Ana Sayfa Blog Sayfa 4056

6 Şubat 2014

İran’da su sıkıntısı

Dünyanın en büyük ikinci tuz gölü Urmiye’nin yüzde 95’i kurudu. Umriye’nin kuruma nedeni olarak gölü besleyen dağ nehirlerine kurulan 11 adet HES benzeri barajların suyu azaltması sebep gösteriliyor. 2010 ve 2011 yıllarında bölgede yaşayanlar gölün kurumasına karşı protesto gösterileri düzenleseler de baskıyla susturuldular. Yanlış sulama teknikleri ve yeraltı sularının kurutulması da nüfusu 80 milyona yakın İran’ı bekleyen çevre felaketinin boyutlarını arttırdı.

Soçi Olimpiyatları başlıyor

Bugün başlayacak Kış Olimpiyatları nedeniyle Soçi civarında güvenlik önlemleri en üst seviyeye çıkarılmış durumda. ABD, Kış Olimpiyatları için Rusya’ya sefer yapan havayollarını “diş macunu tüpü içine yerleştirilmiş olabilecek patlayıcılar” konusunda uyardı.7-23 Şubat günlerindeki Olimpiyat Oyunları boyunca iki Amerikan savaş gemisi olası tehditler için Karadeniz’de bulunduruluyor.

 Sisi Cumhurbaşkanı adayı

Mısır’da darbe yapan ordunun generali Abdul Fattah al-Sisi, bir Kuveyt Gazetesi’ne yaptığı açıklamada cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olduğunu açıkladı.

Yermuk Mülteci Kampı’nda açlık devam ediyor

Suriye’nin başkenti Şam’da gıda ve ilaç girişine izin verilmeyen, Filistinli mültecilerin yaşadığı Yermuk Mülteci Kampı’nda açlıktan ölenlerin sayısı 100’e yükseldi.

New Yok’da bazı hastalıklarda esrar kullanma izni çıktı

ABD’nin New York eyaletinde kanser, glokom ya da Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği kriterlere uygun hastalıkları olanlar esrar alabilecek. Ülkede 20 kadar eyalette tıbbi amaçlı olarak esrar kullanımı serbest. Çarşamba günü Colorado keyif amaçlı esrar kullanımına izin veren ilk eyalet oldu. Washington eyaletinin de esrar satışına bu yılın sonlarına doğru izin vermesi bekleniyor.

 2013 en sıcak altıncı yıldı

‘Dünya Meteoroloji Örgütü’ (WMO), 2013’ün, 160 sene önce ölçülmeye başlanan yıl sıcaklıklarının arasında altıncı sıraya oturduğunu açıkladı. Yine de gezegenin bacı bölgelerinde, örneğin Avustralya’da, gelmiş geçmiş en sıcak yıl yaşandı. En sıcak 14 yılın 13’ü 21. yüzyılda ölçülmüş sıcaklıklar.

(Yeşil Gazete) 

 

İngiltere’nin karbon yakalama endüstrisi potansiyeli 35 trilyon sterlin

0

CCS--New-Carbon-Capture-T-006Karbon Yakalama ve Depolama Birliği’nin bağımsız bir danışmanlık aracılığı ile yayınladığı “İngiltere’de Karbon Yakalama ve Depolamanın(KYD) Ekonomik Getirileri” adlı rapor KYD’nin, piyasa değeri 15-35 trilyon Sterlin (54-126 trilyon TL) arasında olan ve 10 binlerce kişiye iş imkanı sağlayacak yeni bir endüstri yaratabileceğini gösteriyor. Yayınlanan rapor ayrıca bu yeni teknolojilerin hanelere de yıllık 80 Sterlin (290 TL)’lik enerji tasarrufu sağlama potansiyelinin olduğunu belirtiyor.

Raporda KYD’nin İngiltere’nin seragazı emisyonlarını 2050’ye kadar %80 oranında azaltma hedeflerine ulaşılması için çok önemli bir rol oynayabileceğine ve KYD olmaksızın bu hedeflere ulaşabilmenin maliyetinin ise yıllık 30-40 trilyon Sterlin (110-150 trilyon TL) olacağına dikkat çekiliyor.

Karbon yakalama ve depolama, karbondioksitin enerji santrallerinden ve büyük endüstriyel kurulumlardan yakalanması, sıkıştırılması ve borular aracılığı ile toprak altına gönderilmesi işlemlerini içeriyor. Her ne kadar destekleyiciler metodun uygulanabilir olduğunu söylese de henüz ticari amaçla yapılmış bir proje yok. Sadece küçük ölçekte denemeler yapılıyor.

Büyük ölçekli bir tesisin kurulum aşamasında 1000 ile 2500 kişilik (4-6 yıl arası süre için), operasyon süresinde ise 200-300 kişilik iş gücüne ihtiyaç olduğunu belirten rapor, İngiltere’nin KYD ihtiyacına yönelik yapılan projeksiyonlardan çıkan 2030 yılına kadar 15 ile 25 arası tesis gerekliliği dikkate alındığında toplamda 15000-60000 arası kişiye iş imkanı sağlayacak büyük bir potansiyelin varlığına işaret ediyor. Rapor ne kadar yatırım yapılması gerektiğine yönelik bir tahmin yapmamasına rağmen düşük kapasiteli bir tesisin 1,5 ile 2 trilyon Sterlin (5-7 trilyon TL) yapım maliyeti olacağını belirtiyor.

İngiltere Sendikalar Birliğinin (TUC) genel sekreteri Frances O’Grady konu ile ilgili

KYD çevresel hedeflerimizi karşılama yolu sunmakla beraber bir çok iş sağlama ve bölgesel ekonomileri dönüştürme yeteneğine de sahiptir. Yeni KYD tesisleri binlerce yeni iş sağlayabilir ve çelik, kimya ve çimento gibi enerji-yoğun endüstriler için “koruyucu” görevi görebilir. Ancak devlet desteği olmaksızın KYD’nin getireceği iş ve ekonomik faaliyet avantajı risk altındadır

şeklinde açıklama yaparken Enerji ve İklim Değişikliği Departmanı sözcüsü, KYD’nin İngiltere’nin karbon azalma çabalarına önemli bir katkı sağlama potansiyelinde olduğuna vurgu yapıyor.

(Guardian,Yeşil Gazete)

Çılgın Proje öyle olmaz böyle olur

Altı yaşımdayken İstanbul’a taşındık. Kısa süren İstanbul dışı görev ve çalışmaları saymazsak o gün bugündür İstanbul’da yaşıyorum. Şehrin boş arsalarında özgürce koşup saklambaç oynayabilen, derelerinden kurbağa toplayıp ağaçlarına tırmanabilen bir çocukluk yaşamış şanslı bir kuşaktan sayıyorum kendimi. Kolumu da kırdım, kafamı da yardım; futbolu sokaklarda, basketbolu kırık dökük park potalarında öğrendim.

Orhan Gencebay’ı, Hakkı Bulut’u külüstür dolmuşlarla liseye gide gele sevdim ben. Şehrin geri kalmış bir bölgesindeki semt sinemasında ailecek Ferdi Tayfur filmleri de seyrettik, arkadaşlarla parçalı filmler de. Orman Fakültesini kazandığımda daha 16 yaşımdaydım. Üç otobüs değiştirerek, soğuktan donarak kimi zaman, kimi zaman ter kokuları içerisinde üç saat yolculuk yaptım dersten önce ve de dersten sonra.

Vapurdan simit attım martılara. Onlar da bana şarkılar söylediler. Pink Floyd’u The Wall’la tanıdım. Ama hiç bağıramadım onlar gibi “Hey, teacher leave us kids alone!” diye. İlk sevgililerim İstanbul’da oldu. Rumeli Hisarı’nda el ele boğaza baktım onlarla. Bir simit bir çay fiyatına Ortaköy sokaklarında dolaştım. Cebimdeki son parayla Yeni Cami’de güvercin yemleyip Mavi Kart’la eve döndüğüm çok oldu.

Bankacı olup cebim para görmeye başlayınca İstanbul daha güzel olacak sanmıştım. Kafelerde yemek yiyince, sinemalarda Alaska Frigo alabilince daha mutlu olurum diye düşünmüştüm. Hem artık ikinci köprü de vardı. Olmadı. Asistan olup Tarabya’ya taşınınca da. Sanki bir şeyler kötüye gidiyordu hep. Bentlere doğru yürürken ya da bisikletle Yeniköy’e, merhem oluyordu yaraya, velakin eksiliyordu hep.

Ankara’nın karasında, yedek subay okulunda herkes uyurken uyumayıp ders çalıştım, sırf bu şehre geri dönebilmek için dereceye girerek. Selimiye Kışlası’nın kulelerinde tarihi yarımadaya bakıp şiirler yazdım bu sayede. Florance Nightingale’i anlatırken Japon hemşirelik öğrencilerine ya da İspanyol heyetiyle Ayasofya’da, beynimin bir köşesiyle hayaller kurdum durmadan. Güzel hayaller.

Ben hayal kurdukça, ben sevdikçe şehir büyüdü sürekli. Güzel olan her şeyi yutup semiren bir canavar gibi. Ne boş arsa kaldı oğlumun koşturabileceği ne kırık dökük basket potaları. Ormanları, parkları, tarihi sokakları, eski konakları, evleri, dut ağaçlı incir ağaçlı bahçeleri bir bir yok oldu. Yok yok! Yok olmadı, satıldı ona buna, aç gözlü rantçılara. Doyamadılar bir türlü, yeni yeni projeler ürettiler İstanbul’u bitirecek. İsim verdiler projelerine; Çılgın Projeler dediler.

Çılgın ha! Ne gelir aklınıza çılgın denildiğinde? Biraz muziplik, çokça zeka, farklı olan mutlaka, heyecan veren, eğlendiren, hoşa giden, güzel… Çılgın bir şarkı mesela, çılgın bir evlenme teklifi, çılgın bir parti ya da, çılgın tatil, çılgın yolculuk, çılgın hayaller, çılgın aşk, çılgın köpek… Hal böyleyken, bunlar, tuttular çıldırtan projelere çılgın projeler dediler.  Kapasite yetmedi çılgın ile çıldırtan arasındaki farkı görmeye. Sanırsınız yemin ettiler bu şehri bitirmeye.

Ben de dedim ki kendi kendime, nasıl olurmuş çılgın proje göstereyim size, çılgın proje öyle olmaz böyle olur diye.

 İşte Benim Çılgın İstanbul Projem: Dünyanın En Büyük Doğa, Tarih ve Kültür Parkı: İstanbul

 Şaka mı sandınız? Ben hiç olmadığım kadar ciddiyim. Hiç olmadığım kadar.

İstanbul’da yaşamaya gerek yok, ara sıra gelenler bile bu koca şehrin bir uçuruma doğru sürüklendiğinin farkında.

Sözünü ettiğimiz bu coğrafyada 300 bin yıldır yerleşim var. 3 bin yıldır kent. Farklı uygarlıkların 1600 yıldan fazla başkentliğini yapmış, çeşit çeşit kültüre kollarını açmış yaşlı ama bir o kadar da dinamik bir yer, İstanbul.

Güneyinde bir deniz, kuzeyinde bir diğeri, arada inci bir gerdanlık, boğaz; doğusu bir kıta batısı bir başka. Ormanları, tepeleri, kıyıları, adaları, dereleri, florası, faunası…

Ve sürüklüyoruz onu hızla bir uçuruma!

Oysa yapmamız gereken, “yeter” demek değil mi bu sömürüye? Daha ne kadar insanoğlunun bitip tükenmek bilmeyen hırslarına kurban olacak bu şehir? Zaman artık onu korumak zamanı değil mi?

Bir sokağıyla, bir orman parçasıyla, bir köyüyle, şusuyla busuyla değil, bütünüyle koruma altına alınmalı İstanbul. Ve dünyanın ilk korunan kenti olmalı. Ama gerçek anlamda korunan; öyle milli park gibi, SİT gibi bir statüyle değil. Peki nasıl? Anlatmaya çalışayım dilim döndüğünce.

Öncelikle bir yasa çıkarılmalı; İstanbul’un Doğa, Tarih ve Kültür Parkı Olarak Korunması Yasası. Bu yasa kentin doğu-batı, Marmara-Karadeniz eksenlerinde hangi sınırlarda koruma altına alındığını açıkça ortaya koymalı. İkinci olarak belirtilen parkın yönetiminde sorumlu olan bir örgüt, bu örgütün yapısı ile yetki ve sorumlulukları bu yasada tanımlanmalıdır. Bu örgüt valiliğe ya da x, y, z bakanlıklarının taşra teşkilatlarına bağlı bir örgüt olmamalı; bunun yerine ilgili uzmanlardan oluşan kurul tipi bir yönetim organı ile idare edilen, bu kurula bağlı yeterli yönetsel birim, personel, araç-gereç ve bütçe olanakları ile donatılmış, idari yaptırım gücü olan, işlevsel olarak ilgili STK’lar ile meslek örgütleri tarafından denetlenen ve ayrıca yargı denetimine tabi olan bir yapı içermelidir. Bu örgütün hiyerarşik üstü ise ilgili bakanlıklar tarafından seçilen uzmanlardan oluşan bir koordinasyon kurulu olmalıdır.

Yeterince çılgın gelmediyse devamını okuyun.

Yasa, makul bir geçiş sürecinin ardından (on yıl olabilir), kent için zorunlu bazı ihtiyaçların karşılanması amacına dönük bir takım hizmetler (güvenlik, sağlık, ulaşım, gıda vb.) ile bilimsel (üniversiteler, araştırma kuruluşları), sanatsal ve kültürel etkinlikler hariç her türlü ürün ve hizmet üretimi ile ticari faaliyetin park sınırları dışarısına, ülkenin geri kalmış bölgelerine taşınmasını ön görmelidir. Bu faaliyetlerin niteliklerine ve işletme büyüklüklerine göre park sınırları dışarısına taşınma süresi farklılık gösterebilmeli ve yine makul bir üst sınırı (15 yıl olabilir) geçmemelidir. Bununla birlikte yasa, işletme sahiplerinin ve işgücünün zarar görmemesi için gerekli önlemleri (teşvik, vergi muafiyeti, hibe ya da düşük faizli krediler, işsizlik sigortası vb.) alacak düzenlemeleri içermelidir. Bu yolla saptanan üst sınır süresi sonucunda kent nüfusunun iki-üç milyon civarına düşürülmüş olması sağlanacaktır.

Azalan nüfus ile doğru orantılı olarak atıl duruma gelmiş endüstriyel tesisler, ticarethaneler, iş yerleri, konutlar vb. pek çok alanın mümkün olanları bilimsel, sanatsal, kültürel etkinlikler ile zorunlu hizmetlere tahsis edilmeli, geri kalanlar yıkılarak parklar, botanik bahçeleri, hayvanat bahçeleri, açık hava tiyatroları, spor tesisleri vb. haline getirilmelidir. Bütün bunlar yapılırken parkın doğal, tarihi ve kültürel değerleri mutlak olarak koruma altına alınmalı; hassas olan kaynaklarda hiçbir kullanım tipine izin verilmemelidir.

Bu kadar çılgınlık da yetmediyse devam edelim.

Azalan nüfus ve talep ile ilişkili yepyeni bir ulaşım ağı planlanmalı, bu ağ deniz ve raylı sistem ağırlıklı olarak bütünüyle toplu taşıma ve bisiklet üzerine şekillendirilmeli, zorunlu ihtiyaçlar dışında (güvenlik, sağlık vb.) motorlu araç kullanımına çok büyük kısıtlamalar getirilmelidir. Üçüncü köprü ve otoyol yapımı derhal durdurulmalı, yapılan kısımlar ile ikinci köprü yıkılmalı, TEM iptal edilerek doğaya geri kazandırılmalıdır.

Hasılı kelam, İstanbul gibi bir kent mutlaka ama mutlaka korunmalıdır. Nasıl mı? İşte böyle bir çılgın projeyle.  Sakın bu adam çıldırmış olmalı demeyin. Hele de üçüncü köprüye, otoyola, yeni havaalanına, ardı arkası gelmeyen alışveriş merkezi ve rezidans inşaatlarına, yok edilen ormanlara, yerinden edilen zavallı yaban hayvanlarına, çocuklarımızın elinden alınan parklara, otomobil gürültüsünden başka bir şey duymadığımız sokaklara, aç gözlü rant şeytanlarına, geleceğimizi, çocuklarımızın geleceğini parsel parsel satanlara sesini çıkarmayanlar. Sizin ağzınızı bile açmaya hakkınız yok!

Ve gözümü kapatıp hayalini kurduğum İstanbul’u biraz olsun anlayabilenler, bir ucundan da olsa benimle aynı hayali paylaşabilenler. Önümüzde yalnızca iki seçenek var. İstanbul’un yok oluşuna seyirci kalmak ya da gerçekten çılgın projelere yelken açmak. Karar sizin, daha doğrusu karar bizim. Haydi!

Cihan Erdönmez

 

 

Dr. Cihan Erdönmez

Çevreciliği bizden öğreneceksiniz – Pelin Cengiz

pelin cengizErdoğan Bayraktar’ın gayet afili şekilde istifasının ardından, gerçi sonra öğrendik ki istifadan vazgeçerek, geniş bir U dönüşü yapmış yerine İdris Güllüce gelmişti. Halefi Güllüce’nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı koltuğuna oturmasıyla çevreyle ilgili yaptığı ilk beyanata gülelim mi ağlayalım mı ya da hiç yokmuş gibi mi yapalım, isterseniz birlikte karar verelim.

Çevre konusunda engin düşüncelerinden bizi mahrum bırakmayan Güllüce, “Çevre, Müslümanların öz be öz anasının ak sütü kadar helal, kendi mallarıdır. Kimse Müslümanlara, Türkiye’deki insanlara ne çevreciliği öğretmeye kalksın, ne de çevrecilik edebiyatı yapsın. Bize çevreciliği öğretme. Sen 70’lerde bunu öğrenmişsin. Biz kalubeladan beri çevreciyiz. Çevreyle ilgili kimsenin bizden daha iddialı olması mümkün değil” demiş. Güllüce, çevreyle ilgili iki grubun bulunduğunu, birinin, başkaları söylediği için, diğerinin “çevre fanatiği olduğu için” muhalefet ettiğini belirtmiş.

Bayraktar, bakanlıktan giderayak yaptığı bir konuşmada, hiç değilse HES’lerin doğayı mahvettiğini kabul etmişti, şimdi Güllüce ile döndük başa. İnsanların çevreci olmasını, yaşam alanlarına yapılan saldırılara karşı çıkmasını, doğal varlıkları korumak istemesini fanatiklik olarak niteleyen ve bir Çevre ve Şehircilik bakanımız var, henüz kimseye böylesi nasip olmadı.

Kalubeladan beri çevrecisiniz ama memleket, tarihinde daha önce şahit olmadığı kadar doğa ve kent katliamına maruz kalıyor, ne hikmetse koruma altındaki alanlar imara açılıyor, dev inşaat ve enerji projeleri ÇED sürecinden kaçırılıyor, ülke yandaş cenahlar eliyle her türlü yağmaya, talana açılıyor, bunlara karşı da Türkiye’nin her yerinden itirazlar yükseliyor. “Yaradılanı Yaradan’dan ötürü” sevdiğini iddia eden betonsever siyasetinize kötü bir haberim var: İster inanın, ister inanmayın, evet çevreciliği bizden öğreneceksiniz. Fanatik diye damgaladığınız insanlardan öğreneceksiniz.

Mesela, çevreciliği Salarha Vadisi’ne yapılacak HES’lere karşı ahırındaki ineği satıp bankadan kredi çekerek hukuk mücadelesi başlatan Rizeli yurttaş Kâzım’dan öğreneceksiniz, Erzurum Ödük Vadisi’ne yapılmak istenen HES’lere karşı direnişin simgesi hâline gelen, eylemlere katıldığı için 17 yaşında mahkemelerde süründürdüğünüz Leyla’dan öğreneceksiniz. Hopa’da doğa için direnen polis gazıyla öldürdüğünüz, arkasından bir rahmet okuyamadığınız Metin Lokumcu’dan öğreneceksiniz.

Beş yıl bıkmadan usanmadan termik santral yaptırmamak için direnen, mücadeleleri dünya literatürüne en başarılı çevre direnişlerinden biri olan geçen Gerzelilerden öğreneceksiniz. Toroslar’ın eteğindeki Ahmetler Köyü’nde çadırlarda nöbet tutan, Kaz Dağları’nda altın madeni ocaklarına karşı mücadele veren, Şırnak’ta termik santral istemeyen, Sinop’ta, Mersin’de nükleer santrallere direnen, Cide Loç Vadisi’nde, Artvin Cerrattepe’de, Arhavi Kamilet Vadisi’nde, Hasankeyf’te, Trabzon Solaklı Vadisi’nde, İzmir Aliağa’da, Gaziemir’de, Ergene Vadisi’nde, Aras Nehri Kuş Cenneti’nde ve adını burada sayamayacağımız Türkiye’nin dört bir yanında yaşam, doğa, kültür ve kent mücadelesi verenlerden öğreneceksiniz.

İktidarınız boyunca kentsel dönüşüm diye insanları yerinden yurdundan mahallesinden ettiniz, HES’lerle, termik santrallerle, madenlerle, taş ocaklarıyla, envaiçeşit inşaatla, nükleer projeleriyle yaşam alanlarına saldırdınız, ormanları yok ettiniz, dereleri, gölleri suya hasret bıraktınız, tarım alanlarını çöle çevirdiniz, milli parklara, koruma alanlarına saldırdınız, üçüncü köprüyle inşaatıyla Türkiye’nin gördüğü en büyük ekolojik yıkımı başlattınız, bu yıkıma üçüncü havalimanı ve Kanal İstanbul ile devam edebilmek için her türlü oyunun içindesiniz.

Bu Vandallıkla ancak fanatik çevrecilik başa çıkılabilir, kusura bakmayın. Bu insanlar çevrecilik yapmaya devam edecekler, alışın. Siz de bu tür açıklamalarınızla çevreyi daha fazla kirletmeyin…

Pelin Cengiz – Taraf

 

İnternet düzenlemesi meclisten geçti

 Torba Tasarı’nın internet yayınlarının engellenmesiyle ilgili yeni kurallar getiren bölümü Meclis Genel Kurulu’nda kabul edildi. Beş bölümden oluşan tasarının internetle ilgili yasakları içeren tartışmalı dördüncü bölümünün Genel Kurul’daki görüşmeleri tamamlandı. Son bölümüyle ilgili görüşmeler de tamamlandığında yasa Cumhurbaşkanı’nın onayına sunulacak.

Tasarı hangi sınırlamaları kapsıyor?

Tasarının Kabul edilen maddelerine gore, özel hayatın gizliliğinin ihlali gerekçesiyle şikayet bile olmaksızın doğrudan Telekomünikasyon İletişim Başkanı’nın (TİB) emriyle internet yayınları durdurulabilecek. TİB, yayının engellenmesine karar verirse uygulanmak üzere derhal Erişim Sağlayıcıları Birliği’ne bildirecek. Erişim sağlayıcının durdurma kararını yerine getirme süresi kısaldı,  karar dört saat için uygulanmak zorunda.

“Özel hayatın ihlali” gerekçesiyle doğrudan erişim engeli 

İçeriğe erişimin engellenmesi talebi Bu talep 24 saat içinde sulh ceza hakimine götürülecek. Özel hayatın gizliliğinin ihlaline bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde doğrudan TİB Başkanı’nın emri üzerine erişim engellenecek. Bu acil uygulamada hakim kararı aranmayacak.

DNS nin yanı sıra, URL ve IP tabanlı engelleme

Hakim, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle kararını verebileceği gibi, zorunlu hallerde internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimi engelleyebilecek. DNS tabanlı engellemenin yanı sıra, URL ve IP tabanlı engelleme ile engelleme yöntemleri genişletilecek. URL bazlı engelleme daha çok Çin, İran ve Suudi Arabistan’da uygulanan bir yöntem olarak biliniyor.

Engelleme öncesi “uyar-kaldır” mekanizması 

İçerik sağlayıcı, TİB’in talep edeceği tüm bilgileri TİB’e verecek ve TİB’in talep ettiği tüm tedbirleri almakla yükümlü olacak. Acil kararlar dışında internet sitelerine engelleme öncesi uyar-kaldır mekanizması işletilecek.

Yer sağlayıcı, yer sağladığı hizmetlere ilişkin trafik bilgilerini bir yıldan az ve iki yıldan fazla olmamak üzere saklamakla ve bu bilgilerin doğruluğunu, bütünlüğünü ve gizliliğini sağlamakla yükümlü olacak.

 (Hürriyet, Yeşil Gazete)

Taksim Meydanı’yla ilgili dokuz soru

Beş aylık sessizliğin ardından, Taksim meydanı tadilatıyla ilgili görseller dün basına dağıtıldı. Topbaş, “mümkün olduğunca bol ağaçlı bir Taksim” yapacaklarını söylerken cevaplanması gereken pek çok soru var. Dokuz soru sıralayan mimar Korhan Gümüş, parkın en önemli meydanının parka çevrilmesinin “işlevinin değiştirilmesi” olduğu görüşünde.

taksim-2

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın, dün önce ‘twitter’da, sonra Beyoğlu’ndaki toplu açılış töreninde basın dağıttığı Taksim Projesi görselleri hakkında tartışma devam ediyor.

Topbaş, mart ayında düzenlemenin yapılacağını, yine mart ayında ise projenin ihaleye çıkacağını açıkladı, “Yeşil dokusuyla, mümkün olduğu kadar bol ağaçlı ve çiçeklendirilmiş güzel bir Taksimi ortaya çıkaracağız”dedi.

Görsellerden anlaşıldığı kadarıyla, Gezi eylemlerinin başlamasına neden olan Topçu Kışlası inşaatı projede görünmüyor. AKM’nin önünde, cumhuriyet Caddesi istikametinde ve Gezi Parkı’nın önünde betona ekilmiş ağaçlar göze çarpıyor. Ayrıca AKM’nin önündeki alanda da basamaklı ve ağaçlandırılmış bir alan yapılması öngörülüyor.

Görsellerde yer verilmese de Topbaş, “Taksim’de henüz tamamlanmayan bir altgeçit olduğunu” da belirtti.

Taksim Platformu’ndan mimar Korhan Gümüş, beton meydanda ortaya çıkan ağaç alanlarını kastederek  “şehrin en önemli meydanın parka çevrileceğini, bunun da önemli bir işlev değişikliği anlamına geldiğini” söylüyor. Bu değişikliğin uzmanlar ve İstanbullularla müzakere edilmesi gerektiğinin” altını çiziyor.

Korhan Gümüş’ün yeni projeyle ilgili diğer soruları ise şöyle:

1) Alanın bu projeyle, ortaya yapılan kümbetlerle toplu gösteriye kapatılması söz konusu. Sayın Topbaş meydanın 1 Mayıs’larda, bayramlarda toplu gösterilere kapatılacağını nereden biliyor? Taksim’de bir daha konser, gösteri falan olmayacak mı?

taksim-3

2) Ayrıca yaya köprüsü, kültür mirası düzenlemenin onarımı da elbette ki önemli konular. Projede bu konuda bir bilgi yok. Gezi’ye gene araç girecek mi? Otopark kullanılmaya devam edecek mi? Ayrıca Gezi’yi diğer rekreasyon alanlarından koparan Park ve Bahçeler Şefliği’nin son olarak jiletli dikenli telle kapattığı bölümün de ne olduğunu da elbette ki merak ediyorum.

3) Görüntülerde mevcut Henri Prost’un tasarımı düzenlemeler, balüstradlar gözükmüyor. Acaba bu önemli kültür mirası örneği olan düzenlemeyi yıkıyorlar mı? Malum, Osmanlı döneminden, 6. Daire’nin yaptırdığı Belediye Bahçesi’nin mermer girişi, vazoları bir gecede yok edilmişti.

4) Yaya köprüsü ne oluyor? Bu konuda bir proje var mı? (Meraktan sormuyorum, park ortadan koparılmış durumda.)

5) Ağaçlar betonunun üzerinde nasıl olacak? Ayakta durabilmeleri, kökleri için bir metrelik kümbetler mi yapılacak?

taksim-56) Elmadağ kavşağında yayaların tünel rampasıyla cadde arasındaki betondan yürüdüğü ve bariyerlerin söküldüğü görülüyor. Demek ki servis yolunu ve caddeyi geçmek için bir yaya geçidi olacak. Trafik sinyalizasyonu konmamış. Granit kaplama üzerinden otobüsler geçebilecek mi?

7) Gezi’dekileri kesmeye kalkıştıktan sonra meydanın ortasına koru gibi ağaç dikmek şart mı? Burada konser, toplu gösteri yapılmayacak mı?

8) Zannedersem ilk defa proje çalışılmış. Peki eski proje ihalesi ne oldu? İBB bizim adımıza ödediği parayı geri aldı mı?

9) Projenin kurul onayı var mı?

Taksim Meydan Projesiyle ilgili iptal kararı halen geçerli

Taksim’de yayalaştırma, battı-çıktı, Gezi Parkı ve Topçu Kışlası’nı kapsayan Taksim projesinin önünü açan 17.01.2012 tarihli 1/5000 1/1000 nazım imar planın iptaline ilişkin açılan davada, bilirkişi heyeti plan tadilatlarının şehircilik, planlama ve koruma ilkelerine aykırı olduğu kanaatine varmıştı. Tarlabaşı Bulvarı – Cumhuriyet Caddesi arasındaki dalış tüneli, bu iptal kararına rağmen tamamlanmıştı. İptal kararıyla ilgili kesin hükmü Danıştay verecek.

(Yeşil Gazete) 

 

Mehmet Ayvalıtaş davasında karar yok

Güncelleme (16.20)

Mehmet Ayvalıtaş davasının ikinci duruşması sona erdi. Sanık yoklamasının yapılmadığı, savcı mütalaasının alınmadığı dava 21 Mayıs’a ertelendi.

dava

Mahkeme heyeti davadaki eksik belge ve delillerin araştırılmasına karar verirken Sanık Cengiz Aktaş hakkında zorla getirilme kararı verildi.

Kartal Adliyesi’nde saat 13.30’te başlayan dava duruşma salonunun küçüklüğünden dolayı müdahil avukatların, gazetecilerin ve davayı takip edenlerin salona girememesi nedeniyle gerilimli başladı.

Tutuksuz yargılanan sanıklar Cengiz Aktaş ve Mehmet Görkem Demirbaş’ın bulunmadığı duruşmada avukatlar iki duruşmaya da gelmeyen Cengiz Aktaş’ın tutuklanmasını talep etti.

Söz alan Avukat Ayla Öztabak  “asli sorumlu olan devletin sorumluluğu mahkemece görmezden gelindi. Siz ne yaparsanız yapın bu olay tarihe bir trafik kazası olarak geçmeyecek. DYeni salon talebimiz ve görüntü kaydedilmesi talebimiz değerlendirilmedi.” dedi.

Dava sürerken adliyenin önünde başlayan polis müdahalesi duruşma sona erince de devam etti.

Baba Ayvalıtaş adliye önünde yaptığı açıklamada,  “İçerde adalet yok, Mehmet’in ve Fadime’nin hesabını sokaklarda soracağız!” dedi.  Aile herkesi 20:00′de Kadıköy Boğa’ya çağırdı.

dava-2

Gezi Parkı eylemleri esnasında yaşamını yitiren 19 yaşındaki işçi Mehmet Ayvalıtaş‘ın ölümüyle ilgili davanın ikinci duruşması bugün 13.30’da Kartal Anadolu Adliyesi’nde görülecek.

ayvalıtaş

Mehmet Ayvalıtaş, 2 Haziran 2013 gecesi Taksim Gezi Parkı eylemlerine destek için Ümraniye’de yürüyüşe katılmıştı.

Göstericiler, 1 Mayıs Mahallesi olarak da bilinen Mustafa Kemal Mahallesi’nde yolu kapatmak istedi. O sırada iki araç önce birbirlerine sonra da Mehmet Ayvalıtaş ve Ayvalıtaş’ın 17 yaşındaki kuzeni Seyit Kartal‘a çarptı. Ayvalıtaş’ın öldüğü kazada kuzeni yaralandı.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın iddianamesine göre, araç sahibi Mehmet Görkem Demirbaş ve taksi şoförü Cengiz Aktaş ‘taksirle adam öldürme ve yaralama’ suçlamasıyla 3 yıldan 15 yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor.Önceki duruşmada  mahkeme de iki sanığın tutuksuz yargılanmasına karar verdi.

Sanıklar: “isteyerek çarpmadık”

Davanın sanıkları cip sürücüsü Mehmet Görkem Demirbaş ve taksi şoförü Cengiz Kartal, Kartal’daki Anadolu Adliyesi’nde görülen ilk duruşmada Ayvalıtaş ve kuzenine isteyerek çarpmadıklarını söylemişti.

Üniversite öğrencisi Demirbaş, “Taksi kalabalığı görmeme engel olmuştu. Kazadan hemen sonra muayene ettiler, alkolsüzdüm, aşırı hızım da yoktu, ben suçsuzum, keşke bu kaza hiç yaşanmasaydı.” Demişti.

Seyit Kartal: Bizi fark etmemeleri imkansızdı

Kazadan yaralı kurtulan Seyit Kartal ise olay yerinin aydınlık olduğunu, onlarca kişinin fark edilmemesinin imkansız olduğunu söylemişti.

Ayvalıtaş ailesinin avukatları, iddianame hazırlanmadan önce olay yerinde tanıklarla keşif yapılmamasına tepki göstermişti. Ümraniye İlçe Emniyet Müdürlüğü de olay yerinde MOBESE kamerasına yansıyan bir görüntü olmadığını açıklamıştı.

 İlk duruşma polis müdahalesi

21 Kasım 2013’te görülen ilk duruşmada kalabalık ile polis arasında gerginlik çıkmıştı.Ayvalıtaş ailesine destek için adliye önünde toplanan kalabalık, duruşma salonuna girmek isteyince çevik kuvvet polisinin biber gazlı müdahalesiyle karşılaştı.

(Al Jazeera Turk/Yeşil Gazete)

 

Melih Gökçek’e alternatif ödüller: altın hokka, altın kasa, altın rögar

 Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, yerel seçimler yaklaşırken şehri “Ödüller Şehri Ankara” posterleriyle donatmasını TMMOB şehir plancıları odası esprili bir dille eleştirdi.

Genel başkan Necati Uyar imzasıyla yayınlanan açıklamada, “yerel yönetimlerin kamuoyunu yanlış bilgilendiren sözler yerine, yaptıkları hizmetler üzerinden değerlendirilmesi” gerektiği belirtilmiş. Bu yüzden TMMOB, belediye başkanına bir takım “alternatif ödüller” sunuyor:

ankara-21-   Büyük bölümü kişilere haksız rant artışı sağlayan, kenti içinden çıkılmaz ve yaşanmaz hale getiren, Cumhuriyet`in ilk planlı kenti olan Başkent Ankara`nın plan kararlarını hukuksuz binlerce plan değişikliği ile delik deşik eden ve eleğe çeviren yaklaşımı nedeniyle “Altın Elek” ödülü,

2-   Yüzlerce gereksiz, kullanıma açılamayan ve sonradan yıkılarak ortadan kaldırılan (demir kafes, gökkuşağı vb.) sözde yatırımlarla, zemini asfaltlanmış refüjlerde onlarca kez kurutularak yenisi dikilen ithal ağaç yetiştirme deneyimleriyle, EGO ve ASKİ gibi kuruluşlarıyla birlikte dört milyar liraya yaklaşan borcuyla ülkenin en borçlu belediyelerinden biri haline getirmiş olması nedeniyle “Altın Kasa” ödülü,

3-   Göreve geldiği ilk günden başlayarak kenti hızla çağdaş sanattan uzaklaştıran, estetikten yoksun, rüküş saat kulesi, kapı vb. uygulamaları ve “sanatın içine tüküren” yaklaşımı nedeniyle “Altın Hokka” ödülü,
4-   Kentin en önemli bulvarında yaya geçişi için kullanılacak kaldırımların genişliğini 30 cm`ye düşüren, bu genişlikteki kaldırıma 35 cm çapında özel sipariş aydınlatma direği yerleştirme becerisi nedeniyle “Altın Tretuvar” ödülü,

5-   Yoksulların evlerini başlarına yıkan, tek yanlı haksız sözleşmelerle borçlandırarak süren tehdit, yıldırma politikalarıyla adaleti ayaklar altına alarak parçalayan kentsel dönüşüm uygulamaları nedeniyle “Altın Kırık Terazi” ödülü,

Atatürk Orman Çiftliği uygulamaları nedeniyle “Altın balta”

6-   Altyapı hizmetlerini vermekteki yönetim becerisiyle halkın susuzluktan kırılmasına, Ankara`nın kokmasına büyük k

atkılar sunması ve tüm kenti damacanalara mahkum etmesi nedeniyle “Altın Damacana” ödülü,

7-   Eline geçen her fırsatta Ankara`nın akciğeri ve Cumhuriyet mirası olan Atatürk Orman Çiftliği`nin yok edilmesine, on yıllar boyu güçlükle yetiştirilmiş binlerce ağacı ortadan kaldıran ısrarlı girişimleri nedeniyle “Altın Balta” ödülü,

ankara-3

8-   Araç trafiğini hızlandırarak, kent merkezini otoyola çeviren, çağdaş ulaşıma ilişkin teoriyi çürütmeye yönelik azimli uygulamaların bir parçası olan, alt yapısı yetersiz “battı-çıktı” alt geçitler ve yağmur gideri yapılmamış sokaklar oluşturarak Ankara`ya her yağışta “deniz” getiren becerisi nedeniyle “Altın Şnorkel” ödülü,

9-   Süre/mesafe karşılaştırması açısından tartışılmaz bir dünya rekoru kıran, içinde incir ağacı da yetiştirilebilen ve uzun süre üstlendiği havuz işleviyle, Ankara`ya özgü su canlılarının yaşamına ev sahipliği yapan istasyon inşaatları ve metro yapıyor gibi yapma becerisi nedeniyle “Altın Ray” ödülü,

10-Dünyanın tüm çağdaş başkentlerini atlatarak, kentin merkezine kadar ulaşan minibüs hatları aracılığıyla “çağdaş ulaşım” hizmeti verme ısrarını sürdüren yaklaşımıyla “Altın Cant Kapağı” ödülü,

Vatandaşın göçükte yaşamı yitirmesi nedeniyle “Altın Göçük” ödülü

11-Kaldırımda yürüyen vatandaşın oluşan göçükte kaybolup gitmesi ve yaşamını yitirmesiyle, metro yapım görüntüsü altında, ankara-4kanalizasyon sularından yeraltı akarsuyu yapmayı başarmış olması nedeniyle “Altın Göçük” ödülü,

12-Bir yandan kentin tüm vadilerini, dere yataklarını, açık ve yeşil alanları yapılaşmaya açarak yok ederken, yapılaşma yoğunluğunu arttırarak, ‘Planlı Başkent`i, ‘Altyapısız Başkent`e dönüştüren,ilk yağmurda taşan, ilk sıcakta kokan bir kent yaratma becerisi nedeniyle “Altın Rögar” ödülü,

13-Kent merkezini bugünlere taşıyan esnafı yok etme pahasına, kenti AVM`lerle donatan, yargı kararlarına rağmen ayrıcalıklı imar haklarıyla donatılarak yapılmış AVM`lere gözünün nuru gibi bakan yaklaşımı nedeniyle “Altın x-ray” ödülü.”

* Fotoğraflar “Ankara’nın Bug’ları” grubunun sitesinden alınmıştır.

(Yeşil Gazete)

 

 

 

 

Kültür Bakanı, işadamı için antik mozaikleri kaldırtmış

Bakan Ömer Çelik’in, işadamı Latif Topbaş’ın sahibi olduğu birinci derece sit alanı olan arazideki antik mozaikleri kaldırttığı ortaya çıktı

Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in yolsuzluk iddiası ile yürütülen operasyon kapsamında telefonları dinlenen işadamı Latif Topbaş ile yaptığı bir telefon görüşmesinde, Topbaş’ın sahibi olduğu arazide bulunan antik mozaiklerin kaldırttığı ortaya çıktı.

23 Kasım 2012 tarihinde, İzmir Kemalpaşa’da, işadamı Latif Topbaş’a ait arazi üzerinde 4. yüzyıla ait bir antik kent bulunmasının ardından yapılan telefon görüşmesinde, Ömer Çelik’in antik duvarların birinci dereceden arkoloijik sit olması sebebiyle kaldırılamayacığı, ancak mozaiklerin taşınacağına ilişkin sözleri yer alıyor. Latif Topbaş’ın arazinin devlet tarafından satın alınmasını talep etmesi üzerine de, Çelik, “bir bakayım abi ona da onu nasıl yapacaklar konuşup tekrar bilgi vereyim” diyor.

Artı Bir televizyonunda yayımlanan “Canlı Gaste” programında yayınlanan ses kayıtlarından bir bölüm şöyle:

Ömer Çelik: Şimdi abi genel müdürden bilgi aldım sizin oradaki mozaikleri kaldırıyorlar

Mustafa Latif Topbaş: Tamam

Ömer Çelik: İzmir’deki fakat başka bir problem var oradaki duvarlar

Mustafa Latif Topbaş: Hı hı

Ömer Çelik: Birinci dereceden arkeolojik sit alanı

Mustafa Latif Topbaş: Evet

Ömer Çelik: Bunu bunu sitten çıkartmanın imkânı yok

Mustafa Latif Topbaş: Hım

Ömer Çelik: Yani orda korunması gerekiyor bunun

Mustafa Latif Topbaş: Evet

Ömer Çelik: Dolayısıyla diyorlar orda bir proje yapılacağı zaman  bunları koruyacak şekilde bir proje yapılması lazım

Mustafa Latif Topbaş: Evet

(Görüşmenin sonuna gelinirken, Latif Topbaş Bakan Çelik’e devletin araziyi satın almasını öneriyor.)

Mustafa Latif Topbaş : tamam abi o zaman bir yol varsa devlet bizim karda istemiyoruz orayı biz satın aldık üç sene evvel

Ömer Çelik : tamam

Mustafa Latif Topbaş  : Yani alır

Ömer Çelik    : Ben bir bakayım abi ona da onu nasıl yapacaklar konuşup tekrar bilgi vereyim

Mustafa Latif Topbaş  : Allah razı olsun sağ olasın abi çok teşekkür ederim

Ömer Çelik    : Sizden de  … sağol saygılar

(T24)

İçeride kentsel dönüşüm kongresi, dışarıda kentsel talan forumu

‘1. Her yönüyle Kentsel Dönüşüm Kongresi’ yarın Okmeydanı’nda bir otelde gerçekleşecek. Türkiye’deki kentsel dönüşüm uygulamalarının müsebbibi resmi yetkililer içeride konuşmalarını yaparken, otelin önünde kent hakkı aktivistlerinin eylemi var.

Daha önce 5 şehirde yapılmış “her yönüyle kentsel dönüşüm” kongresine katılacak isimler, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce, İMKON (İnşaat Müteahhitleri Konfederasyonu) başkanı Tahir Tellioğlu ile Alt Yapı ve Kentsel Dönüşüm Genel Müdürü Vedad Gürgen.

Kentsel dönüşüm bir tek kentlileri ilgilendirmiyor!

Basın davetinde kongrenin “arsa sahiplerini, kat maliklerini, konut ve gayrimenkul geliştiricilerini, inşaat sektörünü, inşaat malzemeleri sektörünü ve finans sektörünü yakından ilgilendirdiği” belirtilmiş.

Okmeydanı Gramd Cevahir Oteli’nde saat gerçekleşecek kongreyi protesto etmek için, İstanbul Gezi Forumları, Kent Hareketleri ve Kuzey Ormanları Savunması “Talan Kongresine karşı forum” düzenliyor.

forumgorseli taslak

“Kendileri çalıp kendileri oynayacak”

Kongrenin “Kentsel Dönüşümde 2013 Sonuçları ve 2014 Hedefleri” alt başlığına gönderme yapan aktivistler “kentsel dönüşüm suçun faillerinin 2013’te ne yaptıklarını biliyoruz, 2014 için ne planladıklarından haberdarız.” diyorlar. Basın açıklamasının devam şöyle:

“Yapılan kongre, kentsel dönüşüm saldırısının devlet politikasının belirlendiği zirvedir. Bu zirvede halk yok, mahalle dernekleri yok, meslek odaları yok, emek örgütleri yok. “Kamu ve özel sektör” temsilcileri var. Kendileri çalıp kendileri oynamak niyetindeler.”

Basın açıklaması ve forum saat 13.00’te Okmeydaynı Cevahir Otel önünde gerçekleşecek.

(Yeşil Gazete)