, kimin zararına olduğunu da uzun uzun incelemeyeceğim. Böyleyken de, yazının anlaşılabilir olması için ne maddeleri okumak, ne maddelerin içeriğini bilmek gerekiyor. Çünkü sorun daha torbanın içinde karşılamıyor bizi, torbada başlıyor sorunlar.

Sadece kısa bir tanımlama yapmak yeterli. Torba Yasa nedir? Torba Yasa, dün gece itibariyle (ya da bu sabah) kabul edildiği şekliyle, 234  maddede değişiklik getiriyor. Birbiriyle alakası olmayan 234 tane maddenin değiştirilmesi yani söz konusu olan. Daha ilginç bir şey var ki, o da şu dün gece/bu sabah tasarı kabul edilmeden hemen önce dahi bu torbaya çeşitli maddeler atılmış. Neler olduğu, yararlı mı zararlı mı olduğu (bu sorunun yanıtı kim olduğunuza, sınıfınıza, sosyal statünüze göre değişir) hiç önemli değil. Kabaca nitelemek yeterli. Hayatımızı bir şekilde değiştirecek 234 tane ayrı konuda, bir bölümü de son günde gerçekleşmek suretiyle değişiklik oldu. Durum bu.

Son günlerin en gözde kavramlarından bir tanesi, demokrasi. Önce Tunus’ta, sonra Mısır’da gerçekleşen olaylar, Türkiye’nin Kıbrıs ile olan ilişkisi ve her türlü konu… Artık hangi konuda konuşmak gerekirse, söz dönüp dolaşıp demokrasiye geliyor. Öğrenciler her türlü ortamda sokak ortasında kimyasal gaza ve işkenceye maruz bırakılıyorlar örneğin; fakat konu demokrasiye geldiğinde bir kaç kalem oyunuyla öğrenciler demokrasinin düşmanı ilan edilebiliyorlar. Sonra onların neredeyse terörist eylem diye adlandırılan  protestoları, hukuk tarafından da demokratik ilan ediliyor işler bir anda karışıyor. Yani demokrasi üzerinde çok da anlaşılan bir “şey”, bir kavram değil. Nerede durduğunuza göre değişen, ama kesinlikle ağızlardan düşmeyen bir kavram bu. Söylendiğinde, yanında gibi durulduğunda insanı önde başlatan bir kavram. Bu yazıda ise şöyle tanımlanarak kullanılıyor: Demokrasi, kararın alınışı ile, kararın uygulanışı arasındaki her türlü mesafenin, farkın azalması ile yükselir, çoğalması ile de düşer. Temsili demokrasi, doğrudan demokrasiden daha az demokratiktir yani.

Bundan sonra, fazla eğip bükmeye gerek yok. Doğrudan söylemek gerekir: Son gününde dahi maddeler eklenen, adından dahi neyi değiştirdiği belli olmayan, 234 tane ayrı konuyu birden değiştiren bir yasa, asla ve asla demokrasi ile bağdaşmaz. Demokratik olduğunu iddia eden bir ülkede böyle bir durum olmaz, olamaz. Muhattaplarının tepkilerinin hiçe sayılması, doğrudan etkileneceklerin değil, sonrasında yararlanacakların sözleriyle kamuoyu oluşturulmasını bir yana bıraksak da durum böyle. Hiçbir şekilde kurtarılamıyor.

Cumartesi gecesi eklenen maddelerle ilgili mesela, kim fikir belirtmiş olabilir? Ya da herhangi bir milletvekilinin bu maddeleri enine boyuna düşünüp, tartıştığını söyleyebilir miyiz? “Torbanın ağzını bağlıyoruz, ceplerinde bir şey kalanlar hemen içine atsın” mantığı ile demokrasi yanyana durabilir mi? Milletvekillerinin temsilcisi olarak orada oldukları halkla bunları tartıştıklarını söyleyebilir miyiz? Halkın ya da sivil toplum kuruluşlarının herhangi bir fikir beyan edebildiklerini duyduk mu? Görsel medya ne sundu bize Torba Yasa ile ilgili, Meclis’te meydana gelen bir kavgadan başka? Türkiye üzerinde bu yasalar toplamının neler getirip, neler götüreceğini (öyle bir kaçının değil ama tamamının) bilen kaç kişi var? Bu yöntem ile tamamen “iyi” değişiklikler olsa dahi buna sessiz kalınabilir mi? Demokrasiyi hem ağızdan düşürmeyip, hem de her fırsatta bu kadar kolay bir kenara atmak nasıl bir zihin oyunudur?

Sonuç olarak, dün gece/bu sabah itibariyle, demokratik bir ülke olmaktan bir adım daha uzaklaştık. Yükte ağır, pahada hafif, bol ses çıkartanı olan gündemler arasında oldu bu. Müjdat Gezen ile yüzde hesabı yaparken bazı kalem oyuncuları, %234 yerden değişti hayatımız, kimse tamamının ne olduğunu bilmiyor, kimse bir kaçı hariç söz söylemedi. Karşı çıkanların karşılaştıkları muameleden de belliydi aslında demokrasiye yaklaştığımız ya da uzaklaştığımız. Pandora’nın kutusu gibi. Her şey çıktı Torba Yasa’dan. Bir demokrasi içerde kaldı.

http://www.urbarli.net

Eskişehir’de nefret suçlarına karşı basın açıklaması

MorEl Eskişehir LGBTT Oluşumu, üyeleri olan transeksüel bir kadının, kendi evinde saldırıya ve tecavüze uğradığını söylüyor. MorEL’e göre şu an bu kişi ölümle tehdit edilmekte ve can güvenliği bulunmamakta.

MorEl, bu olaydan yola çıkarak, trans kadınlara sistematik olarak uygulanan psikolojik ve fiziksel şiddete dur demek için yapılacak basın açıklamasına insan haklarına duyarlı herkesi davet ediyor.

Tarih: 14.02.2011 – Pazartesi

Saat: 13:00

Yer: Eskişehir Adalar Migros Önü

E-posta : [email protected]

Web : http://moreleskisehir.blogspot.com/

(Yeşil Gazete)

Cadının Bohçası Kadıköy’de

Bir travestinin ezberinizi bozmasına izin verecek kadar cesur musunuz? Esmeray bu sorunun yanıtını izleyicileri ile birlikte arıyor.

Kadınlık, erkeklik, transeksüel yaşam, Doğu‘dan İstanbul’a bir yolculuk hikâyesi, kadınlar, erkekler, “lobunyalar”, sokaklar, barlar, politikler, a-politikler, bir de anti-politikler. Cinselliğin arka sokakları, erkeklerin kadınlara göstermedikleri yüzleri, kadınların aynada fark etmedikleri ölçüleri, kadınların erkeklerden, erkeklerin kadınlardan sakladıkları ve daha fazlası. Oyun, Esmeray’ın özgün doğaçlama interaktif performansları ile her defasında farklı tatlar bırakıyor.

Cadının Bohçası 14 Şubat Pazartesi saat 21’de Kadıköy Kadife Sokak’ta Kılçık Kafe’de. Biletler 15 TL, rezervasyon için de 0538 986 73 73 no.lu telefondan iletişime geçebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

Ermenice dersleri başladı

Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği’nde Ermenice dersleri başladı.

Talar Şilelyan eğitmenliğinde yürütülecek ve toplamda 3 aylık bir sürece yayılacak olan ilk kur ‘Ermeniceye Giriş’ niteliğindedir. Genel olarak Ermenice harf ve kelime bilgisi, temel okuma ve yazma gibi konuların öğretimini amaçlamaktadır.

12 Şubat tarihinde başlayacak olan dersler, her hafta cumartesi günü 14:00-16:00 saatleri arasında Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği’nde yapılacaktır.

Kursun bitiş tarihi 14 Mayıs.

İnternet Sitesi: http://www.ermenikultur.org

(Yeşil Gazete)

Başbakan korumalarından sokakta sorgulama

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Adapazarı’na gelişinde yoğun güvenlik önlemi alındı. Başbakanlık korumak için gelen Özel Harekat polisleri şüphelendikleri Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.’de görevli 3 kişilik arıza ekibini cadde ortasında yere yatırıp sorguladı.

Başbakan Erdoğan’ın, Sakarya Valiliği’nde bulunduğu sırada Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.’ye dışarıdan hizmet alımı ile görev yapan arıza ekibinin üzerinde SEDAŞ amblemi bulunan hizmet aracının Hükümet Konağı çevresinde dolaştığını gören Özel Harekat ekibindeki polisler, aracı durdurdu. Polisler araçtan indirdiği 3 kişiye yere yatırıp sorguladı. Yaklaşık 15 dakika boyunca kaldırımda yüzüstü tutulan SEDAŞ çalışanları kimlik sorgulamaları ve üst aramaları sonrasında serbest bırakıldı.

SEDAŞ ekibinin Başbakan Erdoğan’ın Sakarya programın sırasında meydana gelebilecek arızalara müdahale için görevlendirildikleri belirlendi. (Milliyet)

Karadeniz İsyandadır: HES’ler işçileri de öldürüyor

Karadeniz İsyandadır Platformu (KİP) Beyoğlu Galatasaray Meydanı’nda hidroelektrik elektrik santral şantiyelerinde yaşanılan işçi ölümleri ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. KİP, ölümlerle ilgili bir rapor da paylaştı. Eyleme Cumartesi Anneleri de katıldı.

Paylaşılan rapor, basında yer alan haberlerden derlenmiş bir medya taramasını içeriyor. Tarama 2006 ile 2011 yılları arasını kapsıyor. Rapora göre HES’ler sadece kısa, orta ve uzun vadeli ekolojik zararlar üretmiyor; ayrıca -tersanelerdeki gibi- işyeri güvenliği ve işçi sağlığı ile ilgili yaşamsal sorunlar da yaratıyor. KİP, ölümlerin münferit vakalar olmadığını, yapısal ve sistematik hatalardan kaynaklandığını söylüyor.

KİP’in eylemlerine, basın açıklamalarına ve gündemine www.karadenizisyandadir.org adresinden erişilebilir.

(Yeşil Gazete)

Mübarek gitti, halk evine dönmüyor

Mısır’da Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in görevlerini dün güvenlik konseyine devretmesinin ardından başkent Kahire’nin Tahrir Meydanı’nda sabah saatlerine kadar kutlama yapan protestocular, şimdi de Mübarek’in yargılanması için gösterilerine devam ediyor.

Tahrir Meydanı’nı dolduran binlerce gösterici, “Mübarek yargılanmadan eve dönmek yok” ve “Hemen demokrasi istiyoruz” sloganları atıyor.

Muhammed Seyyid adlı bir gösterici, “Bizim için şimdi zor bir süreç başladı. Demokrasi istiyoruz, güçlü bir eğitim sistemi istiyoruz. Ama en önemlisi Mübarek’in yargılanmasını istiyoruz. Mübarek yargılanmadan eve dönmeyeceğiz” dedi.

18 gün süren olayların yaralarının da sarılmasına çalışılıyor. Gönüllü öğrenciler, başkent Kahire’nin genelinde temizlik kampanyası başlattı ve sokaklardaki çöpleri topladı. Kahire Valiliğine bağlı iş makineleri de ordu kontrolünde çalışarak, olaylar sırasında yakılan araçları topladı, yıkılan veya tahrip edilen bazı dükkan ve işyerlerini temizledi.

Öte yandan Mısır ordusu, Tahrir Meydanı’ndan parlamentoya giden cadde ile Arap Birliği genel merkez binasının bulunduğu cadde dışında zırhlı araç barikatlarının tamamını kaldırdı ve caddeler araç trafiğine açılmaya başladı.

Mısır’da şimdiki ve eski devlet yetkililerinin başsavcıdan ya da silahlı kuvvetlerden izin almadan seyahat etmesine yasak getirildiği bildirildi. Adının açıklanmasını istemeyen havaalanı yetkilileri, ellerinde eski yönetimden yetkililerin adlarının yer aldığı bir liste olduğunu söyledi. Yetkililer, enformasyon bakanının yola çıkmasını engellediklerini de belirtti. (Cumhuriyet)

“Balyoz”da tutuklama ve itiraz

Balyoz darbe planı davasında aralarında emekli generaller Çetin Doğan, İbrahim Fırtına ve Özden Örnek’in de bulunduğu 162 sanık hakkında tutuklama kararı çıktı.

Mahkeme heyeti duruşma salonunda bulunan Özden Örnek, İbrahim Fırtına, Engin Alan ve Süha Tanyeri’nin de bulunduğu 133 sanığın tutuklanmasına karar verdi.

Duruşma salonunda bulunmayan Çetin Doğan ve Ergün Saygun’un da aralarında bulunduğu 29 sanığın hakkında ise yakalama kararı verildi.

Silivri Cezaevi’nde görülen Balyoz davasının 13. duruşmasında 162 sanık için tutuklama kararı çıktı.

Savcı, 180 sanığın tutuklanmasını talep ederken, gerekçe olarak da Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki aramalardan dosyaya dahil edilen 43 klasördeki belgelerle ilgili delil durumu, kaçma ve delilleri karartma şüphesini gösterdi.

‘SALONDAN AYRILMAYIN’
Bunun üzerine mahkeme başkanı tamamı tutuksuz yargılanan sanıkların duruşma salonundan ayrılmaması uyarısında bulundu.

Mahkeme, duruşma salonunda aralarında Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, Eski Hava Kuvvetleri Komutan Emekli Orgeneral İbrahim Fırtına ve emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri’nin de bulunduğu 133 sanığın tutuklanmasına karar verdi.

Duruşmaya katılmayan, aralarında emekli Orgeneral Çetin Doğan ve emekli Orgeneral Ergin Saygun’un da bulunduğu 29 sanık hakkında ise yakalama kararı çıkartıldı.

Başka davadan tutuklu bulunan ve duruşmada olmayan Albay Dursun Çiçek’in yüzüne okunması kararlaştırıldı.

HARBİYE MARŞI’NI OKUDULAR
Kararın açıklanmasının ardından, mahkeme salonunda bulunan sanıklar bir ağızdan Harbiye Marşı’nı okudular. Bazı sanık yakınları ise karar üzerine fenalaştı.

Karara göre, muvazzaf askerler tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne sevk edilirken, emekli askerler ise Metris Cezaevi’nde karantinaya alınmalarının ardından pazartesi günü Silivri Cezaevi’ne gönderilecek.

”Balyoz Planı” davasının İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki salonda görülen duruşmada, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına’nın avukatı Kazım Yiğit Akalın, Gölcük Donanma Komutanlığı’ndaki aramada bulunan ve 43 klasör halinde mahkemeye gönderilen belgelerin, yargılama aşaması başladıktan sonra bulunduğunun anlaşıldığını kaydetti.

Bundaki temel amacın davayı uzatmak ve bitmemesini sağlamak olduğunu belirten Akalın, ”Gölcük’te bulunan 43 klasör belge arasındaki ‘Balyoz Darbe Planı’ Reşat Polat adlı bir polis tarafından yazılmıştır. 1. klasörün içindeki Ergin Saygun klasöründen sonra ‘iddianame ve ekleri’ klasöründeki ‘Balyoz Harekat Planı’ word belgesinin üzerine gelip özelliklere tıklandığınızda 2 Aralık 2010 tarihinde Reşat Polat tarafından kaydedildiği görülüyor. Bu belge, dosyadaki dijital verilerin niye delil olamayacağını gösteriyor” diye konuştu.

Eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın avukatı Hüseyin Ersöz, Özgür-Der, Hukukçular Derneği ve Abdurrahman Dilipak ve diğerlerinin suçtan zarar gördükleri iddiasıyla katılma talebinde bulunduklarını hatırlatarak, bu derneklerin isimlerinin 11 nolu CD’de kapatılacak dernekler listesinde yer aldığını söyledi.

Söz konusu CD’de ayrıca Türk-İran İş Adamları Derneği’nin de yer aldığını ifade eden Ersöz, 11 nolu CD ile ilgili soruşturma sırasında bilirkişiler, emniyet ve TÜBİTAK’ın inceleme yaptığını ve bu raporlara göre, 11 nolu CD’nin 2003 yılında oluşturulduğu ve üzerinde başkaca bir değişiklik yapılmadığının anlaşıldığını kaydetti.

Ersöz, yaptıkları incelemeler sonucunda, Türk-İran İş Adamları Derneği’nin, 2005 yılında kurulduğunu tespit ettiklerini dile getirerek, ”2003 yılında hazırlanan ve üzerinde hiçbir değişiklik yapılmadığı bilirkişi raporlarıyla belirtilen CD’nin içinde 2005 yılında kurulan bir dernek nasıl oluyor da yer alıyor? Öyle ise bu delil hukuk dışı ve sahte belgedir. O zaman sahteliği ortada olan bu delil ile ilgili müdahillik talepleri de kabul edilemez” dedi.

Suçtan zarar gördüğünü söyleyen gazeteci-yazar Abdurrahman Dilipak’ın, kes, kopyala, yapıştır yöntemiyle oluşturulmuş ve içinde tarih çelişkileri olan belgelerle müdahillik talebinin kabul edilemeyeceğini ifade eden Ersöz, ”Bu davada mağdur olan, huzurda bulunan sanıklardır. Abdurrahman Dilipak, ÖZGÜR-DER ve Hukukçular Birliği, sanıkları mağdur etmişlerdir” dedi.

Ersöz, katılma taleplerinin 11 nolu CD’ye dayandırıldığını anlatarak, hukuki nitelikte delil olmayan CD’lerin gerekçe gösterilemeyeceğini kaydetti.

Duruşmada söz alan diğer bazı sanık avukatları da davaya müdahil olmak isteyenlerin ve bu talebi yerinde gören cumhuriyet savcısının bu yöndeki isteklerinin reddedilmesi gerektiğini bildirdi.

‘ASIL BİZ MAĞDURUZ’
Mahkeme Başkanı Ömer Diken, müdahillik talepleriyle ilgili olarak iddianame sırasına göre söz verdiği sanıklardan eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek, müdahillere ayrılan bölümü göstererek, ”Davaya katılmalarına kendileri de inansalardı burada olurlardı. Reddine…” dedi.

Eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral İbrahim Fırtına da olasılığın sonunun olmadığını, ihtimaliyatta her şeyin ihtimal dahilinde olduğunu belirterek, ”Böyle giderse suçtan zarar gördüğünü söyleyen herkes buraya gelir. 70 milyon da gelir. Siz de müdahil olabilirsiniz o zaman. Mahkemenin bu konuda doğru bir şekilde değerlendirme yapacağını umuyorum” şeklinde konuştu.

Eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Şükrü Sarıışık, meslek hayatları boyunca toplum içerisinde ciddi bir yer aldıklarını belirterek, mahkeme salonunun şov yeri olmadığını, burada bugüne kadar oluşturulan ciddi havanın bu kişilerin katılması durumunda bozulacağını söyledi.

Emekli Tuğgeneral İzzet Ocak, ”burada bir mağdur varsa onların da buradaki 196 kişi ve ailesi ve dostları olduğunu” ifade etti.

Emekli Tuğgeneral Süha Tanyeri de, müdahillik taleplerinin reddedilmesi gerektiğini belirterek, ”Buraya gelip bildiri dağıtan kişiler mi mağdur, biz mi mağduruz? Onları mağdur etmiş olamayız. 2002-2003 yılları ile ilgili olarak suçlanıyoruz. Oysa mağdur olduklarını iddia edenlerin isimleri, 2005 yılına ait bir belgede geçiyor. Birileri mağdur etmiştir biz değil, gitsin onlardan hesap sorsunlar. Müdahil talebinde bulunanlar bizi mağdur etmiştir” şeklinde konuştu.

‘İLK MAĞDURLARDAN BİRİ BENİM’
Emekli Tuğgeneral Behzat Balta da asıl mağdurun kendileri olduğunu ifade ederek, ”İlk günden itibaren mağdur olanlardan biri benim” dedi.

Sağına soluna yaftalar yapıştırılıp fotoğrafının çekildiğini birçok kere parmak izinin alındığını dile getiren Balta, ”Ben 44 sene vatana hizmet etmiş birisi olarak daha nasıl mağdur olabilirim, ama bunlar amaçlarına ulaştılar” diye konuştu.

Emekli Tuğgeneral Ahmet Yavuz, belgelerdeki 11 nolu CD’nin uluslararası güvenirliği zedelenmemiş bir heyet tarafından incelenmesini istediğini anlatarak, ”Bu doğru çıkarsa, müdahil olma taleplerinin kabul edilmesini ve bu doğrultuda tüm sanıkların yargılanmasını istiyorum. Hayatımda hiç bu kadar beceriksiz bir plan görmedim” şekline konuştu.

Emekli Albay Erdal Akyazan da cumhuriyet savcısının müdahillik taleplerini yerinde görmesi ve bunun kabul edilmesi yönündeki isteminde bir gerekçe sunmadığını belirterek, mütalaada gerekçenin olmamasının hukuki tereddütler doğuracağını söyledi.

Trajikomik bir anısını anlatmak istediğini dile getiren Akyazan, şunları kaydetti:

”12 Eylül’de darbe karşıtı olduğumu açık açık söylediğim için görevli olduğum İstanbul Piyade Okulundan, karacı olduğum halde İzmir’deki Hava Kuvvetleri Teknik Okullar Komutanlığı’na gönderdiler. Daha sonra ‘Darbe karşıtı örgüte üye olduğum’ gerekçesiyle gözaltına alınıp tutuklandım. Gözaltında olduğum 45 gün yaşadıklarımı hamaset olarak değerlendirilebileceği için anlatmıyorum. 1980’de ‘darbe karşıtı’ olduğum için yargılandım, şimdi de ‘darbeci’ olduğum için yargılanıyorum. Ben de ne yanlısı olduğumu karıştırır hale geldim.”

”Balyoz” darbe planı davasına bakan İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dün haklarında yakalama emri çıkarttığı 7 sanık, Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi.

Sivil plakalı askeri bir minibüsle adliyeye getirilen ve muvazzaf asker oldukları belirtilen 7 sanık, adliye binasına alındı.

Öte yandan, aralarında Tümamiral Cem Gürdeniz’in de bulunduğu 11 sanık tutuklamaya itiraz etti. (Ntv)

Cezayir’de yasağa rağmen protesto

0

Cezayir’de gösteri yasağına rağmen yüzlerce gösterici yönetim karşıtı protesto eylemi yapıyor.

Polisle göstericiler arasında yer yer çatışma çıktığı, bir dizi göstericinin tutuklandığı bildiriliyor.

Mısır, Tunus ve bölgedeki diğer ülkeler gibi Cezayir’de de yakınlarda özgürlük alanının genişletilmesini talep eden gösteriler yapıldı.

Cezayir’de 1992 yılında ilan edilen olağanüstü hal uyarınca toplu gösteriler yasaklanmış durumda.

Buna rağmen, başkent Cezayir’de ”sistem değişimi” çağrısıyla bugün düzenlenen yürüyüşe yüzlerce göstericinin katıldığı bildiriliyor.

Başkentte gösteri öncesinde 25 bin polisin görevlendirildiği söyleniyor.

Polis kordonu altında yürüyen göstericiler arasında, kapatılan İslami Selamet Cephesi liderlerinden Ali Belhac’ın da bulunduğu kaydediliyor.

Yaklaşık 2000 göstericinin başkentteki 1 Mayıs Meydanında güvenlik güçleri tarafından engellendiği, buna rağmen eylemcilerin kordonu zorlayarak geldikleri nokta olan Şehitler Meydanına doğru yeniden yürüyüşe geçtiği belirtildi.

Cuma günü, Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’in istifasını kutlamak için toplanmak isteyen kişilerin bir araya gelmesi polis tarafından engellendi.

BBC Cezayir muhabiri Chloe Arnold yönetimin Tunus ve Mısır türü bir halk ayaklanması yaşanmamasına çalıştığını kaydediyor. (BBC)