Ana Sayfa Blog Sayfa 4103

[Son Dakika] İçişleri Bakanı’ndan operasyona yanıt: 5 emniyet müdürü görevden alındı

Yolsuzluk operasyonunda oğlu gözaltına alınan İçişleri Bakanı Muammer Güler teamüller gereği istifa etmesi gerekirken tam aksini yaptı. Bu sabah 5 emniyet müdürü görevden alındı

Operasyon yetkisi olan müdürler görevden alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğünde 5 şube müdürü görevden alındı.

http://www.youtube.com/watch?v=vLcmQvmTogY

Görevden alınan isimlerin Terörle Mücadele Müdürü Ömer Köse, Organize Şube Müdürü Nazmi Ardıç, Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, Asayiş Şube Müdürü Ertan Erçıktı ve Kaçakçılık Şube Müdürü Tuğrul Turhan olduğu öğrenildi.

Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ve Organize Müdürü Nazmi Ardıç dün düzenlenen operasyonu yürütüyordu.

İstanbul’a çağrı: Kentine sahip çık!

22 Aralık Pazar günü Kadıköy’de, “şehrimize sahip çıkmaya”, kent mitingine.

Yüze yakın kuruluş ve sanatçılar “Artık Yeter! İstanbul Bizimdir” demek ve taleplerini söylemek için herkesi Kadıköy’e, kent mitingine çağırıyor.

Yeşil Gazete, Yeşil Düşünce Derneği ve Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin de çağırıcıları arasında olduğu kent mitinginin düzenleme komitesinde Kuzey Ormanları Savunması, Kent Hareketleri ve Forumlar var.

Miting çağrısında 3. Köprü, 3. Havalimanı, Kanal İstanbul gibi çılgın projelere; İstanbul’un trafiğine; kentsel dönüşüm ve TOKİlere; ormanların rant uğruna talan edilmesine; su havzalarının şehre ve insana yararı olmayan projeler kurban edilmesine; Haydarpaşa’nın, Haliç’in sermayeleştirilmesine; İstanbul’u talan eden her şeye karşı İstanbul halkını ayağa kalkmaya davet ediyor.

Twitter’da #birkentistiyorum hastagi ile kentlilerin isteklerini toplayan çağırıcılar taleplerini www.istanbulkentmitingi.org adresinde de duyuruyor. Bu adresten tüm çağırıcıların bilgisi ve de kullanılan görseller de edinilebilir.

22 Aralık’ta saat 12.00’de Haydarpaşa Numune Hastanesi ve Söğütlüçeşme’deki buluşma noktalarından yapılacak yürüyüşle başlayacak mitingde kentsel dönüşüm mağduru Sulukule mahallesi çocuk korosu Tahribat-ı İsyan, Meluses ve Yolda gibi müzik grupları da ezgileriyle destek verecek.

Shakeaspeare’in Corialanus oyununun dizeleriyle 22 Aralık’ta Kadıköy’de olmaya çağırıyor:

“Bir şehir nedir ki, içinde yaşayanlardan başka?”

 

“İstanbul şehrini, kibirle ve parayla kuşatan; zor ve zorbalıkla terbiye etmeye kalkan sermaye iktidarına karşı, biz İstanbul halkı, onurla ve umutla ayağa kalkıyoruz, şehrimizi haramilere terk etmiyoruz! Biz İstanbul halkı, artık ayağa kalkıyoruz! Yıkıma sürüklenen şehrin yoksul mahallelerinden harekete geçiyoruz. İstanbul’un kuzey ormanlarını savunarak mücadeleyi büyütüyoruz. Parklara, meydanlara, bostanlara, çayırlara kurduğumuz forumlarda “İstanbul bizimdir diyoruz”. Haydarpaşa’dan, Cevizli’den, Haliç’ten, Ataköy’den yükselen seslerimizi birleştiriyoruz. Biz İstanbul halkı, artık ayağa kalkıyoruz! Kendi çıkar ve hırsları yüzünden İstanbul şehrini bütün değerleriyle sindirmek ve köleleştirmek isteyenlere karşı Gezi İsyanımızla başlattığımız uyanışımıza, yürüyüşümüze devam ediyoruz. Gezi Parkı’nı direnerek kazandık; şimdi İstanbul’a sahip çıkmak için onurla, isyanla, düşle, yürekle yürüyoruz. Ethem’le, Ali’yle, Ahmet’le, Ferit’te, Mehmet’le, Abdocan’la, Medeni’yle paylaştığımız insanla, doğayla barışık; yaşam alanlarımız ve geleceğimiz hakkında söz ve karar sahibi olduğumuz demokratik bir kentte ve ülkede eşit biçimde yaşama talebimizi yükseltiyoruz.”

(Yeşil Gazete)

Çan’da 2. termik santral tepkisi

Çan’da düzenlenen ÇED toplantısına katılanlar, bölge halkının yeterince bilgilendirilmediğini ileri sürerek tepki gösterdi. Bazı katılımcılar, salona termik santral istemediklerini belirten pankartlar asıp alkışlarla protesto edip salonu terk etti

Çan’da düzenlenen ÇED toplantısına katılanlar, bölge halkının yeterince bilgilendirilmediğini  ileri sürerek tepki gösterdi. Çanakkale’de yayınlanan Çanakkale Memleket gazetesinin haberine göre bazı katılımcılar, salona termik santral istemediklerini belirten pankartlar asıp alkışlarla protesto edip salonu terk etti.

Yeterli bilgilendirme yapılmadı tepkisi

Çan ilçesinde kurulması planlanan termik santralle ilgili Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) toplantısı yapıldı. Merkezi Ankara’da bulunan bir firma tarafından Yayaköy yakınında kurulması planlanan 135 megavat güç kapasiteli termik santral ve kül depolama alanı projesinin ÇED toplantısı, ilçedeki bir düğün salonunda gerçekleştirildi. Çevre ve Şehircilik İl Müdürü Bülent Yeğin gözetiminde başlayan toplantıya, bakanlık temsilcileri, ilgili kurum ve kuruluşların bürokratları, santralin kurulması planlanan bölgedeki köy muhtarları ve vatandaşlar katıldı.

700 bin ton kömür yakılacak

Danışmanlık şirketi görevlisi tarafından yapılan sunumda, yaklaşık 100 hektar alanda kurulması planlanan santralde yılda 700 bin ton kömür yakılacağı, açığa çıkacak gazların etkisinin azaltılması için 175 bin ton kireç taşının kullanılacağı bildirildi. Şirket yetkilileri, projede içme, kullanma ve soğutma amaçlı suyun Kocabaş Deresi’nden karşılanacağını, santral kurulma aşamasında 300, işletme aşamasında ise 90 kişinin istihdam edilmesinin planlandığını kaydetti.

Sunumun ardından katılımcılara söz verildi.

Katılımcılar, Çan’ın çevre kirliliği sorununun yüksek seviyede yaşadığını, ikinci termik santralin, ilçenin geleceği halkın sağlığının hiçe sayılması anlamına geldiğini iddia ederek, bölgede santral kurulmasını istemediklerini ifade etti. Yayaköy Muhtarı Ali Can, toplantının kendilerine bildirilmediğini, kulaktan duyma bilgilerle geldiklerini, termik santralin bölgede insan yaşamına ve doğaya ciddi tehdit oluşturacağına ileri sürdü. Bazı katılımcılar, salona termik santral istemediklerini belirten pankartlar asarken toplantıyı tatmin edici bulmadıklarını ifade edenler ise alkışlarla protesto edip salonu terk etti. Daha sonra toplantı sonlandırıldı.

Çanakkalespor Futbol Takımı – Çanakkalespor Bahisleri

4 Bakan için fezleke yolda

İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesi’nin yaptığı operasyonda 4 bakanın adı geçiyor. Suçlama: Kara para aklama, rüşvet ve altın kaçakçılığı…

Radikal Gazetesi’nden Fatih Yağmur’un haberine göre;

İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şubesi son yılların en büyük yolsuzluğu olarak ifade edilen operasyona imza attı. Soruşturma kapsamında aralarında İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kağan Çağlayan, Bakan Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar, işadamları Ali Ağaoğlu ve Reza Zarrab’ın da bulunduğu yaklaşık 50’den fazla kişi gözaltına alındı. Kara para aklama, rüşvet ve altın kaçakçılığı suçlamalarının yer aldığı soruşturma dosyasında dört bakanın da adı geçiyor. Bakanlarla ilgili incelemelerin tamamlanmasının ardından soruşturma izni alınabilmesi için fezleke hazırlanarak TBMM’ye gönderileceği belirtildi.
Soruşturmada Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İçişleri Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın da isimlerinin geçtiği iddia ediliyor. Raporlara göre milyarlarca dolarlık yolsuzluk yapıldığı belirtiliyor. Dosya üzerinde yapılacak incelemelerin ardından bakanlar hakkında fezleke hazırlanacağı ve soruşturma izni için TBMM’ye gönderileceği ifade edildi. Daha önce savcılar MİT Müsteşarı ve MİT görevlilerini ifadeye çağırmış, Başbakanlığın izin vermemesi üzerine ise bir MİT krizi yaşanmıştı. Yolsuzluk soruşturmasında da bakanlar için istenecek soruşturma izninde de benzer bir kriz yaşanması bekleniyor. İddiaya göre operasyonun 7 Şubat krizinin ardından yaşanan en büyük kriz olduğu belirtiliyor.

3 AYRI SORUŞTURMA

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili 3 ayrı soruşturmanın yürütüldüğü bildirildi. Rıza Sarraf, Mustafa Demir ve iki bakanın çocuğuyla ilgili iki soruşturmanın Savcı Celal Kara tarafından yürütüldüğü, Kara’nın Zekeriya Öz’ün başında bulunduğu Başsavcı Vekilliğinde görevli olduğu öğrenildi. Ali Ağaoğlu ile ilgili soruşturmanın ise memur suçlarına bakan Savcı Mehmet Yüzgeç tarafından takip edildiği ifade edildi.

[Son Dakika] Trabzonspor Başkanı da gözaltında

Trabzonspor Başkanı İbrahim Hacıosmaoğlu da dev operasyon kapsamında gözaltına alındı.

Trabzonspor Kulübü Başkanı İbrahim Hacıosmanoğlu da İstanbul’da bu sabah başlatılan operasyon kapsamında gözaltına alındı. Hacıosmanoğlu, İsviçre’nin Nyon kentindeki kura çekimi dönüşünde Ankara Esenboğa Havalimanı’nda polis tarafından gözaltına alındı.

Erdoğan: Tehdide boyun eğmeyeceğiz

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Konya’da yaptığı konuşmada, bugünkü yolsuzluk operasyonlarına gönderme niteliğinde yorumlanabilecek bazı ifadeler şöyle:

“Kardeşlerim, istedikleri kadar çirkin yollara tevessül etsinler, istedikleri kadar kirli ittifakların içine girsinler. Buradan, Konya’dan bir kez daha söylüyorum: Türkiye’de artık söz milletindir, karar milletindir, yetki milletindir. Mühür milletin elindedir. Arkasına karanlık odakları alanlar, çeteleri alanlar bu ülkeye, bu millete istikamet çikemezler. Arkasına medyanın, sermayenin gücünü alanlar bu ülkenin istikametini belirleyemezler. ”

“Türkiye’nin ayarlarını değiştiremezler. Türkiye, üzerinde operasyon yapılacak, üzerinde ameliyat yapılacak bir ülke değildir. Bu milletin hükümeti, Ak Parti iktidarı buna izin vermez.”

“30 Mart’ta seçim var, hesabı orada milletle görüşsünler. Hesabını sandık dışında görmek isteyenlere ne millet ne de biz müsaade etmeyiz, göz yummayız. Türkiye bir muz cumhuriyeti değildir.”

“İçerden ya da dışardan hiç kimse benim ülkemi karıştıramaz, benim ülkemde çirkin tuzaklar kuramaz.”

 

Don Juan’a beş yıl erteleme

Fransız şair yazar Guillaume Apollinaire’in Genç Bir Don Juan’ın Maceraları davasında beklenen karar açıklandı: Ceza beş yıl ertelendi.

Sel Yayıncılık’ın kurulduğu 1990’dan beri 700’ün üzerinde kitap yayımlayan İrfan Sancı ve çevirmen İsmail Yerguz’un Yargıtay tarafından bozulan, Fransız şair yazar Guillaume Apollinaire’in Genç Bir Don Juan’ın Maceraları davasında beklenen karar açıklandı: Ceza beş yıl ertelendi.

Yayınevi kararı Twitter’dan şöyle yorumladı: “Beş yıl ertelendi ceza, mahkumiyet de yok beraat da. Uslu bir yayıncı olursak belki beraat bile edebiliriz ileride… Ama en azından Yargıtay’ın 3. ve 5. madde, çocuk istismarı iddiasını dikkate alnmadı hakim, bu da tesellimiz olsun!”

Onlar birbirlerini yerken biz ne edelim? – Foti Benlisoy

Egemenler arası çatışma ve çelişkilerin açık bir hal alması, şiddetli bir kapışmaya dönüşmesi, bazen “aşağıdakilerin” hareket kabiliyetini artıran, ezilenlerin kendi çıkarları için eyleme geçme kapasitesine olumlu tesirde bulunan koşullar yaratır. Bu çatışma dolayısıyla yönetenlerin “eskisi gibi yönetme” beceri ve gücünde zaaflar meydana gelir, egemenlik sisteminin meşruiyetinde ciddi çatlaklar oluşur, hâkim siyasal mimari kırılganlaşır. Böylesi durumlar ezilenler için harekete geçmenin, bu çatlakları kendi lehlerine değerlendirmenin zamanı olabilir. Hele hele Gezi direnişi gibi bir toplumsal kabarışın, yani “aşağıdakilerin” kendi eylem güçlerine dair muazzam bir özgüven biriktirdiği bir kalkışmanın ardından…

Yeter ki pasif izleyiciler konumuna sürüklenmeyelim. Bunca komplonun, konspirasyon girişiminin ortalığa serildiği bir ortamda “siyaset”, biz fanilerin sırrına eremeyeceği “derinlik” ve karanlıkta yürütülen bir faaliyet olarak yeniden tanımlanıyor. Siyaset, kendi kaderimizi tayin etme mücadelesinin değil de “derin” operasyonların, konspirasyonların, itibarsızlaştırma girişimlerinin, kasetlerin, dosyaların alanı olarak tanımlanınca “küçük insanların” ancak seyircisi olabileceği bir faaliyete dönüşmüş oluyor. Gizli ve karanlık odakların çıkar ve güç çatışmasına indirgenmiş bir siyasal alanda biz “sıradan insanların” yeri yoktur, olamaz. Yani cemaat-AKP çekişmesinin siyasal alanı kaplayarak toplumu pasifize etmesi, siyasal apatiye, atalete sürüklemesi pekâlâ mümkün bir tehlike, dikkatli olalım. Gün, daha düne kadar can ciğer kuzu sarması olan egemenlerin birbirlerini afiyetle yiyor olmasından keyiflenme zamanı değil.

Dolayısıyla solun, siyasetin itibarsızlaştırılması girişimlerine karşı durması, mevcut ve müesses olandan bambaşka bir siyasetin mümkün olduğuna dair inancı pekiştirmesi bugün her zamankinden önemli. Tam da bu zamanda mısır patlatıp fillerin birbirlerini ezmesini keyifle izlemek yetmez. Onlar kendi işlerini halledip, yeni bir güçler dengesinin ifadesi olan bir uzlaşmaya vardıklarında, yenilenmiş bir hâkimiyet sisteminin şartlarında anlaşmaya vardıklarında, varma süreçlerinde, olan, yeniden bizlere olacak. Sorumluluk hepimizin üzerinde. Gezi direnişinin egemenler arası yeni kayıkçı döğüşünün nesnelerinden biri haline gelmesine izin vermeyelim. Gezi’yle en coşkun ifadesini bulan yeni sokak siyasetini bütün gücümüzle bu meflûç, bu lime lime olan siyasal sistemin topyekûn karşısına çıkartalım.

http://fotibenlisoy.tumblr.com/post/70280666070/onlar-birbirlerini-yerken-biz-ne-edelimimage

Bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’da pis kokular

Futbol sadece Futbol değildir…

Hep iyi anlamda kullandığım bir klişedir kendisi.

St Pauli derdim, Livorno derdim, Gezi’deki Çarşı derdim ve futbolun aslında bir tür kendini ifade etme; katılım yönü olduğunu söyler dururdum. Takım taraftarlığı, taraftarların takıma aidiyeti vs. vs. ama hepsi birer politik tavırdır halen benim gözümde.

Beşiktaşlı olmak ne demek sorusuna verilen cevap ile Galatasaraylı olmak ne demek sorusuna verilen cevap aynı değildir. İyi ya da kötü taraftarlığın bir profili vardır. Takımların duruşları ve taraftarları profilleri hepsi futbolu bir politik mecra haline getirir.

Bu yüzden “futbol sadece futbol değildir!” der dururdum.

Ancak bu sene Beşiktaş’ın başına gelen pişmiş tavuğun başına gelmeyince “futbol”un kirli politika aracı olarak kullanılmasının yeni bir düzeyine ulaşmış olduğumuzu düşünüyorum.

Takımın teknik analizi

Ama önce sadece bir teknik futbol analizi ile başlamak lazım.

Beşiktaş bu sene kötü futbol oynamıyor; ancak iyi de oynamıyor. Futbol deyimi ile oturmamış bir takım ile karşı karşıyayız. Özellikle ilk yarılarda gösterdiği performans önemli umutlar veriyor. İlk yarılarda, kısa paslaşmalar ile hızlı hucumlar, takım halinde savunma, takım halinde hücum yapan bir  ekip izliyoruz.

Defans bloğu ve hücum blogu arasında mesafeyi kısa tutan, ekip oyunu oynayan ve nefes aldırmayan bir ilk yarı Beşiktaşı var karşımızda.

Ancak ikinci yarılarda, oynanan topa bir haller oluyor. Takımın blokları arası mesafe bir anda artıyor; orta sahadaki paslaşmalar yerini pas hatalarına ve paniğe bırakıyor. Galatasaray maçında da Konya maçında da Fenerbahçe maçında da, Sivas maçında da son Kasımpaşa maçında da bu 180 derecelik dönüşü görüyoruz.

Defans yapamayan, ayağında top tutamayan bir takım haline geliyor ekip.

Hemen ikinci devre başlarken ciddi bir fiziksel düşüş ile karşılaşıyoruz; baskı yapan takım bir anda baskı yiyen takım haline dönüyor. Genelde bu tür ani değişiklikleri futbol sahalarında görmeyiz. Ancak Beşiktaş’ın oturmamış yeni halinin, Türkiye’deki futbol ortamı (sertliğe prim başta olmak üzere) bu tür sonuçlara sebep olduğunu düşünüyorum.

Bu taktik boyutu etkileyen başka unsurlar da vardır eminim. Biliç ve ekip bunu çözecektir; ancak saha dışı etkilerin, özellikle GS maçı ile başlayan kötü kokan müdahalelerin teknik ekibin ve oyuncuların haleti ruhiyesini etkilediğini de göz önünde bulundurmak, oyunculara ve teknik ekibe çok yüklenmemek lazım.

Yine, yeni yeniden pis kokular

İlk pis kokuları olimpiyat stadında aldık. Önce Beşiktaş, anlamsız, taraftar gruplarının bile şaşkınlıkla izlediği bir biçimde sahaya girenler tarafından cezalandırıldı. Hocası üç maç ceza aldı, sahası 4 maç kapatıldı.

O günden beridir de gün yüzü görmüyor ekip. Hep Beşiktaş’a mı olur diyorsunuz; oluyor.

Son Kasımpaşa maçı bunun son örneği. Oyuncunun biri elinde atma fırsatı varken topu tutuyor, pozisyon olursa diye bekliyor ve pozisyon olunca da elindeki topu fırlatıyor.

Ceza sahasında olan bu olayın cezası mı? Kasımpaşa tarafından kullanılan bir hakem atışı ve devamında ise sadece bir sarı kart.

Sonra Kasımpaşa’nın ilk gölü; tüm Beşiktaşlı oyuncular tacın yerinden kullanılmadığını söylüyor hakem oralı değil; yine top taca çıkıyor, yine yerinden kullanılmıyor, yine oyunculardan itirazlar ama yine hakem oralı değil ve gol yiyor Beşiktaş.

Ardından Manuel Fernandes’e taraftar saldırıyor; Beşiktaşlı 2 oyuncu kırmızı kart yiyor ve oyundan atılıyor. Kasımpaşa mı; son 10 dakikanın keyfini sürüyor maçta.

Hakem notu mu? MHK 7.8 veriyor hakeme 10 üzerinden. Hakem iyi yönetmiş maçı gözlemciye göre. Tek hatası Almeida’ya kırmızı kart göstermemiş olmasıymış. Yani anlayacağınız pişkinlik de diz boyu.

Maç sonrası Ahmet Kaya’nın “Başım Belada” şarkısı geldi aklıma:

“nerden baksan tutarsızlık

nerden baksan ahmakça”

Bir ekip bu kadar mı açıkça linç edilir ve kimse sesini çıkarmaz anlam veremiyorum.

Gezi’den beri Beşiktaş ve taraftarları diken üstünde.

Bana Çarşı’yı “çete” yapanlar ile Beşiktaş’ı cezasının bittiği hafta Kasımpaşa’da biçenler aynı yolun yolcusu, yol arkadaşı gibi geliyor.

Yukarıdaki hakem hatalarını kabiliyetsizlik olarak görebilirsiniz. Hatta, diğer maçları göz önünde bulundurmazsanız aklınızaLiverpool’un efsanevi teknik direktörü Bill Shankly’nin “hakemler kuralları biliyor ama futboldan anlamıyor” sözü de gelebilir.

Ancak, 4 maç izleme zevki helak olmuş bir kombineli taraftar olarak; bu 15 maçlık ilk yarı serüveni düşününce, yemezler diyorum.

Önce Galasaray maçının katli, sonrasında Fenerbahçe maçındaki Fenerli oyuncuların sertliğine yürü ya kulum diyen hakemin Necip’e gösterdiği kartlar göz önüme gelince; bu “tesadüfler” kabaca kıllandırmıyor değil.

Bu kadar üst üste tesadüf mü olur?

Yine Bill Shankly “futbol sadece futbol değildir” demişti. Doğru söylemiş; ancak futbolu kendi politik çıkarları için kirli bir mecraya çeviren; bir tür hesaplaşma, öc, intikam aracı olarak çevirenleri kastetmemişti sanırım.

Beşiktaş’a saha dışında tam saha press uygulandığı her yönü ile aşikar. Önce Olimpiyat tiyatrosu sonra da Recep Tayyip Erdoğan stadı destanı,  futbolun kirli yüzünü suratımıza çarpıyor

Gezi’de Beşiktaş taraftarı önemli bir rol almış, haksızlığa, polis şiddetine orantısız zeka ile cevap vermişti.

Şimdi Beşiktaş “sen misin iktidarın tavuğuna kışt diyen” diye dört bir yandan yumruk yiyor.

Şimdi Beşiktaş, taraftarı ile yönetimi, oyuncuları ile “politik bir güç” olduğunu gösterdi ya, bunun cezasını çekiyor.

Zamanında futbolu afyon olarak gören iktidarlar gördük biz, yanıldıklarını gördüler; şimdi ise “terörist, devletin bekaasının düşmanı, çete” olarak görenler var.

Onlar da yanılıyorlar, zaman bunu gösterecek bize.

Medya unutsa da, görmezden gelse de Beşiktaş taraftarı unutmayacak olanları. Sindirmek istenilse de; sinmeyecek bu taraftarlar.

Haksızlığa karşı dik durmaya devam edecek taraftar ekibi.

Ben başka birşey bilmem; bir tek bunu bilirim.

Ancak korkum şudur ki; Beşiktaş yönetimi dik duramayıp ve Biliç ile Önder Özen’i bu tartışmaya yem edebilir. Bu ekibin başlattığı değişimi önemsiyorum; ilk yarılardaki Beşiktaş’ı izlemek bana yetiyor.

O yüzden, Beşiktaşlılar nasıl dışarıda bütünleşmek zorundaysalar içeride de bütünleşmeli ve Biliç’in arkasında durmalı diye düşünüyorum.

not: ekolojik adalet 3 geliyor ama araya Beşiktaş girdi.

Yeşiller/Sol: Ankara’da başka, Diyarbakır’da başka olmaz!

CHP milletvekil Mustafa Balbay’ın Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda tahliye edilmesinin ardından gözler tutuklu BDP milletvekillerinie çevrilmişti. BDP’lilerin tahiye taleplerinin dün Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemsi tarafından reddedilmesi ülke çapında büyük hayal kırıklığı ve öfke uyandırdı ve HDP milletvekilleri bugün Mecliste açlık grevine başlayacaklarını açıkladılar.

Gelişmeler üzerine Yeşiller ve Sol Geleck Partisi bir açıklama göndererek seçilmiş millet vekillerinin yerinin hapishane değil Kürt sorunun meşru çözüm yeri olan Meclis olduğunu söylediler. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisin açıklaması şöyle:

Demokratik Siyasetin ve Barışın Önü Taraflı Yargı İle Kapatılamaz!

Tutuklu BDP Milletvekilleri İbrahim Ayhan, Gülser Yıldırım, Kemal Aktaş, Selma Irmak ile Faysal Sarıyıldız’ın tahliye taleplerinin, Anayasa Mahkemesinin bağlayıcı kararına karşın yerel mahkemece reddedilmesi, hukuku yok sayan siyasi bir karardır.

Emsal teşkil eden bir yasadan yararlanmak için benzeri bir dava açmaya gerek yoktur. Yargı, kararlarını güncel siyasetin akışına göre değil; hukukun evrensel gereklerine göre uygulamak durumundadır.

Zaten bıçak sırtında yürüyen barış ve müzakere süreci açısından ortaya çıkan sonuç kabul edilemez. Yargıçların takdir haklarını eşitlik ilkesinin aleyhinde kullanmaların bu sürecin ilerlemesine katkı sunmayacağı açıktır.

BDP milletvekillerinin yeri cezaevi değil, çözüm sürecinin meşru zemini olan meclistir. Bir an önce bu karar düzeltilmeli, halkın seçilmiş temsilcilerinin gasp edilmiş hakları geri verilmelidir.

Biz Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak bu konuda, adalet tesis edilinceye kadar, mücadelemizi demokratik yollarla sürdüreceğiz, sürecin takipçisi olacağız.

Ankara’da farklı, Diyarbakır’da farklı kararlar vererek, eşitsizliği, ayrımcılığı derinleştiren, yeniden üreten bir adalet sistemiyle barış tesis edilemez. Demokrasi var olamaz. Seçilmiş vekillerin açlık grevine mecbur bırakılması ise, meclis adına bir utançtır. Durumun vebali, bu hukuki kararı verenlerin, mecliste siyasi basiretsizlik gösterenlerin olacaktır.

Meclisteki tüm siyasi partilerin bir an önce, halkların, barışı özleyen tüm tarafların vicdanlarını yaralayan bu hukuksuzluğa karşı seslerini yükseltmeleri bir zorunluluktur.

Konunun zaman kaybetmeksizin çözüme kavuşturulması, gereği için meclisin tutum alması tarihsel bir sorumluktur.

Herkese eşitlik, adalet, demokrasi!

Sevil Turan – Naci Sönmez

 

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri