Ana Sayfa Blog Sayfa 4041

Neleri unutmamızı istiyorsunuz? -Yetvart Danzikyan

yetvart danzikyanŞu konuda anlaşmak çok zor herhalde: Tamam, anladık paralel devlet var. Ama mesele şu: Biz bunu zaten biliyoruz. Yıllarca bunu söyledik, söylediler. Cemaat’in devlet içinde çok güçlendiğini, bütün kritik operasyonları bu grubun yaptığını, yargı-emniyet eliyle yürütülen kimi operasyonların insanların hayatını kararttığını, yetmiyormuş gibi büyük bir medya gücüyle insanların daha yargılanmadan mahkûm edildiğini, bu duruma itiraz edenlerin darbeci olarak yaftalandığını… Yaratılan o iklime rağmen… Söyledik ve söylendi bunlar.

Yani AKP ve medyasının, ‘biz’ diyebileceğim bir grubu ‘paralel devlet’in var olduğuna ikna etmeye çalışması epey saçma. Çünkü yıllar, bizim ya da bazı insanların AKP çevrelerini buna ikna etmeye çalışmasıyla geçti. Bilhassa Ahmet Şık ve Nedim Şener gözaltına alınıp tutuklandığında, Hanefi Avcı operasyonu yürütüldüğünde, Türkan Saylan itibarsızlaştırılmaya çalışıldığında. Ve hayır efendim, bu kadar değil: Roboski katliamının hemen öncesinde TSK’nın PKK’lıların sınırdan geçişine kasten izin verdiği haberleri AKP ve Cemaat gazetelerini boy boy kapladığında, KCK operasyonları hızlanmışken şimdi paralel devlete savaş açanlar “AKP siyaseti PKK gölgesinden kurtarmaya çalışıyor, iyilik yapıyor, neye itiraz ediyorsunuz?” yazıları döşendiğinde. Bunlar hep söylendi. Üstelik, –belli bir çevre adına konuşacağım– gayet edepliydik, şimdilerde AKP medyasının yaptığının tersine…

Dolayısıyla, eyyy AKP, bizi paralel devletin varlığına ikna etmeye çalışma. Biliyoruz zaten. İkna olmayan sizdiniz. Daha doğrusu, meseleyi bilen ama bilmeze yatan sizdiniz. “Canım, sana ne oluyor, AKP’nin derdi seni değil seçmeni ikna etmek” diyen çıkabilir. Öyledir muhtemelen ama seçmenin de Cemaat’ten yeni haberdar olduğunu düşünecek kadar saf değilsiniz umarım. Sonuçta olan şu: Mevcut durumda zaten bilinen bir meseleyi öne sürerek bazı meseleleri unutmamız, görmezden gelmemiz isteniyor. Nedir bunlar?

Efendim, mesela şu çürümüş ilişki ağını görmeyelimmiş. Hani o büyük kendine güven ve kibir sayesinde, muhtemelen “Kimse bize dokunamaz, medya, şu, bu her şey elimizde” rahatlığıyla bakanların ve bakan çocuklarının büyük ama çok büyük paralarla oynadığı, bir bakan çocuğunu evinden üç-beş kuruş, pardon bir trilyon liranın çıktığı, hükümete yakın vakıflar üzerinden büyük para transferlerinin yapıldığı yapıyı görmeyelim ya da önemsemeyelim, öyle mi?

Rant ekonomisi ile yeni bir zümreye tüm yolların,i imkânların açıldığı, sorgulanmaz/hesap vermez bir inşaatçılık ve projecilikle doğal ve kültürel dokunun tahrip edildiği, ‘kentsel dönüşüm’ adı altında meydanların, semtlerin bölge sakinlerinden koparılıp sterilleştirildiği, bu ihalelerin yine malum şahıslara gittiği yapıyı görmeyelim, görmezden gelelim mesela.

‘Üçüncü Havalimanı’ diye kutsal bir tabu yaratıldığını, buna itiraz etmenin ülkeye ihanetle eşdeğer tutulduğunu, neye yarayacağı son derece şüpheli bu havalimanı için İstanbul’un doğal dokusunun büyük ölçüde tahrip edileceğini de görmeyelim, unutalım, itiraz etmeyelim. Çünkü, efendime söyleyeyim, paralel yapı var.

‘Üçüncü Köprü’ diye bir başka kutsal tabu daha yaratıldığını, buna itiraz etmenin de ülkeye ihanetle eşdeğer tutulduğunu, yine bu ne işe yarayacağı son derece şüpheli köprü sayesinde kuzey ormanlarının mahvolacağını da görmeyelim, bilmeyelim, buna itiraz etmeyelim.

Bu ihalelerin verildiği şirketlerin fevkalade müsaadeye mazhar olduğunu, bunlara kredi vb. konularda kamu bankalarının hayli cömert davrandığını, bu hizmet karşılığında bu şirketlerin de iktidara ‘tamamen’ bağlı bir medya oluşması için ellerini ceplerine attığını da görmeyelim, bilmeyelim, bu tabloyu içimize sindirelim. Çünkü neden? Paralel devlet var.

Bütün bu haltları duymamamız için, sadece buna özel, yeni bir internet yasası çıkarıldığını, böylece bu tip haberleri yayınlayan sayfaların saatler içinde, bir devlet dairesinin müdürünün emriyle kapatılacağını da bilmeyelim. Bilsek bile buna itiraz etmeyelim. Hatta sevinelim.

Hükümetin bütün bu yolsuzluk davalarından sıyrılmak için HSYK’yı neredeyse tamamen Adalet Bakanı’na bağlamasına da takılmayalım canım. Ne var? Evet, Başbakan daha birkaç ay önce “Millet yargıya el koydu” demiş olabilir, 2010 referandumunu kastederek. E demek ki tam el konmamış, bazı yerler eksik kalmış. O eksikleri kapatıyor işte, neye itiraz edeceğiz ki? Bu meseleye de takılmayalım.

Başbakan’ın sürekli yalan söylemesine de takılmayalım mesela. “Camide içki içtiler” yalanı, keza “Türbanlı bacımızı linç ettiler” yalanı… Bu son derece tehlikeli yalanlara da takılmayalım elbette. Çünkü neden? Geziciler ile paralel devletin patronu aynıymış. Bu yalanı da sindirelim efendim, çünkü paralel devlet var. Sonra maazallah…

Gezi boyunca yedi kişinin bu Başbakan ve bu AKP’nin yarattığı iklim sayesinde öldürüldüğünü de unutalım mesela. Yüzlerce kişinin polisin çığırından çıkmasıyla yaralandığını. Berkin Elvan’ın hâlâ uyuduğunu. Oğlunun acısına dayanamayan bir annenin kalp krizi geçirerek öldüğünü de unutalım keza. Ali İsmail Korkmaz’ın dövülerek öldürüldüğünü, davasının karambole getirilmesi için türlü dolaplar çevrildiğini.

Hrant Dink cinayeti davasının önüne hangi perdelerin çekildiğini. Cinayete bir şekilde bulaşanların nasıl da terfi ettirildiğini. Ve nasıl bir tesadüfse, bu yolsuzluk soruşturmasının yargılanması istenen ‘kamu görevlileri’nden bazılarına denk gelmesini. Evet, unutalım elbette, hiç bilmeyelim.

Evet, çoktandır biliyoruz, paralel devlet var. Daha doğrusu, emniyet ve yargının AKP eliyle teslim edildiği, devlet içinde örgütlenmeye çok önem vermiş, kendini siyasetin dizginlerini elinde tutmaya şartlamış, siyaset üstü gören bir grup var. Bu grup, ta Özal döneminden beri el üstünde tutuldu, 28 Şubat’tan aslında çok da fazla hasar almadan kurtuldu ve bir dönem oldu ki, bu gruba ‘dokunan’ yandı. Biliyoruz.

Ama paralel devlet var diye bütün bu yukarıda sayılanları nasıl görmezden geleceğiz? Paralel devletin olması AKP’nin bütün bu işlerden ellerini yıkayıp, üstünü, başını, omzunu şöyle pat pat diye silkeleyip kalkmasını mı sağlayacak? Ve mesela biz de toplum olarak bunu normal mi bulacağız? Bu mu bizden istenen?

Sindirebilen önden buyursun madem.

Yetvart Danzikyan – AGOS

2014 Yerel seçimlerinin önemi üzerine! – Naci Sönmez

naci sönmez30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan yerel seçimler, Türkiye’nin her açıdan önemli ölçüde büyük alt üstleri yaşamaya ramak kala yapılıyor olmasından dolayı siyaseten çok önemli bir sürece işaret etmektedir.

Esasen yerel seçimler, daha çok toplumun yerel meselelere yönelmesi gereken özellikler taşımasına rağmen, ne yazık ki memleketin içinden geçtiği bu kritik süreçte yerel siyasetin ötesinde bir politik boyuta taşındı bile.

Bir yandan AKP’nin 11 yıllık iktidar döneminin ve gittikçe hukuk tanımaz, otoriter siyasi irade sergiliyor olmasının toplumda yarattığı genel korku ve endişe, diğer tarafta CHP’nin rejimin 100 yıllık temel refleksinden uzaklaşamaz ve onu korumaya ısrarlı politik hattı, bütün bir siyaseti ve toplumu bu iki seçenek arasında sıkışmaya götürmüş durumdadır.

Toplumsal muhalefetin ve ezilenlerin, mağdur edilenlerin tarafında olan ve olması beklenen siyasal örgüt ve partilerin kendini aşamaz politikaları, söylem ve eylemleri de ne yazık ki bugüne kadar bu ablukayı dağıtabilmiş durumda değildir.

Kürt Özgürlük mücadelesinin meşru ve yasal siyasetinin en kitlesel örgütü olan BDP ise tek başına bu ablukayı dağıtmakta yeteriz kalmış, geride kalan yıllar içerisinde Türkiye halklarının önüne kucaklayıcı, toplumsal muhalefeti birleştiren büyük bir projenin kurulmasında ilerletici bir rol alabilecek gerekli hamleyi yapamamıştır.

Halkların Demokratik Partisi(HDP) bu anlamda atılmış önemli bir adımdır. Ancak tümüyle bu ihtiyacı karşılama konusunda gerekli güveni ve politik açıklığı yaratmış mıdır sorusunun yanıtı da bu yerel seçimlerde test edilecektir. Yani bu yerel seçimler her açıdan o anlamda önemlidir.

Bugün toplumsal muhalefetin eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist ve demokratik güçleri açısından önemli olan toplumu seçeneksiz bırakmamak, AKP ya da CHP’nin yedeğine insanları düşürmeyecek bir seçenek koymak önemliydi. HDP gibi bir seçeneğin ortaya konulmaması halinde, toplumun özgürlükçü, sol politikalara yüzü dönük olan kesimleri açısından durum açıklanamaz olurdu ki, bu anlamda HDP’nin zamanlama olarak da, içinden geçtiğimiz sürecin ihtiyaçları açısından da gerekliliği tartışma götürmez bir gerçekliktir.

HDP’nin gerekli oluyor olması ya da onun önemli boşluğu dolduruyor olması HDP çatısı altında birleşik bir mücadele için bir araya gelmiş olanların tüm politik saptamalarda ve bu politik yürüyüşte tümüyle ortaklaştıkları anlamına gelmemektedir.

Örneğin biz Özgürlükçü, Eşitlikçi ve Ekolojik Sol bir siyasete inananlar olarak, HDP projesinin geçmişte onlarcası denenmiş olan ve yeterince tüketildiğini düşündüğümüz bir sol birlik projesi olarak kurgulanmasını düşünmüyoruz. Evet, solun değişik kesimlerinin bir araya gelmesinin, birlikte dayanışma içinde politika yapmasının önemli olduğuna inanıyoruz. Ancak bugün BDP artı Türkiye solu gibi bir koalisyonun toplumun beklentilerine yanıt veremeyeceği gibi politik bir ağırlık da oluşturabileceğine inanmıyoruz.

Bugün esas gerekli olanın, Türkiye’nin yeniden inşa edileceği önümüzdeki süreçte, sağa sola laf yetiştirmenin ve dışındaki tüm siyasal pozisyonları eleştirmenin ötesinde, süreçte rol almaya kararlı ve topluma bu iddiasını hissettiren bir büyük demokrasi koalisyonun oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz.

Sadece toplumsal muhalefetin direnişine, mücadelesine kısıtlanmış, asla iktidarı ve yönetimi düşündüğünü ve bunun güvenini topluma verme kararlılığı içinde olmayan hiçbir siyasi oluşumun kendi ekseni etrafında dönmekten kurtulma şansı yoktur. O yüzden HDP’nin geleceğini aslında bu yola girip giremeyeceği belirleyecektir.

O yüzdendir ki, bu yerel seçimler HDP açısından da önemli bir sınav olacaktır. HDP’nin kaderi ve geleceğiyle ilgili bir fikre sahip olmayı tek başına önümüzdeki yerel seçim sonuçlarına bağlamadan, Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler toplamı üzerinden de HDP’ye siyaseten kredi açılmasının doğru olacağının da altını çizmekte bugünden fayda vardır.

Önümüzdeki yerel seçimlerde, HDP’nin Türkiye’nin büyük çoğunluğunda seçime giriyor olması ve her yerde siyaseten varlık göstermek için binlerce insanı seferber etmiş olması dönemin ruhu içinde çok anlamlıdır. Toplumun CHP ve AKP arasında sıkıştırılmış durumdan öte farklı bir seçeneğe dikkatlerinin çekilmesinde HDP’nin ortaya koyacağı özgün politik duruşun belirleyici olacağının altını çizmekte fayda vardır.

Burada özellikle Karadeniz’de seçimlerde HDP’nin önemli bir çıkış yaptığını hatırlatmak isterim. Şu anda, Artvin Hopa’dan, Trabzon’a, Giresun’dan Ordu’ya, Samsun’dan Çorum’a kadar her yerde adaylar çıkarılmış olması politik açıdan önümüzdeki yerel seçimleri daha da önemli kılmaktadır.

Karadeniz hattı yıllardır, milliyetçiliğin ve nefretin özellikle devlet eliyle örgütlendiği bir bölgedir. Yakın zamanda, HDP milletvekilleri ve heyetinin Sinop ve Samsun illerinde yaşadıklarını hatırlayacak olursak ve tüm Karadeniz illerinde oluşan kabarmayı düşünürsek, bugün o illerde adaylar çıkarılmış olmasının ve sokaklarda meşru ve gerilimden uzak bir politikanın yapılabiliyor olmasının değerini daha iyi anlarız.

Bugün önümüzdeki yerel seçimlerde, yerel demokrasi, katılımcılık ve doğrudan demokrasi açısından Fatsa’dan 34 yıl önce atılmış olan işaret fişeğini BDP’li belediyeler 106 belediyede referans alarak ilerleme kaydettiler. Bugün Rojava’da Kürtler kendi özerk yönetimlerini oluşturup, Fatsa’nın attığı işaret fişeğini günün gerçekliği içinde daha da derinleştirerek adeta yeni bir model yarattılar.

Meseleye biraz bu açıdan bakabilir ve irdeleyebilirsek, önümüzdeki yerel seçimlerin aynı zamanda Türkiye’de nasıl bir demokrasi kuracağımıza dair bir politik süreç olduğunu anlarız. Bu seçimlerde HDP’ye verilecek her oyun, bu iki kutuplu siyasete itiraz edip var başka seçeneğimiz diyenleri büyüten bir anlamı olacaktır.

Önümüzdeki dönemin temel görevi, Türkiye’de eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist demokratik bir Cumhuriyeti tesis etmek ve demokrasiyi inşa etmektir. Türkiye’nin demokrasi arayışı CHP ve AKP’nin politik programlarına yedeklenerek sağlanamaz. Memleketin tüm toplumsal ve sosyal hareketlerini kucaklayacak, halklar arasında eşitlikçi yaklaşımla kardeşliği kuracak, inançlar arasında ayrımcılık yapmayacak, bir arada yaşamı ve barışı inşa edecek bir demokrasi için bugün sorumluluk almamak politikada devre dışı kalmak anlamına gelir.

Bugün değilse ne zaman sorusu bugün çok önemli.

Ya kazanacağız ya da seyredeceğiz.

Bizim tercihimiz kazanmaktan yanadır!

Naci Sönmez

 

Ukrayna’da kan durmuyor

Dün gece Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in Kiev merkezindeki Bağımsızlık Meydanı’na girilmeyeceğini açıklanması ve muhalefet ile birlikte görüşmelerin devam edebilmesi adına geçici ateşkese karar verilmesine rağmen bu sabah yaşanan kanlı çatışmalarda en az 22 kişinin öldüğü belirtiliyor. Üç aydır süren kanlı çatışmalarda ölenlerin sayısı 50’yi geçti.

ukra
Fotoğrafçı Bulent Kilic/AFP, 20 Şubat, Kiev

Parlamento tahliye edilirken, bu sabah Kiev’e gelen Almanya, Fransa, Polonya Dışişleri Bakanları ile Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in yapacağı toplantı güvenlik nedeni ile iptal edildi. Bakanlar Brüksel’e doğru yola çıktı. AB’nin dış politika şefi Catherine Ashton “tüm seçenekleri” gözden geçirmek için liderlere çağrıda bulunmuş ve birliği acil toplantıya çağırmıştı. AB’nin bugün Brüksel’de, Ukrayna’daki şiddetin sorumlularına yönelik yaptırımları konuşması bekleniyor.

‘Terörle mücadele’ operasyonu

Güvenlik Servisi, bu hafta başında “kamu düzenini sağlama ve ülke sınırlarını koruma” gerekçesiyle ulusal çapta terörle mücadele operasyonunu başlatıldığını açıklamıştı. Savunma Bakanlığı,  operasyon kapsamında orduya evleri ve araçları arama, gözaltına alma ve hatta ateş açma yetkisi gibi geniş yetkiler verdi. Dün de Genelkurmay Başkanı görevine Deniz Kuvvetleri Komutanı getirildi.

Ülke dışından tepkiler 

Polonya Başbakanı Donald Tusk Varşova’da “Bir sivil savaşın ilk saatine tanıklık ediyoruz. Protestolar esnasında insanlar ölüyor ve yaralanıyorsa sorumlu yetkililerdir. Kiev’de bu konu ile ilgili hiçbir şüphe yok” açıklamasını yaptı. Almanya da Polonya’ nın şiddetin sorumlularına karşı yaptırım çağrısına destek verdi.  İsveç Dışişleri Bakanı, Yanukoviç’in ellerini kana buladığını belirtirken, Fransa Dışişleri Bakanı Laurent Fabius yaptırımların olası olduğunu söyledi. ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden de şiddete yönelik duyduğu “derin kaygıyı” dile getirdi ve hükümete şiddeti bitirme çağrısında bulundu.

Rusya

Rusya, yaşanan çatışmalarda ABD ve AB’yi suçlayarak şiddetin artmasından “Batılı politikacılar” ile “Avrupa kurumları”nı sorumlu tutuyor.

17 Şubat’ta muhalefet liderlerinden Klitschko ve Yatsenyuk’un yeni bir hükümet oluşturmak amacıyla mali ve siyasi destek aramak için Berlin’de Almanya Başbakanı Angela Merkel ile bir araya geldiği sırada Maliye Bakanı Anton Siluanov tarafından 20 milyar Dolar’lık tahvil alımı ile beraber tahvil alımına devam edeceği açıklaması yapıldı.

Göstericilerin talepleri

Gösteriler Cumhurbaşkanının AB ile ekonomik anlaşmadan çekilmesi ve yerine Rusya’nın 15 milyar Dolarlık tahvil alımı ve doğalgazda %33’lük indirim teklifini kabul etmesi ile başlamıştı. Bu durum AB ile bağların kopmasını istemeyen demokrasi yanlısı nüfusun büyük bir bölümünü kızdırmıştı. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı taraftarları ise Rusya ve Ukrayna arasındaki ekonomik ilişkilerin yakın olmasını destekliyor. 

Muhalefet, Yanukoviç’in yetkilerini arttıran anayasal değişiklikleri kaldırmak ve Ukrayna’yı AB üyeliği yoluna koymak istiyor. 

(Reuters,Bloomberg,Yeşil Gazete)

Suriye sınır kapısında patlama

Kilis’in Suriye sınırındaki Öncüpınar Gümrük Kapısı karşısındaki Esselame Sınır Kapısı’nda büyük bir patlama meydana geldiği bildirildi.

Patlamanın intihar saldırısından kaynaklandığı, bir araçtaki bombanın patlatılması sonucu çok sayıda kişinin öldüğü ve yaralandığı söyleniyor.

İŞİD, ÖSO kontrolündeki bölgeyi ele geçirmeye çalışıyordu

Saat 15.45 sıralarında meydana gelen patlamada yaralanan çok sayıda Suriyeli, tedavi edilmek üzere Türkiye’ye getirilmeye başlandı.

Özgür Suriye Ordusu kontrolünde bulunun bölgeyi El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) güçleri ele geçirmeye çalışıyordu.

Bölgede 30 bin Suriyeli mülteci bulunuyor.

(Yeşil Gazete)

 

Mersin Üniversitesi Sinema Topluluğu !f² gösterimlerine hazır

13. !f İstanbul Bağımsız Filmleri Festivali asıl mekanı İstanbul’da son dönemecine girmiş durumda, !f² gösterimleri kapsamında 21 – 23 Şubat tarihleri arasında festival kapsamındaki 5 filmi İstanbullu izleyiciler ile aynı anda 37 farklı yerden takip edecek sinemaseverler ise !f heyacanı ile yarın akşam buluşmaya hazırlanıyor. Bu 37 farklı noktadan birisi de Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi A Salonu.

Mersin Üniversitesi Sinema Topluluğu ile !f²’yi konuştuk

Mersin Üniversitesi Sinema Topluluğu ile !f ² için okulun kafetaryasında kurulan standda buluştuk
Mersin Üniversitesi Sinema Topluluğu ile !f ² için okulun kafetaryasında kurulan standda buluştuk. Foto: Şevval İrem Öğütken

Mersin Üniversitesi Sinema Topluluğu 4 yıldır !f²’ye dahil. Topluluğun son iki yıldır başkanlığını yürüten Umut Sinan Özdemir ve başkan yardımcısı Tolgay Özveren ile !f²’yi, Mersin’deki sinema ortamını, Başka Sinema’yı Mersin’e getirebilme ihtimalini, Altyazı yazarlarını Mersin’e nasıl getirebiliriz gibi sinemaya dahil pek çok konu hakkında konuştuk.

!f ² gösterimleri için kombine biletlerine kavuşan öğrencilerin mutluluğu
!f ² gösterimleri için kombine biletlerine kavuşan öğrencilerin mutluluğu

3 yıldır üniversitenin sinema topluluğu bünyesinde yer aldığını son iki yıldır ise başkan olarak görev yaptığını belirterek sözlerine başlayan İletişim Fakültesi Radyo, TV ve Sinema Bölümü son sınıf öğrencisi Umut Sinan Özdemir, !f² için organizasyon komitesi ile yazışmaların festivalin dört ay öncesinden başladığını belirtiyor. Kendisinin görev yaptığı dönem itibarı ile !f organizasyonuna gösterimler için her yıl 300 TL ödediklerini kaydeden Özdemir, diğer !f² gösterimleri yapan yerlerin içinde en uygun bilet fiyatlarını kendilerinin belirlediği iddiasında. 2014 yılı için 5 filmi içeren kombine biletlere, öğrenciler için 5, öğrenci olmayanlar içinse 10 TL fiyat tespit ettiklerini kaydeden Özdemir, amaçlarının daha fazla sayıda Mersinli sinemaseveri !f² ile buluşturmak olduğunu vurguluyor.

!f² filmleri 37 farklı noktada aynı anda izlenebilecek

55 !f² mersin!f’in son beş yıldır MUBI ile ortak gerçekleştirdiği !f² gösterimlerinde filmin gösterildiği sinema salonu ile aynı anda Türkiye, Ermenistan, Kıbrıs ve Filistin’de bulunan 37 ayrı mekanda 5 film izlenebilecek. Bu 5 filmin gösteriminden sonra !f² katılımcılarının yönetmenler ile yapılacak ve internet üzerinden canlı olarak yayınlanacak sohbetlere iştirak etme, dilerlerse yönetmenlere film hakkında soru sorma imkanı da bulunuyor.

!f²’nin 2014 yılı için 37 ayrı noktada aynı anda sinemaseverler ile buluşturacağı filmler ise; Cuma akşamı 19:00 seansında yer alan Valeria Golino‘nun filmi “Bal” (Miele), Cumartesi günü 13:00 seansında yer alan Biene Pilavcı‘nın daha önce 5. İnsan Hakları Film Festivali’nde de izleyici ile buluşan belgeseli “Tek Başına Dans” (Alleine Tanzen), aynı gün 15:30 seansında yer alan ve Riahi kardeşler tarafından çekilen belgesel, “Her Gün İsyan” (Everyday Rebellion), Pazar günü 13:00 seansında yer alan Maria Rondon filmi “Kıvırcık Saç*” (Pelo Malo*) ve son olarak aynı gün 15:30 seansında yer alan Louise Archambault filmi “Gabrielle“.

Louise Archambault‘un 2013 Kanada yapımı filmi Gabrielle 23 Şubat Pazar günü 15:30’da !f² mekanlarında izlenebilir

Fimler hakkında ayrıntılı bilgiye !f’in blog sayfasında yer verilmiş durumda.

!f² için hazırlanan program broşüründe bu 5 filmin seçilme nedeni olarak, “Bu filmler kırılganlığımza dair filmler. Ama kırılganlığımızı kabul ettikleri oranda, cesaretimize, gücümüze ve  birbirimize olan sevgimize dair filmler” notu düşülmüş.

!f² için ayrıntılı bilgi almak isteyenler !f’in resmi sitesindeki !f² sayfasına göz atabilirler

Mersin Üniversitesi Sinema Topluluğu facebook sayfasından da topluluğun çalışmaları hakkında bilgi almak mümkün

 

Fotoğraflar: Şevval İrem Öğütgen, Alper Tolga Akkuş

Haber: Alper Tolga Akkuş

(Yeşil Gazete)

Korsan parti: hayaldi gerçek oldu, artık internet yok!

5651 sayılı İnternet yasasındaki düzenlemenin de yer aldığı torba yasa Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından salı gecesi onaylandı. Onayın ardından meclise dönen dezenlemeyle ilgili iki konuda “ince ayar” yapılması için meclise yasa teklifi verildi; internetteki trafik bilgisi ancak suç soruşturması veya kovuşturması kapsamında mahkemeden istenirse TİB Başkanlığı tarafından verilecek ve “trafik bilgisi”tanımının kapsamı daraltılacak. Ayrıca, TİB Başkanı’na verilen acil durumlarda dört saat içinde erişimi engelleme yetkisinin de düzenlenmesi için yasa teklifi görüşülürken önerge verileceği söyleniyor.

tumblr_n0ulkxWZId1rc9b5io1_1280-300x300

Gül’ün twitter’dan duyurduğu karara dün ve bugün pek çok eleştiri geldi, gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili “Korsan Parti” oluşumu da dün sitelerinden bir açıklama yayınladı. ‘Hayaldi gerçek oldu, artık internet yok!’ başlıklı yazıda,  değiştirilmesi öngörülen iki madde dışında da düzenlemenin pek çok sorunu olduğunu hatırlatılıyor. Açıklama  şöyle:

“Engellenen sitelerin çoğu porno değil muhalif içerikli”

“Söz konusu yasa her gündeme geldiğinde, pornografik içerikli yayınların durdurulacağı belirtilse de, her yurttaşın engelliweb.com adresinden de teyit edebileceği üzere engellenen sitelerin büyük kısmı muhalif içerikte yayın yapan siteler. Kaldı ki, yetişkin yurttaşlar erişecekleri içeriği kendileri belirleyebilecek ehliyete sahiptirler, hiç bir yurttaş özel yaşamının en küçük bir kırıntısını dahi iktidarın belirlediği sınırlara hapsetmek zorunda değildir.”

“Tape’lerin yasaklanabilmesi için özel yaşamımız şirkete devrediliyor”

“Yasayı savunan iktidar ve yandaşlarının bu seferki bir başka argümanı özel hayatın gizliliği ilkesi olmakla beraber; yasa değişikliği, kullanıcıların internet trafiklerinin (yani dijital özel yaşamlarının) 6 ay ve 2 yıl arasında bir süre zarfında servis sağlayıcılar tarafından arşivlenmesini öngörüyor. Son günlerde öne çıkan “tape”lerin yasaklanabilmesi için, daha doğrudan bir ifadeyle, yolsuzluk soruşturmasında hakim kararıyla yapılan telefon dinlemelerinin (yani kanıtların) kamuya açık hale gelmemesi için, her yurttaşın özel yaşamı özel şirketlerin sorumluluğuna devrediliyor.”

“61. Hükümete şükranlarımızı sunarız”

“Artık haklarımıza bir adım daha uzağız. Halihazırda anayasal olarak güvence altına alınmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin imzalamış bulunduğu uluslararası sözleşmelerle de sağlayacağını vaad ettiği, kısaca kazanılmış haklarımızı kullanmamızı biraz daha zorlaştırdıkları için başbakan ve cumhurbaşkanının yüksek şahsiyetleri nezdinde Türkiye Cumhuriyeti 61. Hükümeti’ne şükranlarımızı sunarız”

(Yeşil Gazete)

‘İstanbul Hepimizin’ diyenler ikinci toplantıda buluşuyor

Ocak başında başlatılmış olan “İstanbul Hepimizin” kampanyasında ikinci aşama başlıyor. Kampanya bileşenleri, yerel seçimde adaylığını açıklamış olan il ve ilçe belediye başkan adaylarına İstanbul Sözleşmesi’ni göndermeye ve imzalamaya davet etmeye başladı. Cumartesi günü düzenlenecek toplantıda bundan sonra neler yapılması gerektiği konuşulacak. Bütün İstanbullular davetli.

page_yerel-secim-arifesinde-istanbul-sozlesmesi_082387608

Yerel seçimler için adayların son başvuru tarihi 18 Şubat’la birlikte İstanbul Hepimizin kampanyası adaylara yöneldi.  yeni bir aşamaya geçerek artık adaylara da yöneldi.  “İstanbul Sözleşmesi”ni hazırlayıp imzaya açan “İstanbul Hepimizin” girişimi “daha iyi bir İstanbul ve yeni bir yönetim anlayışı için, bugünden itibaren adayların sözleşmeye uyacakları yönünde taahütte bulunmasını ve bu doğrultuda icraat programlarını açıklamasını” talep ediyor.

22 Şubat cumartesi günü İTÜ Taşkışla’da gerçekleşecek toplantıda, 30 Mart’tan sonra İstanbul’u beraber yönetmek için neler yapılmaıs gerektiği tartışılacak. Toplantıda konuşma yapacak isimler: Oya Özaslan, Bekir Ağırdır, Nurhan Yentürk, Cengiz Aktar, Neslihan Öztürk, Fikret Toksöz ve Şanar Yurdatapan. 

Sözleşmeye hala imza atabilirsiniz 

İstanbul’un gelişimi, yönetimi ve geleceği ile ilgili kararlar konusunda söz ve sorumluluk sahibi olmak isteyen kentlilerin hazırladığı sözleşmede yönetim anlayışı, kent hakkı, İstanbul’un tarihi, kültürel ve doğa mirası ile kent planlaması konularında talepler bulunuyor. Change.org’dan imzaya açılmış olan sözleşmeyi şimdiye kadar 11 bin 884 kişi imzaladı.

İstanbul Sözleşmesi açıklandıktan sonra üç şehirde, Antalya, Batman ve Rize’de de kent sözleşmeleri hazırlanmıştı.

İstanbul Hepimizin girişiminin internet sitesinde kampanya ve sözleşmeye ilgili bilgiler mevcut. Gelişmeleri de buradan ve şuradan takip edebilirsiniz.

22Subat_Cagri_web

Cumartesi günü gerçekleşecek toplantının yeri : İTÜ Taşkışla Kampüsü Salon 109

Saati: 14:00-17:00

(Yeşil Gazete)

Ankara’da 15 günlüğüne OHAL

Ankara 10. Sulh Ceza Mahkemesi’nden çıkan karar göre yaklaşık üç milyon kişinin yaşadığı Çankaya, Altındağ, Keçiören, Mamak, Yenimahalle ve Pursaklar’da yaşayanlar veya bölgelerden geçenler 13 Şubat-27 Şubat 2014 tarihleri arasında aranabilecek. Avukat Ergin Cinmen herhangi bir s0mut şüphe belirtilmeden verilen kararın hukuki olarak “yok hükmünde” sayılması gerektiğini söyledi.

Kişilerin üstleri ve araçları ile özel kağıtlarının ve eşyalarının “önleme” amacıyla aranabilmesini sağlayacak karar Ankara Emniyet Müdürlüğü’nün Ankara Vali Yardımcısı Fahri Aykırı tarafından imzalanan başvuru üzerine verildi.

12 Şubat’ta yapılan başvuruda genel arama talebinin gerekçesi olarak  “Milli güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silah, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca doğabileceği” olarak belirtiliyor.

Av. Ergin Cinmen: Bu karar yok hükmündedir

041Konuyla ilgili görüşünü aldığımız avukat Ergin Cinmen, kararı yok hükmünde gördüğünü belirtti. “Arama kararları yurttaşların temel hak ve özgürlükleriyle ilgili bir unsurdur; somut kuvvetli şüphe halinde söz konusu olabilir” diyen Cinmen, söz konusu kararın gerekçesinde bu somut kuvvetli şüphenin ne olduğunun belirtilmediğini hatırlattı.

Gerekçede somut bilgi bulgu olmadığı gibi “olası terör eylemlerini engellenmesi” gibi ibarenin de olmadığını belirten Cinmen, bu tür bir kararın Türkiye’de ilk defa verilmediğini, fakat mevzuatta bu konuda bir hukuki sakatlığın olduğunu söyledi.

“Sorun yargıçların hukuka bakışında”

“Bu kararlarda emniyet ‘toplu aramaya çıkacağız’ talebinde bulununca yargıç da kararı veriyor, ‘niye istiyorsunuz?’ diye sormuyor. Burada asıl sorun yargıcın kendini tasdik mercii olarak görmesi. Böyle kararlarla, üst aramasıyla ilgili kişilik hakları teoride kalıyor. Burada sorun emniyetle de ilgili değil, amirler güvenlik politikası gütmek isteyebilir; yargıçların vereceği kararlar bu yüzden önemlidir. Tamamen yargıçların hukuka bakışıyla ilgili bir sorun” açıklamasını yaptı.

(Yeşil Gazete)

 

20 Şubat 2014

MİT kanununda değişiklik teklifi

MİT kanununda değişiklik öngören teklif Meclis’e sunuldu. MİT, her türlü elektronik dinleme ve izlemeyi yapabilecek; MİT belgesi basında yayınlandığında, gazeteci ve medya patronu 12 yıla varan hapisle yargılanacak.

Çiftçiler kuraklığın sigorta kapsamında alınmasını istiyor

İklim değişikliğine bağlı kuraklık nedeniyle çiftçiler, kuraklığın tarım sigortası kapsamına alınmasını talep etti. Don, fırtına, hortum, yangın, heyelan, deprem, sel ve su baskınının yanı sıra kuraklığın da sigprta kapsamına alınmasını talep eden Türkiye Ziraat Odaları Birliği Başkanı Bayraktar, “Kuraklığa karşı 5254 sayılı kanun bizim için sigorta gibiydi. Kaldırılan bu kanunun yerine ikame edilen 5090 sayılı kanun, ‘çifçi bütün varlığını kaybederse’ işletiliyor.” dedi.

İzmir’de 29 öğrenciye Gezi eylemlerinden dava açıldı

İzmir’deki Gezi eylemlerinde “İşkence yapıyorlar, yalvarırım yardım edin” tweet’inin de içinde olduğu “delillerle” 29 öğrenciye “halkı kanunlara uymamaya tahrikten” dava açıldı. 31 sayfalık iddianamenin 29 sayfası atılan tweet’ler. Davanın tek mağduru Başbakan.

Erdoğan: yüzde 38.8’in üstündeki oy başarıdır

Ankara’da yerel seçim kampanyasına başlayan Başbakan Tayyip Erdoğan’ın partisinin milletvekilleriyle yaptığı istişare toplantısında ‘2009’daki oyumuz yüzde 38.8. Bunun üzerindeki her oy başarıdır. Uluslararası güçler oyumuza göre pozisyon alacak’ dediği öne sürüldü.

Gülen’in avukatı ses kayıtlarıyla ilgili açıklama yaptı

Gülen cemaati lideri Fethullah Gülen’in avukatı Nurullah Albayrak, önceki gün bazı internet sitelerinde yer alan ses kayıtlarıyla ilgili açıklama yaptı. Albayraki kayıtların montaj olduğunu iddia etti, “Bugün anlaşılmıştır ki, yasadışı dinleme faaliyeti kesintisiz olarak devam etmektedir”dedi.

 

20 Şubat 2014

Ukrayna’da genelkurmay başkanı görevden alındı, muhalefet ve iktidar arasında ateşkes ilan edildi

Ukrayna’da protestocular ve güvenlik güçleri arasındaki çatışmalarda en az 26 kişi hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç ve başlıca muhalif liderler arasında varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yönetim aleyhtarı güçlerle polis arasında çatışmalar devam ediyor. Yanukoviç, dün akşam Genelkurmay Başkanı Volodimr Zamana’yı görevden almış, güvenlik güçleri, dün “aşırılık yanlısı tehdidi” bastırmak için ülke genelinde bir “terörle mücadele” kampanyası başlattıklarını açıklamıştı.

Venezuela’da muhalefet lideri tutuklandı 

Venezuela’da iki haftadır süren gösterilerde şiddet olaylarını kışkırtmakla suçlanan muhalefet lideri yetkililere teslim oldu. Lopez, “Venezuela’nın uyanışı, hapishaneye gitmekten geçiyorsa buna değer” dedi. Ülkede Lopez’in tutuklanmasının ardından çatışmalar devam ediyor.Geçen hafta düzenlenen gösterilerde üç kişi ölmüştü.

Ekvador, Yasuni’den petrol çıkarılması için Çin’le görüşüyor

Amazonlardaki yerlilerin yaşadığı, dünyanın biyoçeşitlilik açısından en zengin bölgelerinden olan Yasuni doğa parkının altından petrol çıkarılması konuşuluyor. Ekvador Hükümeti’nin Çin’le, petrol karşılığında bir milyar dolarlık bir anlaşma konusunda müzakereleri devam ediyor. Yasuni doğa parkının korunması için doğa hakkı aktivistleri uzun zamandır mücadele ediyor.

Libya’da anayasa için şura üyeleri seçimi yapılıyor

Libya’da bugün 40 yıllık Kaddafi iktidarının ardından ilk kez yeni bir anayasayı hazırlayacak şura üyeleri için seçimler yapılıyor. Anayasayı hazırlayacak, 60 kişiden oluşacak şuraya girmek için 650 aday yarışıyor. Gözlemciler, çatışmaların dinmediği ülkeye anayasanın istikrar getireceğine şüpheyle bakıyor.

Washington’dan 80 isimden Obama’ya Erdoğan’la ilgili mektup 

Washington’ın tanınmış ve önde gelen 80 kadar ismi Başkan Obama’ya açık bir mektup yazarak, Başbakan Erdoğan’ın yönetim tarzına ve politikalarına karşı sessizliğini bozmasını talep etti. Obama’ya gönderilen 19 Şubat tarihli mektubu imzalayanlar arasında, Hillary Clinton’ın siyasi planlama direktörü Anne-Marie Slaughter ve Obama’ya yakınlığıyla bilinen Center for American Progress’deki Türkiye uzmanı Michael Werz gibi Demokrat isimlerin yanı sıra, George Bush’un Ortadoğu danışmanı Elliott Abrams veya yine muhafazakar kanada yakınlığıyla bilinen Demokrasileri Koruma Vakfı direktörü Clifford D. May gibi uzmanlar da bulunuyor.

Şam’ın kırsal kesiminde yardım geçişlerinin sağlanması için ateşkes yapıldı

Suriye’nin başkenti Şam’ın kırsal kesimindeki bazı bölgelerde muhalif silahlı gruplar ve rejim güçleri arasında, yardım geçişlerinin sağlanması için ateşkes yapıldı. 17 Şubat’ta varılan anlaşmanın ardından başkentin çevresindeki Babila, Muadamiye, Kudsiye, Beyt Sahm, Yalda, Barzeh ve Yermuk’ta silahlar sustu.