Ana Sayfa Blog Sayfa 4829

Permakültürün size ihtiyacı var!

Türkiye Permakültür Enstitüsü 2012 yılının Temmuz ayında 3 önemli etkinliğe ev sahipliği yapıyor.

30 Haziran-12 Temmuz’da İstanbul’da düzenlenecek ve Bill Mollison ile Geoff Lawton’un vereceği Permakültür Tasarım Sertifikası (PDC) kursunu, 14 Temmuz’da İstanbul’da gerçekleşecek Avrasya Bölgesel Permakültür Konferansı takip ediyor. Son olarak 17-21 Temmuz arasında Akdeniz, Orta Doğu, Kafkaslar ve ülkemizden permakültür uygulayıcıları ile Marmariç’teki uygulama alanımızda Bölgesel Permakültür Buluşması için toplanılıyor.

Enstitü ve Marmariç ekiplerinden yapılan açıklamada “Yoğun bir hazırlık sürecine girdik.” denilerek bu süreçte kendilerine destek vermek isteyenlerle güçlü bir organizasyon ekibi kurmak istendiği bildirildi. Açıklamada gönüllü olarak destek vermek isteyenlerin [email protected] adresinden bilgi alabilecekleri belirtilerek ihtiyaç duyulan bazı iş ve destek kalemleri şöyle sıralandı:

İş kalemleri

Permakültür Tasarım Sertifikası kursu ve Bölgesel Permakültür Konferansı organizasyonu için:

Şubat-Haziran arasında:

●      Yurtdışından veya başka illerden katılacaklar için konaklama seçeneklerinin bulunmasında;

●      Bu seçeneklerin web sayfasında yayınlanması için konaklama ve diğer temel ihtiyaçlarla ilgili bilgi notlarının hazırlanması ve de bu konularda katılımcılardan gelecek soruların yanıtlanmasında;
●      Tanıtım: Etkinliklerle ilgili bilginin katılmak isteyebilecek arkadaşlara ulaştırılmasından medyada yer almasına kadar tüm tanıtım faaliyetlerinde desteğe ihtiyacımız olacak.
Etkinlik sırasında:
●      Fotoğraf: Etkinlik sırasında tanıtım ve arşiv amaçlı fotoğraf çekilmesi
●      Kamera kaydı: Kurs içeriğinin kayda alınması ve Konferans sırasında kısa çekimler yapılması. Hatta bu çekimlerden mini bir film çıkartmamıza yardımcı olacak arkadaşlar var mıdır?
●      Raportörlük: Kursun ve konferansın raporlarının çıkarılmasında çalışacak İngilizce bilen arkadaşlar.
●      Yemek ve kahve aralarında destek: Bu hizmetler için bir şirketle anlaşılması düşünülüyor, fakat aksaklıkların oluşmasına engel olacak arkadaşlara ihtiyacımız var.
●      Ulaşım: Hocaların karşılanıp yolcu edilmesi ve etkinlik öncesi ve sonrasında gerekli durumlar için araç sahibi arkadaşların desteği
●      Hocalara eşlik edilmesi gereken durumlar için yine İngilizce bilen arkadaşlar ve oluşabilecekler diğer iş kalemlerinde destek.

Bölgesel Permakültür Buluşması için:

Hazırlık aşaması:

Şubat-Temmuz 2012 arasında Marmariç’te buluşmanın misafir edilebilmesi için hummalı bir çalışmaya gireceğiz. Bu süreçte bize yardımcı olmak isteyen arkadaşların, kendilerine uygun dönemde minimum 1 hafta Marmariç’te kalmalarını bekliyoruz. Gönüllü formunda size uyan zamanları belirtebileceksiniz. Buluşma öncesinde kabaca şu işlerde yardıma ihtiyacımız olacak:

●      Yapı işleri: Şubat ve Temmuz ayları arasında çeşitli doğal malzemelerle bir dizi misafirhane yapmayı düşünüyoruz. Bu beş ay boyunca bizimle beraber yığma taş bir yapı renovasyonu, saman balyasından bir yapı, ahşap kulubeler, çadır alanları ve kuru tuvaletler yapmaya hevesli gönüllüleri bekleriz.
●      Mutfağa destek: Çalışmalar esnasında gönüllülerle beraber tüm Marmariç ahalisine yemek hazırlanması
●      Rutin Marmariç işlerine yardım: Bostan, gıda ormanı, odun, temizlik gibi bir dolu rutin işin de eş zamanlı gitmesine destek
Marmariç’te gönüllülerin konaklaması yatakhanede oluyor; Mayıs itibariyle hava koşulları çadır atmaya da izin verir. İş günü sabah 9’dan akşam 5-6’ya kadar sürer.
Buluşma sırasında:
Gönüllülerin Buluşma’yı takip edebilmeleri için bir program oluşturup işleri paylaşarak yapacağız. Kamp sorumluluğu ve güvenlik, aşçı ve aşçı yamakları, temizlik, oturum alanlarının ve göstergelerin organizasyonu, ulaşım gibi ihtiyaçlarımızı gönüllülerle beraber bir iş planı çıkarıp berabere yapacağız. 14-24 Temmuz arasında bizimle Marmariç’te olmanız yeterli.

Mısır’da ulusal yas ilan edildi

0

Mısır’ın Port Said kentindeki bir futbol karşılaşması sonrasında çıkan ve en az 74 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların ardından Mısır’da üç gün ulusal yas ilan edildi.

Mısır’da tüm futbol karşılaşmaları iptal edilirken ülkenin yeni seçilen parlamentosu da olağanüstü toplantıya çağırıldı.

Çok sayıda kişinin de yaralandığı olayların ardından yetkililer ölü sayısının artabileceğini açıkladı.

Olaylar El Masri ve El Ehli takımları arasındaki karşılaşmanın ardından taraftarların sahaya girmesiyle başladı.

Mısır Sağlık Bakanı Yardımcısı Hesam Şeyha olaylardan büyük üzüntü duyduklarını belirtti ve bunun ülke tarihinin en büyük futbol felaketi olduğunu söyledi

Hastane yetkilileri ölenler arasında güvenlik görevlilerinin de olduğunu belirtiyorlar.

(BBC)

CHP’li vekillerden hayvan hakları yasası teklifi

Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Umut Oran ve Melda Onur, Hayvanları Koruma Yasası‘nda değişiklik içeren yasa teklifi hazırladı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) sunulan teklifte Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen hayvanlara eziyet, işkence, aç-susuz bırakmak, sahipsiz hayvanı öldürmek gibi eylemlerin Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamında bir ila altı yıl arası hapis cezasına çarptırılması önerildi.

CHP milletvekilleri Melda Onur ve Umut Oran, TBMM’de düzenledikleri basın toplantısında 23 maddeden oluşan Hayvan Haklarını Koruma Yasa Değişikliği teklifini açıkladı.

Hayvan haklarıyla ilgili sorunların 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasasından kaynaklandığını ifade eden Oran, hayvanlara kötü davrananların bir yaptırım ile karşılaşmadığını söyledi.

Yasa ne getirecek?

Umut Oran Jack London’a atıfta bulunarak  “İnsan kendisini köpeğin efendisi olarak görür, köpek ise insanı tanrı gibi görüp yüceltir.” diyerek sundukları teklifin hayvan hakları açısından ne getirdiğini şöyle özetledi:

* Hayvanların ekolojik ve etolojik hakları güvence altına alındı.

* Hayvanların tamamını işkence ve eziyetten korumak için yasaya bütün hayvanların işkence, kötü muamele ve eziyet görmeme hakkına sahip olduğunu eklendi.

* Sahiplenilen tüm hayvanların işaretlenmesi, boynunda isim, adres ve hangi belediyeye kayıtlı olduğunu gösterir bir numara sahibi olmasını sağlanacak.

* Artık kimse hayvan sahiplenme ve bakım eğitimi ile sertifika almadan herhangi bir evcil hayvan edinemeyecek.

* Hayvanları kumar, eğlence, gösteri amacıyla kullanmak yasaklanacak

* Sahipsiz ve güçten düşmüş tüm hayvanların korunması için mali destek getirilerek, yerel yönetimlerin desteklenmesini sağlanacak.

* Sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanları öldürenlere üç, altı yıl arası hapis cezası verilecek.

* İzinsiz hayvan ticareti yapanlara ve bu konudaki yasaklara uymayanlara bir, iki yıl hapis cezası getirilmesini öngördük.

* Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranan, acımasız ve zalimce işlem yapan, döven, aç ve susuz bırakanlara iki, dört yıl hapis cezası verilecek.

* Hayvanlara işkence yapanlara, cinsel ilişki kuranlar üç, beş yıl arası hapis cezasına çarptırılacak.

* Bulundurduğu hayvanların bakımını, ciddi şekilde ihmal ettiği ya da onlara ağrı, acı veya zarar verdiği denetim elemanlarınca tespit edilen kişilere yine iki, dört yıl hapis cezası verilecek.

* Dini amaç ve et hayvanı olarak tüketim amacı dışında bir amaçla bir hayvanı öldürenlere üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası getirilecek.

Soya Cumhuriyeti – Metin Yeğin

Santioga Del Estario Buenos Aires den uzaktaydı. Kullanılmayan bir tren istasyonu, bir otobüs terminali ve bir caddesi vardı. Bütün etrafı soya ekiliydi. Öldürücü bir yeşildi. Milyon dönüm, yüzbinlerce hektar gibi anlayamadığım sayılar büyüklüğündeydi. Arjantin sınırları içinde olması bir şey değiştirmiyordu. Monsanto ya da Cargil topraklarıydı.  Bir uçak havada dolaşıyor, toprakları ilaçlıyordu. Cargil ya da Monsanto topraklarını, aralarda kalmış küçük çiftlikleri, hâlâ yaşamaya çalışan küçük ormanları, tarla kenarlarında kesilmekten kurtulmuş yalnız ağaçları, her yeri…

Bu soya arasında bir de ilkokul kalmıştı. 83 öğrencisi vardı. Onu da ilaçladılar. İçinde öğrenciler ve öğretmenler varken. Önemsiz bir ayrıntıydı. Öğrencilerin çoğu İndiandı. Çevredeki küçük çiftçilerin çocuklarıydı. İlaçtan gözleri kan çanağına döndü. Boğazlarına derinden gelen bir öksürük yerleşti. Movimento Campesinos Santioga- MOCASE- buna karşı, bütün herkesle konuşmaya başladı.Zaten yaklaşık 20 bin ailelik bir hareketti. Çoğu kendi üyeleriydi.

Köylülerin ağaçları kenarından kurumaya başlamıştı. Hayvanları, 10-20 keçi birkaç inek, tavuklar filan güçlerine göre sırayla ölüyorlardı. Bir uçtan bir uca giderken kamyonetle soya tarlalarının üzerinden geçiyorduk. Mümkün olduğunca çok soya çiğniyorduk. Bir köylünün kurumuş ağaç yapraklarını, öksüren çocuklarını ve ölen hayvanlarını görüp, imza topluyorduk. Sonra toprak ağalarının ve dünyanın en büyük toprak ağaları Monsanto, Cargil’in soyalarını çiğnemeye özen göstererek etrafı kuşatılmış, bir başka köylüye doğru yola çıkıyorduk. Tepemizde ilaç uçakları uçuyordu. Devasa traktörler arkalarına takılmış, kendilerinin beş katı büyüklüğünde borulardan ilaçlar püskürtüyordu. Zararlı böcekler, zararlı otları öldürüyor, yok ediyor , verimi artırıyorlardı. Bunlarla birlikte yararlı böcekleri, yararlı otları ve toprağı öldürüyorlardı. İndianların ve küçük çiftçilerin ağaçlarını, hayvanlarını, çocuklarını ve kendilerini de…

Mocase büyük bir yürüyüş düzenledi. Kullanılmayan istasyondan Cargil deposuna doğru. Daha önce bir kaç kez yakmıştı da. Daha etkili bir yöntemdi. Büyük toprak sahipleri de hazırlıklıydı. Brezilya dan ucuz katil getirmişlerdi.Ama bu işten iyi para alacaklardı. Elli dolar ya da yüz dolar kazanabilirlerdi. Katiller ateş açtılar. Bir kişi öldü.

Arjantin devlet başkanı Chiristina devreye girdi.  Katiller ve sorulacak hesaplardan söz edildi. Hatta yakalananlar da oldu. Soyaların uçaklardan ilaçlanması bir kaç gün durdu. Sonra ülke ekonomisinden söz edilmeye başlandı. Haklıydılar. Soya dan mesela yağ yapılacaktı ve bundan da kanser. Ayrıca otomobillere yeni benzin üretilecekti. Otomobiller biraz daha doyacak, insanlar daha aç kalacaktı. Dünya da ekilecek bütün araziler benzin için GDO’lu soya, kanola ya da mısır ekilse ve bundan otomobillerde yakıt olarak kullanılsın diye etanol elde edilse bile sadece ihtiyacın 10 da biri karşılanabiliyordu. Yani bütün bu topraklardan beslenenler de ölecekti. Ama önemli değildi. Nasıl olsa hepimiz ölecektik. Bir  katil devlet kurşunundan, kanserlerinden, uçaklardan atılan bombalardan ya da tarım ilaçlarından. Varlığımız varlıklarına armağandı zaten.

Siz hâlâ ekolojik mücadelenin uysal birkaç yürüyüş ile, üzerimizde pijamalarla internetten atılan imzalarla ya da facebook sayfalarıyla sürdürülebileceğin mi sanıyorsunuz?

Bu ölüm medeniyetinin arasından geriye insanlık kalmayacak ve sanırım bunu da hak ediyoruz.

Metin Yeğin- Özgür Gündem

BDP’den Genelkurmay Başkanı’na dava

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel hakkında Ankara 17’nci Asliye Hukuk Mahkemesine dava açtı.

BDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel hakkında suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunun gerekçesi Özel’in siyaseti ve yargıyı ilgilendiren konularda açıklama yapması.

BDP Genel Merkezi’nden yapılan yazılı açıklamaya göre, Demirtaş, “yargı görevini yapanı etkileme” ve “siyasi amaçla demeç vermek”ten ötürü özel hakkında suç duyurusunda bulundu.

Yazılı açıklamada ayrıca Demirtaş’ın Genelkurmay Başkanlığı’nın kendisi hakkında açtığı hakaret davasıyla ilgili olarak mahkemeye cevap gönderdiği de duyuruldu.

Selahattin Demirtaş, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel hakkında, “Bizim nazarımızda, onbaşı kadar değeri var” demiş, Genelkurmay Başkanlığı Demirtaş ile ilgili hukuki süreç başlatmıştı.

Hopa’da Nazım Hikmet ve Kazım Koyuncu’ya heykel seferberliği

Artvin’in Hopa ilçesinde sanatçı Kazım Koyuncu ve şair Nazım Hikmen Ran’ın heykellerinin yapımı için Hopa Belediyesi tarafından bağış kampanyası başlatıldı. Heykeller sahilde bulunan dolgu alanına yapılacak.

“Herkesin katkısı olmasını istedik”
Konuyla ilgili bilgi aldığımız Hopa Belediyesi Basın ve Yayın Sorumlusu Sibel Bülbül daha kampanyanın yeni başladığını söylerken gerekli para toplandığında çalışmalara başlayacaklarını belirtti. Heykel yapacak sanatçı konusunda bazı görüşmeler yaptıklarını söyleyen Bülbül bağış kampanyasının ardından heykelleri yapacak isminde netleşeceğini ifade etti. Küçük bir ilçe belediyesi için heykellerin oldukça masrafları olduğunu hatırlatan Bülbül bu konuda herkesin katkı vermesini çok önemli olduğunu belirtti.

Kazım Koyuncu Parkı da yapılacak
Sadece heykellerin yapılmayacağını ifade eden Bülbül, Kazım Koyuncu için bir de park yapılacağını söyledi. Kazım Koyuncu’nun ve Nazım Hikmet’in büyük birer sanatçı olmalarının yanı sıra Kazım Koyuncu’nun Hopalı olduğunu hatırlatan Bülbül Nazım Hikmet’in de SSCB’den Türkiye’ye girişi sırasında Hopa’da gözaltına alındığını ve Hopa’da hapis yattığını ifade etti.

Hopa Belediyesi’nin çağrısına ulaşmak için tıklayınız

İzmir sokakta: Kar topu oynuyor!

İzmir’de, sabah saatlerinden itibaren kar yağışı başladı.

Yaklaşık bir haftadır, hissedilir sıcaklığın sıfırın altında 9 dereceye kadar düştüğü İzmir’de, hava sıcaklığının yükselmesiyle birlikte İzmirliler karlı bir sabaha uyandı.

İşlerine gitmek için sabah evlerinden çıkan İzmirliler, nadir olarak yaşadıkları bu hava olayını, cep telefonları ile görüntüledi.

İzmir Meteoroloji Bölge Müdürlüğü yetkililerinden aldığı bilgiye göre, kar yağışının kent genelinde hava sıcaklığı durumuna bağlı olarak öğle saatlerine kadar devam etmesi bekleniyor.

Öğle saatlerinde rüzgarın lodos yönüne dönmesiyle birlikte yağışın önce karla karışık yağmura, akşam saatlerinden itibaren de sağanağa dönmesi bekleniyor.

Karın nadir olarak yağması nedeniyle, şu anda evlerindeki İzmirliler sokakta…

Karaman’ın hayatı kararacak

Türkiye’nin güneş enerjisi için en uygun illerinden biri olan Karaman’da kömür yataklarının bulunmasının ardından bölgede bir termik santral yapılmak isteniyor.

Karaman AKP Milletvekili Mevlüt Akgün’ün kişisel websitesinde yer alan yazılı basın açıklamasına göre Maden Tetkik Arama Genel Müdürlüğü’nün Konya’nın Karapınar İlçesi ile Karaman’n Ayrancı İlçesi Ambar ve Kavuklar köyleri ile Akçaşehir kasabasında bulduğu kömür yataklarının büyüklüğü 1.8 milyar tona yakın. Bu tahminler doğruysa, Türkiye’nin Elbistan’dan sonra en büyük kömür madeni Karaman’da bulundu anlamına geliyor.

Akgün’ün açıklamasına göre kömür madeninin bulunmasının ardından harekete geçen EÜAŞ Genel Müdürlüğü, bölgede 5000 MW kurulu güce sahip bir termik santral kurmak için etüt çalışmalarına başladı. Özel sektör veya kamu-özel sektör işbirliğiyle yapılacağı tahmin edilen projeye 2013 yılında başlanacağı ve inşaatın 5-6 yıl süreceği tahmin ediliyor.

Termik santrallerin enerji verimliliği çok düşük olduğundan (yaklaşık %35), 5000 MW kurulu güce sahip bir termik santral (kömürün kalitesi ve nemi gibi değişkenlere göre) günde 30-35.000 ton kömür yakıyor. Bu da yılda 25 milyon tona yakın karbon dioksit salımı demek. Diğer bir deyişle, yapımının planlandığı iddia edilen santral çalışmaya başlarsa tek başına Türkiye’nin bugünkü toplam seragazı salımının %10’una yakın bir oranda salım yapacak.

Türkiye, insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük felaket olan iklim değişikliğinin nedeni olan seragazları salımlarını azaltmak bir yana, dünya rekorları kırarak yükseltmeye devam ediyor. 1990 yılından bu yana Türkiye salımlarını %120 civarında arttırdı.

(Özel Haber: Durukan Dudu – Yeşil Gazete)

Muhammed Ali’nin Mickey’si Angelo Dundee hayatını kaybetti

0

Muhammed Ali’nin en önemli boks müsabakalarında ringin kenarında duran. Dünyanın en önemli boks antrenörlerinden, sinemaseverlere Rocky Balboa’nın antrenörü Mickey’i anımsatan Angelo Dundee 90 yaşında vefat etti.

Dundee’nin ailesi, “Angelo ölürken ailesi ve arkadaşları onun yanındaydı. Geçen ay Muhammed Ali’nin doğum gününü kutladığı için çko mutluydu. Hâlâ yapacak çok şeyi vardı. Fakat müthiş ve dolu dolu yaşadı” dedi.

En iyi boksörleri yetiştiren ve en önemli yeteneği sporcularını motive etmek olarak gösterilen Angelo, Florida, Tampa’daki evinde vefat etti.

Ali ile çalışırken kariyerinin en önemli günlerini geçiren Angelo, aralarında Sugar Ray Leonard ve George Foreman da dahil olmak üzere 15 dünya şampiyonunu yetiştirmişti.

Bu sporun en önemli figürlerinden biri olan Dundee, 1994 yılında Boks Hall of Fame’ine girmeye hak kazanmıştı.

Muhammed Ali’nin dünyanın en iyi boksörlerinden biri olmasına yardım eden Dundee hakkında konuşan Bob Arum, “Sadece bu yüzden bile hatırlanması gereken çok önemli bir insandı” dedi.

Ali’yi kurtarmıştı!
Dundee’nin en unutulmaz hatıralarından biri Ali’nin Henry Cooper’la Wembley’de olan dövüşüydü. O zamanlar Cassius Clay adını kullanan ve henüz müslümanlığa geçmemiş Ali, dördüncü raund sona ererken az daha nakavt oluyordu.

Ardından Dundee, Ali’ye biraz tuz ruhu koklattı. (Ki o yıllarda bunu yapmak yasaktı) Tuz ruhunu burnuna çeken Ali bir anda hayata dönmüştü! Duyuları açılan yıldıza Dundee ilginç bir yardımda daha bulunacaktı. Tuz ruhunu Ali’nin eldivenine damlatan zeki antrenör, hakeme gidip, “Bu eldiven delindiyenisi lazım” demişti. Ali kendisine yeni bir eldiven aranırken toparlanıyor, titreyen bacaklarına derman geliyordu. (Zaten bu olaydan sonra, ring kenarında boksörün ikinci bir eldiven bulundurma kuralı getirilecekti)

Beşinci raunda yenilenerek giren Ali, Cooper’ın işini bitirmişti. Göz altı kanayan ve kaşı açılan Cooper’a teknik nakavat geliyor, Ali maçı Dundee’nin müthiş taktiğiyle kazanıyordu. Efsane boksör 1964’te BBC’ye konuşacak, “Bana öyle sert vuruyordu ki, Afrika’daki atalarım hissediyordu” diyecekti.

(eurosport)

 

 

Marmara İletişim’in işgali – Merve Erol

Üniversitelerden gelen haberler, AKP’nin ustalık döneminin, 12 Eylül’le hesaplaşma yöntemlerinin, yeni anayasa tahayyülünün encamını da gösteriyor. Gözlerimiz Ünsal hocayı arıyor…

Express mürettebatı, meslektaşları, takipçileri içinde Marmara İletişim’den geçmiş olanlar var. Bu okulun harcını karan, dekanlığını da yapan Ünsal Oskay’ın Ankara yıllarının tedrisatından geçmiş olanlar da var aramızda. Hiçbirimiz Ünsal hocayı bürokratik mecburiyetlerinden ötürü sevmedik. Düşünce âlemimize katkılarından, muhabbetinden ötürü, hayatımızı güzelleştirdiği için, hep buna çabaladığı için sevdik onu. Üniversite denen şey, aslında onun gibilerden ibarettir. Ünsal hoca, dekanlık mesaisinin büyük bölümünü Nişantaşı’ndaki fakülte arazisini Koç Holding’in, Amerikan Hastanesi’nin kıskacından kurtarmaya çalışmakla harcamak zorunda kalmıştı.

Geçtiğimiz günlerde Selçuk Üniversitesi yönetiminin dört öğrenciyi üniversiteden, hatta yüksek öğrenim hakkından mahrum bıraktığını öğrendik. BDP binasına girip çıkmak gibi bir “delil”le KCK operasyonunda gözaltına alınan dört öğrenci hakkında mahkeme kararını bekleyemeyen yönetim (“Ağır cezada davalar uzun sürüyor. Öğrenci dava bitene kadar mezun olur. Mezun olduktan sonra ne cezası verilecek?” diyorlardı) bu kararı elleri titremeden alabilmişti.

“İleri demokrasi”nin, 12 Eylül’le hesaplaşan AKP’nin YÖK’ünün yeni ve benzer icraatı çok geçmeden geldi. Yardımcı doçent olduğu Yeditepe Üniversitesi’nden Marmara İletişim’e getirilip ışık hızıyla profesör yapılan, bir ay sonra Nurçay Türkoğlu, Şükran Esen, Serpil Kırel gibi okulda sayılamayacak kadar çok emeği geçen birçok ismi geride bırakarak Radyo-Televizyon-Sinema bölüm başkanlığına atanan, burada kısa bir süre kaldıktan sonra İletişim Fakültesi’nin dekanı olarak atanan Yusuf Devran, Ankara İletişim’den mezun olmuş, yüksek lisans ve doktorasını Gazi Üniversitesi’nde yapmış. Özgeçmişini Aydınlar Ocağı, Türk Yolu gibi dergilerde, Zaman gibi gazetelerde yazdığı yazılarla, Samanyolu televizyonundaki üç yıllık mesaisiyle, biraz da Londra macerasıyla dolduruyor. Bunları böyle söyleyince, hele kendisini emektar hocalarla kıyaslayınca, 28 Şubatçılık yapıldığını söyleyenler bile var.

Gelelim en son icraatına: Marmara İletişim Fakültesi Radyo-TV-Sinema 4. sınıf öğrencisi Mikail Boz, meğer bir Ekşi Sözlük yazarıymış. Önce şöyle yazmış:

“marmara üniversitesi, iletişim fakültesi’nin, radyo, tv ve sinema bölümü’nün yeni başkanıdır. biraz tepeden inme biçimde getirilmiş gibi görünüyor. kendisi daha önce marmara iletişim’de hiç ders vermedi galiba. buna karşın bölümde o kadar profesör (esra biryıldız, şükran esen, serpil kirel, ahmet şahinkaya, nurcay türkoğlu) varken ve kendisi daha 20 gün önce, profesör ünvanı almışken, nasıl hemen bölüm başkanlığını alabildi, bir seçim yapıldıysa bu nasıl bir seçimdi anlaması güç doğrusu. günahını almayalım ama özgeçmişinde samanyolu tv deneyimi hemen göze batıyor.”

Yusuf Devran’ın dekan ilan edilmesinin ardından Boz, şöyle devam etmiş:

“marmara iletişim’de dördüncü ayını tamamlamadan atı aldığı gibi üsküdar müsküdar bırakmayan, dekanlığa yerleşen ‘profesör’. üç ay önce onun ‘tepeden inme’ biçimde atandığını söylemiştim. meğer herif ‘marmara iletişim’in mesihi’ imiş, şimdiden tepeden dekan oldu. pek yakında rektör olursa şaşırmayacağım. işin ilginci tepki gösterip anında görevlerinden istifa eden nurçay türkoğlu dışında doğru dürüst bu ‘garipliğe’ tepki gösteren kişi de yok gibi. bundan önce melda şimşek’in yardımcı olan ali balabanlar hemen yeni dekan yardımcılığını üstlendi. filiz boshcele ise yüzük kardeşliğini erkenden kuranlardan gibi görünüyor, o da vekaleten iletişim bilimleri başkanlığına atandı. lafın kısası fakültenin biraz imajı vardı, içine ettiler bıraktılar. ortalık atanmışlardan geçilmiyor. bunun adı da yeniden yapılanma.”

Bu “entry”ler üzerine Mikail Boz’un kimliği ve adresi tespit edildi, savcılığa, ifadeye çağrıldı. Daha sonra dekanlıkta sorguya çekildi. Boz’un yazılanlarda hakaret olup olmadığına dair bilirkişi tespiti talebi üzerine Selçuk Üniversitesi’ninki gibi bir yanıt verildi: “Mahkeme çok uzun sürer.” Ve Boz’un cezası hemen kesildi: “Bir yarıyıl okuldan uzaklaştırma.”

Vakıf üniversitelerine verilen teşvikler bir yana, tıkır tıkır işleyen devlet üniversitelerine de ustalık döneminde derhal el atılıyor. “Muhafazakâr demokrat” nesiller buralardan yetiştirilecek, “ateist”lere geçit yok, anladık, ama hukukun böylesi işleyişi, bu pervasızlık, bu utanmazlık?

Bunların da devri geçecek. Ama bu erozyondan Ünsal Oskay gibileri nasıl yetişecek? Önümüzdeki yıllarda en temel meselemiz herhalde bu olacak. Yine aynı okulun araştırma görevlilerinden Uraz Aydın’ın Ünsal hocanın 2009′daki vefatının ardından yazdığı güzel yazıyı hatırlayalım, hayat Yusuf Devran gibi adamlardan ibaret değildi, öyle de olmayacak, hiç olmazsa bunu bilelim:

http://www.sdyeniyol.org/index.php/siyasal-guendem/576-onlarn-uensal-oskay-ve-bizimki-u-uraz-aydin

 

Bu yazı ilk olarak birdirbir.org/ da yayınlanmıştır.

 

 

Merve Erol