Ana Sayfa Blog Sayfa 4052

The Ringo Jets’den Gezi direnişini selamlayan klip

theringojets
The Ringo Jets

İstanbullu rock grubu The Ringo Jets‘in ilk albümü bugün raflarda yerini alırken, grup Gezi direnişini selamlayan bir kliple gündeme geldi. Klibi haberimizin sonunda izleyebilirsiniz.

Albümde bulunan “Spring of War” adlı şarkının Youtube ve Vimeo’da yayına konan klibinde grup üyeleri Naber Turk adlı haber kanalında Gezi olaylarını sunarken görülüyorlar. Şarkının sözlerinde “Bizi izole, manipüle ediyorlar, zehirliyorlar ve bu bizi boğuyor” deniyor. Klibin yönetmenliğini Hemi Behmoaras yapmış.

Deniz Agan, Lale Kardeş ve Tarkan Mertoğlu‘ndan oluşan grup, Gezi direnişini selamlayan klipleri hakkında şunları söylüyor:

“The Ringo Jets ilk resmi videolarını Gezi Direnişi kahramanlarına armağan eder…

Naber Turk tabii ki gerçek bir kanal değil; gördükleriniz de gerçek gazeteciler değil… Bu video mizah yollu bir sosyal eleştiriden ibarettir. Dilerdik ki tüm bu beyanatlar ve yaşananlar da bir şaka olsaydı.

Geçen yaz ne olduğunu unutan yoktur herhalde ?

2013, The Ringo Jets adına, yeni bir müzik grubu için oldukça hızlı giriş yaptıkları bir yıl olarak başladı. Milano’da yaptıkları albüm kaydını, daha albüm yayınlanmadan Avrupa’nın en prestijli festivallerinden Primavera Sound’da sahne almaları takip etti.

2013 Mayıs’ı sonunda, İspanya dönüşünde albümlerini yayınlamaya hazırlanan grup daha uçağa binmeden, Taksim’deki olaylardan haberdar olmuştu. Memleketin yakın tarihine damgasını vuran bir gündem varken, her şuurlu insanın yaptığı hareketi yapıp, konserleri ve albüm çıkışını ertelediler.

Gezi Direnişi artık beylik bir slogan dönüşen bir şekilde “bir kaç ağaç meselesi” değil; orantısız polis şiddetine, baskıcı ve “dediğim dedik” bir “demokrasi” anlayışında ısrar eden iktidara, ülke, hatta dünya çağında duyuran bir neslin isyanıydı.

Bugün videosunu yayınladıkları “Spring of War” parçası, albüm Şubat 2013’te kaydedilirken single ya da klip parçası adayı bile değildi. Kaldı ki The Ringo Jets politik görüşlerini ilk elden şarkılarına yansıtan bir grup da değildi. Ama Gezi öyle bir geldi ki, “Spring of War” albümden sıyrıldı ve “ilk benim sıram” dedi. Parçanın noktasına virgülüne dokunmaya gerek yoktu; zaten olduğu haliyle Gezi’den çok evvel durumu özetliyordu: “Bizi izole, manipüle ediyorlar, zehirliyorlar ve bu bizi boğuyor”.

Hal böyleyken albümün ilk klibi olmayı hakkıyla kazanan “Spring of War”u gezi direnişi sırasında hayatını kaybedenlere, sakat kalanlara, yaralananlara, uzunca bir uykudan yeni uyanan ve artık uyanık kalmaya karar verenlere ithaf ediyoruz.”

Albüm ITunes’da bulunabilir.

İşte The Ringo Jets’in Gezi’ye adadığı klip:

(Yeşil Gazete)

Festival filmlerine denetim meclis gündeminde

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün film festivallerinde gösterilecek filmlere bakanlık denetiminden geçme zorunluluğu getirmesi kararı meclis gündemine taşındı. HDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreya Önder, eser işletme belgesiyle ilgili sorularını Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in cevaplaması talebiyle meclise sundu.

Sanatta sansürü belgelemek amacıyla kurulmuş “Siyahbant” oluşumu ve HDP’nin birlikte çalışarak oluşturdukları soru önergesinde, bakanlığın eser işletme belgesi ve filmlerin komisyon iznine tabi tutulması hatırlatılarak şu sorular soruldu:

“Bakanlık tarafından 2002-2014 yılları arasında kaç filme eser işletme belgesi verilmiştir?

Yine bu yıllar arasında Bakanlık tarafından kaç filme eser işletme belgesi verilmemiştir? Bu filmlere Eser İşletme Belgesi verilmemesinin gerekçeleri nelerdir? Bu gerekçeler kendilerine bildirilmiş midir?

Eser İşletme Belgesi hangi ölçütler kullanılarak verilmektedir? Bu ölçütler nasıl ve neye gore oluşturulmuştıu? Söz konusu uygulamanın yasal dayanağı nedir?

Eser işletme belgesi veren komisyon üyeleri kimlerdir? Nasıl seçilmektedir? Komisyon üyelerinin seçiminde hangi ölçütler kullanılmaktadır?

Bir ticari etkinlik olarak sayılmayan festivallerde gösterilecek yerli filmlerin kayıt tescil zorunluluğunun takibi ve zorunluluğu birçok yerli filmin festivallerde gösterilmemesine sebep olacaktır. Yaratılan bu mağduriyeti Bakanlık nasıl gidermeyi düşünmektedir? Kayıt tescil aslında fikir ve sanat eserlerini koruma amaçlı yapılmışken nasıl bu şekilde engelleyici bir mekanizmaya dönüşmektedir?

Bu yazı daha önceki yıllarda festivallere gönderilmiş midir? Gönderilmediyse, neden bu yıl böyle bir yazı gönderme ihtiyacı duyulmuştur?

Eser İşletme Belgesi’nin talep edilmesiyle hükümetin uygun görmediği filmlerin gösteriminin engellenmesi mi amaçlanmaktadır?”

Ne olmuştu?

Geçtiğimiz Ocak ayında, İstanbul Film Festivali yönetimine Kültür ve Turzim Bakanlığı’ndan gelen bir yazıda, film festivali ve şenlik gibi sanatsal etkinliklerde gösterilecek yabancı filmlerin ‘Sanatsal Etkinlikler Komisyonu’ndan izin alındıktan sonra gösterilebileceği belirtilmiş, yerli yapımlar için de kayıt ve tescil belgelerinin tamamlanmış olması zorunluluğu getirilmişti.   Bunun üzerine İstanbul Film Festivali de ‘eser işletme belgesi’ olmayan yerli yapımların festivalde gösterilemeyeceğini duyurmuştu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürü Mesut Cem Erkul konuyla ilgili yaptığı açıklamada uygulamanın sansür olmadığını iddia ederek “festivallere katılacak filmlerin komisyondan olumlu görüş alamaları gerektiğini, yerli filmlerin de kayıt ve tescil olmadan festivallere katılamayacağını” söylemiş, uygulamanın 2004 yılından beri yürürlükte olduğunu savunmuştu. Halbuki söz konusu uygulama 1988 yılında yürürlükten kalktı. 1988 yılında düzenlenen İstanbul Film Festivali’nde sansür kurulunun beş filme sansür istemesi üzerine dönemin juri başkanı Elia Kazan’ın  önderliğinde protestolar yapılmış, dönemin Kültür Bakanı da çıkarttığı kararnameyle film festivallerini sansürden muaf tutmuştu.

(Yeşil Gazete) 

Ballıkayalar’a dokunma, su samurları da özgürce yaşasın!

“Doğa sevgisi ile yola çıkan her dağcı, gittiği yerin sonraki nesillere, kendisinin ilk kez gördüğü andaki gibi kalması için gerekli tüm çabayı gösterecektir.”

Bu sözlerin sahibi dağcı Özgür Kayacık. Ballıkayalar Tabiat Parkı’nın ev sahipliği yaptığı onlarca dağcıdan biri. İstanbul’a kırk dakika uzaklıktaki bu doğa harikası bölge, Türkiye’de sportif amaçlı kaya tırmanışının doğduğu yer, Türkiye’nin ilk kaya tırmanış bahçesi; birçok milli tırmanış sporcusu ve Türkiye’nin en önemli kaya tırmanışçıları yetiştiren bir okul.

Foto: Haldun Aydıngün)
Foto: Haldun Aydıngün

 

Tabiat parkına baraj, 3. köprü otoyolu, seyir terasları 

İlk olarak İstanbullu dağcı Mustafa Aktar ve üç arkadaşı 1972 senesinde kaya tırmanmak amacıyla gelmiş ve ip teknikleri çalışmışlar bölgede. Ardından hem Türkiye’nin hem de dünyanın farklı bölgelerinden pek çok dağcı, kaya tırmanışçısı gelmiş, gelenlerin bir  kısmı yeni rotalar açmış; Doğan Palut’un “Derin Çatlak”ı, Öztürk Kayıkçı’nın “Medya’dan Sonrası”… Bugünlerde Ballıkayalar bambaşka yolların tehdidi altında. İki tehlikeden birincisi: Orman ve Su İşleri Bakanlığı Kocaeli Şube Müdürlüğü’nün ihaleye çıkardığı “yürüyüş yolu” projesi. Bu proje, Kuzey Ormanları Savunması’nın iddiasına göre, kuzey ormanlarını biçmeye devam eden 3. Köprü projesini İstanbul-İzmir Otoyolu’na bağlayan otoyollardan birisi; yani otoban tabiat parkının tam ortasından geçecek. İkinci tehlike ise Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün vadide yapmak istediği baraj.

Yukarıda bahsettiğimiz iki proje Ballıkayalar’ın geleceğinin belirsiz olduğu  anlamına gelse de, 1995 yılında birinci dereceden sit alanı ilan edilmiş bu bölge aslında yıllardır devam eden doğa tahribatının etkilerini taşıyor. 1995’te korunmaya alınmadan önce taş ocağı işletmecilerinin gözünü diktiği tabiat parkının içinden akan dere Gebze organize sanayi sitesinin atıkları yüzünden zehirleniyor, civardaki ağaçlar etraftaki yapılaşmanın artmasıyla günden güne azalıyor. Bir yandan da bölgeye, mutlak koruma alanının taşıyamayacağı kadar çok sayıda insanı bölgeye çekecek seyir teraslar, yollar ve köprüler yapılması gündemde. 9 Aralık’ta Orman ve Su İşleri Kocaeli Şube Müdürü Nevzat Alğan, senede 5 bin ziyaretçinin geldiği Ballıkayalar Tabiat Parkı’na ayda 15 bin kişinin gelmesi için yapılması gerekenlerden bahsediyor örneğin.

ballı-5

Ballıkayalar’ın yerlileri dağcılar park için kolları sıvayınca..

Ballıkayalar Tabiat Parkı’nı olduğu gibi koruyabilmek ve son dönemde görünür olan tehlikeleri engellemek için dağcılar bir araya gelerek change.org’da bir imza kampanyası başlattı. “Ballıkayalar Tabiat Parkı’nda Her Türlü İnsan Tahribatını Azaltın ve Ballıkayalar’ı Koruyun!” başlığıyla yayınlanan kampanyanın örgütleyicisi Özgür Kayacık’a kampanyayı sorduk.

Kayacık, özellikle son 20 senedir, hemen her hafta sonu kaya tırmanıcılarının antrenman için, doğa yürüyüşçülerinin tabiat parkının güzelliğini yaşamak için ve birçok üniversite dağcılık kulübünün kaya tırmanışı eğitimi yapmak için buraya geldiğini söylüyor. “Özellikle dağcılar, İstanbul ve Kocaeli’nin tam arasında Gebze – Tavşanlı Köyü’nde yer alan bu tabiat parkının yerlisi sayılır” diye ekliyor.

Vadiyle ilk tanışmasını ise şöyle anlatıyor Kayacık:

“Ballıkayalar’a ilk 2005 senesinde İstanbul’a taşındıktan sonra gittim. Ününü duyduğum kadar vardı. İstanbul’dan 40 dakikalık mesafede böyle el değmemiş bir güzelliğin olabileceği insanın aklına gelmiyor. Amacımız kaya tırmanmaktı, ama ilk gittiğimizde zamanımızın çoğunu vadide dere boyunca yürüyüş yaparak geçirdik. Bir bahar günüydü ve doğa yeni canlanıyordu. Ben de işten eve, evden işe, kapalı yerlerde yaşamaktan usanmıştım. Güzel bir havada, canlanan doğaya çıkmanın bana ne kadar iyi geldiğini tahmin edersiniz. Kayalara elektriğimizi boşaltıp akşam göl kenarında güzel bir yemek yedikten sonra Ballıkayalar Tabiat Parkı ile tanışmış olduk. Bundan sonra da defalarca kez gittim. Aşık olmamak mümkün değildi. Aradan geçen yıllarda tabiat parkının girişi o ilk günlerdeki el değmemişliğini yitirmişse de vadi içerisi hala ilk günkü güzelliğini koruyor.”

“Gebze sanayi bölgesinin atıkları halen dereyi kirletiyor”

Kayacık, yasal koruma olsa da Gebze sanayi bölgesindeki işletmelerin atık vanalarını dönemsel olarak açtıklarını, onbinlerce yıl içerisinde vadinin oluşmasını sağlayan, vadiyi yaşatan derenin kirlenmesine, içindeki yaşamın ölmesine neden olduğunu söylüyor. “Geceleri Ballıkayalar’da kamp yapan dağcılar, sabah erken saatlerde gölette doğal olmayan köpüklere denk geliyor. Bu saatlerde göletin sakinleri olan ördekler yemek saatleri olmasına karşın gölete girmeyip kenarda bekliyor”

ballıkayalar

Resmi kurumlar sessiz kalırken, doğa savunucuları eylemde

Şimdiye kadar devletin planladığı kuzey otobanı, baraj ve seyir terasları dahil vadiye yapılacak insan müdahaleleriyle ilgili olarak yaptıkları bilgilendirme başvuruları cevapsız kalmış. Yasal hak olan bilgi edinme sürecinin yavaşlığı ve genel olarak sürecin belirsizliği  nedeniyle kasım itibariyle dağcılar somut adımlar atmak üzere harekete geçti, gerisini Kayacık’tan dinleyelim :

“24 Kasım tarihinde bir grup arkadaşım, Ballıkayalar Tabiat Parkı’nda vadi içerisinde, sabahın erken saatlerinde yani yalnızca dağcıların orada olduğu saatlerde ölçüm yapan birileri olduğunu fark etmiş. Ölçümler bütün gün sürmüş, tüm vadi ölçülmüş ve sprey boyalarla işaretlenmişti. Birilerinin tabiat parkı içerisinde, insan etkisini arttıracak birşeyler planladığı açıktı.

Acil tepki koyulması gerektiğine karar verdik. 20 Kasım 2013 tarihinde Ballıkayalar Tabiat Parkı’nın yönetiminin Orman ve Su İşleri’nden Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne geçtiğini biliyorduk. Önce Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’ne dilekçe kampanyası düzenledik. Ancak çalışmalar iktidarın taşeronu olarak gördüğümüz belediye tarafından değil, devletin doğayı korumayla görevli örgütü olan Orman ve Su İşleri Kocaeli Şube Müdürlüğü tarafından yapılmaktaymış.

8 Aralık tarihinde Ballıkayalar’da yaklaşık 100 kişilik bir grup olarak toplandık. Forum havasında geçen toplantımızda doğayı koruma amaçlı STK’ların sözcüleri de bulunmaktaydı. Amacımız idareye, burada yapmayı planladıklarını istemediğimizi duyurabilmekti.

ballı 6

Kampanyanın hedefi Ballıkayalar’ın bir yıllık ziyaretçi sayısı 

İmza kampanyası 8 Aralık tarihli bu toplantıda ortaya atıldı.  Amacımız, Ballıkayalar Tabiat Parkı’nı bizden öncekilerden nasıl teslim aldıysa, aynı şekilde bizden sonrakilere teslim etmek istediğimizi idari otoriteye duyurmaktır. İmza kampanyamızın hedefi olan 5000 kişi de Ballıkayalar Tabiat Parkı’nın bir yıllık ziyaretçi sayısı kadardır. Şu anda imza kampanyamız umduğumuzdan biraz daha yavaş gidiyor olmasına karşın bu sayıya çok yaklaşılmış, doğayı koruma adına Ballıkayalar’ın bir yıllık ziyaretçisi kadar insanın bir araya gelebileceği görülmüştür. “

 

Kayacık’ın verdiği bir bilgi Ballıkayalar’ın tüm canlı türleri için ne kadar önemli olduğunu bir kere daha gösteriyor; “Geçen hafta içerisinde fotokapan yöntemiyle Ballıkayalar’da bir su samurunun yaşadığı görüntülendi. Bu 2002 yılındaki son görsel temastan beri ilkmiş. Elbette bizleri de çok heyecanlandırdı ve kararlılığımızı, umudumuzu perçinledi. Unutulmamalıdır ki Ballıkayalar var olan güzelliğini koruduğu sürece insanlar gelmeyi sürdürecektir.”

su_samuru
Ballıkayalar’da görülmüş olan su samuru
Fotoğraf: Ümit Malkoçoğlu

Su samurunun bir bölgede yaşamasını, doğal dengenin o bölgede sağlıklı işlediğini gösteren bir işaret olduğunu aktarıyor Özgür Kayacık; bu yüzden Ballıkayalar Tabiat Parkı’nı koruma çabasının simgesinin su samuru olması kararını almış dağcılar.

change.org’daki kampanyaya halen imza atabilirsiniz, 4 bin 949 kişinin imzaladığı kampanyanın tamamlanması için 505 kişi daha gerekiyor. İmza kampanyasının bitişiyle birlikte vadi içinde başlatılacak çalışmaları durdurmak için izin iptali davasi açılması öngörülüyor. Yani şubat sonu itibariyle mücadele hukuki zeminde de devam edecek.

Dağcıların gözünden Ballıkayalar

Son sözü dağcılara bırakalım, “Tırmanış” internet sitesinde 7 Ocak’ta yayınlanmış haberde, Türkiye’de dağcılığın önemli isimleri Ballıkayalar’la olan ilişkilerini anlatıyor:

Emre Altoparlak, oğlu Kaan Altoparlak ile beraber vadide (Foto: Emre Altoparlak Arşivi)
Emre Altoparlak, oğlu Kaan Altoparlak ile beraber vadide
(Foto: Emre Altoparlak Arşivi)

Emre Altoparlak: “Ballıkayalar, tabiat parkı olmanın ötesinde, dağcılık ve spor tırmanış tarihimizin kültürel mabedi ve mirasıdır. Son30 sene içerisinde, dağcılık ve spor tırmanış tarihimizde iz bırakmış olanların birçoğu, Ballı ekolünden gelmektedir. İstanbul’lu doğa severler olarak, çoğumuzun ilk kampı veya ilk iple teması mutlaka Ballı’da olmuştur. Artık kültleşen geleneksel ve spor tırmanış rotaları ile dağcılık kültürümüzde Ballı ekolü doğmuş, ilk ve tek olmak üzere bir tırmanış bölgesi kendini okul haline getirmiş ve kendi stili ile anılır olmuştur.”

doğan palut
Doğan Palut, Ballıkalayalar’da açtığı önemli klasik rotalarıdan birisi olan Derin Çatlak rotasını tırmanırken.
(Foto: Doğan Palut Arşivi)

Haldun Aydıngün: “Ballıkayalar’a ilk kez 1978 yılının 29 Ekim’inde geldiğimde, yazın güneyde kurduğum birkaç çadırı saymazsam, doğada ilk kampımı yapıyordum. Benim için, yeni başladığım üniversite yaşamı kadar, aynı gün üyesi olduğum Dağcılık kulübü de, soğuk bir sonbahar gecesinde ince bir bez parçasının altında, yeni edindiğim dostlarla şarap içmenin keyfi de yaşamın unutulmaz deneyimleri arasındaydı. Ertesi gün, yağmur bir ara durduğunda, kayalarda tırmanış yürüyüş arası bir şeyler de yaptık ama benim için Ballıkayalar hep gizemli bir vadi ve inanılmaz güzel bir kamp yeri olarak kaldı. (…)92 yılında ise ilk partnerim İskender Erbil ile Acemi rotasını lider çıktığım bir hafta sonunda, aşağıdaki kalabalığın cayırtısından birbirimizi zor duyar hale gelmiştik. (…)90’ların sonunda ise vadide kurallar tamamen değişmiş, yepyeni ortaya çıkan bir tırmanış camiası müthiş işler yapmaya başlamıştı. Uzun aralıklarla gitmeye, ara sırada tırmanmaya devam ettim. Her gidişimde, birkaç eskiyi saymazsak, neredeyse tüm tırmananların yenilendiğini görüp hayretlere düşüyordum.”

Doğan Palut: “En az on beş yıl oldu; gene tek gitmiştim Ballı’ya, solo; “Daha iyi bir bivak yeri olabilir mi?” diye düşünmüştüm. İki kayanın ortasında korunaklı, tulumu açıp kalıbı dinlendireceğim harika bir yer. (…)

Daima şunu düşünmüşümdür: beni buraya, Ballıkayalar’a bağlayan acaba tırmanış, ya da yeni rotalar açıp tırmanmak mı? Ya da bağımlısı olduğum, sadece buraya has o koku! Doğanın, her sezon, değişik ıtırlarla başımı döndüren o kokusu… Karadeniz, Akdeniz… Ballıkayalar işte! Eşi benzeri olmayan, dünyada tek!

Betonunuz sizin olsun, bu küçük vadi de bizim, yerinizde kalın! Mutluluğumuz, tırmanıcı-kampçı-yürüyüşçü-doğasever nice dostumuzla ortak paydamız, yaşamımız burası, yıllardır. Dokunmayın!”

(Yeşil Gazete)

 

Roşin Çiçek davasında üç müebbet cezası verildi

Güncelleme (17.25)

Cinsel yönelimi nedeniyle ailesi tarafından nefret cinayetiyle öldürülen Roşin Çiçek davasının 9. duruşması sona erdi. Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada amcalara müebbet, babaya ise ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.

Mahkeme heyeti, SPoD ve Lambdaistanbul LGBTİ ile Milletvekili Mahmut Tanal’ın müdahillik başvurusunu “suçtan etkilenmediklerini” öne sürerek reddetti.

Adliyede hak savunucularına saldırı

Duruşma esnasında Roşin Çiçek’in ailesinin üyeleri LGBTİ ve insan hakları aktivistlerine saldırdı.

Saldırıda Kardelen Kadın Derneği’nden Zilan ve SpoD LGBT’den Efe Songun’un yanısıra; Diyarbakır’dan destek için gelen Caner isimli bir kişi de yaralandı. Aile fertleri olayı görüntülemek isteyen basına da saldırdı.

Polisler LGBTİ aktivistlerinin güvenliğini sağlayamayacaklarını öne sürdü. Barikat oluşturarak aktivistleri duruşma salonunun dışarısına çıkardı. Öte yandan Hevî LGBTİ, kendileri dışında Diyarbakırlı 2 LGBTİ’nin de saldırıya uğradığını kaydetti.

Avukat Harika Günay Karataş mahkeme ve polisin tutumuna, “Aile üyeleri üstümüze saldırdı. Nefret her yerde. Kolluk kuvvetleri saldırıya uğramamıza rağmen adliye dışında güvenliğimizi sağlayamayacaklarını söylüyor. Müdahillik taleplerimiz reddedildi. Suçtan zarar görmek için katledilmiş olmak gerekiyor demek ki” sözleriyle tepki gösterdi.

17 yaşındaki Roşin Çiçek, 2 Temmuz 2012’de darp edilmiş, kafasına bir kurşun sıkılarak Elazığ’da yol kenarına bırakılmış ve iki gün sonra ölmüştü.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Roşin Çiçek cinayeti hakkındaki iddianamesinde Roşin’in babası ve amcaları tarafından cinsel yönelimi sebebiyle ve nefret saiki ile öldürüldüğünü belirtti ve sanıkların alt soyu tasarlayarak öldürmeden dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarını talep etti.

Diyarbakır 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmekte olan davanın 10. duruşmasını bugün 10.00’da başlayacağı açıklanmıştı, ardından duruşma 13.30’da kaydırıldı.

roşin-3

“Suçtan doğrudan zarar görenler” müdahillik kampanyası başlatmıştı

Duruşmada LGBT örgütleri bireysel müdahillik talebinde bulunacak. Zira  5 Aralık 2013 tarihinde gerçekleşen son duruşmada, müdahil sıfatıyla katılan ‘Sosyal Politkalar, Cinsel Yönelim ve Cinsiyet Kimliği Çalışmaları Derneği’ (SPoD) nin müdahilliği “suçtan doğrudan zarar görmediği” gerekçesiyle mahkeme tarafından kaldırılmıştı.

KeSKeSoR Diyarbakır LGBTİ Oluşumu duruşma öncesinde mahkemenin heteroseksist ve erkek egemen tavrını protesto etmek ve Roşin Çiçek nezdinde işlenen bu nefret cinayetinden LGBTİ’ler olarak zarar gördüğümüzü göstermek amacıyla davaya bireysel müdahillik kampanyasını başlattı.

Roşin Çiçek’e karşı işlenen suçun bir nefret suçu olduğunu ve bu suçun işlenmesinden tüm LGBTİ’lerin zarar gördüğünü vurgulamak amacıyla Dersim LGBTİ Oluşumu, Dut Ağacı Kolektifi, Hevi LGBTİ İnisiyatifi, KeSKeSoR Diyarbakır LGBTİ Oluşumu, Lambdaistanbul, Morel LGBTİ,  Pembe Caretta, Queer Adana, SPoD LGBTİ, ZeugMadi ve 7Renk LGBTİ Mersin de duruşmaya katılacaklar.

Yanı sıra BDP Eş Başkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, CHP Milletvekili Melda Onur, CHP Milletvekili Mahmut Tanal ile HDP temsilcileri ile İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi, Diyarbakır Barosu Yönetiminden temsilciler de davayı izlemek için mahkemede bulunuyor. 

Avukat Kip: müdahillik talebini zorlayacağız

Yeşil Gazete’nin konuştuğu davanın Lambda İstanbul adına müdahil avukatı Rozerin Seda Kip, “bireysel müdahillik talebini zorlayacaklarını, reddin iptalini talep edeceklerini, davanın temyize gitmesi durumunda müdahillik hakkını kullanmalarını önemli olduğunu” belirtti. Ayıca  CHP milletvekili Mahmut Tanal da davaya müdahillik talebinde bulunacak.

Davayla ilgili olarak, Çiçek’i öldürdükleri iddiasıyla yargılanan üç sanıkla ilgili ağırlaştırılmış müebbet beklediklerini belirten Çip, LGBT örgütleri, kadın örgütleri, ve milletvekillleri tarafından izlenen davanın sonucunda olası saldırılara karşı korumaları gereken insanlar olduğunu sözlerine ekledi.

roşin-2

Sezgin Tanrıkulu: görevini yerine getirmeyen nefret cinayetinin ortağıdır

Bugün duruşma öncesinde CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, yaptığı yazılı bir açıklamayla Roşin Çiçek cinayetinin bir nefret cinayeti olduğunu belirterek kişilerin cinsel yönelimlerinden ötürü uğradıkları hak ihlallerinin hiçbir biçimde kabul edilemeyeceğini ifade etti.

açısından önemli olduğunu ancak lezbiyen, gay, biseksüel ve transeksüel bireylere yönelik baskı ve zorbalığın üstesinden gelinebilmesi için başta insan hakları savunucuları ve siyasetçiler olmak üzere, duyarlı tüm kesimlerin yoğun çaba sarfetmesi gerektiğini vurguladı.

“Başka Roşin Çiçek cinayetlerinin yaşanmaması için başta AKP iktidarı olmak üzere tüm siyaset kurumunun, sivil toplum örgütlerinin, kanaat önderlerinin üstlerine düşen görevi yerine getirmesi lazım. Aksi halde herkes, nefret cinayetlerinin ortağıdır.”

13.30 itibariyle davanın çağrı videosunu aşağıda izleyebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Eşcinsel yasaya madalya ile cevap

0

Soçi’de devam eden Kış Olimpiyat oyunlarında 3,000 metre yarışını kazanan Hollandalı LGBT birey olan Ireen Wüst, Rusya hükümetinin LGBT bireylerin haklarını kısıtlayan yasaya altın madalya kazanarak anlamlı bir cevap verdi.

Ireen Wüst kazandığı altın madalyayı sonrası twitter hesabından bu fotoğrafı paylaştı.
Ireen Wüst kazandığı altın madalyayı sonrası twitter hesabından bu fotoğrafı paylaştı.

Ireen Wüst, Soçi Kış Olimpiyat oyunlarında mücadele eden yedi LGBT birey olduğunu açıklayan sporcular arasında yer alıyor. Ireen Wüst pazar günü 3000 metre sürat pateninde kazandığı altın madalya ile Şoçi Kış Oyunlarında ilk madalya kazanan LBGT sporcu oldu.

Ireen Wüst’ün altın madalya kazanması sonrası Putin yönetimindeki Rusya’da Olimpiyat öncesi çıkarılan eşcinsel karşıtı yasayla ilgili tartışmaları da tekrar gündeme taşıdı.
2009 yılında bir kız arkadaşı olduğunu açıklayan Hollandalı sporcu, Soçi’de kazandığı altın madalya sonrası “17 milyon Hollandalı benim kazanmamı istiyordu. Şimdi üzerimdeki ekstra baskı kayboldu ve daha fazla madalya kazanabilirim” açıklamasında bulundu.
Şoçi Kış Olimpiyatlarının başladığı gün, Rus polisi Moskova ve Petersburg şehirlerinde LGBT bireylerin haklarını savunmak için yapılan gösteri sonrası 14 kişiyi tutuklanmıştı.

Ireen Wüst’ün kazandığı madalya sonrası Rusya hükümetinin çıkardığı LGBT bireylerin haklarını kısıtlayan bu yasaya tepkilerin daha da artması bekleniyor. Yasaya göre, LGBT bireylerin herhangi bir eylem ve protestosu sonrası, protestoya katılanların hapis cezası ile yargılanması mümkün hale getirilmişti.

(Al Jazeera, Yeşil Gazete )

Kuyubaşı fidanlığı için yarın eylem var

Feneryolu’nun tek yeşil alanı Kuyubaşı Fidanlığı, külliye projesi için imara açıldı. Kadıköy Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından, fidanlık arazisinde bulunan 124 yıllık Hacı Mustafa Şevki Efendi Camii’nin hemen bitişiğine dev bir cami daha yapılması planlanıyor. Mahalleliler topladıkları itiraz dilekçelerini yarın Kadıköy belediyesi’ne götürecek.

kuyubaşı

Birkaç ay önce, mahallenin olası deprem durumunda gidebileceği tek yeşil alan olan altı dönümlük Kuyubaşı Fidanlığı’nın etrafı inşaat paravanlarıyla çevrilmiş ve fidanlığın içindeki ağaçlar sökülmüştü. Yeni “inşaat” alanının kapısına, ikinci büyük bir cami ve ilave dini tesisler  yapılacağına dair bir tabela asıldı.

124 yıllık caminin yanına dini tesis

Arazinin üzerindeki 124 yıllık camiinin mevcut eklentileriyle birlikte yenilenmesini ve fidanlığın yeşil alan olarak düzenlenmesini bekleyen mahalleliler ise arazinin imara açılması üzerine imza kampanyası başlatmıştı.

“Feneryolu Tuğlacıbaşı Arazisi Yeşil Kalsın” oluşumu, projenin acil iptal edilmesini talep ediyor: “halka sorulmadan, mevcut yönetmeliğin dışına çıkılarak yapılaşmaya izin verilmiş, halkın yararı gözetilmeden oldu-bittiye getirilmiş, çevreci kentsel talepler dikkate alınmamıştır” diye ekliyorlar.

Yarın saat 13.00’te Kadıköy Belediyesi’nin önünde buluşularak eylem yapılacak ve itiraz dilekçeleri belediyeye teslim edilcek.

Eylem açıklamasının tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

 

10 Şubat 2014

0

İngiltere’de sel felaketi

İngiltere’nin Thames Nehri etrafında ve özellikle de Somerset civarında yaşanan sel baskınları, İngiltere’nin gündeminde. Sele hazırlıksız yakalanan ülkede sorumlu olarak “Çevre Ajansı”nın başındaki Lord Chris Smith’in gösterenler var. Thames Nehri’nin önündeki bariyerlerin zamanında kapatılmasının ise Londra’nın önemli bir kısmını sular altında bırakabilecek daha büyük bir seli engellediği belirtiliyor.

Tayland’da çeltik üreticileri sokakta!

Tayland’da hükümetin geçici karargahı önünde toplanan 1000 kadar çeltik (pirinç) üreticisi köylü, devletin söz verdiği alım desteklerini gerçekleştirmemesini protesto etti. Ülkede uzun süredir devam eden siyasi buhranın, çiftçilerin sokağa çıkmasıyla ağırlaşacağı tahmin ediliyor.

İran, nükleerde işbirliğine hazır

Birleşmiş Milletler Nükleer Ajansı’ndan yapılan açıklamaya göre, İranlı yetkililer nükleer silah ürettikleri konusundaki kuşkuları gidermek için işbirliğine hazır oldukları mesajını iletti.

Cenevre 2’de iktidar-muhalefet görüşmeleri yeniden başlıyor

Suriye’de iktidar ile muhalefet güçleri arasında yeni bir uzlaşma görüşmeleri, bugün Cenevre’de başlıyor. Birleşmiş Milletler arabulucularından Lakhdar Brahimi’nin taraflarla ayrı ayrı gerçekleştireceği süreçte genel izlenim kötümser.

“Göçmenlere kota”, İsviçre’nin AB ile arasını bozdu

İsviçre’nin dün referandumda oylayarak kabul ettiği “Avrupa Birliği’nden göçmen” kotası, AB ile İsviçre arasındaki ilişkilerde krize yol açtı. Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius, referandumdan çıkan sonucun “İsviçre’nin kendi kabuğuna çekilmek istediği” anlamına geldiğini belirterek Avrupa Birliği’nin de İsviçre’yle olan ilişkilerini gözden geçireceğini belirtti.

Kongolu SavaşBeyi hakim karşısında

Kongolu SavaşBeyi Bosco Ntaganda, The Hague’daki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nde hakim karşısına çıktı. Geçtiğimiz yıl Rwanda’da ABD büyükelçiliğine teslim olan Ntaganda, tecavüz ve cinayetten çocuk askerler kullanmaya kadar bir çok suçlamayla karşı karşıya.

Soçi Olimpiyatları’nda 3. gün başladı

Soçi’de düzenlenen 2014 Kış Olimpiyat Oyunları’nda bugün 3. gün. 19. yy’da Soçi’de yaşanan Çerkes kıyımının protestoları, Rusya’da yürürlüğe giren eşcinsel karşıtı kanuni düzenlemeler ve Soçi’deki tesislerin hazır olmadığına dair sosyal medyada yayılan görsellerin gölgeesinde düzenlenen oyunlarda, önümüzdeki günlerde 20 dereceye kadar çıkacağı tahmin edilen hava sıcaklığı da endişe yaratıyor.

(Yeşil Gazete)

 

 

Taksim dayanışması iddianamesi iade edildi

Taksim Dayanışması bileşenlerinden İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu adına avukatlar Arzu Becerik, Ayhan Erdoğan ve Kazım Erkut Güzel tarafından yapılan itirazı yerinde bulan Asliye Ceza Mahkemesi, Dayanışma’nın suç örgütü olarak gösterildiği iddianameyi iade etti.

Taksim Dayanışması temsilcileri hakkında “suç örgütü kurmak” suçlamalarının yer aldığı iddianame Ali Çerkezoğlu’nun avukatlarının itirazı sonucu savcılığa iade edildi.

İddianamede Taksim Dayanışması temsilcilerinden Ali Çerkezoğlu, Mücella Yapıcı, Beyza Metin, Ender İrmek, Haluk Ağabeyoğlu suç işlemek amacıyla örgüt kurmakla, 21 kişi de 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetle suçlanıyordu.

Çerkezoğlu’nun avukatları iddianamenin açıklanmasın ardından Asliye Ceza Mahkemesi’ne yaptıkları itirazda Taksim Dayanışması’nın bir suç örgütü olmadığını, 8 Temmuz günü sadece parka doğru yürürken gözaltına alınan müvekkilleri için 2911’in koşullarının gerçekleşmediğini, “yakalama, gözaltı, ev ve üst arama kararları” iptal edilmişken, iptal edilmiş bir işlemlere dayanılarak dava açılamayacağını belirtti.

(Cumhuriyet/Yeşil Gazete)

 

 

 

 

 

Sendika.org’un haberine göre, itirazı yerinde bulan Asliye Ceza Mahkemesi iddianameyi savcılığa iade etti.

Kampanya işe yaradı, Datça’da asbestli borular değişecek

Muğla Datça’da şehir suyu şebekesinde kullanılan 30 kilometrelik asbestli borunun kaldırılması için change.org sitesinde başlatılan kampanya başarıya ulaştı; 33 bin 122 kişinin imza vermesinin ardından İller Bankası’ndan Datça’da boruların değiştirilmesi için kredi verileceği açıklandı.

Ekran Resmi 2014-02-10 10.34.12.png

“Yetkililere sesimizi birlikte duyurduk”

Konuyla ilgili haftasonu bir toplantı düzenleyen, kampanya düzenleyecisi Özlem Tansal, yerel gazetede gördüğü haberin ardından harekete geçtiğini anlatıyor: “Doğal olarak haberden etkilendim. Çünkü bahsettiğimiz konu, en yaşamsal ihtiyacımız olan su ve havaydı. Asbestin zararlarını bilimsel kaynaklardan araştırdım. Bilirkişilerle konuştum. Aldığım bilgiler hiç de iç açıcı değildi. Asbest, ısıya, aşınmaya, kimyasal maddelere çok dayanıklı, lifli yapıda kanserojen bir mineral. Bu doğal ama kanserojen madde, bilimsel kaynaklardan da araştırılırsa, öldürücü hastalıklara neden olabiliyor. Paniğe gerek yok. Borular çatlayıp kırılmadıkça ya da havadan toz partiküller halinde doğrudan solunmadıkça yaşamsal bir tehlike söz konusu değil. Ancak bahsettiğimiz şey, su şebekesi borusu olduğu için ve yerin altındaki borudan hiçbir zaman emin olamadığımız için elbette ki değiştirilmesi gerekiyor. Ayrıca bu suyla çamaşır yıkıyoruz. Çamaşırlarımız aracılığıyla da asbest solumamız söz konusu. Kış aylarında, Datça’yı sel götürüyor. Kırılan borular, sağlıklı koşullarda değiştirilmezse, tamir edenlere yazık. Asıl tehlikeye onlar maruz kalıyor. Hiç tartışmasız, Avrupa’da 1990’lı yıllarda, bizde ise 2010’da yasalar nezdinde kullanımı ve üretimi yasaklana bu kanserojen madde hayatımızdan çıkmalıdır.”

Herkese, kampanyaya destek oldukları için teşekkür eden Tansal, imzalarının takipçisi olacaklarını da sözlerine ekledi.

2010 yılından beri yasak

Kansere neden olan asbestin üretim, kullanım, piyasa arzı ile asbest içeren eşyaların piyasaya arzı Türkiye’de 31 Aralık 2010 tarihinden beri yasak. Çok iyi bir yalıtkan madde olan asbest çoğunlukla içme suyu boruları başta olmak üzere yapı malzemelerinde ve gemi yapımında kullanılıyor. Asbest solunum ya da içme suyu yoluyla vücuda girdiğinde başta kanser olmak üzere çeşitli hastalıklara yol açıyor.

(DHA/Yeşil Gazete) 

10 Şubat 2014

Hayata Dönüş Operasyonu’nun gizli harekat emiri

Bianet’ten Ayça Sönmez’in haberine göre Türkiye çapında 20 cezaevinde yapılan Hayata Dönüş Operasyonu’nun, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan ve dönemin Jandarma Genel Komutanı Aytaç Yalman imzalı “gizli” ibareli harekat emirleri 14 yıl sonra mahkemeye gönderildi.

Kılıçdaroğlu: “Bu sıradan bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu değil”

CHP’nin MYK ve PM toplantılarında konuşan Kılıçdaroğlu 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili: “Bu sıradan bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu değildir. Uluslararası boyutu olan bir operasyondur. Başbakanın kullandığı tek cümle var, paralel devlet bize operasyon yaptı. Senin bakanlarına rüşveti kim verdi? O genel müdürün evinde o milyon dolarlar niye vardı? Hiç konuşmuyor, bu konulara hiç girmiyor. Soruşturma sırasında savcıya müdahale edilirse, o yargıya müdahale kabul edilir. Bizde bırakın müdahaleyi savcıyı aldılar görevden. Soruşturma sırasında savcının bilgisi dahilinde polisler görevden alınırsa o yargıya müdahale sayılır. Bizde bir iki değil, iki binin üzerinde polis alındı. Yargı kararları uygulanmadı. Yargı kararının uygulanmadığı bir ülkeyiz biz.” dedi.

Aziz Yıldırım: “Fenerbahçe’yi yok etmek için her türlü operasyon yapılıyor.”

2-0’lık Sivasspor deplasman mağlubiyeti üzerine açıklama yapan Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım: “Başka türlü oyunlar oynanıyor. Bir hakemin bu kadar bariz hatalar yapabileceğini düşünmüyorum. Benim yaptığım şeylere şike deniyorsa Türkiye ‘de şike yapmayan takım yoktur. Ben şikeyi kiminle yaptım? Kendilerine hakaret ediyorlar farkında değiller. Herkes kendine çeki düzen versin. Bu kadar mı mantıksız insanlarsınız? Beyinlerinde bir tutulma mı var, bilmiyorum.” dedi.

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu: “İnternet sansürü ifade özgürlüğüne aykırı”

TBB Başkanı Feyzioğlu Cumhurbaşkanı Gül’e internet yasasıyla ilgili mektup gönderdi. Gönderdiği mektupta: “Türkiye Barolar Birliği, internete sansür uygulamasını, katılımcı demokrasiye aykırılığı yanında, başta AİHM ve ülkemizin taraf olduğu diğer uluslararası düzenlemelerde tanımlanmış olan ‘ifade özgürlüğü’ne de aykırı bulmaktadır.” yazdı.

Suriye uçağı sınıra yaklaşınca F-16lar kaldırıldı

Genelkurmay Başkanlığı Suriye ‘ye ait bir adet uçağın Hatay’ın Reyhanlı İlçesi’ndeki Cilvegözü Sınır Kapısı’nın güneyinden sınıra doğru yaklaşması üzerine bölgeye 2 adet F-16 uçağının gönderildiğini, Suriye uçağının sınıra 3.5 deniz mili kala geri dönerek bölgeden uzaklaştığını bildirdi.