2011 Fransa Bisiklet Turu’nu ikinci bitiren ve üst üste üçüncü kez şampiyonluğu ufak farklarla kaçıran Andy Schleck, geride kalan sezonu değerlendirdi. Gelecek yılla ilgili hedeflerini de anlatan Lüksemburglu bisikletçi, “2012’de Tur’u kazanacağım” ifadelerini kullandı.
Fransız bisiklet sitesi CyclismActu’nün Lüksemburglu yıldız Andy Schleck ile gerçekleştirdiği detaylı röportajı sizler için derledik.
Geçen sezon
Performansımdan mutluyum. Kazanamama rağmen Klasikler’de gösterdiğim formdan oldukça memnunum. Her zaman kazanamazsınız. Kaliforniya Turu’nda ve diğer yarışlarda da fena değildim. Bir takım küçük sonuçlar elde ettim sonuç olarak çok da kötü bir yıl değildi.
Fransa Bisiklet Turu
Hiç şüphesiz ki zordu ve kazanamamanın verdiği yarım kalmış bir tat var damağımda. Fakat denemeden başaramazsınız. İlk hafta oldukça tehlikeliydi ve hemen herkes zaman kaybetti. Bunu kişisel olarak Galibier etabında onarmaya çalıştım fakat yeterli olmadı. Sonuç olarak Tur’u Grenoble’daki zamana karşı etabında kaybettim, bu kadar basit.
Zamana karşı
Çalışmaya çoktan başladım. Grenoble’daki zamana karşı etabı öncesi kazanacağımı düşünüyordum. Ama Cadel Evans çok güçlüydü, hakkını teslim etmek gerek. Benim de artık güçlü hale gelmem gerekiyor, tüm çalışmalarım buna yönelik. Ağır antrenmanlar yapıyorum, bisiklet üzerindeki ideal pozisyonumu oturtmayı hedefliyorum. Bir daha Tur’u zamana karşı yüzünden kaybetmemeliyim, buna izin veremem.
Cadel Evans
Fransa Bisiklet Turu’nu kazanmayı hak etti, buna şüphe yok. Cadel özellikle, herkesin sorun yaşadığı ve kritik süreler kaybettiği ilk haftada en güçlü isimdi. Grenoble’da zamana karşı yarışında da müthişti.
Gelecek sezon
Şimdiden düşünmeye başladım. Gelecek yıl Fransa Bisiklet Turu’nu kazanacağım, kazanmak zorundayım. Üç kez üst üste ikinci bitirmek gayet iyi. Fakat bir kez daha kazanacağımı bildiğim halde kenarda kalamam.
Leopard-Trek, Radioshack birleşmesi
Yapabileceğimiz en iyi şey buydu. Gerçek bir sponsora sahip olmadan devam etmek çok zor. Hepimizin maaşları zamanında ödendi ama ödenmeme riski baş göstermişti. Tur’dan sonra takımdaki herkes bu birleşmeden az çok haberdardı. Leopard’da 24 kişiydik, 4 ismin kontratı sezon sonunda bitiyordu. Johan Bruyneel 10 isimle geldi. Bu da bizi geniş bir takım yaptı.
Johan Bruyneel’le çalışmak
Bunu soracağınızı biliyordum. Lance Armstrong yedi kez Tur’u kazandı, onunla ya da onsuz, yine kazanabilirdi. Haklarındaki şüpheleri, hikayeleri duydum fakat geçmişte de Bjarne Riis’in takımındaydım. Yani bu neyi değiştirecek ki? Kim olduğumu ve ne yapabileceğimi biliyorum. Tavrımı, kimle çalışırsam çalışayım, değiştirmem. Seneye Klasikler’den ve Büyük Turlar’dan Cancellara, Fuglsang ve diğer isimler sayesinde zaferle döneceğiz. Kimse altında başka şey aramasın.
Frank Schleck’le olan ilişkisi
En az benim kadar Tur’u kazanma şansı var. Bu sene iki liderle oradaydık ve son hafta takım benim için çalıştı çünkü daha iyi durumdaydım. Gelecek yıl yine iki liderle orada olacağız. Rekabet zorlu olacak. Cadel üst üste ikinci kez kazanabilir. Contador orada olacak zira bu sefer İtalya Bisiklet Turu – Fransa Bisiklet Turu dublesi deneme hatasını bir daha tekrarlamayacak. Juergen Van den Broeck, Robert Gesink ve diğer isimleri de unutmamak gerek. Neyse, 2012 Parkusu açıldığında tekrar konuşuruz.
Geçen Pazar doğüm günümdü. 32 yılı tamamladım aslında hep 17 hissediyom. Canlarım evdeydi, yemek yaptılar falan, bi gece önce dağıtmıştım, topladılar beni sağolsun, gene sevdiklerimle geçen çok güzel bi gündü… Şanslıyım işte :)
Bu 32 yıldır anlamadığım bişiler var… Benim bişeyim yok, yani ne bileyim evim, arabam falan. Bi tane bisikletim var, işte bikaç ev eşyalarım ama onun dışında bişeyim yok. Çalışıyom, yaşıyom, çalışmazsam olmaz. Annemin de bişeyi yok, babamın da yok. Hala kira vererek yaşıyolar. Hani yaşamak dediğin şey evle, arabayla ilgili değil işte, öyle öğrenmedim ben… Yaşamak dediğin şey nefes almakla, kediyle köpekle, canlılarla, dokunmakla, insanla ilgili bişey… O yüzden algılayamıyorum, bi tane evin varsa, niye bi ikincisini istersin, bi araban varsa niye ikincisi lazım, bişey senin işini görüyosa niye ikincisini de alayım dersin? Bu sorunun cevabını bulamıyom yıllardır…
Hele ki hele ki büyük şirket sahiplerini yani milyon dolarlar kazananları falan anlamam için heralde bin yıl yaşasam yetmez. Yani paraya para katma, şirket üstüne şirket açma olayını algılamam imkansız. Çok garip geliyo bütün bunlar bana. Bi de hani para uğruna, ne biliyim belki de başarı falandır bu insanları etkileyen, başarı uğruna başka insanların canına kast etmek, bunu bin yıl yaşasam falan da anlayamam… O yüzden bi kere olsun bu fikirde olan biriyle görüşmeyi, konuşmayı isterim, sormak isterim, “Abi ya sizin kafa nasıl çalışıyo? nasıl oluyo bu işler?” bi demek isterim işte…
Dünyada bir sürü şirket başka insanların, canlıların canına kast ediyo! Nedennnn?
Sinop’a gittiniz mi hiç? Gerze’ye? Gerze dünyanın en güzel yerlerinden biri bence… Herşeyiyle güzel… Yemyeşil Gerze bi kere, sonra bazen bulutlar yere değiyo sanki, elleriniz bulutlara değecekmiş gibi… Küçük küçük güzel evleri var, bembeyaz her yer… Sonra Karadeniz bi coşuyo bazen, of diyorum… Nokul diye bi hamur işi var, yesen parmaklarını da yirsin yani. Nahide ablam ve bi sürü güzel insan orda yaşıyolar. Yani insanının güzelliği apayrı, saatlerce konuş onlarla, mutlu olmak için yaşadıkları o kadar belli ki enerjilerinden…
Niye Gerze’den bahsediyom? Çünkü gene bu şirketlerine şirket katmış bi abi, Tuncay Özilhan (kendisi Efes Pilsen, coca cola, mcdonalds, komili falan filan bir sürü şirketin bir arada olduğu Anadolu Grubunun sahibi) Gerze’ye kömürlü termik santral kurmak istiyo… Gitmiş almış arazileri, oraya termik santral kuracakmış… Gerzeliler direniyo tabi ki, vermiyolar topraklarını, biz kaç yıldır yaşadık burda, ben yaşadığım yeri bırakmam diyolar. Çünkü ben burda varım, ben burda mutluyum diyolar…
Sevgili Tuncay Bey, şimdi ben sizi anlamıyom afedersiniz. Yani zaten milyon dolarlar paranız var, bi sürü şirketiniz var, başarıysa hani bunun tanımı, başarıya ulaşmışsınız. Niye bir termik santral kurarak Gerzelilerin mutluluğuna göz dikiyosunuz? O düşündüğünüz ve benim anlamadığım şey buna değer mi?
Ne biliyim Tuncay abi desem belki kalbine değer miyim? Sen mutlu oldun mu hiç Tuncay abi? Sen nerelisin bi de? Kayserilisin de mi? Kayserinin topraklarını mahvetseler falan iyi olur mu? Ne biliyim senin büyüdüğün sokakları mahvetmek isteseler ne hissedersin? Mutlu olur musun? Belki sana dokunmaz, senin sokaklarına, topraklarına bişeyler yapsalar… Çünkü belki senin hep gidecek başka bi yerin vardır be Tuncay abi, belki istesen fezaya bile gidersin… Ne biliyim senin yakınlarının oturduklari yerin yanında termik santral açsalar sonra ne biliyim çocuğuna, torununa ordan çıkanları solutsalar nasıl hissedersin Tuncay abi? Tuncay Abi kafanı o dumanın içine sokabilir misin sen? Ya da termik santral kurulduktan sonra orada yaşamak ister misin? İstersen ben bulup buluşturcam parayı sana bi termik santralin dibinden bi ev alicam. Ama almicam, çünkü ben bi kişi daha zehirlensin istemem Tuncay abi.
Gerzeliler sen termik santral kurucam diye sondaj yaptırmaya araçlarını gönderdiğinde jandarmalarla, polislerle uğraştılar… Nahide ablam diyo ki “gaz bombasındansa, biber gazını tercih ederim.” Değer mi Tuncay abi ablalarıma bu acıyı yaşatmaya? Seksen yaşında dedem, sen termik santral kurma diye bekliyo köyünün başında, bırak da hayatının yaşlı dönemlerini rahat geçirsin, toprağım elimden gidecek korkusuyla yaşamasın be abim… Biliyo musun abim, sen şimdi santral kurmak istiyosun ya, heralde daha güçlü şirket olayım diyosun işte ne biliyim param olsun falan mı diyosun, anlamıyom gerçekten o yüzden böyle yazıyom… Sen bunu derken Gerzeli amcam, teyzem nöbet tutucam diye üç kuruş kazanacağı parayı da kazanamıyo, her an gelicek de birisi benim canım memleketimi delecek, geçecek korkusuyla yaşıyo… Yani Tuncay abi, diyelim teyzem ineğini sağacak, sonra sütünden peynir yapacak ama toprağını beklemek için bunu yapamıyo… Sen oralara göz dikmeden önce mutluydu Gerzeliler Tuncay abi… Etme eyleme vazgeç bu isteğinden…
Mutlu olmak için yaşamıyo muyuz hepimiz? Yani hepimiz istemiyo muyuz mutlu olmak? Sen de mutlu ol, zaten almışsın alcağını bu dünyadan, bırak Gerzeliler de mutlu olsun… Başkasının mutsuzluğu üzerine yapma, etme eyleme…
Yıllar önce bir arkadaşım kanser tedavisi oluyodu… onunla beraber bir kemoterapi seansına gitmiştim… Kemoterapiden önce bi çocukla karşılaşmıştım… İşte o çocuk benim hayatımın güzelliklerinden biri olmuştu. Dört yaşındaydı, görme engelliydi, kanserdi. Mutluydu… Kendi kendisine hayali arkadaşlarıyla kutu kutu pense oynuyordu… Sonra hayali arkadaşlarıyla konuşuyodu : “kutu kutu pense, elmamı yerse, arkadaşım sayim, arkasını dönse”, e sayim dönmüyo galiba “sayim dönsene len”… Sonra ne oldu o çocuğa bilmiyom… Tek dileğim hala yaşıyo olması… Böyle mutlu olan insanlara ihtiyacı var dünyanın, yani herşeye rağmen…
Kanser oluyolar insanlar termik santralden Tuncay abi, hasta oluyolar, nefes alamıyolar… Tuncay abi basit düşün, şimdi bi nefes al böyle normal bi yerde, sonra git arabanın egzosundan duman geliyoken nefes al, aradaki fark gibi işte… Tuncay abi senin kaç tane araban var?
CHP İstanbul milletvekili Melda Onur, dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ekolojik anayasa talebini dile getirdi.
TBMM’nin dünkü oturumunda Dünya Hayvanları Koruma Günü nedeniyle söz alan Melda Onur, “yeni anayasanın ekolojik olmasını istiyoruz” dedi.
12 Haziran seçimlerinden önce kurulan ve yeni anayasada doğanın haklarının da tanınmasını talep eden Ekolojik Anayasa Girişimi‘nin kurucularından olan Melda Onur, böylece yeni anayasa çalışmalarının hızlandığı şu günlerde ekolojik anayasa talebini TBMM’de ilk kez dile getirmiş oldu.
Yeşiller Partisi’nin öncülüğünde kurulan ve çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşundan ve akademik çevrelerden isimlerin oluşturduğu Ekolojik Anayasa Girişimi, 15 Mayıs 2011 tarihinde yaptığı konferansın sonucunda “Yeni Anasayasada Ekolojik Hak Anlayışı” başlıklı bir bildiri yayınlamıştı.
İstanbul milletvekili Melda Onur’un dün TBMM genel kurulunda yaptığı konuşma şöyle:
“Bugün Hayvanları Koruma Günü…
Bugünefarklı bir açıdan bakmanızı isteyeceğim.
Kimi zaman yüreğimizi dağlayan vahşet haberleri görsek de, hayvansever gönüllülerin gerçekleştirdiği mucizeler bizleri umutlandırıyor.
Ama bizim yapacağımız daha çok şey var.
Bugün Boğaz’daki lüferi, Uzundere’deki kırmızı benekli alabalığı, Bağbaşı’ndaki su samurunu da korumamız gerekiyor.
Bu yüzden Hidroelektrik Santral, Nükleer Santral gibi projelere girişmeden önce bu sessiz kitleyi de hassasiyetle düşünmeliyiz. Çünkü hepimiz ekolojik zincirin bir parçasıyız.
Yeni bir Anayasa yapacağız. Canlılarımızı, havamızı, suyumuzu, toprağımızı, dolayısıyla toplum sağlığımızı güvence altına alalım. Doğanın hakkını biz talep edelim. Çünkü doğa talep etme noktasına geldiğinde sonuçları ağır oluyor.
Biz anayasamız ekolojik olsun istiyoruz, o zaman gelecek nesillerin sırtına daha az sorun yükleriz.”
Nor Radyo’nun* yeni yayın dönemi 3 Ekim Pazartesi günü başladı. Radyo için 6 Ekim’de “dayanışma konseri” de düzenleniyor. Ayrıca, 16 Ekim’de Alternatif Medya Şenliği’nde yer alacaklar. Yeşil Gazete olarak “sezona hızlı bir başlangıç yapan” Nor Radyo ile hem anaakım medyadan farklı yayın anlayışlarını, hem de radyoda olup bitenleri konuştuk.
Nor Radyo’yu, öyküsünü kısaca açıklar mısınız? Talar, en eski programcılardan birisi olarak belki sen başlamak istersin.
Talar: Radyo, 17 Ocak 2008 günü ilk yayınını yaptı. Yaklaşık 3 sene olmuş, yakında onu kutlayacağız; ama malum, Hrant Dink’in öldürüldüğü gün olan 19 Ocak’a bu kadar yakın olunca biz hep “buçuk buçuk” kutladık Nor Radyo’nun doğumgünlerini. Geçen sene iki buçukuncusuydu örneğin. “Nor” Ermenice’de “yeni” anlamına geliyor. Halkların kardeşliği teması üzerine kurulmuş; Ermeniler’in, Kürtler’in, Çerkezler’in, Rumlar’ın, Türklerin, diğerlerinin; aslında Anadolu’da yaşayagelmiş tüm toplulukların seslerinin kaynaşmasından oluşan bir radyo. Ancak, ilk adımı Ermeniler atmış oldu.
Talar ve Murat, Nor Radyo'nun eskilerinden
Hrant Dink ve onun anısı ile bir ilgisi var mı yayın hayatınıza başlamanızda?
Talar: Onun da tabii ki büyük düşü idi Türkiye’deki tüm toplulukların bir aradalığı. Bir anlamda vasiyetini yerine getirmeye çalışıyoruz.
Murat: Aslında Ermenice radyo Hrant Dink’in hayaliydi. Ermenice gazeteler, dergiler, internet siteleri var ve bir şekilde işlevlerini yerine getiriyorlar. Ancak Dink, radyosuzluğun büyük eksiklik olduğunu düşünüyordu. Ermeni toplumunun kendisini Türk toplumuna açma meselesi vardı ve bu örneğin Agos’ta yürüyordu. Ermeni toplumunu dışarıdan tanımaya başladı insanlar. Radyo da bunun bir aracı aslında. Daha da eskiye gidersek, 2004 yılında kurulmuş olan Nor Zartonk mail grubu vardı. O mail grubu 2007 yılında kendisini Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra ete kemiğe bürüdü. Nor Zartonk “Yeni Uyanış” anlamına geliyor. Radyoyu da Nor Zartonk inisiyatifi kurdu. İlk yayını da Lütfi Kırdar’daki Hrant Dink anmasını canlı yayımlayarak yaptı. Kısacası, Ermeniler’in kurduğu bir radyo ama sadece bu topluluk ile sınırlı kalmadı.
Ben de onu soracaktım. “Ermeni Radyosu” değilsiniz.
Talar: Hayır. Bütün diğer etnik kimlikler de var. Aslında etnik olsun olmasın ezilen tüm kimlikleri kapsamaya çalışıyoruz.
Eski dinleyici yeni programcı Roni, Diyarbakır'dan seslenecek
Sloganınız “Dünyanın tüm sesleri birleşin!” ancak radyo, Türkiye’nin de seslerini birleştirmeye çalışıyor. İnsan ister istemez bilinen komünist mottoyu anımsıyor. Böyle bi analoji var mı, “solcu” bir radyo musunuz?
Talar: Tabii ki.
Murat: Öyle de diyebiliriz. İşçileri birleştiremedik ama sesleri birleştirmeye çalışıyoruz. (gülüşmeler)
Roni: Nor Radyo,solcu bir radyo niteliği taşıyor. Farklı demokratik talepleri yansıtmak, kimliği veya kültürü yüzünden ezilen tüm gruplar ile dayanışma içinde olmak amacındayız. Bu amaçla, tamamen gönüllü olarak çalışıyoruz. Örneğin ben Diyarbakır’da bir öğrenciyim ve radyonun ilk günlerinden bu yana dinleyicisiyim. Bu sene ise program yapıyor olacağım. Benim gibi bir sürü örnek var; olsun diye de uğraşıyoruz. İşin içinde ekonomik çıkar olmayınca kültürel mirası korumak, insan odaklılık ve katılımcılık gibi değerleri daha kolay elimizde tutabiliyoruz.
Radyoculuk, özelde de internet radyoculuğu nasıl bir şey? Nasıl bir deneyim?
Murat: Aslında Nor Radyo kurulmadan önce “Ermenice radyo kurulsun artık” tartışmaları baya olgunlaşmıştı. FM bandında olmak çok pahalı, maddi yükü çok geleceği için interneti seçtik, diyebilirim. Ayrıca, diasporada, katliam sonrası dünyanın dört bir yanına dağılmış Ermeniler’i düşündüğümüzde internette olması çok daha doğru ve verimli. Zaten günümüzde pek çok FM radyosu da internetten dinleniyor. Bir de, bu şekilde, internet gibi sosyal bir ağın üzerinde olmak daha samimi ve katılımcı olmasına da katkı yapıyor. Dinleyiciler, programcılar ile olduğu gibi birbirleriyle de tanışıyorlar. İşin içinde para dönmemesi ve gönüllülük bağı olması gerçekten güzel. Ayrıca, sadece Türkler ile Ermeniler değil tanışan, kendilerini açan. Dinleyicisi ve programcısı ile her kimlikten insan çokkültürlü yaşantının içinde buluşuyor.
Talar: Nasıl bir deneyim sorusuna geri gelirsek, ben hala kendi sesim ile barışamadım örneğin, duyduğumda garip gelebiliyor. Büyük çoğunluğumuz “amatör” radyocularız ve bu da farklı bir heyecan, stres yaratıyor.
Profesyonelleşmek istiyor musunuz peki?
Talar: Kesinlikle.
Murat: Evet, ama programcılıkta kaliteyi arttırmak anlamında. Gönüllü programcı arkadaşlar ve teknik ekip ile paylaştığımız çeşitli belgeler mevcut ama bunu radyo içi eğitimleri arttırıp çeşitlendirerek de yapmanın yollarını arıyoruz. Ben de hala heyecanlanıyorum. Sesimizi pek çok kişi dinliyor, bir anlamda kalıcılaşıyor. O yüzden olmadık bir şey söylememek, özellikle de radyonun ilkeleri dışında konuşmamak gerekiyor.
Bu ilkeler neler?
Her türlü ayrımcılığa karşı bir arada yaşamayı savunan ufak bir manifestomuz var. Bu manifesto ışığında yayın yapmaya özen gösteriyoruz. Sadece ırk, din, etnik köken, cinsiyet değil; cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli ayrımcılığı da reddeden, tüm bunlarla ortak mücadele eden bir yayın çizgisini hedefliyoruz.
Umarım bu çizginin sesi yeni yayın döneminde daha da güçlenir. Önümüzdeki dönemden bahsedelim. Radyoda neler bekliyor bizleri?
Roni: 8 dilde programlarımız var.Örneğin benim programım yeni. Adı, Deng u Reng. Türkçe; “Sesler ve Renkler” demek. Programı Kürtçe ve Türkçe yapacağım. Dengbejler üzerine olacak. Kültürünü yazılı olarak ifade etmesi önüne büyük engeller konmuş bir toplumun, sesi biçimlendirerek varlığını duyurup zengileştirmesidir Dengbejler’in yaptığı. Çok çeşitli konulardan bahsederler. Ben bu sesleri yorumlayarak, Diyarbakır’dan “bağlanarak” yapacağım programı. Cumartesi akşamları 22 ile 24 arasında olacak. Türkçe de olacak çünkü, hitap etmeye çalıştığımız kitle Kürtler ile birlikte, belki de daha çok, Türkçe konuşup anlayan herkestir.
Murat: Geçen seneki önemli eksikliklerimizden birisi kadın ve toplumsal cinsiyet üzerine bir programdı. Bu dönem bunu telafi ediyoruz. Yine “eski” dinleyicilerimizden avukat arkadaşımız Diren Cevahir Şen bu sene bahsettiğim temada bir program yapacak. Adı, Gin u Gyank; Ermenice “Kadın ve Yaşam” anlamına geliyor. Bu program kadın sorunlarına ekoloji çerçevesinden de yaklaşacak.
Bir Rumca, bir Ermenice yeni programımız var. İki tane ekoloji programımız var; “Ekotopya” ile “Ekoloji Mikrofonu” isminde. “Kültür Sanat Güncesi” adlı programımız yeni. “Nardlar’ın Sesi” Adigece ve Çeçence konuşacak. Daha önce Yaşam Radyo’da yayımlanan Getron’u biz banttan yayımlıyorduk. Artık Getron canlı olarak Nor Radyo’da.
Teknik açıdan pek fazla değişikliğimiz yok. Shoutcast ve Edcast altyapısını kullanmaya devam ediyoruz. İnternet sitemiz ile altyapımızı oluşturan yazılım aynı. Asıl yenilik ise şu ana kadar 19:30 -01.00 arasında süren yayınımızı 24 saate çıkarmak oldu. Yaz döneminde bunu denedik. Tamamen gönüllü bir biçimde bunu yürüteceğiz. Ekibimiz yaklaşık 30 kişi. Programcılar dışında yayın kurulu, teknik bölüm. Ayrıca, Ermeni Kültürü ve Dayanışma Derneği’nde bir stüdyo oluşturuyoruz. Dileyen programcılar bu stüdyoyu kullanabilecek.
Dinleyicileriniz kimler, nerelerden?
Talar: Örneğin benim programım Ermenice ama Türkler de dinliyor. Hoşlarına gidiyor, dili anlamamalarına rağmen.
Murat: Türkiye’ye ek olarak, Ermeni diyasporasının yoğun olarak yaşadığı yerlerden Arjantin, Almanya’dan, Fransa’dan, İsviçre’den dinleyicilerimiz var. Ayrıca, program dillerinin konuşulduğu ülkelerden de tabii ki. İnternet bilgisi gerektirmesi nedeniyle dinleyici kitlemiz daha çok gençlerden oluşuyor ama gün geçtikçe bu durum değişiyor. Programcılar için de bu geçerli; özellikle bu dönem “yaşımız biraz kemale erdi” diyebiliriz. (gülüşmeler)
Radyonuzun politik duruşu ve yayıncılık çizgisi nedeniyle sorun yaşadığınız dinleyiciler oldu mu?
Talar: Bir kere tehdit maili aldık.Onun gerisi gelmedi.Programlarımız süresince dinleycilerimiz ile iletişim kurmak için Messenger kullanıyoruz. Bize davet gönderenleri ekliyoruz. Oradan çeşitli saldırılar olabiliyor. Radyoyu ve içeriğini öğrendikten sonra ekleyip, saldırmaya başlayabiliyorlar. Bana birkaç kere denk geldi yayına başladıktan sonra. Niyetlerini önce sezdirmiyorlar. Sonra anlıyorsun zaten; küfürler, hakaretler gırla gidebiliyor. Öyle olunca siliyoruz o dinleyicileri, geçiyor. (gülüşmeler)
Murat: Adresimiz filan yok ya, internet radyosu olmanın avantajı belki de. Öyle olunca sadece internet üzerinden alıyorsun saldırıları. Onun dışında, geçen sene seçim döneminde MHP’den bile mail aldık. Devlet Bahçeli’nin imzasıyla, “oyunuzu bize verin” diye.
Türkiye’nin son dönem dış politikası ile ilgili ne düşünüyorsunuz? Özellikle Türkiye – Ermenistan ilişkileri hala çözülebilmiş değil.
Murat: Dileğimiz tabii ki sınırın açılması. Diplomatik ilişkilerin kurulması ve normalleşmesi. İki halkın birbirlerini düşman görmelerini engelleyici söylem ve girişimlerde bulunulması. Geçtiğmiz senelerde Türkiye ve Ermenistan futbol takımları aynı gruba düşünce bazı adımlar atılmıştı. İsviçre’de -tırnak içinde- abilerin ablaların önünde imzalanan bir protokol vardı. İki taraf da bir türlü onu hayata geçirmedi. Ermenistan, Azerbaycan, Karabağ ilişkileri veya 1915 olaylarına yaklaşım çok önemli iki ülkenin birbirleri ile barış dili ile iletişim kurmasında. Yaklaşacaklarına giderek uzaklaşıyorlar, birbirlerini iten iki kutup haline geldiler. Bu, Türkiye’de yaşayan Ermeniler için kötü bir durum ne yazık ki. Ermenistan’dakiler için de, Türkler için de öyle. Biz burada, bir radyoda, halkların bir aradılığı için bir şeyler yapıyoruz. Hrant Dink’in deyişiyle “İki Yakın Halk, İki Uzak Komşu”. Kars’tan Erivan’a, Gürcistan üzerinden geçiyoruz. Şimdilerde Türkiye’nin, bölgesinde emperyal bir güç olmaya çalıştığını görüyoruz. Kendi benzer sorunlarını bir anlamda görmezden gelip, onları halletmeden Filistin, Suriye, Mısır üzerinden politika yapıp çıkar elde etmeye çalışmak ahlaksızca bir durum.
Hükümet devlet tarafından Yargıtay kararıyla el konulmuş “azınlık” mülklerini iade etmeye karar verdi. Bununla ilgili ne düşünüyorsunuz?
Murat: Hürriyet manşet atmıştı “Başbakan’dan azınlıklara jest” diye. Tüm yaşananlardan sonra bunu “jest” olarak görebilmek çok ironik. Zaten mülkler, okullar, vakıflar iade edilse de, bunları idare edecek insan kalmadı ki. Kilise var cemaat yok, okul var öğrenci yok.
Roni: Cumhuriyet politikalarının, eğitim ve yurttaşlık anlayışının sonucu. Ermeniler’in olduğu gibi pek çok etnik kültür, bunların mirası bu topraklarda yok olma tehdidi altında. Bakın en son Milli Eğitim Bakanlığı’nın ortaöğretim kitabına. Onda da Süryaniler’i “hain, asi, refah için Batı’ya alet olan bir topluluk” olarak göstermiş.Oysa, kültürel miras olarak sahip çıkmak gerek bu Anadolu değerlerine.
Toplulukları asimile ve dolayısıyla yok ettikten sonra miraslarını sahiplenmek de yeterli değil. Yaşayıp gelen onlarca kimliğin ve kültürün “kalıntılarını” korumak ile birlikte, bu kültürler için işlerin neden, nasıl, kimler tarafından bu hale getirildiğinin de hesabını vermeli Cumhuriyet.
Söyleşi için teşekkür ederim. Son olarak, 6 ve 16 Ekim’deki etkinliklerinizi yeniden duyuralım isterseniz.
Murat: 6 Ekim Perşembe günü Beyoğlu’nda İmam Adnan Sokak’ta İstanbul Radio Live isimli mekanda bir dayanışma konseri düzenliyoruz. Yeşilçam Sineması’nın ikinci katında burası. Etkinlik saat 21’de başlayacak ve Yaşar Kurt ile Keops sahne alacak.Biletler ön satışta 15, kapıda ise 20 TL ve fiyata bir yerli içki dahil. Konsere ek olarak, yeni yayın döneminin açılışını 8 dilde birden yapacağız.
Nor Radyo olarak ayrıca 16 Ekim günü yine Beyoğlu’nda düzenlenecek Alternatif Medya Şenliği’ne katılıyoruz. Şenlikte, hem Yeni Medya Düzeni isimli panelde konuşmacı olmayı, hem de stant açıp canlı yayın yapmayı düşünüyoruz.
Yargı, statüleri tartışmalara neden olan cemevleriyle ilgili tarihi bir karara imza attı.
Ankara 16. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki duruşmaya Çankaya Cemevi Yaptırma Derneği’nin avukatı Fevzi Gümüş katıldı.
Yargıç Yaşar Eren, önceki duruşmada dosyanın karar için incelemeye alındığını söyledi. Duruşmaya son veren Eren, davanın reddinin kararlaştırıldığını bildirdi.
Dernek avukatı Gümüş, gazetecilere yaptığı açıklamada, yargının, bir yerin inanç merkezi olup olmadığına karar veremeyeceğini ifade ederek, ”Mahkeme doğru bir karar verdi. Savcı, büyük ihtimalle kararı temyiz edecek. Cemevlerinin Alevilerin ibadet merkezi olduğu yönünde bir derneğin kurulup, faaliyet yürütüp yürütemeyeceğine de asıl Yargıtay karar verecek” dedi.
Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu‘nun “Dünyanın En İyi Futbol Takımları” değerlendirmesi eylül ayı raporunda Beşiktaş 86. olarak, ilk 100 içinde yer alan tek Türk ekibi oldu. Trabzonspor ise 85 sıra birden yükselerek 125.liğe yerleşti.
Uluslararası Futbol Tarihi ve İstatistikleri Federasyonu’nun (IFFHS) “Dünyanın En İyi Futbol Takımları” değerlendirmesinde eylül ayı raporunda Beşiktaş, ilk 100 içinde yer alan tek Türk ekibi olmayı sürdürdü.
IFFHS’den açıklanan “Dünyanın En İyi Futbol Takımları” değerlendirmesinin Ağustos ayı raporunda 128 puanı bulunan Beşiktaş, 17 basamak birden gerileyerek 69. sıradan 86. sıraya geriledi.
Beşiktaş dışında Trabzonspor, Gaziantepspor, Bursaspor, Fenerbahçe ve İstanbul Büyükşehir Belediyespor değerlendirmeye giren diğer Türk ekipleri oldu.
UEFA Kupası’nı aldıktan sonra IFFHS değerlendirmesinde bir dönem birinci sıraya kadar yükselen Galatasaray, ağustos ayı değerlendirmesinde olduğu gibi eylül ayında da ilk 400 takım arasına giremedi.
UEFA Şampiyonlar Ligi’ne iyi bir başlangıç yapan Trabzonspor, IFFHS değerlendirmesinde en iyi çıkış yapan Türk takımı oldu.
Trabzonspor, 85 sıra birden yükselip 210. sıradan 125. sıraya çıkarken, puanı da 110.5 oldu.
Değerlendirmede Gaziantepspor 95.5 puanla 175., Bursaspor 91 puanla 191., Fenerbahçe 84 puanla 222., İstanbul Büyükşehir Belediyespor ise 74.5 puanla 283. sırada yer aldı.
Sergilediği performansla tüm dünyanın övgüsünü alan İspanyol ekibi Barcelona, “Dünyanın En İyi Futbol Takımları” değerlendirmesinin zirvesindeki yerini korudu.
Barcelona’nın ezeli rakibi Real Madrid 2. sırada, İngiliz temsilcisi Manchester United ise 3. sırada yer aldı.
“Dünyanın En İyi Futbol Takımları” değerlendirmesinin ilk 10 sırasında yer alan ekipler ve Türk takımlarının sıralamaları şöyle:
Sıra Takım Ülke Puan
————————————————
1. Barcelona İspanya 331
2. Real Madrid İspanya 305
3. Manchester United İngiltere 282
4. Porto Portekiz 254,5
5. Schalke 04 Almanya 244
6. Velez Sarsfield Arjantin 243
7. Bayern Münih Almanya 240
8. Inter İtalya 231
9. Manchester City İngiltere 225
10. U.Catolica Santiago Şili 224
86. Beşiktaş Türkiye 128
125. Trabzonspor Türkiye 110,5
175. Gaziantepspor Türkiye 95,5
191. Bursaspor Türkiye 91
222. Fenerbahçe Türkiye 84
283. İstanbul B.Şehir Bld. Türkiye 74,5
İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin bu yılki teması ‘Şehir ve Yemek’. Festival, 13 farklı ülkeden 54 yazarı ağırlayacak
Uluslararası İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’nin (İTEF) üçüncüsü başladı. İstanbul sokaklarında son derece renkli bir edebiyat rüzgarının esmesine neden olan ve perşembe akşamına dek sürecek festivalin bugünkü programında aynı saatte iki ayrı etkinlik var ki insan seçmekte zorlanıyor. İlki saat 20.00-21.00 arası Pera Müzesi’nde gerçekleştirilecek olan Çiler İlhan ve Hanif Kureishi söyleşisi… Bildiğiniz gibi Kureishi bu yılki festivalin onur konuğu ve bu söyleşi kaçmaz. Ancak aynı saatlerde Kadıköy Karga Bar’da gerçekleştirilecek olan bir diğer söyleşi de yine renkli konuşmacılarıyla dikkat çekiyor. Konu, Yeni Yazın/Yeni Medya- Yazar Kimliği Nasıl Değişti?, konuşmacıları ise Cem Akaş, Hakan Günday, Jasmin Ramadan, Peter Zilahy ve Kaan Sezyum…
EDEBİYAT SOFRASI
Bu grubun içine yer alan Jasmin Ramadan kim peki? Fatih Akın’ın Venedik Film Festivali’nden ödüllü Soul Kitchen adlı filminin, aynı adla uyarlanan romanının yazarı… Evet, yanlış anlamadınız, bu kez tam tersi söz konusu, karşınızda filmin ardından yazılan bir roman var. Kalem Ajans tarafından düzenlenen festivalin yarın ve perşembe günleri gerçekleştirilecek etkinliklerinin öne çıkanları ise şunlar… Çarşamba saat 18.00-19.00 arası Pera Müzesi’nde son derece prestijli İngiliz edebiyat dergisi Granta nin editörü Ellah Allfrey’in yanı sıra Adam Foulds ve Hakan Günday’ın da katılacağı bir söyleşi var. Saat 19.00-20.00 arası Cezayir Restoran’da ise bu yılki festivalin ana teması olan Şehir ve Yemek’ten yola çıkılarak yaratılan Edebiyat Sofrası: İstanbul adlı okuma ve söyleşi gerçekleşecek. Ahmet Ümit, Artun Ünsal ve Selim İleri edebiyatımızdaki kozmopolit İstanbul yemekleri üzerine söyleşecek. Perşembe saat 17.00-18.00 arası Cezayir Restoran’da Alona Kimhi, Gönül Kıvılcım, Berrin Karakaş ve Krisztian Grecso katılımıyla Modern Yaşam, Şehir Edebiyatı başlıklı bir okuma ve söyleşi olacak. Saat 19.30-20.30 arası ise Muhsin Kızılkaya, Mark Crick, Josefine Klougart ve Vladislav Bajac, Edebiyatta Kimlik başlıklı söyleşiye katılacak.
LEZİZ KİTAPLARDAN ÖNE ÇIKANLAR
Festivale paralel okumalar yapmak isteyen okuyucular için birkaç kitap önerelim. İlki festivalin ana teması olan Yemek ve Şehir’e son derece uyan Turkuvaz Kitap’tan Muriel Barbery imzasıyla çıkan Gurmenin Son Yemeği adlı ‘nefis’ bir roman. Edebiyatla gurme tatları tam bir edebiyat ziyafeti formunda birleştiren roman, ölüm döşeğindeki usta bir gurmenin belleğinde, geçmişindeki lezzetler aracılığıyla, çıktığı bir anılar yolculuğunu anlatıyor. Diğer iki önerimiz de Everest Yayınları etiketini taşıyor. Festivalin onur konuğu Hanif Kureishi’nin sekiz öyküsünden oluşan Vücut adlı öykü kitabı ve Jasmin Ramadan’ın Soul Kitchen adlı romanı…
ÇOCUKLAR UNUTULMADI * Festivalin İstanbul ayağı perşembe günü sona erecek ama etkinlikler, 6-7 Ekim’de Mersin’de devam edecek.
* İTEF çocukları da unutmuyor. İTEF kapsamında, macera kitapları yazarı Alman Thilo ve Hollandalı Marjolijn Hof çocuklarla okuma etkinliği yapacak. Ayrıca Fransız akademisyen- illüstratör Claire Franek öğrencilerle bir araya gelecek.
* İTEF bu yıl Kopenhag Uluslararası Edebiyat Festivali ile ortaklaşa etkinlikler düzenleyecek. Bu işbirliği kapsamında Danimarkalı yazar Josefine Klougart ülkemize geliyor. İşbirliğinin meyveleri 2012’de de toplanacak. 2012 Kopenhag Edebiyat Festivali’nin odak noktası Türkiye olacak.
* Festivalde etkinlikler ücretsiz gerçekleşecek. (Sabah)
İtalya’nın başkenti Roma’da 36 ülkeden 145 sporcunun katıılmıyla 2 gün süren Judo Büyükler Dünya Kupası müsabakalarında Türkiye, 1 bronz madalya kazandı. 2012 Londra Olimpiyat Oyunları için puan toplama adına büyük önem taşıyan şampiyonada +78 kiloda mücadele eden Belkıs Zehra Kaya, bronz madalyanın sahibi oldu. Yarı Final müsabakasında Kaya’yı saf dışı bırakan Fransız Ketty Mathe ise altın madalyaya uzanmakta zorlanmadı.
Belkıs Zehra Kaya, bronz madalya maçında Fransız Anne Sophie Mondierey’u yenerek madalyayı boynuna geçirdi.
Erkek ve Kadın toplam 14 kategoride mücadele edilen Judo Dünya Kupasında kadınlarda 5 sporcumuz turnuvaya katılırken, erkeklerde ise hiçbir sporcumuz turnuvaya katılma başarısını gösteremedi.
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, gözaltına alınıp tutuklananların tamamının BDP’li olduğunu belirterek, ”Eğer KCK buysa, KCK genel başkanı ben oluyorum” dedi.
Meclis’te grup toplantısı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtlayan BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, AKP’nin randevu talebiyle ilgili parti genel merkezinde oluşturdukları komisyonun çalıştığını belirtti. Demirtaş, şunları söyledi: ”Arkadaşlar bu akşama doğru açıklama yaparlar. Nasıl bir cevap vereceğimizi, bu toplantıdan sonra kararlaştıracağız. Fakat şu anda siyasi ortam, Başbakan’ın siyasi tavrı, anayasa tartışmalarına, uzlaşma arayışlarına güç vermekten öte işi zora sokma, yokuşa götürmeye, uzlaşma zeminlerini tahrip etmeye dönük bir anlayıştır. Doğrusu Başbakan’ın bu anlayışından büyük kaygı duyuyoruz. Her gün ülkenin başsavcısı gibi talimatlar yağdırıyor, hedef gösteriyor ve her gün arkadaşlarımız tutuklanıyor. KCK operasyonları adı altında Parti Meclisi üyemiz, belediye başkanımız, bütün parti çalışanlarımız tutuklanıyor. Eğer KCK buysa, KCK genel başkanı ben oluyorum. Çünkü, tutukladıklarının tamamı BDP’li arkadaşlar. Dolayısıyla böyle bir ortamda nasıl olgun, uzlaşmacı, çözüme dair siyasi tartışmalar yürütebiliriz, biz bunu da kendi içimizde tartışıyoruz. Umut ediyorum ki Türkiye büyük siyasi krizler yaşamadan kendi anayasasını yapabilecek ve bunu cesaretle tartışabilecek ortamı yakalar ama Başbakan buna katkı sunmuyor.”
Anayasa hazırlık komisyonuna üye verip vermeyeceklerinin sorulması üzerine Demirtaş, ”Komisyonumuzda bu konuda detaylı tartışma yürütüp, randevuyla ilgili, hazırlık komisyonuyla ilgili nasıl bir karar alacağımızı netleştirmiş olacağız” dedi.
İstanbul’da başlatılan KCK operasyonu çerçevesinde 80 BDP’li gözaltına alınırken Diyarbakır’da 31, Antep’te 20, Ankara ve Derik’te ikişer, Batman ve Kurtalan’da ise birer kişi gözaltına alındı.
İstanbul’un çeşitli semtlerinde bu sabah (4 Ekim) başlatılan eşzamanlı operasyonlarda Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) üyesi olduğu iddia edilen 80 kişi gözaltına alındı.
Fırat Haber Ajansı’nda (ANF) yer alan bilgilere göre, İstanbul’daki operasyonlar Bağcılar, Esenyurt, Arnavutköy, Üsküdar, Beyoğlu, Şişli, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa ve Sultangazi ilçelerinde gerçekleşti.
İstanbul’da gözaltına alınanların isimlerden bazıları şöyle:
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Parti Meclisi (PM) üyeleri Hülya Yer, Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Deniz Zarakolu, BDP İstanbul İl yöneticileri Dursun Yıldız, Aydemir Anlı, Mehmet Kaymaz, Nural Doğan, BDP Bahçelievler İlçe Başkanı Faruk Tur, Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Arif Yılmaz, Arnavutköy İlçe Başkanı Galip Ateş, Sancaktepe İlçe Başkanı Çiçek Arınç, Üsküdar İlçe Başkan Yardımcısı Mehmet Şerif Mergen, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) üyesi Hikmet Kaymaz ve Yakınları Kaybolan Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (YAKAY-DER) Yöneticisi Kemal Aydın.
Beş ilde daha operasyon
İstanbul’un yanı sıra Diyarbakır’da aralarında BDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Erkan Pişkin, BDP Diyarbakır İl Başkan Yardımcısı Mehmet Aksünger ve BDP Kadın Meclis Üyesi Fatma Kaşan‘ın da bulunduğu 31 kişi, Antep’te 20 kişi, Ankara’da BDP Genel Sayman Yardımcısı Salih Yıldız ile BDP çalışanı Mahmut Polat, Mardin’in Derik ilçesi Belediye Başkanı Çağlar Demirel ile DTK Koordinasyon Kurulu Üyesi, DTK Batman Sözcüsü Osman Akdağ ve Siirt’in Kurtalan ilçesi Belediye Meclisi üyesi Mehmet Koyuncu gözaltına alındı.
Dicle Haber Ajansı’nın (DİHA) haberine göre son bir ayda KCK operasyonları çerçevesinde 771 olan gözaltı sayısı, bugün gözaltına alınan 137 kişi ile birlikte 908’e yükseldi.