Ana Sayfa Blog Sayfa 4447

Erkan Saka: “Aaron Swartz umut verici bir sembole dönüştü”

Yard. Doç. Dr. Erkan Saka

İnternet aktivisti Aaron Swartz’ın intiharı ardından çok şey yazıldı. Yeşil Gazete ekibinden Can Tonbil de, Aaron’u intihara sürüklediği söylenen “akademik makalelerin çalınması” suçlamasını, ya da daha doğru tabiri ile akademik makalelerin  ücretsiz şekilde paylaşması hikayesinin peşine düştü. Bu konuda akademik manada en önemli isimlerden biri olan, Yrd. Doç. Ekran Saka ile hem Aaron Swartz’ı hem de akademik makale endüstrisini konuştuk.

 

Can Tonbil: Aaron Schwartz (tr. Aaron şıvartz) doğru telaffuz ediyorum değil mi? Erkan Saka: “Aaron Swartz” (tr. svartz). En son buna karar kıldım. Swartz’un s’den sonra ch yok ya. Doğrudan sw. Konu ile alakalı birkaç video izleyince bunda karar kıldım.

Aaron Swartz

Sıvords diye geçiyor. Rusların videolarında Şıvords diyor, ama Amerikalılar genelde Sıvords diyor. Telaffuzla alakalı. Evet bayağı çalıştık geçen hafta Sosyal Kafa’da nasıl telaffuz edeceğiz diye. Ölümünden sonra Swartz’la alakalı olan haberlerde, özellikle ölümüne sebep olduğu söylenen davadan bahsediliyor. Yani MIT üniversitesi’nden giriş yaparak JSTOR adlı akademik makale arşivi sitesinden çok sayıda makale indirip, insanlara ücretsiz bir şekilde erişimine açtığı suçlamasıyla yargılandığı davadan.

Evet, şuradan da indiriyorum (torrent programını gösteriyor).

İnternete yüklediler mi?

Onun anısına 32 gigabyte’lık bir torrent dolaşıyor. Bütün o videoları, makaleleri desteklemek için ben de açtım iniyor. 32 gigabyte, daha çok zamanı var inmesine de.

Bu dava üzerinden baktığımız zaman Aaron Swartz’ın daha geçmişi de var. Reddit’in kurucularından tutun da ACTA, SOPA ve PİPA gibi interneti denetim altına almak isteyen yasalara karşı da oldukça çaba sarfeden bir isimden bahsediyoruz.

Evet, en son şeylerinden biri o. Zaten en son kurduğu NGO da biraz böyle bu tip daha lobi aktivizmle ilgili şeylerdi.

Demand Progres değil mi?

Evet. Bu aktivizm hareketlerinde de bu derneğin büyük rolü var. Anladığım kadarıyla da, bu çalışmaları  içinde son odaklandığı çalışmalar da, hükümetlere de baskı yapacak bir lobi çalışmalarıydı. O SOPA* karşıtı şeylerde onun parçasıydı gördüğüm kadarıyla. Birde tabi hükümet daha user friendly bu bağlamda. Dinliyor gibi en azından Obama Hükümeti. Kendisi de zaten oradan. Tam o dijital kuşağın bir bakıma sonucu gibi bir yerde Obama’nın başarısı. Kısmen tabii, tamamen ona indirgenemez de. O bakımdan herhalde en son faaliyeti oydu. Önceki işleri daha teknik katkılardı.

Kanıtlanmamış olsa da, bu torrentin içeriğini insanlara ücretsiz olarak dağıtma ne gibi bir cezai sorumluluk getiriyor?

Hukuki ayrıntıları çok iyi bilmiyorum ama gördüğüm kadarıyla bu suçlama biraz da ibret olsun diye Aaron’ın üzerine gidilmesinden ibaret. O yüzden, zaten savcının da görevden alınmasına dair bir imza kampanyası var. Örnek olsun mesajı vermek istiyorlar. Sonra savcı da açıklama yapmak zorunda kaldı. Onlar bile bunun klasik manada çalma, hırsızlık faaliyeti olduğunu düşünmüyorlardı. Ama onun açacağı kapıyı kapamaya çalıştılar.

Peki bu kapıyı açmasındaki hikaye nasıldı?

Kapıyı açmak tanımlanmamış alana girmek demekti. Tanımlanmamış derken, internet özgürlüğü aktivistleri için çok açık bir alan var. Bilginin kamusallaşması ve açık hale getirilmesinden bahsediyorum. Hatta çoğu akademisyen de bu görüşte. Ama orada bu, fikri mülkiyet hakları meselesinin bir cephesi. Diğer cephede de  akademik yayıncılar var. Şimdi bazı ürünler vardır ki bireysel olarak sahip olman gerekir. Mesela arabamın herkes tarafından sürülmesini, açık hale gelmesini istemem. Herkes kullansın diye almam o arabayı.  Ama bilgi aynı şey değil. Farklı bir anlamı var bilginin. Fakat bu da fikri mülkiyet hakları çerçevesinde metalaştırılmaya çalışılıyor. Bir yere kadar meta olmuş durumda zaten kapitalist sistemde. insanlar da bilginin, araba gibi ya da benzer diğer ürünler gibi aynı seviyeye gelmemesi için mücadele ediyor. Aaron da bunlardan birisiydi. Ortalama bir akademisyen de Aaron’la aynı görüşte. Yani bir bakıma benim makalemin satılması okunmasına engel oluyor. Aslında üniversite yönetimlerinin de işine gelen bir sistem değil bu. Çünkü Üniversiteler o üretimi yapan akademisyenlerin maaşını zaten ödüyor ve ayrıca akademisyenler araştırma fonlarından da para alıyor. Üniversiteler ürettiği bilginin, maaşını ödeyip ürettirdiği bilginin bir daha parasını ödemek zorunda kalıyor. Üniversite yönetimi tarafından bakıldığında da, Aaron açısından durum benzer. Aaron harekete geçerek, bu meselenin bir daha tartışılmasını sağladı.

Unutulmuş bir tartışma mıydı bu?

Aslında değil. Ama hep üstü kapatılmaya çalışılıyordu. “Copyright”cılar bunu da dayatıyorlar. “Bak bu da mülkiyettir. Bunu paylaşman=çalmak demektir” diyorlar. Bunun dağıtımı açıkça suçtur demeye çalışıyorlar. 
Aaron’da, bir bakıma o hareketiyle buna tam damardan bir karşılık verdi. Olayın sonucu olarak da, savcı da bir bakıma copyright’cıların sözcüsü haline geldi. Aaron’ı en ağır şekilde cezalandırmaya çalıştı. Süreç böyle başlamış oldu diyebiliriz.

Sistemin nasıl işlediğine dair bahsetmek gerekirse bu işleyiş nasıl oluyor? Akademik bir makale yazdınız diyelim ve bir dergiye gönderdiniz. Bu aşamadan sonra işler nasıl ilerliyor?

Genelde akademik üretim çok çeşitlidir ama özünde bu sertifikasyon süreci için hakemli denen bir süreçten geçilmesi lazımdır. Bu bir dergi olabilir, kitap olabilir, kitabın bir bölümü olabilir ya da kitabın tamamı olabilir. Akademik yayıncı kitabı yine bir hakeme gönderir . Her halükarda böyle bir hakemli süreçten geçer. Uzun bir süreçtir çoğu zaman. O indeks işlerinde bir takım özel hiyerarşiler de vardır. Bir makalenin indeks’li bir dergide yayınlanması iki üç yılı bulur. Şu anda akademik üretimin reyting sistemi böyle. Aslında özüne bakılırsa aynı sistem için açık kaynaklı dergilerde uygulamaya girmeye başladı. Artık böyle dergiler de var. Şimdiye kadar ki süreç, bir akademik yayıncı var, onun düzenlendiği kitap yayınları var, çalışmanı yayınlanması için onlara gönderiyorsun, onlar da basıyordu. Sonra kütüphaneler de satın alıyordu. Ya da istersek alıyorduk.

Satın alınırken ödenen para kimin cebine giriyor peki?

Yazarlar çok para almaz.

Yani akademik dergilerin oluşturduğu bir tekelden bahsedebilmemiz  mümkün.

Tabii. Düşünüyorum da, yazarlarına para veren akademik dergiler var mıdır?… Olabilir ama bu beklenen bir şey bile değil. Çünkü akademisyenler için önemli olan çalışmalarının orada yayınlanması. O yüzden aslında akademik dergiler açısından yayıncılık çok karlı bir sektör. Genellikle iyi bir akademik dergi yüksek meblağlar karşılığında bütün kütüphaneler tarafından satın alınacaktır. Kütüphanelerde bunu kullanıcılarına açıyor. Genelde bireysel harcamalar yetmez bu makaleleri almaya. İşte kitap sıradan nitelikteki bir kitap 10 Dolar civarındadır, ama bir akademik yayın 20 Dolardan aşağı değildir.

Peki alternatif yok mu?

Var aslında. Epeydir bu konu konuşuluyor aslında. Ama işte burada aktörler çok önemli. Yani akademinin içindeki karar verici konumundaki akademisyenlerin tavırları da önemli. Onlar “makalelerinizi nerede yayınlatacağız” diye düşünüyorlar. İnternet teknolojisi ile gelen dönüşüm, her alanda olduğu gibi bu alanda da devam ediyor tabii. Aslında genç akademisyenler açık kaynağa ilgi duyuyor. Ama onların ilgi duyması da yetmiyor, çünkü o genç akademisyenlerin daha doçent olmaları, profesör olmaları lazım. O doçentliği profesörlüğü verecek olan kişilerde jürilerdeki eski akademisyenler. Onların hoşuna gitmiyor bu açık kaynak olayı.

Yani jenerasyon farkı var.

O yüzden açık kaynak o kadar hızlı yayılamıyor. Ama teorik olarak. Eğer hakemli bir süreç oluyorsa ve bir değerlendirmeden geçiyorsa, neden bunu açık kaynaklı bir platformda yayınlamayalım ki? Ama itibarlı dergiler, bu eski tip üretim anlayışına sahip. Kara verici konumda da sıfatı büyük olan hocalar var. Tekrar etmek gerekirse, henüz onlar da pek yanaşmıyorlar bu işe.

Peki Ama zaman yavaşta olsa bir değişim var diyebilir miyiz?

Tabii tabi. Kesinlikle bir sürü open access journal var halihazırda. Bir google-lama da çıkar. Dönüşüm başladı. Ama dediğim gibi eksik. Örneğin e-kitaplar. Tartışılan şey hala e-kitap yayından sayılır mı sayılmaz mı? Bir kesinlik yok. Bazı jüriler kabul ediyor bazıları kabul etmiyor. Benim doçentliğe başvururken yazdığım iki e-kitap var, ama bilmiyorum kabul ederler mi?

E-kitap olarak dediğiniz…

Yine bir yayınevi tarafından basılıyor. Ama teorik olarak niye olmasın? Sonuçta yayın. Ama orada hakem bu çalışma sadece internette yayınlanmış derse ne olur bilemiyorum. Sonuçta jüri üyelerinin çoğunluğunun bu şekilde düşünebilme ihtimalleri var.

Arada gerçekten de bir jenerasyon farkı var.

Tabii var. Yani anlamaya çalışıyorum. Akademik üretimin biraz ciddiyet kazanması açısından hakemlik kurumu önemli. Bununla beraber, hakemlik kurumunun çok iyi işlemediğine dair de  birçok eleştiri var. Bir taraftan da, bahsettiğim bu büyük dergilerde de bazı yazıların hep aynı kişiler tarafından, aynı networkler çevresinde üretildiğini görüyorsunuz. Ama bir oturmuş bir reyting sistemi var. Televizyonda sevmezdik ama sistem çökmeden önce sektör reytinge bakardı. Benzer bir durumda da hakemli dergiler için söyleyebilmek mümkün.

Aaron Swartz meselesine dönecek olursak, böyle bir insanın ölümü ile beraber  tekrardan mücadele bitmiştir ya da ACTA, SOPA ve PIPA’nın önümüzdeki Obama’nın ikinci yılında tekrardan gündeme gelmesini öngörüyor musunuz?

Bu Aaron’a ait bir olay değil. Hatta birçok insan ölmeden önce Aaron Swartz ismini bile duymamıştı. Bence bu artık kişinin ötesinde bir hareket. Aaron’da bir kahramana dönüştü. Keşke ölmeseydi ama onun ölümü aslında bir tür onun davasını yürütenler için bence bir sembol oldu. Yoksa bir yere gitmeyecek. Ama şu var, SOPA’nın bir defa engellenmesi, SOPA bitti anlamına gelmez. Bu telif hakçıları büyük bir sektör. Kolay pes etmeyecekler zaten. Hiç bir internet aktivistinin de “Oh biz kazandık, oturalım” deme lüksü de yok. O yüzden önümüzdeki aylarda ve yıllarda bu hareket devam edecek.

Kaldığı yerden…

Tabii tabii, aynen. Bence bir bilinçlenme oldu. Uzun zamandır bu kadar duygusal metinler görmemiştim. Aaron gerçekten de önemli bir karaktermiş. İnternet için bir kayıp ama internette zaten yeni sıçramalar yapıyor. Ve internet aktivistleri devam ediyor, çok açık uçlu bir kaynaktan bahsediyoruz. Her gün yeni bir araç çıkıyor, yeni bir şey çıkıyor. Yani Aaron’la bitmez bu olay ama Aaron bir sembole dönüştü. Ümit verici bir sembole dönüştü. Röportaj:

M.Can Tonbil – Yeşil Gazete

İşte Sundance ödülleri

Bağımsız sinemanın en önemli merkezlerinden biri sayılan Sundance Film Festivali, düzenlenen ödül töreniyle sona erdi.

Ryan Coogler

Amerika’nın en geniş katılımlı festivali sayılan Sundance tüm dünyadan yenilikçi ve bağımsız yeni filmleri sinemaseverlerle buluştururken, gösterimi yapılan düşük bütçeli filmleri dünyaya tanıtıyor. Bu yıl festivalde, ”Fruitvale’‘ adlı dramatik anlatı ve ”Blood Brother” belgeseli, izleyici ve jüri ödüllerini aldı.

Fruitvale, California’da bir toplu taşıma durağında vurularak öldürülen 22 yaşındaki Oscar Grant’ın gerçek hikâyesine dayanıyor. Hikâyeyi yazan ve yöneten 26 yaşındaki Ryan Coogler, Radikal’in haberine göre, festivalin en büyük ödülünü alırken yaptığı konuşmada, insanların sevdiklerini ve tanımadıklarını nasıl iyileştirdiği hakkında bir film yaptığını söyledi.

Coogler, ”Bu ödül evim ve aynı zamanda Oscar Grant’ın yaşadığı, nefes aldığı, sevdiği, uyuduğu, kavga ettiği, eğlendiği ve 22 yıl hayatta kaldığı yer olan Bay Area’ya gidiyor” diye konuştu.

Ödülü kazanan diğer yapım ”Blood Brother” adlı belgesel de HIV taşıyan yetimlerle çalışmak için Hindistan’a giden genç Amerikalı Rocky Braat’ı anlatıyor. USA Today’in haberine göre filmin yönetmeni Steve Hoover, aldığı ödülün birçok çocuk için cesaret verici olacağını çünkü hayatlarının çok zorlu olduğunu ve kimsenin onların ismini bilmediğini söyledi.

Festivalde, Kamboçya filmi ”A River Changes Course” uluslararası belgesel dalında ve Güney Kore ‘nin dramatik anlatı türündeki filmi ”Jiseul” dünya sineması dalında ödül kazandı.

İşte 2013 Sundance Film Festivali’nde kazananlar listesi;

ABD Büyük Jüri Ödülü, Dramatik: Fruitvale

ABD Büyük Jüri Ödülü, Belgesel: Blood Brother

Dünya Sineması Jüri Büyük Ödülü, Dramatik: Jiseul

Dünya Sineması Jüri Büyük Ödülü, Belgesel: A River Changes Course

İzleyici Ödülü, Dünya Sineması, Dramatik: Metro Manila

İzleyici Ödülü, Dünya Sineması, Belgesel: The Square

İzleyici Ödülü, ABD, Dramatik: Fruitvale

İzleyici Ödülü, ABD, Belgesel: Blood Brother

İzleyici Ödülü, En İyi ikinci: This is Martin Bonner

Yönetmenlik Ödülü, ABD, Dramatik: Afternoon Delight

Yönetmenlik Ödülü, ABD, belgesel : Cutie and the Boxer

Yönetmenlik Ödülü, Dünya Sineması, Dramatik: Crystal Fairy

Yönetmenlik Ödülü, Dünya Sineması, Belgesel: The Machine Which Makes Everything Disappear

Görüntü Yönetmeni Ödülü, Dünya Sineması, Dramatik: Lasting

Görüntü Yönetmeni Ödülü, ABD, Belgesel: Dirty Wars

Görüntü Yönetmeni Ödülü, ABD, Dramatik: Ain’t Them Bodies Saints

Görüntü Yönetmeni Ödülü, ABD, Dramatik: Mother of George

Görüntü Yönetmeni Ödülü, Dünya Sineması, Belgesel: Who Is Dayani Cristal?

Filmcilik Başarısında ABD Belgesel Jüri Özel Ödülü: Inequality for All

Filmcilik Başarısında ABD Belgesel Jüri Özel Ödülü: American Promise

Oyunculukta ABD Dram Jüri Özel Ödülü: Miles Teller and Shailene Woodley,The Spectacular Now

Ses Tasarımı ABD Dram Jüri Özel Ödülü: Shane Carruth and Johnny Marshall, Upstream Color

Dünya Sineması Dramatik Jüri Özel Ödülü: Circles

Punk Ruhunda Dünya Sineması Belgesel Jüri Özel Ödülü: Pussy Riot — A Punk Prayer

Dünya Sineması Belgesel Düzenleme Ödülü : The Summit

ABD Belgesel Düzenleme Ödülü: Gideon’s Army

Senaryo Ödülü, Dünya Sineması, Dramatik: Wajma (An Afghan Love Story)

Waldo Salt Senaryo Ödülü: U.S. dramatic : In A World…

Alfred P. Sloan Film Ödülü: Computer Chess

Kısa Film Jüri Büyük Ödülü: The Whistle

Kısa Film Jüri Ödülü, ABD kurgu: Whiplash

Kısa Film Jüri Ödülü, uluslararası kurgu: The Date

Kısa Film Jüri Ödülü, non-fiction: Skinningrove

Kısa Film Jüri Ödülü, animasyon: Irish Folk Furniture

 

Yeşil Gazete, USA Today, Sundance.org, CBSNews, Radikal

Brezilya’da gece kulubünde yangın: 245 ölü

Brezilya’da polis, ülkenin güneyinde bulunan bir gece kulübünde çıkan yangında 245 kişinin öldüğünü açıkladı.

Polis, adı Kiss olan gece kulübünde çıkan yangının bir grubun sahneye çıktığı sırada ateşlediği havai fişek gösterisinden kaynaklandığını söylüyor. Kiss gece kulübü Santa Maria şehrinde bulunuyor.

Şili’ye yaptığı resmi geziyi yarıda kesip Brezilya’ya dönen Cumhurbaşkanı Dilma Rousseff, kurbanların ailelerine yardımcı olunması için gereken her şeyin yapılacağını açıkladı. Şili’de yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanı ayrıca “Brezilya halkına Santa Maria halkıyla omuz omuza olduğumuzu söylemek isterim. Bu büyük hüzne rağmen bunun üstesinden geleceğiz.” dedi.

BBC’ye konuşan bir itfaiye çalışanı hayatında daha önce bu kadar büyük bir felaket görmediğini; kurbanların “çok genç” olduğunu söylüyor. BBC’nin Sao Paulo’da bulunan muhabiri Gary Duffy yetkililerin önceliğinin cesetlerin kimliklerinin belirlenmesi olduğunu; dikkatlerin daha sonra gece kulübündeki güvenlik önlemlerine yoğunlaşacağını aktarıyor.

Yangın, gece 02:00 sularında bir müzik grubunun sahne almasının ardından başladı. Kulüpte bu sırada 300 ila 500 kişi olduğu tahmin ediliyor. İtfaiye ekipleri içeridekilerin kaçabilmesi için bir duvarı kırdıklarını söylüyor.

BBC Brezilya Servisi’ne konuşan itfaiye çalışanı Arthur Rigue, “Hayatımda daha önce böyle büyük bir felaket görmedim. Kurbanlar çok genç. Kulübün belli noktalarında cesetler üst üste yığılmıştı. Bazıları tuvaletteydi. Duman zehirlenmesinden ölmüşler.” dedi.

Şehirdeki morgda yer kalmadığından yakınlardaki bir spor salonu morga dönüştürüldüğü belirtildi.

(BBC Türkçe, Associated Press)

 

 

Fransa’da 400 bin kişi eşcinsel evliliğe destek için yürüdü

Fransa’nın başkenti Paris’te yüzbinlerce kişi haftasonu, hükümetin eşcinsel evliliklere izin veren yasa tasarısına destek vermek için Paris’in Denfert-Rochereau meydanında yürüyüş düzenledi. Polise göre 125 bin; göstericilere göre ise 400 bin kişinin katıldığı eyleme sol eğilimli siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları da destek verdi. İki hafta önce düzenlenen ve 340 bin kişinin katıldığı yürüyüşte eşcinsel evliliğe karşı olanlar yasanın geçmemesi yönünde görüş bildirmişlerdi.

Eşcinsel evliliğe destek gösterileri Paris dışında Toulouse, Lyon, Montpellier ve Bordeaux kentlerinde de gerçekleşti.

Eski futbolcu Lillian Thuram ile eşcinsel olduğunu açıklamaktan çekinmeyen Paris Belediye Başkanı Bertrand Delanoe de yürüyüşe katıldı. Her iki isim de söz konusu yasanın ‘eşitliğin bir gereği’ olduğunu belirterek; ‘Fransa’da çoğunluk bu görüşü savunuyor.Sert, tutucu ve bazen saldırgan tepkiler karşısında bizim mücadele etmemiz gerektiğine inanıyoruz” şeklinde görüş beyan ettiler.

Fransa Başkanı Francois Hollande geçen yılki seçim kampanyası sırasında eşcinsel evliliklerle ilgili adım atacağının sözünü vermişti. Fransada eşcinsel çiftler sosyal kurumlara birlikte olduklarını beyan edebiliyor ancak diğer evli çiftler ile aynı haklara sahip değiller.

Fransa’da Sosyalist hükümetin hazırladığı tasarı, Salı günü meclis genel kurulunda görüşülmeye başlanacak. Ülkede merkez sağ partiler ile kilisenin yanısıra 5 milyonu geçen müslüman nüfüsun da eşcinsel çiftlerin evlenmesine ve evlat edinmesine karşı çıktıkları belirtiliyor.

Yasa tasarısı kabul edilir ise Fransa, eşcinsel evliliğe kanunen olanak tanıyan dünyadaki 12. ülke olacak.

(Deutsche Welle, Euronews, AFP, Yeşil Gazete)

 

Mısır Devlet Başkanı Mursi’den 3 kente olağanüstü hal ilanı

0

Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi, kanlı olaylara sahne olan Bur Said, Süveyş ve İsmailiye kentlerinde olağanüstü hal ilan etti. Mursi, ulusa sesleniş konuşmasında, üç kentte 30 gün boyunca 21.00 ile 06.00 arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacağını söyledi.

Port Said olarak da bilinen Bur Said’de bir holiganizm davasında 21 kişiye ölüm cezası verilmesinin ardından patlak veren olaylarda en az 33 kişinin öldüğü belirtiliyor. Başkent Kahir’de de ise Mursi’nin politikalarını protesto edenler dört gündür Tahrir Meydanı’nda polisle çatışıyor. Hükümete yöneltilen eleştirilerin başında, yeni anayasanın ifade ve inanç özgürlüğünü korumaması ve ekonomik koşulların iyice kötüleşmesi geliyor.

Bur Said’de geçen yıl El Masri futbol takımıyla karşılaşan Kahire’nin El Ahli takımı futbolcuları ve taraftarları maçın ardından saldırıya uğramış; izdiham, bıçaklama ve darp sonucu 74 kişi hayatını kaybetmişti. Bu olayla ilgili olarak yargılanan 21 kişiye ölüm cezası verilmesi üzerine Bur Said kenti yine karıştı. El Masri taraftaları tutukevine ve karakola saldırdı.

El Ahli takımı taraftarları, Hüsnü Mübarek’in 30 yıllık iktidarına son veren devrim sürecinde Tahrir Meydanı’nda ön saflardaydı.

(BBC Türkçe)

 

 

Pınar Selek davasında söz sırası savunmanın

Mısır Çarşısı’nda 15 yıl önce meydana gelen patlamayla ilgili davada, daha önce 2 kez beraat etmiş olduğu halde 3. beraati Yargıtay tarafından bozulan ve 24 Ocak’ta yapılan duruşmada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan sosyolog Pınar Selek yaptığı basın açıklaması ile mücadelesine ölene kadar devam edeceğini söyledi.

Selek’in siyaset bilimler alanında doktora tezini hazırladığı Strasbourg Üniversitesi rektörü Alain Beretz ise Pınar Selek’e üniversite olarak tam destek verdiklerini belirterek, “Pınar’a dokunmak isteyen, önce bize dokunacak.” dedi.

Selek, “Diğerlerine gözdağı vermek için beni seçtiler”

Fransa’nın Strasbourg kentinde basın toplantısı düzenleyen Selek, karar karşısında büyük bir şok yaşadığını kaydederken, “Ülkeme dönmek için mücadele edeceğim” dedi.

“Ben hukuki mücadeleye inanıyorum. Her zaman inandım çünkü dedem avukattı, babam avukat, her zaman hukuki bir mücadele içerisinde yaşadım. Bu demokratik mücadelenin bir parçası.Kendimi çok kötü, yorgun hissediyorum vesaire. Ama yine de gücümüz var ve sonuna kadar devam edeceğiz. Ülkeme dönmek için gereken her şeyi yapacağım. İlk olarak bunu diyorum çünkü İstanbul’a aşığım. Gerçekten aşığım. Tüm sevdiklerim orada. Gitmek için her şeyi yapacağım” şeklinde konuşan Selek, Türkiye’de hiçkimsenin hukuki güvencesinin olmadığının altını çizerek, “Çünkü beraat bile olsa ertesi gün değiştirebilirler. Yargılanmadan bir senedir tutukevinde olan pek çok kişi var dedi

İstanbul’daki karar davasını izleyen Alman gazeteci-yazar Günther Wallraff da Pınar Selek’in Strasbourg’da düzenlendiği toplantıya katıldı. Wallraff, “Bu, siyasi amaçlı bir davaydı ve en karanlık zamanlara yeniden dönülüyor” sözleriyle tepkisini dile getirdi. PEN Yazarlar Derneği’nin Almanya şubesi de davadan çıkan kararla ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada, “PEN, Türkiye’nin bir hukuk devleti olup olmadığına ilişkin yoğun şüphe uyandıran bu mahkeme kararını şiddetle protesto etmektedir”denildi.

Straousbourg Üniversitesi Rektörü, “Pınar’a dokunmak isteyen, önce bize dokunacak.”

Öte yandan Selek’in halen doktora tezini yazdığı Straousbourg Üniversitesi de Pınar Selek’e tam destek verdi. Strasbourg Üniversitesi Rektörü Alain Beretz, üniversite yöneticileri ve öğrenci temsilcileri ile yaptığı toplantının ardından “Pınar Selek özgür bir araştırmacı olarak çalışmalarını sürdürecek.” açıklamasını yaptı.

Türkiye’deki kararın meşru olmadığını belirten Beretz, “Pınar Selek üniversitenin koruması altındadır. Üniversiteyi çiğnemeden kimse ona dokunamaz. Biz araştırmacımızın arkasındayız. Ne olursa olsun onu vermeyeceğiz. Sonuç ne olursa olsun, bu süreç ne kadar sürerse sürsün, biz onu bir an bile yalnız bırakmayacağız. Pınar’a dokunmak isteyen, önce bize dokunacak.” dedi.

Pınar Selek’in de hazır bulunduğu ve dakikalarca alkışlandığı toplantıda, Selek’e tüm üniversiteyi etrafında birleştirdiği için teşekkür edildi.

(Pınar Selek.com, Deutsche Welle Türkçe, T24, Yeşil Gazete)

 

Samatya’da dayanışma eylemi: “Ermeni komşuma dokunma”

Fotoğraf: Erdem Vardar

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) İstanbul Meclisi üyeleri Pazar günü saat 13.00’de Kocamustafapaşa Meydanı’nda toplanarak saldırıları protesto etti. Buradan Samatya Meydanı’na yürüyen grup ellerinde “Ermeni komşuma dokunma”, “Irkçılığa geçit yok” yazılı pankartlar taşıyarak, “Ermeni halkı yalnız değildir” şeklinde slogan attı.

Samatya’da 28 Aralık’ta 2012 de öldürülen Maritsa Küçük’ün evinin önüne karanfiller atıldı. Küçük’ün evinin bulunduğu sokaktaki vatandaşlar da evlerinin balkonundan alkışlayarak eyleme destek verdi.

“Ermeni halkının yanındayız, ırkçılığa geçit vermeyeceğiz” pankartları taşınan yürüyüşe milletvekilleri Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü’nün yanı sıra Akın Birdal, Hosrof Dink, Garo Paylan, Ufuk Uras, Ferhat Tunç ve Suavi de katıldı. Ferhat Tunç “Sarı Gelin” türküsünü Ermenice ve Türkçe olarak seslendirdi.

Samatya Meydanı’nda bir konuşma yapan TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyesi ve Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, saldırıların ırkçı zihniyetle gerçekleştiğine dikkat çekerek bu saldırıları araştırması gereken emniyet teşkilatının bizzat saldırıların sorumlusu olabileceğinden şüphe ettiklerini söyledi.

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ise, hükümeti eleştirerek “Tek dil, tek din, tek millet dediniz. Nefretin dilini kurdunuz” dedi. Tuncel, nefret suçlarını düzenleyen yasanın geçmesi için parlamentoda mücadele ettiklerini dile getirdi.

Samatya Meydanı’nda Halkların Demokratik Kongresi İstanbul Meclisi adına basın açıklamasını okuyan Ahmet Saymadi hükümeti eleştirerek, Ermenilerin yoğun yaşadığı Samatya semtinde bir süredir Ermenilere yönelik sistematik saldırıların gerçekleştiğini belirterek hayatını kaybeden Ermeni vatandaşların isimlerini okuyarak, saldırıları kınadı. Saymadi, münferit gibi görünen saldırının sistematikleşmesi ve gerçekleştirilme biçimlerinin birbirine çok benzemesine vurgu yaptı. Saldırıların Ermeni Soykırımı’nın 100. yılı olan 2015’e yaklaşılırken devletin izleyeceği politikanın habercisi olduğunu belirten Saymadi, Ermenilere yönelik bu saldırıların ilk olmadığına dikkat çekti.

Hrant Dink cinayetinde ihmali olan Muammer Güler’in İçişleri Bakanı olduğuna dikkat çeken Saymadi, “Maritsa Küçük’ün katillerini Muammer Güler’in yönettiği polis teşkilatı mı bulacak? O katilleri Hrant’ı yargılayan hâkimler mi yargılayacak? Bu kaza kurşunları, tesadüf cinayetler hep Ermenileri mi bulacak?” diye sordu.

(DHAAgos)

William Blake hayranlarına müjde

Manchester Üniversitesi’ne ait kütüphanede İngiliz şair ve ressam William Blake’e ait 350 adet gravür keşfedildi.

William Blake sanatından bir örnek: 1795 Mordechai Feingold adlı kitabından "Newton", "Newton Moment." (New York Public Library / Oxford University Press)

Araştırmacılar Manchester Üniversitesi’ne bağlı John Rylands Kütüphanesi’nin arşivinde, Romantik akımın en önemli temsilcilerinden William Blake’e ait uzun zamandır kayıp olan 350 adet gravürü keşfetti.

Blake uzmanı ve Manchester Üniversitesi Sanat Tarihçisi Colin Trodd tarafından denetlenen araştırma grubu, iki yıllık araştırmanın sonucunda Blake tarafından tasarlanmış gravürlerin yanı sıra aralarında Edward Young’un “Night Thoughts” kitabının da yer aldığı, Blake’in kendisinin çizdiği renkli kitap illüstrasyonları da ortaya çıkarttılar.

William Blake

William Blake’in arşivde keşfedilen koleksiyonunun gelecek ay John Rylands Kütüphanesi’nin sergilenmesi bekleniyor.

1757 yılında Londra’da doğan Blake’in yaşamı boyunca tanınmayan çalışmaları, hem şiir hem de görsel sanatlar tarihinde yeni ufuklar açıcı olarak düşünülüyor. Onun görsel sanatçılığı çağdaş bir eleştirmence “açık arayla İngiltere’nin ürettiği on mükemmel sanatçı” sözüyle açıklanmıştır. Kişisel görüşleri yüzünden çağdaşları tarafından deli olarak görülen Blake, daha sonra eleştirmenler tarafından yapıtları, anlatım gücü, yaratıcılığı, felsefi ve gizemli eğilimi yüksek takdir gördü. 18. yüzyılda ortaya çıktığı için resimleri ve şiirleri hem romantik akımın, hem de romantik akımı öncesinin parçasıdır. Bugüne kadar “Masumiyet Şarkıları” (1789) ve “Deneyim Şarkıları” (1794) en tanınmış eserleriydi.

The Independent, LATimes, ntvmsnbc, Yeşil Gazete

Genç Ahali’den kış kampı

Hem Yeşil, hem Sol şenlikli bir gençlik oluşumu için kolları sıvayan Genç Ahali, düzenlediği kış kampına tüm gençleri çağırıyor.

9-10 Şubat tarihlerinde, Buğday Derneği’nin Çamtepe’de bulunan Ekolojik Yaşam Kültür Merkezi’nin evsahipliğiyle düzenlenecek kış kampının duyurusunda “…Atölyeler, tartışmalar, oyunlar, müzik, dans ve eğlence… Ne ararsınız var!” deniyor.

Katılmak isteyenlerin [email protected] veya [email protected] adreslerine bir mail atarak detaylı bilgi alabileceğinin belirtildiği kış kampının tam duyurusu işe şöyle:

“Haydi gençler kış kampına!

‘Üşürsünüz, hasta olursunuz’,

‘elektrik yoktur orada, kalırsınız dağ başında’,

‘kış günü hiç kamp mı olurmuş’ dediler, aldırmadık!

Genç Ahali’ye bir mail düştü ve neredeyse bir günde “kampı yapıyoruz” dedik, başladık çalışmaya.

9-10 Şubat’ta Buğday Derneği’nin Çamtepe’deki Ekolojik Yaşam Kültürü Merkezi bize ev sahipliği yapacak.

Atölyeler, tartışmalar, oyunlar, müzik, dans, eğlence ne ararsanız…

Merakla beklenen kamp programını yakında paylaşacağız.”

(Yeşil Gazete)

 

Neyzen Tevfik’i ölümünün 60. yılında saygıyla anıyoruz

0

24 Mart 1879’da Bodrum’da doğup, 28 Ocak 1953’te İstanbul’da vefat eden şair ve Neyzen Tevfik, kendine has hicivleri ve hayat tarzıyla adını duyurmuş deyim yerindeyse efsaneleşmiştir. Urla’da amatör bir neyzenden öğrendiği ney üflemeyi, kendi kendine ilerletmiştir. İzmir, Galata ve Yenikapı Mevlevihanelerine devam etmiş, 1902’de Bektaşî tarikatinden nasip alıp Bektaşî dervişi olmuştur.

Izdırabın sonu yok sanma bu âlem de geçer
Ömr-i fâni gibidir, gün de geçer dem de geçer
Gam karâr eyliyemez hande-i hurrem de geçer
devr-i şâdî de geçer gussa-i mâtem de geçer
Gece gündüz yok olur, ân-ı dem-â-dem de geçer

Şiirde Şair Eşref ve Mehmet Akif’ten etkilenen Neyzen Tevfik, geçimini neyden sağlamamış, neyi yalnızca içinden geldiğinde üflemiştir. 100’e yakın plak doldurmuştur. İsmini, neyzenliğinin yanı sıra hiciv ve taşlamalarla da duyurmuştur.

Neyzen Tevfik

Tevfik, toplumun kurallarının dışında bir yaşam sürdürmüştü. Paraya düşkünlüğü yoktu. Neyzenlik konusunda içinden geldiği gibi çalıp, ardından maddi beklentileri olmamıştı. Kendi söylemine göre bu konuda yüze yakın plağı bulunmaktadır.

Tevfik, içkiye olan ilgisiyle de bilinmektedir. İçki, hayat biçiminin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Bu konuda bir anısı şöyledir: Bir arkadaşı, Tevfik’i meyhaneden çıkarken görmüştü. Eski bir dostu olarak sitem edip ona çıkışmak istedi.

– Vallahi Tevfik Efendi, seni meyhaneden çıkarken görmek, beni son derece üzdü.

Neyzen Tevfik cevap verir:

– Hemen geri döneyim öyleyse!

Bir rivayete göre 24 Mart, diğer bir rakama göre 14 Haziran 1879’da Bodrum’da doğan Tevfik’in yedi yaşlarındayken eşkiyaların çarşıda götürdüğü insan başlarını görmesiyle bağlantılı olarak sara nöbetleri başlamıştır. Ailesinin yaşadığı Urla’da bir neyzenden nota bilgileri alarak kendini bu alanda geliştirir. İzmir İdadisi’nde bir süre okuyarak bitirmeden ayrılır. Mehmet Akif’ten Farsça öğrenerek İzmir Mevlevihanesi’ne girdi. Bir süre sonra İstanbul’a yerleşen Tevfik, Galata’nın yanısıra Kasımpaşa mevlevihanelerinde işine devam eder. 1902 yılında Bektaşi Dervişi olur. Bu sıralarda şiire ilgi duyan Tevfik, Mehmet Akif ve Şair Eşref’ten etkilenir. 1908 yılından 1913 yılına kadar Mısır’da bulunur.

Neyzenlikteki ustalığına rağmen yergi ve taşlamalarıyla ünlenir. Toplumdaki haksızlıkları gözüne kestiren Tevfik, siyasetin yanısıra; dini baskı, çıkarcılık gibi konuları da işler.

1946’da, basın yararına düzenlenen bir konserde çalar. Yaptığı taksimlerle izleyicileri büyüler. Konser öncesi neyini merak edenler, konser sonrası onu dinlemenin bir şans olduğunu dile getirirler.

1949 yılında, dostlarından İhsan Ada, Neyzen Tevfik’in eserlerini, onun gözetimi altında, Azâb-ı Mukaddes adı ile kitaplaştırır.

1951 yılında Onu Affettim adlı bir filmde önemli bir rolde gözükür. Ağlayan Şarkı adlı bir başka filmde ise, Suzan Yakar’la oynar.

1952 yılında, arkadaşlarının ısrarı ile Şehir Komedi Tiyatrosu’nda jübilesi yapılır.

1930’larda İstanbul Belediye’sinin bağladığı yardım aylığını saymazsak Neyzen’in düzenli bir geliri hiç olmaz. Neyzen Tevfik’in söylenceleşen yaşamı 28 Ocak 1953’te son bulur. Cenaze namazı Beşiktaş’ta Sinan Paşa Camii’nde kılınır. Caminin avlusundan taşan kalabalık; ana caddeleri, kahveleri, yolun karşısında ki Barbaros Bulvarı’nı doldurur. Memurların, profesörlerin, ileri gelenlerin yanı sıra kılıklarına çeki düzen vermeye çalışmış sarhoşlar, sokak serserileri ve bin bir çeşit insan bir arada uğurlarlar Neyzen’i bilinmeyene. Kim bilir belki de hiçlikten hepliğe…

Alevi haber ajansı – 28 Ocak 2012 tarihli haberinden derlenmiştir. (Yeşil Gazete)