Ana Sayfa Blog Sayfa 457

Mahkeme Phaselis ihalesine de dur dedi: Şu andan itibaren tek çivi çakılamaz

Antalya’nın Kemer ilçesinde bulunan Phaselis Antik Kenti‘nde mahkemeden ikinci durdurma kararı çıktı. Phaselis’te Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle uygulanan halk plajı projesiyle ilgili ihalenin iptali için açılan davada Ankara 11. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Kemer ve Tekirova’da yaşayan vatandaşların ve TMMOB Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nin açtığı davayı gören Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 30 Mayıs 2023 tarihli kararında, Phaselis’deki inşaat projesine dayanak teşkil eden Koruma Kurulu onayının da yürütmesinin durdurulduğuna işaret edildi.

Kararda “ihale işlemlerinin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurabilecek nitelikte olduğu anlaşıldığından” itiraz yolu kapalı olmak üzere yürütmeyi durdurma kararının kabul edildiği kaydedildi.

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Phaselis Antik Kenti’nin 1. Derece arkeolojik sit alanı statüsündeki koruma alanı sınırları içerisinde inşa ettiği iki ayrı halk plajı tesisleri için 30 Ocak 2023 tarihinde ihale yapılmıştı.

İhale şartnamesine göre 60 gün yapım süresi olan 47 milyonluk proje için Alacasu ve Bostanlık koyları seçilmişti.

‣Phaselis’teki inşaat alanına ‘can güvenliği’ gerekçesiyle alınmayan Barış Atay: İş güvenliğiniz yok, sizi kim koruyor?
‣Yürütmeyi durdurma kararı çıkan Phaselis’te jandarma eşliğinde inşaat… 
‣Phaselis’te yürütmeyi kim durduracak? 

Tepkiler üzerine koydaki betonların bir kısmı kaldırıldı

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın başlattığı halk plajı projeleri, sit sınırlarındaki Alacasu koyunda iş makineleri  kullanılarak atıksu gideri çukuru kazılması ve büfe, duş ve tuvaletlere beton temel atılması nedeniyle kamuoyunun tepkisine neden oldu. Bu tepkiler üzerine Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, beton temellerin söküleceğini ve kazık sistemiyle projeyi uygulayacaklarını açıkladı. Bakan’ın açıklaması sonrasında, beton zeminlerin bir kısmı iş makineleri ile kırılarak kaldırıldı ve kısmen değiştirilen halk plajı projeleri inşaat çalışmalarına devam edildi.

Yöre halkının ve meslek odalarının açtığı iptal davaları devam ederken, seçimlere yetiştirileceği söylenen proje jandarmaların gözetiminde tamamlandı.

Antalya 3. İdare Mahkemesi ise inşaatın devam ettiği Nisan 2023’te projenin temelini oluşturan 13 Ekim 2022 tarihli Koruma Kurulu kararını mevzuata aykırı bularak yürütmesini durdurdu. Bu kararın ardından projeyle ilgili ihalenin iptali için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na karşı Ankara 11. İdare Mahkemesi’nde açılan davada da mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verdi.

‘İhale uygulanırsa telafisi güç zararlar doğabilir’

Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 30 Mayıs 2023 tarihli kararında, Kurul kararının yürütmesini durduran Antalya 3. İdare Mahkemesi’nin aldığı karara atıfta bulunularak şöyle denildi:

“Dava konusu işlemin Antalya – Kemer ‘Phaselis Antik Kenti Ören Yeri ve Bütünleyici Kıyı Alanı Çevre Düzenlemesi Yapım İşine’ ait 30 Ocak 2023 tarihinde onaylanan 2022/1512795 ihale kayıt numaralı ve 3438225 sayılı ihale kararının bulunması ve yapım işinin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurabilecek nitelikte bulunması sebebiyle mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırıldıktan sonra bu konuda yeniden bir karar verilinceye kadar 2577 Sayılı Yasanın 27.maddesi uyarınca teminat alınmaksızın yürütmenin durdurulmasına’ şeklinde karar verilmiştir.

Tuncay Koç: Şu andan itibaren tek çivi çakılamaz

Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin kararını değerlendiren davanın avukatlarından Tuncay Koç, projeyle ilgili ihaleye karşı açtıkları davada mahkemenin geçici olarak yürütmeyi durdurma kararı verdiğini belirterek “Artık Phaselis’te projeyle ilgili hiçbir şey yapılamaz. Şu andan itibaren tek çivi çakılamaz. İhale artık askıya alınmış durumda. Zaten dört kere revize edilmiş bir planın da aynı ihaleyle devam etmesi hukuken de sakattı. Bu kararın çok daha önceden verilmesi gerekiyordu. Geç kalınmış bir karar ama hiçbir şey bitmiş değil. Phaselis’te hukuka, mevzuata göre çevre mücadelemiz devam ediyor” diye konuştu.

Yargı kararı gecikti: Phaselis’te yapılaşma tamamlandı

Öte yandan Türkiye genelinden 100 kadar doğal ve kültürel miras duyarlılığına sahip sivil toplum örgütünün destek verdiği Phaselis’e Dokunma Hareketi de karara ilişkin açıklamada bulundu:

“Halk plajları ihalesinin yürütmesini durduran mahkeme kararıyla ilgili buruk bir sevinç içindeyiz. Sevinçliyiz, çünkü Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin almış olduğu karar, aylardır ‘Phaselis’e Dokunma‘ sloganı ile sürdürdüğümüz doğal ve kültürel miras farkındalık çabalarımızı değersizleştirmek isteyen siyasetçilere ve idarecilere güneşin balçıkla sıvanamayacağını gösterdi.

Yapılan inşaatların ‘zararsız’ olduğu karşı tezler mahkeme kararıyla da çürütülmüş oldu. Ve bu karar Phaselis antik kenti ve çevresindeki iki koyla ilgili manipülatif haber ve paylaşımlara da bir cevap niteliğindedir.”

‘Phaselis, Unesco Dünya Mirası Listesi’ni hakediyor’

Phaselis’e Dokunma Hareketi tarafından yapılan açıklamada karar “Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin almış olduğu karar, davayla ilgili yapılacak bilirkişi incelemesinin tamamlanmasına ve Antalya 3. İdare Mahkemesi’nin yeni bir karar alıncaya kadar korunan alandaki yapılaşma projesinin alanda telafisi imkânsız zararlar vermesinin önüne geçmeyi amaçlıyor” şeklinde değerlendirildi. Ayrıca şu ifadeler dile getirildi:

“Ancak henüz inşaatın başladığı günlerde açılan davalarda projenin tamamlanmasının ve korunan alanın tahrip edilmesinin ardından gelen kararlara sevincimiz buruk. Çünkü, Arkeologlar Derneği Antalya Şubesi’nin hatırlattığı gibi UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmeyi hak eden Phaselis’teki halk plajı projelerinin inşaatı,  Türkiye’de benzeri görülmemiş şekilde, jandarma koruması altında tamamlandı ve buradaki kültür tabakası tahrip edildi.”

‘Phaselis’te çözüm bilimsel araştırmalara itibar etmektir’

Phaselis Çalıştayı’na katılan ve sahada bilimsel araştırma yapan akademisyenler, Phaselis’te ziyaretçi trafiğinin yarattığı sorunların ilave halk plajı tesisleri ile değil, uluslararası kabul gören doğal ve kültürel mirası koruma ve koruma kriterlerine uygun kullanma dengesini sağlayarak çözülebileceğini açıklamıştı.

Ek olarak Phaselis’e Dokunma Hareketi kararın ardından Phaselis Antik Kenti Yönetim Planı’nın hazırlanması gerektiği talebini yineledi:

“[…] öncelikle Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kemer Belediyesi ve Antalya Büyükşehir Belediyesi, sahada araştırma yürüten Akdeniz Üniversitesi’nin yanı sıra ilgili meslek odaları ve sivil toplum örgütlerinin de sürece katılımını sağlayacak Phaselis Antik Kenti Yönetim Planı hazırlanması gerekiyor. Bizler buradaki doğal ve kültürel mirasın nihai korunmasını ve dengeli kullanılmasını sağlayacak Phaselis Antik Kenti Yönetim Planı hazırlaması için farkındalık çabalarımızı sürdüreceğiz. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nı da yasalara ve mahkeme kararına uygun davranmaya davet ederek yürütmeyi durdurma kararını sizinle paylaşıyoruz.”

Suriye’nin çöpü de Mersin’e geliyor!

Haber: Abidin Yağmur

*

Mersin körfezindeki kirliliğin sebeplerinin başında tarımsal atıklar, endüstriyel atıklar, plastik atıklar ve evsel atıklar geliyor.

Tarımsal atıklar ve endüstriyel atıklar Adana’dan ve Mersin’den, plastik atıklar Adana’nın batısındaki plastik atık işleme tesislerinden geliyor. Evsel katı atıkların yarattığı kirliliğin en önemli kaynağı ise Lübnan ve Suriye. Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü yetkilileri, “Suriye’nin evsel atıkları denize döktüğünü bir yıl önce öğrendik. Lübnan ve Suriye’de denize dökülen katı atıklar üç hafta içinde Mersin körfezine ulaşıyor” diyor.

Mersin Büyükşehir Belediyesinin ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü ile birlikte yürüttüğü “Temiz Akdeniz” projesinin kapanış toplantısı yapıldı.

Projeye katılan uzmanlar, Doğu Akdeniz’de ve Mersin Körfezinde yaptıkları çalışmaların sonuçlarını paylaşırken Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü uzmanları da Mersin körfezindeki kirliliğin sebepleri üzerinde durdu.

Panelde Mersin Çevre ve Şehircilik İl Müdür Yardımcısı Murat Kuş da bir sunum yaparak, Mersin körfezini kirleten unsurlarla ilgili verileri paylaştı.

Mersin

‘Lazkiye’den atılan çöp, üç haftada Mersin’e geliyor’

Mersin körfezin sığ olduğunu, akıntı ve rüzgâr yönleri nedeniyle Doğu Akdeniz’in tüm kirliliğinin Mersin körfezine geldiğini ifade eden Kuş, şunları  kaydetti:

Kuzey Afrika, İsrail ve Suriye kıyılarından geliyor kirlilik. Suriye ve Lübnan’ın güney kıyıları bizim denizlerimizi en çok etkileyen alanlardan biri. Suriye’de çöplerin denize döküldüğünü bir yıl önce öğrendik. Bununla ilgili muhatap alınacak bir otorite de şu an yok. Dolayısıyla bu konuda bir şey yapamıyoruz. Görüşmeler yeni yeni başladı. Görüşmeler başlayınca bu konuda politik olarak da adımlar atılabilecek. Lübnan, Beyrut ve Suriye’den özellikle Lazkiye’den denize atılan çöpler üç hafta içinde Mersin körfezine ulaşıyor.

Mersin

‘Adana’nın tüm atığı Mersin körfezine geliyor’

Mersin körfezinde kirliliğe neden olan havzalardan birinin de Adana olduğuna değinen Kuş, “Adana’nın doğu ve batı arıtmaları Seyhan nehri üzerinden Adana’nın neredeyse tüm evsel ve endüstriyel atıklarını Mersin’e taşır.

Adana’nın her iki arıtması da kriterlere uygun olsa da bütün Adana ili tek bir noktadan deşarj olduğunda Kümülatif yük, sığ olan Mersin Körfezinin taşıyamayacağı bir yük haline geldi.  Adanın batı kısmında plastik atık işleme tesislerinin de yoğunlaşmasıyla beraber plastik atıklar akıntı ve rüzgarla Mersin’in batısındaki Tisan’a kadar geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Deprem sonrası atık su miktarı fırladı’

Adana ve Tarsus’taki tarım alanları ile Organize Sanayi Bölgesi ve büyük endüstri kuruluşları atıklarının Seyhan ve Berdan nehri üzerinden Tarsus kıyılarını, Deliçay ve Çavuşlu deresi üzerinden Akdeniz kıyılarını kirlettiğine işaret eden Kuş, Erdemli ve Silifke kıyılarında ise kanalizasyon ve atıksu arıtma tesislerinin yetersizliği nedeniyle evsel atıksu kirliliği yaşandığını söyledi.

Kuş, depremin ardından Mersin’in yoğun göç aldığını, Erdemli’de birçok yazlık sitede bir dairede dört ailenin barındığını belirterek ani nüfus artışının evsel atıksu miktarını yükselttiğine dikkat çekti.

Mersin

‘İyi tarım uygulamalarına geçilmeli, kıyılarda yapılaşma durmalı’

“Temiz Akdeniz” projesine katılan ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünden Dr. Mustafa Mantıkçı, çalışmayı Doğu Akdeniz’de 80 istasyon üzerinde yürüttüklerini söyledi.

Mantıkçı, şöyle konuştu:

“Seyhan bölgesi ve Mersin körfezi içleri kötü durumda. Mersin Körfezi birçok nehrin denize doğrudan döküldüğü bir alan. Ayrıca akıntılar da güneydeki atıkları Mersin körfezine sürüklüyor. En yüksek baskı Mersin Körfezi ve İskenderun Körfezinde görülüyor. Bu baskılar denizcilik ve liman faaliyetleri, balıkçılık, tarım, şehirleşme, kıyı tahribatı ve dolgu alanları gibi faaliyetler. Kumun üzerine beton yaptıkça denizi kullanılmaz hale getiriyoruz. Denizlere azotu, fosforu ne kadar çok verirsek denizlerimizin rengi de o kadar kötü olur.  Burada en büyük sorun denizin sığ olması. Antalya bölgesinde deniz hemen derinleşirken Mersin körfezinde hemen derinleşmez. Burada seyrelme çok zor oluyor.  İyi tarım uygulamalarına geçilmeli. Sulama ve gübrelemede vatandaş bilinçlendirilmeli. Nehirler kontrol altına alınmalı. Denizcilik ve liman faaliyetleri standartlara uyulmalı. Kıyı yapılaşmasının önüne mutlaka geçilmesi gerekiyor. Artık buna dur denilmesi lazım.”

‘Denizin yenilenmesi uzun sürüyor’

ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsünden Prof. Dr. Süleyman Tuğrul da, deniz kirliliğini değerlendirirken denizleri havuza benzettiğini anlattı.

“Havuz ne kadar küçükse sorun o kadar büyük olur” diyen Tuğrul, İskenderun körfezinin küçük ve kapalı olması dolayısıyla denizin yenilenmesinin uzun sürdüğünü ifade etti.

Tuğrul, Mersin körfezinin daha büyük olduğunu ancak buranın da sığ olması ve kıyı uzunluğu nedeniyle denizin yenilenmesinin uzun sürdüğüne dikkat çekti.

Mersin

‘iyileşme mümkün değil, sadece kirliliği durdurabiliriz’

Tuğrul, “1990’lı yıllardaki nehirlerin doğal özelliklerini kaybettik. Nehirlerde besin maddesi olan silikat azaldı, azot çoğaldı. Mersin’in küçük derelerinde bile kirlilik çok belirgin. Ancak avantajımız şu: Bu derelerin debisi çok düşük” dedi.

Doğu Akdeniz’de en kirli alanların iyileşmesinin mümkün olmadığına değinen Tuğrul, “Elimizden gelen burada kirliliği yavaşlatmak. Biz hasar tespitini yaptık. Durum iyi değil. Her geçen gün de kötüye gidiyor” ifadelerini kullandı.

Tuğrul, plastik atıkların mutlaka azaltılması gerektiğine dikkat çekerek, Doğu Akdeniz’deki belediyelerin, plastik poşet, plastik şişe kullanımını azaltmak için, doğada çözülebilen maddelerden çanta, şişe ve saire yaparak halk arasında kullanımını yaygınlaştırmasını önerdi.

Rapor: İstanbul’un havası solunamaz, su kaynakları kritik durumda

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında 2023 İstanbul Çevre Durum Raporu’nu yayımladı.

ÇMO İstanbul Şube Yönetim Kurulu Sekreteri Zeynep Karamanlı tarafından sunulan raporda İstanbul’un en önemli üç çevre sorununun su kirliliği, atık yönetimi ve hava kirliliği olduğu belirtildi.

‘Türkiye, ekoloji konusunda yıllardır sınıfta kalıyor’

Yale Üniversitesi’nde yürütülen çalışmalardaki Türkiye’ye ilişkin verilere yer veren raporda, Türkiye’nin Çevresel Performans Endeksinde 180 ülke arasında 172’nci ve ekosistem canlılığında 176’ncı sırada yer aldığı belirtildi.

Aynı zamanda Türkiye’nin iklim değişikliğini azaltmaya yönelik çalışmalarda 166’ncı sırada yer aldığı ifade edilirken, 10 yıllık değişim trendinin olumsuz yönde devam ettiği vurgulandı.

2013 yılından itibaren İstanbul’da 3’üncü Köprü, Kuzey Marmara Otoyolu, 3’üncü Havalimanı gibi 31 adet ekolojik yıkım projesine başlandığını kaydeden rapor, bu sürecin devam etmekte olduğunu ekledi.

‘İstanbul su sıkıntısıyla karşı karşıya’

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) tarafından tüketilen elektrik enerjisinin yaklaşık yüzde 75’lik kısmının içme suyu tesislerinde kullanıldığı ve kente uzak havzalardan su temininin enerji tüketimini dolayı ile maliyeti artırdığı, kent içi havzaların yapılaşmaya açılmasının, İstanbul’u başka kentlerin su havzalarına muhtaç hale getirdiği ve suyun yüksek maliyetinin kent halkına yüklendiği vurgulanan raporda, Melen Barajı’ndaki gecikmenin ise kentin su riskini daha da arttırdığı söylendi.

Çevre mühendisleri, bu risklere karşı, su yönetimlerinin kent içi havzaların korunmasının sağlanması, yapılaşmanın önüne geçilmesi, su toplama havzalarını genişletmesi, kent içi derelerin temizlenerek su kaynağı haline dönüştürülmesini önerdi.

‘Atık su arıtımı doğru gerçekleştirilmiyor’

İstanbul’da atık su tesislerinde atık suyun sadece fiziksel olarak içindeki iri ve çökelebilen katı maddelerden ayrıldığı fakat biyolojik arıtma işleminin gerçekleştirilmediğinin altını çizen çevre mühendisleri İstanbul’dan kullanımdan kaynaklanan evsel atık sularda karbon, azot ve fosfor kirleticilerinin bulunduğu ve bütün atık suların Marmara Denizi‘ne deşarj edildiğini ifade ederek “Kentte bulunan atıksu arıtma tesislerinin yüzde 50-55’i ‘Ön arıtma’, ‘Biyolojik Arıtma’ ve ‘Hızlı Aktif Çamur Sistemi’ olup organik kirleticileri yeterli oranda arıtacak nitelikte değildir. Bu durum Marmara denizinde kirletici baskıları arttırmaktadır. Atıksu yönetimleri Karbon, Azot ve Fosfor arıtımını gerçekleştirecek İleri Biyolojik Atıksu arıtma tesis yapımına bir an önce başlamalıdır” diye belirtti.

‘Atık yakma kalıcı çözümler getirmiyor’

Kent içinde toplanan 4,5 ton evsel katı atığın 65-70 km yol katedilerek depolama sahasına iletildiğini, bu durumun maliyeti yükselttiğini ve yakıt tüketiminden kaynaklanan kirleticilerin insan ve çevre sağlığını tehdit ettiğini vurgulayan uzmanlar, raporda şu ifadelere yer verdi:

“Yakma tesisinin yapılmasında katı atık miktarında azalma meydana getirerek düzenli depolama için alan ihtiyacını azaltmak ve katı atık nakliye maliyetlerini en aza indirmek amaçlansa da yakma işlemi sonucu bacadan çıkan gazın canlı yaşamına etkisi, hâkim rüzgârlar ile yayılma alanları, kazan tabanından depolama alanına götürülecek kül ve cürufun miktarı dikkate alındığında, atık yakma tesislerinin atık yönetimi için bir bertaraf yöntemi olarak kabul edilmesi doğru bir yaklaşım değildir. Tesisin bulunduğu alan Kuzey Ormanları içinde olması ise durumu daha tehlikeli hale getirmektedir.”

Raporda, İstanbul’un mevcut atık yönetim biçiminin atıkların açığa çıkardığı sorunları bertaraf etmek üzerine kurulmuş olduğu belirtilerek planlamanın atık üretimini önleyecek faaliyetlerden oluşması, tüketim alışkanlıklarını değiştirici/azaltıcı proje ve politikaların hazırlanması gerektiği ifade edildi.

‘Kanal İstanbul, verimli arazileri yok edecek’

İstanbul’da en önemli altıncı çevre kirliliği olan toprak kirliliğinin başlıca nedenlerinin sanayileşmeye, nüfusun artmasına bağlı olarak çarpık kentleşme ve tarım arazilerinin uygunsuz kullanımı, Kanal İstanbul gibi projelerle verimli arazilerin yok edilmesi olduğu ifade edilen raporda, şu önerilere yer verildi:

“İstanbul’daki kirli toprakların iyileştirilerek tekrar kullanılması ekolojik dengeyi korur. Kirliliğin iyileştirilmesi ve temizlenmesi için ilk olarak toprağın yerinde arıtımı, eğer mümkün değilse yerinden alınarak arıtımı sağlanarak toprak yapısının korunması gerekmektedir. İstanbul’da kirlenmiş topraklarda yapılacak uygun arıtım ve iyileştirme yöntemleri ile birlikte temiz bir toprak ekosistemi oluşturulması sağlanmalıdır.”

‘İstanbul’un havası olunamaz halde’

Uzmanlar, Dünya Sağlık Örgütü’nün çok ciddi bir sağlık sorunu olarak ifade ettiği hava kirliliğinde ise en temel hava kirliliği parametrelerinden biri olan PM10 için dahi İstanbul’da yapılan ölçümlerde solunamayacak bir hava ile karşı karşıya kalındığını, bu tablonun İstanbul’da günlük yaşamda dahi maske takılarak yaşanması gerektiğini ve akciğer hastalıklarının temelinde solunan havanın var olduğunu gösterdiğini belirtti.

PM2,5 için ise Hava Kalitesi Değerlendirme ve Yönetimi Yönetmeliği’nde herhangi bir ulusal limitin bulunmadığı hatırlatıldı.

2022 yılında İstanbul hava kalitesinin iyileştirilmesi yönündeki çalışmaların yapılmadığını, İstanbul’daki hava kirliliğini tanımlayacak pek çok parametreye ait verilerin bulunmadığını ifade eden çevre mühendisleri, “Yorum yapacak yeterli veriye sahip olamasak da, en genel anlamı ile eldeki ölçümler İstanbul’da sağlıklı bir yaşam için solunamayacak bir havanın var olduğu göstermektedir” denildi.

‘Mega projeler, kenti yaşanmaz hale getiriyor’

Plansız kentleşme sonucunda İstanbul’da gürültü kirliliğinin canlı yaşamını tehdit eder boyutlara ulaştığı vurgulanan raporda çözüm önerilerine de yer verildi.

Uzmanlar, önerilerini “Gürültü kirliliği ile mücadele çok boyutlu olmakla birlikte öncelikle, mevzuatın, gürültüye neden olan faaliyetlerin önünü açacak değil, gürültü kaynağında gerekli önlemlerin alınmasını sağlayacak şekilde düzenlenmesidir. Bu konuda gerekli planlamalar halkın katılımı ile yapılmalı ve kentsel dönüşüm projelerinde konut alanlarında faaliyet göstermesine izin verilecek işyerleri belirlenirken gürültü kirliliği mutlaka göz önünde tutulmalıdır” diye sıraladı.

Raporda, mega projelerin en fazla etkisinde şehir olan İstanbul’da ise kamu özel işbirliği içerisinde gerçekleşen mega projeler nedeniyle devletin hüküm ve tasarrufu altında olan yeraltı ve yerüstü kaynaklarının, madenlerin, akarsuların, göllerin, denizlerin, kıyıların, dağların ve benzeri kamusal mülkün özel sektöre kullandırıldığı; kentin su havzalarında, ormanlarında denizlerinde mega projelerin etkisi altında bir kısmının geri dönüşü olmayan ekolojik tahribata uğradığı ifade edildi.

‘İstanbul depremi için acil önlemler alınmalı’

Raporda, gelecek birkaç yıl içerisinde gerçekleşeceği tahmin edilen İstanbul depremine değinilerek acil önlemler alınması gerektiği belirtildi. Mühendisler şunları kaydetti:

“Olası İstanbul depreminde yaklaşık 90 bin konutun yıkılacağı ve oluşacak atık miktarının 50 -100 milyon ton arasında olması beklenmektedir, bu atıkların bertarafı için ise 30-50 milyon m³ boyutunda depolama sahasına ihtiyaç duyulacaktır. İstanbul’da meydana gelecek olası bir depremin, en az can kaybı ile afete dönüşmeden yönetilmesi bilimsel teknik planlamalar ile mümkündür. Afet Yönetmeliklerinde belirtilenler ve dünyadaki diğer ülke deneyimleri de dikkat alınarak kamu yönetimleri tarafından deprem planlaması yapılmalıdır. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi meslek disiplini kapsamında, İstanbul depreminin yönetimi ile ilgili çalışmalarda kamu yönetimleri ve kent halkının yanında yer alacaktır.”

Erkekler Mayıs’ta 38, beş ayda 127 kadını öldürdü

Erkekler Mayıs’ta en az 38 kadını ve iki çocuğu, 2023’ün ilk beş ayında ise 127 kadını öldürdü. Erkekler, en az 61 kadına şiddet uyguladı, en az 16 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az beş kadını taciz etti. Mayıs’ta erkekler en az 17 kadını seks işçiliğine zorladı.

bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlerle oluşturulan ve Evrim Kepenek‘in kaleme aldığı Erkek Şiddeti Çetelesi’ne göre; erkekler, Mayıs’ta en az 38 kadını ve iki çocuğu öldürdü.

Mayıs’ta en az 22 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı. Mayıs’ta bir çocuğun ölümü de basına şüpheli olarak yansıdı. Mayıs 2023’te basına yansıyan iki tecavüz vakası oldu.

Fotoğraf: Emekçi Kadınlar/ Twitter

Erkekler beş ayda 127 kadını öldürdü

2023’ün ilk beş ayında erkekler 127 kadını öldürdü, 20 kadını taciz etti, 47 çocuğu istismar etti, 295 kadına şiddet uyguladı, altı kadına tecavüz etti. Erkekler en az 132 kadını seks işçiliğine zorladı. 95 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler 13 çocuğu öldürdü.

Erkekler Mayıs’ta 38 kadını öldürdü

Erkekler, en az 38 kadını öldürdü; geçen yıl aynı ay bu sayı 32 idi. Erkekler, kadınların yanındaki bir erkeği de öldürdü. Erkekler, en az üç kadını koruma kararına rağmen öldürdü. Erkeklerin öldürdüğü kadınlardan biri Moldavya yurttaşıydı. Bir kadını da astsubay erkek öldürdü.

Fotoğraf: Ozan Mercan / csgorselarsiv.org

Erkeklerin kadınları öldürme bahaneleri: ‘Müziğin sesini kısın’ dedi’…

Erkekler sekiz kadını “ayrılmak istediği, barışmak istemediği”, bir kadını “evlilik teklifini kabul etmediği” bir kadını da “müziğin sesini kısın” dediği için öldürdü. Erkeklerin en az 28 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı.

22 kadını kocası, eski kocası, sevgilisi erkekler, beş kadını oğlu/abi ve kardeşi olan erkekler, iki kadını komşusu, dört kadını arkadaşı, dört kadını eski/mevcut damadı öldürdü. Bir kadını da 18 yaşından küçük bir grup oğlan öldürdü.

Erkekler, dört kadını sokak, tarla gibi ev dışı alanlarda, 32 kadını ev içinde öldürdü. Erkeklerin iki kadını nerede öldürdüğü bilgisi basına yansımadı.

Fotoğraf: Fatoş Sarıkaya / csgorselarsiv.org

Katillerden sadece 18’i tutuklandı

Kadınları öldüren 37 fail vardı. Sadece 18 fail tutuklandı. Altı fail gözaltına alındı. 10 fail intihar etti. İki failin bilgisi basına “kaçtı” diye yansırken bir failin hukuki süreci basına yansımadı.

Fotoğraf: Serra Akcan / csgorselarsiv.org

Erkekler Mayıs’ta en az beş kadını taciz etti

Mayıs‘ta erkekler en az beş kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ayda 11 idi. Erkekler, beş kadını sözlü ve fiziki yollarla taciz etti. Erkekler, dört kadını sokak, durak ve toplu taşıma araçlarında, bir kadını da evde taciz etti.

Bir kadını eski kocası ve bir kadını eski sevgilisi taciz ederken, üç kadını taciz eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı. Kadınları taciz eden beş fail vardı. Faillerden hiçbiri tutuklanmadı. Bir fail serbest bırakıldı. Üç fail gözaltına alındı. Bir fail hakkında önleyici tedbir uygulandı.

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Erkekler iki kadına tecavüz etti

Mayıs’ta erkekler basına yansıyan bilgilere göre iki kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı dört idi. Kadınlardan birine erkek hemşire tecavüz ederken bir kadına tecavüz eden failin kim olduğu bilgisi basına yansımadı. İki failin ikisi de tutuklandı.

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Mayıs’ta erkekler 61 kadına şiddet uyguladı

Erkekler Mayıs’ta en az 61 kadına şiddet uyguladı. Geçen yıl, aynı ay bu sayı, 64 idi. Erkeklerin şiddet uyguladığı en az sekiz kadın “ağır” hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler en az dokuz kadına “koruma kararı ihlal ederek şiddet uyguladı.

En az 50 kadını kocası, sevgilisi erkekler yaraladı. Bir kadını babası, bir kadını da arkadaşı yaraladı. Dokuz kadını yaralayan erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Erkekler, 22 kadını “ayrılmak istediği, barışmak istemediği, reddettiği” için yaraladı. Erkeklerin 39 kadını neden yaraladığının “bahanesi” basına yansımadı.

Fotoğraf: Fatoş Sarıkaya / csgorselarsiv.org

Erkekler, 47 kadını ev içinde, dokuz kadını ormanlık alan, gazino ve sokak gibi ev dışı alanlarda yaraladı. Erkeklerin beş kadını nerede yaraladığı bilgisi basına yansımadı.

Kadınlara şiddet uygulayan 61 fail erkek vardı. Sadece beş fail tutuklandı. 28 fail hakkında önleyici tedbir uygulandı veya talep edildi. Altı fail gözaltına alındı. İki fail serbest bırakıldı. En az 12 failin hukuki süreci basına yansımadı. İki fail de kaçtı. Altı fail de intihar etti.

Erkekler 17 kadını seks işçiliğine zorladı

Mayıs’ta erkekler en az 17 kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl bu sayı 65 idi. Altı kadın Türkiye vatandaşı değildi. Seks işçiliğine zorlananlar arasında çocuklar da vardı. Kadınları seks işçiliğine zorlayan en az 16 fail vardı. İki fail tutuklandı, altı fail gözaltına alındı. Sekiz failin süreci basına yansımadı.

Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org
Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org

Erkekler Mayıs’ta en az iki çocuğu öldürdü

Erkekler Mayıs’ta en az iki çocuğu öldürdü. Geçen yıl aynı ay sayı altı idi. Bir çocuğu babası, bir çocuğu da annesinin sevgilisi öldürdü.

Erkekler bir çocuğu istismar ederken bir çocuğu da ateşli silahla öldürdü. Çocukları öldüren beş fail vardı. Dört fail tutuklandı, bir fail intihar etti.

Erkekler Mayıs’ta 16 çocuğu istismar etti

Erkekler, Mayıs’ta en az 16 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 22 idi. Çocukları istismar edenler arasında uzman çavuşlar da vardı. Bazı failler aynı suçu daha önce işlemiş ve yargılanmıştı.

Erkekler, bir çocuğu ev içinde, 15 çocuğu düğün salonu, sokak, okul etrafı gibi ev dışı alanlarda istismar etti.

Fotoğraf: Beyza Kural /csgorselarsiv.org
Fotoğraf: Beyza Kural /csgorselarsiv.org

İki çocuğu uzman çavuş, iki çocuğu akrabası, yedi çocuğu esnaf, bir çocuğu komşusu, bir çocuğu servis görevlisi istismar etti. Bir çocuğu bir grup erkek istismar ederken, iki çocuğu istismar eden erkeklerin yakınlık derecesi basına yansımadı.

Çocukları istismar eden 11 fail erkek vardı. Sadece dört fail tutuklandı, dört fail de gözaltına alındı. İki fail kaçtı. Bir fail hakkında soruşturma başlatıldı.

[5 Haziran Dünya Çevre Günü] TTB’den plastik atık ithalatına yasaklama çağrısı

5 Haziran Çevre Günü kapsamında bu yılki etkinlikler “Plastik Kirliliğine Çözüm” teması ve “Plastik Kirliliğine Son ver” temasıyla düzenleniyor.

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve Halk Sağlığı Kolu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada plastik atıkların çevre ve halk sağlığına etkilerine dikkat çekerek söz konusu atıkların ithalinin bir an önce yasaklanmasını istedi.

TTB’nin açıklaması özetle şöyle:

“Türkiye’ye de her yıl daha da artan miktarda merkez kapitalist ülkelerin plastik atıkları giriyor. Greenpeace‘nin verilerine göre, Avrupa ülkelerinden Türkiye‘ye 2020 yılında tam 660 bin ton plastik atık gönderildi. Bu rakam 2004’ten bu yana yıllık bazda tam 196 kat artışa denk geliyor ve ülkemize giren plastik atıkların önemli bir bölümü ambalaj yapımında kullanılan polietilen atıklar. Üstelik polietilenin üretimi OECD’nin tahminlerine göre 2060 yılına gelindiğinde daha da artacak.

AB’den tarihi karar: Diğer ülkelere atık sevkiyatı dönemi geride bırakılıyor
HRW raporu: Türkiye’de dokuz yaşındaki çocuklar plastik atık tesislerinde, sağlıkları pahasına çalışıyor
İthal çöp bertarafında yılan hikayesi: Görünenlerin ‘kabası’ alındı, yenileri yığılıyor, zehri Akdeniz’e dökülüyor
Greenpeace: Plastik atık ithalatının bıraktığı hasarın geri dönüşü yok

“Plastikler küçükten büyüğe doğru; nanoplastik (1nm-1µm), mikroplastik (1µm-1 mm), mezoplastik (1mm–1 cm) ve makroplastik ( ≥1 cm) olarak sınıflandırılıyor. Doğaya, denizlere yasadışı yollarla bırakılan plastik atıklar meteorolojik ve iklimsel olayların etkisi ile parçalanarak mikro ve nanoplastiklere dönüşüyor.

Gezegenimizin sınırları aşıldı

“Nano ve mikroplastikler insanlara besin zincirine karışarak ve solunum yolu ile olmak üzere iki temel yoldan ulaşıyor. Besinler veya solunum yolu ile alınan nano ve mikroplastiklerin insan sağlığı üzerindeki etkileri ile ilgili son yıllarda çok sayıda bilimsel çalışma yapılmıştır. Bu çalışmaların sonucunda besinler ile ve solunum yolu ile insan vücuduna alınan nano ve mikroplastiklerin, karaciğer, böbrek ve bağırsakta biriktiği gösterilmiş ve kimyasal yapılarına göre infertilite, obezite ve kanserlere yol açabileceği bulunmuştur.

“1973’ten bugüne kadar 5 Haziran Dünya Çevre Günü tespit edilen için temalar sadece kâğıt üstünde kalmıştır. Dünya her geçen gün daha büyük oranda ekolojik yıkıma uğramaktadır. Son bilimsel çalışmalar, gezegenimizin sınırlarının aşıldığını, ülkemiz başta olmak üzere çevre kapitalist ülkelerin her geçen gün daha da ağırlaşan çevre sorunları ile boğuşmak zorunda kaldığını göstermektedir.

“Merkez kapitalist ülkelerin bu duruma dair sorumluluğu açıktır. Bu gelişmeler ışığında TTB ülkemizdeki plastik atık sorunun giderilmesi için ilk adım olarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın atık plastik ithalini bir an önce yasaklamasını talep etmektedir.”

 

[5 Haziran Dünya Çevre Günü] ORÇEV: Ekolojik sorunların birinci sorumlusu iktidar

Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Yönetim Kurulu tarafından 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında yapılan açıklamada “5 Haziran’ın Dünya Çevre Günü olarak adlandırılsa da yaşanılmışlar ve yaşanacaklar dikkate alındığında ekoloji mücadelesinin öne çıktığını görüyoruz. Bu nedenle ‘kutlanacak ‘bir durum kalmadığı için 5 Haziran’ı çevre haftasını kutlamıyoruz. Ekokırım Haftası olarak görüyoruz. Bu nedenle ‘Ekolojik Yıkıma Karşı Mücadele Günü‘ olarak değerlendirilmesi bir zorunluluk haline gelmiştir” denildi. Bunun gerekçesi ise şöyle dile getirildi:

“Böyle diyoruz çünkü şehirler, dereler, denizler, ovalar, ormanlar, tarım alanları tehdit altında; her gün tehdit büyümektedir. Halkın fiili ve meşru mücadelesi ve hukuksal kazanımları arttıkça, iktidar doğanın ve yaşam alanlarının maden, enerji ve inşaat şirketleri için yol temizliği yapmaktadır. Yasalar, yönetmelikler değiştiriliyor; şirketlerin önündeki engeller ortadan kaldırılıyor. Böyle bir tehlike karşısında toprağını, suyunu; geleceğini savunanlara yani halka mücadeleden başka seçenek kalmıyor.”

‘Kurumlar göz boyuyorlar’

Devlet kurumlarının ve belediyelerin yaptıkları etkinliklerin göz boyama olarak değerlendirildiği açıklamada, şunlara yer verildi:

“İktidar, çeşitli kuruluşlar ve bazı yerel yönetimler ‘Çevre Günü’ kapsamında ‘yaptık oldu’ mantığıyla etkinlikler düzenlemekteler. Hatta bu etkinlikler sokakta çöp toplamaya kadar indirgenebilmektedir. Bunlar göz boyama etkinlikleridir. Oysa gerçek başka. Dereler, ormanlar, tarım arazileri maden ve enerji şirketlerine devrediliyor, yıkımlar iklim değişikliğine neden oluyor. Günümüzde her yönüyle hissettiğimiz iklim değişikliği, evreni yaşanmaz yapıyor, yok ediyor. Dengesiz yağışlar ve seller, kuraklık sonucunda tarım yok oluyor.”

Maden çalışmalarında kullanılan kimyasallar nedeniyle toprak, su ve havanın kirlendiğinin vurgulandığı açıklamada “Yeraltı suları yok oluyor. Nükleer ve termik santrallerle hava da kirleniyor. Tarımda kullanılan kimyasallar toprak ve suyu zehirliyor; insan ve hayvanların yaşamını tehdit ediyor. Halk, toprağını, suyunu yani geleceğini kaybederken yerli ve yabancı şirketler kazanmaya devam ediyor” denildi.

‘Sorumlu iktidardır’

Ek olarak yaşanan sorunların kolaylaştırıcısının iktidarlar olduğu da dile getirildi. Açıklamada ayrıca “Bu durumdan sorumlu olanların başında iktidar gelmektedir. Yasa ve yönetmelikleri iktidar hazırlıyor. Yaşam alanlarını yok eden maden ve enerji şirketlerine kolaylık sağlayanlar yasaları çıkaranlar; projelere onay verenler devlet kurumları olduğuna göre birinci sorumlular bunlardadır. Şirketlerin talanına, yağmasına karşı mücadele ederken bu gerçeği göz ardı etmemek zorundayız” ifadeleri kullanıldı.

Öte yandan kapitalist sistemin gölgesi olmayan ağacı kesmeyi kendisine görev edindiği de belirtilerek “Denizi doldurarak kendilerine rant alanı açmaktadır. Şehir denizden uzaklaştırılıp halkın denize ulaşımı engellenmektedir. Kıyı balıkçılığı yok edilmekte yani sorunu yaratanlar sorunu çözemezler” denildi.

‘Mücadelemiz sürecek’

Son olarak mücadele mesajı verildi:

“Bu nedenle 5 Haziran günü bir kez daha vurguluyoruz ki tarım arazilerini, dereleri, gölleri, denizleri, ormanları, dağları korumak geleceğimize sahip çıkmaktır. Ordu Çevre Derneği olarak yaşanabilir bir şehir; geleceğimiz için iklim değişikliğine neden olan talan ve yağma politikalarına karşı toprağımıza, suyumuza, geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.”

Paris’te plastik kirliliğine yönelik uluslararası zirve sona erdi

Plastik kirliliğine ilişkin uluslararası yasal bağlayıcı bir araç geliştirmek üzere Birleşmiş Milletler’in desteğiyle Fransa‘nın başkentinde toplanan Hükümetlerarası Müzakere Komitesi‘nin (INC) ikinci oturumu cumartesi günü (3 Haziran) sona erdi.

Görüşmelerde, kasım ayında Kenya’nın başkenti Nairobi‘de yapılacak 2024’ün sonuna kadar kesin bir anlaşma imzalamak amacıyla bir sonraki oturum öncesi, dünyada denizel plastik de dahil olmak üzere plastik kirliliğine son vermeye yönelik anlaşma için çalışmalar yapıldı.

Bir hafta süren zirvede, 2024’ün bitiminden önce nihai bir anlaşmaya varılması için Kenya’daki oturum öncesi anlaşmanın ilk taslağını hazırlanması oybirliğiyle kabul edildi.

Karar, 175 ülkeden delegeler tarafından yapılan kapsamlı müzakerelerin ardından geldi.

Müzakereler 2024’te sonuçlanacak

Yıllık plastik üretimi 20 yılda iki kattan fazla artarak 460 milyon tona ulaştı. Uluslararası bağlayıcılığı olan anlaşmalarla gerekli tedbirler alınmadığı sürece plastik kirliliğinin 2060’a kadar üç kat artabileceği öngörülüyor.

Petrol sektörünün hükümetler ve şirketler üzerindeki baskılarına rağmen bir anlaşmaya varılması bu nedenle büyük önem teşkil ediyor.

Kenya’daki görüşmenin ardından Nisan 2024’te Kanada‘da devam edecek olan müzakerelerin, 2024 sonunda Güney Kore‘de sonuçlandırılması bekleniyor.

20. Radyo Şenliği başladı: Açık Radyo bağımsızlığına destek verecek dinleyicilerini bekliyor

95.0‘dan yayın yapan Açık Radyo‘nun gelenekselleşen Radyo Şenliği’nin 20.’si geçen hafta sonunda başladı. 28’inci yılındaki Açık Radyo’nun Dinleyici Destek Özel Yayını kapsamında düzenlenen 20’nci Radyo Şenliği, 11 Haziran Pazar akşamı sona erecek.

2004’ün Mart ayında “Açık Radyo Dinleyicisini Arıyor!” başlığıyla başlayan projenin amacı kurucuların ve gönüllü programcıların kolektif çabasının dinleyicinin katılımıyla tamamlanması ve radyonun bağımsızlığının sürdürülebilir olması.

Destek Projesi ile  dinleyiciler seçtikleri bir veya birden fazla programın istedikleri bir saatine destek verebiliyor. Yarım saatlik bir programa 350 TL, 1 saatlik bir programa 600 TL ile destek olabilen dinleyicilerin adları da seçilen programın başında ve sonunda anılıyor.

Yazar, Akademisyen, Açık Radyonun Kurucusu

Açık Radyo ekibi adına, kurucu ve programcı Ömer Madra‘nın kaleme aldığı 20. Radyo Şenliği çağrısı şöyle:

“Yüz yüze bir araya gelmemizi engelleyen korkunç pandemi yıllarının ardından nihayet tekrar buluşuyoruz. Dinleyici Destek Özel yayınlarımızın yirmincisi, araya giren seçim haftaları yüzünden de epey gecikmeli olarak bu sene 3 Haziran Cumartesi sabahı başlıyor ve 11 Haziran Pazar akşamı sona eriyor. (9 gün boyunca 99 saat!)

“Dünyada 1968 devriminin başlamasının 55. yıldönümüne denk gelen bu günlerde şenlikli bir hengâme içinde sizi, yaşanabilir, barışçıl ve demokratik bir dünya için bu cesur dönüşüm dalgasını birlikte yaratmaya ve radyonuza bir kez daha destek olmaya çağırmaktan onur ve mutluluk duyuyoruz.

“Dünyada ve ülkede iklim-demokrasi-barış krizlerine karşı
“Dinleyicilerimizle birlikte omuz omuza
“Yeni ‘cesur yeni dünya’yı kurma yolunda,
“Yeni bir radyo şenliğine doğru…”

Açık Radyo’ya program destekçisi olmak için destek.acikradyo.com.tr adresini ziyaret edebilirsiniz.

20’nci Radyo Şenliği kapsamında konuk olarak desteklerini verecek bazı isimler de şöyle:

Ahmet Ali Aslan, Bahr, Barış Demirel, Bekir Ağırdır, Can Karadoğan, Cem Kaya, Cenk Erkdoğan, Ceylan Ertem, Cümbüş Cemaat, Deniz Taşar, Deniz Alnıtemiz, Dilan Balkay, Ercan Kesal, Efe Demiral, Gaye Su Akyol, Feryal Öney, Fehmiye Çelik, Fırat Tanış, Nilipek, Mert Fırat, Kardeş Türküler, Selin Sümbültepe, İdil Meşe, Tilbe Saran, Yeşim Ustaoğlu, Yiğit Sertdemir.

İkizdere’de ÇED’in gerekli görülmediği Cengiz İnşaat projesine bilirkişi keşfi kararı

Ekoloji aktivistlerinin Rize Valiliği, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi ile Yapı ve Yapı İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi’ne karşı açtığı davada bilirkişi keşfi yapılmasına karar verildi. Rize İdare Mahkemesi projeye verilen ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararının iptaline karşı açılan davada keşif için 4 Temmuz 2023 tarihini verdi.

Davaya vatandaşların yanısıra EGEÇEP Derneği, Ekoloji Kolektifi Derneği, Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği, Kuzey Ormanları Derneği, TMMOB Çevre Mühendisleri, Mimarlar Odası, Ziraat Mühendisleri Başkanlığı Odaları, Türkiye Ormancılar Derneği, Yeşil Artvin Derneği ile Doğal Hayatı Koruma Derneği de davacı olarak müdahil oldu.

Rize’ye bağlı İkizdere ilçesinin Cevizlik ve Gürdere köyü mevkiilerinde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı 11. Bölge Müdürlüğü tarafından işletilmek istenilen Cevizlik Bazalt Ocağı Projesi’yle ilgili olarak verilen Mahkeme kararında şu ifadelere yer verildi:

“Rize ili, İkizdere ilçesi, Cevizlik ve Gürdere köyünde yapımı planlanan ‘Bazalt Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi’ projesi ile ilgili olarak çevre üzerindeki etkilerinin alınacak önlemler sonucu ilgili mevzuat ve bilimsel esaslara göre kabul edilebilir düzeylerde olup olmadığı, burada yürütülecek faaliyetin ve kurulacak kırma ve eleme tesisinin niteliği de dikkate alınarak dosyadaki bilgi ve belgeler ile tarafların iddia ve savunmaları da dikkate alınmak suretiyle hazırlanacak teknik ve bilimsel gerekçe içeren bilirkişi raporunun 60 gün içerisinde mahkememize sunulması rica olunur.”

Dernek 60 bin TL yatırdı

Davanın avukatı Yakup Ş. Okumuşoğlu, dava sürerken taş ocağının bittiğini söyledi. İkizdere Çevre Derneği tarafından yapılan açıklamada ise bu davaların arka planında yatırılması gereken ve derneklerin maddi olarak zorlandığı uzun zamandır ifade edilen mahkeme tutarlarına yer verildi:

“Yeniden İkizdere Çevre Derneği 25 bin + 35 bin toplam 60 bin lira yatırdı. Bu işin sonuna kadar takipçisiyiz.”

Kanadalı aktivist, altı ay süren karbon ayak izi farkındalık kampanyasını İstanbul’da noktaladı

Kanadalı iş insanı ve aktivist Craig Cohon, iklim krizi ve karbon giderimine dikkat çekmek için 3 Ocak’ta Londra’dan başladığı yürüyüşünü, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde İstanbul’da noktaladı.

Cohon, ‘Walk it Back’ kampanyası ile altı ay içinde 13 ülke, 82 şehir ve kasabadan geçti. 19 kent lideriyle görüşen Cohon, 76 CEO, genç girişimci ve profesyonel ile yürüdü, 250 milyon kişilik küresel bir izleyici kitlesine ulaştı.

Günde 25 ila 35 kilometre arası mesafeyi yürüyerek kat eden Cohon, kampanyası boyunca toplam 7 milyon adım attı.

Kampanya kapsamında İstanbul’da, Kanada Büyükelçisi Jamal Khokhar’ın katılımı ve WRI Türkiye Direktörü Dr. Güneş Cansız’ın moderatörlüğünde bir panel düzenlendi. Panelde deneyimlerini ve kampanyasının bundan sonraki adımlarını paylaşan Cohon, şunları söyledi:

“Yol boyunca çoğu insanın karbon gideriminden daha önce hiç haberdar olmadığını öğrendim. İstanbul’a ulaşmak bir son değil! Bu, yolculuğumuzun başlangıcının sonu. Ufka baktığımda, ‘Walk it Back’ kampanyası, benim yürüyüşümden ziyade karbon giderme kahramanlarından oluşan yeni bir koalisyona işaret ediyor. Ben bayrağı devrediyorum.”

Cohon, bu amaçla, değişime öncülük etmek isteyen aktivist, akademisyen, işletme sahibi ve politika yapıcılardan oluşan bir Gönüllüler Koalisyonu kurulduğunu belirtti.

karbon

Kentler mücadele için önemli

Panelde, WRI Türkiye Direktörü Dr. Güneş Cansız, “Kentler, dünya karasal yüzeyinin sadece yüzde 2’sini kaplamasına rağmen, kentsel alanlar küresel enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 70’inden ve emisyonların yüzde 75’inden sorumlu” diyerek kentlerin mücadeledeki rolüne dikkat çekti.

Craig Cohon’u yolculuğu boyunca destekleyen Kanadalı pek çok büyükelçiden biri olan Jamal Khokhar ise”Craig’i ve ‘Walk it Back’ ekibini, bu konunun önemini vurguladıkları için kutluyorum ve Kanada’nın iklim değişikliğiyle mücadele konusunda güçlü adımlar atarak küresel çabalara öncülük etmesinden gurur duyuyorum” diye konuştu.

Karbon gideriminin iklim değişikliğine karşı ortak eylemin temel bir unsuru olduğunu ve Kanada’nın bu sektörde bir dünya lideri olduğunu vurgulayan Büyükelçi Khokhar, “Çimento içermeyen karbonsuz betondan atmosferdeki karbonu yakalayan teknolojilere kadar, an itibarıyla dünyanın karbondan arındırılmasına yardımcı oluyoruz” dedi.

Cohon ve Gönüllüler Koalisyonu, bu gündemi ABD‘nin New York kentinde gerçekleşecek bir sonraki Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri Zirvesi‘ne ve daha da ileriye taşımakta kararlı. “Karbon giderimi konusundaki diyaloğu devam ettirme gibi bir görevimiz var” diyen Cohon, “Bu yolculuğun sadece ilk 7 milyon adımını attık” diyerek sözlerini noktaladı.

Karbon suçluluğundan iklim eylemine

Özellikle plastik şişelerin üretimi nedeniyle kullanılan petrol ve bu plastik atıkların dünyaya maliyeti nedeniyle dünyanın en büyük kirleticilerinden biri olarak görülen Coca-Cola’nın eski üst düzey yöneticisi ve iş insanı Craig Cohon, 3 Ocak’ta Londra’dan Avrupa kıtasını yürümek üzere yola çıktı. Amacı, küresel ısınmanın önüne geçebilmek için karbon gideriminin önemine dikkat çekmek ve kendisinin de sebep olduğu karbon borcunu ödemekti.

Cohon, karbon ayak izini hesaplatan ilk sivil vatandaştı. Bu deneyim sayesinde yıllar içinde hızlı hayat tarzının kaç ton karbon emisyonuna neden olduğunu hesaplatmış oldu. Coca-Cola ve Cirque du Soleil gibi şirketler için yıllar boyunca uçaklarla dünyayı dolaşan Craig, 13 yıl önce Thames Nehri’nin kıyısında bir tekneye yerleşti.

Cohon, karbon ayak izinin 8 bin 400 ton olduğunu hesaplatmıştı. Bu aşağı yukarı 4 bin araba, ve ortalama bir insanın karbon ayak izinin 28 katı kadardı.

Bu bilgi sonucunda dünyaya karbon borcunu ödeme fikri Cohon için bir takıntıya dönüştü: Yerküremize olan borcunu ödemek atmosferden tüm bu karbonu temizlemek ve dolayısıyla onyıllarca, ya da yüzyıllarca ya da en azından milenyum çocuklarının yaşamı boyunca iklim değişikliğini tersine çevirmekti.

Cohon, bu kararına ilişkin olarak şunları kaydetti:

Benim neslimdeki birçok insan gibi, ben de iklim sorununun aciliyetinin farkında değildim. Ancak karbon emisyonumuzun hala atmosferde olduğunu öğrendiğimde, karbon giderimi yöntemlerini araştırmaya başladım. Çok ciddi, hatta aşırı sayılabilecek bir kararlılık ve yatırım gerektirdiğini farketmesine farkettim ama atmosferden büyük miktarda karbon gidermenin mümkün olduğunu da öğrenmiş bulundum. Teknoloji hazır ve her geçen gün gelişiyor. Ama daha hızlı davranmamız gerekiyor, çok daha adil ve büyük bir ölçekte. Başarabilirsek, iklimle ilgili tarihi değiştirebiliriz.