Ana Sayfa Blog Sayfa 4091

Yeşillik Anketleri 1 – Yeni Yeşil Gazete’yi nasıl buldunuz?

12014 yılında Yeşil Gazete’nin bir yeniliği de haftalık anketlerimiz.

Her hafta, gündeme ilişkin biraz hiciv, biraz mizah içeren eğlenceli geyikler ile bezeli anketler düzenleyeceğiz.

Bu anketlere Yeşillik Anketleri adı verdik.

Anketlerimize bazen kendimizi, bazen de başkalarını “Yeşillik” yapacağız.

2014 yılına girerken tasarımını değiştiren bir Yeşil Gazete var.  Bu yüzden bu hafta, Yeşil Gazete’nin yeni yüzünü “Yeşillik” yapalım dedik ve sizlere “Yeni Yeşil Gazeteyi Nasıl Buldunuz?” diye sormak istedik.

Anketimiz  08 Ocak 2014 tarihine kadar açık kalacak, 10 Ocak 2014 tarihinde ise sonuçları sizler ile paylaşacağız.

(Yeşil Gazete)

Yeşiller/Sol: Ne kadar demokrasi , o kadar asgari ücret!

 para

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisinden açıklama: Asagari ücret ne kadar düşükse demokrasiden o kadar uzağız!

Yaklaşık on beş milyondan fazla işçiyi ilgilendiren, aynı zamanda kayıt dışı çalıştırılan milyonların ücretleri için ölçü olan, göçmen işçilere yarısı bile ödenmeyen asgari ücret açıklandı.

2013 ‘de 16 yaşından küçük olup ‘çocuk işçiliği’ alanına sokulanlar için net 700,73 TL, 16 yaşından büyük işçiler için net 803,68 TL olan asgari ücret; 2014 yılının ilk altı ayında % 5 oranında yükseltildi ve yaş ayrımı olmaksızın herkes için net 846 TL olarak belirlendi. Asgari ücret uygulamasında 16 yaş üzeri ve altı ayrımının ortadan kalkması Türkiye’deki ‘çocuk işçiliği’ gerçeğini yok etmiyor, bu ayıbın daha çok kurumsallaşmasını sağlıyor.

Milyonlarca doların, milyonlarca avronun, milyonlarca liranın rüşvet ve yolsuzluk skandallarına konu olduğu Türkiye’de, emekçiler sefalete mahkûm ediliyor. Oysa yolsuzluklarla cebe indirilen bu paralar başta emekçiler olmak üzere halkın refahı ve doğanın hakları için harcanmış olsa Türkiye’de yoksulluk da ekolojik tahribat da büyük oranda azalmış olacaktı.

Üyelerinin bir kısmı hakkında büyük boyutlu yolsuzluk iddiaları bulunan AKP hükümeti, yeni asgari ücreti tespit ederken ne emekçilerin yaşam koşullarını hesaba katmış ne de asgari insani standartları esas almıştır. AKP hükümetinin asgari ücret tespitinde önceliği her zaman olduğu gibi yine işveren temsilcilerinin istekleri ve sermayenin ihtiyaçları olmuştur.

Aslında asgari ücrette yapılan artışın daha da fazlası, 17 Aralık yolsuzluğunun piyasalarda yarattığı dalgalanma ile çoktan halkın cebinden çıkmış durumdadır.

Bir ülkede asgari ücret ne kadar düşük tutuluyorsa, o ülke demokrasiden o kadar çok uzaklaşıyor demektir.

Bir ülkede dolaylı vergiler ne kadar yüksek tutuluyorsa yolsuzluklar, adaletsizlikler ve ayrımcılık o kadar büyük demektir.

Demokrasinin ve adaletin yolu kaynakların eşit ve adil bir şekilde kullanımından geçiyor.

Bütün kaynaklar, bir avuç sermaye sahibi için değil, emekçiler için, yoksullar için, doğanın hakları için, adil ve eşit bir şekilde kullanılmalıdır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan- Naci Sönmez

02 Ocak 2014

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi soruyor: Çukuralan altın madenine neden 3 sene göz yumuldu?

Yeşiller ve Sol Gelecek  Partsis bir açıklama göndererek İzmir Çukuralan altın madeninin faaliyetinin neden 3 yıl gecikmeli olarak durdurulduğunu sordu ve ihmali bulunan sorumlular için yasal işlem talep etti. Açıklama şöyle:

Soruyoruz: Çukuralan altın madenine neden 3 sene göz yumuldu?

AKP, bakanların oğullarını, koruma kurulları yöneticilerini, banka genel müdürlerini, büyük sermaye sahiplerini ve belediye başkanlarını hedef alan yolsuzluk operasyonunun rövanşını almak üzere bugüne kadar lisanssız çalıştırdığı maden şirketinin işletmesini durdurmuştur.

İzmir Çukuralan’da Nisan 2010’den beri altın madeni işletmeciliği yapan Koza Madencilik şirketinin faaliyeti İl Özel İdaresi tarafından “Çevre İzni veya Çevre İzin ve Lisans Belgesi” olmadığı gerekçesiyle durduruldu. Bu durdurma kararı 3 yıl gecikmeli olarak verilmiş bir karardır.

Şirket faaliyetlerine Nisan 2010’de 1 yıllık deneme izni ile başlamış, deneme süresinin sonunda alması gereken 1.sınıf gayrisıhhî müessese işyeri açılma ruhsatını almadan ve Çevre İzni veya Çevre İzin ve Lisans Belgesi olmadan faaliyetlerine devam etmiştir.

Maden tüm itirazlarımıza rağmen 3 sene boyunca doğayı tahrip etmeyi sürdürmüştür.

İşletmesi durdurulan Çukuralan madencilik, Koza Altın’ın bir maden şirketi olup cemaate yakınlığı ile bilinen Bugün Gazetesi ve Kanaltürk’ün sahibi işadamı Akın İpek’e aittir.

3 yıldır lisanssız şekilde çalıştırılan maden şirketinin, yurttaşlar ve STK’ların itirazlarına karşın bugün devlet içi hesaplaşmanın rövanşı olarak durdurulması Türkiye kamu yönetimi için utanç vericidir.

Şirket yaklaşık 3 yıldan bu yana “Çevre İzni veya Çevre İzin ve Lisans Belgesi” olmadan tüm yetkililerin gözleri önünde yasalara aykırı faaliyet göstermiştir. Altın madeninin çalışmasına ve doğayı telafisi mümkün olmayacak şekilde tahrip edilmesine izin verilmiş, göz yumulmuş, İzmir Valiliği, İzmir İl Özel İdaresi, Çevre il Müdürlüğü, Çevre Bakanlığı görevini yapmamıştır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak Çukuralan madeninin tamamen kapatılmasını, alanın eski haline şirket tarafından getirmesi sağlanmasını ve 3 yıldan beri lisanssız çalışan altın madenine göz yuman, izin veren kamu görevlileri hakkında idari ve cezai soruşturma açılmasını talep ediyoruz.

Gelecek kuşaklardan emanet aldığımız doğamızın şirketlerin çıkarı için yağmalanmasına izin vermeyeceğiz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan- Naci Sönmez

02 Ocak 2014

Gallup “Yıl Sonu Anketi” açıklandı

Win/Gallup International araştırma şirketi 37. “Yıl Sonu Anketi“‘ni 30 Aralık 2013’ de açıkladı. 65 ülkeyi kapsayan araştırmada 66806 kişiye yeni yıla dair beklentileri, umutları, korkuları soruldu. BBC işbirliği ile düzenlenen anketin sonuçları BBC internet sitesinden de yayınlandı.

Dünya sonuçları;

• Ekonomik zorluklara rağmen, insanların %50’ si 2014 yılının daha iyi olacağını düşünüyor.

ABD, Kanada, Avustralya insanların eğer imkanları olsa en çok yaşamak istedikleri ülkeler olarak öne çıkıyor. %38’ i yaşadıkları ülkeden mutlu olduklarını belirtiyor.

• ABD dünya barışını en çok tehdit eden ülke (24%) olarak görülürken sonrasında Pakistan(%8) ve Çin(%6) geliyor.

• Ankete katılanların üçte biri(%34) kadın politikacı sayısı arttığında dünyanın daha iyi olacağını düşünüyor.

Türkiye’ de 1136 kişinin görüşü internet üzerinden (online) alındı. Katılımcıların %51’i erkek, %49’u kadın; büyük çoğunluğu(%63) 25-54 yaş aralığında; %40’ı üniversite ve üstü eğitim düzeyinde.

Türkiye sonuçları;

• Katılımcıların %44’ ü 2014 yılının daha iyi olacağını düşünürken %32’si daha kötü olacağını düşünüyor.

• Katılımcıların %44’ ü 2014 yılında ekonomik olarak zor geçeceğini düşünürken %28’i değişiklik olmayacağını düşünüyor.

• Katılımcıların %51’ i genel olarak mutlu olduklarını belirtirken %33’ü ne mutlu ne mutsuz olduklarını belirtiyor.

• Katılımcıların %44’ ü imkanları olsa da Türkiye’de kalmaktan mutlu olduklarını belirtirken %7’si Amerika’ya , %6’sı İsviçre’ye %5’ i Kanada’ ya taşınabileceklerini belirtiyor.

ABD, dünya barışını en çok tehdit eden ülke (45%) olarak görülürken sonrasında İsrail(%23), Suriye(%7) ve Türkiye(%5) geliyor.

• Ankete katılanların %36 kadın politikacı sayısı artmasının bir değişiklik yaratmayacağını düşünürken %35’ i dünyanın daha iyi olacağını düşünüyor.

(Yeşil Gazete)

Çin Bilimler Akademisi: Hava kirliliğinden fosil yakıtlar sorumludur

Çin Bilimler Akademisi (CAS), yayınladığı araştırmada hava kirliliğindeki artışın grafiklerden taştığı Pekin’ deki kirliliğin en büyük nedeninin fosil yakıt yakılması olduğunu belirledi.

Başkentin hava örneklerini sezonluk bazda analiz eden CAS çalışmada hava kirliliğinden, kömür yakılmasının %18, endüstriyel kirliliğin %25, ikincil inorganik aerosollerin %26 oranında sorumlu olduğunu belirledi. Tüm bu kaynakların birleşimi yani fosil yakıt kullanımı %69 oranında hava kirliliğine neden oluyor.

Çöplerin yakılmasının ve Pekin trafiğindeki 5,5 milyon aracın bu kirliliğin sadece yüzde 4’ ünden sorumlu olduğu tespit edildi.

Araştırma, Çin Hükümetinin, trafikteki araçları azaltma çabalarının Pekin’ in havasını temizlemede yetersiz olacağını Çin’ in enerji politikalarında tam bir revizyona ihtiyacı olduğunu gösteriyor. Ancak, Çin’ in yakın zamanda kömürden vazgeçmeye hazır olduğunu gösteren hiçbir kanıt yok. Çin geçen yıl, tüm dünyanın kömür talebinden daha fazla miktarda kömür ithal etti.  Büyümesini kömüre dayandıran ülkede şu an 2300’den fazla kömür santrali bulunuyor. Son veriler Çin’ in enerjisini %68 oranında kömürden karşıladığını gösteriyor.

Ocak ayında, Pekin rekor seviyede hava kirliliği yaşadı. Havadaki partikül madde metreküp başına 723 mikrogram seviyesindeydi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) metreküp başına 25 mikrogram veya daha altının insan sağlığı için ideal olduğunu belirtirken 300 mikrogram üzerini tehlikeli kabul ediyor.

Partikül madde (PM); çoğunlukla sülfat, nitrat, amonyak, sodyum klorür, karbon, toz ve sudan oluşur. PM parçacıkların büyüklüğüne göre sınıflandırılır. En küçük parçacık PM2.5, akciğerlerin derinlerine nüfuz etmesi nedeni ile en tehlikeli partikül madde olarak kabul ediliyor. Dünya Sağlık Örgütü’ ne göre, partikül maddeye maruz kalmak kronik kalp-damar ve solunum hastalıkları riskini arttırıyor. Ayrıca Ekim ayında PM2.5′ in kanserojen madde olduğu resmen kabul edildi.

CAS bulgularının yayınlandığı gün, Çin’ in Toprak ve Doğal Kaynaklar Bakan Yardımcısı Wang Shiyuan, yaklaşık 3,33 milyon hektarlık alanın tahıl üretimi için aşırı kirli olduğu açıklamasında bulundu.

Haberin orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

AB’de yeni dönem

fft81_mf1890989AB dönem başkanlığı Yunanistan’a geçerken Letonya, Euro Bölgesi’ne katıldı. Romanya ve Bulgaristan serbest dolaşım hakkına kavuştu.

AB dönem başkanlığı dün Litvanya’dan ekonomik krizle boğuşan Yunanistan’a geçerken yeni dönem üç üye ülkeye yenilikler getirdi. Letonya Euro Bölgesi’ne katılan 18’inci ülke olurken Romanya ve Bulgaristan vatandaşları için serbest dolaşım hakkı başladı. Romanya ve Bulgaristan, 2007’de AB’ye üye olduğunda bu iki ülkenin vatandaşlarının çalışma hakları ve gittikleri ülkelerin sosyalyardımlarından yararlanmaları geçici olarak kısıtlanmıştı. AB’ye üye olduktan sonra blokta vizesiz seyahat edebilen Romanya ve Bulgaristan vatandaşları dünden itibaren herhangi bir kısıtlama olmaksızın AB’de dolaşım hakkına kavuştu.
2007’de 26 ülkeden 9’u bu iki ülkenin vatandaşlarının çalışabilecekleri sektörlere geçici kısıtlamalar koymuştu. Fransa, Hollanda ve Belçika, Romanyalılar ve Bulgaristanlılara çalışma vizesi istiyordu. Britanya ise ‘katılım sürecindeki ülke işçisi’ belgesi alma zorunluluğu getirmişti. AB’nin varlıklı ülkelerinde göç dalgası olacağı korkusu yaşanırken Bükreş ve Sofya, iş bulmak için göç etmek isteyenlerin zaten ülkeden ayrıldığını belirtip korkuların yersiz olduğunu söylüyor. Romanya Dışişleri Sözcüsü Brandusa Predescu, Romanyalılar ve Bulgaristanlılara karşı AB basınında ırkçı bir kampanya yürütüldüğünü belirterek “Bir Romanyalı işgali olmayacak” dedi.
Euro Bölgesi’nde ekonomik kriz sürerken Baltık ülkelerinden Letonya da önceki geceden itibaren Euro’yu kullanan 18. üye oldu. Birliğe 2004’de kabul edilen Letonya’nın Euro’ya geçişi nedeniyle başkent Riga’da büyük bir havai fişek gösterisi düzenlendi. Başbakan Valdis Dombrovskis, “2014 Letonya için tarihi bir yıl olacak” dedi. Letonyalıların yarısı Lats’a veda etmekte güçlük çekerken Euro’nun ülkeye ekonomik istikrar getireceğinden şüphe duyuluyor. Bir başka Baltık ülkesi Litvanya da 2015’te Euro Bölgesi’ne dahil olacak.

Atina’da kafalar karışık

Yunanistan’ın beşinci kez AB dönem başkanlığı ise sancılı başladı. Almanya Parlamentosu’ndaki bazı milletvekilleri, dönem başkanlığının 100 milyon Euro’ya mal olacağını ve Atina’nın bu parayı AB’den borçlanacağını belirterek Yunanistan’ın dönem başkanlığından kendi rızasıyla çekilmesini istedi. Selanik Belediye Başkanı Yiannis Butaris de “Yunanistan, Dönem Başkanlığı’nı pokerde olduğu gibi geçse iyi eder” dedi. Yunan Dışişleri Bakanı Evangelos Venizelos “Dönem başkanlığı normal bir AB ülkesi olduğunu kanıtlaması açısından Yunanistan için fırsattır” yanıtını verdi. Dönem başkanlığının amblemi yelkenli kayığın 12 bin 300 Euro’ya mal olması, ihale açılmadan bir firmaya yaptırılması ve Rum Yönetimi’nin dönem başkanlığındaki amblemi andırması da medyada eleştiri konusu oldu. Dönem başkanlığında, Yunanistan’ı AB’de büyüme ve istihdam, yasadışı göçle mücadele ve sınır kontrolü, bankacılık sektöründe birleşmenin sağlanması gibi konular bekliyor. Atina krize rağmen AB’yi tehdit eden meselelere karşı koyabileceğini ispatlamak istiyor. AB dönem başkanlığı 1 Temmuz’da İtalya’ya geçecek.

Banu Güven ekranlara dönüyor

1Uzun süredir ekranlardan uzak kalan Banu Güven, yeni yılda İMC TV’de boy gösterecek.
NTV’den kovulduktan sonra bir süre Artı 1 TV’de boy gösteren ünlü ekran yüzü Banu Güven ekranlara geri dönüyor.
İMC TV’nin yılbaşı programında konuşan Güven, yeni yılda İMC TV’de olacağını açıkladı. Haber odaklı bir program yapacağını açıklayan Banu Güven İMC TV seyircilerine seslenerek “artık daha sık görüşeceğiz” dedi.
(Cumhuriyet)

Kıbrıs Sorunu Tarihi – I

1 Ocak 2014 itibarı ile AB dönem başkanı Yunanistan oldu. Yaşanan bu süreçte Kıbrıs Sorununu anımsa(t)yalım istedik. Yeşil Gazete ekibinin Kıbrıs’ta yaşayan ve Doğu Akdeniz Üniversitesi Modern Diller Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak çalışan üyesi Yelda Çubukçu‘nun kaleme aldığı “Kıbrıs Sorunu Tarihi” yazısını üç bölüm halinde sizlerle paylaşıyoruz.

* * *

I. Bölüm: 1571 – 1960 

Türklerin Kıbrıs’a gelişi 1571 yılında adanın Osmanlı yönetimine geçmesine dayanır. Ancak Osmanlı Devleti adayı 1878 Berlin Anlaşması’ndan önce kendi topraklarını Ruslara karşı koruması için  İngilizlere kiralamış. İngilizler, Ruslar’ın Kars, Ardahan, Batum ve hatta Erzurum’a kadar ilerlemelerinden korkup Osmanlı Devleti’ni yutacağından endişe ederek  Çerkesler’in ve doğudaki Hıristiyanlar’ın hayatını güvence altına alması kaydıyla Osmanlı Devleti’ne yardım edeceğini bildirmiş ve karşılığında Kıbrıs Sözleşmesi’ni imzalatarak Kıbrıs’ın idaresini almış. Antlaşmaya göre, Karadenizdeki topraklar geri alınınca ada tekrar Osmanlı’ya iade edilecekti. Ancak Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na Almanlar’ın yanında girmesiyle işler değişti ve İngiltere adayı ilhak ettiğini açıkladı. 1923 Lozan Anlaşması’yla bu ilhak durumu tescil edildi ve 1925 yılında ada resmen İngiliz sömürgesi ilân edildi. Bu dönemde ada nüfusu ağırlıklı olarak Rumlardan ve küçük bir azınlık olarak Türklerden oluşuyordu.

1931 yılında adanın Rum halkı, İngiliz sömürgeciliğine karşı ayaklanarak İngiliz sömürge valisinin konağını yaktı. İngiltere ayaklanmanın bastırılmasında kullandığı kolluk güçlerini, isyana katılmayıp aksine karşısında yer alan Türkler’den oluşturdu. Böylece Rumlar’la Türkler’i karşı karşıya getirdi ve birbirlerine kırdırarak arzu edilen huzursuzluk ortamı yaratılmaya başlandı.

Ayaklanmanın ardından Rum kesimi içinde Enosis (Yunanistan’la birleşme) fikrinin giderek yayılmaya başladığı adada, İngilizler karşıt güç olarak Türkler’i örgütlemeye giriştiler. 1943 yılında İngiltere güdümlü bir örgüt olan Kıbrıs Adası Türk Azınlığı Kurumu (KATAK) kuruldu, ancak bu kurum istenilen etkiyi yaratamadı. 1944’te ise Dr. Fazıl Küçük, Kıbrıs Milli Türk Halk Partisi’ni kurdu.

1926’da kurulmuş olan Kıbrıs Komünist Partisi (KKP), 1931’de gerçekleşen ayaklanmadan sonra yasadışı ilân edilmişti. Sovyetler Birliği çizgisini takip eden KKP, faaliyetlerini yasal olarak da yürütmek üzere 1941 yılında AKEL’i kurdu. İki partinin üç yıl boyunca birlikte faaliyet göstermelerinin ardından, KKP 1944’te kendini feshederek AKEL’e katıldı. Bu tarihlerde sömürgeciliğe karşı yürütülen mücadelenin başını esas olarak AKEL ve Ortodoks Kilisesi çekiyordu.

1950’li yıllardan itibaren Kıbrıs’ın önemini arttıran temel faktörlerden biri Ortadoğu’ya yönelik stratejik planlar idi.

1952’de hem Türkiye hem de Yunanistan NATO’ya üye olmuştu. NATO’nun yarattığı anti-komünizm politikası iki devlette de ağır basıyordu. Ne var ki, Kıbrıslı Rumların bağımsızlık mücadelesinin aldığı boyut, en azından Yunanistan’ın soruna ilgisiz kalmasını imkânsız kılacaktı.

1954’te Yunanistan, İngiltere’nin Kıbrıs’ın “kendi kaderini tayin hakkını” tanıması için Birleşmiş Milletler’e başvurdu. Yapılan görüşmelerde Türkiye, adanın İngiltere’ye ait olduğunu belirterek İngiltere’nin yanında yer aldı ve başvuru reddedildi. Aslında sömürgecilerden yana takındığı bu tavır Türkiye açısından hiç de istisna değildir, zira Tunus’un ve Cezayir’in Fransız sömürgeciliğine karşı yürüttükleri ulusal kurtuluş savaşlarında da Türkiye, Fransa’dan yani sömürgeci güçten yana yer alacaktı. Doğal olarak da Ortadoğu ve diğer azgelişmiş ülkelerin gözünde Türkiye sömürgecilerden yana bir ülke olarak yer edecekti.

İngiltere, kendisi için stratejik önemi büyük olan adanın ABD’nin etki alanına girmemesi için, işin içine Türkiye’yi sokarak ve fiili bir Türk-Rum çatışması yaratarak, adadaki varlığını meşrulaştırmaya çalışıyordu. Gerek Rum gerekse Türk milliyetçiliğinin şiddetlenmesi aslında İngiltere’nin işine geliyordu. Bu bakımdan, 1955’te milliyetçi temellerde kurulan EOKA’nın (Kıbrıs Savaşçıları Ulusal Örgütü) Türkleri de hedef alan provokatif eylemlere başlaması aynı yıl gerçekleştirilen Londra Konferansı’nda Türkiye’nin de taraflardan biri olarak masaya oturtulması ve Konferansın son günlerinde 6-7 Eylül olaylarının tezgâhlanması aslında hiç de tesadüf değildi.

6 Eylül 1955’te bir devlet gazetesi tarafından Atatürk’ün Selanik’te doğduğu evin bombalandığı haberleri yayıldı ve ardından İstanbul’daki Rumlar’a ve diğer gayrimüslimlere saldırılar başladı. Evleri, işyerleri ve ibadethaneleri tahrip edildi, 3 kişi öldürüldü, 30 kişi yaralandı. Saldırılar son derece örgütlü ve hazırlıklı bir biçimde yönlendirilmişti. Arkasında MAH’ın (dönemin istihbarat teşkilâtı) bulunduğu “Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti” ve “İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği” gibi örgütler, saldırılara fiilen önderlik etmişlerdi. Çok geçmeden hükümet bütün bunları “komünistlerin” yaptığını duyurarak günah keçisini ilân ediverdi ve komünist avı başlatıldı.

Böylece hem komünistlere hem de Rumlara karşı öfke tırmandırılmış bir taşla iki kuş vurulmuş oldu. Yıllar sonra bir orgeneral; “6-7 Eylül olayları da Özel Harp dairesinin işiydi ve muhteşem bir örgütlenmeydi. Amacına da ulaştı” diyerek gerçek failleri itiraf etmişti. Yine Selanik’teki evi bombalama işini de bizzat Türk devletinin tezgâhladığı ortaya çıkmıştı.

Bütün bu olaylar olurken, Türkiye’nin dört bir tarafında, “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganlarıyla, bizzat devlet eliyle örgütlenen mitingler düzenlenmeye başlandı. Ortaokul, lise ve üniversite öğrencileri galeyana getirilerek bu mitinglere katılmaları sağlandı. Böylece Kıbrıs, büyük bir kampanyayla “milli dava” haline getirilmiş oluyordu.

Bu arada Kıbrıs’ta, solu bitirmeye dönük bir kampanya başlatılmıştı. Aralık ayı ortalarında AKEL ve bir dizi sol örgüt kapatıldı ve tüm sol yayınlar yasaklandı. Yaklaşık 140 kişi tutuklanarak toplama kamplarına ve hapishanelere kapatıldı. 1959 yılının sonuna kadar  EOKA’nın faşist liderlerinden Grivas’ın yönlendirmesiyle, pek çok sol kadro öldürüldü.

1956 yılının ilk aylarında Rum lider Makarios’la “özerklik” görüşmeleri başlatan İngiltere, Makarios’un “kendi kaderini tayin hakkında” ısrarcı olması üzerine, onu tutuklatarak sürgüne gönderdi. Aynı yılın temmuz ayında İngiltere’nin hiç işine gelmeyen bir gelişme yaşandı. Mısır’daki Nasır yönetimi Süveyş Kanalı’nı ulusallaştırdığını açıkladı ve kanaldan dolayı Mısır’a yerleşmiş olan İngiliz askeri üsleri kapatıldı. Bu arada, Kıbrıs’taki Rumların mücadelesi de şiddetlenmişti. Mısır’daki üslerini kaybeden İngiltere, bölgesel önemi iyice artan Kıbrıs’ı elinden tümüyle kaçırmamak için, “kendi kaderini tayin hakkını” tanımak zorunda kaldı. Ancak adadaki askeri üslerinin kalmasını şart koştu.

Yine aynı yıl Türkiye, aslında İngiltere’nin tezi olan “taksim” tezini Birleşmiş Milletler’e taşıdı. “Çifte Enosis” anlamına gelen bu teze göre, Rum ve Türk tarafları bölünecek ve her ikisi de kendi “anavatan”larına katılacaktı.

1957 başlarında ateşkes ilân eden EOKA, Makarios’un serbest bırakılmasıyla silahlı eylemlerini geçici olarak durdurdu. Öte yandan, aynı aylarda NATO da, Türkiye ile Yunanistan arasında “arabuluculuk” yapma bahanesiyle adaya el attı. Bundan sonra süreç hızla ilerleyecek ve tertiplerin ardı arkası kesilmeyecekti. 27 Ekim’de Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonunun başına eski sömürge savcı yardımcısı Rauf Denktaş getirildi. 29 Kasımda ise Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) ilk bildirisini dağıtarak adını duyurdu. Bir yıl sonra EOKA tekrar faaliyete geçerek saldırılarını arttırdı. Buna karşılık TMT de Rumlara savaş ilân etti. Ne var ki TMT’nin hedef aldığı kitlenin içinde, adada barışı ve bağımsızlığı savunan Türk emekçiler de bulunuyordu. Kıbrıslı Rumların ve Türklerin ortak düzenledikleri bir mitingin ardından TMT, sendikalı Türk işçileri katletmeye başladı. Benzer bir şekilde, solcu Rum işçiler de şoven Rumlarca katledildiler. Emperyalist planların hayata geçmesi için daha önce barış içinde yaşayan işçi sınıfının kardeşlikten, barıştan ve bağımsızlıktan yana tutumunun kırılması şarttı çünkü.

Adadaki gerginliğin had safhaya ulaşması sonucu, NATO üyesi iki devlet, Yunanistan ve Türkiye savaşın eşiğine geldiler. Ardından da ABD menşeili “bağımsızlık” formülü devreye sokuldu. 1959’da imzalanan Zürih-Londra Garanti ve İttifak Antlaşmalarıyla Türkiye, Yunanistan ve İngiltere, Kıbrıs anayasasının garantörleri olarak ilân edildiler.

Kaynak:

Zeynep Güneş, Kıbrıs Sorununa Marksist Yaklaşım

Ecevit Kılıç, Özel Harb Dairesi.

Nejla Günay, Kıbrıs’ın İngiliz İdaresine Bırakılması ve Bunun

Anadolu’da Çıkan Ermeni Olaylarına Etkisi

Yarın II. Bölüm: 1960-1974: Bağımsız Kıbrıs’tan İşgale

(Bu yazı dizisi  2011 yılında Düşünce Yolu adlı sitede yayınlanmıştır.)

Yelda Çubukçu

 

 

Yelda Çubukçu

İstanbullular sözleşme imzalıyor

 Yerel seçimler öncesinde aralarında  kent aktivistleri, akademisyenler, şehir plancıları ve mimarların olduğu bir grup tüm İstanbulluları oluşturdukları kent sözleşmesini imzalamaya çağırdı. Grup İstanbul Hepimizin (http://www.istanbulhepimizin.org/) diyerek yola çıkmış.

Demokratik, şeffaf ve katılımcı bir kent yönetimin ilkelerinin belirlendiği sözleşme seçimler öncesinde adaylardan ve siyasi partilerden bağımsız olarak bir takım talepleri dile getiriyor.

Bu sözleşmeye imza atan İstanbullular sözleşmenin benimsediği yönetim tarzı ve anlayışını mahalle, ilçe ve kent düzeyinde her fırsatta savunmak, yerel seçimlerde aday olacak siyasilerin bu anlayışı benimsemeleri için uğraşmak, seçilecek yöneticilerin bu zihniyete uygun olarak çalışmalarını takip etmek için ellerinden geleni yapacaklarını ilan ediyorlar.

istanbul hepimizinDaha ilk gün dolmadan binlerce imzaya ulaşan sözleşmenin metnini okumak ve imza vermek için:  http://t.co/IWzOriPFSN

Yeşil Gazete

2 Ocak 2014

Yunanistan AB dönem başkanlığını devraldı

Yunanistan AB dönem başkanlığını devraldı. Başbakan Antonis Samaras 2014’ün Yunanistan’ın kurtarma paketinden çıkacağı yıl olacağını söyledi. Ekonomik krizle boğuşan Atina devraldığı AB dönem başkanlığı için 50 milyon Euro bütçe ayırdı. Bu bütçe 27 üyeli AB başkanlığı için ayrılmış en düşük bütçe oldu.

Letonyalılar Euro’ya alışmaya çalışıyor

Letonya dünden itibaren euroyu, para birimi olarak benimseyerek Euro bölgesindeki 18. üye ülke oldu.

Japonya nüfusunda rekor düşüş

Japonya Sağlık Bakanlığı, ülke nüfusunun 2013 yılında 244 bin kişi azaldığını duyurdu. Bakanlık, tahminlere göre geçen yıl ülkede bir önceki yıla göre 6 bin az bebek doğduğunu açıkladı. Japonya nüfusundaki düşüş eğiliminin sürmesi durumda ülke, gelecek 50 yıl içerisinde nüfusunun üçte birini kaybedecek. Ülkede nüfusun dörtte biri 65 yaşından büyük kişilerden oluşuyor ve bu oranın 2060’a kadar yüzde 40’a ulaşması bekleniyor.

Colorado’da esrar kullanımı serbest

ABD’nin Colorado eyaletinde esrar satışı 1 Ocak’tan itibaren yasallaştı. Yasağın kaldırıldığı günün ‘Yeşil Çarşamba’ olarak anıldığı Colorado’da 30’a yakın dükkânın keyif amaçlı tüketilmek üzere esrar satışına başlaması bekleniyor. Ancak esrar kullanımı federal yasalara göre hala yasa dışı.

Lübnan’da radikal İslamcı lider tutuklandı

Lübnan’da geçen Kasım ayında İran Büyükelçiliğini hedef alan bombalı saldırıyı üstlenen radikal İslamcı örgüt Abdullah Azzam Tugayları’nın lideri Mecid el Mecid’in gözaltına alındığı bildiriliyor.

Filistin’in Çek büyükelçisi patlamada öldü

Filistin’in Çek Cumhuriyeti Büyükelçisi Cemal el Cemal, evinde meydana gelen bir patlama sonucu hayatını kaybetti.

Irak’ta 44 sünni milletvekili istifa etti

Irak’ta Sünni temsilcilerden milletvekili Ahmed el-Alvani’nin evine yapılan kanlı baskınla gözaltına alınması ve Şii Başbakan Maliki karşıtı Sünni protestonun Ramadi’deki en önemli kampının ortadan kaldırılması ülkede gerilimi arttırırken Ulusal Meclis’te 44 Sünni milletvekili istifasını sundu. İdam cezasına çarptırıldığı için yaklaşık bir yıldır Türkiye’de bulunan Irak’ın sünni Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık Haşimi de görevinden istifa etti.

Orta Afrika Cumhuriyeti için yardım çağrısı

BM Dünya Gıda Programı iç savaşın yaşandığı Orta Afrika Cumhuriyeti’ne yapılan yardımların artırılacağını, bu kapsamda 1 milyon 250 bin kişiye önümüzdeki 8 ay içinde gıda yardımında bulunacağını açıkladı. BM şiddet olaylarının devam ettiği Orta Afrika Cumhuriyeti’ne 5 Aralık’tan bu yana toplamda 237 bin kişiye yardım ulaştırdığını, bunlardan 174 binin çatışmaların merkezi konumunda olan başkent Bangui’de yer aldığını açıkladı.

Güney Sudan’da barış görüşmeleri başlayabilir

Güney Sudan’daki isyancıların lideri Riek Machar, kendisine bağlı güçlerin kilit önem taşıyan Bor’u ele geçirdiğini iddia etti ve artık barış görüşmeleri için masaya oturabileceğini bildirdi. Güney Sudan Cumhurbaşkanı Kiir, dün BBC’ye verdiği mülakatta Machar’la yönetimi paylaşmayı reddetmişti. Güney Sudan’da son iki haftadır süren çatışmalarda en az 1000 kişi öldü.

 (Yeşil Gazete)