Ana Sayfa Blog Sayfa 435

Balkonda güneş enerjisi üretmek ne kadar hesaplı?

Almanya‘da plug-in (eklenti) solar sistemlerin kurulumunda adeta bir patlama yaşanıyor. Federal Enerji Ağı Ajansı‘na göre, kayıtlı küçük solar sistemlerin sayısı, bu yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yedi kattan fazla arttı.

Deutsche Welle‘nin aktardığına göre, plug-in güneş enerjisi uzmanı Christian Ofenheusle, “Pazar devasa boyutta. 2030 yılına kadar Almanya’da plug-in güneş enerjisi sistemlerinin sayısı 12 milyonu bulabilir,” diyor. Bu furya devam ederse, yedi yıl içinde Almanya’daki her dört evden biri güneşten kendi elektrik enerjisini üretiyor olabilir.

Küçük güneş enerjisi sistemleri Çin‘de de giderek daha popüler hale geliyor. Energy Watch Group‘tan Hans-Josef Fell, bu sistemlerin özellikle büyük apartmanlara kurulduğunu belirtiyor.

İtalya‘da en büyük elektrik tedarikçisi Enel de tüketicilerin kendi elektriğini üretmesini teşvik ediyor. Polonya, Fransa, Hollanda, İngiltere, Avusturya, İsviçre ve Macaristan gibi diğer Avrupa ülkelerinde de bu teknolojiye ve bürokratik olmayan kurulum girişimlerine büyük bir ilgi söz konusu.

Güneş modülleri nasıl çalışır?

Küçük güneş enerjisi sistemleri genellikle bir ila üç fotovoltaik modüle sahip. Balkonlara, evin duvarına asılıyor ya da terasa, bahçeye ya da çatıya monte ediliyor.

En önemli özelliği: Kiracılar güneş enerjisinden kendileri de elektrik üretebiliyorlar ve bunu mini enerji tesislerinin kurulumunu, bir ustaya ihtiyaç duymadan “tak-çalıştır” yöntemiyle kolayca yapabiliyorlar.

Güneş modülünden gelen doğru akım, küçük bir kutuya iletiliyor. Burada bir invertör (evirici) tarafından şebeke standardı olan alternatif akıma dönüştürülüyor ve daha sonra bir priz aracılığıyla ev şebekesine dağıtılıyor. Bu şekilde üretilen elektriğin çoğu, doğrudan evde tüketiliyor ve elektrik maliyetlerini düşürüyor. Artan elektrik ise kamu şebekesine aktarılıyor.

Balkondaki bir güneş modülünden ne kadar elektrik üretilir?

Güneş modülleri, doğrudan güneş ışığı almaları halinde büyük miktarda elektrik üretiyor. Bu nedenle özellikle güneşli bölgelerde ve ilkbahar/yaz aylarında verimli oluyorlar.

Çok güneşli bölgelerde, yani özellikle Afrika, Ortadoğu, Avustralya, Çin‘in bazı bölgeleri, Latin Amerika ve ABD‘de, 400 watt’lık bir modül yılda 800 kilowatt saate kadar elektrik üretebilir. Daha az güneş alan Almanya ve Orta Avrupa‘nın pek çok bölgesinde bu miktar yarı yarıya azalıyor. Bu durumda modülleri güneye doğru ve uygun bir açıyla hizalamak en uygunu.

Eğim olmadan verim daha düşük. Örneğin Almanya’da güneye bakan bir cepheye veya balkona dikey olarak asılan 400 watt’lık bir modül, yılda ortalama 260 kWh elektrik üretir. Eğer modül doğuya veya batıya asılırsa, yılda yaklaşık 190 kWh üretebilir.

Tek balkon modülü yeterli mi?

Sanayileşmiş ülkelerde vatandaşların elektrik tüketimi fazla oluyor. Bu nedenle bir balkon modülü evdeki elektrik ihtiyacının sadece bir kısmını karşılayabilir. Almanya’da dört kişilik bir hane yılda ortalama 4000 kWh, bir kişi ise yaklaşık 1500 kWh elektrik tüketmekte.

İlkbahar ve yaz aylarında, iyi hizalanmış 400 watt’lık bir modül, ortalama 320 watt üretebilir. Bu miktar, hava hafif bulutlu olduğunda bunun yarısı kadar, çok bulutlu olduğunda ise yaklaşık 50 watt olarak gerçekleşiyor.

Sonbahar ve kış aylarında, güneşli havalarda yaklaşık 160 watt, kapalı havalarda ise sadece 20 watt üretilir.

Yani kışın karanlıkta bile, örneğin yaklaşık 10 watt tüketen bir internet yönlendiricisine yetecek kadar elektrik üretmek mümkündür. Bir balkon modülü, küçük bir buzdolabı (80 watt) ve bir dizüstü bilgisayar (40 ila 100 watt) için yeterli elektrik enerjisini sağlayabilir.

Ancak iki monitörlü (900 watt’a kadar) çok güçlü bir bilgisayarın, yaklaşık 1000 ila 2500 watt güç gerektiren bir ısı pompasının, bir su ısıtıcısının (600 ila 2000 watt) veya bir çamaşır makinesinin (yaklaşık 2000 watt) çalışması için tek balkon modülünden gelen güç yeterli değil. Bunun için daha fazla modül kurulması gerekiyor.

Plug-in güneş enerjisi sistemlerinin maliyeti nedir?

Bir ila üç modüllü prize takılabilir güneş enerjisi sistemleri, Alman internet mağazalarında 400 ila 1200 Euro arasında satılıyor. Berlin‘deki Alman Güneş Enerjisi Endüstrisi Birliği‘nden Thomas Seltmann, kWh başına 30 ila 50 sentlik bir elektrik fiyatı baz alındığında, maliyetlerin altı ila dokuz yıl içinde kendini amorti ettiğini söylüyor.

Daha sonra ise en az 10, hatta 15 yıl süreyle elektrik bedavaya gelecek. Zira günümüzde güneş modülleri ortalama 25 yıldan fazla, invertörler ise ortalama 15 yıla kadar yüksek verimli çalışabiliyor.

Solar eklenti modülleri ne kadar güvenli?

Seltmann, “Temel olarak, fişli güneş üniteleri çok güvenli. Nitekim şimdiye kadar hiçbir hasar geri bildirimi almadık” diyor.

Bununla birlikte, bu tür sistemlerin uzman bayilerden veya internetteki yetkili perakendecilerden satın alınmasını öneriyor. Seltmann’a göre buralarda bileşenler birbiriyle uyumlu. Ayrıca kolay anlaşılır kurulum talimatları ile tavsiyeler de sunuluyor. Seltmann, solar sistemlerin indirim mağazalarından veya yetkisiz satıcılardan alınmamasını tavsiye ediyor.

Ayrıca rüzgâr ve hava koşullarına karşı dayanıklı olması için modüllerin balkon ve duvarlara iyi bir şekilde sabitlenmesi ve dübellerle tutturulması gerekiyor.

Giderek daha fazla ülke prize takılabilir güneş enerjisi cihazlarının kurulumuna izin veriyor. Örneğin AB’de 27 üye ülkeden 25’inde bu sistemleri kullanmak mümkün. Sadece Belçika ve Macaristan‘da balkon sistemlerine henüz müsaade edilmiyor.

Priz üzerinden evlere 800 watt’a kadar güneş enerjisi aktarımı yapmak, teknik olarak zararsız kabul ediliyor. Çünkü standart elektrik hatları, 3 bin 500 watt’a kadar akımı kaldırabilecek şekilde tasarlanmış. Bu nedenle Alman Elektrik, Elektronik ve Bilgi Teknolojileri Birliği‘nin (VDE) kurulum ve güvenlikle ilgili herhangi bir endişesi bulunmuyor.

Güneşten elektrik üretimini, “enerji dönüşümü” olarak adlandırılan, yenilenebilir enerji kaynaklarına geçiş sürecinin önemli bir parçası olarak gören Alman hükümeti, güneş enerjisi eklenti cihazlarının kurulumunu bürokratik olarak da kolaylaştırmak ve teşvik etmek istiyor. Yakın gelecekte, Almanya’daki konut şebekelerine şimdiki 600 watt yerine 800 watt güneş enerjisi aktarımına izin verilmesi bekleniyor.

Enerji dönüşümü için ideal çözüm mü?

Güneş enerjisi sektöründeki uzmanlar, fişli güneş enerjisi ünitelerinin gelecekteki elektrik talebinin yalnızca bir kısmını karşılayabileceği konusunda hemfikir. Güneşten gelen enerjiden daha etkin ve yaygın faydalanabilmek için güneş panellerinin daha ziyade çatılarda kurulması gerekiyor. Ayrıca daha büyük büyük güneş enerjisi parklarının da kurulması şart.

Ancak balkon modüllerinin de tüketiciler açıdan pek çok avantajı var. Bonn‘daki uluslararası pazar araştırma şirketi EUPD‘den Leo Ganz‘a göre, insanlar kendi güneş enerjilerini üretmenin keyfini çıkarabilir, deneyim kazanabilir ve daha sonra iklim dostu enerji tedarikini tavsiye ve teşvik edebilir:

“Balkon güneş enerji sistemleri, insanları enerji dönüşümü için harekete geçirmek açısından son derece önemli. İnsanların, enerji dönüşümü için yeni çözümleri tanımaya ve bunlara erişmeye ihtiyacı var. Bu yüzden bu küçük enerji sistemlerinin yaygınlaşması, aynı zamanda çok güçlü bir siyasi mesaj niteliği taşıyor.”

Özen, Bakan Yumaklı’ya Geliyê Godernê’deki ağaç kesimlerini sordu

Yeşil Sol Parti Diyarbakır Milletvekili Sevilay Çelenk Özen, Silvan Barajı‘nın yapımı sürecinde Diyarbakır‘ın üç büyük kulesi Kulp, Silvan ve Harzo‘yu birbirine bağlayan Taş Köprü ve üzerine kurulu olan Sarım Çayı boyunca yaşanan tahribatı Meclis gündemine taşıdı. Özen, Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı‘ya Geliyê Godernê ormanlık alanında yetkili yerel mercilerin de dahliyle gerçekleştiği iddia edilen ağaç kesimlerini sordu.

Geliyê Godernê ormanlık alanı, on binlerce hektarlık alana yayılan, dünya mirası sayılabilecek mahiyette bir ekosisteme sahip ve ayrıca bölgenin en önemli tarihi ve doğal zenginliklerinden biri.

Sevilay Çelenk’in Meclis’ten bir fotoğrafı

Taş Köprü ve civarı ise insan girişlerine kapatılmış durumda. Özen, soru önergesinde “Her ne kadar gerçekleştirilen ağaç kesimleri ve kesimlerin boyutu basın yoluyla kamuoyuna yansımış olsa da şimdiye kadar yetkili mercilerce kamuoyuna ve bölgedeki hak sahibi yurttaşlara bir açıklama yapılmamıştır” ifadelerini kullandı.

Özen’in Yumaklı’nın Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğü’ün 96’ıncı ve 99’uncu maddeleri uyarınca yanıtlamasını istediği sorular ise şöyle:

  1. Kamuya ya da özel sektöre ait herhangi bir kurum ya da birimin Geliyê Godernê ve Taş Köprü civarında gerçekleştirilecek proje, faaliyet ve sair tüm tasarruflarla ilgili Bakanlığın ilgili birimleriyle yaptığı resmi bir yazışma yahut bilgilendirme yazısı/ işlemi var mıdır?
  2. Tarihi ve turistik Taş Köprü ve civarına girişlerin engellenmesi karar ya da talimatı hangi kurum tarafından, hangi tarih ve gerekçelerle alınmıştır? Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesindeki ilgili birimlere bu yönde yazılı bir bildirim ya da tebligat yapılmış mıdır?
  3. Tarihi Taş köprü civarı ve Geliyê Godernê Vadisi’nde faaliyet yürüten herhangi bir özel şirket veya iktisadî teşebbüs var mıdır? Varsa tüzel kişiliklerinin hüviyet bilgileri ve faaliyetlerinin muhteva ve amacı nedir?
  4. Geliyê Godernê Vadisi’ndeki ağaç kesimleri kimler tarafından yapılmaktadır? Tarım ve Orman Bakanlığı’nın ilgili birimlerinin, kesimlerin kimler tarafından yapıldığı, kesimlerin izlenmesi ve takibi, kesilen ağaçların akibeti, denetimi ve sair hususlarla ilgili tanzim ettiği herhangi bir rapor ya da işlem var mıdır? Varsa söz konusu işlem ya da raporun muhtevası nedir?
  5. Geliyê Godernê Vadisi’nde inşa edilmesi planlanan kamuya ait tesis, tesis projesi var mıdır? Basında kamuya ait olacağı söylenen tesis ya da tesislerin muhtemel inşaları ve lokasyonlarıyla ilgili Bakanlığınıza yapılmış olan bir izahat, izin talebi var mıdır? Konu hakkında tarafınızca kamuoyu ne zaman bilgilendirilecektir?
  6. Geliyê Godernê Vadisi’nin muhtelif parsel, mera ve diğer statülerdeki arsa ve arazileriyle ilgili kamulaştırma yahut el atma kararları var mıdır? Kamulaştırma ya da el atmalarla ilgili kararlar hangi kurumlar tarafından, hangi gerekçelerle aldırılmıştır?

Hükümetler okyanusları deniz kirliliğinden koruma taahhütlerini yerine getirmiyor 

Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), uluslararası toplum ve denizcilik sektörü sorunları gerektiği gibi ele almakta sürekli başarısız olurken, küresel denizcilik iklime, okyanuslara ve insan sağlığına ciddi zararlar vermeye devam ediyor.

Uluslararası deniz taşımacılığının çevresel etkilerini ele almak üzere tasarlanmış en önemli uluslararası yasa olan Gemilerden Kaynaklanan Kirliliğin Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi‘nin (MARPOL) 50. yıldönümü vesilesiyle yayınlanan ve denizcilik sektörünün zararlı etkilerini ortaya koyan son incelemenin bulgusu bunu ortaya koyuyor.

Seas At Risk tarafından yaptırılan ve “Denizcilik ve Okyanusların Durumu” başlığını taşıyan çalışma, dünyanın dört bir yanından hükümetlerin denizcilik için yeni bir iklim stratejisi üzerinde anlaşmak üzere Londra‘da IMO’da bir araya geldiği sırada yayımlandı. Rapor, iklim üzerindeki etkisi de dahil olmak üzere deniz taşımacılığının zararlı etkilerini dizginlemeye yönelik önceki tüm girişimlerin başarısız olduğunu ve bugüne kadar yapılanlar ile Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) ve en son bilim tarafından talep edilen azaltımlar arasında büyük bir uçurum olduğunu vurguluyor:

  • İklim değişikliği: Denizcilik sektörü, emisyonlarını azaltma ve iklim kriziyle mücadelede adil ve hakkaniyetli şekilde payına düşen katkıyı sağlama konusunda defalarca başarısız oldu. IPCC iklim bilimi, Paris Anlaşması tarafından belirlenen 1,5°C ısınma sınırını aşmamak için sektörler genelinde “derin ve hızlı azaltımlar” talep ederken, denizcilik emisyonlarının katlanarak artacağı öngörülüyor.

  • Okyanus sağlığı: yetersiz, kötü uygulanan veya var olmayan düzenlemeler deniz taşımacılığının okyanus sağlığına zarar vermesine izin veriyor. Buna petrol ve kimyasal sızıntılar ve deşarjlar, su altı gürültüsü, kanalizasyon ve plastik kirliliğinin yanı sıra kötü hava kalitesi ve deniz ve kıyı bozulmasına neden olan liman genişlemesi de dahil.

  • İnsan sağlığı: Deniz taşımacılığı, özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki liman topluluklarının sağlığına ve refahına zarar vermeye devam ediyor. Fosil yakıtlı gemilerden kaynaklanan zehirli kirleticiler her yıl dünya çapında yaklaşık 250 bin erken ölüme ve altı milyondan fazla çocukluk astımı vakasına neden olurken, Güney Asya sahillerinde gemi söküm işçileri ciddi insan hakları ihlallerine maruz kalıyor.

Bu sorunlar geçici bir şekilde ele alınamıyor; bunun yerine, bu sorunların entegre ve koordineli bir şekilde ele alınmasını sağlamak için gemiciliğin günümüz dünyasında oynadığı rolün temelden yeniden düşünülmesini gerektiriyor.

Çalışmanın bulguları arasında şu maddeler öne çıkıyor:

  • Deniz taşımacılığının çevresel etkilerinin hiçbiri geniş ölçekte ele alınmamaktadır. Deniz taşımacılığının çevre ve insan sağlığı üzerindeki etkilerini ele alan uluslararası düzenlemeler zayıf ve yetersiz uygulanmakta olup, kaydedilen ilerlemeler deniz ticaretindeki istikrarlı büyüme ile hızla dengelenmektedir.

  • Rutin olarak göz ardı edilen gönüllü kılavuzlara çok fazla güvenilmekte ve birçok sorun tamamen düzenlenmeden kalmaktadır.

  • Son yıllarda iklim konusuna odaklanılması IMO ve denizcilik endüstrisinin diğer kritik konuları göz ardı etmesine neden olmuştur.

  • Bu baskıların birçoğunun birbiriyle son derece bağlantılı olduğu ve kümülatif etkilerin önemi göz önüne alındığında, düzenlemeye yönelik konu bazında, parça parça bir yaklaşımın her zaman yetersiz kalması muhtemeldir.

  • Denizcilik sektörünün mevcut sürdürülemez rotasını “düzeltmek” için denizciliğin uluslararası, bölgesel ve ulusal yönetişim yapılarında değişikliklere ihtiyaç duyulabilir.

  • Bunlar, entegre, iddialı ve dönüşümsel bir gündeme rehberlik edecek uzun vadeli bir vizyon gerektiren karmaşık sorunlardır.

Ne tür etkiler doğuruyor?

Bu bulguların etkileri ise şu şekilde sıralanıyor:

  • Son yıllarda olayların azaldığı tanker kazaları hariç, diğer tüm iklim, okyanus ve insan sağlığı etkileri 50 yıl sonra bile çok önemli bir tehdit olmaya devam etmektedir.

  • IMO’nun ilk kez uluslararası deniz taşımacılığının iklim üzerindeki etkilerini ele almakla görevlendirilmesinden bu yana geçen 26 yılda, bu emisyonların artışını durdurmak için hiçbir şey yapılmadı. Operasyonel petrol ve diğer tehlikeli maddelerin boşaltılması, tehlikeli maddeler de dahil olmak üzere paketlenmiş malların dökülmesi, kanalizasyon deşarjı ve plastiklerin boşaltılmasını düzenlemeye yönelik girişimlerin hepsi başarısız oldu ve denizcilik hacimlerindeki büyüme genellikle herhangi bir önlemin faydasını ortadan kaldırdı.

  • Gemiler, okyanus sağlığı ve yerel ekonomiler için yıkıcı sonuçları olan istilacı sucul türlerin dünya çapında taşınması için ana vektör olmaya devam etmektedir.

  • Biyosit içeren boyalar, deniz organizmalarının gemilerin gövdelerine yapışmasını önlemek için rutin olarak kullanılmaktadır, ancak deniz yaşamı için toksiktir.

  • Gemi çarpışmaları deniz memelileri için önde gelen bir ölüm nedenidir ve bazı türlerin neslinin tükenmesine neden olmaktadır.

  • Gemi kaynaklı su altı gürültüsü (on yıl içinde iki katına çıkmıştır) ve gri suyun boşaltılması (mikroplastikler içerir ve kanalizasyon kadar kirli olabilir) dahil olmak üzere okyanus sağlığı için kritik olan çok sayıda konu tamamen düzensizdir ve düzenleyiciler bunun yerine hiçbir yasal gücü olmayan etkisiz “yönergeleri” tercih etmektedir.

  • Sektörün daha fazla ve daha büyük gemilerle büyümesinin kıyılar üzerinde zincirleme etkileri vardır; liman genişletme planları, deniz taşımacılığının toksik ve zarar verici etkilerini genellikle hassas kıyı bölgelerinde yoğunlaştırmaktadır.

  • Isınmanın dünyanın geri kalanından dört kat daha hızlı gerçekleştiği Kuzey Kutbu’nda, denizcilik endüstrisi eriyen buzları yeni rotalar açmak için bir fırsat olarak değerlendiriyor ve hassas çevreyi ve yerleşik yerli toplulukların geçim kaynaklarını daha da büyük bir risk altına sokuyor.

  • Gemilerden kaynaklanan sülfür kirliliğini azaltmaya yönelik düzenlemelerin kötü tasarlanması, bir hava kirliliği sorununun su kirliliği sorununa dönüşmesine neden olmuştur; gemilerin egzoz gazı temizleme sistemi atık sularını doğrudan okyanusa boşaltmalarına yasal olarak izin verilmektedir ve gemi yakıtı hala karayolu yakıtından 100-500 kat daha kirleticidir.

  • Gemilerin Güney Asya sahillerinde hurdaya çıkarıldığı gemi sökümü ve endüstrisi, “görünüşte küresel yönetişimin aşırı bir başarısızlığını” temsil etmektedir.

  • İnsan haklarına ve hatta temel ESG [çevresel, sosyal ve yönetişim] taahhütlerine bile saygı göstermeyen sınırsız kurumsal açgözlülük”.

Uzmanlar ne diyor?

Seas At Risk Denizcilik Politikası Direktörü John Maggs, “Okyanus ve iklimin korunması konusunda 50 yıllık bir ilerlemenin kutlaması olması gereken, küresel toplumun ve IMO’nun vaatlerini yerine getirmede nasıl başarısız olduğunun bir gösterisine dönüştü” dedi.

Maggs şunları kaydetti:

“Gemiler, artan iklim ve hava kirliliğinden tehlikeli petrol ve kimyasal sızıntılara, plastik kirliliğine, vahşi yaşamla ölümcül çarpışmalara, sualtı gürültü kirliliğine ve istilacı türlerin taşınmasına kadar gezegenimize ciddi zararlar vermeye devam ediyor. Ancak bu hafta IMO ve uluslararası toplum bu yıkıcı döngüyü kırma ve yeni bir rota çizme şansına sahip. IMO’da yeni bir denizcilik iklim stratejisini müzakere eden hükümetler, 2030 yılına kadar denizcilik emisyonlarını yarıya indirmeyi kabul etmeli ve sektörü Paris Anlaşması‘nın 1,5°C sıcaklık sınırının altında küresel ısınmayı tutma yolunda kesin bir şekilde belirlemelidir. Ülkeler bu hedefin hem yapılabilir hem de ekonomik olduğunu biliyor. Bu hedef aynı zamanda küresel deniz taşımacılığının yarattığı ve yeni raporumuzda haritası çizilen diğer birçok tehdide karşı acilen harekete geçilmesi için de tetikleyici olabilir. Doğru olanı yapmak için hiçbir zaman çok geç değildir, 50 yıl sonra bile.”

Seas At Risk Kıdemli Denizcilik Politikası Sorumlusu Lucy Gilliam ise şunları söyledi:

“Gezegenin sınırlarını aşmaya devam ederken çevresel aşırılıklarla karşı karşıyayız. Deniz taşımacılığı sadece iklim, okyanus ve biyolojik çeşitliliğin zarar görmesinde doğrudan bir rol oynamakla kalmıyor, aynı zamanda ekosistemin bozulmasına neden olan küresel ticaret sistemini de destekliyor. Her alanda dönüştürücü bir değişime ihtiyacımız var. Denizcilik de bunun bir istisnası değil. Biyoçeşitlilik ve okyanus krizlerini de çözmeden iklim krizini çözemeyiz.”

‘Dilovası’nda Suriyeli ve Türkler arasındaki gerginlik yabancı karşıtlığına dönüştü’

Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, Dilovası ilçesinde bir köpeğin zehirlendiği iddiası sonrası iki gündür bölge halkı ve Suriye uyruklu kişiler arasında yaşanan gerginliğe dair yaptığı açıklamada, olayların yabancı karşıtlığına dönüştüğü konusunda uyardı.

DHA‘nın aktardığına göre, yaşanan olaylarla ilgili bilgi alan Kocaeli Valisi Seddar Yavuz, bugün Dilovası ilçesindeki muhtarlarla bir araya gelerek konuyla ilgili açıklama yaptı.

Yavuz, yaptığı açıklamada “İlçemizde Suriyelilerin, vatandaşlarımızın evlerini taşladıklarına yönelik maalesef bir provokasyon gerçekleşti. Sosyal medya, maalesef içerik ve paylaşımlar itibariyle çarpıtılmaya ve farklı amaçlarla kullanılmaya müsait bir alandır. O yüzden bu konuda herhangi bir vatandaşımızın evine direkt bir saldırı gerçekleşmemiştir” dedi

Vali Yavuz, şunları kaydetti:

“Bir evcil hayvanın, köpeğin öldürülmesi sonrasında, hayvanın sahipleri ve şüphelendikleri şahıslar arasında yaşanan tartışma ve tartışmanın kısa sürede kavgaya dönüşmesi neticesinde, bölgede bulunan güvenlik görevlilerimiz olaya süratle müdahale etmiştir. O akşam için sorun çözülmüştür. Daha sonra ölen köpeğin ölüm sebebiyle ilgili gerekli teknik inceleme ve tahliller yapılması için numuneler alınmış ve ilgili kuruma gönderilmiştir.”

Daha sonra sosyal medyada bir takım provokatif paylaşımlar yapılmaya başlandığını belirten Yavuz, “Özellikle yabancıların, Suriyelilerin vatandaşlarımızın evlerini taşladıklarına yönelik maalesef bir provokasyon gerçekleşti. Yani gerçeğe aykırı bir beyan oluştu” diye belirtti.

Videodan hareketle bir sonuç elde edilmek istendiğini ifade eden Vali Yavuz, “Biz başından itibaren bu konuyla ilgili polisimiz ve istihbarat birimlerimiz ile gerekli teknik çalışmaları gerçekleştiriyoruz. Elbette hayvanın ölümünden büyük bir üzüntü duyduk. Çünkü biz her insana, her canlıya, merhamet ve şefkat gösteren bir medeniyetin mensuplarıyız. Ama bu konunun başka bir mecraya çekilmesi de bizi açıkçası üzdü” diye konuştu.

‘İlçedeki olaylar yabancı karşıtlığına dönüştü’

Yaşananların ilçede bir yabancı karşıtlığına dönüştüğünü söyleyen Seddar Yavuz, sosyal medyadaki paylaşımlara karşı uyarıda bulundu. Yavuzi şunları söyledi:

“İlçemizde olaylar, dün akşam bir yabancı karşıtlığına dönüştü. Bütün vatandaşlarımıza özellikle çağrımız, sosyal medya maalesef içerik ve paylaşımlar itibariyle çarpıtılmaya ve farklı amaçlarla kullanılmaya müsait bir alandır. O yüzden bu konuda herhangi bir vatandaşımızın evine direkt bir saldırı gerçekleşmemiştir. Dilovalı kardeşlerimiz de, özellikle köpeği ölen ve onun yakın arkadaşları mahallede bulunanlarla o mahallede mukim olan ve geçici koruma altında olan Suriyeliler arasında çok kısa süren bir olay meydana gelmiştir. Olayın özeti budur.”

’10 Suriyeli geri gönderme merkezine teslim edildi’

Olaylarda ağır yaralanan kimse olmadığını belirten Vali Seddar Yavuz, hayati tehlikesi bulunan ve herhangi bir şekilde ağır yaralanan kimse bulunmadığınu aktardı.

Olaylara dahil olanlara yönelik ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından adli süreç başlatıldığı ve olaya karışanlarla ilgili adli işlem yapıldığı bilgisini veren Yavuz, “Bu olaya karıştığını değerlendirdiğimiz yabancılardan 10 tanesiyle ilgili de tedbir amaçlı geri gönderme merkezimize teslim edilmiştir. Konu adli ve idari yönden soruşturulmaktadır” diye belirtti.

Sağduyu çağrısı

Vali Seddar Yavuz, “Bütün vatandaşlarımızın bu konuda sakin, sağduyulu olmalarını, toplumumuzu karıştırmak isteyenlere fırsat vermemelerini özellikle rica ediyoruz” dedi.

Güvenlik birimlerinin ve devlet yetkililerinin konuya hakim olduğunu kaydeden Yavuz,  “Bazı sosyal medya mecralarının olayı çok abartarak, sanki binlerce insan tepki göstermiş gibi bir yaklaşım içinde olduğunu gördük. Dün akşam toplanan bütün kalabalık, sayısı 150’yi geçmeyen, sınırlı sayıda bir vatandaşımızdan oluşmaktadır. Kendilerine de konunun doğrusu anlatılmıştır ve dağılım gerçekleşmiştir” ifadelerini kullandı.

Ne olmuştu?

Kocaeli’nin Dilovası ilçesine bağlı Mimar Sinan Mahallesi‘nde, bir vatandaşa ait bir evcil köpek ölmüştü. Köpeğe bakım sağlayan kişi, hayvanın Suriyeliler tarafından zehirlendiğini öne sürmüştü.

İddia sonrası 1 Temmuz gecesi mahalleli ile bölgede yaşayan Suriye uyruklu kişiler arasında taşlı ve sopalı kavga çıkmıştı. Olaylara müdahale eden polis ekipleri, kavgaya karışan tarafları gözaltına almıştı.

Şüpheliler hakkında işlem başlatılırken, düzensiz göçmen oldukları tespit edilen 10 kişi de sınır dışı edilmek üzere Kocaeli İl Göç İdaresi’ne gönderilmişti.

Olayların sosyal medyada ‘Suriyeliler, Türklere saldırdı’ yönünde paylaşılması üzerine, dün gece Dilovası’nda toplanan bir grup, sloganlar eşliğinde Suriyelilerin yaşadığı evlere saldırmak istemiş, ancak polis ekiplerinin müdahalesi sonrası grup olaysız bir şekilde dağılmıştı.

Boğaziçi’nde direnişin 911’inci günü: Vazgeçmiyoruz

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, bugün de atanmış rektör ve üniversite yönetimine karşı 911’inci kez bir araya geldi.

Bugün Boğaziçi Üniversitesi’nde direnişin 30’uncu ayı, 131’inci haftasına girildi. Direnişlerini sürdüren akademisyenler 615’inci kez rektörlük binasına sırt çevirdi.

Fotoğraf: Can Candan (ve asistanı)

Bugün, Naci İnci’nin Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanmasının 676’ıncı, 30 Temmuz 2021 günü gerçekleştirilen destek oylamasında akademisyenlerin yüzde 95 oranında rektör adaylığına karşı olduğu açıklanan İnci’nin Matematik Bölümü tam zamanlı öğretim üyesi Mohan Ravichandran’ı hiçbir gerekçe göstermeden dönem ortasında görevden almasının ise 595’inci gününe gelindi.

Fotoğraf: Can Candan (ve asistanı)

Buna karşı açılan davada İdare Mahkemesi’nin bu işlemi hukuksuz bularak iptal etmesinin ise 245’inci gününe gelindi. Ravichandran’ın havaalanında ülkeye girişinin engellenmesinin üzerinden ise 38 gün geçti.

Öte yandan Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü tam zamanlı öğretim üyesi Tolga Sütlü’nün dönem başladıktan sonra görevden alınmasının ise 259’uncu gününe gelindi.

Fotoğraf: Can Candan (ve asistanı)

Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri haftanın her iş günü olduğu gibi bugün de bir araya geldi. Kampüsten seslenen akademisyenler “Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz” diyerek 615’inci kez rektörlük binasına sırt çevirdi.

İkizdere’de keşfe bir gün kala: Madem dava sürüyor neden inşaat devam ediyor?

‣ Mahkemenin Cengiz İnşaat’ın İkizdere’deki taş ocağını durdurmama nedeni: Zararsız olması hayatın gerçeklerine aykırı
İkizdere’yi yok eden taş ocağına Danıştay’dan ‘dur’ kararı: Hukuk yavaş, makine hızlı 

Fazlıoğlu, ormanın içerisinden doğanın daha fazla yıkıma uğramaması için tepkisini gösterirken o anları kayıt altına aldı. Mücadelelerini hatırlatan Asuman Fazlıoğlu, doğanın yanında olanları yanlarında görmek istediklerini belirterek doğada katliama neden olanların vadilerinden uzak durması yönünde çağrıda bulundu. İşte keşfe bir gün kala İkizdere’de son durum:

 

Cilo Fest bitti, çöpler ve tuvalet atıkları milyonlarca yıllık buzulların üzerinde bırakıldı

Hakkari’nin Yüksekova ilçesindeki Sat Buzul Gölleri‘nde düzenlenen “Cilo Fest”ten geriye çöpler ve seyyar tuvalet atıkları kaldı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre, Cumhurbaşkanı kararıyla 26 Eylül 2020’de “Milli Park” ilan edilen ve 3 bin 400 rakımıyla bölgenin en yüksek ikinci dağı olan Cilo Sat Dağları ve Sat Buzul Gölü’ne girişler halen “izne” bağlı.

Ziyaretçiler izin alamadan bölgeye giremezken, Hakkari Valiliği ve Yüksekova Kaymakamlığı ortaklığında bu yıl buzul göllerin olduğu alanda “Cilo Fest”in beşincisi düzenlendi.

“Hakkari’de hayat var” sloganıyla düzenlenen organizasyonun ardından geriye çöp yığını ve atıklar kaldı.

Küresel ısınma nedeniyle yok olma riskiyle karşı karşıya olan buzulların olduğu bölgede düzenlenen festivale resmi rakamlara göre 15 bin kişi katılırken bölgeye binlerce araç giriş yaptı.

Katılımcılar, buzul gölünün yanında halaylar çekerken gölün etrafındaki birçok çöp toplanmadan bırakıldı.

Seyyar tuvaletlerin atıkları da olduğu gibi bölgede bırakıldı.

Cilo buzulları hakkında

Cilo Dağlarındaki buzulların, milyonlarca yıl önce yaşanan Buzul Çağı’ndan kalma olduğu tahmin ediliyor.

Bu buzulların son 20 bin yılda bir erime sürecine girdiği, küresel ısınmaya bağlı olarak da bu erimenin özellikle son 20 yılda çok hızlandığı belirtiliyor.

Uzmanlar iklim krizinin neden olduğu sıcaklık artışı, değişen yağış ve buharlaşma rejimleri nedeniyle buradaki buzulların ciddi bir tehdit altında olduğunu, kısa zaman dilimlerinde büyük buzul kütlelerinin eridiğini ve buzullarda geniş çatlakların oluştuğunu vurguluyor.

Bu durum bölgenin ikliminin yanı sıra bölgede yaşayan canlı türleri üzerinde de önemli etkilere yol açıyor. Uzmanlar, endemik bitki türlerinden bazılarının yok olduğuna, bazılarınınsa yok olma tehdidi ile karşı karşıya olabileceğine dikkati çekiyor.

‣ Kara buzulları neden önemli? Cilo’nun kalbi eriyor

Thunberg: Rusya’nın Ukrayna’daki çevre kırımına dünya yeterince tepki göstermiyor

İsveçli ekoloji aktivisti Greta Thunberg perşembe günü Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski ile bir araya gelerek Rusya‘nın 16 aydır devam eden işgali sırasında yol açtığı ekokırımı kınayan değerlendirmelerde bulundu.

Thunberg, iki ülke arasındaki savaştan kaynaklanan ekolojik tahribat odaklı bir çalışma grubuna katılmak için Kiev‘e gitti. Çalışma grubunda Thunberg’in yanı sıra Avrupa Parlamentosu Başkan Yardımcısı Heidi Hautala, eski İsveç Başbakan Yardımcısı Margot Wallström ve eski İrlanda Cumhurbaşkanı Mary Robinson yer alıyor.

Thunberg, “Bu çevre kıyımına dünyanın yeterince tepki gösterdiğini düşünmüyorum” diye konuştu.

İsveçli aktivist, Rus askerlerinin çevreyi, sivillerin yaşamlarını ve geçim kaynaklarını “kasıtlı olarak” hedef alarak ekolojik yıkıma neden olduğunu belirtti ve Rusya’yı ekolojik sistemlerin uzun süreli etkilerle kitlesel olarak yok edilmesi olarak tanımlanan ekokırım yapmakla suçladı.

Fotoğraf: AP
‣ ‘Ukrayna’daki savaş yüzünden Karadeniz’de 100’den fazla yunus öldü’

‘Çevre, savaşın sessiz kurbanı oluyor’

Çalışma grubu, savaştan kaynaklanan çevresel hasarı analiz etmeyi, Rusya’yı hasardan sorumlu tutacak mekanizmalar oluşturmayı ve tahribata uğrayan alanları restore etme çabaları oluşturmayı hedefliyor.

Ukrayna Başsavcısı Andriy Kostin sosyal medya platformu Twitter üzerinden yaptığı bir paylaşımda çevrenin savaşın “sessiz kurbanı” olduğunu ancak çevrenin kurban olmasının doğru olmadığını belirterek Ukrayna’nın arazisinin yaklaşık yüzde 30’unun patlayıcılarla “kirletildiği” ve 2,4 milyon hektardan fazla ormanın – yaklaşık 6 milyon dönüm – zarar gördüğü bilgisini verdi.

Fotoğraf: AP
‣ Onlar da yaşam savaşı veriyor: Ukrayna’daki savaştan kaçan hayvanlar

‘Çernobil’den beri en büyük çevre felaketi’

Kostin, Ukrayna’daki Nova Kakhovka barajının haziran başlarında yıkılmasının, 1980’lerde Sovyetler Birliği döneminde meydana gelen Çernobil nükleer faciasından bu yana Ukrayna’daki en “önemli çevre felaketi” olduğunu ifade etti.

Baraj, Rusya ile Ukrayna arasındaki mücadelede kritik bir cephe hattında yer alıyor ve ülkenin büyük bir kısmına su sağlıyor. Ukrayna, uzun süredir beklenen karşı saldırısını gerçekleştirmesinin üzerine Rusya’nın “paniğe kapılarak” barajı yıktığını öne sürüyor.

‣ ‘Ukrayna’da Kakhovka barajının yıkımı tam anlamıyla bir ekolojik kırım’
‣ Ukrayna’daki baraj patlaması sonrasında Karadeniz’i neler bekliyor?

‘Rusya’nın çevre suçları soruşturuluyor, kovuşturuluyor’

Kostin, Ukrayna’nın geniş çapta ekolojik suçları kovuşturan ilk ülke olduğunu ve ülkenin ceza kanununa göre ekokırım olarak kabul edilen 15 olayı soruşturduğunu söyleyerek şunları ekledi:

Rusya’nın çevreye karşı işlediği savaş suçlarının soruşturulması ve kovuşturulması için uluslararası çabaların güçlendirilmesi ve saldırganın bu suçların neden olduğu muazzam zararı ödemesini sağlama çağrısında bulunuyoruz.

Zelensky, “son derece önemli bir destek sinyali” verdiği için çalışma grubuna teşekkür ederek “Bu gerçekten çok önemli, profesyonel desteğinize ihtiyacımız var” dedi.

Just Stop Oil aktivistleri Londra’daki Onur Yürüyüşü’nü Coca Cola sponsorluğu nedeniyle protesto etti

Just Stop Oil (Petrolü Durdur) protestocuları, Londra’da 1 Temmuz’da gerçekleştirilen Onur Yürüyüşü’ndeki Coca Cola kamyonunun önüne oturarak yolu kapattı. Polis, yürüyüşün durmasına neden olan protestocuları gözaltına aldı.

Just Stop Oil grubundan aktivistler yürüyüşü, kirleticiliği yüksek endüstrilerden sponsorluk parası kabul ettiği için protesto etti.

13.30’da gerçekleştirilen protestodan yalnızca 16 dakika sonra polis, yedi eylemciyi halkı rahatsız ettikleri gerekçesiyle gözaltına aldı. Yürüyüş gözaltıların ardından devam etti.

Just Stop Oil, Onur Yürüyüşü Komitesi’ni daha önce eylemle ilgili bilgilendirip organizatörlere uyarıda bulunarak “yüksek kirletici” sponsorları kabul etmemeye ve petrol, gaz ve kömür kullanımını kınamaya çağırmıştı.

Ayrıca grubun LGBTQ+ üyeleri yaptıkları açıklamada, “Kültürel dünyanın büyük bir kısmının bu toksik endüstrilerle bağları reddettiği bir dönemde bu ortaklıklar LGBTQ+ topluluğunu utandırıyor” demişti.

‘Onur protestodan doğdu’

İklim krizine karşı en savunmasız vatandaşlar arasında halihazırda dezavantajlı bir konumda bırakılan insanlar yer alıyor. Bunlar arasında LGBTİ+’lar, kadınlar, çocuklar, ekonomik olarak zor durumda olan insanlar ve ülkeler bulunuyor.

Just Stop Oil tarafından yapılan açıklamada “Onur protestodan doğdu” denildi ve şunlara yer verildi:

“Yüksek düzeyde çevreyi kirleten endüstrilerin ve onlara fon sağlayan bankaların artık Pride’ı itibarlarını arındırmak için yararlı bir araç olarak görmesi, bir yandan gökkuşağı bayrakları sallarken diğer yandan sosyal çöküşü hızlandırması, topluluk olarak ne kadar yol kat ettiğimizi gösteriyor. ”

Macron’dan Fransa’daki isyana karşı hükümete çağrı: Düzeni sağlamak için her şeyi yapın

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 17 yaşındaki Nahel M’nin 27 Haziran’da polis kurşunu ile öldürülmesinin ardından başlayarak reformları gerçekleştirme yetkisini ve yetisini test eden isyana bir yanıt oluşturmaya yönelik son girişiminde kilit kabine bakanlarıyla bir araya geldi.

Macron pazar günü (2 Temmuz) hükümete bir çağrıda bulunarak, Nahel’in öldürülmesinin ardından patlak veren şiddetli isyanlara son verilmesi ve ülkede düzenin yeniden sağlanması için gerekli tüm önlemleri almaya çağırdı.

Macron, Paris ve çevre illerde beş gündür süren isyanların ardından pazar akşamı Başbakan Elisabeth Borne, İçişleri Bakanı Gerald Darmanin ve Adalet Bakanı Eric Dupond-Moretti de dahil olmak üzere hükümetin üst düzey üyeleriyle bir kriz toplantısı gerçekleştirdi.

Fotoğraf: CFP

Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamaya göre Macron bugün (3 Temmuz) Fransa Ulusal Meclisi Başkanı Yael Braun-Pivet ve Senato Başkanı Gerard Larcher ile görüşeceğini ve ardından salı günü isyanlardan etkilenen 220 kasaba ve şehir belediye başkanının bir araya geleceğini söyledi.

Toplantı sırasında Macron, bakanlardan “düzeni yeniden sağlamak ve huzuru güvence altına almak için ellerinden gelen her şeyi yapmaya devam etmelerini” istedi.

Macron, ülkedeki isyana yönelik daha derin bir anlayış kazanmak için kapsamlı bir soruşturma başlatmanın önemini vurguladı.

Fotoğraf: Sarah Meyssonnier / Reuters

Büyükanneden sükunet çağrısı

Nahel’in büyükannesi Nadia ise pazar günü (2 Temmuz) bir sükunet çağrısı yayımlayarak insanlara isyana son verme çağrısı yaptı.

BFM televizyonuna “İsyan edenlere şunu söylüyorum: Camları kırmayın, okullara veya otobüslere saldırmayın. Durun! Otobüse binenler anneler, dışarıda yürüyenler anneler” dedi.

Büyükanne Nadia, torununun bir bahane olarak kullanıldığını öne sürerek “Dükkanları, otobüsleri okulları yok etmelerini istemiyoruz. Nahel’i bir bahane olarak kullanıyorlar” diye konuştu.

Nadia, torununu öldüren polis memuruna kızgın olduğunu ancak genel olarak polise kızgın olmadığını ifade ederken ve adalet sistemine olan inancını dile getirdi.

Fotoğraf: Gonzalo Fuentes / Reuters

Ne olmuştu?

27 Haziran’da 17 yaşındaki Nahel M, Paris’in Nanterre banliyösünde polisin dur ihtarına uymadığı gerekçesiyle vurularak öldürülmüştü.

Adı açıklanmayan ve teslim olması sonrası cinayet suçlamaları yöneltilen polis ise halen gözaltında. Nahel’i vuran polis memuru, gencin ailesinden özür dilerken, avukatı Laurent-Franck Liénard, müvekkilinin “yıkıldığını” ve “sabah insanları öldürmek için uyanan bir kişi olmadığını” söylemişti.

Le Monde‘un aktardığına göre, polis memuru Nahel M.’nin ona zarar vermek amacıyla aracını üzerine doğru sürdüğünü söylemişti. Polis, bu nedenle hayatının tehlikede olduğunu düşündüğünü ve savunma amaçlı olarak ateş açtığını öne sürmüştü.

Fotoğraf: Gonzalo Fuentes / Reuters

Ancak internette yayımlanan ve AFP tarafından teyit edilen görüntüler polisin ifadelerini yalanlamıştı. Görüntülerde polis memuru, bir aracın sürücüsüne silah doğrulturken görülüyor. Silah sesi duyulmasından sonra da araç çarparak duruyor.

Cumhurbaşkanı Macron, Nahel M.’nin öldürülmesinin ardından yaptığı ilk açıklamada olayı sert bir dille kınayarak “Genç Nahel’in ailesine, onlarla dayanışma içinde olduğumuzu söylemek ve milletimizin sevgisini iletmek istiyorum. Öldürülen bir gencimiz var. Bu açıklanamaz, affedilemez. Olay hızla yargıya intikal etti. Umarım adalet en kısa sürede yerini bulacak” diye konuşmuştu.

Fotoğraf: Gonzalo Fuentes / Reuters

Fransız kentlerinde büyük çaplı protestolar düzenlenirken Nahel’in cumartesi günü yapılan cenazesine büyük kalabalıklar katılım göstermişti. 

Nahel M’in Nanterre’de öldürülmesinin ardından Nahel’in annesinin de aralarında bulunduğu 6 binden fazla kişi “Adalet istiyoruz” sloganları atarak bir barışçıl yürüyüş gerçekleştirmişti. Birkaç sonra ise polisle güvenlik güçleri arasında çatışmalar başlamıştı.

İçişleri Bakanlığı açıklamalarına göre, göstericiler ile polis arasında halen devam eden çatışmalarda perşembe günü 900 protestocu gözaltına alınırken, bu sayı cuma günü 1,300’ün üzerine çıkmıştı. Cumartesi 719, pazar günü ise 78 kişi emniyet güçlerince gözaltına alınmıştı.

Fotoğraf: Gonzalo Fuentes / Reuters

İçişleri Bakanı Darmanin, sosyal medya platformu Twitter üzerinde güvenlik güçlerinin “kararlı hamlesini” öven bir paylaşım yapmış ancak buna rağmen tansiyon düşmemişti. Cumartesiyi pazara bağlayan gece ülke çapında 45 bin polis görev yapmıştı.

Cumartesi gecesi en şiddetli çatışmalar Marsilya’da yaşanmıştı. Fransız medyası, büyük bir grup protestocuyla, polisin karşı karşıya geldiğini bildirmişti.

Sosyal medyada daha çok protestocunun sokağa çıkması çağrıları yapılırken, yoğun güvenlik önlemlerinin çok sayıda kişiyi uzak tuttuğu düşünülüyor.

Fotoğraf: Gonzalo Fuentes / Reuters

Paris’te ise polis 194 kişinin gözaltına alındığını açıklamıştı. Paris ve çevresinde otobüs ve tramvay seferleri pazar (2 Temmuz) akşam 21.00’den itibaren durdurulmuştu.

L’Haÿ-les-Roses Belediye Başkanı Vincent Jeanbrun, bir protestocunun eve araçla çarpıp, ateşe vermesi sonucu eşi ve bir çocuğunun yaralandığını ifade etmişti.

Fotoğraf: Gonzalo Fuentes / Reuters

Ülkenin kuzeyindeki Lille kentinde de sokaklarda özel polis güçleri görülmiştü. Kentten gece gelen görüntülere göre, itfaiyeciler eylemciler tarafından kundaklanan araçları söndürmeye çalışmıştı.

Lyon kentinde de 21 kişi gözaltına alınırken, Nice ve Strasbourg’ta da çatışmaların meydana geldiği bildirilmişti.