Ana Sayfa Blog Sayfa 4681

NKP Kongresinin sonuç bildirgesi

Nükleer Karşıtı Platform’un (NKP) 16 Haziran’da Mersin’de gerçekleştirdiği kongresinin sonuç bildirgesi yayınlandı.

Sonuç bildirgesinde nükleersiz bir Türkiye, Nükleersiz Bir Akdeniz, Nükleersiz bir dünya yaratmak için mücadeleye devam edileceğinin altı çizildi.

SONUÇ BİLDİRGESİ

16 Haziran 2012 tarihinde Mersin’de bir araya gelen Nükleer Karşıtı Kongre bileşeni demokratik kitle örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, partiler, kişiler ve sivil toplum kuruluşlardan oluşan nükleer karşıtlaro, nükleer karşıtı deneyim, birikim, mücadele birliği iradelerini paylaşmak, nükleer karşıtı direnişi yükseltmek ve toplumsal dayanışma içinde harekete geçmek için bir araya geldiler.

İstanbul, Denizli, Samsun, Ankara, Sinop, Mersin, Antalya, Adana, Diyarbakır, Bursa ve Kocaeli Nükleer Karşıtı Platform temsilcilerinin katıldığı nükleer karşıtı kongre 100’ün üzerinde temsilciyle yapıldı. Kongre’de,   nükleer karşıtı mücadelenin, AKP’nin ve sermayenin karşısında toplumun demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesi olarak biçimlenerek geliştirilmesi gerektiği kararlığı vurgulandı.

Kongre bileşenleri bu bağlamda ülkede gerçekleştirilmeye çalışılan nükleer santral projesinin, ülkedeki ve dünyadaki  sermaye birikimine dayalı enerji yatırım politikalarının  bir devamı olduğunu ve bu projeden bir an önce vazgeçilmesi gerekliliğinin altını çizdi.

Kongre bileşenlerinin nükleer karşıtı mücadele sürecinin yükseltilmesi için toplumsal demokrasi kültürünün içselleştirilmesi, eşitlikçi bir toplumsal yönetim algısının geliştirilmesi ve “ben yaptım oldu” tarzı siyasal iktidar tavrına karşı toplumun geniş kesimlerinin siyasal, ekonomik ve kültürel haklarını gözeten bir çerçeve içinde mücadelenin genişletilmesinin gerekliliğini belirtti.

Dünya ölçeğinde giderek artan savaş ve kriz koşullarının yarattığı yoksulluk politikaları gözetilerek, kirli, pahalı ve yok edici bir nitelik taşıyan bu projelere karşı direnmenin temel bir hak ve ödev olduğunu gözeterek; nükleer karşıtları, tabandan bir demokrasi talebiyle nükleer enerjiye, silahlara, nükleer savaşa, nükleer atıklara karşı barışı talep eden, ekolojik değerleri koruyan ve toplumsal geleceğin varlık koşullarını gözeten bir örgütlenme modeli ekseninde yürüyecekleri kararlığını sergiledi.

Bu bağlamda nükleer karşıtı örgütlülüğünü tabandan, anti hiyerarşik, bireylerin ve kurumların katılımına açık, ortak karar alma iradesini ön plana alan, yerel ve merkez ayrımı yapmadan, taban örgütlerinin güç ve iradesi üzerinden yükselecek bir toplumsallaşma ve örgütlenme için bir arada hareket edileceği kararı tekrar edildi.

Kongre bileşeni örgütler, ekolojik yok oluşla, toplumsal sorunları  bir arada değerlendirirken aynı zamanda nükleer krizden en çok zarar gören kadınların, çocukların, engellilerin, yoksulların korunması ve haklarının inşa edilmesi açısından da nükleersiz bir dünya özlemi için karar alma süreçlerinin demokratikleştirilebilmesine yönelik çalışma ilke ve usüllerinin yeniden gözden geçirilmesine yönelik kararlı ve direngen tavrını karar metni haline getirdi.

Kongre bileşenleri, Eşgüdüm toplantıları, kongreler, konferanslar gibi toplumun ve yerel NKP bileşenlerinin etkin ve bir arada olabileceği örgütlenme araçlarını en iyi şekilde harkete geçireceğini belirtti. Bunlarla birlikte mücadelenin, hukuki,  sosyal ve kültürel alanlarda olduğu kadar alanlarda da yapılması için daha fazla kişinin ve örgütün bir arada hareket etmesini sağlayacak yol haritasını çıkartarak, önümüzdeki süreçte ortak eylem alanlarının geliştirilmesi için her kurum ve bireyin sorumluluk alması gerektiğini hatırlattı.

Bu bağlamda da Nükleersiz bir Türkiye, Nükleersiz Bir Akdeniz, Nükleersiz bir dünya, tüm Türkiye ve dünya halklarına sözümüz olsun.

Nükleer Karşıtı Platform

Dünyada her hafta iki çevre aktivisti öldürülüyor

Global Witness (Küresel Şahitlik) isimli sivil toplum örgütünün derlediği rakamlara göre 2011’de öldürülen çevre aktivistlerinin sayısı haftalara bölündüğünde, haftada ikiyi aşıyor. Geçtiğimiz on yıl içinde sadece Rio+20 Yeryüzü Zirvesi’ne evsahipliği yapan Brezilya’da öldürülen aktivist sayısının 365 olduğu belirtiliyor.

Öte yandan, Global Witness örgütü, raporu hazırlarken kullandıkları verilerin eksik olduğunu da itiraf ediyor. Örgütün sözcüleri, raporu hazırlarken büyük ölçüde “nispeten şeffaf” ülkelerden alınan verileri kullanmak zorunda kaldıklarına dikkat çekerek, daha kapsamlı verilerin kullanılması halinde öldürülen çevre aktivisti sayısının yükselebileceğini vurguluyorlar. Benzer şekilde raporun doğal kaynakların kıtlığı yüzünden yaşanan çatışmalardan kaynaklanan ölümleri de hesaba katmadığına dikkat çekiliyor.

2011 Aralık ayında Birleşmiş Milletler insan hakları özel raportörü Margaret Sekaggya da konuya dikkat çekerek, madencilik ve inşaat sektörleriyle bağlantılı toprak ve çevre konularında çalışanların en yüksek ölüm riski taşıyan insan hakları savunucusu grup olduğunu belirtmişti.

Global Witness, Rio’daki hükümet ve devlet temsilcilerine, artan şiddeti izlemek ve engellemek için gerekli mekanizmaların bir an önce oluşturulması çağrısında bulundu.

(Yeşil Gazete, Guardian, Lawyers for Human Rights)

Barış umutlarına 18 kurban

Barış umutlarının tekrar ortaya çıkmaya başladığı dönemde Hakkari’den yine çatışma haberi geldi.

Hakkari’nin Irak sınırındaki ilçesi Şemdinli’nin Dağlıca kesimindeki birliklere bu sabah ağır silahlarla saldıran PKK’lı grup ile çıkan çatışmada 8 asker öldü, 16 asker de yaralandı. Derecik İç Güvenlik Tabur Komutanlığı’na bağlı sınırın sıfır noktasındaki üs bölgelerine Irak topraklarından sızan PKK’lılar saat 05.00 sıralarında üç noktadan ağır silahlarla askeri birliğe saldırdı. Saldırıya askerler anında karşılık verdi. Hakkari Valisi, Orhan Alimoğlu’nun yaptığı açıklamaya göre çatışmada 10 PKK’lı öldü.

Çatışmanın ardından Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel ile Kara ve Jandarma komutanının Hakkari’ye gittikleri duyuruldu.

Son günlerde Başbakan yardımcısı Bülent Arınç’ın Öcalan’a ev hapsi verilebileceğini söylemesi ve Leyla Zana ile Başbakan Erdoğan’ın görüşme ihtimali nedeniyle Kürt sorununun barışçı yolarla çözülmesi umutları tekrar güçlenmişti. (Radikal, ANF, Yeşil Gazete)

Euro 2012’de Balotelli’nin ardından Mesut Özil’e de ırkçı saldırı

Deutsche Welle Türkçe’nin haberine göre Almanya’nın EURO 2012’deki çeyrek final sevincine Mesut Özil hakkında Twitter üzerinden yayınlanan ırkçı mesajlar gölge düşürdü. Baba Özil konuyu yargıya taşıyor.

Almanya’nın UEFA EURO 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda Danimarka ile oynadığı maç sırasında milli takımın Türk kökenli oyuncusu Mesut Özil’e yönelik bir Twitter hesabından yayınlanan ırkçı tweet’ler tepkilere neden oldu. Konuyu, Almanya’nın en yüksek tirajlı gazetesi Bild de manşetten okuyucularına duyurdu.

Pazar günkü maç sırasında kişisel bir hesaptan “Özil kesinlikle Alman değildir. Bir kağıt parçası, kökenini değiştirmez” ifadesinin paylaşılmasıyla, hesap kısa süre içinde birçok kişi tarafından takip edilmeye başlandı.

”Alman Milli Takımı’nda sadece Alman adını taşıyan ‘safkan Alman’ oyuncuların yer alması” gerektiği mesajının da yayımlandığı hesap, yapılan şikayetler üzerine ertesi gün kapatıldı.

Mesut’un babası konuyu yargıya taşıyor

Mesut’un babası Mustafa Özil konuyla ilgili Bild gazetesine konuştu. 44 yaşındaki baba Özil “Bu konuyu yargıya taşıyıp taşımamayı çok düşündüm. Bunu yapmak için ortada birçok neden var. Ancak yapmamak için de bir çok neden var” dedi. Mustafa Özil, “Böyle birşeyin tekerrür etmemesi için savcılığa suç duyurusunda bulunmaya karar verdim. Çünkü burada kırmızı çizgi bariz bir şekilde aşılmıştır” diye konuştu.

Korsanlar Partisi’nden açıklama

Söz konusu hesabın “©PiratenOnline” adıyla açılmış olması, gözleri son aylarda büyük bir çıkış yapan “Korsanlar” (Piratenpartei) adlı siyasi partiye çevirdi.

Gelen tepkiler üzerine parti adına bir açıklama yapan Yönetim Kurulu Üyesi Julia Schramm, partisinin kesinlikle ırkçı tavır ve söylemlerle arasına mesafe koyduğunu ve tür yaklaşımları tasvip etmediklerini söyledi.

Schramm ayrıca partisi adına açılan söz konusu hesabın sahte olduğunu ve buna itibar edilmemesi gerektiğini de sözlerine ekledi. Korsanlar Partisi’nin resmi Twitter hesabı “©Piratenpartei” şeklinde.

 

Yeşil – Sol NKP kongresinde

Soldan Sağa: Yaşar Gökoğlu, Filiz Özdemir, Muhittin Kurban, Gülnur Öztaş, Alper Tolga Akkuş

Yeşiller Partisi ve EDP başkan ve eş sözcüleri İstanbul Taxim Hill Oteli’nde düzenlenen basın toplantısında iki partinin, yeni katılımlarla kuracağı yeni yeşil sol partinin dayanacağı temel ilkeleri içeren deklarasyonu ilan ederken aynı saatlerde Mersin’de gerçekleşen NKP kongresinde de yeni ittifakın mensupları hazır bulundu.

Yeşiller Partisi’nden Gülnur Öztaş, Filiz Özdemir, Alper Tolga Akkuş; EDP’den ise Yaşar Gökoğlu ve Muhittin Kurban ülkeye yeni bir heyecan dalgası yaşatan yeni yeşil sol partinin ilkelerinin açıklandığı saatlerde nükleer karşıtı hareketin kalbinin attığı yerde idiler.

Ankara’dan kongreye katılan Filiz Özdemir ile Gülnur Öztaş yol yorgunluklarına karşın kongreyi ilgi ile takip ettiler. Yeşiller Partisi’ni yeni yerleştiği Mersin’de temsil etmek durumunda olan Alper Tolga Akkuş ise yaşadığı yerin temel sorunu olan nükleer santral tehdidine karşı nasıl bir yol izlenmesi gerektiğine ilişkin notlarla ayrıldı NKP kongresinden.

NKP Adana adına kongreye katılan EDP üyeleri Yaşar Gökoğlu ile Muhittin Kurban ise Adana’daki nükleer karşıtı harekete ilişkin gözlemlerini aktardılar. Kongre sırasında Yeşil Gazete üzerinden İstanbul’daki basın açıklaması ile ilgili gelişmeleri takip etmeyi de ihmal etmediler.

Yeşil – Sol hareketin güneyde buluşan beş temsilcisi kongre sonrasında da Mersin sahilinde bir cafede önümüzdeki süreci tartışırken, İstanbul dışından yerelde biraradalığı nasıl daha fazla sağlamlaştırabiliriz konusunda düşüncelerini paylaştılar.

 

(Haber ve Fotoğraflar: Alper Tolga Akkuş)

Nükleer Karşıtı Platform Kongresi’nde Mersin kaosu

Nükleer Karşıtı Platform’un (NKP) Mimarlar Odası Mersin Şubesi’nde 16 Haziran günü gerçekleştirdiği kongresinden “Nükleere inat, Yaşasın hayat” iradesi çıktı. İstanbul, Ankara, Adana, Mersin, Denizli, Antalya, Samsun NKP il teşkilatlarının hazır bulunduğu kongrede hükümetin nükleer inadına karşın nükleer santral yapılmasına kesinlikle izin verilmeyeceği vurgulandı.

Mersin NKP Sözcüsü Kongrede Yoktu

Mersin’de gerçekleşen kongrede Mersin NKP sözcüsü Sebahat Aslan’ın bulunmaması ise soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Kongre süresince diğer illerden gelen NKP üyeleri bu durumla ilgili rahatsızlıklarını dile getirdiler. Mersin NKP içerisinde yer alan muhalif kanat ile yürütme kurulu arasında sert tartışmaların da yaşandığı Nükleer Karşıtı Platform kongresinde divan başkanı sukuneti sağlamakta zaman zaman zorlandı.

Aytuğ Atıcı; “Santral inşaatı tamamlansa bile çalıştırtmayacağız”

Kongrede davetli konuşmacı sıfatı ile bir konuşma yapan CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Akkuyu’da nükleer santral yapımı konusundaki son gelişmelerin kimseyi endişeye sevk etmemesi gerektiğini, santral inşaatı bitirilse dahi kesinlikle faaliyete geçirilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi. Avusturya örneğini anımsatan Atıcı, “Anahtar teslimi santral yaptılar fakat halk nükleer santral istemediği için çalıştıramadılar burada da aynısı yaşanacak” dedi.

Yerel NKP’ler kendi bölgelerindeki faaliyetleri aktardı

NKP kongresinde yerel NKP’ler de sırası ile kendi bölgelerinde yaptıkları nükleer karşıtı farkındalığı arttırıcı faaliyetleri dile getirdiler. Sırası ile İstanbul, Ankara, Antalya, Adana, Samsun, Denizli yerelinden kongreye katılan nükleer karşıtı platform üyeleri kendi bölgelerini ve yaşadıkları sorunları dile getirdiler. Bursa, Kocaeli ve Diyarbakır’da nükleer karşıtı aktivistlerin platform çatısı altında yer almak üzere çalışmalar yürüttükleri de ifade edildi.

Samsun’dan kongreye katılan EMO Samsun İl Başkanı Ali Fikret Ergün, 30’un üzerinde bileşenden oluşan Samsun NKP’nin her soruna yetişemediğini vurguladı. Gün boyu ara ara alevlenen Mersin NKP örgütü tartışmalarına da atıfta bulunarak, “keşke biz de Samsun’da sizin şu yaptığınız kavgayı yapacak kadar aktif olabilsek” şeklinde konuştu.

Sinop’taki durumu da özetleyen Ergün, bölgede hem termik hem de nükleer santral yapılmak istendiğinin altını çizerek, bölge halkının termik ile nükleeri kıyasladığını, termik santralin sürekli zehir saçacağı için nükleerden daha tehlikeli olduğu kanısında olduğunu dile getirdi.

NÜSED, nükleer santraller ve nükleer silahlanma sunumu yaptı

Kongrede daha sonra NÜSED’den (Nükleer Tehlikeye Karşı Barış ve Çevre İçin Sağlıkçılar Derneği) Derman Boztok, nükleer santrallerin içeriği, nükleer silahlanma ile barışçıl nükleer arasındaki geçişin saydamlığı konusunda bir sunum yaptı. Nükleer Santrallerin hiç bir sorun yaşanmadan çalıştığı durumlarda bile tehlike arz ettiğini sunumunda vurgulayan Boztok, atık maddelerin yarattığı sorunları da kongre katılımcılarına aktardı.

Mersin NKP Sözcüsü tartışmaları diğer yerel NKP’leri isyan ettirdi

Kongrenin çalışmalarını zaman zaman sekteye uğratan Mersin NKP ve NKP sözcüsü Sabahat Aslan’ın gıyabında kendisi hakkında süregiden tartışmaların uzaması üzerine Samsun NKP sözcüsü Ali Fikret Ergün usül hakkında söz istedi.

Hale Oğuz ve Metin Görbil isimlerini salon içerisinde tanıyan olup olmadığını sorarak sözlerine başlayan Ergün, “Bu iki insan Sinop’ta en çok çalışan iki arkadaşımızdır ama hiçbir zaman kendilerini ön planda göstermek gereğini duymamışlardır. Sabahat Aslan’ı tanımıyorum ancak allemi cihan da olsa hiç kimse nükleer karşıtı platformdan üstün olamaz” diyerek kongrenin toplanma amacının Mersin NKP’nin sorunlarını çözmek olmadığını vurgulayarak bu aşamadan sonra bu konunun kesinlikle açılmaması gerektiğini belirtti.

Usül hakkındaki bu konuşmanın ardından da aynı durumun devam etmesi Antalya NKP’nin itirazlarına neden oldu.

Efkan Bolaç, “NKP kof bir örgüt ama nükleerciler sizi devasa görüyor”

Kongrede “Nükleer Karşıtı Mücadelede nasıl bir örgütlülük” forumunda söz alan Avukat Efkan Bolaç nükleer karştı harekete işlerlik kazandırmanın ön koşulunun program oluşturmak olduğunu kaydederek, “Nükleere karşı iseniz bunun hakkını vereceksiniz arkadaşlar, şimdi Lenin’in de söylediği gibi üslupta yumuşak eylemde sert olma zamanıdır. Benim gördüğüm kadarı ile NKP içi boş, kof bir örgüt ama sizi devasa görüyorlar” şeklinde konuştu.

Bolaç’ın bu sözleri salonda itirazlara neden oldu.

 

Sonuç bildirgesi yeniden yazıldı

Forumun ardından sonuç bildirgesi hazırlamak üzere kongre başında belirlenen komisyon bildirgenin son halini okudu. Bildirgenin kongre sırasında dile getirilenleri tam olarak yansıtamaması yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi. Bildirgenin yeniden yazılmasına karar verildi.

Revize edilen sonuç bildirgesinin kongre katılımcıları tarafından onaylanmasını müteakip NKP kongresi sona erdi.

 

Haber ve Fotoğraflar: Alper Tolga Akkuş

Yeryüzü Duası – Müge İplikçi

Tam da Türkçe Olimpiyatları’na denk düşen bir sıradaydı. Reklamlarda, dev panolarda Afrika’dan, Yakın ve Uzak Doğu’dan gençler Türkiye’yi ne kadar sevdiklerini söylüyorlardı. Üstelik bunu ifade ederken ‘Sofu soğan yemez, bulunca sapını komaz’ tarzında günlük hayatta pek de yaygın olmayan deyimler ve atasözlerini sıralıyor, insana ‘vay be’ dedirtiyorlardı. Her şey o sırada oldu işte.

Taa okyanusun öte ucundan dua gibi bir haber geldi.

Hayır, hayır okyanus ötesi diye kilitlendiğimiz o yerden ve tahmin ettiğiniz o haberden, ülke olarak nefeslerimizi tuttuğumuz o husustan bahsetmiyorum.

Bu yeryüzünü önemseyen bir dua haberiydi. Bizi ve bizim coğrafyamızı da çok ilgilendiren bir haber. Ancak gündemin ağırlığının altında kalabilecek, yok sayılacak bir yanı da vardı çünkü doğrudan doğayı ve tüm canlıların yaşam hakkını ilgilendiriyordu!

Ne mi?

Ülkemizde bir Ilısu Barajı’mız var. Dıştan bakıldığında insanda yeni bir olimpiyat ruhu (Baraj Olimpiyatı, Tarih Nasıl Yok Edilir Olimpiyatı vb.) canlandıracak cinsten. Görkem onda, vaat onda, şu onda, bu onda. Gelin görün ki işin bir de arka planı var. (Eyvah!)

Ne mi?

Ilısu Barajı Dicle Vadisi’ni, Hasankeyf’i doğa ve kültürel doku bakımından tehdit ediyor değerli okurlar. Doğal ve tarihi değerleri bakımından o müthiş coğrafyayı silmenin bir başka adı Ilısu. Bu konuda çok sayıda mektup alıyorum. Toprak Ana, Mezopotamya’da başkadır, bilen bilir. 2014’te bitmesi planlanan baraj, bu ihtişamı dünyaya bedel Ana’ya o dünyayı dar etmeye niyetlenmek üzere.

Okyanusun ötesindeki habere gelecek olursak: Ilısu Barajı ile aynı ruhu paylaşan başka bir baraj daha var. Taa Brezilya’da: Belo Monte Barajı. Brezilya hükümeti Birleşmiş Milletler Rio+20 Buluşması’na ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, o da ne! Zirvenin yapılacağı Rio kentine 3 bin kilometre uzaklıkta bir protesto gerçekleşiyor. Tahmin edersiniz ki toplantının katılımcılarının pek de umursamayacağı, muhtemelen ‘hıh’ diyerek bu insanlara bir grup anarşist vb. diye burun kıvıracağı ve kendi ciddi dünyalarındaki yapboz tasarımlarına daha da asılacakları bir protesto bu.

Protestonun sahipleri ise Amazon yerlileri, çiftçiler ve dünyanın farklı yerlerinden gelen baraj karşıtı aktivistler. Rio’daki toplantıdaki klimadan havaya karışacak sözcüklere yeni deyimler, sözcükler ekleyecek seslerin sahipleri onlar. Tahmin edeceğiniz gibi ‘Brezilya ah bilsen seni ne kadar çok seviyoruz, sen bir ana sen bir baba her şey oldun artık bana’ tarzında cümleler de değil bunlar! Onların cümleleri Amazon Nehri’nin önemli bir kısmını talan edecek Belo Monte Barajı için. ‘Xingu Nehri özgür aksın!’

Anadolu’da Dicle Vadisi’ni tehdit eden Ilısu Barajı’na karşı kampanya yürüten Doğa Derneği’nin de yer aldığı bu protestoda dernek başkanı Güven Eken’in Amazon’daki eylemde yaptığı açıklamaya kulak kesilmekte fayda var. Yeryüzünü korumanın ne kadar önemli olduğuna dair önemli bir mesaj bu. ‘Eğer Brezilya’da Amazon nefes vermezse, biz Anadolu’da nefes alamayız. Ilısu ve Belo Monte barajları, dünyada büyük barajların yarattığı yıkımın birer sembolü. Her ikisi de dünyanın en önemli doğal ve tarihi değerlerine karşı açık birer tehdit. Amazon, dünyanın akciğerleri, Mezopotamya ise, medeniyetlerin beşiği. Türkiye, Brezilya ve dünya halkları ne Hasankeyf’in, ne de Amazon’un yok olmasına izin vermeyecek,’ diyor Eken.

Müge İplikçi – Vatan

Nehirler Xingu’da buluştu -Dicle Tuba Kılıç


Xingu’da Olağan Dışı Eylem

Amazon ormanlarının doğu ucunda, ormanların içinden doğan Xingu Nehri’nin kalbindeyiz. Burada yapılması planlanan Belo Monte baraj şantiyesinin neredeyse kapısında, zorla boşaltılmış bir köyün içinde. Bizden önce giden grup hamaklarımızı asacağımız direkleri dikmiş, direklerin üzerini yağmur için örtmüş, mutfak ve duşlar hazırlamış. Alana ulaşınca ilk iş yumuşacık ve rengarenk kumaşlardan dikilen, kenarlarından dantel ve püsküller sallanan hamaklarımızı bağladık. Hava oldukça ıslak ve sıcak idi. Neyseki gece, bizi uykumuzdan uyandıracak kadar kuvvetli bir yağmur yağdı.

 

Nehirler Xingu’da buluştu

Amazon’un farklı bölgelerinden binlerce kilometre yol kat edip geldiler. Yaklaşık 300 kişi Xingu nehrinin kıyısında buluştu. Çoğunluğu yerli topluluklardı ve onlara her yaştan detekçi olarak bizler katıldık. Burada hepimiz aynı candan hayat bulduk aynı suyu içtik.

Dünyanın en büyük baraj direnişi 23 yıldır Amazon’da devam ediyor. Bu mücadelenin parçası olanların samimiyeti, saflığı, coşkusu ve çalışkanlığı bizi çok etkiledi. Amazonluların bir başka özelliği ise kendilerinden başlayarak herşeyi boyamaları. Dünyanın en renkli coğrafyasına kendi renk ve desenlerini katmaları ne güzel.

Sabahtan akşama kadar toplantılar yapıldı. Hem ağladık hem şarkılarla coştuk. Belo Monte mücadelesi tüm Amazon için bir deneyim pınarı, herkes bu pınardan beslendi aynı zamanda bu pınara karıştı ve toplantı tüm güzelliğiyle akıp gitti.

Dünyanın öbür ucundan neden geldiğimizi merak eden ev sahipleri bize de söz verdiler. Güven’in yaptığı konuşma sık sık alkışlarla kesildi. Amazon’un bizim için değerini ve hepimizin yüreğinin nasıl birlikte attığını anlattı ve aylardır büyük bir emekle hazırlanan pankartımızı açtığında eylemciler bizi coşkuyla kucakladılar.

Gün içinde ingilizce bilenler beni bulup, sorular sordular. En çok merak ettikleri şey ise neden ta Hasankeyf’ten kalkıp Amazon’a geldiğimiz idi. Onlarla önce dünyadaki tüm ülkeleri saran politikaları konuştuk. Ardından Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün muazzam etkisini ancak hemen ardından Türkiye’deki baraj mücadelesinin parçalanmasının bizi nasıl derinden ümitsizliğe sürüklediğini. Açık yüreklilikle Anadolu’dan en uzak yere Amazon’a gelerek bu mücadele için bir umut kapısı bulmaya aynı zamanda Amazon için can vermeye geldiğimizi anlattım.

Toplantıların gerçekleştiği bahçede bir yandan da saatlerce etler, sebzeler doğrandı. Güven ilk kasaplık deneyimini burada yaşadı ve hindi akbabaları et doğrayan grubun sadece birkaç metre uzağındaydı. Bu bahçe büyük mango ağaçlarının altında, içinde sade bir oturma düzeneği olan, bir kuyu, bir banyo ve bir kümesten oluşuyor. Bahçenin baş köşesinde ise minik pembe çiçeklerini saklayan Jumbo ağacı.

Hislerim dışında anlamadığım toplantılar sırasında ben bir köşede Jumbo’nun içinde dolaşan kuşları izledim. İçlerinde en harikası sinekkuşları idi. Onlara burada “çiçek öpen” deniyor. Hakikaten çiçeklerin özlerini kısa öpüşlerle emip kaçıveriyorlar.

Hiç Portekizce bilmediğimiz için biraz zorlandık. Hemen heryerde denediğim ana dilimle konuşmak burada da işe yaradı. Öyleki hem dertlerimizi hem de enerjimizi hep kendi dilimizle ifade ettik ve sonuçta birçok konuda anlaşıverdik. Yorucu günün ardından gençlerle dolu iki otobüs daha geldi ve hamakları sıklaştırıp hep birlikte uyuduk.

Güzel Gece, Sıcak Güneş ve Eylemler

Gecenin dördünde büyük bir coşkuyla uyandık. Hamaklar, direkler ve mutfak eşyaları büyük bir hızla toplandı ve otobüslere yerleştirildi. Baraj şantiyesine ulaştık. Gecenin güzel karanlığında tam olarak nereye gittiğimizi görmeden eşyalarla yürümeye başladık. Bir yanımızda orman bir yanımızda şantiye. Etrafımızda uçan dev yarasalar ve gökte hilal eşliğinde.

Yedi kilometrelik dev baraj gövdesinin inşa edileceği yere ulaştık. Burada nehrin ortasına doldurdukları bir kilometrelik dolgu yola yürüdük. Hızlı bir şekilde yolun orta noktasında kazma ve küreklerle bir hendek kazılmaya başlandı. Hiç yorulmadan saatlerce kazıldı, büyük bir mutluluk, şarkılar ve sloganlarla.

Bir yandan barajın kestiği ağaçların yerine fidanlar dikildi bir yandan eylemciler için dev kazanlarda yemekler pişirildi ve kamp alanı kurulmaya başladı. Hepsi bu değildi. Hendeğin sağı ve soluna insanlarla yazılacak pankart için bir uzman gelmişti. Hendek kazılırken ayrı bir grup pankartın harflerini ölçtü, işaretledi ve çapalarla harfleri tek tek kazarak şekillendirdi. Güven de “Belo” kelimesini kazarak bize bahçede kazandığı deneyimi göstermiş oldu.

Xingu’ya Efsun

Hendek kazılırken yerli gruplarda bir hereketlenme oldu. Yerliler bir araya geldi ve şeflerinin etrafını sardı. Şefleri ise elde sarılmış bir sigara yaktı ve elinde tuttuğu sembolik üç yılanı tuttu. Diğerleri küçük bir çukur kazdı. Şef yılanlardan birini uzun uzun seyretti, üzerine sigarasının dumanını üfledi, okuyla hafifçe dokundu. Ardından tıpkı yılan canlıymış gibi onu sıkıca tuttu ve sanki hareket ediyormuş gibi onu sıkıca zaptetti. Sonra iki kişi yılanı çukura gömdüler, üzerini örttüler ve orada öldürdüler. Bunu üç yılan için üç ayrı yerde üç ayrı çukur açarak gerçekleştirdiler. Böylece üç gün sonra öyle beklenmedik olaylar olacak ki, barajı yıkacak süreçler başlayacak. Bu seremoni ile nehir efsunlanmış oldu.

Eyleme Devam

Saatler sonra hendek derinleşti ve nehrin baraj yapmak için yapılmış yolla bölünen parçasından nehre su akmaya başladı. Hemen ardından hep birlikte harflere yerleşip “PARE BELO MONTE” yani “BELO MONTE’yi DURDUR” yazdık. Bu esnada korkunç bir sıcak ve güneşe rağmen tüm eylem başarıyla gerçekleşti. Pankartın hava fotoğraflarının çekilmesinin ardından hemen herkes nehre atladı ve hep birlikte bu anı kutladı.

Eylem bununla da bitmedi. Barajcıların diktiği yüksek elektrik direğinin alt duvarı önce kazmalarla parçalandı. Ancak içindeki demir direkler nedeniyle yıkılmadı. Ardından büyük bir kütükle direk, hep birlikte itildi ve yıkıldı. Baraj gövdesinin inşa edileceği bu alanda kuşatma devam ediyor. Şirket, polis veya asker bu sürece hiçbir şekilde müdahale etmedi, sadece uzaktan izledi. Ancak bundan sonra neler olacağını bilmiyoruz. Tek bildiğim dünyanın en güzel insanlarıyla en güzel anlarını yaşamış olduğum.

Dicle Tuba Kılıç –http://gunluk.dogadernegi.org

Yeşiller Partisi – EDP birlikteliği ne ifade ediyor? – Ali Buğra Küçük

Son günlerde basında heyecan verici bir haber dolanıyor. Yeşiller Partisi ve EDP bir araya geliyor ve bu kararlarını 16 Haziran 2012 Cumartesi günü deklere ediyorlar. Türkiye’de partiler düzeyinde siyasetin ihtiyaç duyduğu bir hamleydi bu ve nihayet gerçekleşiyor. Fakat bu güç birliği aslında ne ifade ediyor? Yakından baktığımızda görebileceklerimiz neler?

Yeşil siyaset, kökeni daha eski olmakla birlikte 80’li yıllarda güç kazanarak günümüze gelen, katılımcı demokratik değerleri sindirmiş, anti-militarist ve bilhassa geç dönem endüstriyel kapitalizmin canlı türleri üzerinde yol açtığı onarması zor zararları en aza indirmeyi hedefleyen bir oluşumdur. Yeşil siyasetin reel politik arenada ve ulus-devletler bazında dünyadaki en güçlü yapılanması Almanya’daki Bündnis 90/Die Grünen’dir ki bilindiği gibi 2011’de Baden-Württemberg’de çarpıcı bir başarıya imza atmışlardır. 90’lı yıllardan bu yana hem dünyada yeşil partilerin sayısında artış olmakta ve bu partiler uluslar arası ölçekte dayanışmalarını hızlandırmakta, hem de Earthwatch, Greenpeace, Global Witness gibi hareket alanını global düzeye yayabilmiş NGO’lar yeşil partilerle işbirliğini hızlandırırken bir yandan da çeşitli araçlarla gezegen çapında farkındalık yaratmaya devam etmektedirler.

Teorik arka plana göz gezdirildiğinde, “derin ekolojizm” ve “sığ ekolojizm” olarak ayrışan iki grubun doğa-insan, ekolojik bilinç-kişisel gelişim, büyüme karşıtlığı-sürdürülebilir büyüme gibi ikilem oluşturan bağlantı noktalarında uzlaşamadığı görülür. Ancak her iki grubun da, teorik olarak (gerek derin ekolojistlerin mistisizmi, gerekse sığ ekolojistlerin antroposentrizmi) saplandığı nokta “mistik/değerler muhafazakarlığı”nın göbeğinde bulunmaktadır.

Derin ekolojistlerin “muhteşem varoluş halkası” içinde konumlandırdığı Gaia, tanrısal bir ideale yakındır ve aslolan, bu ideale geri dönmektir. Buna göre toplumlarda ekosentrik anlayışın yerleşmesi ve doğa-insan ilişkisinin radikal derecede holistik bir biçimde kavranması gerekmektedir. Ne var ki, teknik olarak böyle bir bakış açısının sosyo-politik alandaki izdüşümü değerler muhafazakarlığıdır ki muhafazakarlığın bu türü, zamanın ve mekanın ötesindeki, hatta çoğu zaman Tanrı vergisi olduğuna inanılan “değerlerin” evrensel düzeyde benimsenmesi ve korunması gerektiğini öğütlemektedir. Hiç şüphe yok ki statik değerlerin bu şekilde empoze edilmesi, muhafazakar bakış açısına göre, doğrudan/dolaylı baskı araçlarının harekete geçirilmesiyle eşgüdümlü ilerleyecektir. Bu sorun sığ ekolojistler için de geçerlidir ancak onları bu soruna iten yol daha farklı bir güzergahtan geçer.

Sığ ekolojizm düşüncesinin temel belirleyeni antroposentrizmdir. Bu, tam anlamıyla insan odaklı bir evren profilinin yeşil hareketteki tezahürüdür. İnsanlar, evrenin merkezindeki akıllı varlıklardır ve akıl, dış dünyaya egemenlik kurmanın aracı olarak insanı yüceltir ve onu bir yarı-tanrı statüsüne yükseltir. Buna göre insan, doğanın hakimi ve koruyucusudur. İnsanlar rasyonel düşüncenin dinamikleri sayesinde kendilerine ortak ve genel geçer değerler yaratabilirler ve doğa bu noktada kendi türünü korumak isteyen insanın egosunu tatmin edebileceği sınıra kadar korunmalıdır. Yarı-tanrılar olarak insanlar kendi kudretlerine o kadar güvenmektedirler ki eylemlerinin gezegeni yok etme seviyesine varabileceğinden endişe duymaktadırlar. Bu anlamda özsel olarak gezegeni kemiren parazitler olan insanlar, kendi eylemlerini yücelterek kendilerini diğer tüm varoluş biçimlerinin üstüne yerleştirmişlerdir. Böylece değerler muhafazakarlığı bu düşüncede de ortaya çıkmıştır. Ancak gerçekte olan bu değildir. 200 yıllık endüstri ile yaşı 4,54 milyar yıla tarihlenen bir gezegeni yok etme söylemi, insan egosunun ve saplantısal egemenlik arzusunun bir ifadesi olmaktan öteye gidemez. Halbuki insanlar eylemleriyle gezegeni değil, bazı canlı türlerini ve habitatı yok etme pahasına kendi türlerini yok etmektedirler.

İki ekolojik yaklaşımın böyle bir muhafazakarlığa saplanması paradoksal görülebilir, ancak yeşil hareket bu muhafazakar yapıdan kendini kurtarabilecek devrimci reflekse sahiptir.

Temel derdi insanı mutluluğa götürecek yolları aramak olan sosyalizm yer yer yeşil harekete sızmıştır. Sosyalizm sosuyla karıştırılan yeşil hareket artık muhafazakar tuzaktan kurtulduğunu iddia edebilir. Şöyle ki, yaklaşık son 200 yıldır zamanın ruhunu belirleyen endüstriye karşı direnerek yeni bir ruh yaratma arzusu hiç de küçümsenemeyecek kadar devrimcidir. Ancak bu devrim geriye değil, ileriye yönelik bir devrim olmalıdır. Modern teknolojiyi reddeden değil, teknolojiyi ehlileştirip nimetlerini doğa ile uyum haline sokmaya çabalayan, antroposentrizmden uzaklaşarak “egemen insan” barbarlığını geçmişe gömen, üretim ilişkilerini yeniden düzenleyerek kapitalizmin açtığı ölümcül yaraları tedavi etmeye çalışan, kaynak temelli ekonominin sözcülüğünü yapan ve kurulacak sistemde toplumsal alanda baskı araçlarının hiçbir türlüsüne hiçbir şart altında başvurmamayı ilke edinmiş, reel anlamıyla demokratik ve çoğulcu yaşam biçimini özümsemiş bir devrim olmalıdır bu.

İşte böyle bir devrim anlayışı ancak solun yeşil harekete başarılı bir şekilde entegre edilmesiyle mümkündür. Bu bağlamda Yeşiller Partisi ve EDP’nin aynı yola baş koymaları, her iki siyasal yaklaşımın da faydasına hizmet edecektir. Ancak bu birliktelikte en zor görev EDP kanadına düşmektedir. Yeşil “değerlerin” ideolojik ve doğrudan/dolaylı baskı araçlarına başvurulmadan topluma benimsetilmesi zor bir görevdir ve bu görevi layıkıyla taşıyacak yeni nesil entelektüel yetiştirmek Yeşiller-EDP ortaklığının önündeki en esaslı meydan okumadır. Neo-Gramsci’ci anlamıyla yeni nesil entelektüel yetiştirebilmek için Türkiye şartlarındaki üretim ilişkilerinin, ezilen sınıfın taleplerinin ve sosyo-ekonomik yapının detaylı ve ayağı yere basan bir analizi gerekmektedir ve EDP kanadı kararlı olursa bu analizin altından kalkabilir.

Karşımıza çıkan bu yeni hareket ne yazık ki Türkiye’de marjinal kalmaktadır. Ancak zaten önemli olan, bu hareketin hegemonya mücadelesinin kristalleşmiş şekli olan devlet yapısında egemen bir konum elde etmesi değil, strateji ve projelerini kurumlar vasıtasıyla mücadelenin içine sokabilmesidir. Bu sayede, eğer Yeşiller-EDP mayası tutarsa Türkiye siyasetinde yeni bir perde açılmış olacaktır. Bu yeni perdenin açılışı, ülke topraklarında yaşayan her türlü canlının hayalindeki geleceğe yeni bir adımı müjdeleyecektir.

 

Ali Buğra KÜÇÜK

Kırıkkale Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü

Araştırma Görevlisi

twitter.com/#!/Gabilgathol

Dersim belgesi alt komisyona sunuldu

TBMM’deki Dilekçe Komisyonu bünyesindeki Dersim Alt Komisyonu’na, katliamdan sonra sağ kalan küçük kız çocuklarının evlatlık verildiğine ilişkin resmi bir belge sunuldu.

Dersim’den 1937-38 yıllarındaki katliamda ailelerenden kopartılarak küçük yaşta Türk ailelere evlatlık verilen küçük kız çocuklarının varlığına ilişkin ilk resmi belge Dersim Alt Komisyonu’na sunuldu. Erdal Karakoç tarafından sunulan Salihli Kaymakamlığına ait resmi belgede Dersim’den Yarbay Münip Yılmaz’ın gözetiminde getirilen kız çocuklarının varlığına işaret ediliyor.

Belgede şu ifadeler yer alıyor: “Kazamızın Tataristan köyüne yerleştirilen Tunceli göçmenlerinden Hüseyin oğlu İsmal Koç’un İstanbul’da bulunan Yarbay Münip Yılmaz Türk’ün nezdinde bulunduğu anlaşılan kız çocuklarını alıp gelmek üzere Dahiliye Vekâleti’nin emirlerine atfen Manisa Valiliği’nin Emniyet Müdürlüğü’nün ifadesine 1/2/941 gün ve 3/1 D.41/137 sayılı emirleri mucibince mazereti tahakkuk etmiş bulunmasından İstanbul ve Zonguldak’a gidip gelmek üzere 15 gün mezuniyet verilmiş olduğuna dair vesikadır.”

Belgeyi komisyona sunan Erdal Karakoç, söz konusu belgede adı geçen Yarbay Münip Yılmaz Türk ile ilgili Genelkurmay Başkanlığı’na başvuru yaptığını ancak böyle bir kişinin bulunmadığı cevabını aldığını söyledi. Karakoç savcılığa yaptığı başvuru üzerine böyle bir kişinin varlığına ulaşıldığını ifade etti. Karakoç, Dersim olaylarında evlatlık verilen kız çocuklarına ilişkin bir liste bulunduğunu düşündüğünü kaydetti.