Ana Sayfa Blog Sayfa 4102

AB’den uyarı”yargıya mudahale etmeyin”

Avrupa Birliği (AB), Türkiye’deki yolsuzluk soruşturmasına ilişkin açıklama yaptı. AB, yargı sürecinin “bağımsızlığı ve tarafsızlığının garanti altına alınması” gerektiğini vurguladı. Birliğin yürütme kolu olan AB Komisyonu’ndan yapılan açıklamada yolsuzluk iddialarının tarafsız şekilde yürütülmesinin ilgili yetkililerin sorumluluğu olduğu kaydedildi.
Komisyon’un Genişleme ve Avrupa Komşuluk Siyaseti’nden sorumlu üyesi Stefan Füle’nin Sözcüsü Peter Stano tarafından yapılan açıklamada, hükümetin “soruşturmaya müdahale etmeyeceği ve soruşturmada yargıyı destekleyeceğine” dair teminatının da olduğuna dikkat çekildi.

”Gelişmeleri takip ediyoruz”

Stano’no yaptığı açıklamada:“Bu gelişmeler tabii olarak dikkatimizi çekmiştir. Gelişmeleri yakından takip ediyoruz. Komisyon, yargı sürecinin tarafsızlığı ve bağımsızlığının teminat altına alınması ihtiyacının altını çizer. Komisyon, hükümetin soruşturmaya müdahale etmeme ve bu konuda yargıyı destekleyeceği taahhüdünü not eder. Ayrıca, suç iddialarının tarafsız şekilde soruşturulmasının ilgili yetkililerin sorumluluğunda olduğunu hatırlatır.”

Son raporda ”yolsuzlukla mücadele”
AB Komisyonu Ekim’de açıkladığı ilerleme raporunda yolsuzlukla mücadeleye geniş yer ayırmıştı. Milletvekillerinin yolsuzluk iddialarına karşı dokunulmazlık sınırlarının çok geniş olduğu, Yolsuzlukla Mücadele Stratejisi’nin etkili uygulaması için kuvvetli siyasi iradeye ihtiyaç duyulduğu vurgulanmış, siyasi partilerin finansmanı konusunda sorunlar olduğuna dikkat çekilmişti. Siyasilerin ve kamu görevlilerinin mal varlıklarının tespitine yönelik düzenlemelerin kuvvetlendirilmesi talep edilmiş, “Yolsuzlukla mücadele davalarında tarafsızlık ilkesine ilişkin endişeler sürmektedir” tespiti yapılmıştı. Deniz Feneri Davası’na da atıf yapan AB raporu, kamu ihalelerinde devlet memurlarına verilen cezaların da 5-12 yıldan 3-7 yıl aralığına düşürüldüğüne dikkat çekti.

Haber:Ajanslar

THY’de grev bitti 305 işçi geri alınıyor

Türk Hava Yolları (THY) ile Hava-İş Sendikası arasında 24. dönem toplu iş sözleşmesi imzalandı. Hava-İş Sendikası Başkanı Ali Kemal Tatlıbal, imzaların atıldığını, her şeyin hayırlarına olduğunu belirterek, “Herkesi işe aldık. 305’ide alacağız.” dedi.

Yaklaşık 7 aydır grevde bulunan Hava-İş Sendikası üyeleri ile THY arasındaki anlaşmazlık toplu iş sözleşmesinin imzalanması ile son buldu. THY ile Hava-İş Sendikası arasında 24. dönem toplu iş sözleşmesi THY Genel Müdürlük Binası’nda imzalandı. Basına kapalı olarak gerçekleştirilen sözleşmenin imzalanmasına THY ve sendika yetkilileri katıldı. Sözleşmeyle çalışanların sosyal haklarında ve idari maddelerde de çeşitli iyileştirmeler sağlandığı öğrenildi.

YTÜ öğrencileri Hasan Ferit Gedik soruşturmasını protesto etti

Gülsuyu’nda uyuşturucu çetelerine karşı yapılan gösteri sırasında vurularak hayatını kaybeden Hasan Ferit Gedik ve kentsel dönüşümle ile ilgili bir tiyatro gösterisi yapan üniversite öğrencilerine soruşturma açılması üzerine bugün (19 Aralık 2013, Perşembe) 12:00’de Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) Beşiktaş Yerleşkesinde protesto eylemi düzenlendi.

YTÜ’de Hasan Ferit Gedik’i anmak için 11 Ekim’de üniversite içinde temsili bir tiyatro gösterisi yapan 19 öğrenciye üniversite rektörlüğü tarafından 11 Kasım’da soruşturma açılmış öğrencilerden 19 Aralık’ta yazılı savunmaları ile birlikte rektörlük binasında hazır bulunmaları talep edilmişti.

Üniversite yerleşkesi içindeki Tonoz Meydanı’nda toplanan öğrenciler arkadaşlarına yönelik açılan soruşturmayo protesto ederek YTÜ ana giriş kapısı önünde basın açıklaması okudu.

25 kadar öğrencinin katıldığı protesto eyleminde Hasan Ferit Gedik’in ölümünü öğrenciler aynı anda yere serilerek temsili olarak canlandırdı. Rektörlüğün 11 Ekim’deki eyleme izinsiz olarak gerçekleştirildiği savı ile soruşturma açması ise, “Kentsel Dönüşümü destekleyenler Hasan Ferit’in katilidir” pankartı ile eleştirildi.

(Yeşil Gazete)

Pirinç tohumları ile Filipinli tayfun mağdurları günü kurtarabilir

John Upton imzasıyla grist.org’da 18.12.2013’de yayınlanan yazıyı, Yeşil Gazete yayın ekibinden Zeliha Yıldırım‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Haiyan tayfunu geçen ay Filipinler’e vurduğunda 6.000 ‘den fazla insan öldü. Ülkenin liderleri yaşanan bu vahşetin iklim değişikliği ile bağlantılı olduğunu belirttiler. Şimdi Birleşmiş Milletler ve kar amacı gütmeyen kuruluşlar hayatta kalanları açlıktan kurtarmak için çabalıyor.

Pirincin ekim zamanında vuran tayfun, çiftçilerin çeltiklerini parçaladı ve tohum stoklarını yok etti.

Responding to Climate Change’in haberine göre:

BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) Filipinler genelinde tayfunun vurduğu bazı kırsal topluluklara ilk etapta acil olarak tohum vermeye başladı.

Çiftçiler dağıtılan 50kg gübre torbaları, küçük sulama suyu pompaları ve araçlar ile gelecek yıl Mart ayında hasat edilebilecek pirinç ve mısır yetiştirebilecek.

Dumalag’da  evi ve tarlası tayfunda yıkılan Merlyn Fagtanac “Ekim zamanını yakalayıp yakalayamayacağımız konusunda o kadar umutsuzuz ki bu ekim zamanında hiçbir şey tohumdan daha yararlı olamaz. Biz her şeyi kaybettik ama en azından şimdi önümüzdeki pirinç hasatını bekleyebileceğiz” dedi. İki hektarlık çeltik alanının temizlenip ekime hazır hale getiren Merlyn Fagtanac, Visayas bölgesinde tohum yardımının ulaşacağı 1040 çiftçiden sadece biri.

Oxfam’da yardım sağlayan sivil toplum kuruluşları arasında bulunuyor. Oxfam, Filipinlilere ekim alanlarını hazırlamak için para yardımı ve ayrıca pirinç tohumları sağlıyor.

Oxfam’ın geçen hafta yaptığı basın açıklamasından:

Yardım Kuruluşu Oxfam 12 Aralık’ta,  Tacloban’ın güneyinde altı kırsal belediyedeki çiftçilere ekim mevsimini yakalayabilmeleri için 400 ton pirinç tohumu dağıtımına başladı. Dağıtımlar bir hafta sürecek.

Çiftçilerin bu yılki ikinci ekim sezonunda tohum ekebilmek için az bir zamanı kaldı. Oxfam Haiyan Tayfunu’ndan etkilenen çiftçilere ekim alanlarının ve sulama kanallarının temizlenmesi için de destek oluyor.

Deniz seviyesine yakın alanlar için uygun, büyük miktarda suni gübre veya böcek ilacı gerekmeyen ‘iklim-dirençli’ denilen tohumlar Luzon adasından satın alınıyor.

Yeşil Gazete için çeviren: Zeliha Yıldırım

Yazının özgün hali

(grist.org, Yeşil Gazete)

Yeşiller / Sol:Hükümet kirlenmişliğe bahane aramasın! Artık Yeter

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bir açıklama göndererek son olaylar karşısında parlamenttoyu göreve çağırdı. Açıklama şöyle:

 

HÜKÜMET KİRLENMİŞLİĞE BAHANE ARAMASIN!

ARTIK YETER!

Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk, kaçakçılık ve soygun iddialarından biriyle Türkiye sarsılıyor. Bakan çocuklarından banka müdürlerine, Belediye Başkanından, bürokratlara, iş dünyasının önemli isimlerine kadar birçok kişinin gözaltına alınması karşısında hükümet, yolsuzluk iddialarının üstünü örterek, her zamanki gibi olayın yönünü değiştirme, kendi adına masumiyet çıkarma gayreti içindedir.

İktidar Partisi on yılı aşkın süredir kimi cemaat ve “rant lobisi” ile kurduğu iktidar koalisyonunu artık sürdüremez, yönetemez hale gelmiştir. Uzun iktidar döneminde ilişkilendiği rant lobisi ile arasında çıkan çelişkiler artık ortaya dökülmüş, toplumun gözü önünde yaşanmaktadır.

Şayet demokratik bir ülkede yaşadığımız var sayılıyorsa, söz konusu bakanların hiçbir gerekçeye sığınmadan istifa etmeleri gerekir. Soruşturmayı yürüten yargı ve emniyet üzerinde herhangi bir baskı kurmadan olayla yüzleşmek gerekirken hükümet aksine emniyet müdürlerini görevden alarak, yargıda operasyon sinyalleri içeren girişimler yaparak, basın üzerinde baskı uygulayarak olaydan sıyrılma ve lehine çevirme yoluna girmiştir. Bu şekilde uyguladığı baskılar ve hedef saptırmalarla soruşturmanın selametini tartışır hale getiren ve kendi meşruiyeti darbe almış AKP hükümeti istifasını gündeme almak zorundadır.

Başbakanın Halk Bankası üzerinden hareket ederek olayı devlet meselesi ve ülkeye yapılan bir komplo olarak değerlendirmesi ise, gerçekçi görünmemektedir. Türkiye’nin bir kamu bankası üzerinden, Ortadoğu’da şekillendirdiği enerji politikalarının yine şeffaflıktan uzak bir şekilde sürdürülmüş olmasından çıkan sorunların, Başbakan tarafından ulusal çıkarlar adına masumiyet için kullanılması iktidarın süregelen söylemlerinden birisidir. Bu kabul edilebilir bir durum değildir.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak; Bugünkü krizden çıkış yolu olarak parlamentodaki tüm milletvekillerinin topluma karşı olan sorumluğuyla hareket ederek meclisi olağanüstü toplantıya çağırmalarını bekliyoruz. Halkın örgütlü olarak bu kirlenmişliğe karşı durması, demokratik bir siyaset ve yönetim için sorumlulardan hesap sorması ve Mecliste oluşacak bir irade ile bu soruşturmalardaki iddiaların açığa çıkartılması gerekmektedir. Artık halkın demokratik mekanizmalar ile yürütülmesi gereken devlet yönetimi yerine kirli güç ilişkilerine dayanan bir yönetim anlayışına tahammülü kalmamıştır.

Militarist, ranta ve yağmaya dayalı ekonomi politikalarıyla, kirli bir siyaset yürüten siyasi partiler ve kurumlar yerine; halkın yönetime katılabildiği, yerinden, denetlenebilir, şeffaf ve katılımcı, ekolojik, özgürlükçü ve demokratik yaşamı hayata geçiren bir sistem ve siyaseti kurmanın zamanıdır.

Sevil TURAN – Naci SÖNMEZ

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Müslüman siyasi kan davası Türk yolsuzluk soruşturmasıyla ateşlendi

Erdoğan ve Güler arasındaki savaş uzun zamandır demleniyordu


“Savaşın çoktan başladığını biliyorsunuz. Biliyorsunuz değil mi?” 2012’nin sonuydu ve de meşhur bir eski hükümet yardımcısı olan muhattabıma göre kast edilen savaş Türk başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile ülkenin en popular Müslüman hatibi Fethullah Gülen arasındaydı.

O zamanlar kavga daha sadece kaynıyordu, ama bu hafta onlarca kişinin yolsuzluk karşıtı soruşturmada yakalanmasıyla fokurdamaya başladı. Erdoğan’ın birçok destekçisi Gülen’in cemaatini üç bakanın oğullarının ve işadamlarının tutuklanmasına varan soruşturmaların fikir babası olmakla suçluyor.

Türkiyenin en azından son iki neslinin en güçlü lideri olan Erdoğan ise 32 kıdemli polis görevlisinin yerini değiştirerek misilleme yaptı. Yine de dava sürdükçe hükümet kendini daha da fazla rahatsız posizyonların içinde buluyor. Suçlamalar üç ayakta yükseliyor:

  • Yolsuzluk, özelikle inşaat sektöründe
  • Altın kaçakçılığı, muhtemelem milyarlarca dolara denk balyaların geçen sene İran’a ihraç edilmesiyle alakalı
  • İmar kanunlarının ihlali

Anlaşmazlığın nedeni Türkiye’nin yakın geçmişi ve hikayedeki iki oyuncunun doğasında saklı. Erdoğan’ın AK Partisi ve de Gülen cemaatinin de dini kökenleri var, ama doğuşları çok farklı. Bir zamanlar ikisini de mantık evliliğine sürükleyen tehditler artık geri çekildi.

AK Parti, baskıcı laik bir rejim uygulayan cumhuriyetçi devletin meşrutiyeti hakkında derin endişeleri olan ve hatta devlet kurumlarında çalışmaktan ürken Türk İsllamcıların kurduğu açık İslamcı politik partilerin halefi. Öte yandan 1960larda toplanmaya başlayan Gülen cemaati politik İslam etiketlerini reddeden, herhangi İslamcı gelenekten ziyade Sünni ilahiyatçı Said Nursi gibi Türkiyeli düşünürlerin varisi. Gülen cemaatini matematik ve Bilim öğrenmeye ve de karşıtlarının iddiasına göre emniyet ve yargı güçlerinin içine sızmaya teşvik etti. Gülenciler ise hareketlerinin ancak Türk toplumunun hakim görüşünü yansıttığını söyleyerek karşılık verdi.

Farklılıklarına rağmen AK Parti 2002’de seçimleri kazandığında bürokrasinin içindeki Gülen cemaatinden yardım istedi. Nedenleri ise açıktı: bahisler Erdoğan’ın hükümetinin varlığını sürdürme ihtimalini görmüyordu. Oyların yüzde 34’ünü kazanmış olabilirlerdi ama bir önceki İslamcı hükümetin ordu tarafından dağıtılmasının üzerinden sadece beş yıl geçmişti. Laik büyük işletmeler ve büyük medya kuruluşları meyillerini muhafaza ediyorlardı. En büyük yargıçlar ultra-laik orduyla el birliği yapıyorlardı.

Erdoğan yönetiminde gerçekten de aleni meydan okumalarla yüzleşti: 2007’de ordu açıkça politikaya müdahil olmakla tehdit etti, ve 2008’de mahkemeler AK Partiyi yasaklamaya çok yaklaştı.

Tüm bu olanlar Gülen cemaatinin desteklediği soruşturmalara temel oldu. Ergenekon ve Balyoz olarak bilinen sözde darbe komploları, kıdemli ordu görevlilerinin de içinde olduğu yüzlerce sözde komplocuyu hapsetti. Gülen’in destekçileri buna Türkiye’nin anti-demokratik geçmişiyle tarihi hesaplaşma dedi; Gülen’in eleştirmenleri ise cemaat karıştılarını etkisiz hale getirmek için yalan kanıtlara dayandırılmış bir cadı avı olarak nitelendirdi.

Soruşturmalar ve davaların hükümete karşı ordudan veya diğer cinahlardan gelen tehditleri ortadan kaldırmada çok yol kat ettiğini inkar etmek zor. Ama bu başarı AK-Cemaat eksenini baskı altına aldı. Özellikle Erdoğan 2011’de yeniden seçildiğinde her iki taraf da diğer tarafın çok fazla güç aradığından ve daha az mesul olduğundan şikayet ett.

Bu süre içinde, yılların işbirliğine rağmen her iki tarafın dünya görüşü hiçbir zaman gitmedi. Gülen cemaati Amerika ve İsrail’e yakın, İran’a uzakken Eroğan kendisini Mısır’daki devrik Müslüman Kardeşler hükümetiyle bağdaştırdı ve İsraillileri şiddetle eleştirdi.

Bu yolsuzluk soruşturmasının Erdoğan’ı vurması, şimdilik, Başbakan’ın Cemaat’in işlettiği ve AKPlilerin imama misyoner ürettiklerini söylediği  dersanelerin kapatılması veya reform yapılması zorlamasından kaynaklanıyor gibi görünüyor. Bazı cemaat üyeleri derslerden sonra Gülen’in kayıtlarının öğrencilere dinletildiği okulların etkili bir insan toplama aracı olduğunu kabul ediyor.

Gelecek seneki seçimler ufukta görünürken Erdoğan hükümetinin peşine düşerek Gülen cemaati başbakan ve partisiyle köprüleri yaktı. Erdoğan Gülen cemaatini bürokrasiden arındırmak arzusunu hiç saklamıyor. Bir yıl önce savaştan bahseden eski hükümet yardımcısı “Bakanlıkları temizlemeye çalışıyorlar” dedi. “Ama, bir çok şey gelecek” diye doğru bir şekilde tahmin etti.

Türkiyenin eski laik elit tabakasının üyelerine gelince, bu iki düşmanın savaşını ancak kuru kalabalık olarak izleyebiliyorlar. Bir tanesi Bilim kurgu ne referans vererek “Alien versus Predator (Alien Predator’e karşı) gibi” dedi. “Kimi tutacağımı bilemiyorum.”

Financial Times Daniel Dombey’in haberinden çevirilmiştir.

Anma: Kanayan Yaramız Roboski !

Roboski (Uludere)’de öldürülen 35 kişi olayın 2. yıldönümünde bir törenle anılacak. Bilindiği gibi 28 Aralık 2011 akşamı Türk Hava Kuvvetlerinin savaş uçaklarıyla yaptığı bombardıman sonucunda 35 Kürt öldürülmüştü. Aradan geçen 2 seneye rağmen olayın sorumluları yargı önüne çıkarılmamış durumda. Hükümetin bu elim olayı yeterince ciddiyetle soruşturmaması da büyük tepki topluyor.

Roboski olayını anma töreninin duyursu ve programı şöyle:

Anma: Kanayan Yaramız Roboski !

Tarih: 21 Aralık 2013 Cumartesi

Saat: 14.00-16.30

Yer: Şişli Kent Kültür Merkezi
Adres: Halaskargazi Caddesi No: 168 Şişli, İstanbul

Program
Açılış
Sinevizyon Gösterisi

Hikmet Alma
Felek Encü
Roboskiler 2. Yıldır ne yaşadılar?

Tahir Elçi (Diyarbakır Barosu Başkanı)
Roboski Soruşturması

Orhan Alkaya
Şiirleriyle

Levent Korkut (Akil insanlar Heyeti ve Medipol Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Çözüm süreci, Roboski, Kamu vicdanı

Özgür Mumcu: (Radikal Gazetesi Yazarı ve Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Medyada Roboski halleri

Hira Kalkan (Psikiyatrist)

Ayşe Betül Çelik: (Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi)
Kanayan Yara Nasıl İyileşecek?

İlkay Akkaya

Dengbej: İbrahim-e Piriki

Sunan: Ayşegül Doğan

Kömür endüstrisi Büyük Set Resif’ini yok etmek üzere mi?

John Upton imzasıyla grist.org’da 17.12.2013’de yayınlanan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Zeliha Yıldırım’ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

Alın size bir bilmece: Uzaydan görülebilen; her yıl bir milyondan fazla ziyaretçi çeken; binlerce çeşit balık, köpekbalığı ve diğer deniz canlılarının yuvası olan Avustralya’nın Büyük Set Resifi’ni korumak mı iyidir yoksa, resifin yakınlarına dünyanın en büyük kömür limanlarından birini inşa edip liman alanı çevresinden çıkan milyonlarca ton balçığı ve kumu Büyük Set Resifi Deniz Parkı içerisine döküp, kömür nakliyesi için her yıl binlerce geminin Asya’ya gidip geldiği bir güzergah oluşturmak mı?

Avustralya hükümeti ve kömür endüstrisi için cevabın ikincisi olduğu açıktır. İklim inkarcısı Başbakan Tony Abbott kontrolünde olan hükümet, çevrecilerin uyarılarına rağmen resifin geleceğini tehdit eden kömür endüstrisinin kömür limanı ve sevkiyat planlarına onayı verdi.

Guardian’ın haberine göre ;

Ne yazık ki, yakında büyük ölçekte çevre tahribatı olacak kömür limanı muhteşem Whitsunday Adaları’nın sadece 50 km kuzeyinde inşa edilecek. Liman genişletmesi Abbott hükümeti tarafından 11 Aralık tarihinde onaylandı. Liman dünyanın en büyük kömür limanlarından biri olacak.

Kömür ihracat tesisi şu işe bakın ki Abbot Point’te yer almaktadır. Bu limanın inşaatı deniz dibinden 3 milyon metreküp balçık çıkması demektir. Balçık, dünya mirası sayılan Büyük Set Resifi içine atılmış olacaktır.

Çıkan balçığın miktarını anlayabilmek için Brisbane’den Melbourne’a (1670 km) arka arkaya dizilmiş 150,000 kamyonu göz önüne getirebilirsiniz.

Bu genişleme sadece fosil yakıt ve kömür şirketlerinin çıkarlarını temsil eden Abbott hükümetinin Avustralya’yı kömür-devletine dönüştürmeye kararlı olduğunun kanıtıdır.

The Christian Science Monitor’ın haberine göre;

Greenpeace, 2020 yılında, resiflerden geçen kömür yüklü gemi sayısının yılda 1,700 gemi düzeyinden 10,150 sayısına yükseleceğini tahmin ediyor. Bu sayının aynı zamanda kaza olasılığında da artış olacağı anlamına geldiğini belirtiyor.

Çevre grupları, resifin korunmasından asıl sorumlu olan Büyük Set Resifi Denizsel Park Otoritesi’nin yetkisini kullanmasını ve hükümetin Abbot Noktası genişlemesi onayını bozmasını istiyor. Kararın önümüzdeki hafta açıklanması bekleniyor.

Çevre gruplarını;  kömür sektöründen yıllık 20 milyar Dolardan fazla kasasına koymak isteyen hükümet ve yeni gelişmelerden yararlanmak isteyen yerel işletmeler ile girişecekleri zorlu bir mücadele bekliyor.

Ancak bu sefer çevre gruplarına, Queensland turizm işletmelerinden de destek var. Resif tur operatörü Al Grundy “Tortuların Büyük Set Resifi’ni etkilediğine dair o kadar çok kanıt var ki. Bu artık zirve nokta.” diyor.

Al Grundy, liman genişletilmesinin kaplumbağalar ve kambur balinalarının Abbot Point ve Whitsunday Adaları arasındaki sularda bulunan yuvalama alanlarını tehdit etmesinden endişe duyuyor.

Tabii ki, kömür endüstrisi için resiflerin tehdit edilmesi yeni bir şey değil. The Christian Science Monitor ‘ün de işaret ettiği gibi, fosil yakıt yakılması ile artan karbondioksit emisyonları okyanus sularında sıcaklık artışına neden oluyor, asit oranını arttırıyor ve renkli resif ekosistemi için tehdit oluşturuyor.

Yeşil Gazete için çeviren: Zeliha Yıldırım

Yazının özgün hali

(grist.org, Yeşil Gazete)

Evdeki ayakkabı kutusunu değerlendirmenin 9 yolu – Nil Kayarlar Sarrafoğlu

Ayakkabı kutuları ile ne kadar yaratıcı olabileceğinizi tahmin bile edemezsiniz. Genelde derli toplu olabilmek için kullandığımız ayakkabı kutularını ihtiyacınıza cevap verecek objelere dönüştürebilmeniz için birkaç ipucu veriyoruz.

İyi eğlenceler.

1.Elişi odası düzenlemek

Süslü olmayı sevenler ve kurdelelerinin düzenli olmamasından şikayet edenler için kurdele düzenleyici bir kutu hem şık hem de düzen getirecek odanıza.

2. Labirent

Çocuğunuzla hem yaparken hem de oynarken eğlenebileceğiniz bir labirent yapabilirsiniz ayakkabı kutusu ve pipetler ile. Başlangıç ve bitiş noktalarınızı yapmayı sakın unutmayın.

3. Çerçeve

Ayakkabı kutusunun kapağını ve pipetler kullanarak yaratabileceğiniz çerçeveler odanıza renk getirecektir.

4. Harita ile kaplama

Özellikle artık dijital haritalar elimizdeyken kağıt olanları fazla kullanmadığımızı düşünürsek, kullanılmayan haritalar ve ayakkabı kutuları ortamı neşelendirecek birer obje olacaklardır. Haritalarınızla kutuları kaplayarak şık kutular elde edebilirsiniz. İçine hediye koyup yılbaşı hediyesi olarak kullanmak çok şık duracaklardır.

5. Duvar rafları

Duvar rafları veya obje rafı olarak kullanabileceğiniz ayakkabı kutularına polaroid resimler ya da eşinizin, sevgilinizin veya çocuğunuzun sevimli kartları gibi hafif objeler koymayı unutmayın.

6. Kutu şehirler

Çocuklarınızın hayal dünyasına katkıda bulunmaya ne dersiniz? Bırakın çocuklarınız birer dev olsun, kendi yarattıkları küçük şehirlerle oynasınlar. Kutuların içinde de oyuncaklarını saklayabilirler.

7. Gitar

Eğer şehirdeki dev olmayı istemezse çocuğunuz o zaman şahane bir gitar yaparak eğlenin.

8. Dokuma tezgahı

Evet, bir ayakkabı kutusu ile dokuma yapabilirsiniz. Eşit sayıda ve aralıklarda kestiğiniz kutu kenarlarına yünleri dokuma hattı yapıp üzerine dilediğiniz renklerde yünler kullanabilirsiniz. Bu kesinlikle çocukların çok eğlendikleri bir oyun oluyor, haberiniz olsun.

9. Duvar sanatı

Ayakkabı kutularınızın üzerini sevdiğiniz desende ve renkte kumaş veya duvar kağıtları ile kaplayarak duvarlarınızı şenlendirebilirsiniz.

Bu yazı ilk olarak yesilist.com/ da yayınlanmıştır

 

 

Nil Kayarlar Sarrafoğlu

twitter.com/nkayarlar

İktidar seçkinlerinin ülkeyi yağması

17 Aralık sabahı Türkiye, Duvara “Tek Yol Devrim” yazdığı için 42 ay hapis cezası alan öğrencilerin ülkesiydi. Yere sprey ile yazı yazdığı için 6 yılla yargılanan 13 yaşında çocukların ülkesiydi.  “Açım” diyerek TBMM önünde kendini yakan 50 yaşında insanların ülkesiydi. 17 Aralık sabahından suçu, suçluluğu, zenginliği ve fakirliği bu gözle değerlendirmek gerekli.

Şimdi böyle bir ülkede, insanların yoksulluktan kendilerini yakacakları düzeye geldikleri bir ülkede ortada dönen rüşvet ve yolsuzluk paralarının miktarlarına bakın! Evlerden çıkan paralara, babalarına iletsinler diye oğullarına verilen paralara. Ve unutmamak lazım, bu paralar yolsuzluğun sadece binde üçü. Rüşvetin tarifesini öyle koymuş eskinin mücahitleri, şimdinin müteahhitleri.

İş dünyası, politikacılar, bürokratlar bir olmuşlar, iktidar seçkinleri olarak ülkeyi yağmalıyorlar. Bakın TV’lere çıkıp bir kere bile “yolsuzluk yoktur, rüşvet yoktur” diyemeden olan bitene kılıf örmeye çalışan yandaş yalaka takımına. Sadece onların son yıllardaki zenginliklerine bakın. Plazalardan, yalılara geçişlerine bakın. Onları zenginleştiren bu yağmanın sadece artıkları. Onlar da var bu ülkenin yağmalanmasının içinde çünkü. Telaşları üzüntüleri ondan.

Gazete manşetlerine bakın. Bir gazete şunu yazmış manşetine: “Kaset olmadı, dosya verelim.” İyi güzel. Garip mi bu manşeti atmaları? Hiç değil. Neden? Çünkü görevleri o. Zaten bunun için hazırlandılar ve bekliyorlardı. O gazetenin yeni zenginlere devlet eliyle sunulmasında, bir devlet bankasından 700 milyon dolar kredi verilmişti. Hangi bankaydı o? Halkbank. Ayakkabı kutularından milyonların fışkırdığı banka. Karda terliklerle gezen çocukların donmuş kardeşlerini gazetecilere kutu içinde gösterdiği bir ülkede, bir banka müdürünün evindeki boş ayakkabı kutularının içinden milyonlar fışkırıyor! İktidar seçkinleri ülkeyi yağmalıyor!

Yıllardır büyüme rakamları pompaladılar ortaya. Gazetelerle, televizyonlarla şişirdiler bunları. Büyüyoruz gerçekten ki son zamanlarda TV’ler site-plaza reklamından geçilmiyor. Bir taraftan çılgın projeler, doğa katili üçüncü köprüler yapılıyor. Neden? Çünkü rant gerekli, büyüme rantla besleniyor, kentlerin oluşturduğu da rantların en “tatlı”sı. Soruluyordu “Bu adam ormanı nasıl çitle çevirip, sadece kendi sitesinin müşterilerine kullandırabilir? Bu nasıl hukuk?” diye. 17 Aralık itibariyle aldık yanıtını. Doğru kasalara, doğru ayakkabı kutularına yatırım yaparsanız orman da sizin olur, Marmaray üzeri inşaat alanı da, SİT alanları da…

Fakat 17 Aralık itibariyle sadece ortaya bu çıkmadı. Artık net bir şekilde görülüyor ki, yıllardır Türkiye’yi yöneten “iktidar bloğu”nda temiz bir nokta kalmamış. Bu iktidar bloğu içinde bozuşmalar olmasaydı, sen mi daha mücahitsin, ben mi daha müteahhitim tartışmaları olmasaydı biz evlerden çıkan balya balya yağma parasını görebilecek miydik? Rüşvet ve yolsuzluk belgelerini “bir gün kullanmak üzere” saklamak da; iktidar bloğunda her şey süt limanken ortaya çıkan belgelerin gereğini yapmayarak kapatmak da halka karşı işlenmiş bir suçtur.

Biz, yani Gezi’de haysiyetimiz için sokakta olanlar, evlerinden suç aleti diye kitap, dergi alınanlar, bırakın rüşveti paylaşamamayı kimyasal gaza karşı hazırladığı azıcık solüsyonu bile tanımadığı insanlarla paylaşanlar, bu pisliklerin ortaya çıkması için iktidar bloklarının çatlamasını mı bekleyeceğiz? Bu kadar mı herkes battı pisliğe?

Son olarak, bir bakan ne zaman istifa eder? Ailesinden biri gözaltına alınmış, iddialar vahim. Doğru ya da yanlış. Bu iddiaların tamamen ve sağlıklı ortaya çıkması için bakanın istifa etmesi gerekir değil mi? Bizde ne yapılıyor? Operasyonu başlatan polisler görevden alınıyor. O ya da bu nedenle sisteme çomak soktular, pisliğin ucunu gösterdiler diye. Pes! bunu gördükten sonra evden çıkanlar dürüstlük emareleri olarak bile kabul edilebilir artık.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli