Ana Sayfa Blog Sayfa 4553

Ermenistan: Uçağın aranacağını biliyorduk, uçakta sadece gıda maddesi var

0

Erzurum’da indirilerek aranan Ermenistan uçağına ilişkin ilk bilgiler gelmeye başladı.Türkiyeli yetkililerden konuyla ilgili henüz doyurucu bir açıklama gelmezken, Ermenistan, uçağın aranmasının iki ülke arasında yapılan önceki görüşmelerde kararlaştırıldığını ve uçağın insani yardım malzemesi taşıdığını bildirdi.

Suriye’de Esad güçleri ile muhalifler arasında devam çatışmalarına ardından, Avrupa, Amerika ve Ermenistan’da Suriyeli Ermeniler için yardım kampanyası düzenleniyor. Erzurum’a indirilen uçak, bu yardım kampanyası sonucunda toplanan yardımların ilk partisini taşıyordu. Agos’a konuşan Ermenistanlı yetkililer, uçağın aranacağının kendilerine bildirildiğini ve bu şartı kabul ettiklerini söyledi.

Oknir Yeğbort (Kardeşine Yardım Et)  kampanyansın organizatörü ve milletvekili Vahan Hovhannisyan, uçakta yardım malzemesi olduğunu doğruladı. Hovhannisyan, uçağın Halep’te bulunan Ermenilere yardım götürmek için havalandığını ve kontrol edileceğini bildiklerini söylediler.

Türk Dışişleri yetkilerinin, kendilerine, uçağın Türkiye’den geçmesi için Türkiye’de bir yerde arama yapılması gerektiğini söylediğini belirten Hovhannisyan, “Biz de bunu kabul ettik. Dışişleri bize Erzurum’u gösterdi. Aramadan sonra uçak, Halep’e devam edecek” dedi

Hovhannisyan, “Uçakta 13 ton gıda malzemesi var. Başlatılan kampanyanın ilk partisi bu uçakta. Yardımlar gelemeye devam ettikçe, göndermeye devam edeceğiz” dedi.

Uçağın ait olduğu Air Armenia şirketinin müdürü ve kendisi de şu anda uçağın içinde olan Arsen Avedisyan, yaptığı açıklamada, Türk basınında yer alan “uçak zorla indirildi” haberlerinin doğru olmadığını, bu işlemin tamamen iki ülke arasındaki anlaşmanın doğal sonucu olduğunu söyledi. Uçakta sadece gıda maddesi olduğunu belirten Avedisyan, aramanın bitmesinin ardından, yollarına devam edeceklerini ifade etti.

(Agos)

 

Vatan’dan al haberi, “Isınma durmuş(muş)”

Vatan Gazetesi bugün yayınlanan nüshasının arka sayfasında “Isınma Durdu” başlığı ile bir haber yayınladı. Haberde özetle küresel ısınmanın sanıldığı gibi bir tehdit oluşturmadığı, hatta uzun yıllar önce ısınmanın durmuş olabileceği iddiası yer alıyordu. Biz de dünya devletlerinin 20 yıldır her sene uğruna zirveler düzenlediği, bir çare bulmak için göstermelik de olsa toplantılar yaptığı, karar alıcıları harekete geçirmek için oluşan halk hareketinin her geçen gün katlanarak arttığı küresel ısınmanın nasıl olupta dünya üzerindeki hemen hemen tüm bilim insanlarının gözünden kaçarak kendi kendine sona ermiş olabileceğini araştırdık.

Öncelikle haberde adı verilen bilimsel kuruluşların söz konusu araştırması ile ilgili arama motorlarında bilgi taradık. Vatan’ın haberinde suyun yüzündeki buz kütlesi misali çok küçük bir detayı iletilen araştırma ile ilgili tüm detaylara vakıf olduk. İki haberi irdeledikten sonra da ülkemizde küresel iklim değişikliği denildiğinde akla ilk gelen isimlerden Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü’nden Prof. Dr. Levent Kurnaz’a danıştık.

İşte asıl gerçekler.

Vatan’ın haberine konu olan araştırmanın tüm detaylarına  business.inquirer.net sitesinde yer alan Seth Borenstein’in haberinden ulaşmak mümkün. Vatan gazetesinin “Isınma Durdu” başlıklı haberinde değinilen, “Güney Kutbunda iklim değişkliği buz kütlesini arttırdı” haberi doğru ama hoca Nasreddin’in “sen ya sayı saymayı bilmiyorsun ya da hiç dayak yemedin” bahsinde olduğu gibi haberde bir endaze sorunu var. Güney Kutbu’nda buz artmakta, fakat Kuzey Kutbu’nda eriyen buzul kütle ile kıyaslandığında bu artışı hesaba dahil etmek bile zul oluyor.

Seth Borenstein’in haberinde görüşlerine yer verdiği bilim insanlarının da vurguladığı gibi iklim kuşkucuları bu durumu kendi görüşleri doğrultusunda çarpıtarak yorumlamaktalar. Antartika (Güney Kutbu) her on yılda %1 oranında buz kütlesini arttırmış olabilir ancak buna mukabil Arktik (Kuzey Kutbu) sadece Eylül ayında tüm yüzölçümünün %5,7’sini kaybetmiş durumda.

Bunun yanında Arktik’te (Kuzey Kutbu) buzların çok hızlı erimesi gezegenin yerleşimi açısından düşünüldüğünde daha fazla yerleşimin bulunduğu Kuzey Yarımkürede bulunanları çok daha fazla etkiliyor. İklimin değişme döngüsünü hızlandıran bu süreç yüksek hava sıcaklıkları ve ani sel baskınlarını da beraberinde getiriyor.

Öte yandan Kuzey Kutbu Buz kütlesi (Arktik) nerdeyse tüm okyanus yüzeyini kaplayacak denli bir ölçekte iken Vatan’ın haberinde, “Orda buz artıyor, demek ki ısınma durdu” dediği Güney Kutbu Buz kütlesi 1,5 ABD kadar bir bölgeyi kaplamakta.

Vatan’ın haberinde adını andığı tüm bilimsel kurumlar, İngiliz Meteoroloji birimi, Colarado Kar ve Buz Veri Merkezi de bilimsel gerçekleri, “güney kutbunda buz kütlesinin rekor artışını” bildirirken bu durumun kuzey kutbundaki buz kütlesinin erimesi yanında hesaba bile alınamayacını da üstüne basarak vurguluyorlar.

Boğaziçi Üniversitesi Fizik Bölümü öğretim görevlisi Prof. Dr. Levent Kurnaz da güney kutbunda gerçektende bir buz artışının olduğunu ancak bunun kuzey kutbundaki buzul erimesinin yanında dikkate değer olmadığını belirtiyor. “Antartika’da buz artışı %10 ise, Arktik’de buzulun erimesi 3 misli” diyen Kurnaz, “Diğer taraftan Kuzey Kutbu’nun altı lacivert, Güney Kutbunun ise beyaz. İklim değişikliğini tetikleyen durumların başında güneş ışınlarının yansıması gelir.  Güney kutbundaki buz artışının bu açıdan da küresel ısınmaya bir etkisi olamaz” şeklinde görüş beyan ediyor.

(Yeşil Gazete, Business Inquirer.net)

GDO hukuku gelişiyor, farkındalık artıyor

İnsan ve çevre sağlığına etkileri açısından tüm dünyada büyük tartışmalar yaratan Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO), gerek mevzuat tartışmaları gerekse gıda güvenliği açısından bir süredir ülke gündeminde yer tutuyor. Ekolojik Yaşam Derneği Bursa’da 6-7 Ekim 2012’de “GDO’ların Sosyal ve Hukuksal Boyutu” başlıklı bir çalıştay düzenledi. BM Küçük Destek Programı Türkiye tarafından desteklenen ve Betam, Greenpeace,Ekoloji Kolektifi, Nilüfer Belediyesi, Nilüfer Kent Konseyi, ZMO ve GDO’ya Hayır Platformu’nun da partnerleri arasında olduğu çalıştayda GDO’lara karşı sosyal örgütlenmeler ve Biyogüvenlik Hukuku tartışıldı. Çalıştayın ilk günü GDO konusunda faaliyet gösteren sivil toplum temsilcileri, bilim insanları, hukukçular ve Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı temsilcileri ve Biyogüvenlik Kurulu başkanı 2 panelde bir araya geldiler. Tartışmaların ana başlıkları GDO’ların kontrol ve denetimi, kamuoyunun farkındalığı ve GDO’lara karşı tepkisi ve gelişmekte olan GDO hukukunun ilkeleriydi.

GDO’da mevcut durum ve gelişen biyogüvenlik hukuku

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yetkilisi Mehmet Çobanoğlu, Türkiye’de GDO’lar konusunda mevcut durumu ve kontrolü başlıklı sunumunda soya, mısır, pamuk, kanola, papaya, domates, şeker pancarı, çeltik ve patatesin GDO açısından riskli ürünler olarak nitelendirildiğini ve ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada, AB Ülkeleri, Geney Afrika, Rusya, Ukrayna’dan bu ürünler ithal ediliyorsa yüzde yüzünün analiz edildiğini belirtti. Son dönemde yapılan kontrollerde 2012 Ocak-Haziran arası 5426 gıda analizinde 51, 767 tohum analizinde ise 26 gdolu ürüne rastlandığını belirtti. Biyogüvenlik Kurulu başkanı Prof. Dr Hakan Yardımcı, Prof.Seralini ve arkadaşlarının Food and Toxicology dergisinde yayınladıkları ve GDO-kanser ilişkisini kanıtlayan bilimsel makaleyi kurulda tartışmaya aldıklarını belirtti.

Sivil toplum temsilcileri GD ürünlerin risk değerlendirilmelerinin nasıl yapıldığını,değerlendirme sürecinin yeterince şeffaf olmadığı konusunda eleştirilerini ilettiler. GDO’ya Hayır Platformu’ndan Av.Emre Baturay Altınok, GD gıda ve yem başvurularını şirketler yerine şirketlerin kurdukları dernek ve federasyonların yaptıklarını, bunun da hukukta bir yeri olmadğını vurguladı. Ayrıca ihtiyat ilkesinin önemli bir ayağının da sağlıklı bilgiye erişim hakkı olduğunu ve yurttaşların Biyogüvenlik Kurulu’nun GDO’ları değerlendiren yaptığı tartışmalarışeffaf bir şekilde ulaşabilmeleri gerektiğini belirtti. Melikşah Üniversitesi’nden Doç. Dr. Ahmet Başözen, GDO’lar konusunda bir hukukun gelişmesindeki zorluğun bu ürünlerin canlı sağlığına ne zaman ve nasıl etki edeceğinin tam bilinmemesi olduğunu ve GDO’dan zarar gören bir tüketicinin Tüketici Mahkemesi’nde,Ticaret Mahkemesi’nde ya da İdari Mahkeme’de dava açabileceğini, çevre ve tüketici örgütlerinin de topluluk davası açabileceğini belirtti.

GDO’lara karşı toplumsal muhalefet

Türkiye’de 2004 yılında başlayan GDO karşıtı hareket, Yeryüzü Dostları’nın Avrupa’daki Canavar Domates Kampanyası’nı çevre, üretici ve tüketici örgüterinin bir araya gelmesiyle 15 ilde gerçekleştirilmiş, topladığı 100 bin imzayı TBMM’ye ileterek GDO’ların yasaklanmasını talep etmişti. Çalıştayda gdo karşıtı hareketin aktörleri, talepleri, kullandığı söylemler, mücadele araçları ve uluslararası bağlantıları ele alındı. Son yıllarda artan gıda aktivizminin bir sonucu olarak belirli bir farkındalık yaratıldığı, tüketicilerin gıdalarını ve tarımsal üretimi sorgulamaya başladıklarını ve GDO’lara insan ve çevre sağlığına olumsuz etkileri, tohumun patentlenmesi, tüketicinin bilgilenme hakkının ve küçük çiftçinin tohumu saklama hakkının elinden alınmasına yol açtığı için karşı durduğu ifade edildi.Panelistler son yıllarda yaptıkları kamuoyu araştırmalarından örnekler vererek toplumun dörtte üçünden fazlasının GDO’lar hakkında bilgi sahibi olduğu ve % 82 oranında da GDO’lara karşı olduğunu ifade ettiler. Muğla Üniversitesi’nden Doç.Dr. Özdemir’in Tübitak desteğiyle yaptığı araştırma, Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin Türkiye’nin 3 bölgesinde gerçekleştirdiği GDO farkındalığı araştırması ve Greenpeace’in kamuoyu anketi benzer sonuçları göstermesi açısından anlamlıydı. Çalıştayın ikinci günü sivil toplum örgütleri,meslek odaları ve baroların temsilcileri, GDO’ya Hayır Plaformu’nun bileşen örgüt temsilcileri ve aktivistlerinin katılımıyla ilk günkü tartışmalar ışığında mevcut sorunların çözümü için ortak çalışmalar ve kampanya düzenleme imkanları tartışıldı.

2010 yılında çıkarılan Biyogüvenlik Kanunu ile birlikte Türkiye’de GDO’ların ekimine yasak getirilirken ithalat izni Biyogüvenlik Kurulu’nun risk ve sosyo-ekonomik değerlendirmesine bağlı kılındı. Öte yandan yasa çıkana kadar çeşitli yönetmeliklerle verilen izinler sonucu genetiği değiştirilmiş 32 çeşit gıdada ve yem bitkisi 6 ay boyunca yoğun bir şekilde girdi ve denetim ve kontrolü mümkün olmadı. Son olarak genetiği değiştirilmiş 3 soya ve 16 mısır çeşidine ithalat izni verilmiş ve bu yemlere etiketleme zorunluluğu getirilmiş, Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu ise gıda amaçlı 29 GDO’lu genle ilgili başvurusunu oluşan toplumsal tepki yüzünden geri çekmişti. Genetiği değiştirilmiş ve yem olarak kullanılacak 3 kolza ve bir şekerpancı çeşidiyle ethanol olarak kullanılacak 22 çeşit GD mısırın başvurusu yolda. Denetimlerde yasak olmasına rağmen GDO’lu gıda ve yem kullanan şirketlere karşı devletin açtığı davalar devam ediyor. Davaların sonuçlarına göre bu şirketlerin isimleri kamuoyuna açıklanabilir.

(Bu yazı ilk olarak yesilgundem.net/ sitesinde yayınlanmıştır)

 


Dr.Barış Gençer Baykan
Bahçeşehir Üniversitesi- Betam

Norveç karbon vergisini iki misline çıkardı

Norveç, Kuzey Denizi’nde faaliyet gösteren petrol şirketlerine uyguladığı karbon vergisini ikiye katlayacağını açıkladı.

Yeni vergi 1 Ocak 2013 tarihinden itibaren yürürlüğe girecek. Norveç Çevre Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre bu tarihten itibaren petrol şirketlerine uygulanan vergi, her ton karbon dioksit için 410 Norveç kronu (72 ABD doları) olacak. Bu artış, Kuzey Denizi’nde faaliyet gösteren petrol şirketlerine halen uygulanan verginin yüzde 100’den fazla artırılması anlamına geliyor. Bunun yanı sıra, Norveç balıkçılık sektörüne uygulamakta olduğu karbon vergisini de ton başına 50 Norveç kronu (9 ABD doları) artırmayı taahhüt etti.

Norveç Çevre Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada dikkat çeken ayrıntılardan birisi de gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum sağlayabilmesi için 10 milyar kronluk (yaklaşık 1.75 milyar ABD doları) yeni kaynak oluşturulması kararı oldu. Norveç hükümetinin Muhafazakar Parti, Hıristiyan Demokrat Parti ve Liberal Parti ile “İklim Anlaşması” üzerinde mutabık kalmasını takiben yayımlanan “beyaz kitap”ta (hükümetlerin bir konuda adım atma niyetini belirten ve politikanın temel ilkelerini belirleyen belge) ayrıca inşaat ve ulaştırma sektörlerinde sera gazı emisyonlarının azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılmasına yönelik kararlar yer alıyor.

(Yeşil GazeteNorveç Çevre Bakanlığı)

Yunanistan’da her dört kişiden biri işsiz

0

Yunanistan’da Temmuz ayında işsiz sayısının yüzde 25’i aştığı açıklandı. Ülkede işsizlik, Temmuz ayına kadarki 12 ay içinde yüzde 7’den fazla artış kaydetti ve İspanya ile aynı düzeye çıktı.

İşsiz sayısının artmasından beş yıldır süren ekonomik durgunluk sorumlu tutulmakla birlikte, hükümetin uyguladığı kapsamlı kemer sıkma önlemleri, kamu kesiminde ve özel sektörde çok sayıda insanın işsiz kalmasına yol açtı.

Yunan gençler arasında ise, işsizlik oranı yüzde 55’i geçiyor.

Son veriler, ülkede kemer sıkma önlemlerini eleştiren kesime yeni bir tartışma dayanağı veriyor. Bu kesimler Yunanistan’a kredi veren yabancıların benimsediği stratejinin tamamiyle hatalı olduğunu, daha fazla kesinti yapılması taleplerinin ülkeyi kopma noktasına getireceğini ve büyümeyi durduracağını savunuyor.

Dış kurtarma paketini eleştirenler, Yunanistan için kurtarma paketinin ve kemer sıkma önlemlerinin uygulanmaya başladığı 2010 Nisan’ından önce, işsizlik oranının sadece yüzde 11,8 olduğunu hatırlatıyorlar.

Ancak Yunan hükümeti katı tavrını değiştirmiyor ve kamu harcamalarında kesinti yapılmazsa verilen dış yardımların kaybedileceğini ve ülkenin iflasa zorlanacağını, bu durumun da işsiz oranını daha da tırmandıracağını kaydediyor.

Bu arada Uluslararası Para Fonu’nun başkanı Christine Lagarde, Yunanistan’a, hükümet borçlanmasını azaltma konusundaki hedeflerine ulaşması için ek iki yıl daha zaman tanınması gerektiğini bildirdi.

(BBC Türkçe)

 

Ağaçları kurtarmak için elektronik kitap

Anadolu Üniversitesi(AÜ) açıköğretim fakültesi öğrencileri için hazırladığı kitapları 3 yıl içinde elektronik kitaba dönüştürerek yılda yaklaşık 350 bin ağacın kesilmesini önleyecek.

Anadolu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Aydın, AÜ’nün şu anda 81 ilde 15 bin kişiye eş zamanlı gözetimli sınav gerçekleştirdiğine işaret ederek, sınavları da online yapma sürecini işlettiklerini belirtti.

AÜ’de yeni bir değişim ve dönüşüm sürecinin başladığını vurgulayan Prof. Dr. Aydın, şöyle konuştu:

”AÜ Açıköğretim Fakültesi kitaplarında yenilenme süreci başlattık. Toplam 523 olan kitap sayımız, üç yıl içinde bin 37’ye yükseldi. Başarılı bir şekilde bu süreci götürürken karşımızı maliyet çıktı. 2012-2013 ders yılı için 20 milyon adet kitap basmakla karşı karşıya kaldık. Bu yaklaşık 20 bin top kağıt anlamına geliyor. Bir ton kağıt için 17 ağaç tüketildiği varsayılırsa yaklaşık 350 bin ağacı her yıl tüketme anlamına geliyor. Kağıdın yüzde 90’ı da ithal ettiğimiz düşünüldüğünde bu cari açık anlamına geliyor. Bu yüzden kağıt kitabı atmaya karar verdik. Bu çok zor bir karar. Bunu gerçekleştirebilmek için teknolojik altyapımızı yeniledik. Eğitimcileri, eğitmek üzere 160 kişilik bir kadro kurduk. Bütün bu kitapları elektronik ortama taşıma sürecini başlattık. Bunları Türkiye’den okuyan bütün öğrencilerin ve toplumun hizmetine sunacağız.”

Açıköğretim sistemi içindeki bütün kitapları 3 yıl gibi bir süre içinde kademeli olarak elektronik kitaba dönüştürme sürecine başladıklarına dikkati çeken Prof. Dr. Aydın, şöyle devam etti:

”Bu yıl 150 kitabı elektronik kitaba dönüştürüyoruz. Bu kitap bir PDF ve CD değil, içinde animasyon var, grafik var, fotoğraflar var. Kitaplar, yazarının kitabın içeriğini belirten bir konuşmasıyla başlıyor. Sonunda kendinizi sınama süreçleri var. 3 yıl sonunda ‘kağıt’ diye bir şey kalmayacak. Türkiye’deki örgün üniversiteler içinde yeni bir model kurmuş oluyoruz. Bu anlamda fevkalade önemli. Yıllık kağıt maliyet tasarrufumuz 100 milyon liradır. Bu maliyeti de Ar-Ge çalışmalarına kaydırma gibi bir çabanın içinde olacağız. AÜ olarak burada bir ilke de imza atmış olacağız.”

(Ntvmsnbc)

 

 

2013’ün kuşu, Su Çulluğu

Almanya’da “Meleyen Kuş” veya “Göklerin Keçisi” olarak da bilinen su çulluğu, 2013 yılının kuşu olarak seçildi. Almanya Çevre Koruma Birliği (Nabu) ve Bavyera Eyaleti Kuş Koruma Derneği (LBV) su çulluğunun, sulak alanları ve bataklıkları korumak için bir sembol olacağını açıkladı. Kurumakta olan sulak alanlar ve bataklıklar yüzünden soyu tükenmekte olan bu kuş iki dernek tarafından yılın kuşu seçildi. Şu anda Almanya’da 5 bin 500 ile 6 bin 700 arası çift su çulluğu yaşıyor. Ülkedeki su çulluklarının sayısı 20 yıl önceye kıyasla neredeyse yarı yarıya oranda azalmış.

Bir martı büyüklüğünde olan su çulluğunun tüyleri beje çalan kahverengi tonlarında, gagası da 7 cm uzunluğundadır. Sesi keçilerin melemesine benzeyen ve bilimsel ismi “Gallinago gallinago” olan bu kuş aynı zamanda “Meleyen Kuş” veya Göklerin Keçisi” olarak da biliniyor.

‘Bataklıklar ve sulak alanlar korunmalı’

Almanya Çevre Koruma Birliği Başkan Yardımcısı Helmut Opitz, Almanya’daki bataklıkların hem doğal hayatı korumak için hem de nesli tükenen hayvanlar için gerekli olan yaşam alanını devam ettirebilmek için korunması gerektiği görüşünde: ”Bataklıklar ve sulak alanlar kurudukça su çulluklarının da yaşam alanları daralıyor. Bu da onların şikâyet etmeleri için büyük bir sebep oluşturuyor.”

Su çulluklarının neslinin tükenmesinin bir başka nedeni ise avcılık. Avrupa Birliği’nde her yıl yarım milyondan fazla su çulluğu avlanıyor. Bavyera Eyaleti Kuş Koruma Derneği Başkanı Ludwig Sothmann, derhal önlem alınması gerektiği görüşünde: ”Avrupa Birliği’nde tüm su çulluklarının avlanması tüm yıl boyunca yasaklanmalı.”

Almanya’da su çulluklarının en sık görüldüğü bölgeler arasında Aşağı Saksonya, Schleswig-Holstein, Mecklenburg-Vorpommern ve Brandenburg eyaletleri başta geliyor. Tüm Avrupa’daki su çulluklarının sayısı ise son yıllarda çok fazla azalmış durumda. Tahminlere göre Avrupa’daki su çulluklarının sayısı 930 bin ile 1,9 milyon çift arasında.

(DW Türkçe)

Finlandiya’dan 5 yıllık Nükleer reaktör gecikmesi için 1,8 milyar euro talebi

0

Finlandiya’da Areva-Siemens ortaklı ile inşasına edilecek olan nükleer reaktörün 5 yıllık bir gecikmeye karşın tamamlanamaması üzerine Finlandiya kamu hizmeti şirlketi TVO, Areva-Siemens’den gecikme bedeli olarak 2,3 milyar dolar (1,8 milyar euro) tazminat talep etti.

Teollisuuden Voima Oyj (TVO) şirketi yaptığı açıklamada uluslararası ticaret hukuku kuralları gereği yaptıkları harcamaların ve gecikme nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması gerektiğini, bu harcama ve kayıpların bir kısmı için kendileirne en az 1,8 milyar euro ödeme yapılması gerektiğini belirtti.

Finlandiya’da yapılması planlanan 1600 megawatt kapasiteli EPR (Basınca Dayanıklı Reaktör) tipi reaktörün türünün ilk örneği olduğu vurgulanıyor. Nükleer reaktörün 2005 yılında başlanan inşası materyal yetersizlikleri ya da yanlış planlama gibi sebeplerle sürekli erteleniyordu.

TVO, reaktör tedarikçisi Areva-Siemens’in 2009’da nükleer reaktörü faaliyete geçirmesi gerektiğini, gecikmeden dolayı sorumlu olduğunu ve bu süre zarfında yaşadıkları kaybı da telefi etmeleri gerektiğini açıkladı.

(Washington Post, Yeşil Gazete)

Felix Baumgartner’den Houston’a, “Dünyadayım”

Avusturyalı sporcu Felix Baumgartner’in, stratosfer tabakasından yeryüzüne atlayışını gerçekleştirerek bir ilki başardı. Baumgartner atlayışını 39 bin metre yükseklikten gerçekleştirdi.. 30 saniyede 980 km hıza ulaştı, 40 saniyede ses hızını geçti.

Uzaydan dünyaya yaptığı atlayışı ile dünyanın ilk gökyüzü dalgıcı ünvanının sahibi olan avusturyalı sporcu ses hızının da üzerine çıktığı yeryüzü yolculuğunda 1.342 km/h hıza ulaştı.

43 yaşındaki sporcu New Mexico’nun 39bin km yukarısında atlayışı için oluşturulan ve balon ile havada sabit kalması sağlanan platformdan atladı ve dünyanın en hızlı serbest düşüş rekorunun da yeni sahibi oldu.

T.S.İ. 18.00 sularında havalanan kapsül, 2 buçuk saatlik bir sürenin sonunda Felix Baumgartner’ı stratosfer tabakasını da geçerek uzay sınırına taşıdı. Önceden hedeflenen 36 bin m yüksekliği de aşarak 39 bin metreye yükselen kapsülde misyon merkeziyle son kontroller tamamlandıktan sonra Baumgartner kapsül penceresini açtı. Atlayışını gerçekleştiren Felix Baumgartner 4 dakika 20 saniye boyunca paraşütsüz halde atlayarak ‘serbest düşüş’ rekorunu kırdıktan sonra paraşütünü açarak inişe devam etti. Aynı zamanda balonla en yüksek irtifaya çıkma rekorunu da kıran Felix, T.S.İ. 21.16’ da planladığı üzere New Mexico’da yere inmeyi başardı.

Stratosferden dünyaya yaptığı başarılı atlama sonunda basına demeç veren Felix Baumgartner, “Orda dünyanın tepesinden yeryüzüne bakarken kibrinizden eser kalmıyor. Ne kıracağım rekorları ne de atlama sonrası elde edilecek bilimsel verileri düşünüyordum. Atlama standında düşündüğüm tek şey hayatta kalabilmekti” şeklinde konuştu.

Felix Baumgartner’in tarihi atlayışını buradan izleyebilirsiniz.

(Yeşil Gazete, BBC)

Ankara’da BDP Kongresi

BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) 2. Olağanüstü Kongresi Ankara Ahmet Taner kışlalı Spor Salonu’nda yapıldı. BDP’nin yeni  PM, MDK ve Eşbaşkanlarını seçtiği 2. Olağanüstü Kongresi’nde  ilk konuşmayı eşbaşkan Gülten Kışanak yaptı. Aclik grevinde olan siyasi tutuklulara, tutuklu siyasi vekillere selam gondererek başladığı konuşmasında Kışanak, Insanlik tarihinin bu evresinde artik otoriter rejimler sonuna gelindiğini belirterek Türkiye’nin ise hükümetin son dönemde izlediği politikalarla kmezhep temelli bolgesel çatısmaya  ve savaşa en yakin ulke durumuna geldiğini söyledi.

Suriye’deki özerk Kürt bölgesine destek çağrısında da bulunan Kışanak  “Türkiye bir yol ayrımında; ya barışı, özgürlüğü seçecek ya da savaş yolunda rotasını kaybedecek” şeklinde konuştu. Kışanak ayrıca 2013’te barış talebi olmayanların Türkiye’yi 2023’e taşıyamayacağını ileri sürdü.

Kışanak, ana dil talebinden vazgeçmediklerini, sessiz kalmayacaklarını ve her yerde direnişe devam edeceklerini ifade etti.

BDP Kongresinde 2. konuşmayı Selahattin Demirtaş yaptı.  BDP Eşbaşkanı Demirtaş, AKP”de yer alan Kürt milletvekillerine “Ya olduğunuz yerde direnin ya da zulmün kalelerini terk edin” çağrısı yaptı. Demirtaş Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’e de sahip çıkarak, “Yaşamını yitiren insanların arkasından ağlama erdemini gösteremeyenlerden olamayacağız. Ölen gerillaya da askere de ağlayacağız. Bugün her birisi için ağlayacağız ki yarın güleceksek hep birlikte gülebilelim” diye konuştu.

Kongre sonunda Selahattin Demirtaş,geçerli 650 oyun tamamını alarak yeniden genel başkanlığa seçildi. Tek listeyle gidilen kongrede, genel başkanlık seçimi için kayıtlı bin 191 delegeden 654’ü oy kullandı. 650 oy geçerli, 4 oy geçersiz kabul edildi. KCK operasyonları nedeniyle tutuklananların yerine PM’de birçok yeni isim yer aldı.

Eşbaşkanlar Demirtaş ve Kışanak ile devam kararı çıkan kongrede ilk kez oluşturulan Akademik Siyasi Danışma Kurulu’na sosyolog yazar İsmail Beşikçi, akademisyen Büşra Ersanlı gibi isimler katıldı. Yeni PM’de ise Uludere’de 7 yakınını kaybeden Ferhat Encü de PM’ye girdi.

“Âkil Adamlar Kurulu” olarak da anılan kurulda ise İsmail Beşikçi, Fikret Başkaya, Yusuf Alataş, Araştırmacı-Yazar Faik Bulut, Akın Birdal, Akademisyen Büşra Ersanlı, Nazan Üstündağ, Onur Hamzaoğlu, Kemal Parlak, Naci Kutlay, Ömer Ağın, Tarık Ziya Ekinci, Feridun Yazar, Erdoğan Aydın , Ayşegül Akış Devecioğlu yer aldı.