Ana Sayfa Blog Sayfa 5259

Yalnız değilsin dostum

Tim De Christopher

Sen ki misal, bir üniversite öğrencisisin. Anan-baban, arkadaşların, belki birkaç yıldır flört ettiğin sevgilin, dahası tüm toplum senden bir an önce okulunu bitirip işe-güce bulaşmanı, ekmeğini eline almanı bekliyor. Türkiye’de üniversite okuyan birisi için normalden de normal, olağandan da olağan bir durum bu. Ama sen “aptallık” yapıyor, gidip üzerine vazife olmayan işlere karışıyorsun. Yok ideallermiş, yok daha güzel bir dünyaymış, yok adaletmiş, falan filan. Bunlara kafanı yormakla kalmayıp bir de üstüne başını devletle, polisle, yargıyla belaya sokuyorsun. Gözaltına alınıyor, hapislere atılıyorsun.

“Aptal mısın sen? Sana mı kaldı dünyayı kurtarmak?” diye başında dolanıyor ailen, arkadaşların. Hadi onların canı acıyor da ondan feryatları diyelim; bir takım ya kalpsiz ya da akılsız köşe yazarları da senle güya dalgalarını geçiyor.  Ne kara kuruluğun kalıyor, ne aptallığın; hamile olduğun için orospu da oluyorsun, hayallerine baş koyduğun için sosyo-psikolojik sorunlu da.

Daha iyi bir geleceği, daha yaşanılır bir dünyası olduğun insanlık bırak minnet duymayı, bir de kızıyor, kaş çatıyor sana yaptıkların için. Bu dünyanın camını çerçevesini indirmek istiyorsun. İnsanlığa duyduğun hayalkırıklığını anlatmaya kelimeler yetmiyor, küfürler az kalıyor.

***

Hayallerimizdeki resmin tonları hafiften farklı olsa da, her birimizin kendince doğru bulduğu veya becerebildiği farklı bir eyleyişi olsa da, yöntemlerimiz çeşitlense de biliyorum ki bir çok insan var bu dünyada, bu duygularla yaşayan. Pisliklere bulanmış bir dünyada, bütün bu pisliklerden payına düşeni bol bol almış bir ülkede,  işe hangi pisliği temizlemekle başlayacağımızı bile bilemeden mücadele ediyoruz. Başta devlet olmak üzere bütün güç sahiplerinin üzerimize üzerimize geleceğini biliyoruz da, insanlığın geri kalanından bir destek görmemek de canımızı acıtıyor. Aslında yalnız olmadığımızı biliyoruz da, yine de inancımız ve umudumuz kuşkuya düşmüyor değil arada.

Arada bir hatırlamak istiyoruz yalnız olmadığımızı. Hissetmek istiyoruz birlik olmanın o müthiş gücünü. Bilmek istiyoruz dünyanın dört bir yanında var olduğunu bizimle 3 aşağı-5 yukarı ortak hayallere sahip olanların.

Kahramanlıkların ölüm üzerinden paye edildiği bir dünyada yaşam için mücadele veren gerçek bir kahramanın hikayesine kulak verelim madem. Hatırlamak, umutlanmak, sevinmek ve gururlanmak için. Yalnız olmadığını bilmen için.

***

Bush yönetimi pek güzel anlaştığı petrol kartellerine son bir kıyak geçmek ister, koltuğunu Obama’ya bırakacağı seçimlere beş kala. Kamuya ait toplam 60.000 hektarlık alanları petrol çıkarma amaçlı kullanılabilecek şekilde kiralamaya karar verir. İzlenen prosedür aslında ABD federal kanunlarına aykırıdır, ama ne gam.
Toplam 77 parselden oluşan alanın kiralama işlemi için açık arttırmaya çıkılır. Tim de Christopher da açık arttırmaya katılanlardır. Kiralanan toplam arazinin yaklaşık 9.000 hektarlık kısmı için 1.7 milyon dolar fiyat önerir ve açık arttırmayı kazanır.

Halbuki Tim de Christopher’cebinde bırakın 1.7 milyon doları, 5 allah kuruşu bile olmayan bir üniversite öğrencisidir. Açık arttırmaya katılmasının nedeni içinde koruma altında olan doğal parklar ve el değmemiş yabani hayat alanları da bulunan toprakları petrol kartellerinin zulmünden korumaktır. İlk planı aslında açık arttırmanın yapılacağı toplantı salonuna gidip süreci durduracak bir sivil itaatsizlik eylemi, bir protesto yapmaktır. Ama açık arttırmayı yönetenler “Oh ne ala, yeni bir müşteri daha geldi” diyerek kapıları sonuna kadar açınca kendisine, o da hiç bozuntuya vermez ve ihaleyi kazanmak suretiyle bozmaya karar verir.

Tim’in 1.7 milyon doları olmadığı ve asıl derdinin bu doğa katliamı planlarına sekte vurmak olduğu anlaşılınca göz altına alınır bu güzel insan, mahkemeye çıkarılır.

Bu arada Obama’nın İçişleri Sekreteri Ken Salazar “Bu süreç hükümetin iç kurallarına aykırı olarak gerçekleşmiştir” demektedir, tüm bu ihale süreci için. Tim’in sergilediği şahane sivil itaatsizlik örneğiyle pratik olarak zaten çuvallayan ihale süreci ardından tamamen iptal edilir.

Bu arada iklim mücadelesinin önde gelen isimleri Naomi Klein, Bill McKibben, James Hansen ve Terry Tempest Williams de açık bir mektup yayınlayarak “helal olsun Tim!” derler : “yıllardır süregelen enerji politikasına karşı yapılan en yaratıcı protestolardan biri; hepimizin ve geleceğimizin adına yapılmış derin bir davranış, onurlu bir hareket.”

Mahkeme sürecine geri dönelim : 5 gün süren bir duruşma süreci sonunda mahkeme Tim’e 75.000 dolar para ve 10 yıl hapis cezası verir. Duruşma sırasında doğru düzgün konuşturulmaz, tüm sürecin zaten kanun dışı ve yok hükmünde olması gerektiğini anlatmasına izin verilmez.

“Yargıya güvenin” cümlesini kuru kuruya, ağza tekerleme yapar gibi söylemek sadece Türkiye’de değil, ABD’de de boş ve anlamsız kaçmaktadır yani.

Mahkeme sürecinin sonuçlandığı perşembe günü Tim’in adliye çıkışında kendisini bekleyenlere yaptığı bir konuşma var ki, bu yazının esas kuryelik yapmak istediği mesaj da odur. Çevirisi aceleye geldi, bir kusur varsa affola.

***

“Dünya bizim nasıl bir tepki vereceğimizi merak ediyordu, ve hepiniz neşeli ve mağrur bir tepki verdiniz. Sahip olduğunuz gücün onların sahip olduğu herhangi bir güç karşısında boyun eğmeyeceğini gösterdiniz, ve bu haftanın en önemli olayı budur.

Şu mahkeme binasının içinde yaşanan herşey beni yalnız ve aciz olduğuma inandırmaya gayret etti. Benim tek başına, kolaylıkla kırılabilecek ufak bir parmak olduğuma ikna etmeye çalıştılar beni. Sizler ise bana ve hepimize benim ufak bir parmak olmadığımı, ama bir sürü parmağı olan bir yumruğun ufak bir parçası olduğunu hatırlattınız. Onların elindeki güçlerle kırılamayacak, güçlü bir yumruk.

Bu yumruk şiddetin sembolü değil. bu yumruk bizim birlik olduğumuzu asla unutmayacağımızın bir sembolü. Zayıf olduğumuz yalanına kanmayacağımızın bir sembolü. Parçalanmayacağımızın ve asla geri adım atmayacağımızın bir sembolü. Sağlıklı ve adil bir dünya hayalimize sadık kalacağımızın, ve bu hayali gerçekleştirecek olan her geçen gün büyüyen bir hareketi hep birlikte, adım adım inşa ettiğimizin sembolü. O mahkeme salonundaki bütün iktidar sahipleri benim zayıf ve yalnız bir parmak olduğumu sanmamı istediler; ama daha doğmamış çocuklarımız bize güçlü bir yumruk olduğumuz gerçeğini hatırlatıyor her an.

Şimdi hapse gideceğim, bunu hepimiz biliyoruz. Biliyoruz ki gerçek bu, ve bu benim yapmam gereken ufak bir iş yalnızca. Bu benim karşı karşıya olduğum bir bedel, benden önce birçokları da adalet için hapse girdi. Eğer hayallerimize sadık kalacaksak, benden sonra da bir çokları hapse girecek. Bu mücadelenin kolay kazanılmayacağını iyi biliyoruz. Mücadeleye başladığımız andan beri, çok iyi biliyoruz.

Okyanusta yükselen ve gerisin geri dönmeyi reddeden her dalga kıyıya çarpar, er ya da geç. Kıyıya çarpmaktır zaten amacı da; zira bir defa yükseldi mi okyanusun ortasında, görür ki ufak bir dalga değildir yalnızca, kocaman bir okyanusun bir parçasıdır aslında. En sarp kıyılardaki en sivri kayalar bile okyanusu parçalayamaz. Okyanusu hiç bir zaman yenemez kayalar, çünkü okyanusun ta kendisidir kıyılara şekil veren.

Bugün burada başladığımız şey işte bu. Dalga üstüne dalga üstüne dalga, kıyıya vuracağız. Her vuruşumuzda o kıyıyı biraz daha yaklaştıracağız hayallerimizdeki haline.

Bu okyanusun parçası olduğunuz için hepinize teşekkür ederim.”

Konuşmanın videosunu şu adreste ingilizce olarak izleyebilirsiniz. Konuşmanın tam metnine de şu adresten ulaşabilirsiniz.

***

Not : Geçen hafta kendimi bu hafta devamını getirmek umuduyla “iletişim”in derin sularına atmıştım.  Önce Viktor’un kaybıyla sarsılan yürek “ardından ve anısına bir dosya hazırlana” dedi, ardından da başka bir kahraman olan Tim De Christopher’la karşılaştım. İletişim konusu başka bahara kaldı.

Viktor Ananias hakkında hazırladığımız dosya haberinin pazartesi sabahı itibariyle Yeşil Gazete’de okunabileceğini de belirtelim.

Aleviler İzmir’den seslendi: Devletin Alevisi olmayacağız

İzmir Gündoğdu Meydanı’nda buluşan binlerce kişi “Eşit Yurttaşlık” talebini dile getirdiler. Ali Balkız “AKP 12 Eylül’ün çocuğu” derken, Fevzi Gümüş “Solcular iktidarda olsa ayrılık olmaz” diye seslendi.

İzmir’de Gündoğdu Meydanı’nda “Eşitlikçi, Çoğulcu, Demokratik Anayasa”, “Zorunlu din derslerine hayır”, “Laik Devlet” talepleri ile toplanan on binlerce Alevi ve onlara destek olan siyasal parti ve demokratik kitle örgütü AKP’yi ve AKP’nin Alevi siyasetini protesto etti.

Sabah’ın erken saatlerinde Cumhuriyet meydanında buluşan Alevi dernekleri kalabalıklar halinde Gündoğdu Meydanı’na yürüyüşe geçerken “Zorunlu din dersi kaldırılsın”, “AKP şaşırdı, sabrımızı taşırdı”, “AKP’nin Alevisi olmayacağız”, “Kasımpaşa imamı satamazsın vatanı”, “Faşizme karşı omuz omuza” sloganları attılar.

“AKP’nin çabası nafiledir”

Mitingde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız sözlerine miting alanındaki katılımcıları selamlayarak başladı. “Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılana, cem evleri yasal statüye kavuşana, Madımak Oteli müze oluncaya, Alevi köylerine cami yapılmasından vazgeçilinceye kadar mücadelemize omuz omuza devam edeceğiz” diyen Balkız, 12 Eylül düzeni tarafından getirilen ve AKP tarafından devam ettirilen asimilasyon ve ötekileştirmeye karşı mücadele edeceklerini de vurguladı.

AKP’nin 12 Eylül’den miras aldığı ve devam ettirdiği politikalara değinen Balkız, zorunlu din dersleri, Alevilerin fişlenmesi, seçim barajı, bilim insanlarının ve özgür basının susturulmaya çalışılmasını “12 Eylül ne yaptı ise AKP onu yapıyor” sözleriyle değerlendirdi. “AKP kimin çocuğu?.. 12 Eylül’ün çocuğu” diyen Balkız, AKP’nin Avrupa’ya kendini özgürlükçü ve demokrat olarak tanıttığını söyledi ve “AKP ne laik, ne demokrat, ne devrimci ne de özgürlükçüdür” dedi.

AKP’nin kendi Alevilerini yaratmak istediğine değinen Ali Balkız, AKP ile birlikte duran Alevileri ve kendini demokrat ilan edenleri “aramızdaki çürük insanlar” olarak niteledi.

“Çağımız insanlık çağıdır. Bu çağda ırkçılığa, faşizme, şeriata, köktendinciliğe yer yoktur” diyen Balkız, Tayyip Erdoğan’ın Ahmedinecad, Kaddafi ve Hüsnü Mübarek gibi olmaya hazırlanıyor diyerek AKP’nin politikalarının buna işaret ettiğini belirtti.

“Başbakan bizi dinlerse belki ne dedikse onun tersini yapmaz. Biz ne diyoruz diye merak ediyorsa defterine not etsin. Parti, seçim programına alsın. Alır mı, almaz. O seçim programına kendine demokrasi, kendine özgürlük alır. Ülkemiz kötüye gidiyor. Din sosuyla soslanmış tek adamcılığa doğru gidiyoruz. Referandum sonrasında öyle bir oynadı ki yargıyla yarın seçim sonrası başkanlığa gidiyor. Korkarız ki bir Hitler, Mussolini geliyor. Buna engel olmalıyız. Onun için 12 Haziran seçimleri önemli.”

AKP’ye karşı mücadele etmek için meydanda olan bütün kitle örgütlerine seslenen Ali Balkız, “İnsanlığın, eşitliğin, kardeşliğin, laikliğin ve cumhuriyet değerlerinin temsilcisi olan herkes ‘AKP’den kurtulalım’ şiarı altında buluşmalı” dedi.

“En az zalimler kadar cesur olacağız”

Mitingde konuşma yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Av. Fevzi Gümüş Alevilerin ağıt yakma dönemlerini geride bırakıp eşitlik, özgürlük ve demokrasi adına dönüştürme çabasının doğrudan içinde bulunmaları gerektiğini söyledi ve “Aleviler olarak, solcular olarak ve devrimciler olarak sürekli kaybeden taraf olmak zorunda değiliz. Ülkemiz, sağcılara, muhafazakarlara, gericilere bırakılmayacak güzeldir” dedi.

“17 yaşındaki gençleri idam ettirenler, 17-18 yaşındaki çocuklara Hrant Dink’i öldürtüyor, katliamdan 32 yıl sonra Maraş’ta ‘Burası Maraş buradan çıkış yok’ sloganı attırıyorlar” diyen Gümüş, AKP’nin siyasal İslam adına her alana hakim olmaya çalıştığına, YÖK ve HSYK’yı bu sebeple ele geçirdiklerine değindi.

AKP’nin Ergenekon sürecinde tutunduğu tavra da değinen Gümüş, AKP’nin darbecileri yargılıyoruz dediğini ancak gazetecileri tutukladığını, asıl darbe yapanları gizlediğini, darbecilerin rolünü üstlenerek toplumsal muhalefeti ortadan kaldırmak istediğini söyledi.

AKP’nin zihniyeti bozuk diyen Gümüş, Tayyip Erdoğan’ın bu zihniyetin sonucu olduğunu söyledi ve “Bu zihniyet yüzyıllardır vardır. Muaviye’den Yavuz Selime, 2. Mahmud’tan Erdoğan’a kadar hep varolmuştur. 12 Eylül askeri darbesi ile doruğa çıkan siyasal İslam zihniyeti bugün kendisini AKP kimliğinde iktidara taşımıştır” dedi.

Ülkede yaşananların tesadüf olmadığını söyleyen Fevzi Gümüş, “Türkiye’de komünizme karşı mücadele derneklerini kuranlar siyasal İslamcılar değil midir? Fethullah Gülen, Necmettin Erbakan, Abdullah Gül değil midir? Peki Türkiye’de solcu gençlere saldırarak Kanlı Pazar’ı yapanlar kimlerdir? Bunlar değil midir?” dedi.

Türkiye’deki ayrışma tartışmasının sorumlusunun solcular olmadığını söyleyen Gümüş, “Solcular iktidarda olsa ayrılık, gayrılık, bölücülük tartışılmaz adı bile geçmez” dedi ve iktidarın kendisine özgürlükçü, kendisine demokrat olduğunu, türban zulmünden bahsederken milyonlarca Alevi çocuğa siyasal islamı dayatmaktan geri kalmadığını belirtti.

“AKP’nin yaratmaya çalıştığı korku imparatorluğuna teslim olmayacağız” diyen Gümüş, Türkiye’de demokrasi, eşitlik ve özgürlük için değişime ihtiyaç olduğunu bunun için de büyük bir buluşma gerçekleştirmek gerektiğinden bahsetti.

“Örgütlülüğümüzü yükselteceğiz. Hayatın bütün alanlarına müdahil olacağız. Haklının ve mazlumun yanında olmaya devam edeceğiz” diyen Gümüş, mitinge katılanları “en az zalimler kadar cesur olmaya” çağırdı. (Hürriyet ve Sol’dan derlenmiştir.)

Milan rakip tanımıyor

0

İtalya Serie A’da lider Milan, ezeli rakibi Juventus’u deplasmanda 1-0 mağlup etti. Şampiyonluk yarışında önemli bir engeli daha geride bırakan Milan, ligde üst üste 4. galibiyetini aldı.

İtalya Serie A’nın 28. haftasında ezeli rakipler Milan ile Juventus karşı karşıya geldi.

Şampiyonluk yarışında Inter’in farkı kapatmasına izin vermek istemeyen lider Milan, rakibini tecrübeli yıldızı Gattuso’nun attığı tek golle 1-0 mağlup ederek çok önemli bir deplasmandan 3 puanla döndü.

Bu kritik galibiyetle puanını 61’e yükselten Milan, en yakın takipçisi Inter’in puan farkını azaltmasına izin vermedi. Seyircisi önünde sahadan boynu bükük ayrılan Juventus ise, 41 puanda kaldı.

Karşılaşmaya iki takım da kontrollü başladı. İlk yarıda takımlar gol yollarında etkili olamazken, ilk yarı golsüz eşitlikle sona erdi.

İkinci yarıda oyuna ağırlığını koyan taraf konuk ekip Milan oldu. Rakip kalede net fırsatlar yakalayan Milan, aradığı golü 68. dakikada Gattuso ile buldu: 0-1.

Kalan bölümde Juventus daha fazla risk alarak ileri çıksa da, rakip fileleri havalandıramadı ve Milan karşılaşmayı 1-0’lık sonuçla kazandı.

Arena’da beyaz mendiller

0

Karabükspor maçında Türk Telekom Arena tribünleri büyük ölçüde boş kalırken, Galatasaraylı taraftarlar karşılaşma boyunca yönetimi istifaya davet etti.

Galatasaraylı taraftarlar, Spor Toto Süper Lig’den erken kopan, hafta içinde de Ziraat Türkiye Kupası’na veda eden takımlarını, Kardemir Karabükspor ile oynanan lig maçında yalnız bıraktı.

52 bin kişilik Ali Sami Yen Spor Kompleksi Türk Telekom Arena’da oynanan karşılaşmaya ilgi göstermeyen sarı-kırmızılı taraftarlar, kötü giden takımlarına destek vermedi.

Stadın büyük bir bölümü boş kalırken, karşılaşma için 2 bin 400 bilet satıldığı, kombine bileti olan taraftarlarla birlikte yaklaşık 10 bin kişinin maçı izlediği öğrenildi.

Karşılaşmayı az sayıda Kardemir Karabüksporlu taraftar da misafir tribününden takip etti.

POLAT’A İSTİFA ÇAĞRISI
Galatasaraylı taraftarlar, Gaziantepspor ile oynanan kupa maçının ardından başkan Adnan Polat ve yönetime yönelik yaptıkları istifa çağrısını yinelediler.

”Adnan Polat yeter artık istifa”, ”Yönetim istifa” diye bağıran taraftarlar, futbolcular için de ”O forma kutsaldır nasip olmaz herkese” şeklinde tezahüratta bulundular.

Ultraslan taraftar grubunun bulunduğu tribününe ”İstifa da bir hizmettir” yazısı asıldı.

Oldukça kızgın olan taraftarların, maçın başlamasıyla birlikte de takımlarına destek vermek yerine ıslık ve alkışlarla protestolarda bulunmaları dikkat çekti. Taraftarlar, ”Herkes gider biz kalırız, biz Galatasaraylıyız” tezahüratını söylediler.

Taraftarlar, ilk yarı oynanırken ”Adnan Polat bu takım senin eserin” diye tezahürat yaptı.

BEYAZ MENDİL SALLADILAR
İspanya’da statlarda istenmeyen teknik direktörler veya yöneticiler için taraftarlar tarafından gerçekleştirilen ”Beyaz mendil sallama” geleneğine, Galatasaraylı taraftar da uydu.

Kale arkasında yer alan taraftarlar ellerinde getirdikleri beyaz mendilleri sallayarak, alınan kötü sonuçlardan sorumlu tutukları yönetimin ve başkan Polat’ın gitmesini istediler.

POLAT TEFTİŞTE
PFDK tarafından verilen cezası sona eren kulüp başkanı Adnan Polat, statta teftişte bulunarak eksikleri yerinde gördü.

Basın tribününe gelen başkan Polat, burada medya mensuplarıyla sohbet ederek eksik olan şeyleri sordu.

Daha önce yönetimde bulunan ancak istifa eden Haldun Üstünel’in de bu sırada başkan Polat’ın yanında olması dikkati çekti.

AYHAN KADROYA ALINMADI
Gaziantepspor ile oynanan karşılaşmada taraftarların tepki gösterdiği Ayhan Akman, teknik direktör Gheorghe Hagi tarafından 18 kişilik maç kadrosuna alınmadı.

Rumen çalıştırıcı, Ayhan’ın yerine ilk 11’de Yekta’yı sahaya sürdü.

BEKLER DEĞİŞTİ
Gaziantepspor maçında sakatlanan sağ bek Sabri’nin mevkisine Neill’i çeken Hagi, stoperde Servet’in yanında Gökhan’a şans tanıdı.

Hagi, sol bekte ise Çağlar’ı yedek soyundurarak, Hakan’a görev verdi.

İSTİKLAL MARŞI’NDA KARIŞIKLIK
Her maçtan önce stat hoparlörlerinden okunan İstiklal Marşı’nda karışıklık yaşandı.

İstiklal Marşı’nın okunmaya başlamasından hemen ardından, bir grup hoparlörden de marş çalınınca, çıkan seslerde karışıklık yaşandı. Marş böylece anlaşılmaz hale geldi.

Şener 2009’dan beri dinleniyormuş

Nedim Şener’e emniyet ve savcılıkta 50 soru yöneltildi. Hakkında 2009’dan itibaren teknik takip yapıldığı ortaya çıkan Şener’e, köşe yazılarında yer alan görüşleri ile çeşitli TV programlarında yaptığı konuşmalarla ilgili sorular soruldu.

Ergenekon soruşturmasının son dalgasında gözaltına alınan Milliyet muhabiri Nedim Şener’e emniyet ve savcılıkta 50 soru yöneltildi.

Milliyet’ten Türker Karapınar’ın haberine göre Emniyette susma hakkını kullanarak sorulara cevap vermeyen Şener hakkında 2009’dan itibaren teknik takip yapıldığı ortaya çıktı. Ayrıca 6 Mayıs 2009’da “M. Yılmaz” isimli bir kişi tarafından emniyete ihbar nitelikli bir e-posta gönderildiği, bu e-postada Şener’in “Ergenekon’un propaganda biriminde çok gizli bir görevli olduğu” iddiasının yer aldığı da anlaşıldı. Soruşturma kapsamında telefonları dinlenen Şener’in gazetedeki köşe yazılarında yer alan görüşleri ve çeşitli televizyon programlarında yaptığı konuşmalara ilişkin olarak da kendisine sorular yöneltildiği öğrenildi.

SUÇLAMA: ‘ETÖ ÜYELİĞİ’
Şener’e Organize Suçlar Şube Müdürlüğü’nde “Ergenekon terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla yöneltilen 50 soru arasında meslektaşlarıyla yaptığı telefon görüşmelerine dair soruların da yer aldığı öğrenildi. Şener’e Ergenekon soruşturması kapsamında daha önce tutuklanan ve haklarında dava açılan sanıklardan kimleri tanıdığı, daha önce tutuklanan OdaTv sitesi yöneticisi Barış Terkoğlu ile yaptığı bir telefon görüşmesi ve OdaTv’nin sahibi Soner Yalçın da soruldu.

SORU: 16 Şubat 2009’da Barış Terkoğlu ile yaptığınız telefon görüşmesinde Barış’ın, “Tamam o zaman biz sizinle hani hem şöyle bir tanışmış olduk” dediği, sizin “Soner abiyede selam söyleyin ne zaman isterseniz” dediğiniz tespit edilmiştir. Görüşmenin içeriğinden OdaTv ve Soner Yalçın’la samimi bir irtibatınız olduğu anlaşılmaktadır. Görüşmenin içeriğini açıklayınız.

OdaTv internet sitesine yönelik soruşturmada bir bilgisayarda bulunan “Ulusal Medya 2010” başlıklı doküman ve içeriği de sorulan Şener’in Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ve eski Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’la yaptığı haber konulu telefon görüşmelerinin yanı sıra Avcı’nın “Haliç’te Yaşayan Simonlar” adlı kitapta Şener’in “yazdığı kısımlar” bulunup bulunmadığı da soruldu.

SORU: “Haliç’te Yaşayan Simonlar” isimli kitabın yazılması ile ilgili sizin ne tür çalışmalarınız oldu. Hanefi Avcı ile nasıl bir işbirliği yaptınız?

SORU: Sabri Uzun ile aranızda karşılıklı çok samimi bir ilişkinizin olduğu anlaşılmıştır. Aranızdaki bu samimi ve yakın ilişkinin, Haliç’te Yaşayan Simonlar kitabına benzer yaptığınız kitap çalışmasının Sabri Uzun ismi ile çıkartılmaya çalışmasındaki rolü nedir?

AVCININ KİTABINDAKİ ÇELİŞKİLER
Şener’e, Avcı’nın kitabının ikinci bölümünde Hrant Dink cinayetiyle ilgili karanlıkta kalan hiçbir yan olmadığının yazılı olduğu, fakat kendisinin katıldığı televizyon programlarında, yazdığı yazılarda ve katıldığı televizyon programlarında tam aksi yönde görüş beyan ettiği ifade edildi. Sorguda Şener’in buna rağmen katıldığı televizyon programlarında kitabı savunduğu anlatıldı.

SORU: Kitabın içerisinde sizin fikirlerinize aykırı görüşler olduğu halde kitabın şiddetli savunucularından olmanız OdaTv’de ele geçirilen notlarla birlikte değerlendirildiğinde, bu kitabın ikinci kısmının yazım aşamasında ciddi çalışmalarınızın olduğunu göstermektedir. Bu durumu nasıl açıklayacaksınız?

Şener’e katıldığı bazı televizyon programlarında Ergenekon davası, Hanefi Avcı’nın kitabı ve Hrant Dink cinayetiyle ilgili yaptığı bazı konuşmaları da soruldu. Şener’in üç ayrı haber kanalında katıldığı dört farklı programda yaptığı açıklamalar da sorulan sorulara referans olarak gösterildi. Birinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından İsmail Yıldız’a ait hard diskte çıkan notlarda yer alan “Hanefi Avcı’nın Nedim Şener mahlasıyla (takma adıyla) Çakıcı ve Uzanlar hakkında kitap yazdığı” iddiası hatırlatılarak, Hanefi Avcı ile birlikte bir kitap çalışması yapıp yapmadığı, ayrıca Avcı’nın da Çakıcı ve Uzanlar hakkında kitap yazıp yazmadığı soruldu.

BİLGİSAYAR VE CD’LERİ NEDEN ATTIN?
Şener’e 27 Şubat 2011’de milletvekili İlhan Kesici’yle yaptığı bir telefon görüşmesinde, “Bir gazeteci evinde tek bir CD tutmaz mı, bilgisayar bulundurmaz mı? Ama bunların hepsini çıkardım attım, evde bir tane Zeki Müren CD’si bile kalmadı. Bütün bilgisayarları attım” dediği hatırlatılarak, “örgütsel veya illegal bir faaliyeti yoksa evindeki tüm dijital verileri yok etmesinin sebebi” soruldu. Yine bir başka görüşmede Şener’in sabit telefonla konuşmayı tercih etmesi sorgu sırasında “gizliliğe dikkat etmesi” şeklinde değerlendirildi ve bunun sebebi soruldu.

SORU: Evinizdeki tüm dijital verileri yok etme sebebiniz nedir? Sabit telefonla konuşmayı neden tercih ediyordunuz?

DÜNDAR’LA KONUŞMALARI DA SORULDU
Nedim Şener’e sorulan sorular arasında Uğur Dündar’la yaptığı üç telefon görüşmesi de var. Şener ile Dündar arasında 21 Temmuz 2009’da geçen ilk görüşmede Dündar Şener’e kitabını kendisinden habersiz çıkardığı için sitem ediyor. 23 Temmuz 2009’da yapılan görüşmede ise Dündar, kendisinin katılacağı bir ödül törenine bir arkadaşının da geleceğini, Şener’e bir dosyadan bahsedeğini ancak Şener’in daha sonra bu konuda telefonda kendisine hiçbir şey söylememesini söylüyor. Şener de “Tamam” diyor, Dündar da “Telefonda katiyyen konuşmayalım” diye Şener’i tekrar uyarıyor. Bu görüşmeden iki dakika sonra yapılan ikinci görüşmede de Dündar Şener’i o konuda sadece kendisiyle değil hiç kimse ile telefon görüşmemesini söylüyor.

SORU: Görüşmede gizliliğe dikkat etmenizin sebebi nedir?

‘AVCI NİYE MESAJ ATTI?’
Nedim Şener’e, Hanefi Avcı’nın Devrimci Karargah terör örgütüne yönelik soruşturmada tutuklandıktan sonra kendisine mesaj attığı belirtilerek, “Eşi ve gönül ilişkisi olduğu bayandan hemen sonra ve sadece size mesaj atmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu da soruldu.

İhbar mektubundaki “M.Yılmaz” en sık rastlanan isimlerden. İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün internet sitesindeki 2008 yılında güncellenen bilgilere göre, Mehmet ve Mustafa en çok kullanılan ilk beş erkek ismi arasında. Ülke çapında en çok kullanılan ilk beş soy adından biri ise Yılmaz. Yılmaz soyadını taşıyan vatandaş sayısı ise 1.5 milyon civarında.

İŞTE CMK’DAKİ HÜKÜM
Telefon dinleme ya da Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki adıyla “teknik takip” uygulamasının hangi hallerde ve nasıl yapılacağı CMK’nın 135. maddesinde anlatılıyor. Buna göre “Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmalarda, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir ve kayda alınabilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.”

Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 9 Şubat 2009’da verdiği karara göre de “içeriği maddi bulgularla desteklenemeyen telefon görüşmelerine dayalı iletişim kayıtları” hükme esas teşkil edecek delil olarak kullanılamıyor.

OdaTv internet sitesiyle bağlantılı soruşturma kapsamında Ankara’da gözaltına alınan ve sağlık sorunları gerekçesiyle İstanbul’a götürülemeyen OdaTv Ankara Temsilcisi Mümtaz İdil’in, savcılık talimatıyla serbest bırakıldığı öğrenildi. İdil’in avukatı İsmail Çakmak, “Gece saat 00.10 sıralarında gelen talimat uyarınca serbest bırakıldığı söylendi ve eşyaları da kendisine teslim edildi. Ancak sağlık sorunları gerekçesiyle hastanedeki tedavisi bir süre daha devam edecek” dedi. İdil’in, gırtlak kanseri olduğu ve yemek borusunun 3’te 2’sinin alındığı açıklanmıştı. (Ajanslar)

Öğrenciler mezar evlerde yaşıyor

Sakarya Üniversitesi Rektörü korkunç gerçeği açıkladı. Depremde hasar gören binalardaki 15 bin konut öğrencilere kiraya veriliyor.

Sakarya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muzaffer Elmas, üniversite olarak yaptıkları proje araştırmasında, 17 Ağustos 1999 Marmara Depreminde hasar gören sorunlu 2 bin 500 binadaki yaklaşık 15 bin konutta üniversite öğrencilerinin kaldığını, biran önce bu binaların boşaltılıp güçlendirme veya yıkılarak yerlerine yenilerinin yapılması gerektiğini söyledi.

Doğan Haber Ajansı’nın haberine göre, Sakarya Girişimci ve Sanayici İşadamları Derneği’nin düzenlediği toplantıda konuşan Sakarya Üniversitesi Rektörü Elmas, deprem konusunda uyarılarda bulundu. Rektör Elmas, Üniversite olarak güvenli yapılarla ilgili bir süre önce il genelinde 17 Ağustos Depreminden etkilenen binalarla ilgili proje başlattıklarını hatırlatarak şunları söyledi:

“Sakarya Üniversitesi olarak depremden etkilenen binaların mevcut durumu ile ilgili bir çalışma yaptık. Bu binaların mevcut deprem yönetmeliğine göre mutlaka boşaltılarak güçlendirme yapılması veya yerine yeni binalar yapılması gerekiyor. Bu binalar genellikle Sakarya Üniversitesi’nde öğrenim gören öğrencilere kiralanıyor. Deprem sonrası orta hasarlı olanlar zaten bir şekilde toparlandı. Ama şu anda ‘6 katlı olup’ depremi hasarsız atlattı’ denilen 2 bin 500 civarında bina var. Bu da aşağı yukarı 15 bin konut demek. Şu anda 15 bin konutluk, depremde yıkılmaya aday bina var. Bu bir varsayım değil, bu bir gerçek.”

Sakarya Üniversitesi Rektörü Elmas, deprem geçiren ve deprem yönetmeliğine uymayan bu binalarda sahiplerinin oturmadığını da söyleyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu binalarda sahipleri zaten kendisi yaşamıyor. Kendi oturmuyor. Öğrencilere veriyor. Depremi bu binalarda yaşayan hiç kimse tekrar aynı binalarda oturamaz. Ama evlerini kiralıyorlar.”

Sakarya’da bu konu sık sık gündeme gelmesine rağmen depremin ardından 11 yıl geçmesine rağmen hiç bir düzenleme yapılmıyor. Yasal engeller ve hak sahipliği nedeniyle binalar yıktırılamıyor. Bu binalarda da genellikle, öğrenci sayısı 55 bine çıkan Sakarya Üniversitesi’nde öğrenim gören ve yurt bulamayan öğrenciler kalıyor. (Sol)

Beşikçi’ye ceza / Derya Sazak

İletişim Yayınları’ndan çıkan “İsmail Beşikçi” kitabının tanıtım gecesinde sessizce bir köşede bekleyen Hoca’ya “Zamanı durdurmuşsunuz, sizi çok iyi gördüm” deyince yanıt çevresindeki dostlardan geldi:

“Savcılar zamanı durdurmuyor ama bugün yine 15 ay ceza verdiler!”

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?!

Yaşamının 17 yılını cezaevinde geçiren bir bilim insanı, düşüncelerinden ötürü 2011 Türkiye’sinde yeniden cezaevine gönderilmek isteniyor. Üstelik artık 72 yaşında!

Beşikçi “Çağımızda Hukuk ve Toplum” dergisine Kürtlerle ilgili bir makale yazmış. “Terör örgütü propagandasını yaptığı” gerekçesiyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce mahkûm ediliyor. İlginçtir. Mahkeme Başkanı Şeref Akçay, karara muhalefet ediyor. Beşikçi’nin yazısında, Türkiye’de ve diğer ülkelerde sosyal gelişmelerin tarih süreci içerisinde irdelendiğini ifade ederek, “Yazar tamamen kendi düşüncelerini açıklamıştır. Yazıda salt ‘gerilla’ kelimesi ve ‘Q’ harfinin kullanılmasının atılı suçun unsurlarını oluşturmayacağı görüşünde olduğum çoğunluğun kararına katılmıyorum” diyor.

Kandil’i “Q” harfiyle yazdı diye 15 ay ceza olur mu?!

İsmail Beşikçi bu tür haksızlıklara alışık; genç bir SBF öğrencisi iken, Alikan aşireti üzerine tez yazarken, Doğu’da yedek subaylığını yaparken ve Erzurum’da asistanken, Kürtlerin varlığı, dili, kültürü üzerine sosyolojik gerçekleri savunurken “resmi ideoloji”nin duvarına çarpmış. 12 Mart’ta üniversitedeki meslektaşları tarafından ihbar edilmiş, atılmış, tutuklanmış, 12 Eylül öncesi yeniden cezaevine gönderilmiş ve 1990’ların ortasına dek toplam 17 yıl hapis yapmış.

Kürtlerle ilgili araştırmalar yaptığı için başına gelmedik kalmamış.

“Engizisyon” bu değilse nedir?

Genç bir akademisyen, hiçbir zaman eylem içermeyen görüşlerinden ötürü bir bir orta yaş dönemini cezaevinde geçiriyor. İsmail Beşikçi, Çorum-İskilipli, Kürt değil. Kürt davasına adanmış bir hayat nedeniyle gerçekte Mandela’ya benzetilecek birisi varsa bu isim, Beşikçi olmalıdır. Ancak “Sarı Hoca” bu tür benzetmelerden de, insan hakları ve barış alanında yaşam boyu sürdürdüğü mücadelesinin herhangi bir ödüle dönüştürülmesinden de asla hoşlanmayacak mütevazılıkta bir entelektüeldir.

İsmail Beşikçi’yi törendeki kısa konuşmasında dinlerken Hoca için en anlamlı ödülün kırk yıl önce anlaşılmayan tezlerinin bugünkü “Kürt gerçeği” karşısında sorunun artık barışçı bir çözüme kavuşturulmasına sağlayacağı katkı olacağını düşündüm. “Resmi ideoloji”nin kırk yıldır eziyet ettiği bu insanlardan devletin özürü de ancak, demokratik çözümlerin hayata geçirilmesiyle olurdu.

15 aylık son ceza, henüz o iklimi solumaktan çok uzakta olduğumuzu gösteriyor.

Gazetecilerle ilgili gözaltı dalgası, “kara perşembe”ler ve 60’tan fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir Türkiye gerçeği.

İleri demokrasi bu mudur?!

-Milliyet-

Mor Gabriel’in çığlığı – Zeynep Tozduman

Son dönemde “MOR GABRİEL” haberleriyle Türk ve Avrupa basınında sürekli gündeme gelen Mor Gabriel Davası gözleri bir anda Süryani halkına yeniden çevirdi. Pek yakında Mor Gabriel manastırını ziyaret edecek olan papa gelen haberler arasında.

2008’den beri süregelen Mor Gabriel Manastırına ait toprak davaları yüzünden, Süryani halkının yüreği ise hala güvercin tedirginliğinde. Kederle yaşamak belki de bu halkın bir yazgısı oldu. Önümüzdeki günlerde yeniden başlayacak olan mahkeme süreci yüzünden yüreklerinde med-cezirler yaşayan sabrın ve hoşgörünün temsilcisi bu halk, Türkiye’de iç hukuk yolları kapanırsa AHİM’e gidecek. Umarım Mor Gabriel davası bu kez adil ve demokratik bir şekilde çözülür ve o aşamalara gelmez.

Mor Gabriel davası ile ilgili biraz hatırlatma yapalım.

2009 yılında Mardin / Midyat ilçesinde Mor Gabriel manastırına ait topraklar, arkasındaki siyasi güce güvenerek AKP’li SÜLEYMAN ÇELEBİ’ye bağlı aşiretler tarafından dava açılmıştı.

Söz konusu olan HAZİNE DAVASINda; Güngören Köyü’nde gerçekleştirilen kadastro çalışmalarında Mor Gabriel Manastırı Vakfı adına tespit edilen toplam 12 parçadan oluşan 244 dönümlük ( 244.265 m2) taşınmaz malla ilgili Hazine tarafından Midyat Kadastro Mahkemesi’nde 29.01.2009 tarihinde dava açılmıştır. Bu dava sonucunda 24.06.2009 tarihinde söz konusu arazilerin Mor Gabriel Manastırı’nın mülkiyetinde olduğuna karar verilerek Hazine’nin davası ret edilmişti.

Maliye hazinesi tarafından yapılan temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme sonucu Yargıtay davayı Mor Gabriel aleyhine bozmuştur. Yargıtayın gerekçeli kararı ise şöyle “Kadastro Kanunu’na göre belgeye dayanmaksızın araziler üzerinde fiili hâkimiyete dayalı olarak kadastro çalışmalarında kişiler adına en fazla 100 dönüm ( 100.000 m2) taşınmaz tescil edilebileceği gerekçe gösterilmiştir’’. Oysaki manastır, Yargıtaya 2 belge sunmuştur. (Kişi ve şahıs arazilerinde 100 dönümdür vakıf yâda kurum olarak daha fazla olabilir). Nedense Yargıtay bu kararı bozarken mahkemeye sunulan bu 2 belgeyi dikkate almadan karar vermiştir. Sunulan belgelerden Birincisi; 1936 beyannamesi; 1936 beyannamesi olarak adlandırılan beyannamede Manastır’ın 17.07.1935 tarihi itibariyle 20 parça susuz tarla, 2 bağ, 2 su kuyusu ile Manastır’ın bina ve müştemilatları ile tapuya bağlanmamış arazilerin maliki olduğu beyan edilmiştir. İkinci belge 1.9.1937 tarihi itibariyle de Arazi Tahrir Kanunu uyarınca tanzim ettirilen arazi tahrir kayıtları uyarınca Manastır’ın 21 parça arazi için vergi ödediğini ortaya koyan arazi tahrir yani vergi kayıtlarıdır.

Şimdilerde ikinci temyize gidecek olan manastırın, Yargıtay kararı değişmezse 244 dönüm olan arazisi bu durumda 100 dönüme düşecektir. Hukuki süreç devam etmektedir.

Yaklaşık 1600 yıldır Süryani halkına ait olan bu kutsal mabet sadece bir mabed değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve yaşanılası dostluklarında adresidir. Bunca yıldır çektikleri acılar yetmez gibi Turabdin (Mardin ve civarı )’de son kalan birkaç manastırdan biri olan Mor Gabriel’ide ellerinden almak hangi vicdana, hangi mantığa sığar bilemiyorum.

1915’ten bu yana zorla Müslümanlaştırıldıkları, bağları-bahçeleri arazileri baskıyla, zorbalıkla, tehditle, ölüm korkusuyla ellerinden alındığı yetmezmiş gibi bu halkın son kalan 2-3 manastırınada el koyalım onlarıda camiye çevirelim olsun, bitsin bu iş.

Avrupa’ya gittiğimizde ise AB’ye şirin görünmek için demokrasi havarisi kesilelim. Kimse bu yalanları yemiyor artık.

Son günlerde hepimizin medya yoluyla tanık olduğu Ortadoğuda, İslam ülkelerinde BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) projesi doğrultusunda birbiri ardı sıra çıkan isyanlar her gün başka bir ülkeye sıçrarken düşünmek gerek.

Bu dünya kimseye kalmaz. 42 yıldır Libya lideri Kaddafi nin koltuğu bir İSYANA bakıyormuş meğerse. Yaşanılanlardan ders almadıkça! Bizimde kaçınılmaz sonumuz böyle olacak gibi görünüyor.

Sen ülkendeki Azınlıklara, Asli unsur olan Kürtlere, Alevilere, emekçilere sahip çıkmadıkca onların demokratik taleplerini ve insan haklarını hayata geçirmedikçe bir isyanda koltuklar nasıl alaşağı oluyormuş hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Mor Gabriel davası bu ülkede Vicdan sahibi olan hepimizin davasıdır. Mor Gabriel’e sahip çıkmak Büyük insanlığa sahip çıkmaktır. Bu ülkenin asli unsuru olan Kürtlerin ve ezilen bütün halkların anadilde eğitim hakkına, demokrasiye, en temel insan haklarına sahip çıkmak Mor Gabriel’e sahip çıkmaktır aynı zamanda.

Kadim Süryani halkının anayurdu olan bu topraklarda bırakınız, insanca ve korkusuzca yaşasınlar. Türkiye’de Süryani halkına, Mor Gabriel davası ile reva görülen ise psikolojik soykırımdır. Sofeg Hogil ! (Yeter artık! ) verdiğimiz acı bu halka. Dün kanlarını, bu gün ise kanla suladıkları toprakları da ellerinden almaya çalışıyoruz. Oysaki Toprak insanla güzeldir biz ki bildikten sonra bir somun ekmeğimizi, toprağımızı, suyumuzu en yakın komşumuzla paylaşmayı, paylaştığımız kadar insanız. Bu güne değin bu toprakların 6000 yıllık en kadim halkı olan Süryani halkına ait toprakları; bizler hayâsızca ve umarsızca kullanırken hiç düşündük mü? Bunca insanın ahı var, gözyaşı var diye yediğimiz her lokmada.

Yönetenlere inat, halkları birbirine kırdıranlara inat Gelin! Haramsız, kinsiz, insanca ve dostca birlikte yudumlayalım geleceğimizi yan, yana, Yana yakıla.

(http://www.gomanweb.net‘te 01.03.2011’de yayınlanmıştır)

Gazetecileri gazetecilerden sakladılar

”Ergenekon” soruşturmasında gözaltına alınan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık adliyeye getirildi. Adliye önünde etten duvar ören polis, görüntü alınmasını engellemeye çalıştı.

Son ‘Ergenekon’ operasyonunda gözaltına alınan 10 kişiden İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde sorgusu tamamlananlar Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne getirildi.

Adliyeye önce yazar İklim Bayraktar ile polis memuru Aydın Bıyıklı getirildi.

Daha sonra ise emniyette susma haklarını kullanan gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık getirildi.

Gazeteciler ve yakınları, Şener ve Şık’ı adliyeye alınırken alkışladı. Kalabalık grup, ayrıca çeşitli sloganlar attı.

Zanlıları soruşturmayı yürüten Savcı Zekeriya Öz sorgulayacak.

Bu arada, polisin adliye önünde yoğun güvenlik önlemi aldığı görüldü. 50’den fazla polis, gazetecilerin görüntü almaması için büyük çaba harcadı.

Öte yandan, Emniyet Müdürlüğü’nde tutulan Müyesser Yıldız, Mümtaz idil, Yalçın Küçük, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk ve Sait Çakır’ın emniyetteki sorgusu devam ediyor. (ntv)

Cem Özdemir: Hedef SPD ile koalisyon hükümeti kurmak

0

Yeşillerin seçim kampanyasına destek vermek üzere Stuttgart’a gelen Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, 27 Mart’ta Baden Württemberg Eyaleti’nde 57 yıllık CDU iktidarına son vereceklerini söyledi.

Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Stuttgart pazarını gezdi, vatandaşlara elma dağıttı. 27 Mart’ta yapılacak eyalet seçimlerinde Yeşiller’den Stuttart’ta birinci sırada milletvekili adayı gösterilen Muhterem Aras ile vatandaşların beklendilerini dinleyen Cem Özdemir, 27 Mart‘ta 57 yıllık CDU iktidarına son vereceklerini söyledi. Hedefin SPD ile koalisyon hükümeti kurmak olduğunu belirten Özdemir, “Sosyal Demokratlar ile iyi anlaşıyoruz ve bir koalisyon hükümeti kurmak istiyoruz“ dedi. CDU’lu eyalet başbakanı Stefan Mappus’un “Yeşiller’e vereceğiniz her oy başbakan adayı Winfried Kretschmann’a değil Cem Özdemir’i gidecek” şeklindeki açıklamasını değerlendiren Cem Özdemir, “Eyalet Başbakanı Mappus Yeşiller’den korktuğunu ve iktidarı kaybetme endişesinde olduğunu itiraf ediyor. CDU’lu başbakan Mappus son derece çirkef bir seçim kampanyası yapıyor. Başbakan adayımız Winfried Kretschmann’ın yaşlı ve hasta olduğu, aslında sadece sembolik olarak gösterildiği ve benim onu kontrol ettiğim söyleniyor. Bunlar çok çirkef şeyler. CDU öcüler yaratmaya çalışıyor.

OYLAR BÖLÜNMESİN
Hedefimiz Sosyal Demokratlarla birlikte CDU iktidarına son vermek. Biz de 57 yıl iktidar olsak bu kadar süreden sonra muhalefet olmamız daha sağlıklı olur. CDU, eyaleti kendi malı gibi görüyor. Stuttgart bizim kalemiz. CDU ile Yeşiller arasında kıran kırana bir seçim yaşanacak. Muhterem Aras “Çok iyi bir politikacı ve siyasetten iyi anlıyor. CDU iktidarına son vermek gibi tarihi şansı yakaladık. Vatandaşlar sandığa gittiklerinde dikkat etmeliler. Oylar bölünmemeli“ dedi.

İNSANLARIN GÖNLÜNÜ KAZANMADILAR
Feurbach Camii’nde düzenlenen, Türk kökenli işadamları, vatandaş ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katıldıkları toplantıya konuşmacı olarak katılan Cem Özdemir, Almanya’nın uyum politikasını eleştirdi. Türklerin Almanya’da “sorun teşkil eden” unsur olarak gösterildiğini belirten Cem Özdemir, Almanya’nın yapacağı en doğru yöntemin insanların gönlünü kazanmak olduğunu söyledi. “insanlara buralı olduğu, yabancı olmadığı söylenmeli. Birlikte daha iyi olmak için çalışalım denmeli“ Şeklinde konuştu.

Feuerbach Camii’nde düzenlenen toplantıya Stuttgart Başkonsolosu Türker Arı, konsolos ve ataşeler, 27 Mart seçimlerinde milletvekili adayı olan Muhterem Aras, BİG partisi başkanı Haluk Yıldız ve milletvekili adayları katıldılar. (hürriyet)