Ana Sayfa Blog Sayfa 4446

Alan Turing ve Aaron Swartz – Osman Coşkunoğlu

İkisi de teknoloji dünyasında dahi gözüyle bakılan kişilerdi. İkisi de devletin yaşattığı trajik durumlar nedeniyle intihar etti. İkisinin de intihar etmesinin arkasında kişisel nedenler yanında devirlerinin yanlış değer yargılarının oluşturduğu baskılar vardı. Turing’i intihara zorlayan anlayış ve yasalar bugün gülünç, acı ve utanç verici olarak görülüyor. Swartz’ı intihara zorlayanlar ise yarın gülünç, acı ve utanç verici olarak görülecek.

Alan Turing (1912-1954) hakkında BThaber’de Haziran 2011’de yazmıştım. Bir matematik dehası olan, modern bilgisayarın ve yapay zekanın temel kuramlarını ortaya koymuş olan Alan Turing, 2. Dünya Savaşı sırasında Almanların haberleşme şifrelerini kırarak yüzbinlerce insanın da hayatını kurtarmış bir kahramandır. Fakat, kendi hayatını kurtaramamıştır. Homoseksüel olduğunu açıkladıktan sonra, İngiltere’de mahkeme onu “doğal olmayan” cinsel tercihi nedeniyle suçlu bulmuş ve bir yıl boyunca östrojen iğnesi olmaya mahkum etmiştir. Sonunda dayanamayıp daha 42 yaşındayken intihar etmiştir. Yaşasaydı, geçen senenin Haziran ayında 100 yaşında olacaktı. Geçen sene, toplumsal baskılar sonucu, İngiltere parlamentosu Turing’in intiharına neden olduğu için özür diledi.

Aaron Swartz (1986-2013) hakkında BThaber’de Özgür Uçkan yazmış (http://www.bthaber.com/aaron-swartz-1986-2013/). Daha 14 yaşında Chicago Kamu Radyosu’nda kendisiyle yapılan söyleşiyi (http://chicagoist.com/2013/01/14/listen_aaron_swartz_on_chicago_publ.php) dinlemenizi öneririm. Şimdi bile, o çocuk sesli dehayı dinledikçe insanın tüyleri ürperiyor! Daha 13-14 yaşında semantik web ve XML üzerinde çalışıyordu. Hepimizin kullandığı RSS’i yaratanlardan biriydi. Reddit’in kurucularındandı. Fakat, bir Zuckerberg değildi. Ticari kazanç peşinde değil, bilgi üretmenin ve kamuya ait bilgiyi serbest kılarak bilginin herkesin kullanımına açık olmasının peşindeydi. İşte bu nedenle dünyanın bir numaralı teknoloji okulu ve merkezi olan MIT’in sistemine girerek, akademik makaleleri yüksek fiyatlarla satan JSTOR arşivinden 4.8 milyon makaleyi indirdi. Yakalandı. Massachusetts eyalet savcısı “hacker” suçlaması ile, hapis ve tazminat talepleriyle insafsızca üstüne gitti. Amaç, diğer “hacker”lara caydırıcı olacak bir ceza ile bu genç dahiye haddini bildirmekti.  Zaten depresyon yaşamakta olan Swartz, savcının insafsız tehditleri altında iyice bunalarak daha 26 yaşında, 11 Ocak günü intihar etti.

Swartz’ın bu dünyadan ayrılmak zorunda bırakılması, teknoloji dünyası için telafisi olamayacak bir kayıp, insanlık için de savunulamayacak bir suçtur. ABD’de yer yerinden oynadı 11 Ocak’tan sonra. Yasaları gözden geçirmekten, eyalet savcısını istifaya zorlamaya kadar uzanan baskılar oluşmuş durumda. Kısacık hayatına çok şey sığdırmış olan Swartz, öyle görülüyor ki ölümüyle de internet çağına uymayan yasa ve anlayışların değişmesine neden olacak.

Eşcinsellerin evlenmesine bile izin verilmeye başlanan dünyamızda, Turing’i mahkum eden ve intiharına neden olan yasa ve uygulamalar ne kadar gülünç ve utanç verici görünüyorsa, yıllar sonra da Swartz’ın intiharına neden olan yasa ve uygulamaların o kadar gülünç ve utanç verici görüleceğine inanıyorum. Korsan hareketi ve – kişisel çıkar amacına yönelik olmayan –  hacker faaliyetleri, şu andaki kanunları ihlal etse de, çağdışı kalmış anlayışların aralarından zorla ortaya çıkmaya çalışan yeni kültürlerin filizleridir. Hepimizin buna alışmaya kendimizi zorlayarak çağdışı anlayış, yasa ve uygulamaları gözden geçirmemiz gerekiyor.

Osman Coşkunoğlu – http://www.bthaber.com/

Zonguldaklı Madenciler: “Güzel ölmek istemiyoruz!”

Genel Maden İşçileri Sendikası’nın 27 Ocak 2013 Pazar günü Zonguldak’daki Madenci Anıtı Alanı’ nda düzenlediği Emeğe Saygı mitinginde bir araya gelen binlerce kişi, iş cinayetlerini protesto ederek ölümlere davetiye çıkaran taşeronlaşmanın sona erdirilmesini istedi. Maden işçilerinin “Güzel ölmek istemiyoruz”, “Taşeron bataklığını kurutacağız” pankartları taşıdığı mitingde yapılan konuşmalarda ölümlerin baş sorumlusunun hükümet olduğu vurgulandı.

Miting öncesinde, geçtiğimiz ay 8 madencinin hayatını kaybettiği Kozlu Maden Ocağı önünde   saygı duruşu yapıldı, ardından alana doğru yürüyüş başladı. Yürüyüşte, “Ankara Ankara duy sesimizi, bu gelen madencinin ayak sesleri”, “Madencinin feneri sönmeyecek” “İşçi düşmanı taşeron AKP” sloganları atıldı. İşçilere, KESK, DİSK ve TÜRK-İş’e bağlı sendikaların yanı sıra   çok sayıda siyasi parti ve kurum destek verdi.

Binlerce kişinin katıldığı mitingde konuşan Genel Maden-İş Genel Başkanı Eyüp Alabaş,  8 işçinin öldüğü maden kazasının iş cinayeti olduğunun altını çizdi, “İş cinayeti diyoruz. Çünkü biz, daha 2004 yılında, ‘Yeraltında taşeron olmaz’ demiştik. 2005 yılında eylem yaptık. TTK’nın işçi açıklarının giderilmesini ve bu işlerin de eskiden olduğu gibi TTK tarafından yapılmasını istedik. İşçi almadılar. Taşeron şirketin madenlere girmesini engelledik. Ama devlet çalışmalarını sağladı. Sonra 17 Mayıs 2010 faciasını yaşadık. Bu kez de eylem yaparak uyardık. Taşeron işçilerinin Kuruma devredilmesini istedik. Taşeron şirketin yeterli iş güvenliği önlemlerini almadığı raporlara yansımış olmasına rağmen uygulamaya devam edildi ve 7 Ocak 2013’ü yaşadık” dedi.

Son 10 yılda taşeron işçi sayısı 4 kat artarak 1.5 milyonu geçtiğine dikkat çeken Alabaş, şöyle konuştu: “Taşeron demek, 12-14 saat çalışmak demek. Mesai kavramı yok, maaş düzeni yok, iş güvencesi yok, kıdem tazminatı yok, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri yok, can güvenliği yok, sigorta primleri düzensiz, sendika yok, toplu sözleşme yok. Daha da önemlisi gelecek güvencesi yok. Tıpkı, 200 yıl öncesinin vahşi kapitalizmini yaşatıyorlar.”

“Taşeron düzeni bir bataklıktır ve ıslah edilmesi mümkün değildir” diye konuşan Alabaş, son olarak taşeron uygulamalarına son verilmemesi durumunda;  Hava-İş direnişiyle başlayan sürecin , Şişecam ve Yatağan’dan sonra,  Zonguldak’a dönüşerek devam edeceğini söyledi.

Emeğe Saygı Mitingi konuşmaların ardından sona erdi.

(Sendika.org, TMMOB)

 

Atık piller için Pilpedal

Son dört yılda 15 ton atık pil toplayan Konak Belediyesi, Pilpedal uygulamasıyla dikkatleri bir kez daha çevreye ve doğaya çekti.

Çevre ve insan sağlığını tehdit eden, içinde ağır metaller barındıran atık pilleri toplayan Konak Belediyesi, son dört yılda 15 ton atık pile ulaşarak rekor kırdı. Konak ilçesine bağlı muhtarlıklara, okullara, sağlık kurumlarına, alışveriş merkezlerine, otel ve işyerlerine yerleştirilen atık pil toplama kutuları, duyarlı İzmirlilerin katkısıyla doldu taştı. Atık pil toplama kampanyalarında birçok ödülü
olan Konak Belediyesi, yeni bir projeyi hayata geçirdi.

Çevreye duyarlı uygulamalar arasında yerini alan Pilpedal, atık pil toplamaya başladı. İlk turunu Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde atan Pilpedal, vatandaşlar tarafından ilgiyle karşılandı. Bundan sonra atık pillerin Konak Belediyesi bisikletli çevre görevlileri tarafından toplanacağını açıklayan Konak Belediye Başkanı Hakan Tartan, “Çevre duyarlılığını artırmak için yine çevre dostu bir araç seçtik. Pilpedal sadece atık pilleri toplayan bir bisiklet olarak görülmemeli. Onu gördüğümüz her an atık pillerin çevreye ve sağlığa ne kadar zararlı olduğunu, dünyamızı korumak için bir adım atmak gerektiğini hatırlayacağız” dedi.

(Son Dakika.com)

Dilovası halkı daha temiz bir çevre için yürüdü

Kocaeli’nin Dilovası İlçesi’nde Dilovası Koruma ve Geliştirme Platformu’nun organizasyonuyla daha temiz bir Dilovası için, siyasi parti temsilcileri ile vatandaşların katıldığı eylem yapıldı.

Bin kişinin katıldığı eylemde göstericiler Kömürcüler Organize Sanayi Bölgesi ve İzmit Atık ve Artıkları Arıtma, Yakma ve Değerlendirme Tesisi (İZAYDAŞ)’ın kaldırılmasını istedi. İlçedeki sivil toplum kuruluşları ve siyasi partilerin destek verdiği ‘Çevre Eylemi’ Dilovası Belediyesi binası önünden yürüyüşle başladı. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu yaklaşık bin kişilik grup, bölgelerinde bulunan Kömürcüler OSB ve İZAYDAŞ’I istemediklerini belirterek yetkililere seslerini duyurmaya çalıştı.

Dilovası Koruma ve Geliştirme platformu, tarafından gerçekleştirilen ve Kömürcüler OSB ve İZAYDAŞ’ın kaldırılması için yapılan eylem yürüyüşün ardından olaysız bir şekilde sona erdi.

(Ajanslar)

Avrupa Çevre Ajansından ibretlik rapor

EEA'nın raporunda deniz yaşamına kalıcı zararları 1976'dan beri bilinen Doğum kontrol hapı Etinilestradiol'un 2027'ye kadar kullanımda kalacağı da belirtiliyor

Avrupa Çevre Ajansı (EEA) tarafından 23 Ocak’ta yayımlanan “Erken Uyarılardan Geç Kalmış Dersler” raporu sağlık ve çevre konularında geçmiş dönemde yapılan yanlışlardan ders alınamamış olduğunu gözler önüne serdi.

Ekogazete’den Atilla Alpöge’nin haberine göre ilgili raporda EEA örnekler ile beslediği raporunda geçmişten sağlık sorunlarına yol açtığı kanıtlanmış olduğu halde çözüm yoluna gidilmesi hep ertelenmiş birkaç vakayı aktardı.

2001’de bu çalışmanın birinci cildini yayımlayan EEA benzeri vakaları sıralamıştı. Amyant üretimi ve kullanımının kansere yıol açtığı 1896’da tespit edilmiş olmasına karşın amyantın yasaklanma tarihi 1990’larda gerçekleşti. Kurşunun toksik niteliği eski Romalılar zamanından beri bilinmesine, 1925’te bazı Amerikan bilim insanları benzine kurşun karıştırılmasının tehlikeli olacağını ısrarla ifade etmiş olmasına rağmen bu konuda önlemler alınması gene 1990’lı yıllarda gerçekleşebildi.

Doğum kontrol hapı olarak yaygın kullanılan “etinilestradiol”un atık kanalizasyon suları yoluyla doğaya ve denizlere karıştığı, (balıklarda cinsiyet değişikliğine neden olmak gibi) etkiler yarattığı 1976’da fark edildi ancak Avrupa Birliği 2012’ye kadar bu konuda tavır almaktan kaçındı.  AB’den yapılan açıklamada bunun zararlarını aza indirecek önlemlerin 2016’da ilan edileceği, 2027’den sonra ise kullanımına izin verilmeyeceği belirtildi.

10 yıl sonra yayımlanan ikinci cildinde incelenen olgular, birinciden hayli farklı alanları yansıttığı halde iki rapor arasında çarpıcı bir benzerlik göze çarpıyor:  On yıllık süre kontrol ve düzenleme sistemini hızlandırmamış, tavır değişiklik olmamış.  Birinci raporun sergilediği derslerin hiç iz bırakmamış olduğu anlaşılıyor.

Öte yandan, ilk olarak Le Monde gazetesi tarafından dile getirilen ve raporun yayımlanmasının ilaç ve kimyasal şirketi lobisi tarafından geciktirildiğine ilişkin iddialar EEA tarafından kesin bir dille yalanlandı. EEA, raporun gecikmesinin sebebini “çok sayıda yazarın son ana kadar çalışması” olarak açıkladı.

EEA tarafından yayımlanan “Erken Uyarılardan Geç Kalmış Dersler” raporunun orjinaline buradan ulaşabilirsiniz

(Ekogazete, Yeşil Gazete, EEA)

Ahmet Yıldız davasında SPOD’un müdahillik talebi reddedildi

Ailesi tarafında eşcinsel kimliği nedeniyle hunharca katledilen Ahmet Yıldız’ın 12. Davası 25 Ocak 2013 Cuma günü Üsküdar Adliyesi’nde görüldü.

Davaya müdahil olarak katılmak isteyen SPOD LGBT Derneği, Ahmet Yıldız’ın avukatları ile birlilkte duruşma salonunda hazır bulundu. Mahkeme heyeti tarafından alınan karara göre, SPOD LGBT Derneğinin müdahillilk talebi kurumun zarara uğramadığı gerekçesiyle reddedildi. Ahmet Yıldız’ın avukatlarından Rozerin Seda Kip,  “zanlılar yakalanmadıkça bu dava bu şekilde ertelenmelerle uzayıp gidecek, bir an önce katil zanlılarının bulunup adalete teslim edilmesi gerekiyor” dedi.

Zanlıların henüz yakalanmadığı davada sanıkların savunması için İstanbul Barosu tarafından atanan Av. Yaşam Çiçek, “Davada müdafi olarak bulunuyorum. Dava sonuçlanmadan yorum yapmak doğru değil. LGBT derneklerinin müdahillik taleplerini müvvekilimin haklarını koruma kapsamında düşünerek, red talebimizi dile getirdik. Ayrıca müvekkilimi tanımıyorum. Kendisi hakkında fikrim ve yorumum yok” dedi.

Duruşma sonunda alınan karara göre, dava 27 Mayıs 2013 gününe ertelendi.

Haber: Michelle Demishevich

(Yeşil Gazete)

 

Kök hücre tedavisinde dönüm noktası

Bilim adamları, felçten hemen sonra enjekte edilen kök hücrelerin hastanın iyileşmesinde etkili olduğunu ortaya çıkardı.

“Stem Cell Research and Therapy” dergisinde yayımlanan çalışmada felç geçirdikten 30 dakika sonra kök hücre enjekte edilen farelerin beyin faaliyetlerinin, iki hafta içinde tamamen normale döndüğü belirlendi.

Bolivya’daki La Paz Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden araştırmacılar, yağ ve kemik iliği hücrelerinden aldıkları kök hücreleri laboratuvar ortamında felç geçiren farelerin kan damarlarına enjekte etti.

Kök hücrelerin enjekte edilmesinden 24 saat sonra hızla iyileştikleri gözlenen farelerin, iki hafta sonra yapılan davranış testlerinde de beyin faaliyetlerinin tamamen normale döndüğü belirlendi.

Araştırmacılar, kök hücreler ne kadar çabuk enjekte edilirse felçten sonra meydana gelen zincirleme reaksiyonun o kadar kolay kontrol altına alınabildiğini vurguladı.

Araştırmayı yöneten Dr. Exuperio Diez-Tejedor, dakikalar, hatta saniyeler içinde müdahale gerektiren felç deneylerinde cerrahi girişim gerekmeden alınabildikleri için yağ hücrelerinin tercih edildiğini söyledi.

Halihazırda hastaların tedavisi için felçten sonraki bir saat içinde pıhtılaşma önleyici ilaçlar kullanılıyor.

Kök hücreler, kandan kemiğe, sinirden deriye her tür hücreye dönüşebilme özelliğine sahip olduğu için beyinden kalbe, gözden böbreğe birçok alanda tedavi amaçlı kullanılıyor.

(Cnn Türk)

Avustralya’da sel felaketi

Geçtiğimiz hafta 50 dereceyi bulan hava sıcaklıklarından ötürü ortaya çıkan orman yangınları ile mücadele eden Avustralya, şimdi de fırtına ve seller ile mücadele ediyor.

Ülkenin doğu ve kuzey bölgelerini etkisi altına alan aşırı yağışlar birçok bölgede yerleşim alanlarını sular altında bıraktı. Tropikal hortum Oswald’ın vurduğu kuzey doğu sahillerinde ise, 3 kişi hayatını kaybetti.

Sel suları arasında onlarca insanın mahsur kaldığı bölgede, tahliye çalışmaları sürüyor.

Aşırı yağışların getirdiği tahribatla uğraşan Avusturalya, 2 hafta önce ise, 50 dereceyi bulan hava sıcakları nedeniyle, hava sıcaklıklarını gösteren ülke haritasına yeni bir renk eklemek zorunda kalmıştı.

(Yeşil Gazete)

Küresel ısınmanın birincil sebebi: Karbondioksit – Belkıs Gökbulut

Dünya var olduğundan bu yana geniş çaplı iklim değişiklikleri yaşanmıştır. Son dönemlerdeki bu iklim değişiklikleri kutuplardan alınan buz kalıpları sayesinde analiz edilebilmektedir. Buz kalıpları 400.000 yıllık iklim değişikliği bilgilerini verir. Bu veriler karbondioksit ve sıcaklığın birbirine yakın bir ilişki içinde değişim gösterdiğini, aynı periyotlarda düşüp, yükseldiklerini gösteriyor. Hava sıcak olduğunda karbondioksit miktarının fazla,  soğuk olduğunda ise karbondioksit miktarının az olduğunu biliyoruz. Geçmişte dünya ikliminin en sıcak olduğu dönemlerde karbondioksit miktarı en fazla 300 ppm (milyonda 300 molekül), en soğuk zamanlarda ise 180 ppm olmuştur.

Öncelikle, geçmişte iklimin değişmesine neden olan pek çok faktör vardı; güneş aktiviteleri, volkanik aktiviteler ve atmosferdeki gaz bileşimleri gibi. Isınma durumunda sıcaklık ve karbondioksit arasındaki ilişki ise şu şekilde gerçekleşiyordu: Dünyanın Güneş etrafındaki hareketindeki değişikliklerden dolayı okyanuslardaki sıcaklık arttığında okyanuslardan atmosfere salınan karbondioksit miktarı da artıyordu, bu salım ısınma gidişatını sürekli olarak artırıyor, bu da beraberinde yeniden okyanuslardan atmosfere karbondioksit salınmasına neden oluyordu. Bu geri dönüşümlü sistem buzul çağları ve buzul çağları arası dönemler için geçişi kuvvetlendiriyordu.

2012’ de Oregon State Üniversitesi, Yer bilimleri bölümünde çalışan JD. Shakun 20.000 sene önceki sıcaklık kayıtlarını inceledi, yaptığı çalışmada geçmişteki karbondioksit ile sıcaklık değişimleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkardı.

Elde edilen sonuçlarda:

  • Dünyanın yörüngesel döngülerindeki değişimler 19.000 sene önce ilk ısınmanın oluşmasında etki gösterdi, bu da Kuzey kutbu üzerinde değişimlere neden oldu.
  • Kuzey kutbunda ısınma buzulların erimesine neden oldu, sonucunda ise geniş oranda tatlı su okyanus sularına karıştı.
  • Tatlı suyun artışı Atlas okyanusundaki sirkülasyonu engelleyerek, yarım küreler arası ısının inip çıkmasına neden oldu. Bunun sonucunda 18.000 yıl önce ilk olarak Güney yarım küre ve okyanuslar ısındı.
  • 17.500 yıl önce Güney yarım kürede okyanus ısınmalarına paralel olarak okyanustan atmosfere karbondioksit salımı başladı.Bu yaşananlar sera etkisine sebep olurken  atmosferin yeniden ısınmasına etki etti.

Tüm bu bulguların ışığında geçmişte de küresel ısınmanın %90’ının atmosferdeki karbondioksit miktarındaki artıştan sonra gerçekleştiği ispatlanmıştır.

Aşağıda bu çalışma sonucunda hazırlanmış olan grafiği göreceksiniz. Mavi çizgi yıllara göre küresel sıcaklıktaki değişimleri, kırmızı olan Güney yarım küredeki sıcaklık değişimlerini, sarı olan ise atmosferdeki karbondioksit miktarındaki değişimleri gösteriyor.  Yukarıda  bahsettiğim ilişki grafikten de açık bir şekilde gözlenebiliyor.

Tüm bunların yanı sıra, bulgulardan da anlaşıldığı üzere geçmişte oluşan sera etkisi ancak binlerce yılda oluşan değişimlerle meydana geliyordu.

Aşağıda yıllara göre sıcaklık ve karbondioksit miktarı değişimleri gösteren grafiği inceleyebilirsiniz. Mavi çizgi karbondioksit, kırmızı olan ise sıcaklık değişimlerini gösteriyor.

400.000 sene önce de sıcaklık ve karbondioksit miktarlarının aynı periyotlarda yükseldiğini ya da düştüğünü kolayca fark edilebiliyoruz. Son 600 ila 1000 yılda oluşan değişimlere bakıldığında ise  tamamıyla aynı çizgide değişim göstermeye başladıklarını görüyoruz. Bunun sebebi ise  geçmişte 180 ila 300 ppm arasında değişen atmosferdeki karbondioksit miktarının bugün 393 ppm civarında olmasıdır. Yani bugünkü duruma son 400.000 senedir rastlanmamıştır ve son dönemdeki küresel sıcaklık artışının esas sebebi budur.

Bu duruma neden olan şey ise 19. yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi ile birlikte petrol, kömür ve benzeri fosil yakıtların yaşamımızın bir parçası haline gelmesidir. Artan tüketim ihtiyacı ile birlikte enerji kaynaklarının kullanımı geniş çapta artış göstermiştir. Fosil yakıtların kullanımı sonucu atmosfere salınan sera gazları bir örtü etkisi yaratarak dünyaya gelen güneş ışınlarının dünyayı terk etmelerini engellemiş, atmosferi terk edemeyen güneş ışınları da dünyada kalıp hava sıcaklığının normal olmayan bir biçimde artmasına neden olmuştur.

Tüm bu etkilerin özellikle karbondioksit miktarındaki artışa bağlanma sebebi; atmosferdeki miktarının diğer tüm sera gazlarınınkinden fazla olmasıdır. Atmosferde kalma süresinin diğer sera gazlarının çoğununkinden fazla olduğunu da göz önünde bulundurursak, küresel ısınma için tehdit oluşturan en önemli etken olduğunu anlayabiliriz. Bu nedenle geçmişte ve bugün yaşanan sıcaklık değişimleri incelendiğinde karbondioksit miktarındaki değişim ile sıkı bir ilişki içinde olduğunu görebiliyoruz.

Özetle, küresel ısınmanın en büyük sebebi olan karbondioksidin  atmosferdeki miktarı, Sanayi Devrimiyle beraber 3 kat artmış, bunun sonucunda ise küresel sıcaklık yaklaşık 0.8 santigrat derece yükselmiştir. Geçmişte milyonlarca yılda gerçekleşen bu artış atmosferdeki ısı dengesini bozarak, dünya üzerinde ciddi iklimsel değişikliklere sebep olmuştur.  Dünyada daha sık yaşanmaya başlanan iklim felaketleri, karbondioksit salımına küresel çapta sınırlamalar getirilmediği takdirde daha tehlikeli boyutlara ulaşacak ve dünyayı geri dönüşü olmayan bir yola sürükleyecektir.

 

Belkıs Gökbulut

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu

Eskişehir’de operasyon. Büyükerşen savcılığa çağrıldı

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Kentsel gelişim ihalesi’yle ilgili sürdürülen soruşturma kapsamında, 10 belediye çalışanı gözaltına alındı. İfadesi alınmak üzere savcılığa çağrıldığı iddia edilen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ise iddiaları yalanladı ve operasyonu ‘seçim arefesinde itibarsızlaştırma’ olarak nitelendirdi.

Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’nin ‘Kentsel gelişim ihalesi’yle ilgili sürdürülen soruşturma kapsamında bu sabah yaklaşık 10 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında belediyenin üst düzey yöneticileri de bulunuyor.

2 yıldır sürdürülen soruşturma kapsamında belediyede herhangi bir aramanın yapılmadığı, evrakın daha önce incelendiği belirtildi.

İfadesi alınmak üzere savcılığa çağrıldığı iddia edilen Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen ise iddiaları yalanlayarak, yapılan operasyonu “seçim arifesinde itibarsızlaştırma” olarak nitelendirdi.

(Ntvmsnbc)