Ana Sayfa Blog Sayfa 4281

Al birini Vur ötekine! 7 “müsvedde” medya gazetesinde tek başlık!

(Edit: Etik başa bela sevgili okurlar. Haberimizin ardından Açık Radyo’dan tanış can kardeşimiz Avi Haligua’nın “fotoğraf gerçeği yansıtmıyormuş” yorumu üzerine size sahte haber yaptığımızı zannettik. Şu günleri yaşamamızda baş sorumlu durumunda bulunan “müsvedde medya” gibi olmamak için kılı kırk yardığımızdan o telaşla  hemen sosyal medya paylaşımlarını sildik. Habere çeki düzen verdik, “bizi de size penguen gösterdik” farzedin filan dedik.

Halbuki gerçek olmayan foto değil, içindeki gazete sayısı imiş. Aynı manşeti atan gazete sayısında bir noksan varmış, 6 değil, 7 gazete imiş aynı manşeti atan “müsvedde” medyaya haiz gazete.

Düzeltir, özür diler ve bizi her haberimiz için bu kadar titizlenmek zorunda bırakan siz Gezi Parkı Nöbetçileri’ne teşekkürü bir borç biliriz)

* * *

Gezi Parkı Direnişi 11. gününde. Artık tüm dünya biliyor ki, biz direnmekten; pasif olarak, şiddetsiz olarak, sivil olarak direnmekten vazgeçmeyeceğiz.

Bu inanç ve kararlılığımızı görmeyen belki de tek insan bu ülkenin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrikadaki temaslarını tamamlayarak gece yarısı halkının sevgi gösterileri ! arasında yurda döndü.

haberi paylaşmak için tklynz / click for to share

Taksim Meydanı’na anayasal protesto haklarını sivil itaatsizlik örneği eylemler gerçekleştirerek kullanmak üzere gitmek  isteyen kendisine muhalif vatandaşlarına olduğu gibi Yeşilköy havalimanına gelerek kendisini destekleyen vatandaşları için de her türlü kolaylık ! gösterilmişti. Nasıl ki Taksim’e, Gezi Parkı’na gelinsin diye İstanbul Büyükşehir Belediyesi toplu taşımayı bedava yapmış, ek seferler koymuş, vapurlar kaldırmış, metrobüsl üstüne metrobüs göndermiş ise Yeşilköy’e, Atatürk Havalimanı’na gelinsin diye de hiçbir fedakarlıktan kaçınılmadı.

Biz 6 diye verdik, 7 diye düzeltildi yaa. İşte o 7 gazete. Poz da çok şahane değil mi, sanki tv izliyorlar. Nasıldı o atasözümüz, "körler ve sağırlar, birbirini ağırlar"

Demokrasini güzellikleri işte. Halkın doğru haber alması için de aynen Taksim Gezi Parkı Nöbeti’nde olduğu gibi Yeşilköy’de de bu ülkenin gurur kaynağı, tüm dünyanın da parmakla gösterilen “müsvedde” medyası her gelişmeyi, her detayı halka anında/yerinden/dosdoğru olarak sunmaktan geri kalmadı.

İşte 7 “müsvedde” medya gazetesinin “anında/yerinden/dosdoğru” haber yaptığının kanıtı olarak 7 kelimesi kelimesine aynı başlık.

Alternatif Medya’nın onlar kadar “anında/yerinden/dosdoğru haber yapamayacak !!!! bir mecrası olarak önlerinde saygıyla eğiliyor ve ellerimiz patlayıncaya kadar alkışlıyoruz.

Ey siz, yüz aklarımız.

Haber Türk, Türkiye, Sabah, Zaman, Bugün, Yeni Şafak ve Star gazeteleri…

Türkiye sizinle gurur duyuyor!!!!

(Önemli Not: Bu “yorum/haber”imizin gelecek kuşaklara kalması ve burdaki kinayenin farkedilmemesi tehlikesine karşı bir not düşmek isteriz. Bu haberde İstanbul Belediyesi, Müsvedde Medyanın etik haberciliği, Vatandaşa protesto hakkı için toplu taşımada her kolaylığın sağlanması ile ilgili cümleler TAMAMI İLE GERÇEK DIŞIDIR)

#direnedirenenekazanacagiz

Haber: Alper Tolga Akkuş – #anavarrza

(Yeşil Gazete / Türkiye)

Taksim Platformu: Çözüm hala diyalog ve müzakerede

Taksim Platformu Gezi Parkında başlayan ve ülkenin pek çok yerindeki desteklerle 11 gündür süren direniş konusunda bir açıklama yaparak sorunun çözümü yolunda hala tek çözüm yolunun diyalog ve müzakere olacağını vurguladı. Eylemlersırasında oluşan olumsuz davranışlar konusunda da dikkatli olunması gerktiğine dikkat çekilen açıklama şöyle:

 

 

TAKSİM PLATFORMUNDAN BASIN AÇIKLAMASI

Taksim Gezi Parkında 11 gün önce meşru taleplerimiz için başlatılan masum ve barışçı protesto gösterimiz güvenlik güçlerinin ölçüsüz güç kullanımı ile engellenmek istenmiştir. En temel demokratik hakkımızın yasadışı şekilde ve hiçbir demokratik ülkede örneği görülmedik oranda şiddet kullanılarak bastırılmaya çalışılması, protestomuzun geniş halk yığınları nezdinde destek bulmasına sebep olmuştur.

Meşru taleplerimizi savunurken dışlayıcı bir dile başvurmamaya, kimseye ayrımcı bir gözle bakmadan anlamaya çalışmaya ve şiddetten uzak durmaya büyük özen gösterdik. Bundan böyle de haklı mücadelemize gölge düşürecek her türlü eylemde bulunanları uyarma ve aramıza mesafe koyma gayretimizi sürdüreceğiz. Hangi yol ve yöntemle olursa olsun hiç kimseye, hiçbir gruba, hiçbir anlayışa ve hiçbir inanca karşı şiddeti, ayrımcı ve dışlayıcı davranışı, hakareti, küfrü kabul etmiyoruz ve böyle davrananları şiddetle kınıyoruz, suçluyoruz.

Demokratik bir siyaset ortamının oluşumu için son derece önemli gördüğümüz bir arada yaşama deneyimini tehdit edebilecek her türlü eylemi son derece tehlikeli ve elde edilen barışçıl ilişkileri tahrip etmeye yönelik olarak görüyoruz.

Sonuç vermediğinin görülmesine rağmen günlerce sürdürülen yasalara aykırı polis şiddeti sorumlularının görevden alınmasının, cezalandırılmasının, şiddetin dinmesini ve barışçıl bir müzakere ortamının oluşmasını sağlayacağı inancındayız.

Sorunun çözümü için hala yegâne koşulun diyalog ve müzakere yolunun açılması olduğu inancımızı tekrarlıyoruz…

Taksim Hepimizin!

Taksim Platformu

www.taksimplatformu.org

www.taksimplatformu.com

 

Yeşil Gazete

Defiant Erdoğan returns from Africa

A very defiant Recep Tayyip Erdoğan addressed his party supporters who had gathered to greet him at Atatürk Airport in Istanbul last night, as he returned from a three day trip to Tunisia, Algeria, and Morocco, where the king refused him an audience. He chose to land in Istanbul and not Ankara. Greeted by bussed in party supporters, Erdoğan chose not to give a press statement but to address his supporters from atop an election bus. In his speech, he accused the resistance taking root all over Turkey in support of #occupygezi of being illegal and as being manipulated by terrorist organizations, made references to conspiracies by the financial loby, and said the police were doing their job protecting public safety, though excesses may have occured .
A Europhobic and expressively religious conservative populism, and a single minded economic growth geared attitude made its clear mark on the speech of the PM, as well as the clear lack of any notion of participatory democracy.
The PM is expected to address the press on the issue around #occupygezi today.

A video of the speech in Turkish can be found here.

Here is a full translation of his speech by Dr. Ayşe Zarakol (University of Cambridge):

 

[Translation based on Hurriyet’s transcription and my personal viewing of the speech. A.Z.]

Dear brothers, dear Istanbulites, dear fellow journeymen! I salute my grandmothers and sisters! I salute farmers, peasants and workers who earn their bread with sweat. I salute my young brothers who are as great, proud and dignified as Turkey itself. I salute Istanbul’s sister cities Sarajevo, Baku, Baghdad, Damascus, Gaza, Mekka and Medina from Istanbul.

[Crowd chants “Allahu Ekber”/”God is Great”]  Erdoğan addressing his supporters bussed in to Atatürk Airport, late Thursday night

I salute Istanbul over and over again, of course. I salute Istanbul with all of its neighborhoods and streets from my heart. I brought you greetings from my brothers in Morocco, Algeria and Tunisia. May God make our collaboration everlasting. We have never been on the side of breaking hearts but on the side of mending them. We have stood erect but not poignant.

[Crowd chants: Istanbul is here, where are the “capulcus [bums]”?]

We have no business with fighting, hitting and breaking, or vandalism. My esteemed brothers, we know how to build. I underline this point: we came to these days despite the monetary interest lobby. And this interest lobby now thinks it can threaten us with stock market manipulations.They should realize this very well. We will not let them eat the sweat of this nation. If a bank’s CEO comes out and says he is on the side of the organizer of this vandalism he should know that he will incur our wrath [translator’s note: Erdogan is referring to the Garantibank CEO here, who sympathized with the protesters two days ago, following great public resentment of the same conglomerate’s NTV television having a near blackout of the protests]. We carrived at these days by growing Turkey’s economy. We came here by uplifting the people. The whole world talks about Turkey now, talks about the Turkish people. Why is this happening now? We came to these days believing victory comes to those who are patient.

Everyone should know we came to these days growing Turkey in brotherhood. We never discriminated against any one of the 76 million. My brothers, some say “He thinks he is the Prime Minister of 50 per cent.” A curse on your tongues. We have said until today that we are the servant of 76 million. We have brought services from the Easternmost point of Turkey to the West with no discrimination. Those who stand against us are against us because of who is providing this service. They say “we will succeed in getting what we could not in the ballot box outside of the ballot box.” No one’s beliefs are excluded by us. Look, I don’t just mean the 50 per cent. We are the servant, not the master, of 76 million. We are Turkey, together. We look at what is happening in Turkey in all our objectivity, analyze it, judge it, then we act. AK Party never aims at polarization. Yet they should know…we are the generation of Asim [translator’s note: he is referring to a poem by early 20th century poet Mehmet Akif Ersoy describing the ideal Muslim youth]. Some people do not care for this. What does Akif say:

“I cannot condone tyranny, nor love the tyrant, I cannot swear at the past for the sake of the future. If someone attacks my ancestors, I strangle them! But you cannot! At the very least, I tell them to be gone… If I appear soft headed, who said I am a meek sheep? You may cut my throat but not pull it! I am the enemy of the oppressor, but love the oppressed…”

My dear brothers, it is the nation that gives the trust [the item for safekeeping], and only the nation can take it away. No one outside of the nation can reach for it. No one can aim for it outside of the ballot box. We have kept this sacred trust for ten years, protecting it with our life. We will continue to do so from now on.

We cannot allow anyone in this country to commit illegal acts, to threaten democracy, to smash and burn with vandalism, to attack cities and public property. These protests, supposedly for the sake of not even 15 trees in Gezi Park, now have left three people dead. Two youths have lost their lives, one police captain has been martyred.

My brothers, however important these youths’ deaths were, so is the martyrdom of my police officer. [Crowd shouts: not the two of them] Whose police is this? For what purpose does it serve? It serves for our safety. It sometimes fights against terrorists, sometimes against anarchists, sometimes against vandalism. They say, “withdraw the police.” This is not no one’s land. Our police has done its duty against those who harm public property and even attack people. They may have sometimes used force excessively. For such officers, as my deputy has said, our interior minister is doing what is proper. No one has the right to attack us over such issues. Our police captain’s unborn child was orphaned in the womb. Our cities were looted, they have gone so far as to burn the Turkish flag. They attacked a poor youth who earns his living collecting paper from the streets. [Crowd shouts: He is twelve!] They say “I am a journalist”, “I am an artist”, “I am a politician” and provoke with utmost lack of responsibility. These protests, which are no longer democratic but rather vandalistic, must end right now. Our citizens who have been manipulated by terror organizations must now see the game that is afoot and withdraw.

Whatever we will do, we will do it with law and democracy. Every other way must be seen as illegitimate by the 76 million and be opposed by us. Dear brothers, for the last ten days, you have not compromised your pride, common sense and right-mindedness. From here, we will go to our homes.

[Crowd chants for a long time: “Give us permission, we will raze Taksim to the ground.” The Prime Minister waits for them]

You do not have pots and pans in your hands, do you? This is very important. You are not like those who take to the streets with pots and pans. This youth here will be walking around with computers in their hands. We will continue our struggle for Turkey’s destiny with determination. Dear youth, my brothers, you are the hope of those who are oppressed. You are role models for the Middle East and the Balkans. You will think big, you will act big and take big steps towards big goals. You will not be played, you will not be fooled, you will not deceive.

I thank you all. In your person, I embrace all of Turkey’s youth. I salute all my brothers’ in this world. Dear Istanbulites, rest assured, no one can stop Turkey’s except Allah. I wish God’s grace upon our martyred police officer and the two youths who lost their lives and their relatives. I say: Rejoice if we die now, rejoice if we go home. Do not think for a moment this wheel will get stuck behind this bump. Tomorrow, is ours, is of course ours. May Allah be your companion and your aide, may your fate be clear [translator’s note: he is quoting poetry here, this time by Necip Fazil Kisayurek]. I entrust all of you to God.

 

Avrupa Yeşilleri’nden Gezi Parkı Direnişine destek

Avrupa Yeşilleri, 27 Mayıs Pazartesi akşamı Gezi Parkı’nın gözlerden ırak bir şekilde yok edilmek istenmesiyle başlayan ve 31 Mayıs saat 05:00’deki polis saldırıları ülke sathına yayılan olaylar ile ilgili bir basın açıklaması yayınlandı.

İşte Avrupa Yeşilleri’nin basın açıklamasının tam metni

Demokrasinin Gerilemesini Durdurmak İçin Uzlaşma Ruhu Galip Gelmeli

Türkiye’de yaşanan gösteriler ve gerçekleştirilen sert müdahalenin ardından Yeşiller Avrupa Parlamentosu Üyesi ve AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu eşbaşkanı Hélène Flautre açıklamalarda bulundu:

“Türkiye’deki kitlesel barışçıl gösteriler, anaakım medyanın suskunluğu ve Türk polisinin aşırı şiddet kullanımı ülkenin politik sistemindeki daha büyük problemlerin göstergesidir. Polisin barışçıl göstericilere karşı vahşi ve zalim tutumu sona ermeli ve tüm tutuklananlar serbest bırakılmalıdır.”

“Gezi Parkı’ndaki inşaat çalışmalarına karşı başlatılan ilk gösteriler, sosyal ve çevresel etkiler  düşünülmeden ve kamuoyunun fikri alınmadan gerçekleştirilen aşırı ticarileşmeye karşı yükselen endişenin bir göstergesiydi. Gösterilere verilen geniş çaplı halk desteği demokrasi  ve sürdürülebilir kalkınma beklentileri adına çok yüreklendirici. Protestocuları suçlular olarak göstermek yerine, kopan diyalog yeniden kurulmalı ve göstericilerin yasal talepleri ele alınmalıdır.

“Yerelden başlayarak uzlaşma ruhunu yeniden canlandırmaya ihtiyaç var; bunun başarılamaması Türkiye’nin barış süreci, anayasal reform ve AB ilişkilerinin hızlandırılması ile ilgili tarihi fırsatları kaçırması anlamına gelecektir.”

Avrupa Parlamentosu Yeşiller/ Avrupa Özgür İttifakı eşbaşkanı Dany Cohn-Bendit ise konu ile ilgili olarak şunları ekledi:

“Türkiye’de son yıllarda azınlıklara, temel özgürlüklere ve çoğulculuğa saygıda yaşanan gerileme endişe verici. Gözünü Türkiye’den bir süredir ayırmış olan AB, bu aday ülkesinde olanlarla daha yakından ilgilenmek durumundadır. Eğer AB bir etki yaratmak istiyorsa, Türk hükumetiyle doğrudan diyloga geçerek ülkedeki sorunların nasıl ele alınması gerektiğini konuşmalıdır. Türkiye ile katılım müzakerelerinin adalet ve temel hakları ilgilendiren kritik başlıkları olan 23. ve 24. başlıkların açılması için iyi bir zamanlamadır.

Yeşiller/ Avrupa Özgür İttifakı eşbaşkanları Dany Cohn-Bendit ve Rebecca Harms, Hélène Flautre ile birlikte bir grup temsilciyi (Taksim Platformu da dahil olmak üzere) 11 Haziran’da Strazburg’da gerçekleştirilecek olan Yeşiller/ Avrupa Özgür İttifakı grup toplantısına seslenmeleri için davet etti. Grup ayrıca konunun genel kurul gğndemine alınması için de çağrıda bulundu.

Avrupa Yeşillerinden daha fazla duyuru için:

www.greens-efa.euhttp://twitter.com/GreensEP

Çeviren: Bora Kabatepe

(Yeşil Gazete)

 

5 Haziran Dünya Çevre Günü ve belediyelerin sefaleti – Sezai Ozan Zeybek

0

Evvelsi gün, yani 5 Haziran, Dünya Çevre Günü idi. Gezi Parkı olayları vesilesiyle AKP belediyeleri çevreciliklerini ispat etme ihtiyacı hissetmiş olmalı, dört elle sarılmışlar bu özel güne. Kendilerince “asıl çevreci biziz” diyecekler. Tayyip’in konuşmasında altını çizdiği husus da aynı. Şöyle diyordu Başbakan, hatırlayın: “Biz [şu kadar] ağaç diktik. Neden? [Bu kendine soru sorup cevaplamasını gerçekten komik buluyorum. İlkokul yıllarıma geri dönüyorum. Peki nedenmiş?] Çünkü biz çevreciyiz.”

Çevreci AKP! Dalga mı geçmeli, üzülmeli mi; onlar utanmıyor, onların yerine utanmalı mı, bilmiyorum. Çevre deyince belli ki ağaç-çim-geri dönüşüm falan gibi bir-iki kavram geliyor akıllarına. Türkiye’de bir dönem öğrencileri topluca çam dikmeye götürürlerdi, çevre kolu falan olurdu. Galiba devletin çevre politikası da bununla sınırlı. Farkları, bunu milyar ağaç dikerek yapıyorlar. Nasıl anlatmalı, nereden başlamalı? Ağaçları yan yana dikmekle orman olmaz mı demeli mesela? Orman bir eko-sistemdir. Zaman alır. AKP’nin sürat siyaseti ormanın temel anlayışına zaten terstir. “AVM önüne, yol kenarlarına ağaç dikmek bir çevre düzenlemesidir, çevrecilik değildir” mi demeli? Çevrecilik (illa bu kelimeye sadık kalacaksak) kullandığın enerjiden ne yediğine, nerede yaşadığından nasıl hareket ettiğine pek çok mevzuyu içerir. Her şey bilen Başbakan, ağaç dikmekle çevreci olunmaz.

5 Haziran’a geri dönelim. Şu görsellere bakın. Üsküdar Belediyesi’nin bastırdığı afişler, hemen evimin önündeki reklâm panosuna asmışlar:

Gezi parkını hiç anlamamış Üsküdar Belediyesi. Gökdelenlerle dolu bir şehir. Çevresinden kopmuş bir ada, havada uçuyor. Hiçlikten gelen bir karayolu, arabasız. Üstte balonlar var ne alâkaysa. Çevreci AKP. Üstelik ağaç da dikebiliyorlar.

Bir yönetici kadrosu bu kadar şuurunu kaybedebilir mi? Böyle bir şehircilik anlayışının reklâmını yaparak Dünya Çevre Günü kutlanabilir mi? Kelimeler bu kadar aşınabilir mi?

Etkinlikler bu kadarla kalmamış elbette. Çevreciliğin ruhuna ters ne kadar kuruluş varsa bu “özel” günün etrafına üşüşmüşler âdeta. Migros, “Küçük Şeyler Doğayı Yeniler” diye bir kampanya başlatmış. MMM Migroslarda interaktif çevre aktiveleri ile [artık ne demekse bu] Çevre Günü kutlamışlar.  Tetra Pak Büyük Ortadoğu Bölgesi Geri Dönüşüm Teknik Yöneticisi ve Tetra Pak Türkiye ve Kafkaslar Çevre Müdürü Ferid Ekmekçioğlu (Unvanın uzunluğuna bakar mısınız?) bir milyonun üzerinde öğrenciyi eğittiklerini söylemiş. İşte başarı! Doğa Koleji öğrencileri ise atıklardan elbise yapıp defile düzenlemişler.

Bir tür oyun oynanıyor. Olmasın mı? Olsun, altına “bu bir reklâmdır” yazsınlar, kendilerini de ciddiye almasınlar, biz almıyoruz çünkü. Gezi Parkı’na da reklâm yapmaya gelirler mi acaba yakında? Sosyal sorumlukları var sonuçta, kaçsanız da kurtulamıyorsunuz.

Dünkü çevre etkinliklerinden bir fotoğraf. HP sponsorluğunda çocuklarla kravatlı adamlar poz veriyor. Konu çevre ve çocuklar gene her zamanki gibi siyasetin konu malzemesi.

Gezi Parkı Direnişi’nin umuyorum ki çok daha kapsamlı etkileri olacak. Bütün şu görüntüler, “çevreyi asıl biz koruruz” mesajını aktarmaya çalışırken içine düşülen bu çaresizlik, bir yandan hükümetin ne kadar hazırlıksız yakalandığının resmi. Dünyanın ne kadar gerisinde kaldıklarını, çevre anlayışlarının betona nasıl çakıldığını gösteriyor.

Ozan Sezai Zeybek

 

 

Sezai Ozan Zeybek

Taksim hiç bu kadar yaya olmamıştı!

Bilmem farkında mısınız, Taksim Meydanı ve cevresi bugüne kadar hiç olmadığı kadar yayalaşmış durumda.

Yard. Doç. Dr. Ahmet Atıl Aşıcı

İnsanlar gruplar halinde, çoluğu çocuğuyla hiç olmadığı kadar özgürce dolaşıyor meydanda. Birkaç barikatın kısıtladığı trafik sayesinde meydan rahatlarken, işi gücü olanların hayatı normal biçimde devam edebildi, meydan ve İstiklal’deki mağazalar ise hiç olmadığı kadar iş yaptı.

Yani ekonomimiz de olumlu etkilendi bu durumdan.

Şimdi sorulması gereken soru şu: trafiği kısıtlayarak meydanı yayalaştırmayı neredeyse maliyetsiz gerçekleştirmek mümkünken hükümet neden milyarlaca lirayı toprak altına gömüyor, tüneller, yarıklar açarak bunu başarabileceğini nasıl düşünüyor? Bunun basit bir cevabı var hepimizin bildiği, ancak onu tartışmayı sonraya bırakalım.

 

Son bir haftadır yaşananlar gösterdi ki halk parkına ve meydanına sahip çıkmıştır. Gezi Parkı ve Taksim Meydanı halkındır. Polisin ve trafiğin çekilmesiyle beraber park ve meydan hiç olmadığı kadar kalabalık, neşeli ve güvenli. Park ve meydan dönüşmüştür ve bunu bu halk başarmıştır. Başka bir plana ihtiyacımız yok! Hele hele, küçük çıkarları uğruna toplumun genelinin ihtiyaçlarını hiçe sayan akademisyenlerin hazırladıkları raporların temelinde hazırlanan planları oylayan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin planlarına hiç değil!

 

Toz duman ve gaz dağılırken sormamız gereken soruların sayısı da artıyor. Akademi içinden yetkili kurullarda yeralan kişilerin sorumluluğunu ne yapacağız? Belediye meclislerinde halkın refahını artıracak düzenlemeler yerine imar planlarını sermaye lehine değiştirmekte en ufak bir beis görmeyen üyeleri ne yapacağız?

Varolan kurumsal yapı kentin sorunlarını çözemiyor, daha da içinden çıkılmaz hale getiriyor. Bu yapı değişmeli. Yeni bir aktör çıkmıştır ve son bir haftadır şaşkınlıkla gördüğümüz biçimde rüşdünü gayet güzel ispat etmiştir. Bu, Taksim Platformu etrafında örgütlenmiş halkın kendisidir. Ve bu yapıyı tanımlayan sıfatlar dayanışmadır, demokrasidir.

Yayalaştırma altında parkı ve meydanı halktan kaçırmaya çalışanların bir niyeti de kitlesel gösterileri taksim den uzaklaştırmaktı. 1 mayıs tartışmalarında bize söylenen bu oldu. Yarıklarla, tünellerle oluşturulacak meydan gösterilere uygun olamayacak dendi, başka adresler gösterildi. Bu plan devam edebilir mi? Taksim hiç olmadığı kadar yayalaşmışken, ve bunu bu kadar ucuza başarmışken, ve bunlar olurken gündelik hayatta en ufak bir aksama yaşanmamışken, esnafın işleri azalmayıp artarken, Taksim Meydanı yarıklarla tünellerle halka kapatılabilir mi? Bence hayır.

Taksim Yayalaştırma Projesi revize edilmeli, tüneller ve yarıklar kapatılmalı, varolan yollar daraltılarak meydan ve çevresindeki trafik en aza indirilmelidir. Taksim meydanı halkındır, halka kapatılamaz!

 

Ahmet Atıl Aşıcı, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, Myk üyesi

 

Polis bir can daha aldı!

Ankara’da polisin dün geceki yoğun gazlı saldırısı sonucu bir dersanede temizlik işçisi olarak çalışan İrfan Tuna maruz kaldığı gaz sonucu kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti.

Kamu emekçilerinin dün çıktığı grev, halkın ilgisiyle onbinleri alana toplamıştı. Grev mitingi esnasında sürekli devam eden polis tacizine paye vermeyen emekçiler meydanı bir şenlik alanına çevirmişti. Grevin mitinginin sonlanmasının ardından halaylar ve türküler eşliğinde Kızılay Meydanı’nda şenliklerini sürdüren kitleye saldıran polis, yoğun biber gazı ve tazyikli suyla meydanı işgal etmişti. Polisin saldırısı gece saatlerine kadar ara sokaklarda devam etmiş ve polis akrepler, tomalar ve biber gazlarıyla halka saldırmayı sürdürmüştü.

Çok sayıda insanın yaralandığı saldırının ara sokaklara taşmasının ardından, her yer biber gazına boğulmuştu. Evrensel Gazetesinin haberine göre, bu durumdan etkilenerek geceleri çalıştığı işyerinde kalp krizi geçiren İrfan Tuna, çalışma arkadaşına iyi olmadığını söylemiş. Ancak polisin yolları trafiğe kapatması sonucu geç gelen ambulans, Tuna’yı hastaneye yetiştirse de gaza bağlı kalp krizi sonucu ölümüne engel olamadı.

Savcılık, gaza bağlı ölümün araştırılması için otopsi istedi, soruşturma başlattı.

Tuna’nın cenazesi bugün arkadaşları ve ailesinin katılımıyla Sincan’da toprağa verildi.

 

Başbakan Erdoğan: Topçu Kışlası’nı yapıyoruz

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Tunus’ta konuştu: Topçu Kışlası’nı çevre duyarlılığı ile yapacağız. Eylemciler halkın otobüslerine zarar verdi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Afrika ziyaretinin son gününde Tunus’ta Gezi Parkı eylemlerini değerlendirdi.  Başbakan Topçu Kışlası’nı yapacaklarını eylemcilerin halkın otobüslerine ve kaldırım taşlarına zarar verdiklerini söyledi. Başbakan basın toplantısında konuyla ilgili soruları şöyle yanıtladı:
Soru: Vekiliniz Bülent Arınç’ın dünkü açıklamalarının arkasında mısınız?
Cevap: Vekilim ve yardımcım gerekli şeyi yapmıştır. Bizim dediğimiz şeyler belli ve belirlidir. Biz ne alttan alan, ne de aldatan olacağız ilkesi üzerine siyaset yapıyoruz. Tüm işler bu süreçte yürümektedir. Fakat gelenler bu şeyleri söylemişlerdir. Bu türlü şeyleri bu tip bir yarışa sokmanın gereği yoktur. Şunu verirsem bunu alırım gibi bir mantıkla devlet yönetilemez. Burada Topçu Kışlası var mı yok mu? Orada olmayan bir yapmanın vaadini ortaya koymadık ki… Orada yapılmış olan Topçu Kışlası’nın yerine yapılmış olan şu andaki uygulamayı aslına döndürüyoruz. Orada gerçekten mimarisiyle muhteşem bir eseri tekrar yapıyoruz. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu tip tarihi eserler aslına uygun olarak yapılır ve bununla gurur duyulur. Neden AKP iktidarı yapıyor diye onlar karşı çıkıyorlar? İstanbul ’a yeni çılgın proje diye animasyonlarla göstermiştik. Ve bunlarla ilgili en ufak bir ifade kullanmıyorlar. Şimdi bu tip işleri yapıyorlar. Taksim’e biz aynı şekilde çevre duyarlılığı içerisinde işlemde bulunacağız. Çevre bir bütündür, yalnızca ağaç değildir. Asfaltları, kaldırım taşlarını sökmekte ve zarar vermektedirler. Halkın kullandığı otobüslere, duraklara zarar verilmesini sorgulamak lazım. Samimi vatandaşlarımın arasına kimlerin karıştığını da görmemiz gerekir. Ben bu vatandaşları ülkeyi ve çevreyi korumaya davet ediyorum.

Soru: Vekiliniz aşırı güç kullanımına maruz kalanlardan özür diledi, siz kabul ediyor musunuz, eylemcilerle diyalog kapısı açacak mısınız?
Cevap: Değerli arkadaşlar, yardımcım gerekli açıklamaları yaptı. Siz tabii bizleri takip edemiyorsunuz. Bu iş aşırı kullanılmış bir gazla alakalıysa onunla ilgili üzüntümüzü dile getirdik. Bunları teyid etmemiz gerekiyor. Dünyada hiçbir yer yok ki, bunlara gelişmiş ülkeler de dahil, göz yaşartıcı gazı kullanmasın. Hiçbir hak hukuk dışı yollarla aranamaz. Eğer toplantı yapacaksanız bu işin yeri bellidir. Gider oralarda yaparsınız. Yürüyüş yapacaksanız da orada yaparsınız. Ancak istediğim yerde miting yaparım, yakarım, yıkarım derseniz buna müsaade edilmez. Biz 21 buçuk milyon oy almış bir partiyiz. Kapatılmayla karşı karşıya kalmıştık. Kapatılmayla ilgili adımlarda hiçbir zaman tabanımızı sokaklara dökmedik. Biz mücadelemizi demokratik olarak verdik ve sonra da yargı kararını verdi. Ve bize hakkımızı verdi. Kararı bizim lehimize olmuştur. Çok açık ve net bir şey söylüyorum. Biz çoğunluğun azınlığa tahakkümüne karşıyız. Ancak azınlığın çoğunluğa tahakkümünü hiç kabul edemeyiz. Bilmemiz gerekiyor ki yapılacak en iyi şey hukukumuzu korumaktır. İstanbul’un doğal güzelliğini de korumamız gerekiyor.

Economist’ten Başbakan’a “Sultan” kapağı

İngiliz politika ve ekonomi dergisi The Economist, bu hafta yayınlanacak sayısının kapağında Başbakan Erdoğan’ı sultan olarak resmediyor.

İngiltere ‘nin önemli politika ve ekonomi dergilerinden The Economist, Kuzey Amerika ve Asya dışındaki tüm ülkelerde 8 Haziran’da yayınlanacak sayısının kapağını yayınladı. Başbakanın sultan kıyafetleriyle resmedildiği kapakta, “Demokrat mı sultan mı?” başlığı yer alıyor ve “Erdoğan ve Türk ayaklanması” alt başlığı kullanılıyor.

The Economist, 1 Haziran’da yayınlanan sayısında da Devletin eylemcilere yönelik tavrını eleştirmiş, “Erdoğan’a yönelik memnuniyetsizlik artıyor” yorumunu yapmıştı. Derginin Kuzey Amerika ve Asya’da yayınlanacak sayısında ise farklı bir kapak kullanılıyor.

İzmir’deki Twitter gözaltılarında 33 kişi serbest

İzmir’de, Taksim Gezi Parkı’ndaki olaylara yönelik, sosyal medyada paylaşım yaptıkları iddiasıyla dün gözaltına alınan 34 kişiden 33’ü serbest bırakıldı.

İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, kentte düzenlenen gösterilere katılanları, sosyal medya aracılığıyla galeyana teşvik eden ve hakaret içeren söylemlerde bulunduğu belirlenen F.E. adına açılmış hesabın H.E’ye ait olduğunu belirledi. Bunun üzerine H.E, polis tarafından gözaltına alındı.

Öte yandan, sosyal medyada yaptıkları paylaşımlar nedeniyle dün geceden bu yana gözaltında bulunan 34 kişiden 33’ünün serbest bırakıldığı, 1’inin de ifadesinin tamamlanması ve sağlık raporunun alınmasının ardından serbest bırakılmasının beklendiği öğrenildi.