Ana Sayfa Blog Sayfa 4107

Yaşasın Rosia Montana!

Romanya’da parlamento başkent Bükreş’teki Rosia Montana’nın madenciliğe açılmasına yol açacak yeni madencilik yasasını reddetti.

Parlamentoda süren uzun tartışmalar ve ülke çapında yapılan gösterilerden sonra 10 Aralık’ta yapılan gerekli çoğunluğun sağlanamadığı oylamada 160 evet oyuna karşılık 105 red ve 22 çekimser oyla yasa reddedildi.

Rosia Montana’daki madencilik girişimine karşı kurulan Alburnus Maior sivil insiyatifinden Eugen David, verilen kararın Romanya sivil toplumu için benzersiz bir zafer olduğunu belirtti. Reddedilen yasayla birlikte bu tip yasadışı madencilik girişimlerinin son olmasını umduklarını söyleyen David, özgürlüğün ve adaletin yanında olan herkese teşekkür ettiklerini söyledi.

Rosia Montana’da ne olmuştu?

Kuzey Romanya’nın Transilvanya bölgesindeki eski bir madeni yenileme ve genişletme amacı güden proje neden olabileceği çevresel etkiler sebebiyle uzun yıllardır erteleniyordu. Ağustos ayında çıkarılan yeni yasa tasarısı ile projenin önü açılmıştı.

 

Proje ortaklarından Kanadalı Global Resources Ltd her sene madenden 300 ton altın, 1.600 ton da gümüş çıkarmayı planlarken ekoloji aktivistlerinin yıllardır madenin zemin sularını siyanür ile kirleteceğine ve pitoresk alanda çok büyük zarara yol açacağını savunuyorlardı.

Yasa tasarısı sonrası ülke çapında yankı uyandıran ve Türkiye’den de destek bulan eylemler sonrası Eylül ayında Başbakan Viktor Ponta bakanlar kurulunun projeyi reddedeceğinin aşikâr olduğunu belirtmişti.

Yeşi Gazete

 

 

Bir dakikada Türkiye – 13 Aralık 2013

Hanefi Avcı ve Yalçın Küçük’e tahliye kararı

Oda Tv davasında tutuklu Avcı ve Küçük için mahkeme tahliye kararı aldı, böylelikle Oda Tv davasında tutuklu sanık kalmadı. Avcı Devrim Karargahı davası, Küçük ise Ergenekon davasından tutuklu olduğu için tutukluluk halleri devam edecek.

Taylan Kulaçoğlu serbest

RedHack üyesi olduğu iddiasıyla 29 Kasım’da tutuklanan Kulaçoğlu avukatlarının savcılığa yaptığı itiraz üzerine serbest bırakıldı. Kulaçoğlu daha önce aynı iddia ile 22 Kasım’da da gözaltına alınmıştı.

Asgari ücret enflasyona yeniliyor

Hürriyet’ten Aysel Alp’in haberine göre 5 milyon asgari ücretli işçi son 7 yıldır enflasyona yeniliyor. 2014 yılı maaş artışı için Türk-İş ve Hükümet’in yapacağı görüşmelerde Türk-İş en düşük memur maaşı olan 1600 lira talep ederken Hükümet 3+3 hedefliyor. 3+3 olursa 804 lira olan asgari 1 Ocak’ta 828 lira, 1 Temmuz’da 853 lira olacak.

Geçmiş yıllarda asgari ücretin artışı “hedeflenen enflasyon”un yüzde 1 ila 2 üzerinde verildi. Ancak hedeflenen enflasyon 2006 yılından beri hep hedeflerin üzerinde gerçekleştiği için asgari ücretlere yapılan zamlar enflasyonun altında kaldı. 2013’te yüzde 5.3 ile hedeflenen enflasyona karşılık asgari ücret artışı yüzde 4.3 oldu. Yıl sonunda enflasyonun yüzde 7’yi aşması bekleniyor.

Deniz gözlüğü, baret, gaz maskesine duruşmasız beraat

Bianet’in haberine göre 12 Haziran’da yanlarında deniz gözlüğü, baret ve gaz maskesi ile yakalanan 23 kişiye dava bile açılmadan beraat karalı verildi. Savcılık iddianamesinde “şüphelilerin deniz gözlüğü ve gaz maskeleriyle Taksim’de bulunan bir havuza yüzmek amacıyla gelmedikleri, amaçlarının olay çıkarmak, çatışmak olduğunu” yazdı. Hakim ise suç unsuru bulunmadığından duruşmaya gerek görmeden beraat kararını verdi.

Avrupa Komisyonu Erasmus+ Programı Kılavuzunu Yayınladı

2014 – 2020 yılları arasında, Avrupa Birliği’nin Hayatboyu Öğrenme ve Gençlik Programlarının yerini alacak olan yeni programı Erasmus+’ın kılavuzu Avrupa Komisyonu Web Sitesinde yayınladı.

2014-2020 yılları arasında uygulanması planlanan Erasmus+, eğitim, öğretim ve gençlik alanlarının yanı sıra spor alanını da kapsayacak.

Erasmus+ ile kişilerin potansiyellerinin açığa çıkarılmasında eğitim ve öğretimin önemli olduğuna bir kez daha vurgu yapılıyor. Yeni program ile amaçlananlar ise şöyle:

•             kişilere yaş ve eğitim geçmişlerine bakılmaksızın yeni beceriler kazandırılması,

•             kişisel gelişimlerinin güçlendirilmesi,

•             istihdam olanaklarının arttırılması

Erasmus+ bu amaçlar doğrultusunca bireysel öğrenme fırsatlarını ve kurumsal işbirliklerini destekleyecek.

Erasmus+’ın da ana hedefleri arasında kişilerin becerilerinin ve istihdam edilebilirliğinin geliştirilmesi, aynı zamanda eğitim – öğretim sistemlerinin modern bir yapıya kavuşturulması yer alıyor.

Program ile,  mevcut programların etkinliğinin arttırılması, daha kolay uygulanabilir ve sade bir yapıya kavuşabilmesi amacıyla bazı değişiklikler öngörülüyor.

Erasmus+ ile; Hayatboyu Öğrenme Programları bünyesinde yürütülmüş olan Erasmus, Leonardo da Vinci, Comenius ve Grundtvig programları ile Gençlik Programı’nı ve 5 uluslararası işbirliği programı da (Erasmus Mundus, Tempus, Alfa, Edulink ve Sanayileşmiş Ülkelerle İşbirliği Programı) dahil edilerek Erasmus+ başlığı altında toplanıyor. Yani bundan böyle önceki programların isimleri yerine, yalnızca Erasmus+ ismi kullanılacak. Böylece parçalı yapıdan vazgeçilmiş oluyor, programlar bütünleşik bir yapıya kavuşuyor.

Program hakkında özet bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.

Programın kılavuzuna ise buradan ulaşabilirsiniz.

(Devin Bahçeci, Yeşil Gazete)

2013’de 34 trans katledildi

Türkiye’de yaşam hakları dahi tanınmayan LGBTİ’ler, bu yıl da 10 -17 Aralık İnsan Hakları Haftası’nı yoğun hak ihlalleriyle karşılıyor.

Bunların başında ise nefret cinayetleri geliyor. Transgender Europe’un verilerine göre 2013 yılında dünyada 238, Türkiye’de 34 trans birey katledildi.

Türkiye’de nefret cinayetinin son adresi Antakya oldu. F.İ, İskenderun’da kaybolmasından üç gün sonra, 20 Kasım’da, Suriye vatandaşı üç kişinin evinde vahşice katledilmiş halde bulundu. F.İ’nin, elleri kelepçelenmiş, ayakları bağlanmış ve kafasına çuval geçirilerek başı ezilmişti.

F.İ’nin katledilmesi de tıpkı R.Ç, Dora Özer, Gaye, Seda, Neşe Dilşeker, Ahmet Yıldız cinayetleri gibi cezasız bırakılma tehdidiyle karşı karşıya. F.İ. cinayetiyle ilgili şüpheli olarak gözaltına alınan üç Suriyeli serbest bırakıldı.

Türkiye’de LGBTİ’lere yönelik nefret cinayetleri yasalarda tanınmıyor. Bu nedenle cinayetler çoğunlukla cezasız bırakılıyor. En bilinen örnekler arasında Ahmet Yıldız cinayeti de var. Yıldız’ın öldürülmesinin üzerinden 5 yıl geçtiği halde Interpol tarafından arandığı ileri sürülen baba Yahya Yıldız hala bulunamadı.

Diyarbakır’da babası ve amcası tarafından öldürülen R.Ç. davası ise LGBTİ hareketin adalet mücadelesi ile görünür oldu.

Nefret suçları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan “Demokratikleşme Paketi”ne girse de, LGBTİ’ler yine yok sayıldı. Yakın zamanda TBMM’ye sevk edilen pakette, nefret suçları düzenlemesi de var. Ancak cinsel yönelime saldırı suçları nefret suçları kapsamına alınmadı. Yasal bir yaptırım gücünün olmaması, katilleri korumaya ve yeni cinayetlere neden oluyor.

LGBTİ’lerin en temel taleplerinden olan “eşitlik” talebi de hala karşılanmadı. Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesinde, “dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep” ifadeleri yer alıyor. Oysa LGBTİ’ler, söz konusu maddeye “cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimin” de eklenmesini istiyor.

Türkiye’de yasalar, LGBTİ’lere sadece aleyhte işletiliyor. En çok uygulanan kanun ise Kabahatler Kanunu. Polis, Kabahatler Kanunu’nu dayanak yaparak, translara keyfi para cezaları kesiyor, gözaltına alıyor.

Öte yandan, polislerin sokakta translara yönelik fiziki saldırıları da sürüyor. Son örneği İstanbul Şişli oldu. İlçede yaşayan 8 trans birey, arka arkaya sivil polisler tarafından darp edildi.

LGBTİ’lerin barınma hakkı da her zaman tehdit altında. 2012 yılının sonlarında Meis sitesinde yaşayan translara yönelik saldırılar, cezasız bırakılan suçlar arasında.

ETHA.com.tr

Gözlük, baret ve sirkeye beraat

İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi, Gezi eylemleriyle çok önemli bir karara imza attı. Mahkeme, “gözlük, baret, sirke” gibi nesneleri “suç delili” olarak gösteren Savcı’nın aynı iddianameyi geri göndermesi üzerine, bütün sanıklar hakkında duruşma bile yapmadan beraat kararı verdi.

İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi, “sirke, sargı bezi, baret, gözlük” gibi “suç delilleri” sunan savcılığın iddianamesini reddetmiş, ancak Savcı aynı nesneleri delil olarak göstermekte ısrar ederek iddianamede değişiklik yapmadan mahkemeye geri yollamıştı. Bunun üzerine mahkeme, bütün sanıklar hakkında duruşma dahi yapmadan “beraat” kararı verdi.

CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün, Twitter’da sürecin gelişimini anlattı ve “herkes Cemaat’in savcısı, Cemaat’in hakimi olacak değil” yorumunu yaptı. İşte Aygün’ün değerlendirmesi:

Sevgili dostlarım, İstanbul 50. Asliye Ceza Mahkemesi Gezi gösterileriyle ilgili çok önemli bir karara imza attı, biliyorsunuz bundan bir kaç hafta evvel Gezi eylemlerine katılan 23 kişi hakkında dava açan pek cevval bir savcı ‘Sirke, gözlük, baret, motorcu kaskı, sargı bezi’ gibi nesneleri ‘suç delili’ olarak göstererek 23 kişiye ceza istemişti, 50. Asliye Ceza Mahkemesi ise ‘Bu nesneler silah değildir, delil gösterin’ diyerek iddianameyi kabul etmeyerek savcılığa geri göndermişti, bunun üzerine İstanbul Savcısının ‘Gözlük ile herhalde yüzmeye gitmiyorlardı, eyleme gittikleri çok açıktır, Taksim’de havuz mu var’ laubaliliğiyle iade ettiği iddianameye ne oldu biliyor musunuz? Benim hayatımda hiç görmediğim bir şey oldu, 50. Asliye Ceza Mahkemesi sanıkların ifadesini almaya veya duruşma bile yapmaya gerek görmeyerek hepsi hakkında ‘BERAAT’ kararı verdi! Türkiye’de herkes cemaat savcısı, cemaat hakimi, AKP memuru olacak değil ya! İşte böyle hakimler de var! Türkiye Cumhuriyeti Tayyip Erdoğan’ın babasının çiftliği değildir!

Sol Haber

Masada süt dururken sütmüş gibi coffee mate’i seçmeyin lütfen

Uzun zamandır Amerika’daki işlenmiş gıda ve fast food manyaklığını takip ediyorum, durum gerçekten vahim. Michelle Obama uğraşa dursun maalesef Amerika’nın tüm yemekhaneleri ve kantinlerini çoktan şirketler ele geçirmiş bile.

Türkiye’de biz de az buz şeylerle uğraşmıyoruz, GDO’lar bir yandan, “eksik” etiketlemeler öte yandan yemek kültürümüzü ve sağlığımızı tehdit etmeye devam ediyor. Neyse ki henüz Amerika’nın işlenmiş gıda çılgınlığına erişemedik. Neyse ki hala örf ve adetlerimiz var. Neyse ki hala cips, bisküvi, kola ve türevlerini eline alana “abur cubur yeme evladım” azarı geliyor. Neyse ki hamburgerciler, pizzacılar, tavukçular hala dışardan yemek kategorisinde ve lüks.

Ve neyse ki hala Türk hazır gıda endüstrisinin pazarlama bölümleri o kadar da şeytanlaşmadı, derken korktuğum başıma geldi. Nescafe son reklamıyla vurdu, gol oldu. Reklamı izlemediyseniz sizi şöyle alalım (evet videonun başında Merih Ermakastar hayranının bir atıfı var, şaka değil. Reklamla Emakastar’ın ne gibi alakası var çözemedim ama on saniye dayanırsanız reklamı göreceksiniz, sakın şaşırmayın):

Reklamın özü “Ey sen sevgili tüketici, sen cool olmak, hipster olmak, tüm kızları tavlamak, tüm erkeklerin aklını almak istiyorsan bırak o sütü elinden! Al işte coffe mate. Kahvenin tadı da böyle çıkıyor yahu, çünkü hem gereksiz yere daha çok para verdin hem de ismi bile lüks, kafi meyt, İngilizce yani.”

Peki coffee-mate hakikaten sütün yerine geçer mi?

Hayır.

Herhangi çok derin bir araştırmaya girmeye gerek yok, toz haline getirilip paketlenmiş ve arkasında “içindekiler” yazan bir şey nasıl orijinalinin yerine geçebilir ki? Yine de içindekilere bakalım neymiş. Coffee-mate’in kendi web sitesindeki linkler kurbağa olduğu için maalesef başka bir siteden alıntı yapacağım:

İçindekiler: Glikoz şurubu, hidrojene palm çekirdeği yağı, sodyum kazeinat (süt proteini), asitliği düzenleyici(dipotasyum fosfat, sodyum polifosfat), emülgatör (monogliseritler, diasetil tartarik asit esteri), topraklamayı önleyici (sodyum aluminyum silikat), sodyum klorür, doğal ve yapay süt aromaları, renklendirici (riboflavin).

Bu yazanları değil anlamak, doğru okuyabileceğimden bile emin değilim. Hepsinin tek tek ne olduğunu yazarsam fahri gıda mühendisi diplomamı alabilirim, ama niyetim kendim dahil kimseyi hayattan soğutmak değil.  Kısaca aşağıdaki gibi zararlı/sağlıklı tablosu oluşturdum:

Sonuç: Sağlığa zararlı.

Bir de maddi yönden bakalım:

En ekonomik 400 gram coffee mate 9TL. Bir bardak kahveye 6 gram kadar konulması tavsiye ediliyor. Matematiğim çok iyi değil ama yaklaşık 66 bardak çıkıyor. Bardağı 14 kuruş.

Standart 1 litre süt ise 1.5TL. Bir bardak kahveye 6ml süt koyarsanız 1 litre sütten 16 bardak kahveye yeterli süt çıkarırsınız. Bardağı 9 kuruş.

Sonuç: Cebe zararlı.

Korktuğum oldu, Türk pazarlama bölümleri de “Niye ‘-mış gibisi’ varken aslını tüketiyorsunuz ki? Gelin siz de tüketim çılgınlığına kapılın, su burada çok güzel” diye bağırmaya başladı. Ama siz onlara kanmayın, mis gibi bir sürahi süt varken sütmüş gibisi coffee mate’i seçmeyin lütfen.

 

 

Özgecan Kara

twitter.com/ozgevon

Tarih Vakfı kent bostanlarını konuşuyor

Tarih Vakfı Perşembe Konuşmaları’nın 12 Aralık’taki konuğu İstanbul Üniversitesi Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi Yıldız Salman“Kent, Bellek, Hareket” temalı 2013 Güz döneminin altıncı konuşmasında, İstanbul Yedikule Bostanları’nı dönüştürme projesinden hareketle tarımsal peyzaj, kent belleği ve sivil toplum ilişkisi tartışılacak.

Tarımsal Peyzaj, Kent Belleği, Koruma ve Sivil Toplum: İstanbul Yedikule Bostanları ve Diyarbakır Hevsel Bahçeleri başlıklı konuşmasında Yıldız Salman, “Neyi korumaya değer buluyoruz, içinde yaşadığımız kentleri, yapıları düşündüğümüzde varlığını sürdürmesini istediğimiz değerler nelerdir, yaşadığımız çevrelerin ‘ruhu’nu hangi değerler oluşturuyor?” sorularından yola çıkarak “koruma” kavramıyla güncel algı ve yaklaşımlarımızın ilişkisini tartışmaya açacak.

Kültürel süreklilik ve kent ve toplum belleğine yerleşmiş ‘o yer’e ilişkin değer, bu çevrelerin korunmasında sivil inisiyatifleri harekete geçiren ve etkin kılan en önemli etken.  Salman, konuşmasında Unesco Dünya Mirası listesindeki İstanbul Yedikule Bostanları ile bu listeye aday olan Diyarbakır Hevsel Bahçeleri’nin koruma öyküleriyle,  yaşanan süreçlerde sivil inisiyatiflerin katkısı üzerinde duracak ve “koruma” alanına eklenen yeni kavramların kent ve çevreyi değerlendirmekte sunduğu yeni kriter ve olanakları anlatacak.

Tarih: 12 Aralık 2013

Saat: 18:30-20:30

Yer: Aynalı Geçit, Meşrutiyet Caddesi, Avrupa Pasajı, No:8, Kat:2, Galatasaray/Beyoğlu

Cimbom, Şampiyonlar Ligi’nde Greenpeace ile turladı

Greenpeace aktivistleri Galatasaray’a uğurlu geldi. Sarı Kırmızılı ekibin Juventus’u, Türk Telekom Arena’da 1-0 mağlup ederek kupanın dışına ittiği karşılaşmanın ikinci yarısında doğu tribünün üst katında devasa bir pankart açan Greenpeace aktivistleri Şampiyonlar Ligi’nin ana sponsorlarından Rus Gazprom şirketi için tüm futbol sevdalılarına çağrı yaptı, “Haydi, Gazprom’u kutuplardan şutlayalım” (Kick Gazprom out of the Arctic)

Greenpeace eylemcileri Galatasaray-Juventus maçında, taraftarlarla birlikte açtıkları pankartla, Şampiyonlar Ligi sponsoru Gazprom’un Kuzey Kutbu’ndaki tehlikeli petrol arama çalışmalarını protesto etti.

Türk Telekom Arena’da Galatasaray-Juventus arasında oynanan UEFA Şampiyonlar Ligi maçının 70. dakikasında Greenpeace eylemcileri taraftarlarla birlikte açtıkları dev pankartla Şampiyonlar Ligi sponsoru Gazprom’un Kuzey Kutbu’ndaki petrol arama faaliyetlerini protesto etti. 200 metrekarelik pankartta ‘Kick Gazprom out of the Arctic’ (Gazprom’u Kuzey Kutbu’ndan şutla) mesajı yer aldı.

Gizem’den (Akhan) Türk Telekom Arena’daki Gazprom eylemi için mesaj

18 Eylül’de Greenpeace’in Gazprom’a karşı düzenlediği barışçıl eylemin ardından göz altına alınan 30 kişi arasında yer alan Gizem Akhan, bu protestoyla ilgili olarak “Gazprom’un tehlikeli petrol aramalarına ve bunun iklim değişikliğine olacak etkisine dikkat çekmek amacıyla barışçıl bir protestoda yer aldığım için 2 ay demir parmaklıklar arasında geçirdim. Bizi korkutmak istediler ama Greenpeace’in Gazprom ve Shell gibi petrol devlerine karşı kampanyası devam ediyor. Artık bütün dünyanın gözleri onların üzerinde” dedi.

Gizem ve Rusya’dan çıkmalarına mahkeme kararı ile izin verilmeyen 29 arkadaşı için Greenpeace bir imza kampanyası düzenliyor. #FreeTheArctic30 diyenlere katılmak için adres greenpeace.org/kuzey-kutbunu-kurtar/eylemcilerimizi-serbest-birakin/

Gülçin Şahin, “Gazprom, imajını düzeltmeye çalışıyor”

Gazprom’un Şampiyonlar Ligi gibi severek takip edilen etkinliklere sponsor olarak imajını düzeltme çalıştığını söyleyen Greenpeace Akdeniz İletişim Sorumlusu Gülçin Şahin, “Kuzey Kutbu’nda bir petrol sızıntısı yaşanma olasılığı oldukça yüksek. Gazprom’un açık denizlerde petrol aramakla ilgili bir deneyimi yok ve acil müdahale planı yetersiz. Bu da tehlikeyi artırıyor” dedi.

Gazprom’un şu an Kuzey Buz Denizi’nde  bulunan petrol platformu Prirazlomnaya, eski platformların parçalarından inşa edildi ve oldukça esnek olan Rus güvenlik standartlarını karşılamıyor. Gazprom’un petrol sızıntısına müdahale ekipmanları da platformdan binlerce mil uzaklıkta bulunuyor.

Greenpeace, Şampiyonlar Ligi’nin ana sponsorları arasında bulunan Gazprom aleyhinde daha önce İsviçre’deki Basel – Schalke 04 karşılaşmasında ve Danimarka’daki FC Kopenhag – Real Madrid maçı öncesinde yapılan Real Madrid takımının basın toplantısında da eylemler yapmıştı.

(Yeşil Gazete)

Bir Dakikada Türkiye – 12 Aralık 2012

Yüksekova’da çıkan olaylarda bir ölüm daha

Yüksekova’da 6 Aralık Cuma günü polis kurşunuyla öldürülen Mehmet Reşit İşbilir ve Veysel İşbilir’in cenaze töreninde yaralanan Bemal Tokçu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Yüksekova Haber’e göre Tokçu polisin açtığı ateşte başından yaralanmıştı.

Adana’da polisin yaptığı işkence güvenlik kamerasında kaydedildi

Adana’da ruhsatsız uzun namlulu tabanca ihbarıyla Özel Hareket ve Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nün yaptığı baskın sırasında evde bulunan 17 yaşındaki M.R.Ö’ye yapılan işkence evdeki güvenlik kamerasında kaydedildi. Aile kamera görüntüleriyle savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Sabah muhabiri Atay: “Tecavüz haberi turizme zarar verecekse yapılmamalı”

Bianet’in haberine göre Safranbolu Meslek Yüksekokulu Radyo ve Televizyon bölümünde derse konuk olan Sabah Gazetesi Karabük Muhabiri Ali Faik Atay tecavüz haberi kentin turizmini kötü etkeleyecekse haber yapılmamalı dedi. Atay tecavüz haberinden bir gazetecinin 40 lira kazanacağını ama yapacağı haberin kentin ekonomisine olumsuz etki edeceğini söyledi.

 

Suriyeli sığınmacılara 11 ilde serbest ikamet izini verildi

Samsun, Sinop, Zonguldak, Manisa, Karabük, Adıyaman, Elazığ, Giresun, Ordu, Trabzon, Artvin illerine serbest ikamet izini verildi. İçişleri Bakanlığı açıklamasına göre uydu iller olarak adlandırılan bu bölgeler, emniyet ve asayiş açısından sorun yaşanmayan ve ikamet eden yabancıların kontrollerinin zor olmadığı yerleri kapsıyor. Sığınmacılar eğer Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi’nin 1’inci maddesindeki mülteci tanımına giren kriterlere sahipse, ülkemiz tarafından bu kişilere sığınmacı statüsü tanınıyor.

 

TUSKON, TÜGİAD ve TÜMSİAD Başkanları: 2014’te en büyük tehdit işsizlik

Dünya Gazetesi’nden Volkan Özsoy’un haberine göre Türkiye İşinsanları ve Sanayiciler Konfederasyonu (TUSKON), Tüm Sanayici ve İşinsanları Derneği (TÜMSİAD) ve Türkiye Genç İşinsanları Derneği (TÜGİAD)  Başkanları, 2013’ün zorlukla geçtiğini söylerken 2014’te ekonomiyi tehdit edecek en büyük sorunun işsizlik olduğu görüşünü paylaştı.

Küresel toprak krizi için uyanmalıyız ya da ciddi bir kıtlık tehdidi ile yüzleşeceğiz

The Telegraph‘da Ambrose Evan-Prichard imzası ile 27.11.2013’de yayınlanan makaleyi Yeşil Gazete yayın ekibinden Güneş Akçay‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz

* * *

Amerikalı bilim insanları 19. yüzyılın sonundan itibaren ekin yetiştirmenin, ekosistemi bir arada tutan bakterileri yok ettiği yönünde, hayal kırıklığı uyandırıcı bir keşifte bulundular.

Bu bakterilerin tam olarak işlevi açıkça bilinmiyor. Bu yeni bir araştırma alanı. Geri dönülmez noktanın tam olarak nerede olduğu bilinmediği gibi, geri dönüşün olup olmadığı da bilinmiyor. Şimdilik kimse bunun dünyanın başka yerlerinde olup olmadığını da bilmiyor.

Colorado Üniversitesinde Noah Frier ile çalışan bir ekip, işlenmiş toprağı, mezar ve Kızılderililere ayrılmış topraklarda bulunan ekinlerle besleyip, “verrucomicrobia’ yı denemek için DNA gen teknolojisini kullandılar. Birleşik Devletler Bilim Dergisi’nde ( U.S. Journal Science) yayınlanan makalede, ekin yetiştirmenin bölge toprağının biyolojik olarak kısırlaştırdığı belirtildi. Makalede “toprağın şu anda tarım öncesi dönemdeki” haline benzediğine dikkat çekildi.

Bunun çoktan bilinen bir gerçek olduğunu düşünebilirsiniz, ancak aslında bunu bilmiyorduk. Daha önce bu ölçekte ve biçimde bir metagenometik (metagenome: bir ekolojik sistemdeki bütün canlıların genetik çeşitliliği) araştırma yapılmamıştı. Profesör Fierer İnsanlığın bu adımı ciddiyetle izlemesi gerektiğini söylüyor. “Gerçekten bu dünya üzerindeki verimli topraklar hakkında çok az şey biliyoruz, ancak biliyoruz ki toprak bakterilerinin anahtar bir rolü var ve buna rağmen yapay gübreleri kullanmaya devam ediyoruz.”

Colorado çalışması toprak dünyasında bir çalkantıya neden oldu. Ek olarak, Güney Afrika Witwatersrand Üniversitesi’ nde çalışan akademisyenlerin, durumun ciddiyetini vurgulayan analizleri bu çalışmaları destekledi. Bilim insanları, eski uygarlıkların yaptığı hataları tekrarladığımızı söylüyor ve toprağı geri dönüşü olmayacak kadar çok sömürdüğümüz için, bunun kıtlığa neden olan kısır döngüye ve ardından da sosyal bozukluğa neden olmasından korkuyorlar.

Toz Toza” (Dust to Dust) başlıklı makalede, toprağın verimindeki erozyonun, toprağa verilen katkı maddeleri nedeni ile tam olarak belirlenemediği, bu nedenlede yanılgıya düşüldüğü belirtildi. Makalede söylenene göre, her yıl küresel olarak toprağın %1’i bozuluyor ve üstelik bunun %70’i tarım yapılan üst katmandan gidiyor.

Bir kez üst toprak katmanı, bozulmanın hayati sınırını geçerse, iyileşme olasılığı daha da azalacaktır. Kimyasallar ekin alanlarını bir süreliğine daha hayatta tutabilir ancak karmaşık ekoloji her geçen an biraz daha fazla sömürülmüş olacaktır. Bütün Afrika’da ürün hasılatı %8 oranında düşmüş durumda. Makale, acilen yöntemlerin “dünyayı besleyen ve yaşanabilir kılan” yöntemlerle değiştirilmesi için çağrıda bulunuyor.

Bu bozulmanın devamlılığı, kaderimizi muhakeme etmemizi gerektiriyor. Çünkü Dünya nüfusunun, yüzyılın ortasında bir tepe noktasına varmadan dahi, bir çeyrekten daha fazla büyüyeceği ve 9 milyara ulaşacağı öngörülüyor. Japonya ve Kore’nin zenginleşmesinden sonra gözlendiği gibi, Çin ve Asya’nın hayvan proteini ile beslenmeleri bekleniyor. El yordamı ile söylenebilir ki 1 kg et elde etmek için hayvanları 4 ile 8kg arası tahılla beslemek gerekiyor.

Makalenin yazarlarından Profesör Robert Scholes, korkan hükümetlerin şeytanla anlaşma yaptığını ve bugün insanları açlıktan kurtarmak için geleceklerini kurban ettiklerini söylüyor.  Görüyoruz ki Afrika’da ormanları yok etme yönünde büyük bir eğilim var”

İbretlik öyküler bitmiyor. Madagaskar’ın doğu tarafında ormanlar yakılıyor, tahrip ediliyor ve bu insan hayatı ile ölçülebilir bir zamanda geri döndürülemeyecektir. İzlanda Norse’unda, 10. yüzyılda yeşil alanlarını bir kuzey çölüne çevirmişlerdi. Yoğun bakım ile binlerce yıl sonra ancak bugün kırılgan toprağı işler hale getirebildiler. “Yeni tarımsal sınırları tüketiyoruz ve daha fazla hata yapma özgürlüğümüz yok. Besin kaynağımızı kullanıyoruz ve 30 ila 40 yıl sonra karşılaşacağımız yiyecek krizi ile yüzleşiyoruz. Kendimizi köşeye sıkıştırma riskimiz var. Kıtlık çok gerçek bir olasılık” diyor Profesör Scholes.

Sümer medeniyeti, Tigris ve Euphrates’de (Mezopotamya) tahıl tarımının öncülerindendi ve kesin olarak biliniyor ki toprak erozyonu ve toprağın aşırı işlenmesi nedeniyle yok oldular. Gılgamış Destanı, İ.Ö. 2.600 yılında kalas ticareti için kesilmeden önce Irak’taki Sedir ormanlarını ve buralardan geçen yolları anlatır. Jared Diamond’ un “Çöküş*” (Collapse)’de aktardığına göre, hikaye, Orta Amerika’ daki Maya ovalarında, Kimmer İmparatoru Angkor’un öyküsünde, Doğu İzlanda’da hep aynı ilerliyor. Önce tepelerdeki ağaçlar kesiliyor, su akışı bozuluyor. Sonra doyma noktasına gelmiş yerleşimleri beslemek zorlaşıyor. Toplumlar kurtulmak için en kestirme yolu kullanıyor ve toprağı nadasa bırakıyor. Spiral hızlanıyor ve iklim şokları son darbeyi vuruyor ve onları uçuruma sürüklüyor.

Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele Konvansiyonu (BMÇMK) 2030 itibari ile yiyecek talebinin %50 artacağını ve bu nedenle 170 milyon – 220 milyon hektarlık taze toprağa ihtiyaç olacağını söylüyor. Ancak, aynı zamanda görünen o ki, önümüzdeki 25 senede topraktaki bozulma ürünün %12 oranında azalmasına neden olacak.

BMÇMK 2015’te, çoğunlukla ormanların yeniden dikimi ile, “sıfır net toprak bozulmasına” ulaşılabilecek küresel bir anlaşmaya ulaşmayı hedefliyor. Yapının çevre şefi Veerle Vanderweerde durumun iyi gitmediğini söylüyor: “Bozulmuş toprağı nasıl iyileştireceğimizi biliyoruz. İmkansız değil ancak zaman, para, kararlılık ve politik istek gerektiriyor ama politik istek yok.”

Bazı yürek ferahlatıcı gelişmeler de oldu. Yacouba Sawadogo, “çölü durduran adam” Burkina Faso’daki küçük çiftliğinde son 30 yılda kullandığı tarihi “zai” teknikleri ile topraktaki bozulmayı engelledi. Sahel bölgesinde, verimsiz toprağa küçük delikler açıp onları kompost ve ağaç tohumları ile doldurup, mevsim yağmurlarını yakalamak yolu ile 20 hektarlık ormanlık alanın yeniden yaratılmasına katıldı. Ne yazık ki yerel memurlar bu alanı kamulaştırdılar.

Bayan Vanderveerde, küresel tarım-endüstrisi firmalarının, hızlı karlılık için toprağı soyarak ve yozlaştırarak yeni sınırları aştığını ve çiftlik yönetiminden çok madenciliğe benzediğini söyledi. “Öylece gelip, büyün kaynakları alıp çekip gidemezler. Büyük firmaların davranışlarını değiştirmesi gerektiğini ve zorunda kalmadıkça bunu yapmayacaklarını” söyledi.

Yeni bir küresel toprak gözlem matrisi, beş araştırma merkezinin sonuçlarını bir araya getirdi ve yatırımcıların acelesinin korkulan kadar kötü olmadığını belirtti. Kongo’daki bir Agri-SA yatırımının suçlandığı gibi 10 milyon hektarlık değil, 80 bin hektarlık olduğu kanıtlandı. Gözlemevi, İspanya’nın yüzölçümü kadar olan 48 milyon hektarlık alanı takip etti ve ediyor. Afrika ve Latin Amerika’daki popüler ırkçılık karşıtı söylemlerden sonra, büyük yabancı firmalar yerel üreticilerle çalışmayı ve daha dikkatli davranmayı öğrendikleri için, bazı rakamlar daha küçük görünebilir.

Kayıtlardan görünüyor ki, en büyük yatırımcılar Amerika Birleşik Devletleri’nden, Malezya’dan, Arap Emirlikleri’nden ve İngiltere’den ( küresel yatırımların çoğu Londra’da kayıtlı) geliyor. Çin alt sıralardaydı ancak Eylül’ de yapılan anlaşmada, Ukrayna’ nın topraklarının %5′ ini (3 milyon hektar yani Belçika’nın yüzölçümü kadar) önümüzdeki 50 sene için kiraladığından durum değişebilir.

En büyük hedef, en büyük yağmur ormanlarından birine, ki artık ormanın sahibi bir özel şirkettir, sahiplik yapan Papua Yeni Gine. Sonra Endonezya, Sudan, Kongo ve Mozambik geliyor. Kimse bu konuda gerçek bir prensibe sahip değil.

Kıtlık, 2008′ de mısır ve buğday fiyatlarının üçe katlandığı ve üç yıl boyunca yüksek kaldığı, yiyecek isyanlarına ve Arap Baharı’na neden Maltusyen korkudan sonra, herkesi endişelendiriyor. BM, bu sene, Amerika Birleşik Devletleri’ nde, Canada’ da ve Ukrayna’ daki bereketli hasatın dünyanın tahıl ürününü %8 arttırdığını ancak tüketimin de %3.5 arttığını belirtiyor.

Küresel tahıl stokları %13 oranında artarak daha güvenli bir seviyeye geldi ancak bu hala dünyadaki küresel tüketimin 69 gününü karşılayabiliyor. Stoklar, 1980-1990 arasında 107 gün ortalamasındaydı. Çok ince bir çizgide oynuyoruz. Yiyecek fiyatları eski düzeylere düşmedi bile. Son on yılda, BM yiyecek fiyat endeksi %105 arttı.

Bizler yine gittikçe vurdumduymaz davranıyoruz. Keskin gerçek şu ki, dünya bir hektarlık alanın dahi yok olmasına töleranslı değil ve elimizde sadece 12 milyon hektarlık alan var. Şimdi, yeni bir keşif var ki, toprak bakterilerini yok ederek, toprağa korktuğumuzdan daha çok zarar veriyoruz ve bu bizi kendimize getirmeli. Küresel ısınma ile ilgili çok fazla tartışıyoruz ki nedeni insan olabilir-olmayabilir, bizi bu yüzyılda yakalayabilir-yakalamayabilir.

Ancak küresel toprak krizini tamamen biz yaratıyoruz. Şu anda bize doğru ilerliyor ve Dünya liderleri değiştirmeyi seçerlerse, tersine döndürülebilir.

Bu makalenin ingilizce orjinali telegraph.co.uk/ de yayınlanmıştır.

 

Yazı: Ambrose Ewan-Prichard

Çeviren: Güneş Akçay

(Yeşil Gazete, The Telegraph)