Ana Sayfa Blog Sayfa 4040

Uçun kuşlar uçun konferansa

Doğa Derneği’nin İstanbul Kuş Gözlem Topluluğu (İKGT) ile birlikte düzenlediği 16. Türkiye Kuş Konferansı’na bu sene İstanbul ev sahipliği yapıyor. 3. Havalimanı, 3. Köprü, Kanal İstanbul gibi yapılaşma projelerinin tehdidi altındaki kentte gerçekleşecek konferansın teması: “Göç Yolları ve Tehditler: İstanbul Örneği”

İlkbahar göçüyle aynı zamanda gerçekleştirilecek olan konferansta, hem kuş göç yollarını ve önemini kavramak, hem de İstanbul başta olmak üzere bu yollar üzerindeki tehditleri ve koruma stratejilerini tartışmak hedefleniyor.

Konferansa her yıl olduğu gibi bu yıl da, bilim insanları ile kuş gözlemcilerinin yanı sıra, doğa koruma çalışmaları yürüten kişi ve grupların katılması bekleniyor.

haber_190520101356

Son başvuru 21 Mart 

Konferans süresince sunumların yanı sıra, bahar göçü gözlemi ve sosyal etkinlikler de gerçekleştirilecek.

En önemli kuş göç yollarından biri olan İstanbul’un Sarıyer ilçesinde gerçekleşecek konferans “Dünya Göçmen Kuşlar” gününe denk getirilmiş, 9-11 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşecek.

Sunum yapmak isteyenler 21 Mart’a kadar başvurabilir. Başvuru formunu buradan indirebilirsiniz.

(Doğa Derneği/Yeşil Gazete)

Ankara’da arama kararı iptal edildi

Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nin Ankara Valiliği Emniyet Müdürlüğü’nün talebi üzerine altı ilçede 15 gün süreyle kişilerin üstlerinin, özel araçlarının, özel kâğıtlarının ve eşyalarının aranabilmesi kararı, Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kaldırıldı.

images (5)

Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Mehmet Öztunç, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Levent Gök ile Ankara Barosu’nun itirazını değerlendirdikten sonra bu kararı verdi.

Gerekçe: yönetmeliklere aykırı

İtirazları kabul eden Öztunç, polise, Altındağ, Çankaya, Keçiören, Mamak, Yenimahalle ve Pursaklar ilçelerinde 15 gün süreyle kişilerin üstleri, özel araçları,   özel kağıtları ve eşyalarının aranmasına ilişkin 12 Şubat 2014 tarihli Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasına hükmetti.

Kararda, “Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, uluslararası sözleşmeler, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili yönetmeliklere aykırı olarak arama kapsamının, aramanın yapılacağı yerin, geçerli olacağı zaman diliminin çok geniş tutulduğu ve kolluğa çok geniş takdir hakkı tanındığı” ifade edildi.

(CNN Türk)

HDP’li adaylar İstanbul Sözleşmesi’ni imzaladı

Halkın kent yönetimine katılımını hakkını ortaya koyan ve yerel yönetim adaylarının kentlilere karşı sorumlu olmasını amaçlayan İstanbul Sözleşmesini HDP’li adaylar imzaladı.

indir (2)

HDP’nin İstanbul büyükşehir ve ilçe belediye eşbaşkan adayları, İstanbul Hepimizin Platformu’nun hazırladığı “İstanbul Sözleşmesi”ni, “yerel demokrasinin, yerinden ve yerelden yönetimin, demokratik ve özerk yerel yönetim anlayışının gelişmesi adına önemli bir adım olarak “değerlendirdi.

Konuya ilişkin açıklama yapan belediye eşbaşkan adayları,
“İstanbul Sözleşmesi’nin; katılımcılığın lafta kalmadığı bir yerel demokrasi anlayışının, şehir hayatının eşit yurttaşlık anlayışıyla düzenlenmesinin, toplumsal adaletten yana ve çoğulcu bir yerel yönetim yaklaşımının, geçmişin mirası, bugünün hakikatleri ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluklarımızın, çevresel/ekolojik adalet ve sürdürülebilirliğin, kadın eşitliği ve özgürlüğünün temel ilkelerini barındırdığını görüyoruz. Bu özenli çalışmayı yürüten İstanbul Hepimizin Platformu dâhil, tüm halk meclislerini ve yurttaş girişimlerini yerel yönetimlerimizin meşru bileşenleri olarak değerlendiriyoruz” dedi.

HDP’li adaylar sözleşmeyi imzalayarak şu konularda taahhütte bulunmuş oldu:

– Yerel yönetimler, inanç, kimlik, siyaset veya parti ayırmaksızın, bireylerin şehrin yönetimine katılma hakkını kullanılması için gereken araçları yaratır.

– Her düzeydeki şehir yönetimi, dürüstlüğü, şeffaflığı ve hesap verebilirliği sağlamakla yükümlüdür.

– Mali kaynaklara erişim başta olmak üzere, yerel yönetimlerin güçlü ve etkin kılınmaları için gereken anayasal ve yasal düzenlemeler gerçekleştirilir.

– Şehrin bütçesi, tüm aşamalarında İstanbulluların etkin katılımıyla yapılır.

– Konut, sağlık, eğitim, ulaşım, kültüre ve kentin imkanlarına erişim temel insan hakkıdır. İstanbul’da yaşayan herkesin bu haklara en kolay, en az maliyetle ulaşmasını sağlamak yerel yöneticilerin öncelikli görevidir.

– Yerel yönetimler, her türlü afet riskine karşı gerekli eylem planlarını hazırlar; doğacak risk ve zararı en aza indirecek biçimde yürütür.

– Kentsel dönüşüm projeleri, sosyal, kültürel ve yerel doku ele alınarak, mülksüzleştirmeden ve hak sahipliği korunarak, orada yaşayanların katılımıyla ve kimse yerinden edilmeden, birer iyileştirme çalışması olarak gerçekleştirilir.

– Yerel yönetimler şehirde yaşayan çocuk, yaşlı, yaya, bisikletli ve engelli, herkesin dilediği yere zamanında, güvenli ve sağlıklı ulaşımını sağlar.

– Kadınların ayrıma uğramaksızın kamusal alanda özgürce yer alması temel bir haktır. Yerel yönetimler, kadınların adil ve eşit olarak, sosyal, kültürel, kamusal yaşama ve üretime katılması için her türden tedbir ve teşviki, kadınların geniş katılımıyla planlamak ve uygulamakla yükümlüdür.

– Yerel yönetimler, merkezi yönetim ve sivil toplum örgütleriyle birlikte çocukların haklarının korunması, geliştirilmesi, ayrıma uğramaksızın bütün çocukların sağlıklı ve güvenli ortamlarda yaşaması için programlar geliştirir.

– Yöneticiler, şehirdeki bütün kimliklerin, inançların, kültürlerin özgürce yaşanabilmesini sağlamak, her tür ayrımcılıkla ve şiddet ile mücadele etmekle yükümlüdür.

– Yerel yönetimler kent kültürünün yaratıcı ve çok sesli bir şekilde geliştirilmesini sağlar. Kentlilerin ve kâr amacı gütmeyen kurumların önereceği kamusal nitelikli projeleri teşvik eder, sanat eğitimi, üretimi ve sunumunun desteklenmesi amacıyla belediye bütçelerinde pay ayırır.

– Şehri paylaştığımız bütün hayvanların sağlık, barınma ve kaliteli yaşam hakkı vardır. Bu hakkın korunması yerel yönetimlerin temel görevlerindendir.

– İstanbul’un kültürel ve doğal mirası, uluslararası normlara uygun bir bakışla korunur.

– Yönetimler, tarihi bölgeleri, demokratik, bilgiye dayalı, çoğulcu, bütün kültürlere saygılı bir bakışla korumakla yükümlüdür.

– Tarihi miras alanlarındaki yenileme projeleri, tarihi doku ile bölgede yaşayanların sosyo ekonomik gelişimi ve yerinden etmemek başta olmak üzere temel hakları gözetilerek planlanır.

– Yerel yönetimler, İstanbul’un bugününü ve geleceğini doğrudan ilgilendiren denizleri, ormanları, su havzalarını, tarım alanlarını ve tüm canlıları korur. İstanbul’un coğrafyasına müdahale etmez. İstanbul’un varlığını tehdit eden projeleri önler.

– Parklar, limanlar, kıyılar, meydanlar, yeşil alanlar ve askeriyeye ait alanlar gibi, hep birlikte kullandığımız ya da kullanabileceğimiz kamu mülkleri özelleştirilemez, imara açılamaz, korunarak tüm İstanbulluların dinlenme, kültür-sanat ve spor faaliyetlerine vakfedilir.

– Yerel yönetimler, beşeri birikimin değerini bilir, emek, bilgi ve becerinin her yönden gelişimine yatırım yapar.

– Şehrin planları, en geniş katılımla, çoğulcu, çevre-insan dengesini merkezine alan, buluşçu ve bütünlüklü bir bakışla yapılır.

– Planlama, bilgi üretimi, tasarım ve uygulama süreçlerinin birbirini beslediği, izleme ve değerlendirme ile sürekli güncellenen bir yöntemle yapılır.

– Planların izlenmesi ve denetlenmesinde şeffaflık ve hesap verebilirlik esastır.

– İstanbul’u etkileyen her türlü karar, “etki değerlendirme” çalışmaları ile ele alınır ve sonuçları şehirlilerle paylaşılır.

– Yerel yönetimler, ekolojik sürdürülebilirlik ilkesini, bütün plan, proje ve uygulamalarının odağına alır. Bilinçli üretim ve tüketim, geri dönüşüm, yenilenebilir enerji gibi alanlarda gerekli altyapıları hazırlar ve uygular.

(Etha/Yeşil Gazete)

İnternet üzerinden orman nöbeti

0

Maryland Üniversitesi ve Google işbirliğiyle gerçekleştirilen bir veritabanıyla, dünyada yok olan ormanların takibini yapmak mümkün olacak. Neredeyse gerçek zamanlı görsel harita sunan projenin amacı, iş işten geçmeden önce önlem almak.

Dünya Kaynakları Enstitüsü’nün (World Resources Institute), Maryland Üniversitesi ve Google’la ortaklaşa hazırladığı veritabanı Küresel Orman Nöbeti (GFW) ismini taşıyor. 700 bin uydu görüntüsünden oluşturulan dünya haritası üzerinde, özel olarak hazırlanmış bir algoritmayla hangi bölgede orman kaybının olduğu güncel olarak görülebilecek.

Ekran Resmi 2014-02-21 15.48.25.png

12 yılda 2.3 milyon km2 yok oldu 

2000 yılından itibaren toplanmaya başlanan uydu görüntülerinden oluşan sistem,dünyadaki ormanların nasıl bir tehlike altında olduğunu bir kere daha gözler önüne seriyor. Haritaya göre, 2000-2012 yılları arasında 2,3 milyon kilometre kare orman yok oldu.

Nerede, ne kaynaklı tahribat var öğrenilebilecek 

Projenin amacı araştırma kurumları, hükümetler ve bireylere orman tahribatı hakkında güncel bilgiler verebilmek. En çok hangi endüstrilerin orman dokusuna zarar verdiğini ya da belirli yıllar arasındaki artış ve tahribat bilgilerini içeren site şu anda beta aşamasında; yakında orman tahribatı başladığı an kullanıcıya alarm şeklinde haber vermek gibi özellikler de kazanacak.

Türkiye ‘de net orman kaybının 164 bin 222 hektar 
Küresel Orman Takip ve Uyarı Sistemi verilerine göre Türkiye, son 12 yılda 164 bin 222 hektar ormanını kaybetti. Bu alan Kilis büyüklüğünde bir alan. En çok orman kaybının olduğu iller Antalya ve İstanbul oldu.

Ekran Resmi 2014-02-26 12.53.41.png

Veri tabanı, ormanlaştırma verilerini de sunuyor. Buna göre yine son 12 yılda Türkiye’de 178 bin 349 alan ormanlaştırılmış. 342 bin 571 hektarlık orman alanında bu sayıyı çıkarınca net orman kaybı 164 bin 222 hektar olarak gözüküyor.

Haritada, ormanların dünya çapında, özellikle yüksek tür çeşitliliğine sahip Brezilya, Güneydoğu Asya ve Orta Afrika’daki ormanların zaman içindeki  kaybı da görülüyor.

Siteye şuradan ulaşabilirsiniz.

Projenin tanıtım videosu:

(Yeşil Gazete) 

Tarlataban’dan Gezi bostancılarına davet var!

0

Boğaziçi’nde doğayla dost tarım için iki yıldır harıl harıl çalışan ‘Tarlataban’ kolektifi, Boğaziçi’ndeki tarlayı ve serayı Gezi bostancılarına açıyor.Bahar yaklaşırken fidelerini çimlendirecek sıcak bir yeri olmayan bostancılar, Tarlataban’ın serasını kullanabilecek.

1904018_818153014868163_2056949800_n

“Hem tanışalım hem paylaşalım”

Davet metni şöyle:
“Tarlataban’ın iki yıldır hayalini kurduğu kent bostanları Gezi’den bu yana birer ikişer doğarken, yeni bostancı kardeşlerimizle hala tanışamamış olmamız içimize dert olmuştu. Ancak bu derdi aşmanın bir yolunu bulduk. Bizim elimizde binlerce fide yetiştirebileceğimiz kocaman bir sera var. Atalık tohumlarını bahar döneminde çimlendirecek yeri olmayan seracılarla bu yeri paylaşma istiyoruz. Tohumları getirin bostanları yeşillendirelim hep beraber. “

1964865_818150214868443_1195396587_n

Martta fideleme başlayacak 

Kolektiften Çiğdem Artık, Boğaziçi’deki tarlanın içinde bulunan 250 metrekarelik seranın fideleme işlemi için yeterli büyüklüğe sahip olduğunu söylüyor. “Kuzguncuk ve Üsküdar’daki bostanları biliyoruz. Kurulan işgal evlerinden de gerilla bahçecilik yapılmaya başlandı. Bizimle beraber şu anda dört beş tane bostan var yani, hepsini davet ediyoruz.” diyor Çiğdem.

Okulun kendilerine sağladığı seranın sıcaklığını ayarlamakla uğraşıyorlar bugünlerde. Mart ortasında fideleme başlayacak. Tohumları olanların şimdiden getirmesinin iyi olacağını belirtiyor.

Tarlataban’daki meyve ve sebzeler

Tarlataban tarlasında şu anda bakla ve marul pazı gibi yeşillikler var. Yazın domates, biber, mısır, patlıcani balkabağı gibi mevsimlik meyve sebze ekiliyor. Bu seneden itibaren civanperçemi gibi şifalı bitkileri de ekmeye başlayacaklar.

TARAL

Kolektif her Pazar Boğaziçi’ndeki alanlarında buluşuyor.

Adres şöyle:

Hisarüstü’nden Gelecekler için:
Okulun içinden Bebek’e inen yolda Hülya Atölyesini geçtikten sonra ilk sola virajı dönerken sağda bir demir kapı ve ardında bir patika var. Bu patikayı takip ederseniz sonunda kendinizi tarlada bulursunuz.

Bebek’ten Gelecekler için:
Okulun giriş kapısının 10-15mt. gerisinde (Ortaköy’e doğru) garaj kapısı gibi bir kapı var, buradan içeri girip yukarı doğru yürümeniz gerekiyor. Sağınızda bir apartman olacak, onu geçin, yürümeye devam edin. Ağaç dallarının arasından ağaçlık alana doğru giden bir yol ve o yolun sonunda demir bir kapı var. Bu kapıdan girdiğinizde tarladasınız.

(Yeşil Gazete)

Fener-Balat’ta acele kamulaştırma iptal edildi

Danıştay, Fatih Belediyesi’nin Fener Balat’ta dört mahallede planladığı kentsel dönüşüm için çıkarttığı acele kamulaştırma kararını durdurdu. Gerekçe:  ‘Acele kamulaştırma savaş gibi olaganüstü durumlarda kullanılır.

490-316

Radikal’den Elif İnce‘nin haberine göre; ‘Fener Balat Ayvansaray Mülk Sahipleri ve Kiracılarının Haklarını Koruma Derneği’ adına 2012 Eylül’de açılan davada Danıştay, Fener Balat’ta kentsel dönüşüm yapılmak üzere dört mahallede,  Tahta Minare, Molla Aşkı, Balat Karabaş ve Atik Mustafa Paşa’da, çıkartılan acele kamulaştırma kararını gerekçesiz bularak yürütmesini durdurdu.

Danıştay 6. Dairesi, ‘acele kamulaştırmanın savaş gibi olağanüstü durumlarda uygulanacak bir yöntem olduğunu, Fatih Belediyesi’nin ‘yenileme projesi’nin bütün mahallede uygulanacak acele kamulaştırmaya gerekçe teşkil edemeyeceğini’ belirtti.

Mahkeme: acele kamulaştırma için gerekçe yok

Davalı Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı ve Fatih Belediyesi acele kamulaştırma kararını savunarak yenileme projesinin “hızlıca sonuçlandırılmasının” amaçlandığını, “bölgenin tarihi niteliğininin korunmaya ve yeniden ortaya çıkartılmaya çalışıldığını” öne sürdü.
Anayasa’nın 35. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gereğince mülkiyet hakkının korunduğunu belirten Danıştay ise 16 Aralık 2013’te oybirliğiyle verdiği kararda davalı idarelerin itirazlarını yerinde bulmayarak “yenileme alanındaki bütün taşınmazları kapsayan soyut nitelikte bir karar” alındığına, Fatih Belediyesi’nce “herhangi bir somut inceleme yapılmadığına” ve “kamulaştırmada acelelik hali bulunduğu yolunda herhangi bir gerekçe sunulmadığına”, “davacının mülkiyet hakkından yoksun bırakılmasına neden teşkil edebilecek şartların yerine getirilmediğine” ve “kamu yararının somut olarak ortaya konulamadığına” karar verdi.

Danıştay 6. Dairesi, mahalle sınırlarında yer alan Plato Meslek Yüksek Okulu hakkındaki acele kamulaştırma kararının yürütmesini de 2013’te aynı gerekçeyle durdurmuştu.

Atalay: Tarlabaşı için örnek karar olabilir

Davanın avukatı Can Atalay, “İdarenin yenileme alanlarında hiç bir gerekçe göstermeksizin, kamu yararına uygunluğunu ortaya koymaksızın yürüttüğü acele kamulaştırma işlemlerinin hukuksuzluğunu ortaya koyar nitelikte bir karar. Yıkılmış olan Sulukule için bu kararın an itibariyle bir anlamı olamayabilir ancak Tarlabaşı’ndaki yurttaşlar açısından da muhatap oldukları acele kamulaştırma işlemleri açısından önemli” dedi.

Ne olmuştu?

Fatih Belediyesi’nin GAP İnşaat’la ortaklaşa yürüttüğü proje kapsamında UNESCO’nun tarihi miras listesinde yer alan ve İstanbul’un en eski yerleşim alanlarından Fener-Balat’ın Tahta Minare, Molla Aşkı, Balat Karabaş ve Atik Mustafa Paşa mahalleleri 5366 sayılı kanun kapsamında ‘yenileme alanı’ ilan edilmiş, tarihi binaların çoğunun yanlızca cephesi ayakta kalacak şekilde yıkılması planlanmıştı. 278 bin metrekarelik alanda butik otel, rezidans ve ofis yapılmasını öngören avan proje, 2012’de ‘hukuka, kamu yararına, şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına’ uygun bulunmayarak İstanbul 5. İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi. 2013 Mayıs’ta İstanbul 1. İdare Mahkemesi bölgenin sosyal yapısını değiştirerek mevcut nüfusu yerinden edeceğini belirttiği imar planları hakkında yürütmeyi durdurma kararı verdi.

(Radikal/Yeşil Gazete)

‘Yeşiller ve Sol Gelecek’ Anadil Günü’nü kutluyor

‘Yeşiller ve Sol Gelecek’ Partisi, 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nde çok dilli internet sitesini yayına soktu.

anadil

İlk aşamada partinin ‘Umudu Büyütüyoruz‘ metni 22 dile çevrildi. Bu diller arasında Türkiye Halklarının konuştuğu
Adigece, Arapça, Arnavutça, Boşnakça, Ermenice, Gürcüce, Kürtçe,Lazca ve Yunanca bulunuyor. Yanı sıra, Almanca, İngilizce, Macarca, Felemenkçe,Lehçe,Japonca ve Farsça gibi dünya dillerinde de metni okumak mümkün olacak.

Türkiye’de bir siyasi partinin ilk defa yaptığı çok dilli uygulamayla ilgili olarak Yeşiller ve Sol Gelecek şöyle diyor:

“Bu site, temsil ettiğimiz çoğulculuk ve enternasyonalizmin büyük bir ifadesi, ve Türkiye’de bir siyasi parti için istisnasız bir ilk. Yapımında partili akadaşlardan ve Avrupa’nın bir çok yerindeki Yeşillerden çok kişinin çok emeği geçti.”

İnternet sitesi üç dilde yayında olacak

Yeşiller ve Sol Gelecek, Kaberdeyce, Zazaca, Romani, Süryanice ve başka Türkiye dillerinin de siteye eklenebilmesi için gönüllü katkılara açık olduklarını ekliyor.

Yakında basın açıklamalarına ve partiyle  bilgilere İngilizce uzantılı siteden ulaşmak da mümkün olacak. Bir sonraki hedef Kürtçe için de benzer bir uzantı hazırlanması ve sitenin üç dilli devam etmesi.

(Yeşil Gazete)

 

Hafta sonu kimseye söz vermeyin! !f ² başlıyor

!f İstanbul film festivalinin son üç gününde !f ² heyecanı Anadolu’nun farklı illerinde ve ülke sınırlarını aşarak sinemaseverlere ulaşmayı amaçlıyor.

ifkare

!f  İstanbul Festivalin  21-22-23 Şubat’ta, İstanbul ile eşzamanlı gösterilecek beş film, İstanbul’daki izleyicilerle aynı anda Anadolu’da 26 şehrin yanı sıra Lefkoşa, Gümrü, Erivan, Kudüs ve Ramallah’daki izleyicilerle buluşacak. Gösterimlerin ücretsiz yapılacağı  !f ² etkinliği, farklı şehirlerde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının katkılarıyla gerçekleştiriliyor.

MUBI ve  !f ²’ nin ortaklaşa çalışarak, organize ettiği film gösterimlerinde beş farklı film farklı şehirlerde aynı anda izlenebilecek.  !f ² için seçilen beş film, festivalin son üç günü olan 21-22-23 Şubat’ta, internet üzerinden ortak şehirlerde izleyicilerle buluşacak.

!f ² Programı

21 Şubat Cuma

Miele / Bal Saat: 19:00

İtalya&Fransa ortak yapımı Miele / Bal filmi ile !f2 heyecanı başlayacak.

Irene  ölümcül hastaların acısız ve çabukça ölmelerine yardım eden “onlara” göre bir melek. İnsanlar ölürken acılarına son veren ve yanı başlarında son yolculuklarına uğurlayan kişi  Irene’dir. İşi gereği duygularını gizlemeyi başaran  Irene,  yaşlı, ve bir o kadar da karizmatik bir mimarla tanıştığındaysa her şey allak bullak oluyor. Kapısına ölmek için gelen mimarın hayata tutunması için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Yaşamak ile ölüm arasındaki ince çizgiyi test ederek anlatmayı başarmış bir yapım.

22 Şubat Cumartesi

Cumartesi günü  !f ² gösterimlerini belgesellere ayırmış. 2 farklı konuda belgesel sinemaseverlere buluşacak. Gösterimler sonrası ile belgesellerin yapımcı ve yönetmenleriyle gerçekleştirilecek sohbete tüm izleyiciler sorularıyla katılabilecek.

 Alleine Tanzen / Tek Başına Dans (Belgesel) Saat : 13:00

 Yönetmenimiz Biene Pilavcı, 12 yaşında gördüğü şiddetin çok fazla olduğuna karar vermiş, bir çocuk yurduna yerleştirmiş kendisini. Sonra 33 yaşında, yaşanan ama hiç dile getirilmeyenlerin zehriyle yola devam etmek istemediğini anladığı bir zamanda, kamerasıyla ailesine geri dönüyor.

Everyday Rebellion / Her Gün İsyan  Saat :15:30

Dünyadaki yaratıcı ve barışçıl direniş biçimlerinin ve sivil itaatsizliğin izinden giden Her Gün İsyan, bu ne doğuracağı belli olmayan zamanlarda bir umut ışığı gibi. New York’taki ‘Occupy’ hareketinden İspanya’daki ‘Indignados’a, oradan Mısır’daki Arap Baharı’na, Suriye’nin isyanına ve kısaca Taksim’e uğrayan bu şiir gibi belgesel, bugünün dünyasındaki tüm isyan hareketlerinin birbirine bağlı ve hatta tek olarak görülebileceğini hatırlatıyor.

Son dönemde sokaklardaki hak arayışlarını daha iyi algılayabilmek için izlenmesi gereken bir çalışma..

23 Şubat Pazar

Pelo Malo / Kıvırcık Saç   Saat :13:00

Toplu konutlarda annesi ve küçük kardeşiyle yaşayan 9 yaşındaki Junior ve iki çocuğuyla birlikte yaşamını sürdürmeye çalışan annesinin hayatları, uzayıp kısalmadan ama gitgide gerilen bir çizgide devam etmektedir. Junior’ın hayali, kıvırcık saçlarını düzleştirip dans kostümünü giymek ve kafasındaki fotoğrafı çektirmek. İş bulma bürolarında gezinen annesininki ise, hak ettiğini düşündüğü bir işte çalışmak.  Annenin, oğlunu kendi istediklerine göre yetiştirme çabası sonrası oğlu ile yaşadığı çekişmeleri konu alan başarılı bir yapım.

Gabrielle /Gabrielle  Saat :15:30

 Gabrielle, Williams sendromuna sahip, neşeyle parlayan 25 yaşındaki genç bir kadın. Genetik sendromu zihinsel gelişimini yavaşlatsa da, ona sıcakkanlılığını ve müzikal yeteneğini bahşediyor. Gabrielle bir bakım evinde arkadaşlarıyla birlikte kalıyor; aşkı Martin de burada yaşıyor. Ancak Martin ve Gabrielle birbirlerine karşı hissettiklerini fiziksel olarak da paylaşmak istediklerinde, içinde yaşadıkları evin kurallarına çarpıveriyorlar. Masumiyet, bağımsızlık ve cinsel özgürlük temaları arasında tatlı bir ritimle dans ederken, yılın en ahenk dolu aşk hikâyelerinden birini de anlatmış oluyor

Film gösterimlerinin yeri ve zamanını burada bulabilirsiniz

 (!f İstanbul, Yeşil Gazete )

 

Greenpeace’den ‘kirli’ eylem

Almanya ve Fransa’nın ortak düzenlediği bakanlar kurulu toplantısı öncesi Greenpeace ‘ağır’ ve ‘kirli’ bir eyleme imza attı. Aktivistler, görüşmelerin yapılacağı Elysee Sarayı’nın önüne beş ton kömür yığdı.

61e1b21dc33d786d2a32168dd1ff8a1b306a0fbddb8e42be829f816abdb89f3c

Geçtiğimiz çarşamba gerçekleştirilen kömür eylemi, Avrupa’nın br an önce sürdürülebilir enerji politikalarına öncelik vermesi amacını taşıyor.

Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Almanya Şansöylesi Angela Merkel‘in toplantısının ardından  sarayın önüne gelen eylemciler, Almanya’da halen kullanılan kömürü sarayın kapısına yığdı, üzerine de Fransa kıyılarından alınmış kirli su döktüler.

Greenpeace,Avrupa Birliği ülkelerinin 2030 yılına kadar enerjisininin yüzde 45 ini rüzgar ve güneş gibi sürdürülebilir kaynaklardan sağlamasını talep ediyor. Avrupa Komisyonu, 2030 üçün sürdürülebilir enerji hedefini yüzde 27 olarak belirlemişti.

(Yeşil Gazete)

 

Dil kırımına direnen dil – Sara Aktaş

sara aktaş“Dil varlığın heybesidir” der Heidegger. İnsanın ait olduğu varoluşun, kökenin, özün en çarpıcı ifadesidir. İnsan anadiliyle doğar. Onunla sadece kendisini ifade etmez, dahası onunla var olur. Dil olmadan varlık başka bir şeye dönüşür. Kendisi olmaktan çıkar, benliğinden kopar. Öyle ki bir dili yok etmek bir halkı ve varlığını yok etmekle eşdeğerdir. Kanımca Sartre’ın anavatanını Fransa değil de Fransızca olarak ilan etmesinin anlamı tam da bu açıdan oldukça önemlidir.

Bundandır ki tüm iktidarların asimilasyonist politikacılarının öncelikli uygulamalarının başında dil kırım politikaları gelmiştir genellikle. Bundaki temel amaç dilsiz, davasız, kendi köklerinden kopmuş, kendi köküne dair istem ve iradesi olmayan nesiller yaratmaktır. Böylelikle kimse onların zulmünü sorgulamayacak, onların densizliklerine “dur” demeyecektir. Bu vesileyle çoklu bir etnik, dil ve kültürel yapısına sahip olan Osmanlı İmparatorluğunun kalıntıları üzerinde kurulan Cumhuriyet temellerinin “Türkleştirilmiş”, “Homojenleştirilmiş” bir toplum yaratmak ve bunun için gerekli her türlü vahşeti uygulamak üzerine kurulmasının da bu politikalardan kopuk olmadığının altını çizmekte fayda olduğunu belirtmeliyim. Bu politikalara bağlı olarak başta Kürtler olmak üzere toplumun tüm dil ve kültür zenginliğinin inkar edilip ortadan kaldırılmak istendiği de artık sır olmaktan çıkmıştır. Üstelik bu resmi politika akıl almaz yöntemlerle sokaklarda bile Kürtçe’yi yasaklamaya, karşı çıkanları ise zorbaca çeşitli biçimlerde yok etmeye varan bir nitelik kazandırmıştır. Kürtlerin bir halk olduğunu, bir tarihi dili ve kültürü bulunduğunu söylemek bile en ağır suç olarak kabul edilmiştir. 12 Eylül askeri darbesiyle bu politikalar yasa hükümlerine bağlanıp “Vatandaş Türkçe konuş, çok konuş” zihniyetiyle topluma dayatılmıştır. Geçmişten günümüze Kürtçeye vurulan bu yasaklama zincirlerinden dolayı yaşanan trajedileri burada aktarmak mümkün olmasa da, dilimize ve varlığımıza vurulmak istenen zincirleri kuralınca taşımadığımız, dahası reddettiğimiz açıktır.

Belirtmeliyim ki iktidar güçlerinin tüm kıyıcılığına ve barbar imha politikalarına karşın yasaklanmış, dilimizin her bir sözcüğü için verdiğimiz bedel ve canlarla, esasında varlığımızı savunduğumuz hala süren bu var olma direnişinin her anında capcanlıdır. Bunu belirtirken anadilini konuşmak için ezilen, sömürülen, hapsedilen yetmiyor işkencelerden geçirilip infaz edilen milyonlarca insandan bahsediyorum. Dilsizliğe ve yokluğa mahkûm edildiğinde, kimliği yok sayıldığında, çocukluğun en muhteşem manzarasını saklar gibi bu dili ruhunda saklayan bir halktan bahsediyorum. Ve hiç kuşkusuz bu halk anadilini özgürce konuşmak, kendi dilinde eğitim görmek, yazmak, okumak, kendini savunmak, kültürünü yaratmak ve geleceğe aktarmak için, yani en insani ve onurlu talepler için bunca zulme maruz kalmayı göze almıştır. En acımasız, zalimane, en rezilce uygulamalara karşı koymuştur. Özcesi dökülen onca kan ve can izine rağmen dilinden koparılmanın bir yokluğa, bir köksüzlüğe mahkumiyet olduğunu çoktandır farkındadır Kürtler. Bundandır ki devletin bahşettiğinden fazlasını ve kendine ait olanı istedikçe “bölücü” olarak damgalanmıştır. Anadilde eğitim hakkını istemekle “şeytana uymakla” suçlanmıştır. Mahkemelerde kendi dilinde savunma yapınca “Bilinmeyen bir dille” konuşmakla itham edilmiştir. Nihayetinde ise dil kırım politikalarının incelikli bir devamı olarak anadilini mahkemelerde para karşılığında bir tercüman aracılığıyla konuşmaya mahkum edilmek istenmiştir. Diğer taraftan ortada bir hakikat var; kendi benliğinden kopartılıp her defasında farklı bir kalıba sokulmaya çalışılan bu halkın gösterdiği direnme azmi ve iradesi karşısında tüm bu yasakların ve baskıların artık bir hükmü kalmamıştır.

Sonuç olarak belirtmeliyim ki bu dil üzerindeki yüz yıllık baskılara, hayatın her alanında yok sayılmasına ve tüm ölümlerden ölüm beğen dayatmalarına rağmen bugüne kadar kendini yaşatma ve direnme gücünü göstermiştir. Tam da bu nedenle 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle de hiçbir dilin zalimlikle, zorbaca yok edilemeyeceğini, herkesin anadilinin herkesin varlığını ifade ettiğini tekrar hatırlatmak isterim.

Sara Aktaş – Özgür Gündem