Ana Sayfa Blog Sayfa 4810

Ya otobüsü onlar yaktıysa? – Can Dündar

Şöyle düşünelim:
Devlet 30 yıl önce, Türk diplomatlarına suikastlar yapan ASALA ile mücadele görevini MİT’e verdi.
Yurtdışında illegal eylemler yapılması gerekiyordu.
MİT elemanı yakalanırsa uluslararası bir skandal doğabilirdi. O yüzden polisçe aranan bazı katliam hükümlüsü sağcıları pazarlıkla istihdam ettiler, yurtdışında görevlendirdiler.
“Yakalanırsanız sizi tanımayız” dediler.
Bomba attırıp suikast düzenlettiler.
O dönem polis bunları molotof kokteylleriyle yurtdışına çıkarken yakalasaydı MİT’le polis arasında çatışma çıkmayacak mıydı?
Ya da cesur bir savcı yakalarına yapışsa devlet krizi doğmayacak mıydı?
* * *
Askeri yönetim dönemiydi.
Ne öyle polis ne de savcı çıkabildi; yanlışlıkla tutuklanan bazı katliam hükümlüleri, arka kapıdan salıverildi.
Kimse ses etmedi.
Şimdi benzer bir durumla karşı karşıyayız. Askeri yönetim yok, ama pervasızlık aynen sürüyor.
Bir “suçüstü” yapıldı.
Hayır, “suçüstü”, söylendiği gibi devletin PKK ile müzakerede “yakalanması” değil… Savcıların dün Mehmet Ali Birand’a söylediklerine bakılırsa suçlama konusu, örgüte sızmış MİT ajanlarının suç işlemesi…
Mesela BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın iddia ettiği gibi gencecik Serap’ın ölümüne yol açan İstanbul’daki halk otobüsünün yakılması eylemi, örgüte sızmış MİT ajanlarının işiyse, yani devlet görevlileri provokasyonlar düzenlediyse bunun üstü örtülebilir mi?
* * *
“Evet, pekâlâ örtülebilir” diyor hükümet, çıkarmaya çalıştığı yasayla:
“Buna karşı çıkan savcı olursa görevden alırım. Hatta öbürlerine de ibret olsun diye, tıpkı Deniz Feneri savcılarına yaptığım gibi haklarında inceleme başlatırım ki öbürlerine ibret olsun, bana ‘dokunanın yanacağını’ bilsinler.”
Yargı, MİT mensuplarını Başbakan’ın izni olmadan sorgulayamıyor da sadece özel yetkili mahkemeler sorgulayabiliyorsa ve sen bundan şikâyetçiysen ne yaparsın?
Özel yetkili mahkemeleri kaldırırsın.
Hükümet ne yapıyor:
Kişiye özel bir zırh getirip MİT’i kurtarıyor.
Neredeyse kişiyi tarif ederek “Hayır, bunu sorgulayamazsın” diyor.
Böylece kurumun üzerinde, yıllarca kaldırılamayacak ve her daim sorgulanacak bir gölge bırakıyor.
Savcıların “görmezden mi gelelim” dediği suçlar için, açıkça “Görmezden gel” diyor.
Bu, ancak sultanlıkta olur.
* * *
Savcılar için “Ön hazırlık dosyasını sızdırdılar” iddiasıyla inceleme başlatılması komik bir çifte standart içeriyor.
Gazeteler son 5 yıldır, neredeyse sadece savcılık veya emniyetin ön hazırlık dosyalarından sızdırdığı haberlerle çıkıyor.
Sızıntı konusunda o kadar hassassanız, hepsi için tahkikat açsanıza…
Yargı, kendini icra yerine koyup hükümet politikalarına müdahale ediyorsa, “Müzakere filan yaptırmam” diyorsa hep birlikte karşı duralım.
Ama savcıların söylediği gibi provokasyon kokulu suçlar ortaya çıkarıldıysa, çift taraflı çalışan ajanlar suçüstü yakalandıysa, kanun değil anayasa da değişse, bunu örtbas etmeye yetmez.
Durumu başa dönerek özetleyelim.
30 yıl önceki ajanlar yakalansa devlet “Bunları tanımıyoruz” diyecekti.
Şimdi yakalandılar.
Devlet bu kez “Yargıyı tanımıyorum” diyor.

Can Dündar – Milliyet

Ümraniye Belediyesi iftiharla sunar: Ermeni meselesinin içyüzü

Şu aralar İstanbul’da bazı belediyelerin tiyatro sahnelerinde “Marika’nın Serveti” isimli bir oyun sahneleniyor. Tanıtım kitapçığında oyunun bozulan Türk-Ermeni ilişkileri hakkında olduğu yazılı. Ümraniye
Belediyesi’nin “2. Geleneksel Hikâye Yarışması”nda ödül alan bir öyküden tiyatroya uyarlanmış, yönetmeni Haldun Dormen. Afişinin en üstünde “Ümraniye Belediyesi Prodüksiyonu” yazıyor. Yakın zamanda Üsküdar Belediyesi’ne bağlı Bağlarbaşı Kültür ve Kongre Merkezi’nde sahnelendi; gittim, izledim.

Galiba Türkiye’de Ermeniler hakkındaki tartışmaların hâlâ çoğu zaman bir ciddiyetsizlik ve akıldışılık duvarına çarpmasının önemli sebeplerinden biri, bu konunun hâlâ basit bir çocuk oyunu seviyesinde ele alınması. Her tarafı dökülen, tarihsel çarpıtmalarla dolu, bayağı bir müsamere yüzlerce insana Ermeni meselesinin güya içyüzünü anlatmayı hedefliyor. Bu oyuna “özel desteklerini” veren Ümraniye Belediye Başkanı Hasan Can ve Üsküdar Belediye Başkanı Mustafa Kara’nın isimleri alkış yağmuru altında anılırken, Ermeni meselesi ile ilgili kendi kendimize yaptığımız propagandanın yürek burkucu hali bir kez daha gözler önüne seriliyor.

Hikayenin şaşırtıcı bir tarafı yok; fakat bu konudaki pervasızlığı görmek ve devlet politikalarının “halk” için basitleştirilmiş sunumunu anlamak açısından “Marika’nın Serveti” önemli bir örnek teşkil ediyor. Oyuncular “beyin yıkamak”, “kışkırtmak”, “sömürü”, “emperyalizm” gibi tumturaklı laflar edip dururken, Ermeni meselesi konusunda, kör göze parmak usulü sunulan resmi tarih tezlerini dinliyoruz.

Sürgünden önce (böyle geçiyor oyunda), Van’da yaşayan Rum, Ermeni ve Türklerin hayatına tanık oluyoruz. Ancak Ermeniler, iyi Ermeni ve kötü Ermeni olarak ikiye ayrılmış (Kürtlerin yahut kendini başka kimliklerle ifade edenlerin ismi ise hiç anılmıyor, mesele bulandırılmıyor). Hikaye bilindik: Bu gruplar eskiden çok mutluymuş, kardeşçe yaşıyorlarmış; ancak yabancı güçler, (kötü) Ermenileri kışkırtmaya başlamış. Ruslar bir taraftan, Fransız ve İngilizler diğer taraftan… (Osmanlı’nın müttefiki diğer bir emperyal güç olan Almanya hikayeden çıkarılmış.)

Daha oyunun başından itibaren sık sık Ermeni zulmünden bahsediliyor. Oyuncular, konuştukları insandan iki adım uzaklaşıp seyircilere dönüyor ve Türklerle evlenen iki Ermeni kadının komitacılar tarafından öldürüldüğünü veya bir Ermeni taş ustasının “Ermeni topraklarına cami yaptığı” gerekçesiyle ayinden kovulduğunu anlatmaya başlıyorlar. Olaylara dair başka bir kayıt yok. Mesela Hamidiye Alaylarından, Van’daki 1894-96 olaylarından hiç bahsedilmiyor.

Buna mukabil, her basit kurgulu oyunda olduğu gibi, kötülükleri kendinden menkul insanlar var oyunda, bunlar Ermeniler ve yabancılar. En önemlisi Stephan, Hampar’ın komitacı oğlu. Bu karakterin rolü oyun boyunca saçmasapan laflar etmek, hain hain gülmek, kadına el kaldırmak, masumları öldürmek ve üstüne gene hain hain gülmekten ibaret. Kendini adadığı “dava” uğruna en yakınlarına, ailesine sırtını dönüyor, yani anlayın işte, insanlıktan çıkıyor. Oğlunu Çanakkale’ye göndermeye hazırlanan amcasını bir gece soğukkanlılıkla öldürdükten sonra, gene aynı soğukkanlılıkla babasına katilin kendisi olduğunu söylüyor ve gülmeye devam ediyor. Aralarındaki konuşma şöyle:

-Ne var bunda şaşacak baba? Komita karar verdi, ben de öldürdüm.

-Nasıl yapabildin?

-Çok kolay baba, çok kolay! Ben aslında ona bir iyilik yaptım. Davamız için…

Karşıdakini nefret yüklü, gözü dönmüş cani-terörist olarak sunmak günümüzün herhalde en çok kullanılan stratejisi. Bu şekilde birçok kişi sorumluluktan ve herhangi olası bir vicdan muhasebesinden muaf tutulmuş oluyor.

Komitacılar ise  “Büyük Ermenistan” yalanını paravan olarak kullanan fırsat düşkünleri olarak resmedilmiş. Yani aslında ganimet peşindeler, bu kadar basit. Zaten “masum Ermeni” halkı bu yerliyersiz gülen heriflere pek yüz vermiyor. O yüzden komitacılar, Enver Paşa’nın tehcir kararına (Talat olacak, ama neyse) seviniyor; “böylelikle Ermenileri biraraya getirmek mümkün olacak” diye ellerini ovuşturuyorlar. (Bu arada oyunculuklar gerçekten bu seviyede.)

Bir diğer kötü karakter, Fransız bir diplomat; Fransa’ya şu aralar duyulan husumetin cisim bulmuş hali. 1971’de ASALA’nın bir yetkilisiyle konuşurken görüyoruz. Fransız çok kibirli: “Biz sadece Ermeni meselesiyle uğraşmıyoruz, dünya ağzımızın içine bakıyor” şeklinde bir beyanat verme ihtiyacı hissediyor. “Biz size millet olma bilincini aşıladık” diye övünüyor Ermeni’nin karşısında. (“Normalde bunlar bir millet etmez” demenin incelikli yolları). Ermeni ise süklüm püklüm. Para istiyor, diplomat azarlayarak reddediyor. Türkleri Fransa’da öldürmeyi bırakmalarını, Suriye’deki, Lübnan’daki dostlarından yardım istemelerini tavsiye ediyor. Bir yerde “elimizden gelse Türkleri Türkiye’ye gider öldürürdük” gibi buram buram nefret kokan bir söz ederek seyircinin devletin varlık sebebini bir kez daha hatırlamasına yardım ediyor. İki arada bir derede soykırım meselesi de şu şekilde kotarılıyor:

-(Ermeni) Kimse soykırıma inanmaz, inandıramayız. Belgeler var Türklerin elinde.

-(Fransız) Belge dediğin nedir? Yaz-çiz, oldu sana belge. Biz hazırlarız sizin için birtakım belgeler.

Sanki bir masal ülkesinde yaşanmış bütün olanlar; fotoğrafın olduğu bir dönemde devletin belgeyle ilişkisi işte bu düzeyde. Hiçbir zaman belgelerle arası iyi olmamış zaten bu devletin.

Elbette orduya ve vatan savunmasına methiyeler düzmeden böyle bir hikaye anlatılamazdı. “Aklıselim” Ermeni ve Rumlar, ordunun duruma müdahale etmesini istiyor, “asker gelsin, bizi kurtarsın” diyorlar. Türkiye’de ordunun adaletli olduğu, zor zamanlarda halkın yanında olduğu gibi bir safsataya da böylelikle arka çıkılmış oluyor.

Toparlamak gerekirse, Türkiye’de hâlâ pekçok kurum ve insan merhamete, utanmaya, vicdana  dair böylesine önemli konuları, milyonlarca insana yaşatılan acıları müsamerelerle, acınası ve bayağı sloganlarla ele almaya devam ediyor. Hastalıklı bir taraf var bütün bu işte, daha doğrusu bütün olanlara bu kadar pişkince kılıf biçme çabasında… Fransa’ya kaçan Hampar’ın “vicdanı kaldırmadığı için” kendini gemiden denize attığını, bu yüzden de “bir mezarı bile olmadığı”nı öğreniyoruz. Hakikaten mezarı olmayan Ermenileri anıyorum. Salonda “Sarı Gelin” çalıyor: Alkış tufan!

Sonraki Gösterimler 13 Şubat ve 20 Şubat’ta, saat 19.30’da Ümraniye Merkez Sahne’de olacak

 

 

 

Sezai Ozan Zeybek

ozanoyunbozan.blogspot.com/

 

11. !f İstanbul, İstanbul’u yok etmek isteyenlere “bir ihtimal daha var” diyecek

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali 11. kez önce İstanbul, ardından da Ankara ve İzmirli sinemaseverleri bağımsız filmlerin özgürleştirici etkisi ile sarhoş etmeye hazırlanıyor.

Festival merkezi bu sene Salt Beyoğlu. Salt Beyoğlunda hergün gösterilecek filmler ve düzenlenecek etkinliklerden ücret talep edilemeyecek. Etkinlikler hakkında ayrıntılı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Tahrir’den Occupy’a kadar dünyayı çalkalayan sokak hareketlerinin damgasını vurduğu bir yılın ardından 11. si yapılacak olan If İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali de seyircisini ‘Hareket’e davet ediyor.  Festival 16 – 26 Şubat tarihleri arasındaAFM Fitaş Beyoğlu, Maçka G-Mall, AFM İstinye Park ve AFM Caddebostan Budak, 01 – 04 Mart tarihlerinde Ankara CEPA’da, 02 – 04 Mart tarihlerinde İzmir Balçova KİPA’da gerçekleşecek.

Hit Filmler bölümünde The Descendants, Take Shelter ve Bellflower gibi yılın en çok konuşulan bol ödüllü filmleri People Power/Arka Bahçe, Yol bölümü festivale bu yıl katılan bölümler arasında. !f İstanbul klasiklerinden olan Fantastik Filmler, !f Music, Nöbetçi Sinema ve Gökkuşağı Filmleri de festivalde yerlerini almış durumda.

!F İstanbul’un resmi sitesinden festival ve filmler hakkında ayrıntılı bilgi almak mümkün

(Yeşil Gazete)

Balyoz hakimi, Büyükanıt ve Başbuğ’u dinleyecek

Balyoz davasında eski genel kurmay başkanları Yaşar Büyükanıt ve İlker Başbuğ’un tanık olarak dinlenmesine karar verildi.

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, 5 – 7 Mart 2003 tarihlerinde 1. Ordu Komutanlığı’nda düzenlenen dava konusu plan seminerine ilişkin Genelkurmay Başkanlığı sonuç raporunda imzaları bulunan Yaşar Büyükanıt, Bekir Kalyoncu ve Köksal Karabay’ın tanık olarak dinlenilmesine karar verildi.

Mahkeme heyeti, bu isimlerin belirlenecek günde duruşmada hazır edilmeleri için kolluk kuvvetlerine yazı yazılmasını karar verdi.

Heyet, Ocak 2003 tarihli mesaj formunda imzaları bulunan Tuğgeneral Levent Gözkaya ve “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” davası kapsamında tutuklu olan emekli Orgeneral İlker Başbuğ’un da tanık olarak dinlenilmesi kararı alırken, belirlenecek günde Gözkaya’nın duruşmada hazır edilmesi için kolluk kuvvetlerine, Başbuğ’un hazır edilmesi için de Silivri 5 No’lu Cezaevi’ne yazı yazılmasına karar verdi.

Duruşma 27 Şubat 2012 tarihine ertelendi. Kararın ardından salondaki sanıklar ve izleyiciler hep bir ağızdan “Gençliğe Hitabe”yi okudu.

Gökçek’in elini bağlayan önceki dönemin borçlarıymış!

0

Ankara Anakent Belediye Başkanı Melih Gökçek, 17 yıldır görevde olmasına rağmen belediye borçlarına ilişkin olarak eski Ankara Anakent Belediye Başkanı Murat Karayalçın’ı suçlayarak, “Benden önceki belediye başkanı 2 milyar dolarlık borçlanma yapmış. Bu paranın 3-4 milyar dolar civarında da faizi var. Bunları üst üste koyduğunuzda inanılmaz bir rakam ortaya çıkıyor” dedi.

Gökçek, TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi’nde “Ekonomi ve Genç Girişimciler Topluluğu” tarafından düzenlenen etkinliğe konuşmacı olarak katıldı. Konuşmasının sonunda soruları yanıtlayan Gökçek, bir öğrencinin Ankara’da otobüslerin neden sabaha kadar hizmet vermediğine ve Büyükşehir Belediyesinin borçlarına ilişkin sorusuna, ”Ankara’da bizim otobüslerimiz ayda 10 trilyon lira zarar ediyor. Geceleri de en fazla 10 yolcu oluyor. Bu da belediyeye ek yükler getiriyor. Bu da zaten zarar içerisinde olan bir ulaşım sistemine ek zarar demektir. Bunun sübvansesini de Büyükşehir Belediyesi karşıladığı için ekstra yük demektir. Yoksa sizin gönlünüzü almak için çok rahat bu isteğinizi yerine getiririz. Ama mecburen bu tasarrufları yapmak zorundayız” yanıtını verdi.

Gökçek, belediyenin borçları ile ilgili bir soru üzerine, 17 yıldır Ankara’yı yönetmesine rağmen, kendisinden önceki belediye başkanı Karayalçın’ı suçlayarak şunları söyledi:
“Borçlara gelince, benden önceki belediye başkanı 2 milyar dolarlık borçlanma yapmış. Bu paranın 3-4 milyar dolar civarında da faizi var. Bunları üst üste koyduğunuzda inanılmaz bir rakam ortaya çıkıyor. Yani bu borçların tamamı Karayalçın dönemindeki borçlardır. Bu borçlar bir türlü bitmiyor. Benim borcum değil yani bunu bilin.”

Mamak Çöplüğü ile ilgili bir soruya da Gökçek, ”Belki de Türkiye;de sıfır maliyetle çöpünü imha eden tek çöplük burası. Türkiye’de en ucuz çöp imhası metreküp başına 8 dolar. Bu yüzden Ankara Büyükşehir Belediyesinin bu çalışması çok avantajlı” yanıtını verdi.

Tahir Canan için tahliye umudu

30 yılı aşkın bir süre cezaevinde yatan Tahir Canan için tahliye umudu doğdu.

İnfaz Savcılığı tarafından düzenlenen müddetnamelerde Tahir Canan için önce 2013 sonra 2016, daha sonra da 2025 yılında tahliye olabileceğine dair müddetnameler hazırlanmıştı.

Tahir Canan’ın avukatı Yıldız İmrek  27 Ekim 2011 tarihinde, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesine 2025 yılına takvimli müddetnameye itiraz etmiş, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi bu talebi reddetmişti.

Bu kararın ardından Bandırma Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararına karşı Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi’ne yapılan itiraz sonuca bağlandı. Çeşitli nedenlerle Bandırma ve Balıkesir Ağır Ceza Mahkemeleri arasında 3 aya yaklaşan uzun bir trafik sonunda Balıkesir Ağır Ceza Mahkemesi, İmrek’in itirazını haklı bularak, Bandırma Ağır Ceza Mahkemesinin red kararını bozdu.  Karar, Tahir Canan’ın 2025 yılına kadar cezaevinde kalma ihtimalini ortadan kaldırıyor. Karar henüz tebliğ sürecini tamamlamadığı için Bandırma’ya ulaşmadı.

SERBEST BIRAKILMALI

Tahir Canan’ın avukatı Yıldız İmrek gazetemize yaptığı açıklamada, Tahir Canan’ın derhal serbest bırakılması gerektiğini dile getirdi. Mahkemenin verdiği haberin 1993 ylında Malatya DGM tarafından Canan’a verilen 12.5 yıllık cezanın infaz edilemeyeceği anlamanı geldiğini aktaran İmrek, son kararın ardından gerekenin biran önce yapılmasını beklediklerini söyleri.

Tahir Canan 1978 yılında “siyasi amaçla adam öldürdüğü” iddiası ile hüküm giydi. 1991 yılında şartlı tahliye ile cezaevinden çıkan Canan, 1993 yılında Türkiye Devrimci Komünist Partisi üyesi olduğu iddiası ile tekrar yakalanarak 12.5 yıl cezaya çarptırıldı. Canan, tahliye edilmezse 2025 yılında cezaevinden çıkabilecek.

Emniyette KCK depremi sürüyor

MİT mensuplarının ifadeye çağrılmasının ardından başlayan İstanbul Emniyeti’ndeki görev değişimlerine devam edildi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli 9 personelin görev yerleri değişti.

Edinilen bilgiye göre, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli 1 müdür yardımcısı, 2 emniyet amiri, 1 baş komiser ve 1 komiser ile İstihbarat Şube Müdürlüğü’nde görevli 2 emniyet amiri, 1 baş komiser ve 1 komiser, İstanbul Valiliği tarafından emniyetin başka birimlerinde görevlendirildi.

MİT bürokratlarının savcılıkça ifadeye çağrılmalarının ardından İstanbul’daki KCK operasyonlarını yürüten İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Yurt Atayün ile İstihbarat Şube Müdürü Erol Demirhan, haklarındaki bir soruşturma kapsamında geçtiğimiz hafta görevlerinden alınmıştı.

İran nükleer teknolojide yeni adım attı

0

Nükleer programıyla Batı’nın tepkisini çeken İran, yeni bir adım daha attı. Tahran yönetimi, kendi ürettiği nükleer yakıtı başkentteki Araştırma Reaktörü’nde kullanmaya başladı.

Natanz’daki tesislerde üretilen yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyumdan elde edilen nükleer yakıt, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın katıldığı törenle Tahran’daki Araştırma Reaktörü’ne yüklendi.

Bu reaktöre yakıt temini için Türkiye ve Brezilya’nın girişimiyle önceki yıl imzalanan Tahran anlaşması ve sonrasındaki müzakereler sonuç vermemişti. İran, takas ya da satın alma yoluyla Batı’dan yakıt temin edilememesi üzerine kendi yakıtını üretme kararı almıştı.

Bu arada İran, nükleer müzakerelere yeniden başlanması önerisini içeren Avrupa Birliği Dış Politika Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton’un mektubuna olumlu cevap verdi. Tahran yönetimi, Birleşmiş Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri ve Almanya’dan oluşan ’5 artı 1’ grubuyla nükleer müzakerelere hazır olduğunu duyurdu.

Öte yandan İran, uranyumu yüzde 3,5 oranında, daha hızlı zenginleştirecek yeni nesil santrifüjleri Natanz’daki uranyum zenginleştirme tesislerine yerleştirilmeye başladı.

CHP’li Vekil dakika dakika Uludere’yi anlattı

CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, Uludere’de 34 kişinin ölümüne neden olan bombardımanı dakika dakika Heron görüntülerini anlattı. BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü de, “Köylüler ne anlattıysa Heron görüntüleri aynı” dedi.

Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu toplantısı çıkışında basın mensuplarının sorularını yanıtlayan BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Türkiye saati ile 15.59’da başlayıp 01.01’de biten görüntüleri izlediklerini belirterek, “Köy içinden görüntü yok, hepsi sınır ötesinde mal alışverişi görünüyor. Köylüler bize ne anlattıysa Heron görüntüleri de aynı. Onlara da teşekkür ediyoruz. Görüntüler sınır ötesinden” dedi.

CHP Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, “Bu görüntüyü düz, sıradan vatandaş olarak izleyen herkes, biz, hepimiz, o komisyondakilerin hemen hemen hepsi şuna kanaat getirdi ki; bunların kaçakçı oldukları çok net belli” dedi.

Dakika dakika görüntüler

Özdemir’in görüntülere dayanarak olayın gelişimini şöyle anlattı:

“Önce Kuzey Irak’tan sekiz araç geliyor. Haftanin ile Kutalma derelerinin birleştiği vadide bu araçlar bekliyor. Yük getirdikleri belli. Daha sonra görüntünün ilerleyen saatinde Türkiye topraklarından o bölgeye doğru çok kalabalık bir grup hareket ediyor. Geliyorlar, orada uzunca bir süre bekliyorlar. Mallar yükleniyor katırlara. Sonra geldikleri güzergahtan Türkiye tarafına zaman zaman 2’şerli 3’erli gruplar halinde dönmeye başlıyorlar.”

Özdemir olayın dakika dakika gelişimini ise şöyle anlattı:

“17.20’de Irak’tan Türkiye’ye doğru gelen dört araç görünüyor. Araçlar Haftanın ile Kutalma deresi arasındaki vadide toplanıyor.

18.25’te köyden gelen ilk kalabalık grup kaçakçıların buluşma noktasına doğru geliyorlar. Köylülerin ilk görüntüsü bu.

18.55 de üçüncü bir kalabalık insan grubu köylüler geliyor.

19.16’da malı alan ilk grup geldikleri güzergahtan yeniden Türkiye sınırına doğru dönmeye başlıyor.

19.40’ta Türkiye’ye doğru gelen gruplar bir alanda toplanmaya başlıyorlar.

21.24’e kadar  bunlar sınıra yakın bir alanda bekliyorlar. Bu arada da  demek ki topçuların atışları falan yapılıyor.

21.36’da da heron bir lazer ışığı ile uçaklara nokta tarifi yapıyor.

21.36’da ilk bomba atılıyor

21.43’te ikinci bomba atılıyor.

22.04’te üçüncü bomba atılıyor.

22.24’te arkadan gelen bir başka grup ayrıca bombalanıyor.

22.45’te de köyden insanlar telaş içinde o tarafa yöneliyor

23.00’te köylüler olay yerine ulaşıyorlar.

Sarkozy yeniden aday

0
Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, cumhurbaşkanlığı seçimleri için yeniden aday olacağını resmen açıkladı.

”TF1” televizyon kanalının ana haberlerine konuk olan Sarkozy, ”Evet seçimler için adayım”diyerek ikinci kez cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yarışacağını seçmenlerine duyurdu.

Sarkozy, nisan ve mayıs ayında düzenlenecek Elysee Sarayı seçimleri için perşembe günü ilk kez Annecy kentinde seçim meydanına inecek. Sarkozy, Annecy kentinin ardından, ülkenin önemli şehirlerinden Marsilya’da pazar günü seçmenlerine hitap edecek ve seçim kampanyası hakkında bilgi verecek.

Son kamuoyu yoklamaları, ilk turu 22 Nisan, ikinci turu 6 Mayıs’ta düzenlenecek seçimleri Sosyalist Parti adayı Francois Hollande’ın açık farkla önde bitireceğini ortaya koyuyor.

Sosyalist Parti son olarak, Sarkozy’yi, Yüksek Seçim Kuruluna şikayet etmekle tehdit etmişti.

Sarkozy’yi, cumhurbaşkanı sıfatıyla yurt içinde yaptığı gezilerde, ”seçim propagandası” yapmakla suçlayan muhalefet, seçimler için adaylığını resmen ilan etmediği için devletin bütçesinden karşılanan ziyaretler sırasında, Sarkozy’nin seçim propagandası yapamayacağı görüşünü dile getirmişti.