Ana Sayfa Blog Sayfa 4092

2 Ocak 2014

Irak’ta 75 Türk mahsur kaldı

BBC Türkçe’den Engin Esen’in haberine göre Irak’ın Ramadi kentinde Irak ordusu, Arap aşiretleri ve El Kaide militanları arasındaki çatışmaların ortasında 75 Türk vatandaşının mahsur kaldı. Türkiye’nin Bağdat Büyükelçiliği ve şirket ile temas halinde olan Türk çalışanlar, güvenli şekilde tahliye edilmek istiyor. Kantarcı bir Twitter mesajında ise ulaştıkları konsolosluk yetkililerinin kendileriyle dalga geçmesinden yakındı. Kantarcı daha sonra Twitter hesabından yaptığı açıklamada ise Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Faruk Kaymakçı’dan, Dışişleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nın yardıma hazırlandığını öğrendiklerini belirterek, “Sözleri bayağı rahatlattı, yarını bekliyoruz, hepinize teşekkür ederiz.” dedi.

Yeni yılda otomobil, içki, sigara ve cep telefonuna ÖTV zammı

Dünya Gazetesi’nin haberine göre yeni ÖTV düzenlemesine  göre yeni binek otomobil alımında ödenen ÖTV oranı motor silindir hacmi bin 600 cm3’ü geçmeyenler araçlar için yüzde 40’tan yüzde 45’e, motor silindir hacmi bin 600 cm3’ü geçen fakat 2 bin cm3’ün altında olanlar için yüzde 80’den yüzde 90’a, motor silindir hacmi 2 bin cm3’ü geçenler için de yüzde 130’dan yüzde 145’e yükseltildi. Bu zamların tüketiciye yansıması 2014 model araçlarda yüzde 15’lere çıkabileceği tahmin ediliyor.

Bakanlar Kurulu kararı ile alkollü içkilerde de asgari maktu vergi tutarı birada yüzde 15, diğer alkollü içkilerde yüzde 10 oranında artırıldı. Bakanlar Kurulu, sigarada uygulanan ÖTV’de de artışa gitti. Yeni vergi düzenlemeleriyle alkollü içecek fiyatlarında ortalama yüzde 8-15 civarında, sigara fiyatlarında ise ortalama yüzde 3 ila yüzde 17 arasında artış olabileceğini tahmin ediliyor.

Cep telefonlarından adet başına uygulanan 100 liralık vergi de 120 liraya yükseltildi.

Başbakan Erdoğan Rıdvan Dilmen ve Mahmut Uslu ile görüştü

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe’deki Başbakanlık çalışma ofisinde Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Mahmut Uslu ve Futbol Yorumcusu Rıdvan Dilmen ile görüştü. Görüşme yaklaşık iki sat sürdü. Dilmen geçtiğimiz haftasonu Fenerbahçe-Kayserispor maçında 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili ve hükümet aleyhine atılan sloganlara getirdiği eleştirilerle tepki çekmişti.

Başbakan’ın “lahmacun istediği” için eleştirdiği polis görevinden sürüldü

17 Aralık’ta başlayan Yolsuzluk ve Rüşvet Operasyonu’nda eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın ofisinde yapılan aramada, bacak bacak üstüne atarak, elinde tespihle ofis çalışanlarına lahmacun siparişi verdirttiği öne sürülen Başkomiser Recep Can, görevinden alındı ve İstanbul’daki bir ilçede pasif göreve çekildi.

Şehir senin – İkbal Polat

2014 yerel seçimlerine doğru ilerliyoruz. İttifaklar ve adaylar üç aşağı beş yukarı belli oldu. AKP içindeki kavganın görünür olması dışında sürpriz bir durum yok. CHP-MHP ittifakı uzun bir süredir var zaten. Aralarına cemaat de katılınca daha bir taçlandı durum. Sosyalist sola gelince, 2007’den bu yana yaşanan ayrışma ve oluşan birleşme süreçleri sürüyor. Sürecin en somut görüneni ise Halkların Demokratik Kongresi ve Partisi. Diğerleri ise henüz kendilerini tam olarak konumlandırabilmiş durumda değiller.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 2007 bağımsız vekiller, 2009 Birlikte Başarabiliriz yerel adayları, 2011 Emek Özgürlük Demokrasi Bloku’nun devamı olarak partileşerek 2014 yerel seçimlerine hazırlıyor.  HDK, ülkenin batısında HDP, doğusunda ise BDP olarak yerel seçimlere girecek. 2014 yerel seçimlerinde elde edilecek başarıyla hedeflenen ise 2015 seçimlerinde ülkenin kaderinde rol oynamak.

2014 yerel seçimlerinde HDK’nin amacı yerinden yönetimin güçlenmesini sağlamak. 27 Aralık gecesi düzenlenen şölende, HDP’nin seçim sloganını olarak “Şehir Senin” öne çıktı.

Durup bir düşünüyorsun, ne demek bu?

Bu bir cevap aslında, “Şehir kimin?” sorusunun cevabı.

Şehirler şu an halkların değiller malum. Hatta onları yönetmesi gereken “şehreminilerin” bile değil. Başbakan ve Bakanlarının yönettiği şehirlere sahibiz.

Erdoğan Bayraktar, giderayak itiraf etti: “Ne yaptıysam Başbakan’ın onayı ile yaptım” dedi. Çünkü Başbakan, şehirleri kendisinin sanıyor.

Taksim Gezi Parkı’nda başlayan isyan da tam da buna karşı idi.

Taksim gezide direnenler, Başbakan’a “şehirler bizim!” dedi. Yüzyılın en muhteşem halk ayaklanmalarından biri olan Taksim Gezi’de Başbakan’a, kentimizi istediğiniz gibi yönetemezsiniz dendi. Bir plan notu ile park alanlarına AVM kuramazsınız, Ankara’dan İstanbul’u yönetemezsiniz dendi.

Şehirler, vatandaşların sorumluluğundadır.
Şehirler kadınlarındır…
Şehirler halklarındır…
Şehirler çocuklarındır…
Şehirler engellilerindir…
Şehirler gençlerindir…
Şehirler LGBT’lerindir…
Şehirler o şehirde yaşayanlarındır, hemşehrilerindir.

2014 yerel seçim süreci şehirlerde kimin karar vereceğinin belirleneceği bir mücadeledir. Şehirlerin hemşehrileri mi yoksa Başbakanlar mı?

İkbal Polat -www. turnusol.biz

Muğla’da köylülere kümessiz şehir yaşamı!

muğlaBüyükşehir Yasası ile birlikte “köy” kimliğinden çıkarılarak mahalleye dönüştürülen yerlerde operasyon başladı. Köylülerin ahır ve kümeslerini yerleşim alanlarının dışına taşımaları istendi!

Muğlaşehir gazetesinden Selda Öztürk’ün haberine göre Bodrum İlçe Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü tarafından köylere gönderilen resmi yazıda, yerleşim alanına yakın bölgelerde hayvancılık yapılmasının “Umumi Hıfzısıhha Kararı” gereğince yasaklandığı duyuruldu. Bodrum Kaymakamlığı aracılığıyla köy muhtarlarına gönderilen yazıda, köylülerin ilçe merkezi, belde ve köylerdeki tüm ahır ve kümeslerini “ivedi olarak” kaldırmaları ve yerleşim alanlarının dışına taşımaları istendi. İlçe Tarım Müdürü Mehmet Ali Bahar imzasıyla köylere gönderilen yazıda, hayvancılık faaliyetleri nedeniyle kaymakamlık makamına ve BİMER’e çok sayıda şikayet geldiği belirtildi.

KÖYLÜ KÜMESİNİ NEREYE TAŞISIN?

Kaymakamlık’tan gönderilen yazı, köy muhtarlarının eline ulaştı. Muhtarlar ise şaşkın! Talimatları köy halkına ilettikleri taktirde tepkinin çok büyük olacağını belirten Çömlekçi Köyü Muhtarı, Mustafa Oral, “Köylümüze bu yasağı nasıl anlatacağız? Bir ahırda bir ya da iki ineği olan, kümesinde üç beş tane tavuk besleyen ve geçimini bu hayvanlardan elde ettiği sütü, yumurtayı satarak kazanmaya çalışan insanlar, bu kararı nasıl uygulasın? Nereye taşısınlar? Herkesin köy dışında arazisi yok ki! Köylüler perişan olacak” diye konuştu. Yakaköy Muhtarı Halil Kıy da, “Bu yasakla birlikte, köylü ineğini, tavuğunu satıp üretimden vazgeçecektir. Başka çare yok. Köylere gidip taze yumurta,süt alma devri bitti” yorumunu yaptı.

KENT KONSEYLERİ UYARMIŞTI
AK PARTİ İL BAŞKANI ‘YALAN SÖYLÜYOR’ DEMİŞTİ!

Bodrum Kent Konseyi Başkanı Hamdi Topçuoğlu’nun, köylere ilişkin uyarıları gerçek oldu!.. Köylere “Büyük Yürüyüş”ü başlatan ve köylüleri yeni yasalarla ilgili bilgilendirmeye çalışan Hamdi Topçuoğlu’nun bu çabasına, AK Parti İl Başkanı Nihat Öztürk tarafından sert eleştiri gelmişti. Öztürk, “Kent Konseyi Birliği Başkanı olan bir zat, Fethiye’de köylüleri toplamış yalan yanlış bilgiler vererek Büyükşehir’i anlatmaya başlamış. Köylülere, hayvan besleyemeyeceksiniz diyormuş. Bunları korku sardı, yarın öbür gün sizlerin de köylerine gelerek yalan yanlış şeyler anlatmaya başlayacaklar” demişti. Ne var ki, Muğla Kent Konseyleri Birliği ve Bodrum Kent Konseyi Başkanı Hamdi Topçuoğlu’nun söyledikleri bir bir gerçek oldu! Köylere giden yazıyı, Çömlekçi Köyü’nde gören Topçuoğlu, “Aylardır söylüyorduk. Ancak inandıramadığımız köylü dostlarımız da oluyordu.  Yazık ki dediklerimiz doğru çıktı” ifadelerini kullandı.

Büyükşehir Yasası’nın kabulü ile birlikte mahalleye dönüştürülen köylerde bundan böyle hayvan beslenemeyeceğini belirten ve yeni düzenlemelerle ilgili köylüleri uyarmak için aylar öncesinden çalışma başlatan Hamdi Topçuoğlu, “Köylünün üretimden gelen gücü bitiriliyor. Bunu defalarca söyledik ancak pek çok kişiyi inandıramadık. Bizi ‘köylüleri yalan yanlış bilgilendirmekle’ itham eden AKP İl Başkanı Nihat Öztürk, bu yazıyı şimdi açıklasın. Biz de anlayalım” şeklinde konuştu.

( Muğla Şehir – www.muglasehir.com )

Ne kadar demokrasi, o kadar asgari ücret – Sami Evren

Asgari ücret, 2013‘de 16 yaşından büyük işçiler için brüt 1021 lira 50 kuruş, net 803 lira 68 kuruş olarak uygulanıyordu.

16 yaşından küçük çocuk işçiler için brüt 877 lira 50 kuruş net 700 lira 73 kuruş olan asgari ücret, apartman görevlisi emekçiler için ise brüt 1021 lira 50 kuruş, net 868 lira 27 kuruştur.

Asgari ücretten 16 yaşından büyük işçiler için 217 lira 82 kuruş, 16 yaşından küçük çocuk işçiler için 176 lira 77 kuruş, apartman görevlisi emekçiler den ise 153 lira 23 kuruş kesinti alınıyor. Hiç bir güvencesi olmayan bu insanlardan vergi ve kesinti yapmak emekçinin suyunu sıkmak anlamına geliyor.

Asgari ücretle işçi çalıştıran işveren ise 16 yaşından büyük işçiler için 1190 lira 5 kuruş, 16 yaşından küçük çocuk işçiler için 1022 lira 29 kuruş, apartman görevlisi emekçiler içinse bin 190 lira 5 kuruşu ödüyor. Günlük 39.66 liraya sekiz saatten çok fazla süre çalıştırıyor. Çocuk işçiler için ise 34 TL günlük ödeniyor.

2014 ilk altı ayı için yüzde 5, ikinci altı ayı için yüzde 6 hükümetin en fazla yükseltebileceği nokta olarak belirlenmiş, tabi Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu’ndan (TİSK) aldığı onayla birlikte, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) sözde rolünü oynuyor. Bir işçi sendikasının yıllardır bu rolü başarıyla oynadığı da artık söylenemez; biliyoruz ki ayıp olmasın diye şerhi koyuyor imza atmıyor. Sendikasız ve kayıt dışı çalışan milyonların hakkı için dayanışma eylemleri ortaya koymuyor. Uzmanların hazırladığı basın açıklamasını bile zar zor okuyorlar, sapsarı olduğu açıkça ortada olan Türk-İş yönetimi siyasi iktidarla kol kola yola devam ediyor.

Siyasi iktidar asgari ücret tespit komisyonunda en rahat durum da sanki hakem rolünde gibi, ancak son noktaya gelindiğinde TİSK’le birlikte oyunu kullanıyor.

Ve YENİ ASGARİ ÜCRET bu koşullarda 846 lira oluyor. Şu anda 803,7 lira olan net asgari ücret Ocak ayı itibariyle 42.3 lira artmış olacak. Ve asgari ücret 846 liraya çıkacak. Yılın ikinci yarısında ise artış yüzde 6 artış ile brüt 1134 TL, net 891 TL olacak.

Türkiye  İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2014 yılı için hesapladığı en az ücretin 1.205 lira olması gerektiği, veri olarak bile dikkate alınmadı. Yapılan tek şey çocuk işçilerin ücretleri yetişkin işçilerle eşitlenmiş oldu.

Asgari ücreti siyasi iktidar, insanların asgari yaşamlarını devam ettirecekleri bir ücret olarak görmüyor, aksine sermaye ve onların şirketlerine oluşan, bir yük- maliyet olarak görüyor. Bu yaklaşım,  üretim süreçlerin de enerjiden, ham maddeden vs zorunlu giderlerden azaltamayacağına göre tek gözlerini diktikleri yer ucuz emek yaratmak oluyor. Durum böyle olunca hazırladıkları bütçeye uyumlu bir asgari ücret belirlemiş oluyorlar.

2014 bütçesi geçmiş yıllarda olduğu gibi,  yoksullaşan halka yüklenen dolaysız ve dolaylı vergiler, özel şirketlere kaynak transferi, sosyal güvenlik sisteminin tasfiyesini hedeflemektedirler. Bütçe, iç ve dış borçlar, borç faizi ödemeleri, dış ticaret açığı, faiz dışı fazla, eğitim ve sağlık gibi temel sosyal alanlarda yaşanan ticarileştirme, vergi adaletsizliği, gelir dağılımı ve bölüşüm politikalarının köylü, küçük esnaf – üretici, işçi ve emekçiler aleyhinde, şirketlerin ve sermaye çevrelerinin çıkarına uygun bir şekilde biçimlendirildiğini göstermektedir.

Bu sömürü düzenin devam etmesi için siyasi iktidarların küresel şirketlerin örgütleriyle birlikte hazırladıkları ekonomik programın sonuçları maalesef bu.

Bir ülkede asgari ücret ne kadar düşük tutuluyorsa, o ülke demokrasiden o kadar çok uzaklaşıyor demektir.

Bir ülkede dolaylı vergiler ne kadar yüksek tutuluyorsa yolsuzluklar, adaletsizlikler, ayrımcılık o kadar büyük demektir.

17 Aralık yolsuzluğunun piyasalarda yarattığı dalgalanma ile yoksulların, üreticilerin, döviz bazında alım gücünü düşürdü. Birisi hırsızlık yapıyor, ekonomik sonuçları asgari ücretliyi ve emekçileri vuruyor, ele geçmeden eriyen artışa zam denebilirimi?

Verdiğiniz asgari ücretin yaklaşık beşte birini dolaylı vergilerle geri alıyorsunuz, sermayeye transfer ediyorsunuz, İşsizliği önleme ve istihdamı teşvik bahanesiyle SGK primlerinde işveren payını azaltıyorsunuz yetmiyor ayrıca bir de çalıyorsunuz.

Ve bu ülkenin başbakanı hangi televizyon kanalını açsanız karşınızda, gözünüzün içine baka, baka ekonomik istikrardan bahsediyor.

Ve bu ülkenin başbakanı nutuk atmaya devam ediyor, AKP hükümetine karşı uluslararası komplo yapıldığını söylüyor. Komik ve gülünç savunma mekanizması, aslında itiraf etmesi lazım ki, küresel şirketlerin hazırladığı ekonomik programla “ülkemizdeki işçiye emekçiye biz komplo kurduk, onun için asgari ücret asla yüksek tutulamaz” demesi lazım.

Şu anda 17 Aralık operasyonuyla şaşkına dönen hükümet ve başbakanı toplumsal gerginlik yaratarak işin içinden çıkmak istiyor. Bu siyasi şaşkınlık ve etik olmayan karşı operasyonlar, politik olarak AKP’ye çok şey kaybettireceğe benziyor. Bu durum yoksulları açlığa mahkûm etmenin yanı sıra, itiraz edeni sopalarım ha demektir. Bütün bunlara rağmen umudumuzu 2014’te güncelleyerek bianet çalışanlarına yoksullara, işçilere, dışlanmışlara, halklara iyi seneler.

Sami Evren – Bianet.org

ABD’de herkese sağlık güvencesi

healthcare-reform-mandateABD Başkanı Barack Obama’nın adıyla anılan sağlık hizmeti reformunun yürürlüğe girmesiyle milyonlarca Amerikalı ilk defa sağlık sigortası kapsamına alınıyor. Söz konusu reform, Obama’nın “Herkese bütçesine uygun sağlık hizmeti” sağlama sözü vermesinin ürünü.

Ancak bu düzenleme uzun süredir bir siyasi tartışmanın odağında ve uygulamada sorunlarla karşılaşılıyor.

Örneğin, bazı dini gruplar, doğum kontrolü hizmeti sunmayı reddetti. Yüksek Mahkeme Yargıcı Sania Sotomayor, geçici olarak bu grupların doğum kontrolünü içeren sağlık hizmeti sağlama zorunluluğundan muaf tutulmasına karar verdi.

Bu yardım kuruluşları, Katolik Kilisesi’nin gebelik önleyici yöntemlere karşı tutumunu gerekçe gösteriyor.

“Obamacare” olarak bilinen Karşılanabilir Bakım Kanunu herkese -ister işvereni tarafından sağlansın, ister özel sağlık şirketlerinden satın alınsın- sağlık sigortası zorunluluğu getiriyor.

Sigortasını karşılayamayanlara destek sağlanacak. Hiçbir çeşit sigorta güvencesi için başvuru yapmayanlar ise cezalandırılacak.

Ayrıca, bugünden itibaren sağlık sigortası şirketleri ABD vatandaşlarını önceden sahip oldukları sağlık sorunları nedeniyle geri çeviremeyecek.

Şimdiden 2,1 milyon kişi özel sağlık sigortası yaptırdı fakat bu sayı hükümetin öngördüğünden az.

Sağlık hizmeti planlarının sunulduğu resmi internet sitesinde yaşanan teknik aksaklıklar nedeniyle çok sayıda vatandaşın siteye erişememesi de diğer bir sorundu.

Sigorta şirketleri ise milyonlarca poliçenin yeni kanuna uygun olmadıkları için iptal edildiğini duyurdu.

Oysa Başkan Obama, Amerikalıların istedikleri takdirde mevcut sigorta planlarına bağlı kalabileceklerini söylemişti.

BBC muhabiri Rajini Vaidyanathan, yaşanan sorunların etkisiyle kamuoyu yoklamalarında Obama’ya desteğin düştüğünü belirtiyor.

Beyaz Saray’dan yapılan açıklamalarda ise sorunların artık çözüldüğü savunuldu.

( BBC Türkçe )

Seçime katılacak partiler belli oldu

Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığından yapılan açıklama ile 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak yerel seçime katılabilecek siyasal partiler açıklandı. Seçime katılmaya hak kazanan partiler şunlar:

1- Adalet ve Kalkınma Partisi,

2- Alternatif Parti,

3- Bağımsız Türkiye Partisi,

4- Barış ve Demokrasi Partisi,

5- Büyük Birlik Partisi,

6- Cumhuriyet Halk Partisi,

7- Demokrat Parti,

8- Demokratik Sol Parti,

9- Doğru Yol Partisi,

10- Emek Partisi,

11- Genç Parti,

12- Hak ve Eşitlik Partisi,

13- Hak ve Özgürlükler Partisi,

14- Halkın Kurtuluş Partisi,

15- Halkın Yükselişi Partisi,

16- Halkların Demokratik Partisi,

17- Hür Dava Partisi,

18- İşçi Partisi,

19- Liberal Demokrat Parti,

20- Millet Partisi,

21- Milliyetçi Hareket Partisi,

22- Özgürlük ve Dayanışma Partisi,

23- Saadet Partisi,

24- Toplumsal Uzlaşma Reform ve Kalkınma Partisi,

25- Türkiye Komünist Partisi

YSK’nın açıklamasının tamamı için aşağıdaki linki tıklayabilirsiniz.

http://www.ysk.gov.tr/ysk/docs/Kararlar/2013Pdf/2013-622.pdf

“Bir tencere makarnayı tek başına yedim”

domates_soslu_spagettiSoru

Sevgili Güneşin,

Az önce domates soslu 1 tencere (yaklaşık 500gr) makarna yaptım. Çok güzel olmuştu üzerine afiyet. Bir tabak, biraz daha biraz daha derken bir tencereyi tek başıma yedim.

Kıçıma yapışır mı? 

Rumuz: Serbest Gezen Tavuk

Yanıt

Sevgili Serbest Gezen Tavuk,

Öncelikle afiyet olsun. Dağ gibi adamsın, bir şekilde karbohidrata ihtiyacın var demek ki.

Ben beslenme uzmanı değilim. Ama zaten beyazlatılmış ve içine binbir çeşit antioksidan ve koruyucu eklenmiş undan imal edilen makarna yememen gerektiğini söylemek için beslenme uzmanı olmam da gerekmiyor. Artık bunu sağır sultan duydu. Beyaz un, buğdayın kepeğinin ayrılması ile elde ediliyor, bu kepek denen şeyde de buğdayı buğday yapan her şey var. Mesela tohum kabuğu, mesela tohum taslağı (ki buna ruşeym diyoruz) ki bu parçalar protein ve vitamin içeriğini taşıyor. Bunları çıkarınca geriye sadece nişasta kalıyor. Sırf karbonhidrat. Yani aslında besleyici değil, dolgu malzemesi, sadece enerji veren bir gıda. Ancak nişasta formunda olduğu için bedeni oldukça yoran kompleks bir bileşik.

Çocukken undan tutkal yapardık, bilmem sen yaptın mı? Uçurtma yaparken kağıtları birbirine yapıştırmak için. Ve yapışırlardı da. Yani bu un denen hadise su ile birleşince yapışkan bir hal alır.

Umarım o kadar makarnadan sonra üzerine foş diye su içmemişsindir! Bu arada tam undan yapılan esmer makarna var, bilgine.

Dur bitmedi… Bu beyaz un çuval çuval paketlendiği ve depolandığı için bozulmaması için içine pek çok katkı maddesi katılıyor bu arada. Neler olduğunu tek tek söyleyemem ama bir zamanlar bir fırının hamurhanesine girmiştim ve kenarda yığılı çuvalların etiketlerini okumuştum rahat duramayıp ve evet, E ile başlayan bir çok bileşik tesbit etmiştim. İnanmayan bir fırının un çuvallarına baksın.

Vallahi bırakmam, bir şey daha var. Çiğ gıda ile beslenen bir grup insan var. Bu insanlar tabii beslenme işine takıklar. Haliyle ekmek de pişmiş bir gıda olduğundan ekmek yemiyorlar. Ve şöyle bir iddiaları var: ekmeğin karbonhidrat bileşiği bünyede alkol üretimine neden oluyor ve aslında bu yolla kafayı iyi yapmakla kalmıyor üstüne de alışkanlık sahibi ediyor. Fazla pişmiş hamur yiyenlerin dikkatlerini dağınık olduğunu, zinde kalamadıklarını söylüyorlar. Yani bu hamur beyinli lafı boş bir laf değil, arkasında bilimsel dayanak var!

Bu kadar sözün sonunda, şunu da söylemeden edemeyeceğim. Hayatta insanı tatmin eden en büyük zevk zannettiğimiz gibi seks değilmiş, yemek yemekmiş. Yani aslında yediğimiz gıdayı büyük oranda beslenmek için değil zevk almak için yiyoruz. Arada bir yaramazlık kimseyi öldürmez…. Umarım….

Afiyet olsun.

Güneşin

 

Sor vatandaş sor! Ekolojik yaşamda her soruya beş cevap kampanyası başlıyor!

GÜNEŞİN’E SOR, CEVABINI AL!

Organik ürünler neden bu kadar pahalı? Organik ürünler gerçekten organik mi?, Köyde canınız sıkılmıyor mu?, Buzdolapsız mutfak olur mu?, Evde çöpleri ayırsam ne işe yarar, gittiği yerde hepsi birbirine karışıyor?, Katkılı gıdalar neden zararlı?, Dünyayı ben mi kurtaracağım? Çocuğun karma aşısı geldi, yaptırayım mı?, Cemreler hala düşüyor mu?, Nasıl çiftçi olurum?, Nereden tohum bulurum? Hem yoga yapıp hem et yiyebilir miyim? Akdeniz Fokları yok olsa ne olacak?, Çobanlık trend olmuş, doğru mu? Ben vejeteryan oldum ama annemler bilmiyor, onlara nasıl söylerim?, Yeşil zeytin ile siyah zeytin ağaçları arasındaki 5 fark? Gönüllü çalışasım var ama nerede? Dolunayda saçımı kestirirsem kel mi kalırım?  Homeopati mi dedin? Buyur?!….

Ve daha nice enteresan sorunun cevaplarını bulup buluşturacağız bu köşede.

Soruları hazırlayın, [email protected] adresine yollayın ve bekleyin, artık ne çıkarsa bahtınıza…

Güneşinesor, verdiği cevaplardan mesul değildir.

(Yeşil Gazete)

Hatay’da mühimmat dolu tır!

142983_80492Türkiyeden Suriye’ye insani yardım taşıdığı ileri sürülen TIR’da yapılan aramada askeri mühimmat, hücum yelekleri, elektronik cihazlar ve bazı yaşam malzemeleri ele geçirildi.

Hatay İl Jandarma Komutanlığı ekipleri Kırıkhan-Reyhanlı yolu üzerinde Suriye’ye geçmekte olan bir TIR’ı durdurdu. İnsani yardım malzemesi götürdüğü belirtilen TIR’da yapılan aramada mühimmat, hücum yelekleri ve yaşamsal malzemeler ele geçirildi. TIR detaylı incelenmek üzere jandarma karakoluna çekildi. TIR’ın sürücüsü ile biri Suriye uyruklu, biri Türk toplam 3 kişi gözaltına alındı. TIR’ın İnsani Yardım Vakfı’na (İHH) ait olduğu ileri sürüldü. Vakıf yetkilileri ise TIR’ın kendilerine ait olmadığını ve TIR’la ilgili bir bilgilerinin bulunmadığını belirtti. Jandarma yetkilileri TIR’ın durdurulduğunu belirtirken, içindeki malzemelerle ilgili herhangi bir bilgi vermedi. Jandarma yetkilileri mühimmat bilgisini doğrulamazken, TIR’da arama yapıldığını belirttiler. Olayla ilgili inceleme devam ediyor. TIR’ın geçtiğimiz ay Adana’da yakalanan TIR’la aynı güzergahı kullandığı ileri sürülürken, Adana’da yakalanan mühimmat yüklü TIR’ın da İHH’ya ait olduğu iddia edilmişti.

(Hürriyet)

İçinden ekoloji geçen yeni yıl yazısı – Pelin Cengiz

Lev Tolstoy, “Herkes dünyayı nasıl değiştireceğini düşünüyor ama kendini değiştirmeyi düşünmüyor” derken, sanayi devrimi ve sonrasında yaşanan gelişmelerin dünya üzerindeki tahribatının faturasını yine en ağır şekilde insanın ödeyeceğini düşünmüş müydü acaba? Gezegen üzerinde sanayileşmek, kalkınmak, daha çok üretmek ve dolayısıyla daha çok tüketmek adına insanlığın gerçekleştirdiği çevresel felaketler, bizi giderek hiç deneyimlemediğimiz bir kaosa doğru sürüklüyor.

Bu açıdan bakıldığında 2013 gezegeni kirlettiğimiz, buzulları erittiğimiz, kömürün dumanında boğulduğumuz, şiddeti giderek artan afetlere ve dünyayı en az kirleten yoksulların felaketlerden en çok zarar görenler olduğuna şahitlik ettiğimiz, karbon emisyonlarını şaha kaldırıp gezegeni ısıttıkça ısıttığımız, ormansızlaşmaya devam edip nehirleri kuruttuğumuz, nükleerin insanlığı nasıl bir kıyamete sürüklediğini anlata anlata bitiremediğimiz, uluslararası zirvelerde iklim adına bir arpa boyu yol gidemediğimiz, özetle dünyayı giderek kel, çorak bozkırlara çevirme azmimizi dizginleyemediğimiz bir yıl olarak kayıtlara geçti.

Ekoloji ve ekonomiyi birlikte ilgilendiren neler oldu diye baktığımızda, yine iklim değişikliğini en çok konuştuğumuz bir yıl oldu 2013. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change) bu yıl açıkladığı son raporunda, ağırlıklı olarak fosil yakıtların kullanımının artmasına bağlı olarak iklim değişikliğinin yüzde 95 oranında insan eliyle yaratılmış olduğunu ortaya koydu. Ancak, küresel sıcaklık artışının 2 derecenin altında kalacak şekilde seragazı emisyonlarını azaltma konusunda ülkelerin taahhütleri yine cılız kaldı, fosil yakıtlara bağımlılıktan vazgeçen olmadı.


İçeride neler oldu
diye kısaca göz atacak olursak, karbon emisyonu artışında rekorların kırıldığı, çılgınlığı kendinden menkul projelerin ÇED raporlarından kaçırıldığı, koruma altındaki alanların talanın hizmetine sunulduğu, plansız programsız denetimsiz inşaat, altyapı ve enerji projelerine girişildiği, kentsel dönüşüm adı altında şehirlerin iktidarın işine geldiği gibi yeniden dizayn edildiği, doğa savunucuları her türlü hakarete maruz kalırken, binlerce ağaç kesenlerin pişkince çevrecinin daniskası olduğunu söylemesine hayret edildiği, otoban kenarlarına fidan, kaldırımlara çiçek dikilmesinin yine çevrecilik sanıldığı bir yıl oldu.

Türkiye’de, 2013’te çevre mücadelesi verenler için sayıları henüz az da olsa olumlu gelişmeler de oldu, zehir saçan, doğayı tahrip eden, termik santrallere, madenlere, HES’lere mahkemeler tarafından “dur” dendi. Doğa savunucularının en büyük kazanımı ise Gezi Parkı direnişiyle hayat buldu, o süreçte milyonların isyanıyla doğa ve insan arasındaki ilişki yeniden gündemin ilk sırasına oturdu.

Türkiye’nin her bir köşesinde süregelen yereldeki ekoloji mücadeleleri daha fazla görünürlük kazandı. Yaşadıklarımız, hızlı ve agresif kalkınma anlayışına karşı verilen ekoloji mücadelesinin aynı zamanda bir demokrasi mücadelesi niteliği taşıdığını, devletlerin en temel görevinin vatandaşlarının sağlığını ve yaşam hakkını korumak olduğunu bizlere bir kez daha hatırlattı.

İnsanın kendi kıyametini kendi eliyle hazırlıyor olması ne hazin. Para kazanma hırsı, yaşamın ve insanlığın ortak çıkarlarının önüne konduğu sürece, giderek kötüleşen bir ekoloji kırımını izlemeye devam edeceğiz.

Bu kez farklı bir şey deneyelim, dünyayı değil, zihniyetimizi değiştirelim, doğa ile olan ilişkimizi 2014’te yeniden gözden geçirelim. Doğayla sağduyu asla çelişmez. Dileyelim, 2014 dünyayı daha az tahrip ettiğimiz daha çok koruduğumuz bir yıl olsun.

Bu yılın ilk yazısını 2013’te yaşamını kaybeden Nelson Mandela’nın bir sözüyle bitirelim: “Müzakereler sırasında öğrendiğim şeylerden biri, kendimi değiştirmezsem başkalarını değiştiremeyeceğimdi.

Pelin Cengiz – Taraf

Yeni medya sizi çağırıyor

14 Aralık 2013’te Yeldeğirmeni Don Kişot Sosyal Merkezi’nde gerçekleşen 3. Alternatif Medya Şenliği ile ilgili şenlik ve YG ekibinden Savaş (Çömlek), Özgecan (Kara), Gizem (Hasırcıoğlu) ve bu yıl ilk olarak gerçekleşen çizeraktivist atölyesinin kolaylaştırıcısı Gökalp (Ceylan)  geçtiğimiz hafta Agos gazetesi haftasonu eki Şapgir’de Ayşe Akdeniz’e konuştu.

Alternatif Medya Şenliği nasıl ortaya çıktı, bu sene neler konuşuldu, Gezi’nin alternatif medyaya etkileri nelerdi, ana akım ile alternatif medya arasındaki fark nedir sorularının yanıtlarını aradığımız röportajı keyifle okuyacağınızı umuyoruz.

Gezi’de ayyuka çıkmış haliyle bir kez daha gördük ki, ana akımın siyasi tercihleri, içinde bulunduğu ekonomik ilişkiler vs. nedeniyle haber dediğimiz şeye ulaşım günümüzde daha da yoğun çaba gerektiriyor. Alternatif medya böylesi bir çabadan türeyen ihtiyacın sonucu ortaya çıktı. İnternetin hayatlarımızda her geçen gün artan önemi ve hacmi itibariyle alternatif medya bir süredir kendini çeşitli mecralarda, çeşitli isimlerle üretse de, Gezi’yle beraber daha da önemli hale geldi.

Alternatif Medya Şenliği’nin ilki yukarıda belirttiğim kaygılar ve olan biteni anlamı ihtiyacından ilk olarak 2011 yılında gerçekleştirildi. Bu sene üçüncüsü gerçekleştirilen şenlik gerçekleştiği mekân, oturum teknikleri vs’ler itibariyle öncekilerden farklıydı. Röportajda nedenlerine dair doyurucu cevaplar bulacağınızı düşünüyorum. Afiyetle!

– Alternatif medya şenliği nedir? Sizi böyle bir şenlik organize etmeye iten neden neydi?

SAVAŞ: Bir süredir Yeşil Gazete isimli bir yayın çıkartıyoruz ve internet üzerinden yayın yapan bu gazete projesini yaşatmayaaltmedşen çalışıyoruz. Bunu uzunca bir zamandır para-pul işlerini hiç karıştırmadan, gönüllülük temelinde yapıyoruz. İnternette bize benzeyen gazeteler, bloglar, yayınlar da var. Onların yanı sıra ana akım medyanın dışında yerel gazeteler ve basın-yayın camiasının ötekileştirilmiş, birtakım güçlükler, zorluklar içerisinde çıkan parçaları var. Üç yıl önce böyle bir atmosfer içerisinde, “Bize benzeyenlerle iletişim kursak, onlarla birlikte bir şeyler yapsak, neler yapabileceğimizi konuşsak, bir halleşsek…” dedik. Özgür bir gezegene ulaşmak için özgür bir medyaya ihtiyacımız vardı. Ana akım medyanın çok ciddi yapısal sorunları olduğunun tespitini de yapıyorduk. Ana akım medyanın içinde bulunduğu ekonomik ve politik ilişkiler, ana akım medyanın özgürleşmesine izin vermiyor. Garip bir otosansür mekanizması nedeniyle ana akım medya doğru haber verme veya her şeyin haberini verme ilkesini, hak haberciliğini, barış haberciliğini es geçiyor. Devletin sansürü de olayın diğer bir boyutu. İçinde yaşadığımız politik düzenin, mahallenin baskısı ayrı bir meseleydi. Bütün bu meseleler bir araya gelince, alternatif bir mecra yaratmak ve alternatif mecradaki diğer “yandaşlarımızla”, yoldaşlarımızla buluşmak için bir şenlik yapalım istedik. Şenlik yapmak istedik, çünkü bize yakışanın şenlikli bir şey yapmak olduğunu düşünüyorduk. Oturup kuru kuru toplantılar yapıp konuşmak yerine şenlikli bir organizasyon yapalım diye yola çıktık.

– Alternatif Medya Şenliği’nin birinci yılındaki teması neydi? Başlangıcında dert edindiği meselelerden bahseder misiniz?

SAVAŞ: Biz her zaman biçimle çok uğraşıyoruz. İlkinde yapacağımız şeyin şenlikli olması önemli bir meseleydi. İlk Alternatif Medya Şenliği aslında bir buluşma, görüşme, iletişim kurma ve temel meseleleri tespit etme mecrasıydı. Bir platformda birtakım kararlar verip, birtakım fikirler üretip, onları dikte eden ve birtakım insanlarla birlikte deklare eden alışıldık biçimlerin yerine hep birlikte karar verebileceğimiz bir ortam oluşturmak istiyorduk. Dolayısıyla özellikle temel bir tema saptamadık. Ama başından beri temel mottomuz,“Başka bir medya mümkün” oldu. Başlangıçta sadece bu mottomuz vardı ve onun dışında olup bitenleri zaten hep birlikte şenliğin içerisinde oluşturmaya çalıştık, hep birlikte konuştuk.

– Sosyal medyanın gündelik hayatımdaki yeri etkinlik kazanmaya başladıkça ana akım medya da bu konuda atağa geçti. NTV’nin öncülüğünde, JulianAssenge’ın de telekonferansla katıldığı, biletleri fahiş fiyatlarla satılan bir Yeni Medya Düzeni Konferansı gerçekleştirildi. Böylesi durumların ortaya çıkmaya başladığı noktada Alternatif Medya Şenliği nasıl bir gelişme gösterdi?

 GİZEM: Ekibe İkinci Medya Şenliği’nde dâhil oldum. NTV’nin düzenlediği Yeni Medya Düzeni Konferansı’nın hemen akabinde de, ana akım medya dediğimiz büyük abiler, içeriklerinin kullanılamayacağı, başka yerlerde kullanılamayacağı vs. ile ilgili bir deklarasyon yayınladılar. Bunların üzerine İkinci Alternatif Medya Şenliği,“Onların yeni medya düzeni varsa bizim alternatif medyamız var!” demişti ve o mottoyla yola çıkmıştı. Hep beraber yazdığımız şenlik çağrısında,“İçerik evrensel bir haktır, metalaştırılamaz” demiştik. Böylelikle de İkinci Alternatif Medya Şenliği ortaya çıktı.

– Alternatif Medya Şenliği’nin şiarlarından birisi “Ana akımı alternatifleştirmek, alternatifi ana akımlaştırmak.” Bunun araçları neler?

 ÖZGECAN: Bu da Üçüncü Medya Şenliği’nin konusuydu. Zaten hayatlarımızda Gezi oldu. Biz hep “Başka bir medya mümkün!” diyorduk ama bu sefer, bizle beraber herkes gördü ki, başka bir medya hiç olmadığı kadar mümkün. Gezi’de herkesin haberleri alternatif medyadan takip etmesi, ana akımın suskun kalması, görmemesi, görememesi ya da görmek istememesi ile aslında alternatif medya bir şekilde ana akımlaştı. Bu medya şenliğinde, alternatif medyayı ana akımlaştıralım, yani insanlar haberlerini bizden alsınlar dedik. “Direnişte medya, medyada devrim!” de ikinci konu başlığıydı. Orada da Gezi Parkı’nda yaşadığımız deneyimlerden yola çıkarak, uluslararası direnişlere de bakarak, direnişte alternatif medyanın rolünün ne olduğunu, neler yaptığımızı, neleri yapamadığımızı ve neleri daha iyi yapmamız gerektiğini tartıştık. Bir de Üçüncü Medya Şenliği diğerlerinden farklı bir formatta gerçekleşti.

– O fark neydi?

ÖZGECAN: Forum şeklinde yaptık. Mekân da farklıydı. Şenliği, direnişin yadigârı Don Kişot İşgal Evi’nde olması da ayrı bir hava yarattı. Bir de bu şenlikte hiçbir konuşmacımız yoktu. Oturum başlıklarımız vardı. Yurttaş haberciliği söz konusu olunca, illa alternatif medya mecrasından da olmak gerekmiyordu ve yurttaş habercilik katılımı da vardı. Herkes fikrini söyledi. Söz alarak, birlikte ortak fikirler çıkarabildiğimiz bir şenlik oldu.

GİZEM: Alternatif Medya Şenlikleri benim için okul gibi oldu. Aradaki fark nedir diye sorunca, Özge’nin cevabıyla fark ettim. Başından beri sen de varsın. Biliyorsun. Daha önceki senelerde belli konu başlıkları altında daha ehil olan kimseler konuştular, dinledik ve sonrasında soru cevap şeklinde ilerledik. Tabii ki, yine herkes konuşuyor ve söylemek istediğini söylüyordu ama bunlar panel şeklinde gerçekleşiyordu. Bu seferse her yer serbest kürsü, herkes konuşmacı şeklindeydi. Bir kişi düşün ki, başından beri Alternatif Medya Şenliklerini takip ediyor olsun. Bu kişi, aslında önce biraz bilgi edinmiş oldu. İlla ki eksiğimiz, gediğimiz var. Daha çok ya da daha az fikir sahibi olduğumuz konular var. Bunlar hakkında fikirler edindik, zenginleştik. Üçüncüsünde de, artık hepimizin konuşmacı ve her yerin serbest kürsü olduğu bir formata döndü. Bu kararı vermiş olmamızda, tabii ki Gezi’nin etkisi büyük oldu.