Ana Sayfa Blog Sayfa 4670

Cemaate düşen – Erol Katırcıoğlu

Şimdi bu iftiraya cevap vermek sanırım “Cemaat”e düşüyor. Üstelik de “Hizmet” adını kendilerine uygun bulan Fethullah Gülen Cemaati’nin en önündekilere. Ne ilgisi var derseniz, ilgiyi bulmanız için birkaç saniye düşünmeniz yeterlidir. Özellikle son MİT kriziyle ilgili yazılan çizilenleri gözönüne getirdiğinizde bu, Yeni Akit denen gazetede ve onun haber sitesi olduğunu öğrendiğimizHabervaktim’de Ali Bayramoğlu ile ilgili iftira olmanın da ötesindeki aşağılık saldırının adresi orasıdır da ondan.
Bu sözü benzer bir aşağılık saldırıyı ben de yapayım da görsünler kabilinden söylemiyorum. Ama açıktır ki Ali Bayramoğlu ile ilgili sağda solda bel altından vurma denemeleri özellikle Ali’nin MİT krizinde “Cemaat”e işaret etmesiyle, polis ve yargı merkezli “otonomlaşma eğilimi taşıyan”etkin bir gruptan söz etmesiyle başladı. Bunu biliyoruz.
Daha sonra çeşitli yazılarında MİT krizini değerlendirirken Cemaat’in, “cemaat olma sınırlarını aşmasının, politik olarak aktif hâle geçmesinin, iktidarlaşmasının” sorunun temelinde yatan unsur olduğuna dikkat çekmesi ve sosyolojik olarak değerli bulduğu bu yapılanmanın Cemaat’e de zarar veren bir yere gelmiş olduğuna vurgu yapması bu evrende “Cemaat”ten bilinen çeşitli yazarlar tarafından rahatsızlıkla karşılandığını da biliyoruz. (Bu yazarları onların yaptığını yapmamak, birtakım mahfillere hedef tahtası olmalarına yol açmamak için vermiyorum ama onların kimler olduğu da bilinmeyen bir konu değil.)
Bu nedenle de yazının başında kullandığım cümleleri doğrudan bir bilgi üzerine değil ama, bu saldırıyla; Ali’nin “Cemaat” üzerine yazdıkları arasında yukarıdaki olaylar bağlamında bir illiyet bağı olduğunu düşündüğümden yazıyorum. Eğer böyle bir illiyet bağı yoksa, o zaman bile yazının başında söylediğimi söylemek için bir zemin var bence. Yani, bu iftiraya cevap vermek “Cemaat”e düşen bir iş, bir jest. Çünkü bu iftira saldırısı en azından onları da kapsama alanına almış durumda.
Cemaatler toplumunda yaşadığımızı bilinen bir özelliğimiz. Üstelik “cemaatlerimiz” de yalnızca “dinî” değil. “Sağ”da, “sol”da bir yığın cemaat var. Aslında cemaat toplumu olmak ulus-devlet yapısı içinde “toplum” olma talebinin bir ifadesi. Daha doğrusu bugünün “zihniyet dünyasının” ve “temsilî demokrasisinin” biçimlediği “ulus-devlet” çatısının insanların “kendilerini kendilerinin tanımladıkları biçimde” yaşamalarına ve geleceklerini belirlemelerine izin vermemesi cemaatleşmenin de asıl sebebi.
Bu nedenle de cemaatleri anlamak ve onları meşru görmek demokratik bir tavır bence. Cemaat hâlinde yaşayan insanların taleplerini ciddiye almak ve onların varoluşlarını desteklemek de öyle. Ama eğer bir cemaat kendi taleplerini dile getirme siyasetinin ötesine geçip her şeyi kendi cemaatinin çıkarları içinden görmeye başlarsa, yani “cemaatçi” bir davranış benimserse o zaman o cemaat siyasi çatışmanın bir parçası hâline gelir. Bence “Gülen Cemaati”nin başına gelen de budur.
Hele hele “cemaatçilik” bir “iktidar gücüyle” ilişkilenirse durum daha da vahim hâle gelir. Nitekim Ali Bayramoğlu da bir yazısında bu duruma işaret etmişti: “Şunun farkına varmalı cemaat üyeleri: güçlenme, yayılma, özellikle güvenlik birimleri ve stratejileriyle yapılmaya başlanmışsa, o strateji ve uygulamalar cemaati kontrol etmeye başlarlar, ve cemaat polis mantığına, polise, güvenlikçilere teslim olur.”
Ali Bayramoğlu’nun söyledikleri bunlardır ve bunları güçlü bir biçimde söylediği için birilerinin damarına basmıştır. O birilerinin kimler olduğunu bilmesek de Ali’nin “Cemaat’in”, kendi sınırlarını aşan” bir işleve dönüştüğüne ilişkin eleştirel yazılar yazmasıyla ilgili olduğu da ilk akla gelendir. O nedenle de bu iftiranın kapsama alanı “Cemaat”i de içeriyor ve “Cemaat”in bu iftiraya bir cevap vermesi gerekiyor.
İftiraya gelince… Yani Ali’nin Ermeni olduğu meselesine gelince…
Aklıma, “Anlaşılan bu şaşkınlar aslında ‘Hepimizin Ermeni’ olduğunu daha henüz duymamışlar” demek geliyor.
Ayıp onların…

Erol Katırcıoğlu – Taraf

22 KESK’li tutuklandı

Ankara Cumhuriyet Başsavcıvekilliği’nin yürüttüğü soruşturma kapsamında savcılık sorguları biten tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilen 34 KESK üyesinden 22’si tutuklandı.

Gözaltına alınarak, adliyeye getirilen 34 KESK üyesinin sorgusu için özel yetkili altı cumhuriyet savcısı görevlendirildi. 34 şüphelinin tamamı savcılık sorgularının ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Tutuklanması talep edilen KRSK üyeleri, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği’nde sorgulandı.

Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği, KESK üyelerinden 22’sinin tutuklanmasına, 12’inin ise serbest bırakılmasına karar verdi.

KESK üyelerinin adliye önündeki bekleyişi de sürüyor. Çoğunluğunu KESK’lilerin oluşturduğu grup, ”Susmayacağız, direneceğiz” yazılı pankart açarken, ”KESK’e dokunma” dövizleri taşıyor; alkış, ıslık, slogan ve halaylarla gözaltıları protesto ediyor.

Aralarında KESK Genel Başkanı Lami Özgen’in olduğu 20 KESK üyesinin ise bugün savcılığa çıkarılması bekleniyor.

(Yurt)

Erdoğan ile Zana buluşacak

Kesin olmamakla birlikte kulislerde, Başbakan Erdoğan ile Leyla Zana’nın bu hafta sonu biraraya geleceği konuşuluyor.

“Ben Başbakan Erdoğan’ın bu işi çözeceğine inanıyorum. Buna dair umudumu da, inancımı da asla yitirmedim. Yitirmek de istemiyorum. Yitirseydim giderdim, burada olmazdım”

Başbakan Erdoğan, bu sözleriyle gündeme gelen ve BDP içinden de eleştiri alan Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana ile görüşebileceğini söylemişti.

Kulislerde bu görüşmenin kesin olmamakla birlikte Cumartesi günü yapılabileceği belirtiliyor.

Zana’nın sözlerine karşılık Başbakan Erdoğan, “Bir milletvekili olarak bana görüşme talebi geldiğinde de kendisi ile görüşmekten kaçmam. Temennim odur ki, Sayın Zana’nın yapmış olduğu açıklamalar, her halde uzun yıllar tecrübesinin de ortaya koyduğu bir neticedir” demişti.

Zana’nın açıklamaları üzerine BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, AKP’nin Kürt sorunu ile ilgili uygulamalarını eleştirdikten sonra, “Bu uygulamalardan sonra kalkıp ‘ben sorunu çözeceğim’ diyeceksin. Her kim Başbakan’dan umutluysa bu saflıktır, AKP gibi düşünmektir” demişti.

(Ajanslar)

Taksim’in tapusu halka dağıtıldı

Taksim’de yapılması planlanan proje kapsamında açılacak tüneller için açılan ihalenin bir gün öncesinde İstanbullular Taksim Meydanında toplanarak itirazlarını dile getirdiler. Taksim Dayanışması adı altında bir araya gelen çok sayıda Mahalle Derneği, oluşum, Siyasi Parti ve Meslek Odası temsilcileri ve Taksim Platformu üyeleri projenin meydanı insansızlaştırmayı amaçladığını savundular.

Göstericiler projenin müzakere süreçleri işletilmeden, diyalog yolları denenmeden ve her gün meydanı kullanan

İstanbulluların görüşü alınmadan tepeden inmeci bir yöntemle yapılmasına dikkat çektiler. Meydanın İstanbul yakın tarihinin önemli bir parçası olduğu belirtilen açıklamalarda geri dönülmez tahribatlar yapılmadan bir an önce durdurulmasını ve 28 Haziran’da yapılacak ilk ayak ihalesinin iptal edilmesini talep ettiler.

“Taksim siyasi iktidarların değil, bizim ortak varlığımızdır” denilerek Taksim Meydanının sembolik tapusu vatandaşlara dağıtıldı. Hiçbir iktidar, hangi oy oranına sahip olursa olsun, ülkeyi tapulu malı gibi göremez ve asıl sahiplerine danışmadan keyfi tasarruflarda bulunamaz denilerek vatandaşlar ihalenin durdurulmasına destek olmaya çağrıldı.

Vatandaşlara ücretsiz dağıtılan tapularda meydanın kamusal alan olduğu hatırlatıldı ve yurttaşlık hakkına dayanılarak Türkiye toplumunun mülkü olarak tescil edildiği belirtildi. Taksim Meydanının sembolik tapusunda yaya ulaşımının engellenemeyeceği, zorlaştırılmayacağı, tünel, rampa, dehliz, yer altı durağı kazısı yapılamayacağı, ağaç kesilemeyeceği, yeni bina yapılamayacağı,zabıta, çevik kuvvet,motorlu araç park yeri olarak kullanılamayacağı hususunda şerhler konuldu.

Gösteri “ Taksim Meydanında görüşümüz alınmaksızın değişiklik yapılmasına karşıyız ve bu konudaki demokratik mücadelemizi sürdürmeye kararlıyız” denilerek sona erdi.

Bu gece Ayaspaşa Derneği üyesi bir grup mahalle sakini ihaleye dikkat çekmek amacıyla Taksim  Gezi parkında oturma nöbetine başlayacak.

Haber Merkezi

 

Yeşil Gazete doğrusunu verdi, Milliyet çarpıttı

Heybeliada orman yangını, her orman yangınında olduğu gibi, soruları ve kuşkuları beraberinde getirdi. Yangınla ilgilenen bütün gazeteciler, haklı olarak, kasıt, ihmal, vb. durumlar aradılar. Biz de öyle…

Ancak gerek uzmanlardan aldığımız bilgiler, gerekse ada sakinlerinden edindiğimiz izlenimler kuşkularımızı doğrulamadı. Biz de bunun üzerine, yetkilileri ağır biçimde suçlamadık. Daha büyük bir yangında olabileceklere dikkat çektik sadece… “Neden ucuz kurtulduk” sorusunu sorduk ve orada bıraktık.

Oysa Milliyet gazetesi, 20 Haziran tarihli “Heybeliada’da sabotaj kuşkusu” başlıklı haberde, bunun ötesine geçti ve başlıktan açıkça anlaşılacağı üzere, yangında bariz kuşkular bulunduğuna dikkat çekti.

Ne var ki, haberi okuduğumuzda, bunun kimin kuşkusu olduğunu, neyin kuşkusu olduğunu anlayamadık.

Haberde ağırlıklı olarak Heybeliada Gönüllüleri Derneği’nin sözleri alıntılanmıştı. Ve böylece derneğin kurumları suçladığı gibi bir hava oluşturulmuştu. Fakar dernek üyelerini isimleri yoktu. Yani kuşkusu olan dernek değil, onun bazı üyeleriydi. Peki onlar kimdi, gene belli değildi. Belli ki, muhabirin kendi kuşkusu başlığa yansımıştı.

Biz, Heybeliada Gönüllüleri Derneği Başkanı Ömer Faruk Berksan’la konuştuk ve tam da böyle olduğunu öğrenmiş olduk.  Dernek Başkanı Berksan, Milliyet muhabiri Önay Yılmaz’ın hem Heybeliada’lı, hem Heybeliada Gönüllüleri Derneği üyesi olduğunu, ancak kuşkusunun derneği bağlamadığını söyledi. Berksan’a “üyeleriniz arasında yangında sabotajdan kuşkulananlar olabilir mi” diye sorduğumuzda ise bir kez daha “hayır” cevabını aldık.

Kısacası, haber kuşku ile değil, bilgiyle yapılıyor maalesef…

Milliyet’in haberi için tıklayınız : http://gundem.milliyet.com.tr/heybeliada-da-sabotaj-kuskusu/gundem/gundemdetay/20.06.2012/1556152/default.htm

Suriye 2: Fırtına – Gazihan Çağlar

Savaş ve şiddet konusundaki Yeşil Politikayı algılama açısından sorun yaşadığımız  ortada. Ya da öznel fikirlerimizi Yeşil Politika sanmak gibi bir hastalığımız var ve hepimiz de buna dahil olabiliriyoruz zaman zaman. O nedenle bizim temel siyasi bakışımızı oluşturan ‘’Yeşiller’in Temel İlkeleri’ çerçevesinden bakmaya çalışmak ve bunu bir zemin olarak kabul etmek, geniş ve ortak bir çerçeve sağlar diye düşünüyorum. En azından yan yana durmak için yeterli olur. Yalnızca şunu unutmayalım ki ‘’gerçeğe’’ dayanmayan, onu göz ardı eden bütün  politikalar ne kadar tumturaklı laflarla bezenseler  bile ‘Yeşil’’ olamazlar. Bunu ‘’ilkelerimizi’’  gerçek yaşamda test ederek  görebiliriz ,veya görmemiz gerekir. Zaten ilkelerimizi doğanın bilgeliğinden ödünç  aldığımız için gerçeğin dışına çıkmamız  ihtimali zayıftır, doğa bizi dışlar o zaman. Diğer birçok çevrenin ve partinin başına gelen de az çok budur. Ancak bu anlamda doğayı ve dünyayı ne ölçüde algılayabildiğimiz de bizim başkalarından  farklılıklarımızı oluşturur. İyidir ve hoştur bu durum. Hepimizi özgür kılar.Yeşiller bunun için vardır biraz.

Gerçek nerede duruyor?

Tam da bu nedenle herkesin hemfikir olduğu bir Yeşil Politikadan söz etmek olanaksızlaşır. Özgür bireylerin özgür düşünceleriyle yukarıdaki avantajın  bir anda değişip  bizi atomize etmesi riski ortaya çıkar. Burada böyle bir tehlikeden sözedilebilir.  Ama olsun, bu da oyunun kurallarından biridir. İlkeler de burada işe yarar. ‘Gerçek’ karşısında sınanmışlardır çünkü. Şüphemiz olursa, endişelenirsek  başka  doğru sözcükler de bulabiliriz eskinin yerine. Daha önce defalarca yaptığımız gibi. Çünkü bizim ezberlerimiz yok, gerçeklerimiz var, doğanın bilgisi -dünyanın sesi var duyduğumuz.

Bu yüzden dünyanın gördüğü en büyük suç olan şavaşa karşıyız. Şiddetin her türüne karşıyız. Şiddetin siyaset aracı olarak manipüle edilmesine karşı gözümüz açık, zihnimiz yanıltmalara karşı aşılıdır. Yeşiller insan özgürlüğünün ve demokrasinin önündeki en büyük engel olarak gördüğü militarizme karşı sivilleşmeyi, yaşamın ve doğanın baş düşmanı olan ve tümüyle reddedilmedikçe asla yok edilemeyecek olan savaşa karşı koşulsuz barışı ve silahsızlanmayı savunur.

Geç kalmadan

Bu politika savaşı üreten odaklara ve organizasyonlara mesafeli olmayı ve deşifre etmeyi  gerektirir. Ama silahı elinde bulunduranın başka güçleri de kontrol ettiğini  ve silahın aslında şiddetin yalnızca son aşaması, sonucu  olduğu gerçeğini göz ardı etmeden. Ara süreçlerde müdahale etmemek,  gelişmeleri zamanında görememek , bazen uzaktan bakmak bizi de şiddetin bir parçası yapabilir .Hiç istemesek bile, Suriye savaşını kurgulayanların, ’savaş karşıtları’ nın tutumunu, hele Irak savaşındaki güçlü ve sonuç alıcı mücadelesini göz önüne alarak  bu defa buna göre de hazırlandıklarını görmemek mümkün mü? Bizden en az bir adım önde olduklarını bilmemiz  gerekir. Daha hesaplı ve planlılar. Bizi, savaş karşıtlarını  çoktan başlamış olan savaşın kendisiyle pasifize etmiş durumdalar. Kirli savaşları uzun süredir vizyondadır. Bugün gördüklerimiz fırtınanın kendisidir. Yıkım yakındır.

Evet geç kalmış durumdayız. Yarattıkları diktatörlerle, şeytanlaştırdıkları figürlerle bizim tutum almamızı engellediler ve uyuşturdular. Gerçek savaş ittifakını , kirli oyunlarını bizden uzun süre gizlemeyi başardıklarını itiraf etmeliyiz. Tam da bu nedenle şu an Irak savaşındaki  güçlü savaş karşıtı hareketin bir tekrarının oluşması çok mümkün görünmüyor. Üzüntüm biraz da bundandır.

Umarım yanılırım.

 

Gazihan Çağlar

twitter.com/#!/gazihanca

Mersin, Soli’de Güneş Festivali gecikmeli olarak bugün başlıyor

Mersin’in Mezitli ilçesinde yapılan Soli Güneş Festivali’nin 3.sü bugün başlıyor. Festival her yıl güneşin kuzey yarımkürede en uzun süre kaldığı 21 Haziran’ tarihine denk gelen günlerde gerçekleştiriliyor. Bu yıl da festivalin 20-21-22 haziran tarihlerinde yapılacağı duyurulmuş ancak Hakkari’nin Dağlıca bölgesinden gelen çatışma haberleri ve 8 askerin hayatını kaybetmesi üzerine festivalin ileri bir tarihe alındığı Mezitli Belediye Başkanı Uğur Yıldırım tarafından açıklanmıştı

3. Soli Güneş Festivali’nde Kıraç, Grup Gündoğarken, Gripin ve Musa Eroğlu konserleri de katılımcılara coşku dolu anlar yaratacak.  27-28 ve 29 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek festivalde konserler Mezitli Festival Alanı’nda.

Festivalin 27 Haziran (bugün) akşamı saat 20.30’da Mersin Devlet Opera ve Balesi, saat 22.00’de de Kıraç konseri ile başlayacağını belirten Başkan Yıldırım, 28 Haziran Perşembe akşamı saat 20.30’da Grup Gündoğarken, saat 22.00’de Gripin, 29 Haziran Cuma akşamı saat 20.30’da Mersin Devlet Klasik Türk Müziği Korosu, saat 22.00’de ise Musa Eroğlu’nun sahne alacağını kaydetti.

(Yeşil Gazete)

Hamide Avrupa Şampiyonu

Hamide Kurt, Hollanda’da devam eden (IPC) Avrupa Bedensel Engelliler Atletizm Şampiyonası’nda mücadele ettiği T53 branşı 2oo metre’da ipi en önde göğüsleyerek şampiyon oldu.

Türkiye’ye ilk madalyasını da kazandıran Kurt, 34 saniye 96’lık derecesiyle, Hollandalı atlet Amy Siemons’u geride bıraktı. Hollanda’nın n Stadskanaal kentinde düzenlenen Uluslararası Paralimpik Komitesi (IPC) Avrupa Bedensel Engelliler Atletizm Şampiyonası devam ediyor. Bağcılar Belediyesi Engelliler Spor Kulübü Sporcusu Hamide Kurt, 200 metrede mücadele ediyor. T53 sınıfında olan Hamide Kurt 34 saniye 96’lık derecesiyle, Hollandalı atlet Amy Siemons’un yaklaşık 1 saniye önünde birinciliği elde etti. Bu derece ile Türkiye şampiyonada ilk madalyasını almış oldu.

2012 Londra Paralimpik Oyunları öncesinde son büyük atletizm organizasyonu olan şampiyonada Türkiye , bedensel engellilerde 4 sporcu ile temsil ediliyor. Daha önce Dubai’de gerçekleştirilen IWAS Dünya Oyunları’nda ve Tunus’da düzenlenen Uluslararası Bedensel Engelliler Atletizm Oyunları’nda birinci olan Hamide Kurt, Hollanda’da elde ettiği başarı ile Olimpiyatlar’ın 200 metredeki en iddialı ismi olduğunu da göstermiş oldu.

Nihat Doğan The Guardian’da

İngiltere’nin saygın gazetelerinden The Guardian, Türkiye basınında Suriye krizi hakkında konuşulanları derlediği bir haberde, Nihat Doğan ve Erol Köse’nin görüşlerine yer verdi.

Constanze Letsch imzalı yazıda Türkiye’de gazetelerin, köşe yazarlarının ve sosyal medyanın, Suriye ile yaşanan krize verdikleri tepkilerden bir seçki sunuldu.

Yazıda Türkiye basınından; Milliyet’ten Fikret Bila, Zaman’dan Mümtaz’er Türköne ve Radikal’den Özgür Mumcu’nun görüşlerine yer verilirken sosyal medyayı ise Nihat Doğan ve Erol Köse temsil etti.

Nihat Doğan, Türkiye halkını savaşa çağırıyor

The Guardian, basından aktardığı görüşlerden sonra, “Bu arada sosyal medya sitelerinde savaşa çağıran görüşler de yer alıyor” diyerek sözü, ‘pop şarkıcısı’ olarak tanıttığı Nihat Doğan’a bıraktı: “Suriye kendi içinde çatışırken Türkiye, bu fırsatı kaçırmamalı ve Suriye’yi işgal etmeli. Yoksa Yeni Osmanlıcılık çöker.”

Gazete, Nihat Doğan’ın ‘meslektaşı’ olarak sunduğu Erol Köse’den ise şu tweeti aktardı: “Askerlerimizin başına çuval geçirdiklerinde sessiz kaldık, İsrail, gemimize saldırdığında sessiz kaldık, savaş karşıtları söylesin; uçağımız düşürüldüğünde de mi sessiz kalmalıyız?”

Nihat Doğan’dan The Guardian’a cevap

Yazının yayınlanmasının ardınan Nihat Doğan, Twitter’dan şu yorumu yaptı: Biz Guardiana kapak olalım millet gitsin kumda oynasın.. Haha…. O değil de çok kırıldım Guardian’a, pop singer demişler olmadı :)))

TEMA aktivizme çağırıyor

Rio+20 Zirvesi’nin büyük bir başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından TEMA Vakfı tarafından yapılan açıklamada “Yaşamı korumak için gelin, elimizi taşın altına hep beraber koyalım.” denildi.

Vakıf tarafından “Rio+20 Zirvesi Başarısız Oldu, Dünyayı Birlikte Kurtaralım!” başlığıyla yapılan açıklamada 1992’de yapılan ilk Rio Zirvesi’nden 20 yıl sonra gelinen noktada “Ekolojik ayak izimiz, ekosistemlerin kaldırabileceğinin çok üzerine çıktı. Toprak bozunumu, gıda güvencesi, su krizi, ormansızlaşma, biyolojik çeşitlilik kayıpları gibi sorunlar acilen çözülmesi gereken hayati meselelere dönüştü. İklim değişikliği tüm yaşamı tehdit eden ve hızla ağırlaşarak “geri dönülemez noktaya” yaklaşan bir ölüm-kalım meselesi haline geldi.” denildi.

“İnsanlık, 20 yıl önce Rio’da verilen ev ödevlerini yapmadı, sınırsız tüketim anlayışıyla ölüme davetiye çıkarırcasına ekonomik büyümeye odaklandı, birbirine görünmez iplerle bağlı doğal ekosistemlerin her gün bir başka parçasını kopardı, yok etti. Daha doğmamış çocuklar bile gelecekte topraksız, susuz, gıdasız, orman yerine betonların yükseldiği ‘kirli’ bir dünyada yaşamaya mahkûm edildi.” cümleleriyle devam eden açıklamada “Rio+20’yi bir dönüm noktası olarak görmek ve bugünden itibaren vatandaşı olduğumuz ülke, yaşımız, bilgi ve deneyim alanlarımız, mesleğimiz ya da siyasi tercihlerimiz ne olursa olsun bu görevi hep beraber sırtlanmak zorundayız.” denilerek bir de çağrı yapıldı: “Yaşamı korumak için gelin, elimizi taşın altına hep beraber koyalım.”

Açıklamanın tamamına vakfın web sitesinden ulaşılabilir.

(Yeşil Gazete)