Önce basit bir hesap yapalım: Bugün itibariyle İstanbul’u besleyen barajlardaki su miktarı 308 milyon metreküp. İstanbul’un günlük su ihtiyacı 2,5 milyon metreküp. Basit bölme işlemi bize barajlarda 122 günlük su kaldığını söylüyor. Yani ciddi miktarda yağmur yağmazsa İstanbul barajlarındaki tüm su 8 Mayıs’ta tükenecek.
Diyeceksiniz ki “Melen’den ve Istrancalar’dan su geliyor; devlet, İstanbul’un su sorununun önümüzdeki 40 yıl için çözüldüğünü söylemişti bize”, ona da basit bir sayı ile cevap vereyim. O kaynaklardan İstanbul’a gelen su miktarı günde 0,693 milyon metreküp. Bunu da hesaba katsak suyumuz 169 gün yetecek, yani o durumda da su 24 Haziran’da tükenecek.
Buna göre acilen iki şeye gerek var: Birincisi, doğal olarak yağmura, hem de bol yağmura. Biraz kar da yağsa hiç fena olmaz. Ama daha önemlisi, hepimiz suyu çok daha idareli kullanmalıyız. Suyu idareli kullanabilmenin başta gelen şartı da insanları ortada bir problem olduğuna dair uyarmaktan geçiyor. Ancak, üç ay sonraki seçimler önümüzde dururken siyasetçilerin çıkıp “karşımızda çok önemli bir sorun var, acilen önlem almamız gerekiyor” diyeceklerini hiçbirimiz düşünmemeliyiz. Ülke gündemi bu kadar yoğunken İstanbul’un su sorunu arada kaynayacak gibi görünüyor; ama emin olun, bu konudan dolayı sorumluların gözüne uyku girmiyordur.
Şunu unutmamamız gerekiyor, İstanbul ülke nüfusu ile kıyaslandığında sürdürülemez bir şehir halini aldı. Burada yetkilileri halkı yanlış yönlendirmekle suçlamamız zor. Bu sene gerçekten yağmur yağmadı, kar sadece Galatasaray-Juventus maçı sırasında yağdı. Bu durumda da barajlarda su birikmedi. Fakat, bu problemin geldiğini görmemiz gerekiyordu. İklim değişikliği karşısında ülkemizi her geçen sene daha da kurak günler bekliyor. Bu sebeple de iklim değişikliğini durdurmaya çalışmanın yanı sıra uyum sağlamak için ciddi çaba sarf etmemiz gerekiyor.Istrancalar’dan ve Melen’den biraz daha fazla su çekerek bu problemi çözmemiz artık mümkün değil. Unutmayın, Istrancalar dediğimiz neredeyse Bulgaristan sınırı, Melen dediğimiz de Bolu. Yani İstanbul, Bulgaristan sınırından Bolu’ya kadar olan bölgedeki tüm su kaynaklarını olabildiğince kendisine yöneltmiş durumda. Biraz daha fazla su çekecek olursa bu su kaynaklarından beslenen yöre insanları ciddi sıkıntı yaşamaya başlayacaklar. Bu nedenle de hepimize düşen ana görev artık suyu idareli kullanmaya başlamak olmalı.
Uzun vadede bölgemizi tehdit eden iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlayabilmemiz için de sadece suyu tasarruflu kullanmakla kalmayıp yerleşim merkezlerimizi sürekli su kaynaklarına yakın bölgelere taşımayı da düşünmemiz gerekiyor. Bu bağlamda İstanbul artık besleyebileceği insan kapasitesinin üzerine çıkmış durumdadır. Şu anki kuraklık sadece bu seneye özel değildir ve eğer yaşam yerimizi ve tarzımızı değiştirmeyecek olursak bizleri gelecekte daha büyük problemler bekliyor olacak.
Günümüzde yaşanan “Dünyalar Savaşı” ile ilgili bazı gerçekleri bilmeniz gerekiyor. Bu savaşın bir yanında petrol şirketleri, hükümetler ve televizyon kanalları diğer tarafında ise çevreci aktivistler ve iklim değişikliği ile ilgilenen bilimadamları var. Bu gerçekleri geleceğiniz ve dünyanın kaderi için bilmeniz gerekiyor.
Gerçek 1: Global ısınma günde 400 bin atom bombasının patlatılması ile eşdeğer
İzlediğiniz ekranda flaş bir haber geçtiğini düşünün: “Yer küredeki global ısınma her gün patlatılan 400 bin Hiroşima bombası ile eşdeğer.” Birden ekran kararıyor, ürkütücü bir sessizlik hakim oluyor. Merak ediyorsunuz: Yeni gerçeğimiz bu mu?
Gerçekler kurgudan daha garip olabilir. Yeni yayın kanalları bize hangi haberleri sunuyor olsun ya da olmasın – TV, LinkedIn, Hulu, GoogleGOOG +1.10% Glass— gerçek şu: Global ısınma yeryüzünde her gün 400 bin atom bombasının patlatılması gücünde. Tehlikeli bir şekilde dünyamız ısınıyor, günden güne bu tehlike artıyor.
Büyük petrol şirketleri bu haberin TV ekranlarında yayınlanmasını engellemeye çalışıyor. Ancak dünyada her gün 400 bin atom bombasının patladığı haberi gerçek. Bu haber ilk kez ThinkProgress.com sitesinde yayınlandı. Daha sonra NASA Goddard Uzay Çalışmaları Enstitüsü Başkanı iklim uzmanı James Hansen tarafından 2012 yılında dile getirildi.
Gerçek 2: Global ısınmanın yüzde 63’üne 90 şirket neden oluyor
Bu gerçek Guardian’dan ve alkışı hakediyor: İnsan kaynaklı global ısınmanın üçte ikisine yalnızca 90 şirket neden oluyor: Sanayi çağından bu yana iklimde görülen değişimden en fazla sorumlu olan şirketler arasında Chevron, CVX -0.27% Exxon ve BP bulunuyor. Yapılan son araştırmalar dünyadaki emisyona en fazla neden olan şirketlerin başında 90 şirketi gösteriyor ki bunlar arasında Shell, BP, ExxonMobilXOM +0.15% ve Chevron var.
Büyük petrol şirketleri ayrıca büyük kirleticiler. 1854 ila 2010 arasındaki metan ve CO2 emisyonlarını inceleyen İklim Sorumluluk Enstitüsü’nden Richard Heede, “Dünyada binlerce petrol, gaz ve kömür üreticisi var. Ancak petrol ve kömür konusunda karar alıcıları, CEO’ları ve bakanları bir araya getirirseniz sadece bir ya da iki yolcu otobüsünü doldurabilirsiniz.” diyor. Sonuç olarak gerçek şu: Büyük petrol şirketleri yer kürenin en büyük düşmanları.
Gerçek 3: Haber kanalları büyük petrol şirketleri ile işbirliği içerisinde
Tüm bunlara rağmen televizyonlarda yayınlanan haberlerde neden iklim değişikliğine yer verilmediğini merak mı ediyorsunuz? Sebebi belli: Büyük petrol şirketleri ile işbirliği içerisinde olan televizyon kanalları iklim uzmanlarını reddedenlerin başını çekiyor. Evet, ayakta kalabilmeleri için büyük haber kanallarının büyük petrol şirketlerinden her yıl gelen yüz milyonlarca dolarlık reklam gelirine ihtiyaçları var.
Yaklaşık bir ay önce haber kanallarındaki ifadeleri takip eden “Haberlerde Tarafsızlık ve Doğruluk” grubu ABD’de önde gelen haber kanalları CBS, NBC ve ABC’nin sunduğu haberleri analiz ettiler: “Şiddetli hava şartları büyük haber. 2013 yılının ilk dokuz ayında 450 bölümde geçen kelimelerin yalnızca 200’ü şiddetli hava şartları ile ilgili idi: Sel, orman yangınları, tornadolar, tipi, fırtınalar, sıcak ve sıcak dalgalar.”
Ancak maalesef bu televizyon kanalları petrol şirketlerine yardım edercesine iklim uzmanlarını reddetti. Nasıl mı? Bu kanallar şiddetli hava şartlarına insan kaynaklı global iklim değişikliğinin neden olduğuna değinmedi. 450 bölümde yalnızca 16 bölüm yani toplamda yüzde 4 oranında “iklim değişikliği”, “global ısınma” ya da “sera gazları” kelimeleri kullanıldı. Yani şiddetli hava şartları ile ilgili haberlerin yüzde 96’sında insanların iklim üzerine etkisinden hiç bahsedilmedi. Evet, büyük petrol şirketlerinin reklam harcamaları büyük haber kanallarını etkiliyor.
Gerçek 4: 2013 yılı iklim değişikliği açısından insan tarihinin en kötü yılı oldu
– Global CO2 seviyesi 400’e çıktı ki bu bilinen tarihin en yüksek seviyesi.
– Daha fazla ısınma oldu, bu ısınma daha hızlı gerçekleşti.
– Daha fazla hayvanın soyu tükenme ile karşı karşıya kaldı.
– Yer küre ölümcül sıcaklıklara, kuraklıklara ve kontrolden çıkan yangınlara sahne oldu.
– Boğucu kirlilik nüfus merkezlerini kapattı.
– Doğal felaketler yaşayan ülkeler yine de emisyon ile ilgili adım atmadı.
– Deniz seviyesi rekor yüksek seviyelere çıktı, fırtına ve sellere yol açtı.
– Dünyanın çoğunda fosil yakıt yatırımı iki katına çıktı.
Ne yazık ki metan gazı emisyonuna olması gerektiği kadar önem vermiyoruz.
Son rakamlara göre rüzgar enerjisi 2013 yılı boyunca İspanya’nın baş elektrik kaynağı oldu. Rüzgarın enerji dağılımındaki payı %21.1’e çıkarak nükleeri bile geride bıraktı. Rüzgar ve hidroelektrikteki artış ülkenin enerji sektörünün karbon emisyonlarının %23 düşmesine sebep oldu.
Nijerya’da 30 Ölü
Nijerya’da Berom Shonong köyünü basan silahlı milisler 40 evi ateşe verdi ve 30 kişiyi öldürdü.
Irak Başbakanı’ndan El Kaide Çağrısı
Felluce kentindeki aşiret liderlerine bir çağrı yapan Irak Başbakanı Nuri El Maliki, aşiretleri El Kaide ile mücadele etmeye çağırdı. El Kaideye bağlı silahlı gruplar geçtiğimiz haftadan beri Felluce kentini elinde bulunduruyor.
ABD’li Denizcilerden Fukuşima Davası
2011’de başlayan Fukuşima nükleer felaketine yardımcı olmak için bölgeye giden USS Ronald Reagan gemisinde görevli 71 denizci, Fukuşima santralinin işletmecisi TEPCO’ya radyasyon oranını olduğundan küçük gösterdiği gerekçesiyle dava açıyor. Denizciler, 2011’den bu yana kanser, tiroid problemleri ve diğer hastalıklarla boğuştuklarını belirtiyorlar.
İtalya 1000’den fazla Göçmeni Kurtardı
İtalya iki farklı operasyonda Sicilya’ya ulaşmaya çalışan toplam 1056 göçmeni bulundukları aşırı kalabalık gemilerden kurtardı.
ABD Merkez Bankası Başkanlığına Janet Yellen Getirildi
Yellen 1 Şubat’ta göreve başlayacak ve ABD Merkez Bankası’nın 100 yıllık tarihinin ilk kadın başkanı olacak.
Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 2012’den beri ülkede çocuklarda görülen beslenme yetersizliği yaklaşık %50 arttı. New York Times gazetesinin haberine göre artışın nedeni savaş kaynaklı göç ve yerinden edilme.
ABD’de Yüksek Mahkeme Eşcinsel Evliliklerini Askıya Aldı
ABD’nin Utah eyaletinde eşcinsel evlilikleri, eyalet mahkemesine yapılan itirazın sonuçlanmasına kadar federal Yüksek Mahkeme tarafından askıya alındı.
Japonya Yasağa Rağmen Balina Avlamaya Devam Ediyor
Sea Shepherd çevre örgütü tarafından yayınlanan bir film bazı Japonya balıkçı teknelerinin balina koruma bölgelerinde dahi yasak dinlemeden avlandığını ortaya çıkardı.
Hamas ve Fetih Arasında Yumuşama Devam Ediyor
Hamas, Fetih üyelerinin 2007’den beri sürgün edildikleri Gazze’ye tekrar girebileceklerini açıkladı.
Romanya’da Eski Başbakana Rüşvet Cezası
2000 – 2004 yılları arasında Başbakanlık yapan Adrian Nastase, görevde bulunduğu sürede bir inşaat firmasından toplam 858000 dolar rüşvet aldığı gerekçesiyle dört yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Devrik Mısır Hükümeti Uluslararası Ceza Mahkemesine Gidiyor
Mısır’da ordu tarafından devrilen Muhammed Mursi hükümeti’nin darbecilerin yaptıklarının araştırılması için 20 Aralık’ta Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvurduğu ortaya çıktı.
Ankara Emniyeti’nde 350 polisin daha yeri değiştirildi
17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonundan sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne ikinci “görevden alma” operasyonu yapıldı. Gece yarısı kararıyla güvenlik ve toplumsal olaylardan sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Mahmut Azmaz görevden alındı. Terör, İstihbarat, Organize, Mali, Kaçakçılık ve Siber Suçlarla Mücadele şubelerinde görevli 350 polisin yeri değiştirildi. Bu operasyonla birlikte Ankara Emniyeti’nde 7 Emniyet Müdür Yardımcısı görevden alınırken çoğu operasyonel şubelerde görevli 600 şube müdür yardımcısı, amir ve polisin yeri değiştirilmiş oldu.
Ağaoğlu: “Savcı Öz’ü Dubai’de biz karşılardık”
Başbakan Erdoğan’ın Dolmabahçe’de gazeteci ve akademisyenlere verdiği davette Savcı Öz’ün yurtdışı seyahatlarının sıklığını sorgulamıştı. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun başındaki isim olan Başsavcıvekili Zekeriya Öz, ailesiyle birlikte Dubai’ye yaptığı seyahatte masrafları kendi karşıladığını söylerken Ali Ağaoğlu ise Öz’ün Dubai kendi şirketinin temsilciliği tarafından ağırlandığını iddia etti.
Tutuklu milletvekili için anayasa değişikliğine uzlaşma
Tutuklu milletvekil sorunun çözüm için AKP, CHP ve BDP anayasanın 83. Maddesinde değişiklikte uzlaştı. Ağır cezayı gerektiren suçüstü ve kasten adam öldürme suçu dışında milletvekilleri tutuklanamayacak, dosyaları dönem sonuna ertelenecek. Bu hükümden halen yargılanan milletvekillerinin yararlanması için de geçici madde konulacak. Bu öneri üç partinin yetkili kurullarında tartışılacak. Milletvekili hakkında soruşturma açılabilmesi için Meclis Genel Kurulu’nda 367 oy çıkması gerekiyor. 367 milletvekili onaylarsa MHP’li Engin Alan da serbest kalacak.
Kurdaki yükseliş elektrik fiyatlarına yansıyacak
ENERJİ Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Hasan Köktaş, dolar kurundaki yüzde 8’a yakın artışın eninde sonunda tüketiciyi de, yatırımcıyı da etkileyeceğini söyledi.
Yayınına 1 Ocak 1994 tarihinde başlayan Toplumsal Tarih dergisi Ocak ayında yayınlanan 241. Sayısı ile 20 yılını tamamladı. Tarih Vakfı bünyesinde aralıksız 20 yıldır yayın hayatını sürdüren dergi tarih alanında yeni bilgilerin, fikirlerin, belgelerin okuyucuya sunulmasına aracılık etti.
Toplumsal Tarih dergisi 20. Yaşını bir panelle kutluyor. 10 Ocak Cuma akşamı Vakfın Eminönü binasında düzenlenen panele konuşmacı olarak vakfın mütevellilerinden Mete Tunçay, Zafer Toprak ve Ethem Eldem konuşmacı olarak katılıyor. Panelde Toplumsa Tarih dergisinin yayına başladığı 20 yıl önceki koşullarla bugünün Türkiyesi ve dünyası arasında önemli farklar var, bu durum derginin duruşunu nasıl etkiledi? Derginin akademi ile ilişkisi nasıl bir değişim geçirdi? Toplumsal Tarih önümüzdeki yıllarda nasıl bir çizgi izlemeli? sorularına cevap aranacak.
Tarih Vakfından yapılan açıklamada Toplumsal Tarih’e editör, yayın kurulu üyesi, yazar, gönüllü, okuyucu olarak destek veren, emek veren herkesi 10 Ocak 2014 Cuma akşamı gerçekleşecek panele beklediklerini ifade ediyorlar.
Panel ve kutlama:
Tarih Vakfı Eminönü binası, Zindankapı Değirmen sok no 15.
Panel: 10 Ocak 2014 Cuma 17.00-19.00, sonrasında kutlama.
Her şey Çin’de haftalık yayınlanan bir gazetede çıkan “Kanlı Fildişi: Çin’in Büyük Fildişi Kaçakçılığı Vakalarının Ardından” başlıklı yazının sosyal medyada viral bir şekilde yayılmasıyla başlamış gibi görünüyor. Soyları tükenmekte olan fillerin yasadışı avcı çeteleri tarafından katledilmesine ve bir fil soykırımı yaşanmasına neden olan fildişi ticaretinin en büyük faili Çin’de, bu haberin 10 milyondan fazla kullanıcı tarafından paylaşılmasının ardından konu çevrecilerle sınırlı alandan kitlesel medyaya taşınmış oldu. İşte Çin’in elindeki kaçak fildişi depolarını yok etme kararı bunun ardından geldi.
Posterde şöyle yazıyor: Kan damlayan bir fildişine sahip olmak ister misiniz? Satın almayı bırakırsanız cinayetler de durabilir.
Karar önemli, çünkü Çin’de giderek büyüyen orta sınıf, fildişinden yapılma, çoğu dinsel bir amaca hizmet eden bibloların en büyük alıcı kitlesi. Sadece 2012’de bu bibloların yapımında kullanılan fildişlerini hayvanların çenelerinden sökmek için öldürülen fil sayısı 35.000 civarındaydı. Üstelik Afrika’da bu avları sürdüren çetelerin Orta Afrika ülkelerinde yarattığı terör de işin cabası. Dolayısıyla sıradan Çinli tüketicinin, kullandığı fildişi bibloların nasıl kanlı bir ticaretin sonucu olduğunu kavramaya başlamasının Çin hükümetinin kararını kolaylaştırdığı söyleniyor.
Ama bu karardan kısa bir süre önce aynı şeyi ABD’nin yaptığını da eklemek gerek. Obama yönetimi geçen Ekim ayında elindeki 6 ton fildişini yok etmişti.
Yaban Hayatı Koruma Vakfı (WCS)’in yaptığı açıklamaya göre Çin hükümeti elindeki 6,1 ton fildişini gelecek hafta Guangzhou‘da yapacağı bir törenle yok edecek.
Bu karar sadece Çin’in fildişi kaçakçılığının en önemli alıcı ülkesi olmasından kaynaklanmıyor. Aslında Çin hükümeti açtığı fildişi oymacılığı kurslarıyla ve fildişi satışına izin vermesiyle de bu kanlı ticaretin en önemli nedeni durumundaydı. Bu kararın Çin’in fildişi konusundaki politikasını değiştirmesi anlamına gelmesi halinde, her gün yüze yakın filin katledilmesine neden olan bu kanlı ticaret yavaşlayabilir.
Fil soykırımını önlemek için atılacak her adım önemli. National Geographic’in yayınladığı harita Afrika’da 1979’da 1,3 milyon olan fil nüfusunun büyük ölçüde bu yasadışı avcılık nedeniyle 2007’de nasıl 400 binler civarına gerilediğini ortaya koyuyordu. Bugün sayı çok daha azalmış durumda. Fildişi ticareti 1989’da yasaklanmıştı.
19 Ocak 2007’de Agos Gazetesi önünde silahlı saldırıya uğrayarak ölen Hrant Dink’in cinayeti ile ilgili yeniden başlayan davanın 3.duruşması 7 Ocak’ta Çağlayan Adliyesi’nde yapıldı. Duruşmadan tutuksuz sanıklar Osman Hayal ve Zeynel Abidin Yavuz için yakalama kararı çıktı. Sanıklar Trabzon’da tutuklandı.
2007’den beri neler oldu?
Cinayetten sonra 2 özel yetkili savcı davaya atandı ve davanın avukatlarının tüm itirazlarına rağmen dosya ile ilgili gizlilik kararı alındı. Temmuz ve Ekim’de ilk iki duruşmasının yapıldığı 2007 yılında, Hrant Dink cinayeti ana davası olarak bilinen davanın yanı sıra, güvenlik güçlerinin cinayette kasta varan ihmalleri ile soruşturma savcılarındandelil gizleme, delilleri yok etme, suçluyu kayırma gibi iddialarla soruşturmalar başlatıldı ve davalar açıldı. Daha sonra, Başbakanlık Teftiş Kurulu ile TBMM İnsan Hakları özel komisyonu da sürece dahil oldu. Tüm bu gelişmelere rağmen cinayetin üzerinden geçen bir yıllık süreçte hiçbir ilerleme sağlanamadı ve Hrant Dink cinayetinin gerçek failleri yargı önüne çıkarılamadı.
Davanın avukatlarına göre bu süreç ortaya çıkarmıştır ki;
2004 yılından beri Hrant Dink’in yaşamı yakın, gerçek ve ciddi tehdit altındaydı,
Tehlike güvenlik güçleri ve tüm istihbarat birimleri tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen hiçbir önlem alınmamıştı hatta aksine kimi kamu görevlileri bulguların, delillerin üstünü kapatma eylemlerine giriştiler,
Kurumlar birbirlerinden bilgi sakladılar, cinayet sonrasında da birbirlerini suçladılar.
Daha da önemlisi Hrant Dink cinayeti, cinayete hazırlık süreci, Hrant Dink’in hedef haline getirilmesi, cinayetin teşvik edilmesi, güvenlik güçlerinin sürece dahil edilmesi, tetikçinin hazırlanması ve cinayetin işlenmesi ile sürecin bir bütün olduğu ortaya çıktı.
Bu nedenlerle bir bütün olarak yürütülmesi gereken dava, parçalara ayrılarak bütünle ilişkisi koparıldı ve soruşturma yürüten makamların süreci bütünüyle görmesi engellendi. Dava avukatları Avukat Fethiye Çetin ve Avukat Deniz Tuna 2007 yılı sonunda hazırladıkları raporda “bu şekilde Hrant Dink cinayeti soruşturmasında sonuca ulaşmanın mümkün olmadığını” belirtmişti.
Avukat Fethiye Çetin, 2010’da hazırladığı davanın 4.yıl raporunda Dink cinayetinin hazırlanması, işlenmesi, cinayetin ardından delillerin gizlenmesi, karartılması, gerçeğin üstünün örtülmesi, yargı süreçlerinin sınırlarının ve çerçevesinin çizilmesi ve bu sınırların dışına çıkılmamasındaki uyuma ve ideolojik ortaklığa dikkat çekti ve Ermeni düşmanlığının, bu cinayet sürecinde rol alan tüm kurum, kişi ve grupları birleştiren önemli bir faktör olduğunu ifade etti. Avukatlarına göre “cinayeti meşrulaştıran bu yaklaşım cinayeti cezasız da bırakacaktı”.
Nitekim cezasız bırakmak bir yana, davada adı geçen devlet yetkilileri terfi aldı. Cinayetten sonraki dönemde İstanbul Valisi olan Muammer Güler İçişleri Bakanı, dönemin Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah Osmaniye Valisi, dönemin Trabzon Emniyet Müdürü olan Ramazan Akyürek Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanı, Hrant Dink’i hedef gösteren Yargıtay kararında imzası bulunan Mehmet Nihat Ömeroğlu Türkiye ’nin ilk ombudsmanı oldu, dönemin İstanbul Emniyeti İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler 2. Sınıf emniyet müdürlüğünden 1.sınıf emniyet müdürlüğüne terfi etti, Trabzon’da İstihbarat Şubesi Müdürlüğü Engin Dinç İstahbarat Daire Başkanlığı’na yükseldi, Dinç’e bağlı çalışan ve cinayeti 1 yıl öncesinden bilen memur Muhittin Zenit İstahbarat Daire Başkanlığı’na özel kalem oldu.
17 Ocak 2012’de dava karara bağlandı: Yasin Hayal’e ömür boyu hapis, diğer sanıklar terör suçundan aklandı
14. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Ocak 2012’e davaya ilişkin kararını açıkladı ve cinayetin terör örgütü faaliyeti sonucu meydana gelmediğine hükmederek 19 sanığın bu suçtan beraatine karar verdi.Sanıklardan Yasin Hayal, “Hrant Dink’i tasarlayarak öldürmeye azmettirme suçundan” ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, Erhan Tuncel geçmişte işlediği diğer suçlardan dolayı toplam 10 buçuk yıl hapis cezası aldı, ancak tutuklu olarak geçirdiği süre göz önünde bulundurularak tahliyesine karar verildi. Hrant Dink cinayetinde Yasin Hayal’e yardım etmekten suçlu bulunan Ersin Yolcu ve Ahmet İskender 12’şer buçuk yıl hapis cezası aldı. Hrant Dink’i tabancayla vurarak öldüren Ogün Samast ise, suçu işlediği sırada 18 yaşının altında olmasından dolayı geçen Temmuz ayında çıkarıldığı çocuk mahkemesinde 23 yıl hapis cezası almıştı. 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ramazan Eryılmaz, ”Verdiğimiz karar, ‘örgüt yoktur’ anlamına gelmez. Bugün bir gazeteye yaptığım açıklama yanlış yorumlanıyor. Verdiğimiz karardan rahatsız değiliz. Sadece tatmin edici olmadığını belirttim. Elbette bu cinayeti basite indirgeyemeyiz. Durduk yerde Trabzon’dan birilerinin kalkıp İstanbul’daki bir gazeteciyi vurması hayatın olağan akışına aykırıdır. Herkes bu olayın arka planında kimler olduğunu merak ediyordu. Biz de bunu istiyoruz ama dosyadaki delillerle karar verebiliriz” dedi
Ocak 2013’te Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kararı bozdu: ”Sanıkların atılı suçları örgütün faaliyeti çerçevesinde işledi”
İstanbul Cumhuriyet Savcısı Hikmet Usta, yerel mahkemenin kararına itiraz etti ve gönderdiği dilekçeye istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Hrant Dink cinayeti davasında, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararının, ”sanıkların atılı suçları örgütün faaliyeti çerçevesinde işlediği” gerekçesiyle bozulmasını istedi ve “Durduk yere, amaçsız bir şekilde sırf örgüt kurdu desinler diye hiç kimsenin bir araya gelmeyeceği” belirttiği tebliğnamede, suç işlemek için örgüt kurma suçunun bir tehlike suçu olduğunu söyledi. “Sanıkların mensubu bulundukları silahlı terör örgütünün yöneldiği ve gerçekleştirmek istediği amaç açısından elverişli fiili gerçekleştirdikleri tarih itibariyle ülke genelindeki toplumsal etkinliğinin olup olmadığını aramaya gerek yoktur. Zira, devletin birliğini bozma suçu bir tehlike suçudur ve gerçekleştirilen eylemlerin sonuncusu ile de bu tehlike gerçekleşmiştir … Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, sanıklar tarafından gerçekleştirilen 19 Ocak 2007 tarihinde sırf başka din ve milliyetten olması nedeniyle Fırat (Hrant) Dink’in öldürülmesi, sistemli, planlı ve organize olarak bir örgüt faaliyeti kapsamında, devletin birliğini bozmaya yönelik eylemler olarak değerlendirilmeli” denildi. Buna istinaden Yargıtay 9. Dairesi kararı bozdu yalnız kararı sanıkların terör örgütü değil, suç örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle bozdu.
Rakel Dink: “Devlet bu davanın çözülmesinde kararlılık gösterirse, kendini aşmış olacak”
Yargıtay 9. Dairesi kararından sonra Rakel Dink, adaletin yerini bulmayacağına karar verip aile olarak mahkemelere katılmama ve davayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıma kararı aldıklarını açıkladı. “Türkiye’ye şans vermek istedik. Belki adalet konusunda zihinlerini değiştirirler diye. Malesef 6 yıl sonra aynı yere geldik… Devlet bu davanın çözülmesinde kararlılık gösterirse, kendini aşmış olacak” dedi.
Dava 17 Eylül 2013’te yeniden görülmeye başlandı. Dava öncesinde Dink davası avukatlarından Fethiye Çetin, “Geldiğimiz nokta itibariyle şunu çok açık söyleyebiliriz ki şu anda yargılama safhasında başlangıçtaki noktadan çok daha geri bir noktadayız,” dedi. 3 Aralık’ta görülen ikinci duruşmada sanık Erhan Tuncel savunmasını yaptı ve “Dink cinayeti Ramazan Akyürek ve çetesinin işidir” dedi.
Kısaca, 6 sene sonra, avukatların en baştaki öngörüsünün doğru olduğunu, 2007’den bu yana fazla yol katetilmediği görüyoruz. Dava raporlarında sunulan dava süresince birbiriyle çatışan ve suçu birbirine atan MİT, Jandarma ve Emniyet’in iki konuda hiç çatışmaması gerçeği dışında Hrant Dink cinayeti soruşturması ile ilgili bir sonuca ulaşılamıyor: Hrant Dink’in öldürüleceğini bilmelerine rağmen onu korumak için hiçbir önlem almama konusundaki kararlılıkları, ve Hrant Dink’in katil zanlısına/zanlılarına kahraman muamelesi yapmaları.
Luiz Stadyumu önünde bulunan Kara Panter’in Heykeline Benfica ve Portekiz Atkıları Asılıyor.
Portekiz’in yetiştirdiği en büyük futbol değerlerinden olan ‘Kara Panter’ lakaplı Eusebio da Silva Ferreira, 5 Ocak günü sabah karşı yaşamını yitirdi. Kalbi duran efsane, yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamadı.
Geçtiğimiz yıllarda sağlık problemleriyle boğuşan Eusebio, 2012 Avrupa şampiyonası sırasında rahatsızlanmış, solunum yetmezliği ve kalp ağrıları nedeniyle hastaneye kaldırılmıştı.
Ekoloji bilinci gelişmiş ve tüketmeyi hiç sevmeyen biri olarak dışarıda su almamaya çalışıyorum, yanımda mataramla geziyorum. Ama malum mataranın boyutları belli. Bazen dipsiz sokaklarda susuz kaldığım oluyor ve dışarıda su almak zorunda kalıyorum. Eh artık musluktan da su içemiyoruz bir başka memleketimizde. (İstanbul’dan yazıyorum.)
Cam şişede satılan suların daha sağlıklı olduğunu duydum ama çevreye ne kadar sağlıklı bilemedim. Cam şişelerin geri dönüştürülebildiğini biliyorum ama sanki daha çok kaynak tüketilerek üretiliyor gibi geliyor.
Pet şişeler mi cam şişeler mi şu fani dünyaya braktığımız ayak izimizi küçültür?
Sevgiler,
Çölde Leyla arayan Mecunun
Yanıt
Sevgili Çölde Leyla arayan Mecnun,
Sokağa çıkarken yanında mataranla su taşıman gerçekten çok “eko” bi davranış. Tebrikler. Keşke yanında bir de kahve kupası taşısan da gittiğin yerlerde kendine ait kahve kupasıyla çay-kahve içsen. Ve keşke herkes böyle yapsa.
Pet şişe veya cam şişe sonuçta eğer depozitosuz ise çöp oluyor maalesef. Üstelik camın da, geri dönüştürülmesi pek bir zahmetli. Bazı yerlerde renklerine göre ayrıştırılmadığı için ekstradan iş gücü de gerekiyor yanılmıyorsam.
Zaten, ben bu geri dönüşüm hadisesine şahsen kılım. Pek hazzetmiyorum. Sırtımı da geri dönüşüme yaslamıyorum. Yani “bu plastikleri alıyorum ama bakııın, dönüştürüyorum” gibi laflara da karnım tok. Yani pet şişe veya cam şişe hepsi çöp oluyor büyük oranda, geri dönüştürülünce de bu kez enerji açısından bir açık çıkıyor ortaya. Kısacası ayak izi mevzusunda burada dürüst olmak gerek. Bunun kaçışı yok.
Sen söyleyince düşündüm: eğer sokakta suyun bitiyorsa, su sebili olan bir yere girip doldur mataranı. Su sebili olan yerler listesi yapmaya başlayabilirsin mesela (bizimle de paylaşsan ne güzel olur). Pek çok yerin bekleme salonunda var. Ya da güzergahın üzerinde tanıdıkların evleri / ofisleri falan varsa onları ziyaret edebilir ve mataranı da doldurabilirsin. Amman dikkat et, sana su servisi yapacağız diye küçük bir pet şişeyi açıp boşaltmasınlar matarana…
Bir ufak not, yanında küçük bir kuartz kristali taşırsan ve çok susadığında ağzına atarsan susuzluğunu kesiyor. En yakın su sebiline kadar seni kurtarıyor…
Bol şifalı sular diliyorum…
Güneşin
Sor vatandaş sor! Ekolojik yaşamda her soruya beş cevap kampanyası başlıyor!
GÜNEŞİN’E SOR, CEVABINI AL!
Organik ürünler neden bu kadar pahalı? Organik ürünler gerçekten organik mi?, Köyde canınız sıkılmıyor mu?, Buzdolapsız mutfak olur mu?, Evde çöpleri ayırsam ne işe yarar, gittiği yerde hepsi birbirine karışıyor?, Katkılı gıdalar neden zararlı?, Dünyayı ben mi kurtaracağım? Çocuğun karma aşısı geldi, yaptırayım mı?, Cemreler hala düşüyor mu?, Nasıl çiftçi olurum?, Nereden tohum bulurum? Hem yoga yapıp hem et yiyebilir miyim? Akdeniz Fokları yok olsa ne olacak?, Çobanlık trend olmuş, doğru mu? Ben vejeteryan oldum ama annemler bilmiyor, onlara nasıl söylerim?, Yeşil zeytin ile siyah zeytin ağaçları arasındaki 5 fark? Gönüllü çalışasım var ama nerede? Dolunayda saçımı kestirirsem kel mi kalırım? Homeopati mi dedin? Buyur?!….
Ve daha nice enteresan sorunun cevaplarını bulup buluşturacağız bu köşede.
Soruları hazırlayın, [email protected] adresine yollayın ve bekleyin, artık ne çıkarsa bahtınıza…
Ali İsmail Korkmaz’ın polis tarafından öldürülmesiyle ilgili olarak avukatlar, Kayseri’de 3 Şubat’taki görülecek davada sanıkların dinlenmeden, Eskişehir’deki bugünkü davada tanıkların dinlememesi gerektiğini belirterek itiraz ettiler. Mahkeme heyeti, itirazı kabul ederek duruşmayı 28 Şubat tarihine erteledi.