Ana Sayfa Blog Sayfa 4652

Norveç futbolu da şike batağında

0

Norveç Polisi, Norveç Futbol Federasyonu’nun talebi üzerine şike soruşturması başlattı.

Ullensaker/Kisa ile Ham Kam arasında oynanan ikinci lig maçının sonucunun daha önceden belirlendiği yönünde şüpheler üzerine harekete geçen Norveç federasyonu, polise başvurdu.

Norveç üçüncü liginde 24 Haziran’da oynanan Ostsiden IL – Follo FK maçında da şike şüphesi bulunuyor. Ostsiden, 3-0 geride olduğu maçı 4-3 kazanmıştı.

Norveç federasyonuna göre her iki maçta da bahis şüphesi söz konusu.

Norveç basını, şike skandalının bu iki maçla sınırlı kalmayacağı yorumlarında bulunuyor.

 

Annan, Bağdat’ta barışı arıyor

0

Ortadoğu’da Suriye’nin destekçilerine bir grup ziyarette bulunacak olan Kofi Annan bugün Irak’a gitti.

Dün bir günlüğüne Şam’ın başlıca destekçilerinden biri olan İran’a giden Annan, Salı günü Bağdat’a geçti.

Irak hükümet sözcüsü Ali el Dabak, Annan’ın Suriye’deki şiddeti sona erdirmek için Irak Başbakanı Nuri Maliki ile görüşeceğini söyledi.

El Dabak, Bağdat’ın Suriye’de 16 aydır devam eden krizin çözümü için bazı önerileri olduğunu belirttiyse de, bu önerilerin içeriği ile ilgili detay vermekten kaçındı.

Kofi Annan, tasarladığı barış planının yürürlüğe girebilmesi için Suriye’nin ortadoğudaki komşularından yardım istiyor.

Suriye’deki eylemciler ülkelerini kasıp kavuran krizin 17 binden fazla can aldığı görüşünde.

Annan’ın İran ve Irak’a yaptığı geziler Suriye lideri Beşir Esad’la yeni bir barış planı çerçevesi üzerine anlaşmaya varmasının ardından gerçekleşiyor.

(BBC TÜRKÇE)

ÖSYM Nuh diyor, kopya vardır demiyor

 Ali Demir , geçen hafta sonu yapılan KPSS ile ilgili iddialara yönelik AA muhabirine açıklamalarda bulundu. ÖSYM ‘nin yoğun bir sınav maratonu içinde olduğunu, Lisans Yerleştirme Sınavı’na iki milyona yakın adayın girdiğini ve bu adayların evraklarının okunduğunu söyledi. ÖSYS kılavuzunun da internet sitesinde yayımlandığını anımsatan Demir, adayların kontenjanları görebileceğini, ciddi sayıda kontenjan artışının söz konusu olduğunu belirtti. Demir, “Bu hafta sonu aynı güvenlik çerçevesi içerisinde, aynı güvenlik tedbirleri içerisinde hatta bir miktar daha güvenlik tedbirlerini artırarak 7-8 Temmuz tarihlerinde KPSS lisans sınavını gerçekleştirdik. Türkiye ‘de özellikle kamuda görev almak isteyen vatandaşlarımızın çok rağbet ettikleri ve buradan alacakları puanlarla kamuda memur ya da öğretmen olacakları bir sınav, o yüzden çok kritik, çok değerli bir sınavımız” diye konuştu.

KPSS ‘nin cumartesi günü sabah oturumunda genel yetenek, genel kültür sorularına yer verildiğini anımsatan Demir, bu oturuma 980 binden fazla adayın katıldığını söyledi. Öğleden sonra yapılan eğitim bilimleri sınavına ise 300 bine yakın adayın girdiğini ifade eden Demir, pazar günü yapılan sınavlarla birlikte toplam 1 milyon 500 bin kadar adayın sınava alındığını kaydetti. Demir, “Biz gerek sınav öncesinde, gerek sınav evrakımızın nakliyesi esnasında, gerek sınavların yapıldığı binalardaki güvenlik tedbirlerimiz olarak, gerekse sınav sonrasında evrakın dönüşündeki güvenlik tedbirlerimiz olarak büyük bir dikkat ve özen içerisinde bu sınavları gerçekleştirdik” diye konuştu.

Emniyet güçlerinin yaptığı operasyona da değinen Demir, şöyle devam etti:

“Çok uzun yıllardır, aylardır takip ettikleri bir operasyonu tamamladı ve bu da kamuoyuna yansıdı. Biz cumartesi günü görevimizin başında sınavı takip ederken bildiğiniz gibi öğleden sonra sınav devam ederken bir iddiayla karşılaştık. Bu iddiayı hemen inceledik. ‘Acaba bunlar ne kadar gerçek, ne kadar bizim sorularımızı yansıtan sorular’ diye çok detaylı bir inceleme yaptık ve gördük ki bunlar bir kısmı sınava giren adayların zihinlerinde kalanlardan derlenmiş sorular. Bir kısmı ise bizim tahminlerimize göre sınavımıza giren adayların kontrol dışında veya bizim müsaade etmememize rağmen yanlarında ya parça parça ya da bir bütün olarak götürdükleri kitapçıklarda yer alan sorular olduğunu görüyoruz. Ancak bunların yeniden yazıldıklarını görüyoruz, çünkü yazım hatalarından, cevap seçeneklerinin sıralanmasından bunu görüyoruz.”

“ Ankara ‘da analiz yaptık”

Bazı sınav sorularının internet sitelerinde yayınlandığı saatlere ilişkin de açıklama yapan Demir, “Saatlere baktığımız zaman, biz öğleden sonra sınavımızı 14.30 itibarıyla başlattık. Bu iddianın ilk internete düşüş saatine baktığımız zaman yaklaşık 16.00 gibidir, sınavın büyük bir bölümü tamamlandıktan sonra. Arkasından diğer iddialar da saat 17.30’da veya 22.30’da internete düştü. Bizim düşündüğümüz bunların sınavdan sonra bir gayretle hazırlanmış ve basına verilmiş nüshalar olduğu” dedi.

Soruların yayınlanması olayını ciddiye aldıklarını ifade eden Demir, “Yakın olduğu ve Ankara ‘da bulunduğumuz için tüm Ankara ‘nın cumartesi sabah ve cumartesi öğleden sonra oturumlarının analizlerini yaptık, cevap kağıtlarını okuduk. Bu analizler bize şunu gösteriyor, geçtiğimiz yıllarla mukayese ettiğimiz zaman burada olağan dışı bir durum söz konusu değil. Doğru sayılarında olağanüstü bir artış, ortalamalarda olağanüstü bir artış diye bir şey söz konusu değil. Geçtiğimiz yıllarla mukayese ettiğimiz zaman hatta geçtiğimiz yıllardan bir-iki puan düşük olduklarını görüyoruz. Bu da bizim içimizi rahatlatıyor.”

Sınav esnasında veya sınavın büyük bir kısmı tamamlandıktan sonra salondan çıkan olası bir sorunun cevap kağıtlarına yansıması diye bir şeyin söz konusu olmadığını düşündüklerini ifade eden Demir, analizlerinin devam ettiğini bildirdi. Demir, “Gelen bütün evrakı analiz edeceğiz, inceleceğiz. Bu bilgileri kamuoyuyla zaman zaman paylaşacağız” dedi.

Demir, “Emniyet Genel Müdürlüğünden bize gelen bilgiler doğrultusunda, şunu onlar da büyük bir memnuniyetle ifade ediyorlar. Özellikle göreve geldikten sonda gerçekleştirdiğimiz her adaya farklı soru kitapçığı gündeme gelip uygulamaya başladıktan sonra pek çok kopya çekme yolu kapanmış vaziyette. Bu nedenle tek bir yol, başkası yerine bir başkasının sokulması. Bu yönde duyumlar aldıklarını, bu yönde çalışmaları olduklarını bize ilettiler. Bizden de yardımcı olmamızı istediler. Biz de bu tür usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların giderilmesi için birlikte çalıştık” diye konuştu.

“Bazı grupların hoşuna gitmemiş olabilir”

ÖSYM ‘de göreve geldikten sonra pek çok oyunu bozduklarını belirten Demir, her adaya farklı soru kitapçığıyla çok ciddi bir değişiklik oluşturduklarını, sınavların kötüye kullanımını ciddi anlamda engellediklerini vurguladı. Demir, “Bu, bazı kısımların, bazı grupların hoşuna gitmemiş olabilir ve bunun karşılığı olarak da böyle bir operasyon düzenlemiş olabilirler” dedi. “Sızdırılan sınav sorularının sınavdan bir gün önce Google ‘da arandığı” iddialarını da değerlendiren Demir, şunları kaydetti:

“O iddiayı inceledim. Google searchin trendlerini belirleyen imkanı bunlar günlük rakam olarak veriyor. 6 Temmuz’da herhangi bir araştırma, sorgulama yok. 7 Temmuz’da iki katı, üç katı sorgulama söz konusu. Bu hangi saatte gerçekleşti? Biz şuna inanıyoruz, detaylara bakılınca, ancak bu görülebilecektir. Sınavdan çıkan adaylarımız gerek cep telefonlarından gerek internet cafeden bunu sorgulamış olabilir. Bundan daha doğal bir şey yoktur. Bunların sınav öncesi sorgulanmış gibi gösterilmesini doğru bulmuyorum. Bu sınav sonrası adayların meraklarını gidermek için yaptıkları bir eylem.”

Sınav sorularının ÖSYM ‘nin telif hakları kapsamında olan eserler olduğunu belirten Demir, bunu açıkça belirttiklerini, ÖSYM ‘nin izni olmadan, telif hakkı bedeli ödenmeden herhangi bir yerde yayınlanamayacağının söylendiğini kaydetti. Demir, “Bu nedenle o söz konusu dershanenin organize ettiği aday grubu ile soruları yayınlaması telif haklarına aykırı. Ama o dershane özür de diledi, geri de çekti. Biz bunu takip edeceğiz. İzinsiz bu tip yayınlamaların yasak olduğunu vurgulayacağız ve yasal işlem ne gerekiyorsa onu da yapacağız” dedi. Soru, sınav uygulama ve dağıtım süreci gözden geçirildiğinde bütün aşamaların çok sıkı kontrol altında olduğunu belirten Demir, şöyle devam etti:

“Soruları hazırlayan, denetleyen akademisyen arkadaşlarımız sadece kendi alanlarındaki birkaç soruyu denetliyorlar, bunları da çok önceden soru havuzumuza atmış oluyorlar. Soruların tamamını birlikte gören sadece matbaada çalışan ve kapalı bölümde bulunan arkadaşlarımız. Matbaadaki kapalı dönemde bizim önem verdiğimiz, 24 saatini hem gözlemcilerle, hem emniyet güçleriyle hem de kameralarla izlediğimiz asla içeriden dışarıya bir şeyin çıkmasına müsaade etmediğimiz bir ortam.
Öte yandan sınav evrakının merkezden illere nakillerinde il merkezlerindeki saklama merkezlerindeki saklama depolarımızdan sınav binalarımıza taşınmalarında hep hakem şahit, hep gözlemci ve emniyet güçlerimizi birlikte bulunduruyoruz. Görebildiğimiz kadarıyla zincirimizde bir açık olmaması gerekir. Buna asla müsaade etmeyiz. Şu ana kadar yaptığımız sınavlarda da bu zincirin bozulduğunu görmüyoruz. Dolayısıyla herhangi bir kontrol dışı sorunun gitmesinin mümkün olacağına biz inanmıyoruz.”

“Sınavın iptali hoş olmayan bir konu”

Demir, KPSS ile ilgili iddialara ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamalarda, uzak merkezlerdeki bir-iki hat dışında sınav evraklarının ÖSYM ‘ye geldiğini ve merkeze gelen soru kitapçık sayılarının analizini yapacaklarını söyledi. Demir, “Bütün evrakı, cevap kağıtlarını ayrıştırıp, soru kitapçıklarını sayıp eksik evrakımız var mı yok mu bunun kontrolünü yapacağız. Büyük oranda da bunun tespitini yapıp denkleştirebiliyoruz. Soru kitapçıklarını denkleştireceğiz, herhangi bir eksiklik varsa onu tespit edeceğiz” dedi.
Adayın soru kitapçığını ve cevap kağıdını salonda teslim etme zorunluluğu olduğunu vurgulayan Demir, “Zaman zaman cevap kağıdı ve soru kitapçığı eksikliğinden dolayı, soru kitapçığını salon dışına çıkardığından dolayı sınavını iptal ettiğimiz adaylarımız var. Bir aday, salon başkanı veya gözetmeninin biran dalgınlığında soru kitapçığını dışarıya çıkarmış olabiliyor. Haberimiz olduğunda takip ediyoruz, adayı buluyoruz, soru kitapçığını geri getiriyoruz, ancak sınavını iptal ediyoruz. Kontrolümüz dışında olanları da burada tespit ettikten sonra iptal ediyoruz” diye konuştu.

Salon görevlilerin de evrakın dışarı çıkmamasını sağlama görevi olduğunu belirten Demir, “6114 sayılı Yasa kapsamında biz bunların hepsine işlem yapmak zorundayız. Bugüne kadar da uyarı, soruşturma yöntemleriyle bu arkadaşlarımızı uyardık, soruşturmalarını, incelemelerin yapıyoruz” dedi.

“Savcılığa suç duyurusunda bulunduk”
Demir, şunları kaydetti:

“Şu anda bu iddiaların gerçek olduğunu düşünmüyoruz. Bunu gösteren herhangi bir kanıt, herhangi bir şeyimiz yok. Eğer bu yönde bir bulgu ortaya çıkarsa mutlaka değerlendiririz ve gereğini yaparız. Dolayısıyla tabii ki güvenlik tedbirlerimizi daha da iyileştirmemiz gerekir, sistemimizi her an iyileştirmemiz gerekir. Biz sürekli olarak, neredeyse 24 saat bunun peşinde, takibindeyiz. Ama somut olarak ‘şunu yapacağız’ dememiz şu anda söz konusu değil. Sınavın iptali hiç hoş olmayan bir konu. Ama şu var, somut veriler olduğunda bunları kimlerin kullandığını tespit edebiliriz, kimlerin kullandığını tespit ettiğimizde onların sınavlarını iptal ederiz ama genel olarak sınavı iptal edecek bir durumun olduğuna ben ihtimal veremiyorum çünkü şimdiye kadarki analizlerimiz bunu gösteriyor.”

Demir, soruların sızdırıldığı veya çalındığına ilişkin kendilerinde bir kanıtın olmadığını söyledi. Ali Demir , “Hemen bu haberleri yapan ve kamuoyunda infiale sebep olan internet sayfaları ve haber ajanslarının uyarılarını çektik ve savcılığa suç duyurusunda bulunduk” dedi. Sınava girenlerin ÖSYM hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin Demir, adayların haklarını takip edebileceklerini kaydetti. Demir, “Mağduriyetin olduğunu bilsek gereğini yapar, o mağduriyeti gidermek için ne gerekiyorsa yaparız. Bir mağduriyetin olduğunu düşünmüyoruz, olmayacaktır da” dedi.

Demir, “Yaptığımız analizler bizim bu sınavda bir haksızlık olduğu yolunda bir bulgu söz konusu değil. O nedenle adaylarımızın içlerinin rahat olmasını istiyoruz ve bu tür asılsız iddialara çok da değer vermemelerini, özellikle bizim internet sayfamızdan yapacağımız duyurulara önem vermelerini istiyoruz” diye konuştu. ÖSYM ‘nin kritik bir kurum olduğunu ifade eden Demir, herkesin gözünün üzerinde olduğu bir kurum olduğunu belirtti.

“Yoğun bir çalışma yapıyoruz”
Postayla sınava giriş belgesi, sonuç belgesi göndermeye son verdiklerini anımsatan Demir, şöyle konuştu:

“Bu ciddi bir hız kazandırdı, ciddi bir tasarruf da sağladı. Ancak sınava giriş belgesine ihtiyaç var. o adayın o binada sınava girip girmediğinin tespitini bununla yapabiliyoruz. Aday internet sayfasından kendi sınava giriş belgesinin çıktısını alıp onunla sınava giriyor. Biz bunun arkası boş bir A4 kağıdı olmasını istiyoruz. Sınav esnasında bu arkadaşlarımızın bazıları sınavda yaptıkları soruların kelimelerini yazarak kendilerini değerlendirmek, sınav sonuçlarını değerlendirmek istiyorlar. Bu nedenle yazıp salon dışına çıkabiliyorlar. Bundan sonra bunun kötü kullanımını gördüğümüzden dolayı önümüzdeki günlerde bu belgelerin toplanmasını düşünebiliriz, ÖSYM ‘ye getirilerek burada imha yoluna gidebiliriz. Bunu da gündeme getirebiliriz.”

Demir, “Cumartesi günü, bu olayı duyduktan sonra tüm arkadaşlarımızı bir alarma geçirip hem cevap kağıtlarımızın okunması hem olası bütün şeylerin değerlendirilmesi konusunda uyararak yoğun bir çalışma yapıyoruz. Bugüne kadar ki tespitlerimizde bir haksızlığa yol açacak bir olgunun olmadığını görüyoruz. O yüzden sınava giren adaylarımızın içlerinin rahat olmasını, ÖSYM ‘nin temel felsefesi olan hak ve adalet ölçüsü içerisinde sınav yapma prensibinin mutlaka uygulanacağından emin olmalarını istiyoruz” diye konuştu.

Sınav güvenliği için bu yıl uygulamaya koydukları kamerayla çekim yapılmasına da değinen Demir, “1500’den fazla rastgele seçilmiş salonda tüm sınav sürecini kayıt altına alıyoruz. Burada herhangi bir olumsuzluk olursa gerek adaylar gerek görevliler hakkında işlem yapıyoruz” dedi.

‘ ÖSYM açıklaması mantık dışı’
Öte yandan Türkiye Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, KPSS ‘yle ilgili iddialara ilişkin, “ ÖSYM ‘nin açıklanan 57 sorunun kulaktan, ezberleme yöntemi ile tespit edildiğini söylemesi mantık dışıdır” görüşünü savundu. Koncuk, yazılı açıklamasında, KPSS ‘yle ilgili kopya iddialarının sürdüğünü, bu konuda en büyük problemin 2010 yılında KPSS sorularını çalanların hala ortaya çıkarılmaması olduğunu ifade etti. ÖSYM ‘nin, iddiaları daha ilk saatlerde reddettiğini belirten Koncuk, “İddialarla ilgili, hiçbir araştırma yapmadan yapılan bu açıklamalar kurumun ciddiyeti ile bağdaşmamaktadır. Aynı yaklaşımı 2010 yılında o tarihteki ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan da sergilemiş ve sonunda istifa etmek zorunda kalmıştı. ÖSYM ‘nin açıklanan 57 sorunun kulaktan, ezberleme yöntemi ile tespit edildiğini söylemesi mantık dışıdır. Çünkü hiçbir adayın 57 soruyu yanlış şıklarıyla beraber ezberlemesi, sınavdan sonra hatırlaması mümkün değildir” ifadesini kullandı.

Koncuk, savcılığın iddiaları ciddiye alarak ilgili yayınevi sorumlularını sorguya çekmesini, soruların hangi yolla ele geçirilerek yayınlandığını açıklamasını istedi.

Türk Eğitim-Sen’den yapılan açıklamada ise konuya ilişkin şu görüşler paylaşıldı:

“2010 KPSS ‘de yaşanan skandaldan sonra sınavda ‘kopya çekilmemiştir, çekilemez’ demek mümkün değildir. Ancak, ‘2012 KPSS ‘de kesinlikle kopya çekilmiştir’ diyebilmek de mümkün değildir. Türk Eğitim-Sen sorumluluk duygusuyla hareket eden ve her açıklamasının arkasında duran bir sendikadır. 2010 KPSS ‘de hırsızlık olduğunu söylemiş ve belgeleriyle açıklamıştır. Şu an için Türk Eğitim-Sen’e doğrudan ulaşan ve tüm kamuoyunun bildiklerinin dışında bir belge bulunmamaktadır. Tecrübelerimize dayanarak, eldeki mevcut bilgilerin sınavın iptalini gerektirecek güçte olmadığını söyleyebiliriz. Fakat ilgili yayınevi 57 soruyu ne şekilde edindiğini açıklamalıdır, kilit nokta burasıdır.”

(AA)

Hamit Altıntop, Galatasaray’da

0

Galatasaray, Real Madrid forması giyen milli oyuncu Hamit Altıntop ile 4 yıllık anlaşmaya vardı.

Hamit ile anlaşan Sarı-Kırmızılı kulüp, milli oyuncunun bonservisi için Real Madrid ile görüşmelere başlandığını borsaya bildirdi.

Sarı-Kırmızılı kulüpten kamuoyunu aydınlatma platformuna gönderilen yazıda, “Profesyonel futbolcu Hamit Altıntop’un transferi için kulübü Real Madrid FC ile resmi görüşmelere başlanmıştır. Kamuoyu gelişmelerden haberdar edilecektir” denildi.

(NTVSPOR)

Beşiktaş, İnönü Stadyumu’nda kalacak

0

Siyah-beyazlı kulübün internet sitesinde yapılan yönetim kurulu açıklamasında, ”Yönetim Kurulumuz, sporun temel prensiplerinden olan dostluk ve paylaşıma aykırı yaklaşımlar nedeniyle, 2012-13 sezonundaki maçlarımızı BJK İnönü Stadyumu’nda oynama kararı almıştır” denildi.

Yeni sezonda Türk Telekom Arena’yı kullanma isteklerine Galatasaray Kulübü’nün yaklaşımının üzüntüyle karşılandığı belirtilen açıklamada, ”GS yönetiminin teklifimizi kabul etmemesinin yanı sıra bazı GS yöneticilerinin konu ile ilgili 100 yıllık dostluğumuza yakışmayan açıklamaları camiamızı son derece üzmüştür” ifadeleri kullanıldı.

Yıllardır gündeme getirilmesine rağmen yeni bir stadyum yapımı için geçmiş yönetimler tarafından Beşiktaş adına herhangi bir iznin alınmadığı hatırlatılan açıklamada, şu ifadeler yer aldı:

”BJK’nin yepyeni bir stadyuma kavuşması için yönetim kurulumuz iş başına gelir gelmez kararlılıkla çalışmalarına başlamıştır. Tekrarlamak gerekirse günün ihtiyaçlarına ve Beşiktaş camiasının beklentilerine cevap veremeyen BJK İnönü Stadyumu’nun yeniden ve yerinde yapılması kararı alınmış olup, bu konu ile ilgili izin, proje ve inşaat çalışmaları hızla ve kararlılıkla devam etmektedir. 2012-13 sezonu içerisinde inşaat çalışmalarının başlayacağı öngörülerek maçlarımızı TT Arena Stadyumu’nda oynama isteğimiz Sayın Başbakanımıza, Sayın Gençlik ve Spor Bakanımıza, Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’ne, TFF yetkililerine ve Galatasaray Spor Kulübü yönetimine iletilmiştir. GS yönetiminin teklifimizi kabul etmemesinin yanı sıra bazı GS yöneticilerinin konu ile ilgili 100 yıllık dostluğumuza yakışmayan açıklamaları camiamızı son derece üzmüştür.

Yönetim Kurulumuz, sporun temel prensiplerinden olan dostluk ve paylaşıma aykırı bu yaklaşımlar nedeniyle, 2012-13 sezonundaki maçlarımızı BJK İnönü Stadyumu’nda oynama kararı almıştır. Konuyla ilgili süreçte yardım ve desteklerini kulübümüzden esirgemeyen ve bu sezon da BJK İnönü Stadyumu’nda oynama kararımızı anlayışla karşılayan Sayın Başbakanımıza ve Sayın Gençlik ve Spor Bakanımıza bir kez daha teşekkür ederiz. Camiamızın tüm kesimlerini, takımımızı desteklemek amacıyla önümüzdeki sezon da BJK İnönü Stadyumu’na davet ediyoruz.”

Bu arada, Beşiktaş Futbol Yatırımları Sanayi ve Ticaret AŞ de, Yönetim Kurulunun aldığı bu kararı İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’na bildirdi.

(HaberTürk)

Başbakan emretti, yıkılıyor

Samsun Büyükşehir Belediyesi Canik İlçesi Gaziosman Paşa Mahallesi’nde dere yatağındaki evleri yıkmaya başladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla harekete geçen ekiplerin yıktığı evlerin sahipleri, yıkımı gözyaşları arasında izlerken, bazı vatandaşlar da tepki gösterdi.

Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın bugün sabah saatlerinde yaptığı, “Başbakanımızın talimatı var. Dere yatağındaki tüm evler yıkılacak. Bu konuda hem Valiye hem de Büyükşehir Belediye Başkanına talimatı var” sözlerinin üzerine Büyükşehir Belediyesi harekete geçti. Büyükşehir Belediyesi’ne ait iş makineleri Canik İlçesi Gaziosman Paşa mahallesinde Yılanlı Dere yatağındaki evleri yıkmak için bölgeye gitti. Acil yıkılması gereken dere yatağındaki üç ev iş makineleri tarafından yıkılırken, bazı vatandaşlar tepki gösterdi.

İlk olarak Gaziosman Paşa Mahallesi Bal sokakta oturan 31 yaşındaki Gökhan İpek’e ait ev yıkıldı. Ardından da aynı mahalledeki Şifahane sokaktaki 50 yaşındaki Semiha Köseoğlu ile İstanbul’da yaşayan kardeşi 46 yaşındaki Ali Köseoğlu’na ait evler yıkıldı. Semiha Köseoğlu, gözyaşları dökerek evinin yıkılmasını izlerken sinir krizi geçirdi. Bölgedeki diğer vatandaşlard a evlerin yıkılmasına tepki göstererek, “Bize bir garanti verilmeden evimizi yıktırmayız” diye bağırdı. Canik İlçesi Yılanlı Dere yatağında bulunan yaklaşık 100 evin zaman içerisinde yıkılacağı belirtildi. Evi yıkılan vatandaşların Büyükşehir Belediyesi’ne ait İlkadım İlçesi TOKİ konutlarında ücretsiz olarak ikamet ettirilecekleri belirtildi.

1915 konusunda yeni bir dil? – Ahmet İnsel

Türkiye’nin, Fransa’ya baskı politikasına saplanıp kalmak yerine, bu büyük acının hafızalarda yarasını sarma amaçlı politikalara hız vermesi gerekir.

Fransa’da Anayasa Konseyi’nin Ermeni soykırımını inkâr etmeyi cezalandıran yasayı anayasaya aykırılık gerekçesiyle iptal etmesi, bu konunun bir daha açılmamak üzere kapanacağı anlamına gelmiyordu. Ahmet Davutoğlu’nun Fransız Dışişleri Bakanı’yla Paris’te yaptıkları basın toplantısı, cumhurbaşkanlığına iki ay önce seçilen François Hollande’ın seçim vaatlerinden birini gündeme getirdi. Sosyalist aday seçim kampanyasında, rakibi Sarkozy gibi, Ermeni soykırımını inkârı cezalandıran yeni bir yasa vaadinde bulunmuştu.

Basın toplantısında iptal edilen yasanın kaderi sorulunca, “Anayasa Konseyi bu yasanın anayasamıza aykırı olduğuna hükmetti, dolayısıyla aynı yola yeniden başvurmak mümkün değil” dedi Fransız bakan. Ama Hollande, bakanın bu kesin ret içeren sözünü bir gün sonra düzeltti. Cumhurbaşkanlığı sarayı, Fransa Ermeni cemaati temsilcisiyle yaptığı telefon konuşmasında ‘cumhurbaşkanının seçim kampanyasındaki vaatlerini hatırlattığını ve bunları yerine getireceğini’ teyit etti. Ne yapılabileceğini tespit etmek için Hollande temmuz ayında görüşmelerde bulunacak.

Bu beklenmedik bir gelişme değil. 2015 tarihi yaklaştıkça, ‘soykırımın tanınması’ girişimlerinin daha fazla gündeme geleceği biliniyor. Soykırımı bir bildirge kanunla tanımış olan Fransa’da, kanunun tanıdığının inkârının suç olması Ermeni cemaatinin hedefinde yer alıyor.
Sorun önce soykırım kavramından kaynaklanıyor. Soykırım, mutlak ve bu nedenle artık tartışılamaz olan bir suçu tanımlıyor. Oysa bir şeyin hiçbir şekilde tartışılamaz olması demokrasiye aykırı. Tam tersine, demokrasi toplumsal konularda mutlak doğrunun olmadığı, her şeyin tartışılır (yapılır değil!), yeniden değerlendirilir olduğu bir siyasal rejimi tarif eder. Soykırım suçunun varlığından ziyade, yapılanı bu biçimde nitelemenin tartışılamaz olması demokrasi açısından sorunludur.

Sorun sonra yargının muhatabı konusunda ortaya çıkıyor. Bu büyük insanlık suçunu işleyenler artık hayatta olmadığı için tarihçilerin ve siyasetçilerin yapması gereken yargıdan talep ediliyor. Soykırım gibi bir suç, bir mutlak kötülük siyasal-toplumsal boyutlarıyla değerlendirilmesi gerekirken ceza yargısı alanına hapsedilerek tartışılmaz kılınıyor.

Yargı yoluyla mutlak bir tarih yazılması talebinin oluşumunda, çoğunlukla ve uzun zaman tarihçilerin, siyasetçilerin yaşanmış acılara duyarsız kalmış olmalarının payı var elbette. Türkiye’nin Ermeni tehciri ve sonuçları konusunda benimsediği en azından duyarsız, çoğu zaman inkârcı tavır, ortaya çıkan yargı yoluyla tanınma talebinin birinci sorumlusu.

Önümüzdeki günlerde, Fransa’ya yeniden baskı uygulama politikasına saplanıp kalmak yerine, Türkiye’de devlet yönetiminin bu büyük acının hafızalarda yarasını sarma amaçlı politikaları hızla devreye sokması beklenir. Ahmet Davutoğlu’nun Fransa’da dile getirdiği ‘adil hafıza’, yani Ermenilerin acısını dinleme, anlama, hissetme ve ‘söylediklerini hemen ağızlarına tıkmama’ tavrının yanında, yara sarma politikaları demek bu. Ermeni kültür varlıklarının korunması, günümüz koşulları içinde yeni amaçlar edinerek yaşamalarının sağlanması, nüfus konularında tüm arşivlere ulaşabilecek, örneğin Fransa’nın girişimiyle karma uzman komisyonlarının kurulması, bunlar akla ilk gelenler. Elbette yaşanmış olan bütün acıların dile getirilmesi de. “Ermenilerin karşısında ‘1915’te hiçbir şey olmamıştır’ diyen bir Dışişleri Bakanı yok” deyip ‘bu konuda yeni bir dil geliştirmemiz lazım’ olduğunun altını çiziyor Davutoğlu. Attığı bu küçük adımın Fransa’da bir biçimde yeniden gündeme geleceği anlaşılan soykırımı inkâr suçu tartışmalarıyla boş bir temenniye dönüşmesi, düğümün kördüğüm olması riski var.
Bugün bu düğümün çözülmesi yönünde esas sorumluluk Türkiye devletinin omuzlarında duruyor. Türkiye’de Cumhurbaşkanı’nın, 1915’te Osmanlı Devleti’nin uygulamaları nedeniyle büyük üzüntü duyduğunu, bu acılara yol açan politikaları mahkûm ettiğini ve bütün Anadolu Ermenilerinin çocukları ve torunlarından yaşananlar nedeniyle özür dilemesi, etkili ve güven verici bir girişim olacaktır. Böyle bir acıyı tanıma, paylaşma ve yaşananlar nedeniyle özür dileme girişimi, yaşanmış diğer acıların, hissedilmiş derin korkuların varlığının inkârını gerektirmiyor. Yeni bir dil böyle bir şey demek değil midir?

 

Ahmet İnsel – Radikal

Heinrich Böll’ün 3 ayda bir yayınlanacak dergisi “Perspektif”in ilk sayısı çıktı

Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği olarak, Türkiye’deki değişimi anlayabilmek için yurtiçi ve yurtdışında daha çeşitli ve nitelikli analizlere ihtiyaç olduğu düşüncesi ile Türkçe ve İngilizce dillerinde “Perspektif – Türkiye’den siyasi analiz ve yorum” adlı süreli bir yayın çıkartıyor.

Üç ayda bir yayımlanacak “Perspektif – Türkiye’den siyasi analiz ve yorum” Türkiye ve özellikle Avrupa’daki sivil toplum, karar vericiler, kanaat önderleri ve Türkiye’deki gelişmeleri izleyen ve anlamak isteyenler için bir başvuru kaynağı olmak amacında. Her sayıda dosya konusunun yanı sıra ekoloji, demokratikleşme, kültür, uluslararası siyaset ve HBSD’den haberlerin yer alacağı dergide ayrıca her sayıda bir insanın kişisel hikâyesi üzerinden toplumsal değişimin insani boyutu gündeme getirilecek.

“Perspektif – Türkiye’den siyasi analiz ve yorum” ilk sayısında dosya konusu “derin devlet”in tarihi ve güncel arka planını. Pdf formatındaki derginin ilk sayısına www.tr.boell.org/ adresi üzerinden ulaşmak mümkün.

(Yeşil Gazete)

Konya’da tarımı bitirerek insanlık tarihine geçebiliriz

İnsanoğlunun, avcılık-toplayıcılıktan tarıma geçişiye ile birlikte yerleşik birimler de ortaya çıkıyor. Konya Ovası’nda bulunan ve tarihi 8000 yıl öncesine dayanan Çatalhöyük Neolitik kentinde tarım ve hayvancılık yapılmış. O dönemden karbonize olmuş bir şekilde günümüze ulaşan buğday tohumunun kızıl buğday olduğu belgeleniyor.  Bölge ekolojisine uygun yapılan tarım binlerce yıldır devam etmiş fakat TEMA’nın Marjinal Kurak Alanların Korunması için Rasyonel Fırsatların Projesi-CROP-MAL projesinin sonuçlarına göre toprağın ve suyun hor kullanılması sonucunda Konya Kapalı Havzası’nda 50 yıl sonra tarım yapılamayacak.

Buğday ile koyun, gerisi oyun

Konya Havzası’nda kuru tarımdan sulu tarıma geçilmesiyle birlikte tarımsal faaliyetler için kendini yenilemesine fırsat vermeyecek ölçüde su tüketilir hale geldi. Bölgenin bitki desenine uygun olmayan ve su tüketimi yüksek mısır, ayçiçeği, şeker pancarı ve yoncanın üretilmesinin desteklenmesiyle son 10 yılda Konya Kapalı Havzası’nda sulu tarım alanlarının yüzeyi % 40 artmış. 1974-2009 arasında yeraltı su kaynaklarında 20-25 m civarında azalma gözlenmiş. Konya Karapınar’da yıllık yağış ortalaması 283,9 mm iken bölgede ağırlıklı olarak yetiştirilen şeker pancarının ortalama yağış gereksinimi 825 mm, net su ihtiyacıysa 705 mm. Konya Toprak Su’nun verilerine göre son yıllarda bölgede yağış miktarı uzun yıllar ortalamasına göre %10 oranında azalmış, 2006 ve 2007 üretim döneminde normal yıllardan %15 daha az yağış almış. Yetkililerin soruna bulduğu çözüm ise başka havzalardan Konya Havzası’na su taşımak. Akdeniz’e “boşa” akan sular tünellerle Konya Havzası’na taşınacak. Konya Ovaları Projesi (KOP) ile Göksu Havzası’ndan yılda 414 milyon m³  su getirilmesi planlanıyor.

Obruklar artıyor

Yeraltı sularındaki azalma bölgedeki obruk sorununu da etkiliyor. Özellikle Karapınar çevresinde 1977-2009 yılları arasında 13, 2006-2011 yılları arasında 22 çökme obruğu oluştuğu belirleniyor. Bölgede Obruk Platosu olarak adlandırılan alandaki yüzden fazla obruk doğal jeolojik süreçlerle oluşmuş.Son 10 yıldaki obruk oluşumunda %40 artış olduğu proje çerçevesinde bilim insanları tarafından saptanmış.

Karapınar’da 50 yıldır erozyon ile mücadele ediliyor

İç Anadolu’nun en kurak bölgesi Konya-Karapınar’da 1960’lı yıllarda aşırı otlatma, yoğun tarımsal faaliyetler ve rüzgar erozyonu yüzünden sosyal ve ekonomik yaşam durma noktasına gelmiş, Tarım Bakanlığı’nın ve yöre halkının destekleri ile başarılı çalışmalar yürütülmüş ve bölge mutlak koruma alanı olarak erozyon ile mücadelede dünyadaki çölleşme mücadelelerine veri sağlıyor. Konya kapalı havzasının özellikle Karapınar ilçesini içine alan bölge, Türkiye’nin rüzgar erozyon alanlarının %21’ini kapsıyor ve tarım alanlarının koruyucu kuşak ağaçlandırmalarla rüzgar erozyonu tehdidine karşı korunmasında
önemli bir tecrübeye sahip

Konya Toprak ve Su Kaynakları Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü (Karapınar Erozyonla Mücadele İstasyonu) çalışmalara öncülük yapıyor. Enstitü, 87 bin dekar alanda ağırlıklık olarak kuraklık ve çölleşme konusunda çalışmalar yürütüyor. TEMA Vakfı tarafından Karapınar’da 2006-2008 yıllarında yürütülen I-DESIRE Projesinin devamı niteliğinde olan CROP-MAL Projesi, Karapınar, Karaman ve Ereğli’de çok disiplinli bir yaklaşımla oluşturulan, geleneksel arazi kullanımı yöntemlerinin geliştirilmesiyle-çölleşmeyi önlemeye ve azaltmaya yönelik bir proje. Projenin amaçları arasında toprak, su, bitki örtüsü ve iklim özelliklerinin ölçülmesi ve analizi,  mevcut arazi kullanımının iyileştirilmesi, bu sayede; toprağın verimli kullanımını sağlamak amacıyla doğru tarım ve hayvancılık yöntemlerinin, geleneksel ürün çeşitlerinin belirlenmesi ve bunların yerel halkla paylaşılarak, iyi üretimin sağlanması, çevreyle uyumlu alternatif geçim kaynaklarının geliştirilmesi var.

Arazi Kullanım Modeli

Konya Karapınar ve Ereğli ile Karaman’da ekonomi %80 oranında doğrudan tarıma dayalı. Bölgede toprak, su gibi doğal varlıkların tahrip olması, bölge halkını doğrudan etkileyecek.  Çok önemli tarımsal potansiyele sahip havzada tarım yapılamaz hale gelince bölgenin ve ülkenin gıda güvenliği zarar görecek.    Mitsui Çevre Fonu desteği ve Çukurova Üniversitesi işbirliği ile 2009-2012 arasında gerçekleştirilen bu proje çerçevesinde Konya Karapınar Mikro Havzası’na odaklanan Arazi Kullanım Modeli geliştirildi. Modeldeki öneriler şunlar.

Sulu tarım yerine kuru tarım yapılmalı,

* Su tüketimi yüksek ürünler yerine kuraklığa dayanıklı ürünler seçilmeli,

* Aşırı su tüketiminden vazgeçilmeli, etkin ve sürdürülebilir sulama teknikleri benimsenmeli,

* Tarımda gübre ve kimyasal kullanımı azaltılmalı,

* Biyoçeşitliliği korumak için mikro havzada biyo rezerv alanları oluşturulmalı,

* Mera alanlarında mevcut geven türleri korunmalı.

CROP-MAL projesi aynı zamanda yöre halkına alternatif geçim kaynakları yaratmaya çalışarak doğal kaynaklar üzerindeki baskıyı azaltmayı amaçlıyor.  Bölgedeki hayvancılık potansiyelinin yün üretimi için de büyük bir potansiyel oluşturduğu tespiti yapılarak unutulmaya yüz tutmuş geleneksel halı dokuma gibi el sanatlarını canlandırarak bölgedeki kadınlara da alternatif geçim kaynakları oluşturmak amaçlanıyor. Karapınar Kaymaklığı ve Halk Eğitim Merkezi’nin desteğiyle bir halı dokuma ve çini atölyesi açılmış.

İlgili linkler

Bu yazı ilk olarak yesilgundem.net/ de yayınlanmıştır.

Barış Gençer Baykan

Araştırma Görevlisi Dr.
Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik
ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi
Betam

 

Büşra hoca ve Ayşe Berktay neden içeride?

Taraf’ta bugün yer alan bir habere göre demokrasiyi tahrip ettiği gerekçesiyle AKP iktidarını kınayan bir bildiri kaleme alan 50 isimden biri olan Fransız tarihçi Etienne Copeaux,  arkadaşı Büşra Ersanlı’nın tutuklandığını gördüğünde çılgına dönmüş ve bir şeyler yapması gerektiğini düşünmüş. Le Monde’da yayınlanan bildiriyi imzalamasının en önemli nedeni de buymuş.

Soyut demokrasi idealinin herkesin eşit olduğu fikri doğru ve önemlidir. Ama doğal olarak güncel hayatta her şey ve herkes ilgimizi eşit olarak çekmiyor. KCK davası adı altında binlerce, pek çoğu Kürt, çoğu seçilmiş siyasetçi ve aktivistin cezaevlerine tıkılmasının ne kadar insan haklarına aykırı ve anti demokratik olduğunu bilsek de, bu cadı avından mağdur olan insanlarla ancak kendi deneyimlerimiz, ilişkilerimiz, değer yargılarımızı biçimlendiren düşünce ve duygularımız üzerinden empati kurabiliyoruz. Tıpkı Copeaux’nun yaptığı gibi.

KCK davasının İstanbul ayağında 140’ı tutuklu 205 sanık hakkında açılan davaya dün Silivri’deki mahkemede devam edildi. Biz de dün, bir grup EDP’li arkadaşımla birlikte (Ferdan Ergut, Erol Katırcıoğlu, Ayla Şeşan, Saruhan Oluç,…), Silivri’de, KCK İstanbul duruşmasına katıldık. TRT spikerleri 2000 sayfa olduğu söylenen iddianamenin daha 200 küsuruncu sayfasındalardı. Gerçekten de bu uygulama sayesinde iddianameyi masal dinler gibi dinleyebiliyorsunuz. Gizli tanıkların (herhalde ajanların) ifadeleri, Abdullah Öcalan’ın açıklamaları ve internet sitelerinden alınmış anonim yazılar yardımıyla binlerce BDP’li siyasetçinin, aktivistin ve aydının terörist olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar. Sadece yargı ve demokrasi açısından değil, insanlık açısından da hazin bir tablo.

Ben sanıklardan sadece Büşra hocayı ve Ayşe Berktay’ı tanıyordum. Öndeki sanık bölümünde yüzden fazla insan vardı. Ama işte deneyimler, düşünce ve duygular böyle devreye giriyor. Gözlerim onları aradı. Duruşmaya ara verildiğinde onlara selam verdim, el salladım. Gülümsediler, tanıdıkları insanları görmeye çalıştılar, iyi ve moralli oldukları görülüyordu. Umarım bu rehine oyunu kısa sürede son bulur da, özgürlüklerine kavuşurlar.

Büşra hocayı ben de çoğunluk gibi yazılarından, yaptıklarından ve sağlam duruşundan tanıyorum. Panellerimize gelip konuşma yapar, her zaman özgürlüğü ve demokrasiyi savunurdu. BDP’ye de Kürt sorununun barış içinde çözümüne bir katkısı olsun diye üye olmuştu. Gerçek anlamda demokratik ve sivil bir anayasanın yazılması için BDP içinde mücadele ediyordu. Ama Büşra hocayı saygıyla takip etmemin başka bir nedeni daha vardı. 2007’de, biz Türkiye Kyoto’yu İmzala kampanyasını başlattığımızda, kampanyanın güçlü bir çıkış yapması için ilk 100 imzacı listesi oluşturuyorduk. Büşra hoca imza metnini aynı bölümde çalıştığı Semra hocada görüp, mutlaka benim ismimi de ekleyin diye haber göndermişti. Biz çoğu isme ulaşmak için çabalarken, Büşra hoca kendisi ilgilenip ilk imzacılar arasına girmişti. Diğer kampanyalarımıza da hep destek verdi.

Ayşe Berktay’la da ortak toplantılarda hep selamlaşır, konuşurduk. Savaş karşıtı harekette, Irak Dünya Mahkemesi gibi hareketin yüz akı olan bir organizasyonda, kadın hareketi içinde ön plandaydı. O gerçek bir aktivisttir ve Ayşe Berktay’ın aktivisti olduğu işler insana güven verir. Irak Dünya Mahkemesi (WTI) uluslararası heyetinin onun için KCK davasını izlemeye gelmesi küçümsenecek bir şey değildir. Ayşe Berktay da BDP’de, kadın meclisi içinde aktif olarak çalışıyordu.

Sanırım KCK davasını anlamak için asıl sormamız gereken soru şu: Büşra hoca ve Ayşe Berktay neden içeride? Onları şimdi serbest bıraksalar ne olur?

Bence ne olacağı açık. Serbest kalırsa Büşra hoca üniversiteye döner, yazılarıyla, konuşmalarıyla demokrasiyi ve sivil anayasayı savunur, BDP içinde de Kürt sorununun barışçı çözümü için, sivil, şiddetsiz bir siyaset dili geliştirmek için etkili olmaya devam eder. Ayşe Berktay da savaş karşıtı hareketle ve kadın hareketiyle, sivil Kürt siyasi hareketinin bağlarını güçlendirmeye devam eder.

Ayşe Berktay, durumu Irak Dünya Mahkemesi kurucularından, Belçikalı filozof ve aktivist Lieven de Cauter’in kendisine yazdığı mektuba 10 Aralık 2011’de Bakırköy Cezaevi’nden yazdığı cevabi mektupta çok iyi özetlemiş (Bianet, 2 Ocak 2012):

“Kürt sorununa bir çözüm bulabilmek ve silahlı çatışmaya bir son vermek için iki yol vardır: Birisi ‘teröristler’le savaşa devam etmek, yenmek, ortadan kaldırmak için çabalamayı sürdürmek. Yani; hepsini öldüreceksin ve sorun hallolacak.

Diğeri ise bir diyalog ortamı oluşturmak, görüşmelere başlamak, askeri operasyonlara son verip sorunu müzakere etmek. Herkesin olumsuz bir durumla karşılaşmadan, düşüncelerini özgürce ifade edebileceği gerçek bir tartışmayı koruma altına alan gerçek bir demokratik ortam oluşturmak için adımlar atmak, gerekli yasaları değiştirmek. Siyasi mahkumları serbest bırakmak ve sorunu özgürce tartışmak.

Biz bu ikinci tavırdan yana olduğumuz ve onun için mücadele ettiğimiz için bize savaş açtılar ve bizi terörist ilan ettiler.”

Bu KCK davasının nedenini hala merak ediyor musunuz?