Ana Sayfa Blog Sayfa 5015

Foça: Turist değil kül yağacak

Aliağa‘daki demir çelik işletmelerinin cürufu ve yeni kurulacak dört termik santralın külü, Foça’da depolanacak.

Aliağa Nemrut Sanayi Bölgesi’ndeki demir çelik işletmelerinin yıllardır üretim alanlarında biriktirdiği milyonlarca ton cüruf için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı çözüm buldu: Foça’ya depolamak.

‘İzmir ili Aliağa ve Foça ilçeleri Termik Santral ve Kül – Cüruf depolama alanı 1/25000 ve 1/5000 ölçekli nazım imar planı değişikliği ile 1/1000 ölçekli uygulama imar planı’ bakanlık tarafından askıya çıkarılmak üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne gönderildi.

Demir çelik fabrikalarının atıkları ve kurulması düşünülen dört termik santraldan çıkacak küller Kozbeyli-Ilıpınar arasındaki vadilere, Ilıpınar’daki Gölyüzü mevkiine kadar uzanan alanlara dökülecek. Daha önce Aliağa’da cüruf dökülen alanlarda yapılan arkeolojik kazılardan tarihi eserler çıkmıştı. Bunun üzerine yeni cüruf dökme alanları oluşturan fabrika sahipleri şimdi de doğal alanları tehdit ediyor.

Ilıpınar Gölyüzü mevkiine hiçbir koruma önlemi ve ruhsat alınmadan cüruflar dökülmeye başlandı. Üstelik dökme işlemi bakanlığın askı süresi dolmadan, süresi içinde yapılacak itirazlar dikkate alınmadan yapılıyor. Ayrıca termik santrallaraverilen olumlu ÇED iptal davaları sürerken, bilirkişi raporu da mahkemeye ulaşmamışken fabrika sahipleri tarafından Foça ilçesi sınırlarına cüruf dökme işlemi devam ediyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ise yasadışı bu cüruf dökümüne seyirci kaldığı öne sürülüyor. FOÇEP (Foça Çevre ve Kültür Platformu) yetkilileri, cürufların döküldüğü Ilıpınar-Gölyüzü mevkiinde su kaynakları olduğunu belirterek, “Cüruflardan yeraltı sularına karışacak ağır metaller halkın sağlığını tehdit edecek ve bölgeyi yaşanmaz hale getirecektir. Zeytin alanlarına ciddi zararlar verecektir” diyor.

Cüruf dökümünün yanı sıra ayrıca bu alan kurulması düşünülen 4 yeni termik santralda çıkacak külün depolanması için de bu alanın kullanılması gündemde. Böyle bir durumda sadece Kozbeyli-Ilıpınar yöresi değil, Foça’nın tamamı, hatta Gerenköy, Menemen Ovası risk altında kalacak. FOÇEP yetkilileri, “Termik santrallarla ilgili olarak açılan davalar henüz sonuçlanmadı. Bizler bölgede yaşayanlar olarak askıya çıkarılan plana karşı binlerce imza topladık. İtirazlarımız dikkate alınmazsa dava açacağız” diyor.

Kül depolama alanı ilan edilen Foça, Kyme antik kentinin etrafını saran sanayi tesisleri yüzünden günden güne küçülmesiyle de gündemde.

Batı Anadolu’nun en eski liman şehirlerinden olan Kyme, 3500 yıllık geçmişiyle birçok antik çağ yazarının dikkat çektiği bir şehir.

Kyme antik kentinin 2002 yılında 1. derece arkeolojik sit yapılan alanları teker teker 3. derece sit alanına düşürüldü. Antik kent Nemrut Limanı’nı gören tepeden, limana kadar olan kısma kadar sıkıştırıldı. Nekrapol (antik mezarlık) alanı, üzerine termik santral yapılabilmesi için 1. derece arkeolojik sitten düşürülüp 3. derece yapıldı. Oysa ilgili yasa maddesinde “Nekrapol alanları taşınmaz kültür varlıklarıdır” hükmü var.

Demir çelik üretim faaliyeti, LPG dolum tesisleri ve dopolama alanları, Kömür kırma eleme tesisleri ve depoları, iskeleler ve termik santrallarla sıkışan kent için çevreciler ayaklanmış durumda.

‘Perili Köşk’te” çalışmak ister miydiniz?

Türkiye’nin ilk ”ofis müzesi”, Yusuf Ziya Paşa Köşkü, kuruluşunun 100.yılı nedeniyle ”Borusan Contemporary” adı altında Borusan Holding Yönetim Merkezi’nde tarih ve sanat meraklılarını misafir edecek. Hafta içi ofis çalışmaları sürdürülürken, hafta sonları ilginç, çağdaş sergiler izleyicilerle buluşacak. Borusan Kolleksiyonu’ndan seçilen eserlerin yanında, 7 çağdaş sanatçının bu sergi için özel olarak ürettiği video eserleri de yer alıyor.

17 Eylül’de açılan sergi,11 Aralık tarihine kadar ziyaretcilerini bekliyor.

Bu tarihi köşk”Perili Köşk”olarak ünlenmiş. 1910 yılında Yusuf Ziya Paşa Mısır Hidivi Abbas Hilmi Paşa’nın başyaveri olarak görev yaparken, başlanan köşk Birinci Dünya Savaşı çıkınca inşaatı yapan ustaların askere alınmasıyla birlikte tamamlanamamış. ”Perili Köşk” diye anılması da bu yüzden. Orjinali dörtbuçuk kat olan ve  yarım kalan köşkün katları 1995 – 2000 yılları arasında mimar Hakan Kıran’ın röleve, restorasyon çalışmalarına kadar tamamlanamamış.

Yusuf Ziya Paşa 1926 yılına kadar köşkte yaşamış.

Köşk Borusan Holding tarafından 2002 yılında 25 yıllığına kiralandı. Köşk aynı zamanda 2007 yılından beri Borusan Holding personelinin çalışma alanı.

Binadaki olağanüstü güzellikteki terastan,Karadeniz ve Marmara Denizini izleme şansınız var.

Özellikle’Kahve Odası”,Balo Salonu Avizesi ve ”İstanbul Duvar”resmi,dikkatinizi,ruhunuzu  çekecekler arasında…

(Fatoş Çırnaz – Yeşil Gazete)

Asker TBMM’den çıkıyor

Meclis Başkanlığı, yıllardır tartışma konusu olan askeri taburun kaldırılması için ilk somut adımı attı.

Meclis Başkanlığı’ndan sivilleşme yönünde tarihi bir adım geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi Koruma Taburu tarihe karışıyor.

Düzenleme AKP Meclis Başkanvekilleri Sadık Yakut ve Mehmet Sağlam imzasıyla verilen teklifte yer aldı.

Buna göre yıllardır tartışılan Meclis Taburu, 2015 yılından itibaren Meclis’ten ayrılacak ve yerine güvenlik müdürlüğü adı altında yeni bir birim kurulacak.

 

Namibya kafataslarını geri aldı

Almanya, sömürge döneminde bilimsel araştırma çerçevesinde Namibya’da öldürülüp Almanya’ya getirilen 20 kafatasını Namibya hükümetine geri verdi. Bununla birlikte Namibya Kültür Bakanı Kazenambo Kazenambo, sömürge döneminde Almanya’nın yerli halka uyguladığı şiddet ve baskı politikasını asla unutmayacaklarını söyledi. Alman ordularının başkomutanı Lothar von Trotha’nın 1904’te orduya verdiği emirle binlerce Namibyalı öldürülmüş ve işkenceden geçirilmişti.

İkiz kardeşler ama farklı ırktan

0

Genetik olarak biri melez diğeri Avrupalı olan bir çift, ikiz bebek sahibi olursa, bebeklerin farklı ırkları temsil etmesi 500’de bir vuku bulan bir olasılık olarak hesaplandı.

Bundan 50 yıl önce, farklı ırklar arasında beraberliklere çok az rastlandığı bir dönemde, bu tip ikiz bebekler neredeyse hiç duyulmamış vakalardı.

Ancak ırklar arası birliktelik arttıkça, farklı ırktan ikiz kardeşlerin doğabileceği gerçeği artık eskisi kadar yadırganmıyor.

İngiltere’de her yıl yaklaşık 12 bin ikiz doğumuna tanık olunuyor. Bunlar arasında sayıları çok az olsa da, ten renkleri farklı ırkları temsil eden ikizler de var.

Elbette, bu durum sadece ayrı yumurta ikizleri için geçerli.

Örneğin Shirley Wales, biri siyah diğer beyaz ikiz bebekleri olan West Yorkshire’lı İngiliz bir kadın. Shirley’nin babası, melez. Çocuklarının babası ise beyaz.

Kendisi siyah olan anne, oğlu Leo’nun siyah, kızı Hope’un ise beyaz tenli oluşu karşısında bazen kendisinin de hayrete düştüğünü itiraf ediyor.

Ama kızının dış görünümü bir beyazdan farklı olmasa da, onu yetiştirirken karışık ırk olduğu bilincini vermeye özellikle dikkat edeceğini söylüyor, ”Hope’un kimliği ile gurur duymasını isterim.” diyor.

Glasgow’da yaşayan benzer bir ailenin 12 yaşındaki kızı olan Moesha ise, genetik farklılıkların duygusal ve psikolojik faktörlerine ışık tutan bir içtenlikle, ”Ben de siyah doğmak isterdim.” diyor.

Moesha, beyaz. İkiz kardeşi Ebony ve annesi Stacey ise, siyah.

Moesha, kızkardeşi ve annesi gibi siyah doğmadığı için bir aidiyet bunalımı yaşadığını, okulda diğer öğrencilerin tacizlerine maruz kaldığını belirtiyor.

Anne Stacey, ”Kızım kendini bizden hissetmediğini söylüyor. O da babasının rengini almış. Kendisine bunu hep söylüyorum.” diyor.

Halihazırda, İngiltere’de doğan her 10 bebekten birinin anne-babası farklı ırklardan geliyor.

Dolayısıyla aynı aile içinde -ikiz bebekler dahil- farklı ten renklerinin zaman içerisinde giderek daha az garipseneceği düşünülüyor.

Buna koşut, toplumsal algıların da nesilden nesilden evrim geçireceği düşünülüyor.

(BBC)

Fizik Nobeli 2011 sahipleri açıklandı

Nobel ödülleri birer birer açıklanmaya devam ediyor. Tıp dalındaki ödüllerin belli olmasının ardından 2011 yılı Fizik Nobeli ödülleri belli oldu.

Fizik dalında Nobel için Amerikalı Saul Perlmutter, Adam Riess ve Avustralya asıllı Amerikalı fizikçi Brian Schmidt seçildi. Bilim adamlarına ödüllerini “kainatın hızlanan bir şekilde genişlediğini” ortaya koyan çalışmaları getirdi.

Nobel komitesi açıklamasında “onlarca yıldız patlamasını, yıldız kümelerini incelemişler ve kâinatın artan bir hızda genişlemesini sürdürüğünü keşfetmişlerdir” denildi. Bu teoriye göre 14 milyar yıl önce yaşanan Büyük Patlama’dan (Big Bang) beri evren genişlemesini sürdürüyor. Bu şekilde devam etmesinin sonucu olarak da bir buz kütlesine dönüşmesi bekleniyor.

Dilini de kesseydiniz! – Özgür Gürbüz

Anadolu Grubu’nun Gerze’de termik santral kurmak için kolluk kuvvetlerinin desteğiyle Yaykıl köyüne girmeye çalıştığı sıralarda Erzurum’un Tortum ilçesinde yapımı süren hidroelektrik santrala (HES) karşı da eylem vardı. Oturma eylemi sırasında Tortum’da da arbede çıktı. 15 kişiye kolluk kuvvetlerine fiili mukavvemet suçundan kişi başına 250 TL para cezası verildi. Aralarında 17 yaşındaki Leyla da vardı. Onun cezası sanırım hukuk tarihine kara harflerle geçecek. Leyla’nın HES konusunda faaliyet gösteren çalışma alanlarına girmesi ve HES’lere karşı eylemlerde bulunan kişilerle ilişi kurması yasaklandı. Leyla diyor ki, “Bundan sonra eylemlere katılırsam tutuklanma ihtimalim var. Ben de verilen cezaya saygı gösterip eylemlere katılmayacağım. Benim tek üzüntüm jandarmanın bana taş attığım yönünde iftirada bulunması”.

Leyla’nın neredeyse tüm ailesi ceza aldı. Evinde 7 ve 14 yaşlarındaki iki kardeşi dışında herkes cezalı. Şimdi Leyla ne yapacak? Evi terk mi edecek? Annesi ve babasıyla konuşmadan, küs gibi mi yaşayacak? Böyle ceza olur mu? İleri demokrasilerde oluyor demek. 17 yaşındaki Leyla’nın sözlerinden bu kadar mı korkuyorsunuz? Oldu olacak dilini de kesseydiniz!

Bu Leyla’nın öyküsü. Bir de Volkan Özcan’ın öyküsü var. Volkan 1990 doğumlu, 21 yaşında. Sinop Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Elektrik bölümü üçüncü sınıf öğrencisi. Okuyor diyemiyorum çünkü şu sıralar okula gidemiyor; hapiste. Gerze Cezaevi’nde yatıyor. Suçu doğduğu kent Gerze’de kurulmak istenen termik santrale karşı çıkması.

Volkan’ın tutuklanma öyküsü de bir garip. Gerze’de neler olduğunu hatırlayıverin. 5 Eylül günü Anadolu Grubu’na (Efes, Mc Donald’s vs.) ait sondaj ekipleri ellerinde sondaj yapmak için İl Özel İdare’den alınması gereken izin olmadan Yaykıl köyüne girmek istiyor. Aynı şirket yer lisansı almadan üretim lisansı almış. Üretim lisansı da Danıştay’dan dönmüş. Buna rağmen kolluk kuvvetleri köylünün değil de şirketin yanında saf tutuyor. Köylüler direniyor, yollara kendilerini set çekiyorlar. İtilip, kakılıyorlar ama yeri göğe çıkaracak o aletlere izin vermiyorlar. Volkan da orada. Sondaj makinalarının köye başka bir noktadan girmeye çalıştığı haberini alınca soluğu otobanda alıyor. Arkadaşlarıyla yolun karşısına geçmeye çalışırken karşıya geçmeye çalışan yaşlı birine yardım için Volkan yavaşlıyor. O sırada üç polis Vollkan’ı alıp götürüyor. Suçu attığı taş ile bir kadın polisin başını yarmak. Volkan atmadım dese de nafile. Kelepçeleniyor. Tekme, tokat ve küfür… Volkan olayı böyle anlatıyor. O da Leyla gibi kendsine iftira atıldığını söylüyor.

23 Ağustos ve 5 Eylül tarihlerinde çıkan olaylara bizzat tanıklık eden Avukat Cömert Uygar Erdem hukuka aykırılığa dikkat çekiyor. Erdem, “Volkan’ı iki suç şüphesi ile göz altına aldılar. Kadın polis memurunun başının yarılması ve polise görevini yaptırmamak. Kadın polis ifadesinde kim olduğunu hatırlamıyorum arkadaşlarım Volkan dediler diyor. Volkan kasten yaralama suçuyla ilgili ifadesi alınırken video görüntüleri yoktu. Sadece iki polis tanık var. Yaralama suçunu ispat edemedikleri için Volkan polise görevini yaptırmamak suçundan tutuklandı. Tutuklamaya gerekçe yazarken dosyaya, toplanacak delillerden sonra şüphelinin işlediği suçun niteliğinin şüphelinin aleyhine değişme ihtimalinin bulunması diye yazıldı. Bu yapılan CMK’nun 100. maddesine aykırı” diyor. Ben bu cümleden şunu anlıyorum. Her an delil bulabiliriz, ha çıktı ha çıkacak! Siz ne anlıyorsunuz? Erdem, “Anayasa’nın 56. maddesi çevreyi koruma bir haktır ve vatandaşa yüklenmiş bir ödevdir. Bu insanlar aslında üzerine düşeni yapıyorlar, bunu yapmamaları aslında suç” diye de ekliyor.

Volkan 24 Eylül tarihinde dostlarına bir mektup yazmış. Feyzbuk’ta “Yaykıl direnişinin simgesi Volkan’a özgürlük” adıyla açılan sayfadan aldım. Bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim: “…Allah kimseyi buraya düşürmesin gerçekten bazen çok sıkıcı oluyor. Bir an önce mahkeme gününün gelmesini bekliyorum. …Lale Abla kitap için teşekkür ediyorum uzun zamandır kitap okumamıştım iyi geldi, çok güzel bir kitap. Canan Abla ve Şule Abla gelince sizin evin elektrik işini yaparım merak etmeyin. Şükrü, eski okul arkadaşım, yoldaşım sen nasılsın? Bak, herkes sana emanet. Çadırda semaverde çayları güzel yap, yokluğumu çaktırma. İlk fırsatta yanına geleceğim inşallah, merak etme. Şengül Abla, Lale Abla sizleri sok seviyorum ama her hafta gelmeyin sizden ayrılınca kendimi kötü hissediyorum”.

Sinop’ta termik santrala, Erzurum, Hopa ve Trabzon’da HES’e yapılan itirazlar yöre halkının deresine, toprağına sahip çıkma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Hükümet sorunu çözemiyor. Tortum Bağbaşı’nın AKP’li belediye başkanı ve dokuz meclis üyesinin istifası da bunun kanıtı. Yöre insanının rızasını almadan, deredeki balığın, o dereden su içen ayının hakkını, canını düşünmeden yatırım yaptığını söyleyenleri ne bu halk ne de gezegen affeder. Kalbiniz kararmaya görsün. Kalbi kararanın gözleri de görmez. Gündüzü gece olur.

 

Özgür Gürbüz – Birgün

Ekonomi için yok edilen doğa – Fuat Keyman

Küçükkuyu’yla Assos/Behramkale arasında yer alan Troas Otel’e, ilk defa yaklaşık 20 yıl önce gitmiştim. Sonra, her yıl gitmeye başladım. Büyükhüsun köyünden ev aldık. Bu güzel bölge ve köy, ailecek yaşamımızın çok önemli bir parçası oldu. Köyümüze her gelişimde bahçede oturup Ege’nin, Behramkale’nin, arkamızdaki dağlık arazinin o muhteşem güzelliğine baktığım zaman şehrin, işin, koşuşturmanın verdiği yorgunluğun bir-iki dakikada yok olduğunu hissederim. Denizin müthiş güzelliği, Küçükkuyu’ya kadar sizi büyüler. Behramkale’nin tepesine çıktığınız zaman, Plato ve Aristo’nun tartışmalarını yaptığı, dolayısıyla da felsefenin doğduğu ve geliştiği yerlerden birisinde olursunuz. Bu benim için de müthiş bir duygu. Derslerde anlattığınız Aristo’nun, Politika kitabını yazdığı yerdesinizdir. Biraz aşağıya yürüdüğünüzde, Panaroma lokantasına gelirsiniz. Manzara çok güzeldir, daha da önemlisi, her zaman güleryüzle sizi karşılarlar. Assos/Behramkale-Küçükkuyu arası sessizdir, denizin ve zeytin ağaçlarının güzelliği birbirine karışır. Doğa büyük tatil köylerinin yapımına izin vermediği için burası hâlâ güneyin yaşadığı yıkımı yaşamadı. Sessizliği, doğayı, yavaşlığı ve dinginliği seviyorsanız, burası Türkiye’nin tek tük kalmış doğal yerlerinden birisidir.

Ekonomik kalkınma adına
Son yıllarda, ekonomik kalkınma istenci ve hırsı yollarıyla, liman yapımlarıyla, inşaatlarıyla, maden aramacılığıyla, gözünü buraya dikmiş gözüküyor. Köylerin ve zeytin ağaçlarının olduğu yerlere anlaşılmaz bir biçimde İstanbulAnkara TEM yolu büyüklüğünde geniş yollar yapılıyor. Ticaretin bir boyutu olan taşımacılık alanını rahatlatmak adına, doğal bir güzellik yavaş yavaş yok edilmeye başlanıyor. Niye sadece köylerin ve Ayvacık kasabasının olduğu bir alanda böyle büyük yollar yapılıyor diye sorduğunuzda yanıt basit: Ekonomik kalkınma adına, Troas oteli ile Teras oteli arasındaki koya taşımacılık limanı yapmak. Amaçları Ayvacık Altı Ulaşım Limanı adı altında koyu, Ayvacık ile Ayvalık arasında TIR’ları taşıyacak gemilere ve dahası Midilli ile Ayvacık arasında da yolcu taşıyacak diğer gemilere açmak. Zeytin ve incir ağaçlarının, denizin yerine doğayı kamyonlara, arabalara, gemilere bırakmak. Gerekçesiyse, Ayvacık Altı Ulaşım Limanı yoluyla, soyut düzeyde, içi doldurulmamış, fizibilite raporları tam yapılmamış ekonomik kalkınma ve iş yaratma oluyor. Böylece Bergama’da altınKaz Dağları’nda maden arama gayretleri veHES’ler vb. girişimlerle yok edilen bölgelere, yine ekonomik kalkınma adına, bu yöre de ekleniyor.
Liman projesinin faydasının ne olduğunu anlamak gerçekten çok zor. Liman yapımını destekleyen Ayvacık Belediye Başkanı,Çanakkale Ticaret Odası Başkanı gibi karar vericiler, liman yapımının bu yöredeki ekonomiyi kalkındıracağını, köylülere yeni iş alanları açacağını ve Ayvacık kasabasını, hattaÇanakkale’yi geliştireceğini savunuyor. Ayvacık Belediye Başkanı ve Çanakkale Ticaret Odası Başkanı yaptıkları ortak basın açıklamasında bu müthiş doğa kıyımına, hiçbir sayısal ve ciddi fizibilite raporu göstermeden, soyut bir ekonomik kalkınma söylemiyle desteklerini açıklıyorlar. Ayvacık veÇanakkale’nin ekonomik kalkınmasının ve yeni iş alanlarının açılmasının önünde kimse durmasın diyorlar. Hatta ÇanakkaleTicaret Odası Başkanı daha da ileri giderek, “5000 üyemle projenin yanındayım” diyor. Türkiye’nin en güzel ve en bilinçli kentlerinden biri olan Çanakkale’nin böyle düşünmediğini, kent ve kentsel dönüşüm çalışan bir akademisyen olarak biliyorum ama Ticaret Odası başkanı, kendinden çok emin: “Liman projesine karşı çıkanlar, bu bölgenin ve Çanakkale’nin gelişimine de karşılar” diyebiliyor.

Yanıtsız sorular
Peki, bırakın doğayı yok etmeyi, salt ekonomik kalkınma temelinde düşünsek bile, Avvacık-Ayvalık arasında TIR’ları taşıyacak gemilerin yanaşacağı bir liman yapımının bölgenin veÇanakkale’nin ekonomik kalkınmasına nasıl katkı vereceği, köylülere nasıl iş bulacağı sorularına limanın yapımını destekleyenlerden hiçbir yanıt gelmiyor. Bugün ekonomik iflas konumunda olan Yunanistan ve Midilli adası yöneticileri ile anlaşma yapılmış mı, bu tür bir yolcu taşımanın fizibilitesi nedir, gerçekten Midilli’den turistler gelecek mi gibi sorularını sorduğunuz zaman da yanıt alamıyorsunuz. Ayvacık ile Ayvalık arası yaklaşık 120 km. Bu yolu süre olarak da kısaltacak yol çalışmaları yapılıyor. TIR şoförleri niye yoldan çıkıp, limana gelip gemi tercih etsinler, böyle bir çalışmanız var mı sorusu da yanıtsız kalıyor.
Aslında, insanın, soyut bir ekonomik kalkınma ve iş bulma söylemi yoluyla doğanın katledilebileceği düşüncesine inanası gelmiyor. “Olmaz, böyle bir şey olamaz” diyorsunuz. Ama proje gerçek, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu’nda yer alıyor. Bu projenin bitiminde eminim ki bazı kişiler çok para kazanacak, zenginliklerini katlayacaklar ama daha da eminim ki ne bölge, ne Ayvacık, ne köyler, ne Çanakkaleekonomik olarak kalkınacak ne de köylüler iş bulabilecek. Ayvacık Belediye Başkanı ve Çanakkale Ticaret Odası Başkanı’nın ve onları çıkar adına destekleyenlerin ekonomik kalkınma ve iş söylemlerinin aksine, doğal güzellik ve çevre, kişisel kazanım ve ekonomik kalkınma hırsı yüzünden yok edilecek.

Lütfen yapmayın!
Ayvacık Altı Ulaşım Limanı projesi, ÇED raporunda yer aldıktan sonra bir grup arkadaş, nesnel ve bilimsel olarak gerçekten böyle bir proje köylülere iş getirecek mi, bu proje ile çevre koruması arasındaki ilişki nasıl kurulmuş, bu proje ekonomik ve fiziki olarak uygun mu vb. sorular üzerine çalışmaya başladık. Bu yöreyi sevenler, doğayı ekonomik kalkınma hırsına karşı korumanın ahlaki benliğin bir boyutu olduğuna inananlar ve yaşadığımız köylerde köylülerimizin ekonomik sorunlarını bilen ama böyle bir projenin bu sorunların çözümüyle ilgisi olmadığını gören insanlar olarak, Ayvalık Altı Ulaşım Limanı projesine karşı çalışmaya ve mücadele etmeye başladık. Buradan ilgili bakanlara, karar vericilere sesleniyoruz: Lütfen yapmayın! Ekonomik kalkınma gerekli ama esas olan sürdürülebilir olması. Bu da doğayı, çevremizi korumaktan geçiyor. Ekonomik kalkınma-çevreyi koruma ikilemi ya da tezatı yaratmaya gerek yok. Çevreyi, doğayı yok eden bir ileri demokrasi, kaliteli demokrasi olamaz. Çevre ve doğa, çıkar gruplarının eline bırakılmamalı. Behramkale’nin tepesine çıkalım, oradan etrafımızdaki doğanın güzelliğine bakıp Plato’nun “Mağara ve gölgeler metaforunu” hatırlayalım, çıkar ve kalkınma mağarasından çıkıp gerçekleri görelim. Yapılan iş, aş, kalkınma yaratmak değil, aksine bir kere daha doğayı yok etmektir.

 

Fuat Keyman – Radikal2

Wall Street’te sendikadan ahlâki dayanışma

0

New York’ta Ulaşım İşçileri Sendikası, üyelerinin Wall Street protestolarında gözaltına alınan aktivistleri taşımaya zorlanmaması için dava açtı ve mahkemeye gidiyor. Haftasonu, eylemde polis Brooklyn köprüsü üstünde 700 göstericiyi gözaltına almış ve en az üç belediye otobüsüne bu kişileri taşımak için geçici olarak el koymuştu. Söz konusu sendika geçtiğimiz hafta Wall Street protestolarını desteklemek yönünde karar almıştı, ve bu taşıma emrini “açık bir siyasi misilleme” olarak nitelendiiyor.

Cumartesi günü 700 protestocu Brooklyn köprüsü üstünde gözaltına alınmıştı. Eylem devam ediyor.

Sendika başkanı Samuelson, üyelerinin anayasal protesto haklarını kullanmakta olan ve zaten gözaltına alınmaması gereken insanları taşımaya emredilmesi üzerine polis dairesi ve belediye başkanlığınca hakarete uğramış olduklarını söylüyor. Sendikaya göre ayni zamanda Metropolitan Transit Şirketinin bunu isteyerek toplu sözleşmeyi ihlal ettiğini de ekledi.

Geçtiğimiz günlerde Wall Street işgallerine ABD’nin birçok yerinden sendika desteği gelmeye başladı ve bu, eylemlerin daha yaygın destek zeminiyle devam etme ihtimalini gösteriyor.
(NY Daily News)

Şipal de elendi, 2012’de ringe çıkacak boksörümüz kalmadı

0

16. Dünya Boks Şampiyonası’nda 69 kiloda ringe çıkan sporcumuz Önder Şipal, Krishan Vikas’a 14 – 7 yenilerek şampiyonaya veda etti. Bu sonuçla birlikte 2012 Londra Olimpiyatlarına katılma hakkı kazanan hiç boksorümüz kalmadı.

İlk raundu rabikine karşı 3 sayı farkla mağlup bitiren Şipal, ikinci ve üçüncü raundlarda ise aradaki sayı farkının açılmasını önleyemedi. 5-2, 5-3 ve 4-2’lik skorlarla rakibine üstünlük elde edemeyen Şipal, Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de düzenlenen Büyük Erkekler Dünya Boks Şampiyonası’na veda etti.

Şampiyonaya 10 sıklette sporcuyla katılan Milli Takım, Önder Şipal’in bugün akşam seansında Hindistanlı rakibine elenmesi sonucu şampiyonadan hiç bir sporcusuna Olimpiyat vizesi alma başarısını gösteremeden veda etti.