Ana Sayfa Blog Sayfa 4036

26 Şubat 2014

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan ses kaydına soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Bilişim Suçları Bürosu, Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasındaki konuşmaya ait olduğu iddia edilen ses kaydını ihbar kabul ederek soruşturma başlattı.

Dün akşam Türkiye’de ses kaydı protestoları vardı

Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçen konuşmaya ait olduğu iddia edilen ses kaydı İstanbul, Ankara, İzmir, Eskişehir, Bursa, Çanakkale, Antalya, Trabzon, Kocaeli, Sakarya ve Antakya’da halkı sokağa döktü. Özellikle İstanbul, Ankara ve İzmir’de polis eylemcilere biber gazı, TOMA ve plastik mermi ile saldırdı.

ODTÜ’lü öğrencilerin ODTÜ kampüs sınırdan geçen yolu protestosunda polis öğrencilere saldırdı

Dün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Melih Gökçek’in katılımıyla ODTÜ kampüs sınırından geçen 1071 Malazgirt Yolu açılışında ODTÜ öğrencilerin eylemi vardı. Öğrenciler “Gökçek rantın, ODTÜ Atakan’ın yolunda” ve “Kahrolsun bağzı yollar” pankartları taşıdı. Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen konuşmayı da protesto eden öğrencilere polis biber gazı, TOMA ve plastik mermi ile saldırdı.

Başbakan Erdoğan’ın telefonu için inceleme başlatıldı

TÜBİTAK’ta başlatılan incelemeyle Başbakan’ın kullandığı ‘kriptolu’ telefonun dinlenip dinlenmediği, dinleniyorsa açığın nereden kaynaklandığı belirlenmeye çalışılacak.

Emniyet’te usulsüz dinleme iddiasına yönelik soruşturma başlatıldı

Emniyet Genel Müdürlüğü, usulsüz dinleme iddialarıyla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı. Dinleme kayıtlarının yer aldığı kozmik oda incelenecek, gizli dinlemeye yarayan “böcek”ler de soruşturulacak.

Beyoğlu’nda polisin sınırsız arama yetkisine itiraz

Bianet’ten Ayça Sönmez’in haberine göre Çağdaş Hukukçular Derneği Beyoğlu’nda fiili olağanüstü hal anlamına gelen polisin sınırsız arama yetkisiyle ilgili mahkeme kararına karşı itiraz başvurusunda bulundu. ÇHD!den yapılan açıkalmada “Bu arama kararı, Beyoğlu’nda resmen olmasa dahi fiili olarak OHAL’in hayata geçtiğini gösteriyor. Bu durumun hukukla açıklanabilir, bağdaşabilir hiçbir yanı bulunmuyor” denildi.

“Kazaklarımın güveler tarafından yenmemesi için ne yapabilirim?”

3Soru

Güneşin Hanım,

Öncelikle bu köşe çok faydalı bir köşe. Ailecek takip ediyor ve bilgileniyoruz. Ellerinize sağlık.

Ben çok üşüyen ve kışın hep kazak giyen biriyim. Fakat bu kış çok sevgili kazaklarımın güveler tarafından delik deşik edilmesi beni çok üzdü. Görünmeyen yerlerinde olanları hâlâ giyiyorum fakat bazıları onarılabilecek gibi değil. Bir dahaki kış da başıma aynı şeyin gelmemesi için ne yapmamı önerirsiniz?

Rumuz: karlar kraliçesi

Yanıt

Merhaba Karlar Kraliçesi,

Çok teşekkür ederim. Faydalanıyor iseniz, pek sevinirim.

Yün kazak koruma konusunda şunları önerebilirim,

* yün eşyalarınızı arada bir havalandırın

* vakumku torbalar kullanabilirsiniz, ama bence pratik değil.

* naftalin yerine (çok zararlı) kafuru aktarlarda satılıyor.

* lavanta, defne, ökaliptüs gibi aşırı kokuları olan bitkilerin bizzat kendilerini yün eşyalarınızın arasına koyun, hem bu bitkiler çok güzel kokarlar.

* yünlüleri en iyi saklama yolunu keçe işi ile ilgilenen bir arkadaşımdan öğrendim: beğendiğiniz bir esansiyel yağ karışımı yapıyorsunuz. Lavanta, biberiye, misk, paçuli, potakal, gül vs. Bu esansiyel yağları azıcık bademyağı içinde karıştırıp çoğaltıyorsunuz. Ve bu yağı avucunuza döküp yün eşyalarınıza “masaj” yapıyorsunuz… Bu yağ hem yünü koruyor, hem de güzel kokuyor.

Umarım yün kazak giyebileceğimiz soğuk havalar da görecektir bu gözler!

 

Sor vatandaş sor! Ekolojik yaşamda her soruya beş cevap kampanyası başlıyor!

GÜNEŞİN’E SOR, CEVABINI AL!

Organik ürünler neden bu kadar pahalı? Organik ürünler gerçekten organik mi?, Köyde canınız sıkılmıyor mu?, Buzdolapsız mutfak olur mu?, Evde çöpleri ayırsam ne işe yarar, gittiği yerde hepsi birbirine karışıyor?, Katkılı gıdalar neden zararlı?, Dünyayı ben mi kurtaracağım? Çocuğun karma aşısı geldi, yaptırayım mı?, Cemreler hala düşüyor mu?, Nasıl çiftçi olurum?, Nereden tohum bulurum? Hem yoga yapıp hem et yiyebilir miyim? Akdeniz Fokları yok olsa ne olacak?, Çobanlık trend olmuş, doğru mu? Ben vejeteryan oldum ama annemler bilmiyor, onlara nasıl söylerim?, Yeşil zeytin ile siyah zeytin ağaçları arasındaki 5 fark? Gönüllü çalışasım var ama nerede? Dolunayda saçımı kestirirsem kel mi kalırım?  Homeopati mi dedin? Buyur?!….

Ve daha nice enteresan sorunun cevaplarını bulup buluşturacağız bu köşede.

Soruları hazırlayın, [email protected] adresine yollayın ve bekleyin, artık ne çıkarsa bahtınıza…

Güneşinesor, verdiği cevaplardan mesul değildir.

(Yeşil Gazete)

TGC: TİB yasasıyla kaynağı açıklamama hakkı ortadan kalkacak

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), MİT kanunu tasarısının bu haliyle yasalaşması durumunda basın özgürlüğüne darbe vuracağını, gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamama hakkını ortadan kaldıracağını duyurdu.

TGC Yönetim Kurulu, TBMM İçişleri Komisyonu’ndan geçen MİT kanununa tepki gösterdi. TGC’nin yazılı açıklamasında, “Haber yapan gazeteciler, eser sahipleri, sorumlu müdürler, yayın sahipleri ve hatta basımı yapanlar bile, işkence yapan kişilere öngörülen cezalara eşit bir yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalabilecektir.” denildi.

tgc

“Haber kaynağını açıklamada gizli bilgi kıstası da yok “

Kanunun yasalaşması halinde Basın Kanunu ile güvence altına alınmış olan gazetecilerin kaynaklarını açıklamama hakkının ortadan kalkacağını belirten TGC, MİT faaliyetlerine ilişkin hiçbir haber yapılamaz hale geleceğini kaydetti. Açıklamada, “Haberlerin gizli bilgilere ilişkin olması gibi bir kıstas da teklifte ön görülmemiştir. Bu faaliyetleri haber yapan gazeteciler, eser sahipleri, sorumlu müdürler, yayın sahipleri ve hatta basımı yapanlar bile, işkence yapan kişilere öngörülen cezalara eşit bir yaptırım tehdidiyle karşı karşıya kalacaktır. Bu yönde bir düzenleme, ifade ve basın özgürlüğüne vurulacak ağır bir darbe anlamına gelmektedir ve demokratik bir toplumda kabul edilmesi mümkün değildir.” denildi.

“Kaynğı gizleme hakkı ifade özgürlüğüdür”

Haber kaynaklarının gizliliğinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğu vurgulanan açıklamada, “Gazetecilerin haber kaynaklarının gizliliğini koruma hakkı ifade özgürlüğü çerçevesinde korunmaktadır. Birçok uluslararası örgüt bu hakka ilişkin belgeler üretmişler, birçok uluslararası yargı organıyla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de (AİHM) bu hakkın ifade özgürlüğü içerisinde yer aldığını belirten kararlar almıştır.” ifadeleri yer aldı.

“Güvence olmazsa haber kaynakları bilgi paylaşmaz”

Haber kaynağını açıklamama hakkının kamu yararına olduğu işaret edilen açıkamada, “Gazetecilerin haber kaynaklarını açıklamama hakkı hem gazetecilik faaliyetinin tam olarak gerçekleştirilebilmesi hem de toplumun kamu yararına ilişkin konularda bilgiye ulaşabilmesi için temel bir şart olarak tanımlamıştır. Böyle bir güvencenin olmaması halinde haber kaynakları bilgi paylaşmama yoluna gidebilir ve bu da basının toplumu kamu yararı bulunan konularda bilgilendirmesine engel olabilir.” denildi.

“Gazetecinin kamuoyu görevi engellenir”

Basın özgürlüğünün kamu kurumlarının faaliyetlerinin gizlilik çerçevesinde demokratik veya yargısal denetimin dışında kaldığı konularda daha büyük önem taşıdığı ifade edilen açıklamada, “Bir gazetecinin gizlilik kalkanı altındaki bir bilgiyi, belgeyi yayınlaması dolayısıyla cezalandırılması, kamusal yarar olan konuların yayınlanmasında gazetecilere geri adım attıracak ve gazetecilerin kamuoyu yararına halkın gerçeklerden haberdar olma görevini yerine getirmesini engelleyecektir.” değerlendirmesi yapıldı.

(Başkahaber)

“Malazgirt yolu” açılışında ODTÜ’lülere polis müdahalesi

Güncelleme (15.18)

ODTÜ’lülerin Başbakan ve Gökçek’in katılımıyla açılışı yapılacak yola yürüyüşleri kampüs içine giren polisler gaz bombası ve tazyikli su ile engelledi. Plastik mermi de kullanan polise karşı ODTÜ’lüler barikatlar kurdu.

Başından plastik mermiyle yaralanan öğrenci ambulansla hastaneye kaldırıldı.Öğrencinin durumunun iyi olduğu öğrenildi.

Polisin gaz bombası ve tazyikli su ile saldırısı karşısında öğrenciler havai fişeklerle karşılık veriyor. Ormanın içerisine de gaz bombası atılıyor. Öğrenciler olası bir yangın durumunda yangın söndürme tüpleriyle olay yerinde . 

Polis anonsu: “Hepiniz kameralardan tespit ediliyorsunuz, öğrencilik hayatınız kalmaz.Geleceğinizi karartmayın. Yola barikat kurup güvenlik güçlerine saldırmayın ”

Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde (ODTÜ) planına itiraz süresi dolmadan bir gecede yapımına başlanan yol, “1071 Malazgirt Bulvarı” adıyla bugün açılıyor. Yol, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in de katılımıyla saat 14.00’de açılacak.Öğrenciler, “Açılışa tüm halkımız davetlidir” çağrısına toplu halde katılmayı planlıyor. Kampüs girişlerinde çevik kuvvet polisleri ve TOMA’lar var.

BhUPWqsIYAAcmBl

 

ODTÜ öğrencileri ODTÜ Kampüsüne girmek istedi. Özel güvenlik görevlilerinin buna izin vermemesi üzerine arbede yaşandı. A1 Kapısında girmek isteyen grup, güvenliği aşarak içeri girdi. Grubun açılışın olduğu alana gitmek istediği belirtildi.

BhURDghIEAAwn1v

Öğrenciler dün Başbakan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarına tepki olarak “Sümeyye de geldi mi?”, “Alo babacığım”, “Eritemezsiniz”, “Sıfırlayamazsınız” dövizleri taşıyor.

(Bianet/Cumhuriyet/Yeşil Gazete)

Kılıçdaroğlu: hükümetin meşruiyeti bitmiştir

CHP başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parti grup toplantısında, dün akşam yayınlanan kaydı dinletti.  Kılıçdaroğlu, “Ağrı Dağı, Erciyes Dağı ne kadar gerçekse kayıt o kadar gerçek” dedi.

“Hükümet istifa” sloganları eşliğinde açıklamalar yapan Kılıçdaroğlu kaydı dinletirken, canlı yayında konuşmayı veren televizyon kanalları yayını kesti.

10013-kemal-kilic-grup

Kılıçdaroğlu, konuşmasında adı yolsuzluk operasyonuna karışan dört bakanın, Erdoğan’ın talebiyle istifa ettiğini hatırlattı. Çevre ve Şehircilik Bakanlı Erdoğan Bayraktar’ın istifa ederken “onaylanan imar planlarının büyük bölümü başbakanın talimatıyla yapıldı”açıklamasına da yer veren Kılıçdaroğlu “İlk kez cumhuriyet tarihinde bir bakan istifa ederken yolsuzlukların asıl kaynağının başbakan olduğunu açıkladı.” dedi.

“Başbakan üzerine gidecek diye bekledik, tam tersini yaptı “

“Biz bekledik ki sayın Başbakan televizyonlara çıkacak ‘bu ülkede yolsuzluk mu var? sonuna kadar gideceğim’ diyecekti ama demedi. O zaman biz de ‘helal olsun’ diyecektik. ‘Oğlu da olsa bakanları da olsa yolsuzlukların üzerine kararlılıkla gidiyor.’ Ama tam tersini yaptı. Emniyete talimat verip yargı kararlarını uygulamayın dedi.

“Yolsuzluğun boyutları o kadar büyük ki örtecek bez üretilmedi”

Savcıları değiştirdi, sonra yine değiştirdi. Doğrudan müdahale etti. Apar topar adli kolluk kuvevetleri yönetmeliğini değiştirdiler. Şimdi de yasal yollarla elde edilmiş yolsuzluk ve rüşvet delillerini, çıkaracakları yasalarla yok etmek sitiyorlar. Bunların hiçbiri bakanlar kurulunda görüşülen yasa tasarıları değil. Elimizi vicdanımıza koyalım; neden yasa teklifi değil de kanun teklifi olarak geliyor? Çünkü zamana karşı yarışıyorlar.Bakanların çocukları onların yatak odalarından çıkan kasalar, yandaş medya için oluşturulan havuzlar , müteahhitlere verilen ihaleler, bütün bunları yok etmek istiyorlar. Arkadaşlar bunları emin olun yok edemezler. Yolsuzluğun boyutları o kadar büyük ki bunu örtecek bir bez üretilmedi.

“Kriptolu telefon sana yolsuzluğu ört diye değil devlet işleri için verildi”

Akşam başbakanlık açıklama yaptır montajdır diye. “Benim sesim değildir , Bilal’in sesi değildir” demiyor, montajdır diyor. Bugün bir itirafta bulunuyor, kriptolu telefonlar dinlenmiştir diyor. Yolsuzluğu ört diye sana kriptolu verilmedi devletin işleri için verildi.Kaydı üç dört kanalda teyit ettik, Ağrı dağı, Erciyes dağı ne kadar gerçekse bu kayıt ta o kadar gerçek.

“Nasıl milletin yüzüne bakıyorsun?”

Hayatı yalan üzerine kurulu bir başbakandan birşey beklenemez. Benim üzüldüğüm ona hala inanan yurttaşlarım. Daha arkası gelecek bunların.  Nasıl milletin yüzüne bakıyorsun sen? Ar damarın yok mu ya?

“TİB kayıtlarını yayınlayın”

Artık Recep Tayyip Erdoğan’a başbakan diyemeyiz. Bu hükümetin meşruiyeti bitmiştir. Yalancıdan başbakan olmaz hırsızdan başbakan olmaz. Erdoğan’a çağrı yapıyorum : TİB kayıtlarını yayınlayın,  hangi saatte kim kiminle konuştu yayınlayın.

“Medya patronları korkmayın “

Medya üzerinde de durmak isterim. Korkmayın, medya patronlarına söylüyorum sizin topluma karşı yükümlüğünüz var, halkın doğru bilgilenmesi lazım. CHP’nin sesinini kesebilirsiniz ama sokaktaki yurttaş sizi affetmez.

(Yeşil Gazete)

HDP erken seçim çağrısını hatırlattı

Başbakan Erdoğan’ın ses kaydını değerlendiren HDP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, “Ses kaydının doğru ya da yalan olduğu tartışması çok önemli değil. Ses kaydı her şeyin netliğini ortaya çıkarıyor. Derhal Türkiye erken seçime gitmeli. Yeni bir yönetimle, süreç halkın denetimine açılmalı. Ama anlaşılıyor ki AKP hesap vermek istemiyor. HDP olarak halkımızı çürümüş düzenden hesap sormak için partimizin saflarına çağırıyoruz” dedi.

sebahat

Halkların Demokratik Partisi Eşbaşkanı Sebahat Tuncel, Başbakan Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ile ses kaydını ETHA’ya değerlendirdi. Tuncel, rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından artık Türkiye’nin böyle yönetilemeyeceğini, AKP’nin halk nezdinde meşruiyetinin kalmadığını, dolayısıyla erken genel seçime gidilmesi yönünde çağrı yaptıklarını hatırlattı.

Tuncel, “Bu çağrının üzerinden iki ay geçti. Ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıktı. AKP krizden çıkmak istiyorsa radikal demokratik adımlar atmalı. Yolsuzlukla, hırsızlıkla mücadele etmeli. Aksi takdirde bu süreç kendi sonunu hızlandırmış olacak” dedi.

“AKP hesap vermek yerine kendini koruyan yasalar çıkarıyor”

AKP’nin hırsızlardan hesap sormak ve hesap vermek yerine, kendisini halkın denetimine açmak yerine sürekli mecliste kendisini ve rejimi koruyan yasalar çıkardığını hatırlatan Tuncel, bunların halk nezdinde güven arttırıcı adımlar olmadığını, kendisini koruyan, otoriterleştiren bir tavır olduğunu söyledi.

MİT yasasının da bunlardan birisi olduğunu belirten Tuncel, Demokrasi ve çözüm sürecinin garanti altına alınması gerektiğinin altını çizdi.

“Süreç halkın denetimine açılmalı”

Tuncel, “Bugün çıkan ses kaydının doğru ya da yalan olduğu tartışması çok önemli değil. Ses kaydı her şeyin netliğini ortaya çıkarıyor. Derhal Türkiye erken seçime gitmeli. Yeni bir yönetimle, süreç halkın denetimine açılmalı. Ama anlaşılıyor ki AKP hesap vermek istemiyor. Bu düzeni ancak örgütlülük ortadan kaldırır” diye konuştu.

(ETHA/Gerçek Gündem/Yeşil Gazete)

Erdoğan: kurguladıkları, dublajı da yaptıkları bir piyes

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın grup toplantısında yaptığı konuşma sona erdi.Dün akşam internette yayınlanan ve Başbakan Erdoğan’la oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen konuşmalara değinen Erdoğan, yolsuzluk operasyonu sabahı Bilal Erdoğan’ın evindeki paraları çıkarma iddiasına cevap vermedi. Kaydın montaj olduğunu iddia eden Erdoğan, “Tüm ithamlara vakti geldiğinde tek tek cevap vereceğiz. Cevabını veremeyeceğimiz hiçbir iddia yoktur.” dedi.

Konuşması  “Dik dur eğilme bu millet seninle “ ve “Recep Tayyip Erdoğan” gibi sloganlarla sık sık bölünen Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Millet 30 Mart’ı bekliyor”

“Millet reyine, hükümetine sahip çıkıyor. Sağduyusuyla, vakarıyla sandığa gidip söyleyeceğini net bir şekilde söylüyor. Millet artık kabına sığmıyor, 30 Mart’ı bekliyor. 30 mart yeni milat olacak. Millet iftiralara itibar etmiyor.”

“Bir de vazi lobisi vardır”
Milletin iktidarda olmasından rahatsız olan bir de vaiz lobisi vardır. Devleti esir almaya gayret eden şantajları, komploları ortaya çıkan vaiz lobisi de milletin iktidarından rahatsızdır. 17 aralık’ta bütün bu rahatsızlar bir araya geldiler. Kaybedenler güruhu bir araya geldi bir kez daha ittifak yaptılar.

“Eteğinizde ne varsa dökün”
Dün akşam saatlerinde kendi kurguladıkları, dublajını da kendi yaptıkları bir piyesi servis ettiler. Ben haftalardır bir çağrıda bulunuyorum, eteğinizde ne varsa dökün diyorum. Bunlar gidiyor hayasızca, edepsizce montaj yapıp bunun servis ediyorlar. Uydurun da, uydurmanın da bir ahlakı edebi var.

“Bir hafta içinde aynısını farklı bir şekilde size izleteceğiz”

Bir hafta 10 gün içerisinde onların karşıtlarını biz de bu şekilde bu teknolojiden hareketle sizlere izleteceğiz. Aynısını farklı bir şekilde sizlere izleteceğiz. Teknolojinin geldiği yeri görmeniz bakımından önemli. Başbakanlıktan gerekli açıklama yapıldı. Bugün de buradan söylüyorum, yapılan Türkiye Cumhuriyeti Başbakanına yapılmış hance bir saldırıdır. Bunu da kimsenin yanına bırakmayacağız.

“Bu İstiklal mücadelesidir”

Biz bu gündeme teslim olmayacağız. Tüm ithamlara vakti geldiğinde tek tek cevap vereceğiz. Cevabını veremeyeceğimiz hiçbir iddia yoktur.Bizimle hesabı olan varsa 30 mart’ta sandıkta görüşelim sandık dışında her hareket açık şekilde istikallimize bir saldırıdır. Bu bir istiklal mücadelesidir.

“Niye internet yasasını, MİT yasasını getirdik?”

Zaten ben dinleniyordum bunu söyledim nedense birileri bunu anlamamakta direndi. Niye internet yasasını getirdik, niye MİT yasası değişikliğini getirdik huzurunuza? Bunlar için getirdik. Kriptolu telefonları bile dinliyorlar. Bir cumhurbaşkanı bakanlarıyla konuşamaz başkanla konuşamaz. Yasal süreci başlayacağız, izini süreceğiz. Ailelerin mahremi diye, devletin mahremi diye birşey kalmaz. Şantaj yapabilirler, daha henüz durmuş değiller.”

(Yeşil Gazete)

AİHM’in Uğur Kaymaz kararı: Yaşam hakkının ve etkin soruşturma yükümlülüğünün ihlali

21 Kasım 2004’te Mardin Kızıltepe’de polislerce öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz ve babası Ahmet Kaymaz’ın AİHM’e taşınan davası bugün sonuçlandı. AİHM, Türkiye’nin yaşam hakkı ve etkin soruşturma yükümlüğünün ihlalini[1] tespit etti. Karara göre hükümet başvurucu Kaymaz ailesine 313 bin Euro tazminat ödeyecek.

tumblr_mivry7XHqi1r7bt9ko3_1280

AİHM, polis operasyonunun ölüm riskini en aza indirecek şekilde planlanmadığını ve yürütülmediğini, ayrıca Uğur Kaymaz ve babasına karşı kullanılan ve ölümle sonuçlanan müdahalenin “gerekli” bir müdahale olmadığın karar verdi.

2004 yılında babası Ahmet Kaymaz’la birlikte öldürülen 12 yaşındaki Uğur Kaymaz’ın bedeninden 13 kurşun çıkmıştı. İHD, olayla ilgili hazırladığı raporda Kaymaz’ın sırtına isabet eden 9 merminin 50 cm’nin altında bir yakınlıktan ateşlendiği ifade etmişti.

İç hukukta meşru müdafaa gerekçesiyle polislere beraat kararı

İç hukuk yollarıyla çözülemeyen davada 2007 yılında baba oğulu öldüren dört polis için beraat kararı çıkmıştı. Gerekçe, “polisin eylemlerinin savunma sınırını aşmaması ve meşru müdafaa” olarak gösterilmişti.

AİHM, başvuru incelemesi devam ederken Türkiye tarafına “Öldürülmeden olmaz mıydı?” sorusunu yöneltmiş; savunmada “polislerin açtığı ateş yasal yetkilere uygundu” cevabı verilmişti. AİHM, bugün sonuçlanan davada, Uğur Kaymaz ve Ahmet Kaymaz’a karşı uygulanan ve ölümle sonuçlanan müdahalenin gerekli bir müdahale olmadığına karar verdi.

[1] Yaşam hakkı ve işkence yasağı ibaresi takipçimiz @civilwars’un Twitter’dan uyarısı üzerine yaşam hakkı ve etkin soruşturma yükümlülüğün ihlali olarak değiştirilmiştir.

Sahici mi sahte mi? – Uzun bir gece… – Ümit Kıvanç

Saat on civarıydı. Binlerce kişinin telefonlarının dinlenmesiyle ilgili haberlere göz atmıştım. Haberi verenlere bakılırsa, onca insanın özel hayatlarına tecavüz edilmesinden çok, bunu kimin yaptığı meseleydi. “Paralel yapı, paralel yapı!” haykırışları eşliğinde, bireyler olarak değersizliğimizi bir defa daha kavrıyorduk.

Şunları düşünüyordum o esnada: Bu “paralel” lafı şimdiye kadar bulunmuş en isabetli adlandırmalardan biri. Aralarındaki mesafe değişmeyen, birbirleriyle uyumlu, aynı doğrultuda ilerleyen iki çizgi, hükümet ile bugünkü can düşmanı Cemaat’in kısa süre öncesine kadarki konumlarını isabetle anlatan bir mizansen. Hükümet, kendi eliyle yer edinmiş bir “iç devlet”i kendisine karşı kurulmuş gibi gösteriyor. İnanmıyoruz.

Twitter
‘da olağanüstü bir hareketlilik olduğunu haber alınca, bölgeye intikal ettim. Tantananın kaynağını öğrenip kaydı dinledim. Yerime çakılıp kaldım. Milletin Twitter ve Ekşi Sözlük‘e yağdırdığı izlenim, görüş ve esprilerinin arasına daldım. Başka yerlerde de birşeyler arandım, ama CHP ile MHP yönetimlerinin olağanüstü toplantısı ve başbakanlıktan yapılan açıklama dışında tabiî ki, böyle bir bomba patlamamış gibi davranılıyordu.

AKP ve başbakan aleyhine tasavvur edilebilecek en büyük bombalardan biri ortaya savrulmuş olmasına rağmen, böyle bir olayın üzerine, ötesini berisini kurcalamadan ilk elde atlaması beklenecek insanların hatırı sayılır bölümü gayet temkinliydi. Karşılıklı çakallığa dayanan, bugünkü gibi bir mücadelede bizim gibi sıradan fanilerin türlü yollarla kafaya getirilebileceğini sanki çoğumuz anlamıştık.

Buna sevindim ama bir yandan da nutkum tutulmuştu. Birkaç arkadaşımla konuştuk, kendimizce, bunlar doğru mudur değil midir, akıl yürütmeye çalıştık. Sonra da, hayatta edindiğim bütün gazetecilik, belgeselcilik tecrübesini (paranoyaklık derecesinde, dallı budaklı şüphe, doğrulanabilir olgu arama vs.) kullanarak yargıya varmaya çalıştım.

Öncelikle, CHP ile MHP’nin, gece vakti olağanüstü toplanmadan evvel, bu kayıtlar sahici midir, diye “içeriden” birilerine danışmış olacaklarını varsaydım. İkinci olarak, başbakanlıktan bir açıklama yapılmış olmasını ve yapılan açıklamanın içerikçe pek zayıf, pek şahsiyetsiz, pek özelliksiz oluşunu kayıtların doğruluğuna dair bir işaret olarak kaydettim. Üçüncü olarak, artık “Sümeyye’nin trolleri” adlandırmasından kurtulmaları zor görülen ekipçe girişilen karşı faaliyetleri gözden geçirdim: Kayıt videosunun sonuna, güya bunu kurgulayanların kendi aralarındaki konuşmaları gibi bir bölüm ekleyip yayına koymaları, şüphesiz zamane ruhuna uygun, dinamik bir tepkiydi ama kayıtların sahteliğine insanları bununla ikna etmek imkânsızdı. Başbakan ile oğlunun konuşmalarından birinin başına konmuş notta başbakan o sırada Ankara’da gösteriliyordu, ama buraya yanlışlıkla Konya yerine Ankara yazıldığını varsayarsanız her şey yerine oturuyordu. (Başbakan daha önce, “saat onda Konya’ya gideceklerini” belirtiyordu zaten.) Başbakanın o gün Konya’da olduğu, salonda Şebi Aruz törenlerini izleyen ahaliye konuşma yaptığı, oğluyla bu konuşmaları yapmış olamayacağı, kayıtlar ortaya çıkar çıkmaz karşı argümanlar olarak getirilmiş, ancak kısa sürede geçersiz kılınmıştı. Sonra, Sümeyye Erdoğan’ın -telefon konuşmasında sözü edildiği şekilde- kardeşi Bilal’in yanına gidemeyeceği, çünkü annesi ve babasıyla birlikte bütün gün Konya’da olduğu tezi ortaya atıldı ve kısa sürede o da yalanlandı. Çünkü Sümeyye Erdoğan’ı Konya’da gösteren fotoğraflar bir yıl önceki törenlere aitti, 2013’te başbakanın kızı orada değildi, kayıtlarda öğrendiğimiz üzre, kardeşine, evdeki paraları boşaltmada yardıma gidebilirdi.

Bütün bunlardan, dinlediğimiz konuşmanın akışından vs. konuya gereken hassasiyet ve şüpheyle yaklaşan herkesin, burada şahit olduklarına inanmaya eğilimli olduğunu tesbit edince sağa sola saldırmaya son verdim. Zaten kendi imkânlarımla edinebileceğim başka bilgiyi nereden bulacaktım?

Oturup kara kara… hayır, düşünmeye koyulmadım; kafam tıka basa dolu ama sanki bomboş, öyle oturdum epey bir süre. Telefonda arkadaşlarımla dehşetimi paylaşırken, onları şaşırtmıştım. Çünkü, “Umarım bu kayıtlar sahtedir, bu duyduklarımız doğru değildir,” demiştim. Niye? Çünkü kendimi çok aşağılanmış hissetmiştim. Sadece benim gibileri düşünmedim; bu partiye, hükümete, her ikisinin de önderine umutlar bağlamış, inanmış insanlar için, eğer duyduklarımız doğruysa, nasıl bir yıkım olacağını da düşündüm ve üzüldüm elbette. Hepimizin çok fena aşağılandığını, enayi yerine konduğunu hissettim. Eğer doğruysa, en son kalan ve koyacak yer ayarlanamayan miktarın 30 milyon Euro oluşu, sadece Türkiye’de yaşayan bizlerle değil, dünyanın günde iki dolardan azıyla geçinmeye çalışan yaklaşık yüzde 40’ıyla da acımasızca alay etmek demekti. Yoksullara sadaka vermeyi en büyük erdemlerinden sayan bir hükümetten sözediyoruz…

Bu kayıtlarda, insana “sahtesini üretmiş olsalar böyle yapmazlardı” dedirten pek çok unsur var. Sahtesi yapılsa hiç de gerekli olmayacak, işin vuruculuğunu azaltan kısımlar var. Başkası adına konuşma uyduracak birinin aklına gelmesi pek muhtemel olmayan unsurlar var. Bunlar ister istemez kayıtların hakikiliği yönünde düşündürüyor insanı.

Neyi ne kadar anlayabiliriz?

Buradan, bu tür durumlarda hepimizi saran bilinmezliğe, çaresizliğe azıcık çare olur umuduyla, sınırlı bir teknik izahat faslına geçeceğim. Zira gece bir aşamada, “uzmanlar” çıktı ortaya ve gayet haklı olarak tutunacak dal arayan insanlar, kayıtların doğruluğuna dair uzmanca laflar duyunca hemen bunlara meylettiler. Kanıt sunuyor gibi gözükenlerden biri, “Bu başbakanın sesi, tanıdım!” diyen Abdüllatif Şener’di meselâ. Öyle diyecek tabiî, ne diyecek? Dikkate almayacaksınız. Bazı sesçiler, müzisyenler falan da, “bu kurgu değildir”, “sesler böyle birleştirilemez”, “dip sesleri birbirini tutuyor” vs. iddialarıyla çıktılar. Bunları dikkate almalıyız. Ancak bir yere kadar.

Sizi temin ederim ki, sıkıştırılıp internete yüklenmiş bir dosyadaki sesi analiz ederek kayda değer, güvenilir sonuçlara varamazsınız. Orijinali elde olsa, belki. En sıkı uzmanı da getirseniz, ortada ustaca hazırlanmış bir ses dosyası varsa, kesin sözler edemez. Sesler ustaca hazırlanmamışsa, şüphe uyandıran ayrıntıları saptayabilir; yine de emin olamayacağı noktalar kalır. Meselâ: kaydın bir yerinde dip seste bariz değişiklik olursa, bu tam orada iki değişik parçanın birleştirildiğini gösteriyor olabileceği gibi, diyelim konuşanlardan birinin kapı eşiğinin daha gürültülü veya daha sessiz olan öteki tarafına ani bir adım atıp kapıyı birden kapatmış olmasından, gürültü çıkaran bir aygıtın birden çalışmaya başlamasından/durmasından ve daha başka bin sebepten kaynaklanıyor olabilir. Ya da aslında kurgu varsa bile, farklı dip seslerin birbirine geçişi, oraya konuşma denk gelmediği için yumuşak biçimde ayarlanmış olabilir. Mahsus biraz uzattım ki, bu meselelerin derinine dalmakla kimsenin bir yere varamayacağı görülsün; biraz daha uzatayım ki, “uzmanlığın” ancak ustalıklı olmayan kurgular konusunda işe yarayabileceğine ikna olun.

Bu dinlemeler hangi aygıtlarla, nereden, nasıl yapılıyor, hiçbirimizin fikri yok, bilemeyiz de. Engelleyicilerle korunan bir cep telefonu konuşmasını bu engelleyicileri aşıp dinleyebilmek için kurulan düzenekler nasıldır, bilemeyiz. Konuşmak için kullanılan telefonlar rastgelere aygıtlar olmayabilir. Dinlemek için kullanılan aygıtlar, kezâ. Dinleme teknolojisinden kaynaklanan ses gidiş gelişleri olabilir. Kurgu yapacak olanlar bunlardan yararlanıp farklı kayıtları birleştirebilirler. Ya da tersine, aslında hiç kesilip biçilmemiş bir konuşma bizde böyle bir izlenim yaratabilir. Yani hele internete yüklenmiş, sıkıştırılmış .mp4 veya .flv dosyalarını analiz edip güvenilir sonuçlara ulaşılamaz. Kurgu yapanın, birçok farklı şeyi birleştirdikten sonra hepsinin altına farkları örtecek bir yeni dip ses eklemediğini ya da bir tür gürültü bastırma filtresi ile kaydın bütününde dip seste birtakım düzensizlikler yaratmadığını nereden bileceğiz?

Birkaç şeyi de kesin veri alabilirsiniz. Meselâ buradaki gibi, 10 küsur dakika süren bir konuşmayı, konuşanların başka yerlerdeki sözlerinden kese biçe imal etmek neredeyse imkânsız bir iş. Aslında imkânsız. “Neredeyse” diye ihtiyat kaydı koymam, sadece milyonda bir bunun mümkün olabileceği ihtimalini dışlamamak için. Ama bunun olabilmesi için, hem uygun kelimeleri bulmanız hem de bunların tonlamasının, tansiyonunun birbirini tutması lazım. Meselâ Tayyip Erdoğan’ın halk önündeki konuşmalarından kese biçe, buradaki gibi, ahizeye kapanmış halde, kısık sesle sürdürülen bir konuşma imal edemezsiniz. Bir basın toplantısındaki konuşmasından üç kelimeyle, bir mitingteki dört kelimesini biraraya getirip cümle üretemezsiniz. Sürat ve frekansla biraz oynayabilirsiniz, ama söyleyiş tarzında bariz farklılıklar varsa, bunu dinleyenler kolaylıkla ayırt edebilir.

Otomatik cevap cihazlarının her seferinde değişen numaraları araya koyarak kurdukları cümleleri düşünün: “(Akıcı:) Sayın abonemiz, eğer alan kodunuz… (gereksiz boşluklarla, dura dura:) iki… yüz… on… altı… (akıcı:) ise, lütfen…” Bunlardaki yapaylığı nasıl hemen ayırt ediyoruz? İşte öyle…

Eğer kendini ele vermeyecek kadar ustalıklı yapılmışsa hepimizi kandırabilecek olan yöntem, taklittir. İki kişinin karşılıklı konuşmalarının hakikilerinden ayırt edilemeyecek kadar ustalıklı taklitleriyle karşı karşıya olup bunları sahici sanmamız, ne var ki, ancak metnin ve mizansenin de büyük maharetle oluşturulması halinde mümkün. Sesler, tavırlar, duygular tutabilir, ama konuşma bizi inandıracak mıdır? Bu önkoşul da bizi tekrar, dinlediğimiz şeyin ayrıntılarına göz atmaya götürür: Bunlar, başkaları tarafından oluşturulmuş olabilecek ayrıntılar mıdır? Taklit edelim, dense, akla gelebilecek veya dinleyenleri ikna etsin diye araya katılmış unsurlar mıdır? Yoksa dinlediğimiz, olağan akışı içerisinde, kusurları ve tuhaflıklarıyla yürüyen bir konuşma mıdır? Kusurlar ve tuhaflıklar, bu mevzuda, tutarlı ayrıntılardan daha önemlidir.

Şu anda saat 05.38 (sabah). Bu satırları tamamlayıp yayımlayacağım. Uyumaya çekiniyorum galiba. Nasıl bir memlekette uyanacağımı kestiremiyorum. Bu fazla büyük bir bomba. Buna da patlamamış muamelesi yapmayı başarırsa, Türkiye şüphesiz insanlık tarihinde pek tuhaf ve benzersiz bir yer alacak. Belki de henüz patlamadı. O vakit korkarım, açık arazinin ortasında, geçmiş savaşlardan kalma bir mayın gibi duracak bu, bir süre. Acaba sonra nasıl patlayacak?

Bu yazı ilk olarak riyatabirleri.blogspot.com.tr/ de yayınlanmıştır

umit-kivanc_298074

 

 

Ümit Kıvanç

Dört buçuk milyon dolar iade edilmiş

17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında tutuklanan ve bir süre önce serbest bırakılan Halk Bankası eski Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evindeki ayakkabı kutularından çıkan 4,5 milyon doların iade edildiği ortaya çıktı.

halk-bankasi-eski-genel-muduru-suleyman-aslan-tahliye-edildi-suleyman-aslan-kimdir_haber_4859960

Hürriyet‘in haberine göre,Başbakan Erdoğan dün Ak Parti Genel Merkezi’nde kahvaltıda bir araya geldiği milletvekillerine konuyla ilgili bilgi verdi. Kahvaltıda, eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Arslan’ın evinde ayakkabı kutusunda bulunan paraların kendisine iade edildiği söyledi.

Ayakkabı kutusundaki paralar ortaya çıktığında, Arslan’ın avukatı “paraların Arslan’ın şahsına ait olmadığını, bir üniversite ve bir imam hatip lisesi için hayırseverlerden makbuz karşılığı alınmış paralar” olduğunu iddia etmişti.

Hürriyet’in haberinde, AKP kaynaklarının konuyla ilgili verdiği cevapta, Arslan’a paranın geri verilme nedeninin bu iddia olduğu yazıyor.

(Hürriyet)