Ana Sayfa Blog Sayfa 4051

Cezayir’de askeri nakliye uçağı düştü, 103 kişi öldü

Cezayir’in kuzeydoğusunda askeri nakliye uçağı düştü. Yerel El Nahar kanalından gelen ilk bilgilerine göre kazada 103 kişi hayatını kaybetti. Kazada kurtulan olmadığı tahmin ediliyor.

Kaza ülkenin başkenti Cezayir’e 500 kilometre uzaklıktaki dağlık Um El-Bevaki bölgesinde meydana geldi.

Askeri kaynaklardan alınan bilgiye göre uçak asker ve ailelerini taşıyordu.

Uçağın kötü hava şartları nedeniyle düşmüş olabileceği tahmin ediliyor.

Olay yerine çok sayıda ambulans sevk edildi.

(Reuters) 

Rize belediyesi Andon deresini HES için özel şirkete ihale etti, köylüler isyanda

Rize’de Andon deresi, belediye tarafından özel bir şirkete HES yapılmak amacıyla ihaleye çıkarıldı. Köylüler, hukuksuz ihale sürecinin ardından vadiye gele iş makinelerini engellemeye çalışında jandarma müdahale etti, iki kişi gözaltına alındı.

andon 3

Rize Belediyesi’ne bağlı, tesise su sağlayan Andon Deresi üzerine HES yapılması için başlattığı çalışma köylülerin tepkisine neden oldu. Geçtiğimiz cuma çalışmak için köye gelen şirket yetkilerinin önüne barikat kuran köylülerin karşısına dün şirket jandarmalarla çıktı. Vadiye sokulmak istenen makinelerle gelen jandarmalar ve köylüler arasında arbede çıktı, iki köylü gözaltına alındı.

Konuyla ilgili konuştuğumuz ‘Derelerin Kardeşliği Platformu’ndan Ömer Şan, 12 HES projesinin yapılmaya çalışıldığı vadideki mücadele sürecini anlattı.

“Hukuki dayanak olmadan köylülerin arazisine el konuluyor”ömer şan-2

Şan’ın aktardığına gore, dokuz ilçe ve 26 köye su sağlayan “Andon İçme Suyu Tesisleri”nin bağlı bulunduğu Rize Belediyesi, “Rize Su Yap İş” isimli bir yan şirket kurarak bu şirket üzerinden, Galatasaray’ın eski başkanı Mehmet Cansun’a ait “Smart Hidroelektrik şirketi”ne HES ihalesi verdi. Devlet Su İşleri’nin (DSİ) HES yapımına onay vermemesi üzerine bu defa Rize Belediyesi ile İl Özel İdaresi arasında bir protokol imzalandı, içme suyu takviyesi adı altında HES çalışmasına devam etmeye çalışıldı.

Şan, HES projesiyle ilgili herhangi bir hukuki dayanak olmadığını, ÇED raporu dahil yasal hükümlülüklerin yerine getirilmediğini belirtiyor. Ayrıca, bu süreçte, kamulaştırma kararı dahi çıkmamışken köylülerin arazilerine el konulmaya çalışıldığını aktarıyor.

andon-2Gözaltına alınan köylü belediyedeki işinden de kovuldu

Pazartesi günü köylüler ve şirketin makinelerini koruma amacıyla bölgeye gönderilemiş jandarma arasında çıkan arbedede gözaltına alınan iki kişi, Nazım Delal ve Yusuf esir dün akşam serbest bırakıldı. Fakat belediyeye ait su işletme tesisinde çalışan Yusuf Esir, bu mücadele sürecinde görevinden alınıp başka bir tesiste görevlendirilmiş, en sonunda da işten atılmış.

Köylüler HES projesinin devam ettiği üç aydır mücadeleye devam ediyor. Hem belediyeye, hem de belediyeyle işbirliğinde olan valiliğe karşı suç duyurusunda bulunmuş köylüler, şimdi Rize idare mahkemesinden yürütmeyi durdurma kararının çıkmasını bekliyor. Bu sırada köyde nöbete, iş makineleri de çalışmaya devam ediyor.

(Yeşil Gazete)

DHMİ, yürütmeyi durdurmaya rağmen 3. Havalimanına “devam” diyor

Üçüncü havalimanıyla ilgili, İdare Mahkemesi’nin ÇED raporuyla ilgili yürütmeyi durdurma kararı Devlet Hava Meydanları İşletmesi’nı etkilememişe benziyor. DHMİ genel müdürlüğü bugün bir açıklama yayınlayarak, raporun “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın sorumluluğunda oldğunu” iddia etti, rapora rağmen proje sürecinin devam ettiğini açıkladı.

4. İdare mahkemesinin verdiği ÇED raporununu yürütmesini durdurma kararına rağmen üçüncü havalimanı projesi devam ediyor. Devlet Hava Meydarları İşletmesi (DHMİ), konuyla ilgili yaptığı açıklamada”Söz konusu mahkeme kararı, havalimanı ÇED olumlu kararının yürütülmesinin geçici olarak durdurulmasıyla ilgilidir. Bu konuda gerekli hukuki işlemler konunun tarafı olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülmektedir. Bahse konu kararın, 3 Mayıs 2013 tarihinde yapılan İstanbul Yeni Havalimanı ihalesi neticesinde imzalanan sözleşme doğrultusunda yapılan iş ve işlemleri durdurması söz konusu olmayıp, proje ile ilgili süreçler planlandığı şekilde devam etmektedir.” dendi.

Mahkeme kararının 3 Mayıs 2013 tarihinde gerçekleştirilen İstanbul Yeni Havalimanı ihalesi neticesinde imzalanan sözleşme doğrultusunda yapılan iş ve işlemleri durdurmasının söz konusu olmadığı vurgulanan açıklamada, proje ile ilgili süreçlerin planlandığı şekilde devam ettiği bildirildi.

Mahkeme bilirkişi raporu istedi

İstanbul 4. İdare Mahkemesi, verdiği yürütmeyi durdurma kararının ardından keşif ve bilirkişi raporu istedi. Mahkeme, bu belgeleri inceledikten sonra havalimanıyla ilgili ihalenin yürütmesinin durdurulması kararını yeniden değerlendirecek

(Yeşil Gazete)

Kültürel çalışmaların babası Stuart Hall öldü

Akademik, politik ve kültürel atmosferi altmış kusür yıldır etkileyen sosyolog Stuart Hall vefat etti. Hall 82 yaşındaydı.

Irkçılık, marjinallik, alt kültürlülük konusunu kültürel çalışmaların ilgi alanları olarak ele alan Hall, medya alanındaki çalışmalarını dil ve kültür üzerinden yaptı.

1932 doğumlu sosyolog ve kültür teorisyeni Hall, Afrika kökenli orta sınıf Jamaikalı bir ailenin çocuğuydu.

1948’lerde 2. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiltere’nin çoğunluk nüfusunu kapsayan Afro-Karayiplerin (Jamaikalılar) İngiltere’ye göçü ile kendisi de bu Windrush jenerasyonunun bir parçası olarak İngiltere’ye geldi. Oxford Üniversitesi’nde eğitimine devam etti.

1951 yılından bu yana İngiltere’de çalışmalarını sürdüren Hall, Richard Hoggart ve Raymond Williams ile birlikte, İngiliz Kültürel Çalışmaları  veya Kültürel Çalışmalar Birmingham Okulu olarak bilinen düşünce okulunun kurucu isimlerinden biriydi.

1970’lerde Irkçılık, cinsiyet ve kimlik konularıyla ırkçı önyargı ve medya arasındaki bağı araştırdığı yazıları çığır açıcı olarak görüldü.

New Left Review’ın kurucusu ve ilk editörlerinden olan Hall 1979’dan 1997’de emekli olana kadar Açık Üniversite’de çalıştı.

Hall, feminist, Modern İngiliz Sosyal ve Kültür Tarihi profesörü Catherine Hall ile evliydi.

Stuart Hall’un yaşamıyla ilgili bir belgesel geçtiğimiz eylül ayında İngiltere sinemalarında gösterilmişti. “The Stuart Hall Project” isimli John Akomfrah belgeseliyle ilgili Observer gazetesinde çıkan bir yazıda şöyle deniliyordu: “Hall’un söylediklerinin, zamanımızın ilerici tartışmalarını nasıl şekillendirdiğini görüyoruz. Irkçılık, toplumsal cinsiyet ve cinsellik hakkındaki görüşleri.. Ve aynı zamanda gittikçe muhafazakarlaşan ülkede onun incelikli anlayışının nasıl marjinalize edildiğini de görüyoruz”

(Yeşil Gazete)

11 Şubat 2014

HRW:Orta Afrika Cumhuriyeti’nde müslümanlar ülkeyi terk edebilir

İnsan Hakları İzleme Örgütü, Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki iç savaş yüzünden tüm Müslüman nüfusun ülkeyi terk etmek zorunda kalabileceği uyarısı yaptı. Yaklaşık 4.5 milyon nüfusa sahip Orta Afrika Cumhuriyeti’nde nüfusun yüzde 15’ini Müslümanlar oluşturuyor.

Kıbrıs sorunu için müzakere 1,5 yıl arada sonra başlıyor

KIBRIS sorununa çözüm için Kuzey’deki Türk ve Güney’deki Rum yönetimleri arasında müzakere süreci, 1.5 yıl aradan sonra yeniden başlıyor. İki tarafın cumhurbaşkanları Derviş Eroğlu ile Nikos Anastasiadis bugün BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un Kıbrıs Özel Temsilcisi Lisa Buttenheim’ın gözetiminde ara bölgede biraraya gelecek. Müzakere masasında yönetim ve güç paylaşımı, AB, mülkiyet, ekonomi, garantiler ve toprak gibi önemli başlıklar var.

Romanya Cumhurbaşkanına ayrımcılık cezası

Romanya’da, Cumhurbaşkanı Basesku, dört yıl önce Romanlara ‘’Çalışmak istemiyor, hırsızlık yapıyorlar’’ dediği için 410 liralık para cezasına çarptırıldı. Cumhurbaşkanı Basesku hakkında işlem yapmayı başlangıçta reddeden parlamento kontrolündeki Romanya Ayrımcılıkla Mücadale Ulusal Konseyi, “sözlerin yurt dışında sarfedildiği” yönünde bir gerekçe göstermişti. Konsey daha sonra, Yüksek Mahkeme’den gelen talep üzerine davayı açmak zorunda kalmıştı.

Suriye’de alevi köyünde cihatçı katliam

Suriye’nin Hama kentindeki Alevi köyü Maan’ı işgal eden cihatçı savaşçıların çok sayıda kişiyi öldürdüğü belirtildi. Londra merkezli muhaliflerin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi’ne göre, çoğunluğu Esad yanlısı Ulusal Savunma Gücü’nden olan 25 kişi öldürüldü. Hükümete yakın kaynaklar ise çoğu kadın ve çocuk en az 41 kişinin ölürüldüğünü aktardı.

Cenevre II’de 2. tur başladı

Cenevre’de Suriyeli tarafların ikinci tur görüşmeleri başladı Suriye’deki iç savaşın sona erdirilmesini amaçlayan görüşmelerin ikinci turu İsviçre’nin Cenevre kentinde başladı. Müzakerelerin ilk gününde iki taraf arabulucu İbrahimi’yle ayrı ayrı konuştu, görüşmeden insani yardım ve tahliye süreci yürütülen Humus’ta üç günlük daha ateşkes kararı çıktı. Görüşmelerde rejim terörizm tanımını kabul ettirmek, muhalefet ise geçiş hükümeti üzerinde ısrarcı.

İngiltere’de Thames nehri taştı, yağışlar artacak

İngiltere’nin güneyinde haftalarca süren yağışların ardından yüzlerce kişi Thames nehrinin taşması sonucu ev ve işyerlerinden tahliye edildi.Meteorologlar, nehirdeki su seviyesinin, yağışlar devam edeceğinden önümüzdeki günlerde daha da yükseleceği uyarısında bulunuyor. Çevre Dairesi, sellerden etkilenenler için yeterli yardım sağlamadığı eleştirilerine maruz kalıyor. Ulusal Tren İdaresi, Thames nehrinin geçtiği Staines ve Windsor & Eton bölgelerinde tren yollarını su bastığını, otobüs ulaşımının da yapılamadığını açıkladı.

Rusya’da muhalif televizyon kanalı uydudan çıkarıldı

Rusya’nın en büyük uydu operatorü, muhalif çizgideki bir televizyon kanalının yayınlarını aktarmayı kesti.”Dojd”, (Yağmur), hükümete yönelik eleştirilerin en çok dile getirildiği televizyon kanalı olarak biliniyor.Uydudan çıkarılmasıyla kanalın izleyicilerinin yüzde 90’ına yayınlarını ulaştıramayacağı belirtiliyor.Kremlin Sarayı, kanalın yayınlarının kısıtlanmasıyla ilgileri olmadığını savunuyor ve yayın kuruluşuna baskı kurulduğu iddialarını reddediyor.

 

 

 

 

 

Size bir Cansever yetmezse bize de bir Başbakan yetmez – Ömer Yılmaz

ömer yılmazBaşbakan Erdoğan dün Esenler Belediyesi Şehir ve Düşünce Merkezi’nce düzenlenen “Şehir Yazarları ve Akademisyenleri” toplantısında konuştu. Konuşmasında “Bize bir tek Mimar Sinan yetmez, bize bir tek Cansever yetmez binlerce ihtiyacımız var.” dedi.

Başbakan Erdoğan dün Esenler Belediyesi Şehir ve Düşünce Merkezi’nce düzenlenen “Şehir Yazarları ve Akademisyenleri” toplantısında konuştu. Konuşmanın eksenini “tarih” ve “kültürümüz”den kopuş oluşturuyordu. Erdoğan, Mimar Sinan’ı anlamak bir yana, kitabesinde yazılı olanı dahi anlayamayacak kadar geçmişimizden koparıldığımızı belirterek konuya oldukça geniş bir açıdan yaklaştığını da gösteriyordu.

Daha konuşmasının başında şehirlerin içinde bulunduğu durumdan memnun olmadığını belirtiyor, mevcut durumla ilgili çok sayıda mazeret ve bahane üretilebileceğini söylüyor, tam bu noktada naifçe bir özeleştiri gelmesini beklerken, şehirlerimizde 50 yılda oluşmuş gecekondu sorununun 11 yılda tamir edildiğini söyleyerek devam ediyor sözlerine Başbakan Erdoğan.

 

Konuşmasında geçen cümlelerden satır başları şöyle:

 

“Medeniyetleri tek başına idareciler inşa etmezler. Bürokratlar, teknokratlar inşa etmezler. Onların içinden çıkan sanatçılar (mimarları da örnek vererek) medeniyetlerin asıl mimarlarıdır…”

“Tek başına güç ve finansman ne medeniyet ne de tezahürü olan şehirler inşa etmeye yetmez.”

“Bize bir tek Mimar Sinan yetmez, bize bir tek Cansever yetmez binlerce ihtiyacımız var.”

 

Kültürümüzle, geleneğimizle yakından ilgili birkaç örnek vererek ilerleyelim.

Çamlıca Camisi

 

Binlerce Cansever on binlerce Mimar Sinan istediğini belirten Erdoğan’ın bizzat takip ettiğini bildiğimiz projenin mimarlık kültürüne, geleneğe katkısı yok. Mimarlığın neresinden bakarsak bakalım son derece başarısız. Türkmenistan, Kazakistan gibi otokratik mimarlık üretiminin tavan yaptığı ülkelerdeki merkeziyetçi üretim anlayışından bile kötü. Ruhumuzdaki “medeniyet ışığını” değil ama kültürel tahribatın vardığı seviyeyi göstermesi açısından anlamlı.

Yeni Başbakanlık Binası

 

Ayrı bir yazıya konu olabilecek olan binanın yeşil alana yapılıyor olmasına ve sürecine burada değinmiyorum. Ancak Başbakan’ın yeni bina için mimarlardan proje aldığı ve bunların içinden Şefik Birkiye’nin projesini seçtiğini biliyoruz. Esasen proje ortada olmadığı için bu konuda yorum yazmak anlamlı değil.

 

 

Ordu Belediye Hizmet Binası, Şefik Birkiye

 

Lakin üreteceği bu binada büyük bir devrim yaparak kültürel ve tarihi geçmişimizle bizi bağlayan yeni bir mimari stil bulmazsa Şefik Birkiye’nin projelerini gayet iyi biliyoruz. Bunları Osmanlı & Selçuklu sanmak ancak büyük bir cahillik olabilir.

Taksim Projesi

 

Taksim projesi bir bütün olarak kafa karışıklığının en iyi göstergesi belki de. Yayalaştırma adı altında tasarım anlamında zaten niteliksiz olan bir meydan daha da niteliksizleştirildi. Yeniden üretilmek istenen oryantalist kışla bizim kültürümüz ne diye haykırmaya tek başına gerekçe. Ama yetmiyor… Başbakan’ın zihnindeki kültürel çatışma AKM’ye de sıçrıyor. AKM’yi fazla modern bulan Başbakan AKM’yi yıkarak yerine barok bir opera binası yapılacağından bahsedebiliyor.

 

Opera mı, barok mu, yoksa modern mimarlık mı bizim kültürümüze ait? Sadece bu soruya cevap aramak dahi başlıca bir tartışma.

Metro Geçiş Köprüsü

 

Başbakan’ın konuşmasında binlercesine ihtiyacımız olduğunu söylediği Sinan’ın en önemli eserlerinden birisi Süleymaniye Külliyesi. Külliyenin hemen karşısına bir köprü yapılıyor. Bu geçiş bir ihtiyaç ve yapılmalı. Yine işin sürecine, köprünün yerine, üzerindeki istasyona, Belediye Başkanının mimarlığa soyunmasına hiç girmeden sadece konumuzla ilgili basit bir tespitle ilerleyelim: geleneğe sahip çıkmak her zaman üretmek demek değil. Kimi zaman ürettiğimiz mühendislik / tasarım objesi kendisini o kadar geri çekebilmeli ki nesiller boyu gelerek bize ulaşan mirasımıza saygıyı öyle göstermeli.

 

Haliç metro geçiş köprüsü pekâlâ incecik bir çizgi olarak da yapılabilirdi. Elbette bu da başlı başına bir tasarım sorunu ama dikkat çekmek istediğim; kültürden, geçmişimizden bu kadar hararetle bahsedip, elimizdeki en önemli eserin siluetini dahi etkileyecek bir köprü tasarımının nasıl acımasızca uygulanabildiği.

TOKİ

“81 il, 800 ilçe, 2.775, şantiye, 614.965 konut” TOKİ sitesine girdiğinizde sizi karşılayan bu sayılar.

Konut üretim fonksiyonunu aşarak Türkiye Cumhuriyeti’nin gayrimenkul ajansı haline gelmiş olan TOKİ, yayınlarında ve faaliyetlerinde “medeniyet ışığı” göstermiyor.

Türkiye’nin çeşitli yerlerinde “… mimarisi konutlar” diyerek hiçbir kültürel zemine oturmayan, gelenekle ilgisi olmayan projeler, nasıl üretildiği belirsiz bir şekilde yapılıyor. Bu işin kültürel tahribat yanı.

Kültürel tahribat yetmezmiş gibi TOKİ tarihi mirası da tahrip ediyor. (Çevre meselesi konu dışı olduğu için değinmiyorum.) Başbakan Erdoğan’ın geçmişimizi daha çok Osmanlı’ya bağladığını hatırda tutarken Türkiye’de “TOKİ’nin Bursa Şehrine Tokadı” isimli bir yarışmanın yapılabildiğini hatırlamak lazım. (TOKİ’nin mahkemeye itirazına rağmen hem de.)

Üsküdar Meydanı

Üsküdar Meydanı’nın öğrettikleri başlıklı ayrı bir makale yazılabilir. Denize açılan ve ikisi Sinan tasarımı üç önemli Osmanlı Camisi ile çevrelenen Üsküdar Meydanı herhangi bir Batı Avrupa ülkesinde olsaydı ne olurdu acaba?

Başbakan’a göre “kimlik bunalımı yaşayan özünden uzak nesiller” bugünkü çevreden sorumlu ama “ecdadını tanıyan nesiller” şehirleri doğru kuracaklar. Üsküdar Meydanı’nın tasarımını mimarlık ortamına açmayan, süreci tümüyle kapalı yürüten ve Osmanlı’nın en nadide mekânlarından birisinin canına okuyan “kimlik bunalımı yaşayan, özünden uzak nesiler” değil tüm paydaşlarıyla iktidarın kendisi.

Bir mühendislik projesi olarak Marmaray’ın altyapısındaki başarı üst yapıya, mimarlığa, tasarıma geldiğinde felakete dönüşebiliyor. Üsküdar Meydanı’ndaki çözüm tam da bunun göstergesi. Kültür, gelenek, sanat, mimarlıktaki gelişme ve ilerleme yapılan etkileyici konuşmalarla değil, bu alanlarda çalışanlara yol açarak, imkân yaratarak olabiliyor ne yazık ki.

Mimarlık Düşüncesi Nasıl Gelişecek

İktidar kendi düşünce dünyasında eksikliğini hissettiği milli mimariye ilişkin yeterli çalışmayı yapmadı. Dünkü etkinliğin ev sahibi Şehir ve Düşünce Merkezi belki de bu anlamda düşünce üreten tek kurum. İyi niyetli ama çalışmaları son derece zayıf. Şaşırılacak bir sonuç da değil bu. Ülkenin, bizzat Başbakan’ın ve Bakanların en üst seviyeden söylemleri ile “Osmanlı & Selçuklu” denen bir kültür girdabından geçtiği aşamada düşünce üretme işi bir ilçenin kurduğu merkeze bırakılırsa olağan sonuç bu.

Projeler üzerinden görülebilen sorunlar kişi ve kurumlar düzeyinde de takip edilebiliyor. İstanbul ve Ankara’da Belediye Başkanları’nın adeta mimarlardan tümüyle koptuğunu söyleyebiliriz. Hem de İstanbul’da Topbaş gibi görece ılımlı ve mimar bir belediye başkanının varlığına rağmen.

Devletin mimarlık kültürü ile ilgili tek bir birimi yok. Kültür ve Turizm Bakanlığı ya da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı mimarlığı ve mimarları bir varlık olarak dahi kabul etmiyor. Yapılanmalarında, organizasyonel şemalarında buna ilişkin birimler yok.

Başbakan’ın ya da Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın mimarlık dünyası ile hükümet arasında köprü kuracak danışmanları yok.

Ülkenin fiziksel planlamasında giderek tek söz sahibi olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bizatihi tüm uygulamaları mimarlardan kopuk. Bakanlar; gazetecilerle, gayrimenkul geliştiricilerle yemekler yiyor, toplantılarına katılıyor. Ancak mimarlarla hiç ilgisi yok.

Hormonlu büyüyen gayrimenkul endüstrisinin yanında mimarları ve mimarlığı güçsüz duruma sokan politikalar da son dönemde üretildi. İnşaat tabelalarından mimar isimlerinin kaldırılması, mimarın telif hakkı ile ilgili çeşitli olumsuz düzenlemeler yapılması gibi.

Hal böyle iken bize bir Sinan ve Cansever yetmez diyerek mimarlardan talepte bulunmak Zaytung haberine konu olabilir ancak.

Muhafazakâr Mimarlıktan Bahsedebilir miyiz?

AK Parti ile Gülen cemaati arasındaki gerilimde sıkça dillendirilen bir tespit var: AK Parti’nin yetişmiş hukukçusu yok, Gülen Cemaati & AK Parti koalisyonu ile hukuk idare ediliyor, ediliyordu.

Mimarlık alanında ortada bir koalisyon yok. Çünkü milliyetçi ve muhafazakâr olarak tanımlanabilecek bir mimar kitlesinden bahsetmek mümkün değil. AK Parti ve hatta Gülen Cemaati’nin isimlerini sayabileceğimiz mimar sayısı iki elin parmaklarını geçmez.

Kentlerin içinde bulunduğu ürkütücü tablonun sorumlusu işlerin liyakat esasına göre dağıtılmaması.

İşin Özü Daha Basit

Tüm bu kimlik tartışmaları içinde unutmamamız gereken hatta öncelikle odaklanmamız gereken önemli bir konu var. Mimarlık bir tasarım işi aynı zamanda. Tasarım ve kimlik elbette ayrılamaz bütünler, kentlerimizin kimliği elbette olmalı. Lakin temel sorunlarımız var olduğunu unutmamalıyız.

Planlama disiplini.

Kimlikli ya da kimliksiz her işim başı planlama. Katılımcı, nitelikli ve şeffaf.

Konforlu toplu taşıma.

Minibüs, dolmuş ve otobüs (elbette kullanılması gerekir ama önce ray) toplu taşıma değil. Hedef olarak raylı sistemlerin temel ulaşımımız haline gelmesini koymalıyız.

Bisiklet ulaşımı.

Kopenhag’da toplumun %36’sı işine, okuluna bisikletle gidiyor. Bizde bisiklet adeta bir dekorasyon unsuru. Hem belediyeler hem kullananlar açısından.

Engellilerin sokaklara çıkabilmesini sağlamalıyız.

Engelsizlerin geniş ve rahat kaldırımlarda yürüyebilmesi o kadar temel bir konu ki.

Almanların trenle 3 saatte gittikleri yolu biz uçakla 4,5 saatte gitmek istemiyoruz.

Kent merkezlerinden hareket edecek hızlı trenlerin ülkenin her yanını sarması gerek. Demir ağlarla ören kim olursa olsun başımızın üstünde yeri var.

Konutlara güneş girsin istiyoruz. Ne kadar da temel bir istek aslında.

Daha da temelinde toprağa dokunmak istiyoruz.

Gerekirse kente 1 saat trenle ulaşılabilecek mesafede oturabilmek ama köy yaşamı istiyoruz. Buradan işimize raylı sistemlerle gitmek istiyoruz.

Evimizin yakınında park olsun istiyoruz.

Doğunun Mekke’de yaptıkları ve Batı’nın on binlerce kentindeki duruma bakıyorum ve hadi hep birlikte yozlaşalım diyorum.

Ömer Yılmaz – www.arkitera.com

11 Şubat 2014

Diyarbakır’da eşcinsel olduğu için öldürülen Roşin Çiçek’in katillerine müebbet

Diyarbakır’da eşcinsel olduğu için 17 yaşında öldürülen Roşin Çiçek ‘in, babası ağırlaştırılmış müebbet, iki amcası ise müebbet hapis cezasına çarptırıldı.

Beşiktaş’ta Berkin Elvan için toplananlarla AKP’liler arasında kavga

Bianet’in haberine göre Gezi direnişi sırasında polis saldırısında kafasından gaz kapsülüyle yaralanan ve hala yoğun bakımda tutulan Berkin Elvan için toplandığı ileri sürülen Gençlik Muhalefeti ve Abbasağa Liseli Forumu’ndan olduğu belirtilen bir grup, AKP aracının Beşiktaş’a getirilmesini protesto etti. Berkin Elvan için toplanan grubun sprey boylarla seçim aracını boyaması ve slogan atması üzerine AKP’lilerle aralarında kavga çıktı. Olay yerine gönderilen çok sayıda çevik kuvvet polisi protestocu gruba müdahale etti ve 10’u aşkın kişiyi gözaltına aldı.

Adana Valisi Coş’un gavat dediği kişiye hakaret suçundan hapis istemiyle dava

Adana Valisi Hüseyin Avni Coş’un ‘gavat’ diyerek hakaret ettiği vatandaşlar arasında bulunan bir kişiye Vali’ye hakaret ettiği iddiasıyla 2 yıl, diğer kişiye hem hakaret ve hem tehdit suçundan 4 yıl hapis istemiyle dava açıldı.

ODTÜ yolunu protesto eden eylemcilere hapis istemiyle dava

ODTÜ’de yapılacak yol 21 Ekim 2013’te protesto edilmiş, protesto esnasında 3 kişiyi gözaltına alınmış, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturma başlatmıştı. 3 kişi hakkında ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet’, ‘Görevi yaptırmamak için direnme’, ‘Kamu kurumu veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının faaliyetlerinin engellenmesi’ suçlarından 2 yıl 6 aydan 14 yıl 6 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

Taksim Dayanışma’ya yönelik iddianame geri çevirildi

8 Temmuz 2013’te meydana gelen olaylarda gözaltına alınan Taksim Dayanışması üyelerine yönelik İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianame, gönderildiği İstanbul 33’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nce geri çevrildi. Hâkim Ahmet Tokat geri çevirme yazısında 26 şüpheli hakkında ‘suç örgütü kurmak ve yönetmek’ suçlamasıyla hazırlanan iddianamede şüphelilere yönelik suçlamaların net olarak belirtilmediğini ifade etti.

Üçüncü havalimanı projesi durduruldu

Cengiz-Limak-Kolin konsorsiyumu tarafından yapılan 3. Havalimanı inşaası İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin verdiği karar ile durduruldu.

Birgün’den Doğu Eroğlu’nun haberine göre,  47 milyar dolarlık ihalesiyle Türkiye’nin en pahalı yatırımı olan havalimanı projesi,  yurttaşların açtığı davada projenin ÇED Olumlu kararının yürütmesini durdurma kararıyla durduruldu. İhale işlemine ilişkin hukuki sürecin bitmesi beklenmeden yapılan 7 bin 650 hektarlık acele kamulaştırmaya ne olacağı belirsizliğini koruyor.

Yurttaşların açtığı dava sayesinde yürütme durduruldu

İstanbullu yurttaşlar, üçüncü havalimanıyla ilgili verilen ÇED Olumlu kararını onaylayan Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dava açtılar. Üçüncü havaalanı projesinin tarımsal alanları yok edeceği, doğal hayatı olumsuz etkileyeceği, iklim değişikliğini hızlandıracağı, gürültü ve elektromanyetik kirlilik yaratacağı, orman alanlarını yok edeceği ve içme suyu havzalarına zarar vereceği, ÇED Raporu’nun görüşlere açılması gereken 10 günlük süre dolmadan havalimanı projesinin ihaleye çıktığı gerekçeleriyle, ÇED Olumlu kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali istendi. Dava dosyasını görüşen İstanbul 4. İdare Mahkemesi 21 Ocak’ta aldığı kararla, ÇED Olumlu kararının yürütmesini durdurdu.

Keşif ve bilirkişi raporu isteyen mahkeme, bu belgeleri inceledikten sonra ihalenin yürütmesinin durdurulması kararını yeniden değerlendirecek.

Bilirkişi heyetinin tespitinin ve heyetin görevlendirilmesi ile keşfin gerçekleşmesi 2-3 ay, raporun tamamlanıp mahkemeye sunulmasının 4 ila 5 ay, mahkemeye yapılacak itirazlar ve mahkemenin yürütmeyi durdurma talebi ile ilgili değerlendirmesinin ve gerekçeli kararın yazılmasının ise yaklaşık 3 ay süreceği düşünüldüğünde, kararla birlikte projeye ilişkin faaliyetlerin en az 10 ay ila 1 yıl arasında tamamen durması bekleniyor. Mahkeme, durdurma kararı ile birlikte bilirkişi ücreti olarak davacıların 7 bin 500 TL ödemesini de istedi. 21 Ocak’ta alınan yürütmeyi durdurma kararı, dün akşam saatlerinde taraflara tebliğ edildi.

Ne olmuştu?

İstanbul ve Ankara’daki mahkemeler Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) ve diğer meslek kuruluşları ile STK’ların açtığı davaları “yetkisizlik” kararlarıyla oyalamış, davalar bir türlü mahkemelerce görülememişti. ÇMO’nun, havaalanı ihalesinin ÇED süreci tamamlanmadan yapıldığı gerekçesiyle Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’na açtığı dava, Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin “davaya konu ihalenin arazisinin İstanbul’da olduğu” gerekçesiyle aldığı yetkisizlik kararının ardından İstanbul’a gönderilmişti. İstanbul 7. İdare Mahkemesi ise davalı Ulaştırma Bakanlığı’nın Ankara’da bulunduğunu belirterek ikinci yetkisizlik kararını almış, yetkili mahkemenin tespiti için dosya Danıştay Başkanlığı’na iletilmişti. Bu sürecin bir benzeri, ÇMO’nun ihaleyle ilgili açtığı ikinci davada da yaşandı. ÇED süreci tamamlanmadan ihale yapıldığı gerekçesiyle, ihaleyi kazanan Limak, Kolin, Cengiz, Mapa ve Kalyon konsorsiyumunun Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) ile yaptığı sözleşmenin geçersiz olduğunu öne süren ÇMO, Bakanlık ve DHMİ’ye dava açtı. Ankara 6. İdare Mahkemesi davaya konu taşınmazın İstanbul’da olduğunu belirtip yetkisizlik kararı veridi. İstanbul 7. İdare Mahkemesi ise ihaleyi düzenleyen idarenin Ankara’da bulunduğu gerekçesiyle ikinci yetkisizlik kararını aldı. Bu dava dosyası da yetkili mahkemenin tespit edilmesi için Danıştay Başkanlığı’na sevk edildi. ÇMO’nun ÇED Olumlu kararına açtığı dava ise yetkisizlik kararıyla İstanbul’dan Ankara’ya gönderildi. Ankara 16. İdare Mahkemesinin de ön incelemesini tamamladığı ve kendisini yetkisiz gördüğü ve yetkili mahkemenin belirlenmesi için davayı Danıştay Başkanlığı’na gönderdiği edinilen bilgiler arasında.

(Birgün, Yeşil Gazete)

 

 

“Oğlumun plastik oyuncaklarının yerine ne koyabilirim?”

1387633617Soru

Pek sevgili Güneşin,

İki yaşında bir oğlum var. Doğumdan önce pek çok konuda idealist ve kararlıydım. Zamanla hayatın akışı içerisinde odaklandığım şeyler değişti, oyuncak konusunda radikal kararlarım varken her ne olduysa ev bir anda plastik, Çin malı oyuncaklarla doldu. Anneanne/babaanne, eş-dost hediyesi, oradan buradan gizlice evimize giren oyuncak kisvesindeki bu ıvır zıvırı yavaş yavaş azaltıyorum. Yerine ne koyabilirim? Çocuk bu, elbet oyuncak da oynayacak. Çocuğum için sağlıklı, güvenilir oyuncakları nereden edinebilirim? Kafayı kırıp kendim dikeyim, öreyim, hatta sadece benim çocuğum değil, bütün çocuklar faydalansın diye seri üretime geçeyim isterim, fakat maalesef el becerim kısıtlı. Bu işlerle meşgul olan birileri var mıdır?

Rumuz: oyun oynamak lazım

Yanıt

Merhabalar,

Gerçekten de bu oyuncak meselesi benim de kafamı kurcalayan bir konu.

Bir kere bu kadar çok oyuncağa ihtiyacımız var mı sorusunu her anneye sormak isterim. Oyuncak olmadan çocuk eğitimi eksik mi kalır?

Benim çocuğum yok ama etrafımda bir çocuk ordusu olmaya başladı. Bakıyorum oyuncak denen şey çocuklar oyalansın da biz de kafamızı dinleyelim kabilinden bir şey. Pek çok oyuncak çocuklara bir şey de öğretiyor değil üstelik. Mesele oyuncak endüstrisi halini almış. Bir tüketim objesinden başka bir şey değil. Bu konuda da anne babalar ve hatta çocuklara oyuncaktan başka hediye almayı akıl edemeyen pek çok kişiyi hedef kitle olarak belirlemiş olan bu endüstri en ucuz malzemeyi, en ucuz işgücüne yaptırarak albenili ve büyük hacimde bir üretimi hedefliyor tahmin edersiniz. Sonucu hepimiz biliyoruz.

Şimdi söylenmeyi bırakalım, çözüme odaklanalım.

1. Bence çocuklar oyuncakla değil, oyunla büyümeli. Üstelik çocuklarla birlikte biz büyükler de oyun oynamalıyız. Böyle herkesin birbiriyle oyun oynadığı bir toplulukta sürekli oyuncaklar yapılır, bozulur, yaşamın içindeki her türlü alet edevat oyuncak olur zaten.

2. İlla ki oyuncaksız yapamam, ben seviyorum bu bağzı oyuncakları diyorsanız, çıkış noktamız doğa olmalı. Doğal malzeme, el yapımı ve hemen etrafımızdaki imkanlarla işe başlamalı. Unutmayalım doğada köşeli hiç birşey yoktur, abartılı renkler vardır, ancak enderdirler. Bir çocuğun en sevdiği şey yumuşak ve yuvarlak olandır. Bez bebek, ayıcık, kuzucuk, tahta at gibi. Bunların doğal malzemeden ve el yapımı olanlarını tercih etmelisiniz. Cilasız ahşaptan yapılmış olanlar, yünden örülmüş ve içi pamuk- paçavra ile doldurulmuş hayvancıklar, bez bebekler en iyisi. Bunları yapanlar var, ayrıca nasıl yapacağınızı öğrenebileceğniz rehber kitaplar da. Ama plastik asla! Cilalı ve boyalı olan herhangi bir oyuncak, ahşap olsa dahi asla.

3. Vallahi yapacak vaktim yok demeye devam ediyorsanız, çocuğunuzla birlikte yapın kendi oyuncağınızı. Böylece hem çocuğunuzla vakit geçirmiş olacaksınız, hem birlikte bir şey üretmiş olacaksınız, hem de oyuncak konusunda dışarıya bağımlı olmayacaksınız.

4. Eve gelirken oyuncak getirenlere karşı tavrınızı net bir şekilde ortaya koyun. Karşımdakini kırmayacağım derken evin içi gereksiz bir sürü plastik kamyonla dokuyor. Oyuncak kabul etmediğinizi dünya aleme yayın, namınız alsın yürüsün. Yukarıdaki kriterlere uymayan Oyuncak hediye getirene ” pardon alerjim var” diyerek, oyuncağını geri vermek kabalık değildir, merak etmeyin.

Göz gezdirmekte sonsuz faydalar gördüğüm siteler:

Eğitim Sanatı Dostları Derneği

Gel Oyna Ahşap Oyuncak

Gel Oyna

 

Sor vatandaş sor! Ekolojik yaşamda her soruya beş cevap kampanyası başlıyor!

GÜNEŞİN’E SOR, CEVABINI AL!

Organik ürünler neden bu kadar pahalı? Organik ürünler gerçekten organik mi?, Köyde canınız sıkılmıyor mu?, Buzdolapsız mutfak olur mu?, Evde çöpleri ayırsam ne işe yarar, gittiği yerde hepsi birbirine karışıyor?, Katkılı gıdalar neden zararlı?, Dünyayı ben mi kurtaracağım? Çocuğun karma aşısı geldi, yaptırayım mı?, Cemreler hala düşüyor mu?, Nasıl çiftçi olurum?, Nereden tohum bulurum? Hem yoga yapıp hem et yiyebilir miyim? Akdeniz Fokları yok olsa ne olacak?, Çobanlık trend olmuş, doğru mu? Ben vejeteryan oldum ama annemler bilmiyor, onlara nasıl söylerim?, Yeşil zeytin ile siyah zeytin ağaçları arasındaki 5 fark? Gönüllü çalışasım var ama nerede? Dolunayda saçımı kestirirsem kel mi kalırım?  Homeopati mi dedin? Buyur?!….

Ve daha nice enteresan sorunun cevaplarını bulup buluşturacağız bu köşede.

Soruları hazırlayın, [email protected] adresine yollayın ve bekleyin, artık ne çıkarsa bahtınıza…

Güneşinesor, verdiği cevaplardan mesul değildir.

(Yeşil Gazete)

Yukardan bakmak-sokaktan bakmak!- Ezel Akay

ezel akayHiç helikopterle bu şehrin, İstanbul’un üzerinde uçtunuz mu? Ben yüzlerce kere uçtum. Sinemacıların şansı işte, her yere giderler, ne “göstereceklerini” tespit edebilmek için “meseleyi” her açıdan görmek zorundadırlar! E, paralar da yapımcıdan, gezelim o zaman!

Oralardan bakınca, insanın içinden hemen eline bir dev cetvel, kazma, mala, alıp, çizip-kesip-biçip-kazıp şehri “düzene” sokası geliyor! Yeni 3 boyutlu modelleme programları sayesinde mimari tasarımları şehrin bozuk, dağınık yüzeylerine yerleştirmek, aralarına yollar, parklar, havuzlar, ağaçlar sıralamak çok zevkli. Üstelik böyle şeyler görmemiş, teknolojinin uzağındaki insanlar, izleyiciler için çok şaşırtıcı! Biz ölümlülere bir deha ile karşı karşıya oldukları duygusunu veren bu “modellemeciler” dünyasını anlamak için en iyisi, “şehre havadan bakmak”!

Öyle oluyor! Tüm dünyada, modern şehir planlaması anlayışının üzerinde tartıştığı konu bu “şehre havadan bakmak” alışkanlığının (cazibesinin?) yarattığı problemlerdir. Mimarlar da, belediye memurları da tasarımı ve sonuçlarını hep masalarının üzerine serdikleri çizim taslakları veya haritalara “yukarıdan” bakarak görmeye çalışırlar.

Çift manalı bu bakış, artık “eski moda” sayılmalı! Çağın şehirleri, artık iç içe birkaç şehir, birkaç kültür, yüzlerce demografik eğilimden oluşuyor ve asla temel bir planlama stratejisinin değişik bölgelerde yeniden yorumlanmasıyla planlanamıyor. Bunu yapmaya çalışanlar, şehri kaosa sürüklüyorlar. Halbuki neredeyse her mahalle için farklı planlama modelleri üretip bunları yaratıcı çözümlerle birbirine bağlamaya çalışmak “yukardan bakınca” çok dağınık, ama içinde yaşayanların pek rahat ettiği bir şehir doğurabiliyor. Şehre sokağın içinden bakmak, çok zahmetli ve yöneticiler için büyük zaman kaybı! Doğru! Biz de zaten, o yöneticinin yükünü sırtlanmak, paylaşarak hafifletmek isteyen, yeni nesil bir anlayışın modasının geldiğini düşünüyoruz. Adem-i merkeziyetçi, yeni, cesur bir dünya! (Buradaki adem, “Aadem” gibi okunmuyor, “a-dem” diye çabuk çabuk! Merkezi olmayan, ya da merkezin yokluğu” demek!)

Osmanlı’da nasılmış peki? Padişah varken merkezden hiçbir şey kaçamaz tabii, ama bence “ister istemez” öyleymiş! Ulaşmak zor, haberleşmek zor, teknoloji transferi zor! “Kendi aralarında halletsinler, biz de ara ara gidip vergimiz toplayalım!” sanırım oldukça sık duyulan cümlelerdendi! İstanbul gibi büyük şehirlerde bile yerel ticari-dini-sosyal örgütlenmeler semtlerden semtlere kendine has özelliklere sahipti!

Tabii “Osmanlı Şehirciliği” diye, Max Weber’i gıcık etmek uğruna Bizans-Selçuklu geleneğinin olgunlaşmış bir biçiminden sözetmek gerekir! Sadece cami yapmıyordu, padişahlar, beyler, paşalar! Şehir kendi kendine, camilerde-kiliselerde-havralarda örgütleniyor, çarşılar semtlerin kalbinde yer alıyor, vakıflar mimari bir çeşitlilikle imarethane, hastahane, aşevi, vs. sosyal dayanışma alanları olarak iş görüyor, planlı bir şekilde örgütlüyordu mahalle, semt ve şehirleri… Tüm Türkiye şehirleri, asla birbirlerinden ayırt edilemeyecek kadar benzemeye, yani aleladeleşmeye, başlayana kadar da bu planlar işlevselliklerini korudu.

Unutmamak lazım, şu an dünya şehirlerinde yaşayan 3.5 milyar insan var ve 2050’ye kadar 6 milyar olacak bu sayı! Bence elimizdeki bu 15 milyonluk şehir (ve artıyor!) de, asla ama asla insani bir şekilde tek elden yönetilemez! Bu yepyeni bir durumdur, atalarımız asla böyle bir kalabalık görmedi, bu yüzden asla eski formüller, gelenekler, örf ve adetler işe yaramaz! İnsanlık, hemşehriler, mahalleli buna mutlaka “yeni” çözümler bulmak zorunda!

Düşünün ki artık, iletişim teknolojisinin de sayesinde, 20 kişi bir araya gelip 100 evden oluşan mahallenizi fıstık gibi yönetebilirsiniz! Hem de, eğer meraklıysanız, iktidar arzunuzu bile tatmin edecek bir pozisyonunuz olabilir. Ama birlikte yaşamanızdan kaynaklanan sorunlarınız çözmek için topu başkasına (mesela bir belediye başkanına) atarsanız, en iyi ihtimalle “sıranızı bekleyeceksiniz!”

Bir de aranızdan birine siyaseten gıcık olmuşsa yukardan bakanlar, yandınız! Tutukluluk süresinden beter bir beklemeye hazır olun!

Her zaman bir şeyleri halletmek için zengin veya güçlü olamazsınız. Ama birlikte yaşamaktan kaynaklanan problemlerinizi çözmek için gayet orijinal yollar bulabilirsiniz. E, seçimler de yaklaşıyor! Bu yüzden, “Yukardan Bakanlar” ile aranızdaki mesafeyi koruyun ve de aşağıda onlar için büyükçe bir çukur kazın! Sokağa düşecekler!

Yeter ki “kucağınıza düşsünler!”

Ezel Akay – Evrensel