Ana Sayfa Blog Sayfa 4448

!f İstanbul – Ankara – İzmir yaklaşırken…

Yenilikçi ve ses getiren filmleriyle kendi takipçilerini yaratan, partileri ve etkinlikleriyle alternatif bir eğlence kültürünü İstanbul’a taşıyan !f İstanbul 12 yaşına dolu dolu bir programla giriyor.

Muhal!f ve alternat!f bir dünya arayanlara kolekt!f perspekt!f” sloganıyla gerçekleştirilecek bu yılki !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, Toronto’dan Venedik’e, Sundance’den Cannes’a, dünyanın önemli festivallerinde büyük ilgi görmüş filmlerin Türkiye galalarının yapılacağı, heyecan verici programıyla 14 Şubat’ta başlıyor. !f İstanbul, yılın en iyi bağımsızlarının Türkiye galalarının yanı sıra mini festivali !f Müzik’i de büyütüyor.

!f Müzik kapsamında LCD Soundsystem, Hercules and Love Affair gibi efsanevi grupların üyelerinin DJ kabinine oturacağı partileriyle İstanbul’un eğlence kültürünü hareketlendirecek.

Festivalde ayrıca kimi zaman deneysel, kimi zaman fantastik bir kurmaca yaratan, hayatı bir oyun alanı gibi görmeyi amaçlayan filmlerin buluşma yeri olan “Oyun” bölümü hazırlandı.

!f İstanbul Türkiye sinemasının son bir yılını mercek altına aldığı “Ev” bölümünde alternatif sesleri bir araya getiriyor. İlk gösterimlerini !f İstanbul’da yapacak filmler arasında, ilk filmini çekmiş yönetmenler dikkat çekiyor.

Dünyada ilk kez !f İstanbul tarafından gerçekleştirilen ‘alternatif dağıtım ve paylaşım’ projesi “!f ²’’ bu yıl dördüncü kez Festivalin İstanbul’daki son üç gününde yani 22-24 Şubat tarihleri arasında tekrar gerçekleştirilecek. İstanbul’la eşzamanlı gösterilecek 5 film, farklı şehirlerden 15 bin kişiye aynı anda ulaşacak. İstanbul’daki festival salonlarını Türkiye’nin 26 şehrinin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Kudüs, Erivan ve Ramallah’a taşıyacak.

“!f ²”nin Antalya ayağı proje ortağının Alakır Nehri Kardeşliği olduğunu ve 22-24 Şubat’ta Antalya’da gerçekleşecek etkinliklerin tüm gelirinin ALAKIR VADİSİ’nin korunması için devam eden hukuki ve eylemsel sürece aktarılacağını belirtelim.

!f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali ile ilgili haberler Yeşil Gazete’de yer almaya devam edecek.

 

****

 

İstanbul’da bilet ücretleri:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL

Tam: 14 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 11 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 16 TL

Ankara ve İzmir’de ise bilet ücretleri:

Hafta içi Gündüz Gösterimleri: 7 TL

Tam: 13 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

Öğrenci: 10,5 TL (Hafta içi 19:00 seansı ve sonrası ile hafta sonu tüm gün)

“Ev” Bölümü Filmleri: 7 TL

21:30 – 22:00 Seansları: 13 TL

12. !f İstanbul Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali’nin biletleri 1-3 Şubat tarihlerinde İstanbul, 8-10 Şubat tarihlerinde Ankara ve İzmir’de indirimli ön satışa çıkacak.

 

– Yeşil Gazete –

 

Brezilya’dan örnek kültür politikası

0

Hükümetlerin birçoğu kültür ve sanat hakkındaki fonları azaltıp, kültürün ekonomideki rolünü küçümserken, Brezilya tam ters yöne gidişin başlangıcında duruyor olabilir.

Ekonomik krizleriyle ünlü Brezilya hükümeti, içinde bulunduğu zor şartlara rağmen bütçesinden 3,5 milyar dolarlık bir kısmı “kültür-sanat harçlığı” uygulamasına ayırdı. Yeni başlatılan uygulamayla belirli maaş seviyesinin altındaki çalışanlara “kültür-sanat harçlığı” verilecek.

Hürriyet gazetesinin AFP’den aldığı habere göre; Brezilya Kültür Bakanı Marta Suplicy, bir televizyon kanalına verdiği röportajda, “Bütün gelişmiş ülkelerde kültür, ekonomide kilit rol oynar” diye konuştu.

2011’de yerini şu anki Brezilya Devlet Başkanı Dilma Rousseff’e bırakan 35. Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva’nın fakir ailelere şartlı nakit para transferini içeren “Bolsa Familia” (Aile Yardımı) projesini hatırlatarak, “İhtiyacı olanlara yemek temin ediyoruz. Neden sanattan uzak kalsınlar?” dedi. Uygulama, “aile yardımı” programının kapsamı genişletilerek gerçekleştirilecek.  Bakan Suplicy, “Şimdi de ruh için gıda sağlıyoruz” sözleriyle anlattığı uygulamanın bu yıl içinde başlayacağını söyledi.

Suplicy, “kültür-sanat harçlığı”nın elektronik bir kart aracılığıyla verileceğini, bu uygulamayla birlikte, “kültür sektörüne yaklaşık 3.5 milyar dolarlık bir destek” yapılmış olacağını da belirtti.

Uygulama ile ülke her ay, çalışanlara, müze, sergi ve kitap gibi kültürel harcamalar için 50 Real (25 Dolar, 44 TL) verecek. Brezilya’da geçerli olan asgari ücretin maksimum 5 katından az geliri olanlara (1700 Dolar) verilecek olan para ile çalışanların sinemaya gitme, kitap, DVD alma, sergi gezme, tiyatroya gitme, müzeye gitme ya da müzik eseri satın alma gibi seçenekleri olacak.

Uygulama sadece kültür tüketimi için yeni bir bütçe olması yanında, muhtemelen aynı zamanda kültür yaratıcılarının faydasına olacağı belirtiliyor. Kaynak, kültür sektörüne 3,5 milyar dolar enjekte edilmesi anlamına da geliyor. Bir vergi kredisi veya para iadesi hane halkı harcamaları nasıl artırıyorsa benzer biçimde ülkenin yeni politikasının kültürel işletmelere yeni enerji vereceğini umuyor.

Hyperallergic.com’un haberinde, uygulamayı değerlendiren yazar Hanri Kunzru, 3,5 milyar Doların İngiltere sanat konseyi bütçesinin yedi katı olduğuna dikkat çekti. Yazara göre her ne kadar tam bir hibe programı olmasa da Brezilyalıları sanat harcamalarında rahatlatacaktır. Öte yandan yazarın tahminine göre, sanatın tanımlanmamış olması uygulamanın kültür sanat galerilerinden çok sinema gişelerini güçlendireceği yönünde.

Milliyet sanat, Hürriyet, AFP, Hyperallergic, Yeşil Gazete

Bulgaristan’da nükleer referanduma katılım düşük

Bulgaristan’da yapılan nükleer santral referandumuna katılım düşük oldu. Sandıkların kapanmasına 2 saat kala yapılan ilk açıklamada katılım henüz %17,4 düzeyindeydi. Bir araştırma kuruluşu sandıkların kapanmasına dakikalar kala katılım oranını %20,3 olarak tahmin etti.

Sofya Haber Ajansı‘nın haberine göre en yüksek katılım nükleer santral yapımı durdurulan Belene’nin bulunduğu Pleven bölgesinde gerçekleşti. Pleven’de katılım saat 17:00’de %23 idi. En düşük katılım ise Türk azınlığın yaşadığı Kırcaali bölgesinde %8,5 ile gerçekleşti. Bu bölgede güçlü olan Haklar ve Özgürlükler Hareketi referandumda pozisyon belirlememişti.

Referandum sonucunun bağlayıcı olması için son genel seçimde kullanılan oy sayısı olan 4,225,124 oya ulaşılması ve evet çıkması gerekiyor. Eğer katılım oranı %20 olursa ve evet çıkarsa konu parlamento günemine alınmak zorunda.

Ülkede 1989’dan beri yapılan ilk referandum olan nükleer santral referandumunda sorulan soru şu: “Bulgaristan’da nükleer santral yapımı yoluyla nükleer enerji geliştirilmeli mi?”

(Yeşil Gazete)

 

 

Samatya saldırıları: Türk’ün ‘yağma hakkından’ vazgeçememesi…- Gökhan Kaya

Hani aslan sosyal demokratlarımızı, ulusalcılarımızı, azılı milliyetçilerimiz birleştiren o cümle var ya: ”Bizi Türklüğümüzden utandırmak istiyorlar”…

Gerçekten utanılacak bir şey yok mu?

Üniversitede okurken, harçlığımızı çıkarmak için anketlerde çalışıyorduk. Bir gün tesadüfen evini satılığa çıkaran yaşlı bir Rum teyze ile sohbete oturduk. Kısa bir süre sonra, teyze -bize güvenebileceğini anlayınca- kendisine mahallede evini ucuza satması için yapılan baskıları anlatmaya başladı.

Emlakçılar, önce yanlarına takılan gençleri yaşlı teyzeye hakaret etmesi için gönderiyor, ertesi gün kendileri geliyordu. Polis şikayetleri müstehzi ifadelerle not alıyor, sonra teyze sokağın köşesinde polisle gençlerin bol el şakalı muhabbetlerine tanık oluyordu.

Akşam atılan taşlar, küfürler… Komşular bu linç atmosferinden faydalanıp yaşlı kadının bahçesine, bağına fiilen el koymuştu. Kadın korkudan bazı pencereleri çivilemişti.

Ben işte onu dinlerken Türküm demekten utandım.

Çünkü mahallenin yağma çetesi o kadının Rum –azınlık-, kendilerinin de Türk -çoğunluk- olmasından alıyorlardı cesaretlerini. Milli Emlak’tan, polisine, Belediyesi’ne kadar TC’nin tüm kurumları da o yağmacı çoğunluğun arkasında duruyordu.

O an birdenbire Türk-Müslümanlığın ‘yağma hakkının’ birleştirdiği o çoğunluğun parçası da olmak olduğunu fark ettim.

Birdenbire Ermeni soykırımı ya da 6-7 Eylül yağmasının tarihte kalan bir şey olmadığını. Azınlıkları yağmalama hakkının Türkler tarafından kuşaktan kuşağa içselleştirildiğini fark ettim.

TC’nin derin refleksini oluşturan azınlıklara yönelik yağma ve bastırma siyasetinin mahallenin en küçük hücresi tarafından bile paylaşılması… Sıradan faşizmin dehşet verici bir gerçeği.

***

Faşizmin yukarıda her an gelebilecek bir şey değil, halen ve şu anda bir yerlerde yaşanıyor. Sadece bize değmedikçe fark etmiyoruz ya da umursamıyoruz o kadar.

Bugünlerde o Rum teyze ile konuştuğumuz bahçeyi yeniden hatırladım.

Biliyorsunuz, Samatya’dan art arda Ermeni yaşlı kadınlara saldırı haberleri geliyor. Maritsa Küçük cinayetinin ardından yaşlı Ermeni teyzeler sokakta saldırıya uğradı, korkutuldu.

Kim yapıyor bu saldırıları? Samatya ufacık bir yer, Türkiye’deki mahalle örgütlenmesini-iletişiminin farkındaysak, bu işin altında kimin olduğunun o bölgede yaşayan birçok insan tarafından zaten bilindiğini de tahmin ederiz. Hatta ortalık çok sessizse bundan kesinlikle emin de olabiliriz.

Şimdiden mevzu hakkında ezbere bir şey söylemek istemiyorum ama en azından ‘basit’ bir şiddet olayının ötesine uzanabileceğine ilişkin fazlasıyla Türkiye tecrübesine sahibiz.

Demokrat kamuoyuna, alternatif yayınlara, STK’lara, İnsan Hakları örgütlerine bu noktada önemli bir iş düşüyor; sıradan bir şiddet olayı ya da dedikodu ve paranoyaklık çıkma ihtimali olsa bile özelikle ‘tekinsizlik ve yalnızlık’ duygusu fazlasıyla içselleşmiş ‘azınlık’ mensubu vatandaşlarımıza sahip çıkıldığını göstermeliyiz.

Sıradan faşizmle mücadele etmenin ilk yolu Hrant’ın dediği gibi damarlarımızdaki zehirli kandankurtulmak.

Bu da öncelikle Türk ve Müslümanların bu kimliğin yağmacı ve nefret dolu tarafından utanmaya başlamasıyla, faşizmin hedefi olan insanların yanında olmasıyla başlayacak.

Bana kalırsa, hayır hepimiz ‘O Türklerden’ değiliz ve bunu söylemekten de çekinmemeliyiz.

 

Gökhan Kaya – www.turnusol.biz

 

 

Leyla’nın davasında sona yaklaşırken

0

Erzurum’un Tortum İlçesi’ne bağlı Bağbaşı Beldesi’nde bulunan Ödük Vadisi’nde yaptırılacak HES’lere karşı düzenlenen eylemlerde jandarma erine hakaret ettiği iddiasıyla hakkında Sulh Ceza Mahkemesi’nde dava açılan 18 yaşındaki Leyla Yalçınkaya’nın 23 Ocak’ta görülen son duruşmasına katılan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi PM üyesi Firdevs Akova, Yeşil Gazete için izlenimlerini yazdı

***

Leyla Yalçınkaya; Erzurum’un ilçesi Tortum’a bağlı Bağbaşı beldesinde yaşayan ve orada yapılmak istenen HES’lere karşı suyuna sahip çıkmaya çalışan biri olarak tanıdık hepimiz onu. Leyla 18 yaşın altında iken, kolluk kuvvetlerine taş atığı ve küfür ettiği gerekçesi ile hakkında devam eden iki davası vardı. Geçen hafta davasının birinden beraat etti ama dedesinin vefatı söz konusu olduğu için, beraatına sevinemedi.

23 Ocak 2013 saat 10 ve Leyla’nın Asliye Ceza’daki ikinci davası var. Beraat bekleniyor yine. Duruşma salonunda Leyla’nın iki avukatı Eşber Yağmur Dereli , Ercüment Şenol. Destek olmaya gelen Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Melda Onur,  Sena Kaleli. Doğan Haber Ajansı’na bağlı basın mensupları ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi PM üyesi olarak ben yer aldım.

Leyla yaşadıklarından o kadar yorgun düşmüştü ki, özgür kalacağına inanmak istiyordu. Müştekilerin büyük bir çoğunluğu şikayetçi olmadıklarını dile getirdiler.

Yalnız içlerinden müşteki Abdullah Teke -ki kendisi Leyla’nın dava konusu olaylar esnasında başına bir ifadesinde  odunla, daha sonraki bir ifadesinde ise taşla vurduğunu söyleyen, ayrıca kolluk kuvvetlerine doğru şerefsiz diye bağırdığını iddia eden kişidir- adresinde bir türlü bulunamamış, en son Sincan Açık Cezaevinde yattığı tesbit edilmiş. Bu nedenle, adli makamlar kanalıyla cezaevine tebligat gönderileceği için, hakim duruşmayı 17 Nisan 2013 tarihine erteledi ve ayrıca davayı o tarihte bitirmek istediğini söyledi. Anlaşılan Leyla’nın sıkıntıları birkaç ay daha devam edecek.

Duruşmadan sonra, Leyla’nın Bağbaşı’ndaki evine başsağlığı ziyaretine gittik. İki göz odalı ve içerisinde kuzineli soba yanan evlerinde acılarına rağmen bizleri nasıl ağırlayacaklarını şaşırdılar. Yüreklerindeki sevgi hepsinin yüzüne yansımıştı,  Anadolu insanının bütün masumiyetini ve temizliğini görebilirdiniz o evde. Yeniden görüşmek dileklerimizi ileterek Bağbaşı’ndan ayrıldık.

17 Nisan 2013 tarihinde herkesi Tortum’a son duruşmaya katılmaya çağırıyor ve son duruşmanın şenlikli bir biçimde bitmesi için davet ediyoruz.

Son duruşma HES’lere karşı insanları adli makamlar kanalıyla da yıldıramayacaklarını anlatmak açısından önem taşıyor. Lütfen zamanınızı zorlayın.

 

 

Firdevs Akova

 

Orhan Pamuk Taraf’ta

Ahmet Altan ve Yasemin Çongar’ın istifalarının ardından akıbeti hakkında çeşitli spekülasyonlar dolaşan Taraf Gazetesinde durum netleşmeye başlıyor. Başta Murat Belge olmak üzere bir çok köşe yazarının ayrıldığı Taraf Oral Çalışlar’ın Genel Yayın Yönetmeni koltuğuna oturmasından sonra yeni atılımlara hazırlanıyor. Murat Belge’nin ve bu süreçte Taraf’ta yazmayı bırakan bazı yazarların yeniden Taraf’ta yazmaya başlayacağı belirtiliyor.

 

Agos’tan Esra Elmas’ın haberine göre Çalışlar, Taraf’ta yazması için ilk olarak Nobelli yazar Orhan Pamuk’la anlaştı. Pamuk, gazetede, ilk akla geldiği üzre köşe değil, ‘fotoğraf hikayeleri’ yazacak.

Ünlü yazar, kendi çektiği fotoğraflara yazdığı hikayelerle gazetede yer alacak.

 

Yeşil Gazete, Agos, Medya tava

 

GSÜ’de hayat devam ediyor: Odalar paylaşılıyor, hocalar kanaat notu kullanıyor

Galatasaray Üniversitesi’nin tarihi binasında çıkan yangın sonrasında yapılan hasar tespit çalışmalarında yangının akademisyen ve idari çalışanların odaları ve kütüphanede büyük hasara yol açtığı anlaşıldı.

Taraf Gazetesinin haberine göre Prof. Dr. İlber Ortaylı, yangında 6 bin kitabının yandığını belirtti.

Prof. Dr. Ortaylı, “Maalesef hukuk tarihi kitapların olduğu bölüm tamamen yandı. Benim bağışladığım 6 bin kitap kül oldu” dedi.

GSÜ’de eğitim devam ediyor

Yeşil Gazete’nin ulaştığı Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde araştırma görevlisi olarak çalışan Tolga Bilener, yangın sonrasındaki genel gidişat hakkında bilgiler verdi.

Bilener, olay yeri incelemesinin sonucunda yangının çıktığı İdari İşler Binası’nda çatının tamamen yandığının ve üst kattaki bazı bölümlerin orta kata çöktüğünü söyledi. Binada çalışanların bugün yangından kurtulan eşyalarını almak için üniversiteye geldiğini söyleyen Bilener, Üniversite’ye halen elektrik verilmediğini belirtti.

Bilener, Pazartesi günü yapılacak bütünlemeler ile eğitim faaliyetlerine kaldığı yerden devam edileceğini söyledikten sonra, yangın öncesinde bilgisayara girilien sınav sonuçlarında bir problem olmadığını ama yangın sırasında yanan sınav kağıtları için hocaların kaanat notu kullanacaklarını söyledi.

Yanan binada derslikler olmadığını, çalışma odaları yanan idari personellerin ise Üniversite’nin diğer binalarında çalışmaya devam edeceklerini söyledi.

Yangın sonrasında öğrencilerin, çalışanların ve mezunlar tam bir dayanışma ruhu sergilediklerini söyleyen Bilener, yanan binanını yeniden yaptırılması için bir de kampanya başladığını söyledi.

GSÜ Restorasyonu için açılan kampanyaya ait TL, USD ve Euro hesap numaraları, şube ve iban kodu ve swift bilgileri şöyle:

Yapı Kredi Özel Bankacılık Merkezi
GALATASARAY EĞİTİM VAKFI HESABI

Şube kodu : 410
SWIFT YAPITRIS
—-
TL
Hesap no 88309050
İBAN NO: TR67 0006 7010 0000 0088 3090 50
—-
$
Hesap no 85416733 Dolar
İBAN NO: TR60 0006 7010 0000 0085 4167 33
—-

Hesap no 85423905 Euro
İBAN NO: TR28 0006 7010 0000 0085 4239 05

(Yesil Gazete)

TEMA’da yönetim kadınlarda

TEMA Vakfı’nın Yeni Yönetim Kurulu Başkanı ve Başkan Yardımcısı belli oldu.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı A. Doğan Arıkan yerini Deniz Ataç’a devretti. Deniz Ataç’ın yönetim kurulu başkanı olmasıyla, vakfın ilk kez bir kadın başkanı oldu.

Hayrettin Karaca ve A. Nihat Gökyiğit’in 1992’de, Anadolu’da yaşanmakta olan erozyon ve çölleşme tehlikesine kamuoyunun dikkatini çekmek kurdukları Tema vakfı, 2o yıldır insanlara toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve Türkiye’nin çöl olma tehlikesini anlatmaya devam ediyor.

20 yıldır profesönel ve gönüllü bir kadroyla yoluna devam vakfın Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığına ise  Prof. Dr. Nuran Zeren Gülersoy seçildi. Ocak 2008 tarihinden bu yana yönetim kurulu, Mart 2012 tarihi itibariyle de mütevelliler heyeti üyesi olan Gülersoy, bilim insanı kimliğiyle vakfın faaliyet ve görüşlerinin bilimsel temellere dayanmasına hizmet eden Bilim Kurulu’nun gönüllü bir üyeliğini yapmaktaydı.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç Kimdir?

Deniz Ataç, 1980 yılında Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olduktan sonra Boğaziçi Üniversitesi  ve Anadolu Üniversitesi’nde tezsiz yüksek lisans ve doktora çalışmaları yaptı. Citibank N.A., Banque Indosuez, Credit Lyonnais ve Saudi American Bankası’nda Hazine ve Pazarlama Müdürlüğü yaptı. Finans sektöründeki son görevi İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Başkan Yardımcılığı’ydı. Türkiye İş Bankası iştiraklerinden Fora Zeytin’in üretim ve pazarlama şirketleri olan Ant Gıda A.Ş. ve Zepa Pazarlama A.Ş.nin dokuz yıl Genel Müdürlüğü ile aynı dönemde 4 yıl süreyle Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birliği Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yaptı. Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçı Birliği’nin ilk kadın yönetim kurulu başkanı oldu. Ayrıca, 2002 yılında Dünya Gazetesi tarafından en başarılı profesyonel kadın yönetici seçildi.

TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nuran Zeren Gülersoy Kimdir?

Prof. Dr. Nuran Zeren Gülersoy, 1974 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi’nden mimar olarak mezun oldu. 1976’da Yüksek Lisans derecesi aldı ve 1981 yılında doktorasını tamamlandı. 1992 yılında profesör oldu. 2003-2004 yıllarında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde rektör yardımcılığı görevinde bulundu. Nisan 2005-Aralık 2008 tarihleri arasında İTÜ Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması Bölüm Başkanlığı da yapan Prof. Dr. Nuran Zeren Gülersoy, halen aynı üniversitede öğretim üyeliği ve İTÜ Çevre ve Şehircilik UYG-AR Merkezi Müdürlüğü görevini sürdürüyor. Çeşitli  İngilizce ve Türkçe yayınları, araştırma ve uygulama çalışmaları, çeşitli proje yarışmalarında dereceleri ile İstanbul Tarihi Yarımada Araştırması ile 2004 yılında aldığı Europa Nostra Ödülü başta olmak üzere uluslararası ve ulusal ödülleri bulunmakta.

(Yeşil Gazete)

 

 

Sony’ye İngiltere’den kullanıcı bilgilerini güvence altına almama cezası

Sony, PlayStation Network’teki kullanıcı bilgilerini güvenli tutmadığı için İngiltere’de 250 bin sterlin cezaya çarptırıldı. İngiltere Enformasyon Dairesi ICO, eğlence sektörünün devini güvenlik alanında güncel yazılımlar kullanmamakla suçladı.

Sony’nin PlayStation Network’u çöküp, günlerce devre dışı kaldığında şirket yöneticileri üzüntülerini ifade etmiş, telafi için kullanıcılara bedava oyun dağıtacaklarını söylemişti. Enformasyon Dairesi, ödemelerde kart ve üyelik girişi ayrıntılarının güvenli olmayan ortamlarda istendiği, bütün bu bilgilerin çalınma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıldığı sonucuna vardı.

Sony’nin internet sitesinin güvenlik ağı, bilgisayar korsanları tarafından aşılmış ve çok sayıda müşterinin kimlik ve hesap bilgilerinin çalındığı anlaşılmıştı. Sony Nisan 2011’de meydana gelen olayın ardından sistemin bir bölümünü geçici olarak kapatmıştı.

(BBC Türkçe)

 

 

Ankara’dan 2. Kuir Fest geçti

Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel ve Trans (LGBT) Dayanışma Derneği’nin düzenlediği 2. KuirFest, 17-24 Ocak 2013 tarihleri arasında Ankara’da gerçekleşti.

LGBT hakları mücadelesine sanat aracılığıyla ifade alanları yaratmayı amaçlayan festival, Sundance’ten Berlin’e, dünyanın önemli festivallerinin programlarında yer almış filmleri Ankara’da ilk kez seyirci karşısına çıkardı.

17 Ocak Perşembe akşamı Kızılay Büyülü Fener Sineması’nda düzenlenen açılış töreni ile başlayan festivalde, gecenin sunuculuğunu Pembe Hayat Dayanışma Derneği yönetim kurulu başkanı Derya Tunç üstlenirken, Esmeray, son oyunu “Yırtık Bohça“yı bu kez de KuirFest izleyicisi için sahneledi.

19 Ocak Cumartesi günü “Pişman Olanlar“ın gösterimi ardından yapılan “Cinsiyet İnşa Süreci” paneline konuşmacı olarak katılan trans aktivistler; Belgin Çelik, Buse Kılıçkaya ve Ceren Yılmaz, KuirFest izleyicisi ile birlikte cinsiyet inşa sürecini tartışmaya açtılar.

Dünyanın en muhafazakar ülkelerinden biri olan Pakistan’da geçen “Saklambaç” filminin arkasından, yönetmenleri Saadat Munir, Saad Khan ve yapımcı Christina M. Andersen’in katılımıyla gerçekleşen “Pakistan’da Neler Oluyor?” paneli ile, aşırı islamcı yönetimlerine rağmen umutla var olmaya çalışan LGBTT grupların tecrübelerine kulak verdik.

Türkiye LGBTT hareketinin en göz önünde simalarından Bülent Ersoy üzerinden bir yakın tarih okuması denemesi yapılan “Bülent Ersoy’un Kanunla İmtihanı” panelinde, konuşmacılar; Alisa Lebow, Başak Ertür, Defne Tüzün ve Gözde Onaran, Bülent Ersoy’un başrolünde oynadığı yarı otobiyografik “Şöhretin Sonu” filminin yanı sıra, Ersoy’u gerçek hayatta mahkeme karşısına çıkaran davalar üzerinden kanun ile ilişkisini incelediler.

(Bianet)