Dış Köşe

Yaşam Harakirisi: Nükleer santraller – Müge İplikçi

Büyük Japon depremi dünyalı olarak hepimizi ilgilendiren sonuçlara gebe. Pencereden başımızı çıkarıp havayı koklayarak ya da sarsıntı var mı, yok mu diye yere kulak kabartarak bu işten sıyıramayacağımız besbelli. Deprem konusunda alınması gereken (ve inatla alınmayan) tedbirler bilinçaltımızın markajı altındaki ‘bize bir şey olmaz’ cümlesine sıkışmış bekliyor.

Depremin bir doğa olayı olduğunu ancak sonrasında yaşananların tamamen insanın yarattıklarına bağlı zincirleme olaylar olduğunu anlamak durumundayız. Evler, çalıştığımız mekanlara göstereceğimiz özen ilk sırada. Her daim örnek gösterilen Japonya’nın bu devasa depremi göreceli bir biçimde ‘az hasarla’ atlatması da bu açıdan takdire şayan.

Gelin görün ki aynı şeyi nükleer santraller için söyleyemeyeceğim. İnsanın aklı almıyor. Japonya gibi nükleer güçten çekmediği kalmamış olan bir ülke, bu oyuna gelmemeli, nükleer santrale başından itibaren hayır demeliydi. Bugün teknolojinin en önemli noktalarına Japon markasını basan bir ülkenin sarsılan zemini ve bu zemine ‘kurgulanmış’ nükleer santralden sızanda insanlık tarihine ait başka bir gerçek mevcut. Ya da birçok gerçek. Japonya gibi bir ülke için nükleer santral fikri, olsa olsa ünlü Japon yazarı Haruki Murakami’nin öykülerinde gezinen çelikten bir gulyabanide iz bulabilirdi. Ama öyle olmamış ve Japonya, hemen hemen birçok ülkenin yaptığı gibi, geçmişte hayatına kasteden zombiyi allayıp pullayarak canlandırmıştır. Bu zombiyle yaşamak geçmişin yaralarını sarmak anlamına mı gelmiştir yoksa o geçmişi tamamen yok saymak mı? Modernizmin en feci kurbanlarından biriyseniz modernizme karşı vereceğiniz cevap ne olmalıdır? Düşmanınızı kendi silahıyla vurmak? Onun önüne geçmek? Ne?
Japonlar beni bağışlasın. Yaralarının biran önce sarılmasını diliyorum. Ancak nükleer santral ucuz enerjiden öte üzerinde çokça kafa patlatılması gereken bir sorunsaldır çağımız için. Ardından gelecek olan soru da bellidir: Ne uğruna? Nükleer bir tehlikenin olasılığı bile dünyamız için yeterince tehdit edici. Deprem gibi önlenemeyen süreçleri bile bir biçimde durdurabilecek siyasetler mevcutken yaşama insanca devam edebilmek için başka politikalar bulmak durumunda değil miyiz? Bunun içinse ister önünde ister arkasında olalım çağı ve çağın dinamiklerini sorgulamak durumundayız. İnsani olanı bulmak durumundayız, evet, üstelik bütün canlılar için. Geçmişte yapılan hataların zincirini kırmanın yolu buradan geçiyor.
Çağımızda yeryüzü için gerçekten tehdit oluşturabilecek en büyük deprem insanın bilinçaltında saklı. Bunu önlemenin yolu da.

-Vatan-

Kategori: Dış Köşe