Ana Sayfa Blog Sayfa 5249

Erdoğan: Ha nükleer, ha tüpgaz, ha köprü…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Japonya’da meydana gelen deprem ve daha sonrasında yaşanan nükleer kazalar zincirini yorumladı. Tüm Dünya’da nükleer santrallerin güvenliği sorgulanırken, Almanya bazı nükleer santrallerini kapatma kararı almışken ve Japonya Başbakanı, radyasyonu, tsunamiden daha tehlikeli ilan etmişken, Başbakan Erdoğan nükleer santralleri savundu.

Erdoğan’a göre, risksiz bir yatırım yok ve nükleer santralin riski ile bir tüp gazın ya da boğaz köprüsünün riski aynı. Japonya’daki depremin ardından nükleer sızıntıyla ilgili büyük endişe yaşandığını ifade eden bir gazetecinin, “İsviçre, Almanya gibi bazı ülkeler de askıya alma, nükleer projeleri durdurma gibi kararları ardı ardına açıklıyorlar. Türkiye’nin nükleer projeleri askıya alma gibi bir düşüncesi var mı” sorusuna, “Şu anda bizim Rusya ile yaptığımız görüşmeler ve nükleer enerji ile ilgili atacağımız adım konusunda herhangi bir askıya alma gibi şu anda düşüncemiz veya böyle bir takvim söz konusu değil. Takvim şu anda işliyor ve bir an önce de biz programımızı gerçekleştirelim, bitirelim istiyoruz” yanıtını verdi.

Gazeteci de bunun üzerine, “Başa gelebilecek böyle bir radyasyon sızıntısı, deprem sonucu ya da tsunami sonucu Japonya’da olan burada da meydana gelebilir” dedi.

Başbakan Erdoğan da “Riski olmayan hiçbir yatırım yoktur. Yani evinize Aygaz tüpü de o zaman koymamak gerekir veya bir doğalgaz hattı çekmemek gerekir veya ülkeden ham petrol hattının geçmemesi gerekir. Şimdi bunlar hangisi olursa olsun herhangi bir tehditle ya da saldırıyla karşı karşıya kaldığı zaman bunların az veya çok bir bedeli olur. Bunların hepsi özellikle dünyada sanayileşme olsun, teknoloji olsun modern dünyanın bütün güzelliklerinin yanında bilelim ki birçok sıkıntıları da olacaktır. Yani kozmetik dünyanın içerisinde birçok sıkıntılar var. Ve bu kozmetik yaşamın içerisindeki sıkıntılar güzelliği getirirken bu güzelliğin yanında da bakıyorsunuz birçok sıkıntıları da getiriyor. Ama kimse ondan vazgeçmiyor. Yine kullanmaya devam ediyor. Bu ise çok daha farklı. Adeta bizim enerjideki sıkıntılarımızı büyük ölçüde aşmamıza vesile olacak. Ama böyle bir, Allah göstermesin fevkalade yüksek 8.9 büyüklüğündeki bir deprem bırakın nükleer enerjiyi, görüyorsunuz, televizyonlarda izliyoruz köprüler vesaire.. Yani biz köprüleri yapmayalım mı? Bütün o dev köprüler gördünüz gitti. Şimdi bizim 1. köprümüz, 2. köprümüz ne bileyim 3. köprü bunların hepsi hesapta. Bütün tedbirleri alacağız ve bu tedbirlerle de tabii bu tür adımları da atacağız” diye konuştu.

-Yeşil Gazete-

Japonya’da radyasyon paniği büyüyor

Depremin ardından ardarda patlamalar olan Fukuşima nükleer santralından radyasyon sızıntısı büyürken 24o kilometre mesafedeki başkent Tokyo’da da radyasyon paniği başladı.

Kentin 24 saat açık alışveriş merkezi Don Kişot’ta telsiz, el feneri, uyku tulumu ve yakıt tanklarının tükendiği bildiriliyor. Turistler kenti terk ederken uçak bileti sıkıntısı baş gösterdi.

Patlama ve radyasyon sızıntısı

Fukuşima’daki 3 nükleer reaktörde depremden bu yana dört patlama oldu. Reaktörlerdeki basıncı azaltmak için atmosfere verilen radyoaktif buhar rüzgarla dağılırken, radyoaktif bulutun Tokyo’ya 10 saat içinde ulaşabileceğini söyleyen Tokyo’daki Fransız Elçiliği vatandaşlarına kenti terk etme çağrısı yaptı.

Alman havayolları şirketi Luftahsa ise Japonya’dan gelen uçaklarda radyasyon taraması yapıyor.

Öte yandan Fukuşima nükleer santralinin 500 kilometre kuzeyinde bulunan Rusya’nın Viladivostok kentinde dün gece ölçülen radyasyon seviyesinin 6 saat içinde arttığı tespit edildi.

Başbakandan dışarıya çıkmayın uyarısı

Japonya Başbakanı Naoto Kan Fukuşima nükleer santralinin çevresindeki radyasyon seviyesinin yasal olarak izin verilen düzeyin 400 kat üzerine çıkması üzerine 20 ile 30 kilometre arasındaki mesafede yaşayanların evde kalmaları ve sokağa çıkmamaları uyarısında bulundu.

Santralın 20 kilometre çevresinde yaşayanlar ise Cumartesi günü 1 numaralı reaktördeki patlamanın ardından boşaltılmıştı. Evlerinden boşaltılanların sayısının 200 bini geçtiği bildiriliyor.

Yeşil Gazete

Kyodo News, Rauters ve MSNBC’den derlenmiştir.

Almanya 17 nükleer reaktörden 7’sini kapatıyor

Almanya Başbakanı Angela Merkel ve eyalet hükümetleri 1980 yılından önce inşa edilmiş 7 nükleer reaktörün geçici olarak devre dışı bırakılması konusunda anlaştı. Ülkede toplam 17 nükleer reaktör bulunuyordu.

Merkel, bugün eyalet hükümetlerinin başbakanlarıyla toplantısının ardından yaptığı açıklamada, denetimler tamamlanana kadar Biblis A ve B, Neckarwestheim, Brunsbüttel, Isar 1, Unterweser ve Phillippsburg reaktörlerinin devre dışı bırakılması konusunda mutabakata vardıklarını duyurdu. Japonya’da yaşanan deprem ve tsunami felaketlerinin yol açtığı nükleer tehlike üzerine Alman hükümeti nükleer santral denetimlerinin gözden geçirileceğini duyurmuştu.

Almanya başbakanı Angela Merkel 15 Haziran’a kadar sürecek geçici kapatmanın ardından yenilenebilir enerjiye hız vereceklerini ve reaktörlerin güvenlik standartlarını geliştireceklerini söyledi.

Nükleerden çıkış

SPD-Yeşiller hükümetinin kararıyla 1998’de nükleerden çıkış yasasını kabul eden Almanya bir kaç yıl öncesine dek santrallarını 2021’de devre dışı bırakmayı öngörüyordu. Ancak Angela Merkel liderliğindeki koalisyon hükümeti, bu stratejiyi gevşetmeye başlamıştı. Hükümet, ülkedeki 17 nükleer reaktörün planlanandan ortalama 12 yıl daha fazla hizmet vermesini kararlaştırmıştı.

Ancak bu karar tepki çekti. Yaklaşık yüz bin kişi hafta sonunda 45 kilometrelik bir insan zinciri oluşturarak hükümeti protesto etmişti. Bugün de çok sayıda protestocu başbakanlık önünde toplanarak ‘şalteri indir’ sloganları attı.

Merkez sağ hükümet, şimdiye dek ülke yenilenebilir kaynaklardan daha çok enerji üretecek duruma gelene dek santrallara ihtiyaç olduğu görüşünü savunuyordu. Ancak plana karşı çıkanlar hükümeti enerji şirketlerine boyun eğmekle suçluyordu.

Halk istemiyor

ARD televizyonunun yayınladığı yeni bir ankete göreAlmanya’da halkın yüzde 53’ü ülke elektriğinin dörtte birini karşılayan nükleer santralların tamamının hemen kapatılmasını istiyor. Ankete göre halkın %80’i Japonya’da yaşanan kazanın bir benzerinin Almanya’da da yaşanabileceğini ve ülkenin nükleerden tamamen çıkış stratejisinin sürdürülmesi gerektiğini söylüyor.

Alman Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir bugün yaptığı konuşmada eski nükleer santralların derhal kapatılması gerektiğini söylemişti. (DW, BBC, AFP, Grüenen.de)

(Yeşil Gazete)

Tatlıses yavaş yavaş uyandırılıyor

Uğradığı silahlı saldırı sonucu yoğun bakımda tedavisi süren İbrahim Tatlıses geçirdiği ameliyatın ardından uyandırılmaya başlandı.

Maslak Acıbadem Hastanesi’nde tedavi altına alınan sanatçı dünkü ameliyatın ardından uyutuluyordu. Verilen ilaçların kesilmesiyle, uyutulma halinin sonlandırılması hedefleniyor.

Maslak Acıbadem Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. İlhan Elmacı, uğradığı silahlı saldırı sonucu başından ağır yaralanan sanatçı İbrahim Tatlıses’in durumuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı:

”Derin sedasyondan, derin uyutmadan giderek ilaçları azaltıp, nörolojik tabloyu görmeye, sistemik tabloyu görmeye dönük bir aşamaya geçmiş oluyoruz. Bu da düne göre daha pozitif bir durumu ifade ediyor. Şunu belirtmek isterim: Tablo oldukça ağır bir tablodur. Dünden beri bunu konuşuyoruz. Bu tablo içerisinde bizim nöroşirurjide temel bir prensibimiz var, hasta yoğun bakımdan çıkmadığı sürece hayati risk devam ediyor demektir. Ancak burada konuştuğumuz şey, hayati riskin azalarak devam ettiği süreçtir.”

Bugün yaptığımız tıbbi değerlendirme, hastamızın genel sistemik bulguları, nörolojik tablosu ve bilgisayarlı beyin tomografisi değerlendirmesiyle mevcut durumunu korumuş olduğunu anladık. Kötüye giden bir şey yok.

Bu uyandırılma süreci bir anda olup biten bir süreç değil. Beyin içinde iyileşme zaman içinde olur. Dolayısıyla ilaçların dozunu azaltıyoruz demek şu: Kendisini uyutmaya dönük ilaçları iki basamak aşağı çekiyoruz. Tablo nereye gidecek göreceğiz. Sonra ona göre azaltma süreci yüzde 50 yüzde 50 devam edecektir. Dolayısıyla bir anda uyandırılma söz konusu değil.”

Maslak Acıbadem Hastanesi Başhekimi Çağlar Çuhadaroğlu da ”His kontrollerinin yapıldığı doğru mu?” şeklindeki soruya şu karşılığı verdi:

”Hocalarımız ilaç dozlarını her düşürdüklerinde tekrar kontrol yapıyorlar. Bu şekilde ilerleyecek. Henüz ilaçların azaltılmasına yeni başlandı. Hocamız yeni bir tıbbı değerlendirme yaptı. Sonra hep beraber tekrar konuştuk ve sizin buraya geldiğiniz dakikalarda bu işlem başlatılmış oldu. Bu konudaki gelişmeleri sizlerle paylaşacağız.”

Çuhadaroğlu, hastaneye gelen insanların sanki hastayı ziyaret etmiş gibi ya da kendilerinden doğrudan bilgi almış gibi demeçler verdiğini belirterek, şunları kaydetti:

”Bunlara lütfen itibar etmeyin. Maslak Acıbadem Hastanesi yönetimi, bilgiyi önce aileye vermektedir. Aileye verdikten sonra hazırladığımız özet üzerinden de sizlerle paylaşıyoruz. Doğal olarak net bilgi sadece ailede ve sizde. Onu dışında bir bilgi kaynağı asla yok. Ben aileye de teşekkür etmek istiyorum. Kendileri bile gün içerisinde ziyaret haklarını çalışmaları kolaylaştırmak için olabildiğince seyreltiyorlar ve tam anlamıyla sağlık ekibine yardımcı oluyorlar.”

-Cumhuriyet, Yeşil Gazete-

BDP 9 vekili aday göstermeyecek

12 Haziran 2011 seçimlerine bağımsız adaylarla girecek olan Barış ve Demokrasi Partisi’nde (BDP) adaylıklar hakkında fikirler oluşmaya başladı. Buna göre 20 milletvekili olan BDP’nin bu vekillerden 9’unu aday yapmayacağı öğrenildi. Bununla birlikte bazı vekillerin de aday olacakları il değiştirilecek.

Cumhuriyet Gazetesi’nin haberine göre, Ufuk Uras, Nezir Karabaş, Akın Birdal, Nuri Yaman, Hamit Geylani, Osman Özçelik, Sevahir Bayındır, Şerafettin Halis ve Fatma Kurtulan’ın yeniden aday gösterilmeyecek. Bununla birlikte, Mardin milletvekili olan Emine Ayna’nın Adana’dan, Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı Rıdvan Turan, Gülten Kışanak ve gazeteci Hayko Bağdat’ın İstanbul’dan aday gösterilmesi bekleniyor.

Diğer adaylıklar için de Ahmet Türk, Aysel Tuğluk ve Ferhat Tunç’un (Tunceli) adı geçiyor.

 

Potanın kraliçesi Galatasaray

0

Galatasaray Medical Park, Spor Toto Kadınlar Türkiye Kupası finalinde Tarsus Belediyesi’ni 68-53 mağlup ederek kupayı 8. kez müzesine götürdü.

Spor Toto Kadınlar Türkiye Kupası finalinde Galatasaray Medical Park ile Tarsus Belediyesi, Gaziantep’te karşı karşıya geldi.

Galatasaray Medical Park, ABD’li oyuncusu Fowles’ın yıldızlaştığı maçta Tarsus Belediyesi’ni 68-53 yenerek 8. kez mutlu sona ulaştı.

Karşılıklı basketlerle başlayan karşılaşmanın ilk 5 dakikası 8-8 eşitlikle geçildi. Işıl Alben’le oyuna ağırlığını koyan Galatasaray, ilk çeyreğin son 1.5 dakikasına 16-10 üstün girdi ve çeyreği de 23-16 önde kapattı.

İkinci çeyreğe Fowles’ın basketiyle başlayan sarı kırmızılılar, farkı 9 sayıya kadar çıkardı. Ancak oyundan kopmayan Tarsus Belediyesi, farkı 3 sayıya kadar indirmeyi başardı ve soyunma odasına 35-32 geride gitti.

Karşılaşmanın ikinci devresi de karşılıklı basketlerle başladı. Fowles’ın bulduğu basketlerle ipleri yeniden ele alan Galatasaray, 3. çeyreğin bitimine 3 dakika 40 saniye kala farkı çift hanelere taşıdı: 48-38. Farkı açmaya devam eden sarı kırmızılılar, son çeyreğe de 52-41 önde başladı.

Son çeyreğe de etkili başlayan Galatasaray, bulduğu kolay sayılarla farkı açmaya devam etti ve ilk 4 dakika içinde farkı 14 sayıya çıkarttı. Kalan sürede oyundan kopan rakibi karşısında rahat bir oyun sergileyen sarı kırmızılılar, salondan 68-53 galip ayrıldı.

Galatasaray’da Fowles 26 sayı -11 ribaundla maça damga vuran isim olurken, Augustus 8 sayı – 8 ribaund – 2 asistle, Catchings de 11 sayı – 6 ribaundla galibiyette büyük pay sahibi oldu.

Final karşılaşmasının yıldız oyuncusu Galatasaray Medical Park’tan Sylvia Shaqueria Fowles seçildi.

Karşılaşma sonunda takımlara kupa ve madalyaları verildi. Galatasaray Medical Park oyuncuları ve teknik ekibi, karşılaşma sonrasında büyük mutluluk yaşadı ve şampiyonluğu taraftarlarıyla da kutladı.

GALATASARAY 8. KEZ MUTLU SONA ULAŞTI
Galatasaray Medical Park, tarihinde 8. kez kupanın sahibi oldu.

Sarı-kırmızılılar geçen sezonun ardından bu sezon da kupayı kazanarak üst üste ikinci kez kupaya ulaştı.

İlk kez 1992-1993 sezonunda düzenlenen kupayı müzesine götüren ve arka arkaya 6 kez Türkiye Kupası şampiyonluğu yaşayan sarı-kırmızılılar, bu kupayı en fazla kazanan 2. takım durumunda bulunuyor.

Geçen sezon ezeli rakibi Fenerbahçe’yi (9 kez kazandı) finalde yenerek 12 yıllık kupa hasretine son veren Galatasaray Medical Park, uzun süren hasretin ardından bu sezon da kupayı kimseye bırakmadı.

TARSUS BELEDİYE: 53 – GALATASARAY MEDİCAL PARK: 68
Stat: Karataş Şahinbey
Hakemler: Özlem Yalman, Yener Yılmaz, Semih Vural
Tarsus Belediye: Naile Ivegin xx 4, Dominixue Dunyall Canty xxx 10, Kübra İmren Siyahdemir xx 3, Alexis Kay Ree Hornbucle xxx 12, Plenette Michelle Pierson xxx 11, Özge Yavaş xxx 6, Seda Erdoğan xx 4, Shyraa Quontae Ely xx 3
Galatasaray Medical Park: Bahar Çağlar xx 4, Işıl Alben xxx 6, Tamika Devonne Catchings xxx 11, Seimone Delicia Augustus xxx 8, Sylvia Shaqueria Fowles xxx 26, Emine Tuğba Palazoğlu xxx 4, Doneeka Danyell Hodges xxx 4, Dürdane Gülşah Gümüşay xx, Melisa Can xxx 5
1. Periyot: 16-23
Devre: (32-35 Galatasaray Medical Park lehine)
3. Periyot: 41-52

Fukuşima’dan ders alabilecek miyiz?

2 hafta yazı yazmadım neler oldu neler.

Dünya’nın bir çivisi daha çıktı. Doğa yine acı yoldan bize bir şeyler öğretti.

Japonya’nın 9.0 deprem ve devamında gelen dev dalgalar ile boğuşmasını 11 Mart Cuma’dan beri hep beraber izliyoruz. Yine bir deprem, yine binlerce insan vefat etti, yine binlerce insan evsiz, barksız yurtsuz…

Doğa yine ders verdi. İnsan oğlu oysaki kendini ne kadar mükemmel, ne kadar güçlü ve vakur görüyor. Dünya’nın teknoloji devinin, depremle yaşamaya en alışkın toplumun diz çöküşünden ders almamız gerek.

Doğaya hükmetme sevdamızdan vazgeçmemiz gerek. Doğanın parçası olduğumuzu tekrar idrak etmemiz gerek.

Bir yıkıcı bir depremin arkasından böyle konuşmak biraz acımasız gelebilir ama bulunduğumuz noktadan geriye baktığımda insan megalomanyaklığından başka bir şey göremiyorum.

Yoksa,  Dünya’nın en aktif faylarının bulunduğu, en tehlikeli bölgesine nükleer santraller kurmanın başka ne anlamı olabilir ki?

Yoksa, Japonya’nın ve tüm Dünya’nın gözünün korku ile Fukuşima Santrali’ne dönmesinin başka bir açıklaması olabilir mi?

Japonya deprem ülkesi olmasına rağmen nükleer santrallerini doğadan koruyabileceğine, doğaya hükmünü geçirebileceğine inandı ve ne yazık ki yanıldı. Ülkedeki nükleer yıkım tehlikesi her geçen saniye artıyor.

Bu sabah üçüncü patlama sesi de duyuldu Fukuşima’dan. Yeşil gazete’nin manşetine göre son patlamaya göre artık çok ciddi radyasyon sızıntısı tehlikesi var.  Tehlike binlerce insanın hayatına mal olabilir, binlerce dönüm toprakta hayat tamamen sönebilir.

Doğa’nın bu kaçıncı hatırlatması, bu kaçıncı dersi bize anlamıyorum.  Türkiye’nin ders almadığı malum. Bakanımız daha iyisini yaparız diyor. Anlaşılan kendini gördüğü dev aynası başını iyice döndürmüş. Dünya’ya ders olacak mı bu durum, bilemiyorum.

Çernobil’den yeterince ders almadık, bakalım Fukuşima bize bir şeyler öğretebilecek mi?

 

Munzur Halkı AKP’yi İstanbul’da protesto etti.

Munzur Koruma Kurulu üyeleri AKP İstanbul İl Başkanlığı’na, Miniatürk’ten hareketle yürüdü.

Pazar günü öğle saatlerinde Miniatürk önünden AKP İstanbul İl Başkanlığı’na yürüyen Kurul’un süzcüsü Hasan Şen, yaptığı basın açıklamasında Türkiye’nin dört bir tarafında olduğu gibi, Munzur üzerinde yapılan hidroelektrik santrallerinin (HES) de doğayı bozucu etkisi olduğunu belirtti. Ayrıca Şen bu çalışmaların, enerji üretiminden çok, suyun ticarileştirilmesi amaçlı olduğunun altını çizdi.

Son zamanlarda çıkarılan Yenilenebilir Enerji Kanunu ile Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Kanunu vasıtasıyla doğa yıkımına hızla devam edildiğini savunan Şen, Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası anlaşmaların yok sayılmasını kınadı.

Sloganlar eşliğinde yürüyen kalabalık insan topluluğu, basın açıklamasının ardından olaysız dağıldı.

-Ali Uçarman-

Bernd Schuster istifa etti

0

Beşiktaş teknik direktörü Bernd Schuster istifa etti. Sezonun ikinci bölümüne 17’de 17 paralosı ve Avrupa’da başarı isteği ile giren Beşiktaş’ta arka arkaya gelen kötü sonuçlar, Schuster’in istifası ile yeni bir döneme girmiş oldu.

Bu istifanın kabul edilip edilmeyeceği, edilirse Beşiktaş’ın sezonun kalan bölümünü kiminle tamamlayacağı da belirsiz noktalar arasında.

Yaşam Harakirisi: Nükleer santraller – Müge İplikçi

Büyük Japon depremi dünyalı olarak hepimizi ilgilendiren sonuçlara gebe. Pencereden başımızı çıkarıp havayı koklayarak ya da sarsıntı var mı, yok mu diye yere kulak kabartarak bu işten sıyıramayacağımız besbelli. Deprem konusunda alınması gereken (ve inatla alınmayan) tedbirler bilinçaltımızın markajı altındaki ‘bize bir şey olmaz’ cümlesine sıkışmış bekliyor.

Depremin bir doğa olayı olduğunu ancak sonrasında yaşananların tamamen insanın yarattıklarına bağlı zincirleme olaylar olduğunu anlamak durumundayız. Evler, çalıştığımız mekanlara göstereceğimiz özen ilk sırada. Her daim örnek gösterilen Japonya’nın bu devasa depremi göreceli bir biçimde ‘az hasarla’ atlatması da bu açıdan takdire şayan.

Gelin görün ki aynı şeyi nükleer santraller için söyleyemeyeceğim. İnsanın aklı almıyor. Japonya gibi nükleer güçten çekmediği kalmamış olan bir ülke, bu oyuna gelmemeli, nükleer santrale başından itibaren hayır demeliydi. Bugün teknolojinin en önemli noktalarına Japon markasını basan bir ülkenin sarsılan zemini ve bu zemine ‘kurgulanmış’ nükleer santralden sızanda insanlık tarihine ait başka bir gerçek mevcut. Ya da birçok gerçek. Japonya gibi bir ülke için nükleer santral fikri, olsa olsa ünlü Japon yazarı Haruki Murakami’nin öykülerinde gezinen çelikten bir gulyabanide iz bulabilirdi. Ama öyle olmamış ve Japonya, hemen hemen birçok ülkenin yaptığı gibi, geçmişte hayatına kasteden zombiyi allayıp pullayarak canlandırmıştır. Bu zombiyle yaşamak geçmişin yaralarını sarmak anlamına mı gelmiştir yoksa o geçmişi tamamen yok saymak mı? Modernizmin en feci kurbanlarından biriyseniz modernizme karşı vereceğiniz cevap ne olmalıdır? Düşmanınızı kendi silahıyla vurmak? Onun önüne geçmek? Ne?
Japonlar beni bağışlasın. Yaralarının biran önce sarılmasını diliyorum. Ancak nükleer santral ucuz enerjiden öte üzerinde çokça kafa patlatılması gereken bir sorunsaldır çağımız için. Ardından gelecek olan soru da bellidir: Ne uğruna? Nükleer bir tehlikenin olasılığı bile dünyamız için yeterince tehdit edici. Deprem gibi önlenemeyen süreçleri bile bir biçimde durdurabilecek siyasetler mevcutken yaşama insanca devam edebilmek için başka politikalar bulmak durumunda değil miyiz? Bunun içinse ister önünde ister arkasında olalım çağı ve çağın dinamiklerini sorgulamak durumundayız. İnsani olanı bulmak durumundayız, evet, üstelik bütün canlılar için. Geçmişte yapılan hataların zincirini kırmanın yolu buradan geçiyor.
Çağımızda yeryüzü için gerçekten tehdit oluşturabilecek en büyük deprem insanın bilinçaltında saklı. Bunu önlemenin yolu da.

-Vatan-