Ana Sayfa Blog Sayfa 4035

Dünya kentleri nasıl su tasarrufu yapıyor?

Fotoğraf: adanakent.com Yağışsızlık nedeniyle Türkiye'nin her yerinde çiftçiler yağmur duasına çıktı
Fotoğraf: adanakent.com
Yağışsızlık nedeniyle Türkiye’nin her yerinde çiftçiler yağmur duasına çıktı

Kırsalda yağışsızlık nedeniyle sıkıntıya giren tarımsal üretim, metropol barajlarında hızla azalan su seviyesi… Harekete geçmezsek havaalanı, köprü yaparken kendimizi aç susuz bulacağımız günler yakın. Oysa dünyada bir çok şehir, artan kentsel nüfuslarının sosyal, ekonomik ve ekolojik gereksinimlerine dair öngörüleri ve yanıtları üzerine çalışırken iklim değişikliği, su kıtlığı, sürdürülebilirlik gibi konulara planlarında yer vermenin bir adım ötesine geçmiş ve bu konulara özel planlar hazırlamış hatta uygulamaya geçmiş durumda. Sürdürülebilirlik, yaşanabilirlik temel kaygılar, peki neden? Çünkü yaşanabilirlik; biyoçeşitlilik, su rejimi ile beraber ekolojinin sağlığı, daha az kirlilik, daha serin şehirlerle, su ve gıda güvencesi ile halkın sağılığı demek. 

Dünyada su kaynaklarını korumak, su tasarrufu yapmak için hangi kent neler yapıyor? 

Avustralya’nın Melbourne kentinde planlama kurumlarının ve su idarelerinin bir arada çalışmasını sağlayan bir yapı olarak kurulan Suya Duyarlı Kentler Yüksek Komitesi temel ilkeler ve programlar geliştiriyor. Bu kentteki idarelerden biri olan City West Su İdaresi (City West Water), gelişmiş arıtma teknolojileri ile 19.200 haneye arıtılmış su vererek yılda 3,1 milyar litre içme suyunun tasarruf edilmesini sağlıyor. Sydney Su İdaresi (Sydney Water), ihtiyacı olan elektriğin %20’sini yenilenebilir kaynaklardan üreterek, kurum içinde enerji verimliliğini sağlayarak, müşteri programları ve karbon dengeleme ile 2020’ye kadar karbon sıfır olmayı hedefliyor. Melbourne Su İdaresi (Melbourne Water) hedeflediği gibi karbon salımını %35 azalttı, yenilenebilir enerji kaynaklarından enerji üretimini %40 arttırdı. Yeni hedef, 2018’e kadar, karbon sıfır olmak ve enerji ihtiyacının %100’ünü yenilebilir enerjiden elde etmek.

Avustralya’da su idarelerinin kullandığı teknolojik yöntemler yanında doğrudan planlama süreçleri de su dostu hale getirdi. Örnek; Victoria’da su dostu kentsel tasarım sistemlerinin parsel bazında geliştirilmesi bir kural, New South Wales’de yeni ev ve dairelerin Yapı ve Sürdürülebilirlik Endeksi adını verdikleri planlama sistemine uygun inşa edilmesi gerekiyor. Bu endekse göre, su ve enerji tüketimini azaltma hedefleri belirleniyor ve bu hedeflere yağmur suyu tankları kurarak, su tasarrufu sağlayan armatürler kullanarak, enerji tasarruflu ışıklandırma ya da yalıtım ile ulaşılıyor. Victoria’nın gayrimenkul kurumu VicUrban 6 yıldız enerji puanlı yeni projesini ekolojik önceliklerle geliştirdi; bahçe, sulama, tuvalet için geri dönüştürülmüş su kullanarak, sıcak su kullanımı için yağmur suyu kullanarak 5 yıldızlı bir projeye göre %45 su tasarrufu sağlıyor. Enerji kullanımı, buharlı soğutma ve güneş enerjili sıcak su sistemleri ile %60 azaldı.

Fotoğraf: un.org Kullanılmayan çeltik tarlaları akiferi beslemeleri için yeniden suya kavuşturuldu
Fotoğraf: un.org
Kullanılmayan çeltik tarlaları akiferi beslemeleri için yeniden suya kavuşturuldu

Japonya’nın Kumamoto kenti Aso Dağı’ndaki volkanik akifer* sayesinde bolca yeraltı suyuna sahip ve 730.000 kişinin içme suyu bu akiferden karşılanıyor. Kentleşme ve tarımsal üretim nedeniyle azalma ve kirlenme tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu değerli kaynağı gelecek nesillere aynı kalitede aktarmak için Kumamoto kent yönetimi komşu belediyeleri ve dört tarım üretim bölgesi ile işbirliği ile bir çalışma başlattı. Kent yönetimi terk edilmiş pirinç teraslarını tekrar su bastırarak ve havzaların su toplama alanlarındaki ormanları koruyarak yer altı suyunu beslemek için yapay besleme sistemleri geliştirdi. Bu çalışma sayesinde Kumamoto sakinleri bu tertemiz mineralli suyu direkt musluklarından tüketiyor ve gelecekteki sakinleri de tüketmeye devam edecek. Aso Dağı’nın doğal sisteminin ve yerel beşeri faaliyetin 400 yıllık bu başarılı kombinasyonu, 2013’te Birleşmiş Milletler’den en iyi su yönetimi ödülünü aldı.

İngiltere’nin Bristol kentinde, yerel yönetim yağmur suyu hasadı, sürdürülebilir kentsel drenaj sistemleri geliştirerek, kentin çiçekçilik programlarında su tüketimini 2009’dan beri %11 azalttı. Bristol Belediyesi de 2013 yılı için Eko-Yönetim ve Denetim Planı ödülünü Büyük Kurumlar kategorisinde aldı. 

Fotoğraf: travelpod.com Toskana'daki Tavarnelle Val di Pesa Belediyesi tarım alanlarında erozyonu ve yüzey akışını önlemek için programlar uyguluyor.
Fotoğraf: travelpod.com
Toskana’daki Tavarnelle Val di Pesa Belediyesi tarım alanlarında erozyonu ve yüzey akışını önlemek için programlar uyguluyor.

İtalya’nın Toskana Bölgesi’ndeki Tavarnelle Val di Pesa Belediyesi (Comune di Tavarnelle Val di Pesa), yeni yapılan yapılar için su tasarrufu teknolojilerinin kurulmasına dair geliştirdiği düzenleme ile 2013’te Avrupa Komisyonu’nun yılın Eko-Yönetim ve Denetim Planı ödülüne Küçük Kurumlar kategorisinde layık görüldü. Tarım alanlarında erozyonu ve yüzey akışını engellemek için tarımsal planlar geliştiren belediye, ayrıca yatırım planları, satın almalar vb faaliyetler ile ilgili karar verirken su yönetimi unsurlarını dikkate alıyor, turizm tesisleri için çevre eğitimleri düzenliyor.

ABD’nin Atlanta kenti, kuraklık ve en önemli su kaynağını kaybetme olasılıklarıyla yüzleşince kapsamlı bir su kaçağıyla mücadele programına başladı ve kaçak/sızıntı tespit sayısını yılda 700’den ayda 750’ye çıktı. Bu sayede kayıplarda %5’lik bir azalmayı başararak 244.000 kişiye yetecek içme suyunu tasarruf etti. Atlanta’da 1998’den 2008’e kadar yıllık ortalama nüfus artışının 100.000 kişi olduğunu düşününce oldukça kayda değer bir tasarruf miktarı.

Avrupa Komisyonu, “Geleceğin Kenti için Suyu Yönetmek” diyerek SWITCH programını başlattı. 20 milyon avroluk 15 ülkeden 33 ortağın yer aldığı bir araştırma programı. Amaç eski paradigmaları yeniden düşünmek ve yeni çözümler geliştirerek kentsel su sistemlerinin verimliliğini arttırmak.

*Yeraltı suyu havuzu

(Yeşil Gazete)

Vicdani Retçi Murat Kanatlı’ya 10 Gün Hapis Cezası

Kuzey Kıbrıs’ta 2009 yılında, eline silah almayı ve savaş hazırlıklarını reddeden Yeni Kıbrıs Partisi Genel Sekreteri Murat Kanatlı’ya 10 gün hapis cezası verildi.

kanatli haber (1)

Kanatlı’ nın davası 2011 yılında başlamış ve 25 Şubat 2014 tarihinde Askeri Mahkeme tarafından alınan kararla 500 TL para cezası ile sonlandırılmıştı. Karar sonrası Kanatlı, “suç işlemediğini” öne sürerek para cezasını reddedince mahkeme tarafından 10 gün hapisine hükmedildi ve cezaevine kondu.

kı

25 Şubat’ta, Vicdani Ret İnisiyatifi, cezaevi önünde gerçekleşen protesto ve basın açıklaması ile Kanatlı’ya destek verdi.

Vicdani Ret İnisiyatifi adına hazırlanan yazılı açıklamayı okuyan Haluk Selami Tufanlı, “Askeri Mahkeme tarafından alınan kararın ülkenin ne denli sivil ve demokratik anlayıştan uzak olduğunu gösterdiğini” belirtti. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin iç hukukun bir parçası olmasına rağmen, Askeri Mahkeme’nin Kanatlı’yı Anayasa’nın 74. maddesine dayanarak mahkum ettiğini anlatan Tufanlı, “Vicdanımız bu kararı reddediyor, mücadelemiz tüm ülkelerdeki tüm siyasi mahkumlar serbest kalıncaya kadar sürecektir” ifadelerini kullandı.

Eyleme, Kuzey Kıbrıs Cumhuriyet Meclisi’ndeki bazı milletvekilleri, sendikalar, öğrenci inisiyatifleri ve Güney Kıbrıs’taki muhalefet partilerinin gençlik örgütleri de destek verdi.

(Yeşil Gazete)

Tarihi Yarımada’daki radikal müdahaleler konuşulacak

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü; son dönemde radikal müdahalelere maruz kalan  Tarihi Yarımada’da neler olduğunu yarın masaya yatırıyor.

Marmaray, Avrasya tüneli, Metro bağlantıları, transfer merkezi gibi büyük ulaşım projeleri, Süleymaniye, Fener-Balat-Ayvansaray, Sulukule gibi kentsel dönüşüm projeleri, karasurları, anıtsal ve sivil mimarlık yapılarına yapılan restorasyon müdahaleleri, sur koruma bandındaki Yedikule bostanlarının düzenlenmesi ve Yenikapı dolgu alanı düzenlenmesinin yarımadanın özgün yapısını bozduğunu ifade eden toplantı metninde, “bu büyük değişimlerin Tarihi Yarımada’nın mekânsal yapısındaki etkilerinin tartışılması hedeflenmiştir” deniyor.

Jpg-Panel-TarihiYarimada'daNeOluyor_

MSGSÜ öğretim üyesi Gülşen Özaydın’ın moderatör olacağı panelde konuşmacılar şöyle:

Engin Akyürek (İÜ Edebiyat Fak. Sanat Tarihi Bölümü Bizans Sanatı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi)
İclâl Dinçer (YTÜ Mim. Fak. ŞBP.Bl. Öğretim Üyesi)
Zeynep Eres (İTÜ Mim. Fak. Mimarlık Ana Bilim Dalı Restorasyon Öğretim Üyesi)
Aykut Köksal (MSGSÜ Mim. Fak. Mim. Bl. ve ŞBP.Bl. Öğretim Üyesi)
Jean-François Pérouse (İst. Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Müdürü)

Tarihi Yarımadada Ne oluyor? paneli yarın MSGSÜ Sedad Hakkı Eldem Oditoryumu’nda gerçekleşecek. Başlama saat 13.30.

(Yeşil Gazete)

KCK ve Faili meçhul davalarının savcıları görevden alındı

Güneydoğu’da yürütülen soruşturmalarla ilgili önemli dosyalara bakan Terörle Mücadele Kanunu 10’uncu madde ile görevli Osman Coşkun ile Levent Kaya, Diyarbakır’a yeni atanan başsavcı tarafından görevden alındı.Soruşturmalar için başka savcılar görevlendirildi.

vanmanset

Diyarbakır’da üç yıldır faili meçhul soruşturmalara bakan savcı Osman Coşkun, Bingöl’de şehit edilen 33 er dosyası, Lice’nin yakılması ve Tuğgeneral Bahtiyar Aydın’ın şehit edilmesi, Musa Anter cinayeti, Kulp’ta 11 köylünün gözaltına alınıp kaybedilmesi davası, Mardin Jandarma Alay Komutanı Rıdvan Özden’in şehit edilmesi soruşturması, Güçlükonak’ta 10 köylünün öldürüldüğü soruşturma, JİTEM davası gibi çok sayıda soruşturmayı yürütmüştü. Savcı Levent Kaya ise KCK ana davasının yanı sıra KCK Türkiye Meclisi, KCK Kent Meclisleri, KCK milisler yapılanması, KCK gençlik yapılanması soruşturmalarını yürütmüş ve dava açmıştı.

Diyarbakır Baro: Davayı bilen savcıların alınması soruşturmanın seyrini olumsuz etkiler

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, 1990’lı yıllarda meydana gelen faili meçhul ve gözaltında kayıp suçlarına ilişkin suçların soruşturmasının zaman aşımına uğrama ile yüz yüze olduğu bu dönemde yıllardır bu soruşturmalara bakan savcılardan dosyaların alınmasının soruşturmaları olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Elçi, savcı değişikliğinin soruşturmaları etkileyeceğini belirterek, şöyle konuştu: “Zaten bugüne kadar adil soruşturmalar olmadı, en azından kaç yıldır kısmi de olsa bazı çabalar vardı. Tam da bunların sonuçlanma ihtimali vardı, tam da bunların sonuca doğru gittiği dönemde, dosyaları bilen ve soruşturmada belli bir mesafe almış savcıları alarak yeni savcılara verilmesi ister istemez sorun oluşturacaktır. Bu açıdan kaygılıyız. 4 -5 yıldır hakim olan, soruşturmaya yoğunlaşmış emek vermiş çalışmış, bazı önemli dosyaları sonuçlandırmış, dava konusu yapmış ve zaman aşımından kurtarmış ve mahkeme önüne getirmiş, yürüten savcıların hele böyle bir kritik dönemde bu savcıların alınması tabi ki soruşturmanın seyrini olumsuz etkileyecektir, kaygı duyuyoruz.”

(CİHAN)

Endülüs kültürünün temsilcisi Paco de Lucia öldü

Yeni flamenko stilinin öncülerinden İspanyol gitarist, bestec, ve prodüktör  Paco de Lucia hayatını kaybetti. 66 yaşındaki müzisyenin, Meksika’da çocuklarıyla bahçede oynarken kalp krizi geçirdiği belirtildi.

Francisco Sánchez Gómez adıyla doğmuş olan Paco de Lucia, flamenko müziğin alanını genişleterek onu caz ve klasik müzik gibi türlerle de buluşturmuştu.

Paco de Lucia’nın doğum yeri olan Endülüs’teki Algeciras eyaletinde  iki günlük yas ilan edildi. Belediye Başkanı  Jose Ignacio, müzisyenin ölümünü “Endülüs kültürü için tamir edilemez bir kayıp” olarak nitelendirdi.

“Çalmaya başlamadan önce flamenkonun her ritmini biliyordum”

3195

21 Aralık 1947’de doğan Francisco Sanchez Gomez’nın babası Roman kökenli flamenko gitaristi Antonio Sanchez’di. “Lucia’nın çocuğu” sahne ismini annesi Lucia Gomes’in onuruna almıştı. Paco de Lucia çocukluğunu şöyle anlatmıştı: “Babam ve tüm ağabeylerim gitar çalıyordu, bu yüzden gitarı elime almadan önce, konuşmaya başlamadan önce dinliyordum. Çalmaya başlamadan önce flamenkonun her ritmini biliyordum. Müziğin hissini ve anlamını biliyordum, bu yüzden çalmaya başladığımda kulağımdaki sese gittim sadece.”

İlk albümünü 18 yaşında Madrid’de kaydeden Paco de Lucia’nın kariyerinin dönüm noktası şarkıcı Camaron de la Isla’yla tanışması oldu. 1970’lerde birlikte çalışan iki müzisyenin albümleri yeni flamenko hareketine ilham verdi.

2004’te İspanya’nın prestijli ödülü Asturias Sanat Ödülü’nü kazanan Paco de Lucia’ya bu ödül “en evrensel flamenko sanatçısı” olması dolayısıyla verilmişti.

John McLaughlin gibi müzisyenlerle de çalışan Paco de Lucia’nın son stüdyo albümü “Cositas Buenas” 2004 yılında yayınlanmıştı.

(BBC/Yeşil Gazete)

AB’de binek araç salımlarına yeni sınır

AB ülkelerindeki binek araçlar, Avrupa Parlamentosu’nda onaylanan tasarıyla dünyanın en düşük CO2 salım hedeflerine sahip olacak.

photo
Fotoğraf: Adrian Sherratt/Alamy

Mevcut hedefleri düzenleyen yönetmelik üzerinde öngörülen değişikliklere göre 2020 yılına gelindiğinde her üretici firma trafiğe kaydettirdiği yeni binek araçların ortalama CO2 salımlarını kilometre başına 95 gram ile sınırlamak zorunda. Bu sınırın üzerine çıkan bir filo ortalamasına sahip üreticileri büyük cezalar bekliyor.

Endüstri, 2015 yılı için öngörülen ve beklenenden erken ulaşılan 130 g/km’lik sınırla karşılaştırıldığında %27’lik düşüş anlamına gelen yeni hedefi yakalamanın çok da zorlayıcı olmayacağı görüşünde. Bunu destekleyen bir veri, yönetmeliklerin getirdiği baskının yanında artan tüketici bilincine uygun araçlar üretmeye zorlayan rekabet koşulları sayesinde, 2007 yılında 159 g/km olan yeni araç salımları ortalamasının 2012 yılında 132 g/km’ye düşmüş olması.

Düşük salımlı araçlara “süper-katsayı

95 g/km sınırı üreticilerin trafiğe kaydettirdiği tüm araçların ortalama salımı üzerine olduğu için yönetmelik bu sınırdan yüksek salıma sahip yeni araç üretilemeyeceği anlamına gelmiyor. Ancak üreticiler böyle araçlar üretmeye devam etmek istiyorlarsa, düşük salımlı binek araç gamlarını da geliştirmek zorunda.

Yönetmelik bu noktada yeni döneme geçişi kolaylaştırmak ve yeni teknolojileri teşvik etmek adına 50 g/km’den düşük binek araçlara “süper-katsayı” uygulanmasını getiriyor. Buna göre üreticilerin filo ortalaması hesabında 50 g/km’den düşük salımlı her araç 2020 yılında 2; 2021 yılında 1,67; 2022 yılında 1,33; 2023 yılında itibaren ise 1 araç olarak hesaba katılacak. Mevcut içten yanmalı motor teknolojisi ile yakalaması mümkün olmayan bu seviyeye inmek için üreticilerin elektrikli, hibrit ve şarj edilebilir hibrit araçlara yatırım yapması bekleniyor.

Yıllık 15 milyon ton CO2 salımı tasarrufu sağlayacağı öngörülen bu hedeflerin 2025 ve sonrasında ne seviyeye çekileceğinin 2015 yılı sonunda görüşülmesi de aynı tasarı ile karara bağlanmış durumda.

(Yeşil Gazete)

İstanbul’daki akıllı bisikletler artıyor

Kadıköy-Kartal arasındaki 10 istasyonda 100 bisikletle geçen yıl mayıs ayında başlatılan Akıllı Bisiklet uygulaması ilgi gördü. Kiralanan bisiklet sayısı 50 bine ulaştı.Sırada Florya-Yeşilköy hattı, Avcılar sahil yolu ve Tarihi yarımada var.

Saati iki liradan bisiklet

İSPARK, Kadıköy-Kartal arasında kullanılan bisikletlerde yaz döneminde yaşanan yoğunluğa çözüm üretmek amacıyla kredi kartıyla kiralanabilen bisikletlerin abone kartla da kullanılabilmesi için çalışmalarını tamamladı. İstanbullular, artık kredi kartı ve abone kartla 1 saati 2 lira , 2 saati 3 lira, günlük 25 lira ücret ödeyerek, haftanın her günü 07.00 ile 24.00 saatleri arasında bisikletleri kullanabiliyor.

fft81_mf2014617

Akıllı Bisiklet Kiralama Sistemi, ilkbaharda yaklaşık 6 kilometre uzunluğundaki Florya-Yeşilköy arasındaki güzergahta da başlayacak. Projede, 100 bisikletle 5 istasyon bulunacak.Avcılar ve Büyükçekmece sahil yolunda da projenin hizmete açılması için planlama ve etüt çalışmaları devam ediyor.

Uygulama kapsamında hasar gören bisikletlerin tamir edilebildiği Bakım-Onarım Kademesi ile Müşteri Hizmetleri Noktası da bulunacak. Projenin, elektrik ve internet alt yapı çalışmaları başlatıldı.

Bir sene içinde Tarihi Yarımada’da

İSPARK, Bahçeşehir Üniversitesi işbirliği ve İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle Tarihi Yarımada’da da uygulanmak üzere Akıllı Bisiklet Projesi hazırladı. Proje, bir yıl içinde hayata geçecek. İlk etapta Sultanahmet, Topkapı Sarayı önü, Gülhane Parkı ve Eminönü olmak üzere 4 istasyonla hizmete başlayacak uygulama, bu güzergahta yayalaştırma projesi kapsamında genişletilecek.
Tarihi Yarımada’da belli noktaların araç trafiğine kapatılmasıyla birlikte hattın Beyazıt, Vezneciler, Süleymaniye ve belirlenecek diğer alanlarda yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Uygulama, Zeytinburnu-Eminönü arasındaki 12 kilometrelik hatta da hayata geçirilecek. Zeytinburnu-Eminönü arasında, 10 istasyonla vatandaşlara hizmet verecek sistemde 100’ün üzerinde bisiklet olacak. Proje, Tarihi Yarımada’daki uygulama ile Eminönü istasyonunda birleşecek. Böylelikle güzergah ve ulaşılabilecek alan da uzatılacak.

(Radikal, Yeşil Gazete)

Manidar pislikler, pis manidarlıklar – Oya Baydar

oya_baydarMilletçe, ülke büyüklüğünde bir pislik çukurunda debeleniyoruz. Her geçen gün çukur biraz daha doluyor, pis kokular biraz daha dayanılmaz oluyor, biz insancıklar pisliğe biraz daha gömülüyoruz. Nefes alamaz olduk, boğuluyoruz.

En azından ben böyle hissediyorum. Abartıyor muyum? Sanmam, çünkü hangi kesimden, hangi siyasetten olursa olsun, bu ülkede neler olup bittiğini biraz izleyen, insana topluma birazcık duyarlı herkesin aynı duyguları paylaştığını biliyorum. Daha önce de yazdım, tekrarlamaktan alamayacağım kendimi: Türkiye insanları artık korkuyor. Yaşamları ve îmanları para olan bir avuç vurguncu soyguncu, bir de neler olup bittiğini fark edemeyen toplumsal duyarlılık engelliler dışında, insanlarımız gelecek umudunu ve yarınlara güvenini giderek yitiriyor. Sesleri çok, sayıları ve idrakleri az gürültücü amigolar, bir de her kesimin “ölmeye ölmeye geldik” kıvamındaki askerleri dışında, artık hiç kimse hiçbir şeye inanmıyor. Bu ruh hali, toplumsal-siyasal kirlenmenin bulaşıcı bir hastalık gibi hepimizi etkisi altına aldığının belirtisidir. Pasif içiciler gibiyiz; çevremizdeki pisliği soludukça yüreğimizde, vicdanımızda, kafamızda yaralar açılıyor.

AKP ile Cemaat arasında gibi görünen, aslında bütün siyasal kesimleri içine çeken iktidar çatışması tam bir kirli savaşa dönüştü. Kimse kendini kandırmasın, bu kadar kirli bir savaşın kesin galibi olmayacak, mağlubu ise bütün Türkiye; hepimiz olacağız.

Her hamle manidar ama arkası boş değil

17 Aralık’ta, başta Erdoğan olmak üzere AKP Hükümeti’ni hedef alan yolsuzluk soruşturmalarının zamanlaması, evet, manidardı. Besbelli birileri düğmeye basmıştı. Ama soruşturmaların arkası hiç de boş değildi. Olmadığı; sadece dışa yansıyan iddianame ve fezleke içerikleriyle değil, Erdoğan ve hükümetinin soruşturma ve kovuşturmaları engellemek için, demokrasiye kastetmekten ekonomiyi altüst etmeye kadar her şeyi göze almalarıyla ortaya çıktı. 25 Aralık’ta, bu defa Tayyip Erdoğan ve Oğlu Bilal’i hedef alan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının engellenmesi, ardından binlerce yargı ve emniyet mensubunun hallaç pamuğu gibi oradan oraya savrulması (ki hâlâ devam ediyor bu fırtına) bir suçun, pisliğin gizlenmek istendiğinin kanıtıydı.

Ancak zamanlaması manidar denilerek engellenen yolsuzluk soruşturmaları, Tayyip Erdoğan ve kadrolarına ne zamandır kolladıkları fırsatı verdi. Can havliyle, normal koşullarda cesaret edemeyecekleri bir dizi antidemokratik, keyfî, totaliter yasa değişikliği yapmaya, O-hal yasaları çıkarmaya giriştiler. Bahane; Cemaat’ten ve bazı dış güçlerden kaynaklanan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kaldıklarıydı. Gerçeği göz ardı etmezsek, Cemaat’in yargı ve enniyetteki gücünü kullanarak Erdoğan’ı zorlamaya, mümkün olursa Erdoğan’sız AKP formülünü devreye sokmaya yönelik bir müdahalesi olduğunu görmezden gelemeyiz. Ancak, Tayyip Erdoğan’ın iç ve dış darbecilere karşı İstiklâl savaşı vermekte olduğu savıyla ortalığı alt üst etmesi kamuoyunun geniş kesimlerinde pek inandırıcı bulunmasa da, senaryo hiç de kötü değildi. Üstelik, meşru iktidara karşı darbeyi kabullenemeyecek demokrat ruhları da okşuyor; “acaba” sorusunun sorulmasını engelliyordu.

Bu gözle bakarsak; kişi hak ve özgürlüklerinin ve de demokrasinin ruhuna Fatiha niteliğindeki yeni MİT yasası tartışmaları sırasında, iki gün önce iki iktidar gazetesinde birden çıkan 7 bin kişinin dinlendiği haberinin zamanlaması da manidardı. 17 Aralık (ve akim kalan 25 Aralık) yolsuzluk soruşturmalarının manidarlığı Cemaat’in niyetlerinin pis kokularını taşıyorsa, dinleme haberinin zamanlaması da Hükümet’in demokrasiye kast etme niyetinin belirtisiydi ve manidardı.

Tabii ki savaş bitmemişti. Bu kirli savaşın, durmayalım düşeriz mantığıyla hareket eden taraflarının elinde daha pek çok koz olduğu tahmin ediliyordu. İki gün önce, Başbakan’ın o meşum 17 Aralık günü ve gecesi oğluyla telefon konuşmalarının ses kayıtları piyasaya çıkarıldığında, memleket bir kez daha çalkalandı. Zamanlama yine manidardı ama manidarlık bir yana ortaya saçılan pislik de yenilir yutulur, susulur gibi değildi.

Her şey yalansa da, her şey doğruysa da korkunç

Peki biz ne yapacağız? Pislikler dört yandan üzerimize boca edilirken, en azından kendimizi nasıl koruyacağız? Neye, kime inanacağız? Bu soruyu sadece ben değil, milyonlarca sade vatandaş, bütün bunları hak etmemiş milyonlarca Türkiye insanı soruyor bugün.

Daha önce benzerini yaşamadığımız bu ürkütücü algı operasyonu (manipülasyonu) sürecinde ortaya saçılan iddiaların, tapelerin, ses kayıtlarının, görüntülerin doğruysa da yalansa da aynı ölçüde tehlikeli ve korkunç olduğunu düşünüyorum. Kirli savaşın; her ikisi de iktidar ve çıkar uğruna yalana, dolana, pisliğe bulanmış taraflarından birine inanmam için hiçbir geçerli neden yok. Yalan olduğu apaçık ortada olan “Benim Kabataş’taki örtülü bacım” hikâyesini meydan meydan dolaşıp anlatan, “Geziciler camide içki içtiler” masalını, cami müezzininin ve daha onlarca güvenilir kişinin tanıklıklarına rağmen tekrarlamakta beis görmeyen; ayakkabı kutuları içinde yakalanan 4.5 milyon doları, “devletin parasını yememiş ki rüşvet olsun” diyerek sanığa iade ettirdiğini iftiharla söyleyen, gerçekleri işine geldiği gibi eğip büken kişiye ve onun goygoycularına mı inanacağım? Sinsi bir örgütlenme ile yargıya, emniyete, kilit kurumlara yerleşip kendi ideolojileri doğrultusunda toplum ve insan mühendisliği yapmak için kişisel verileri derlemekte, delilleri çarpıtmakta, insanları hapishanelere atmakta beis görmeyen hastalıklı bir yapıya mı inanacağım?

Aynı ideolojik kökten beslenen, aynı yolda uzun süre birlikte yürüyen, daha sonra iktidar dalaşına girişen iki siyasal kanadın, her ikisinin de bu topluma, hatta kendilerine inanan kitlelere zararlı olduğunu düşünüyorum. Birbirlerinin gerçek yüzlerini, pisliklerini deşip ortaya sererken, bir yandan iyi bir iş de yapıyor, gözümüzü açıyorlar. Ama öte yandan yarattıkları korku, yalan, huzursuzluk, pislik ortamında sadece ülkenin siyasal, toplumsal, ekonomik ortamlarını zehirlemekle kalmıyor, hepimizin ruh halini bozuyor, panik, umutsuzluk, karamsarlık yayıyorlar.

Ne yapabiliriz sorusuna: “Her konuda, her an, elimizden ne, ne kadar geliyorsa demokratik haklarımızın, özgürlüklerimizin korunması için mücadele etmeliyiz”den başka bir cevap veremiyorum şimdilik. Ama ne yapmamamız gerektiğini biliyorum: AKP’nin, darbe umacısıyla demokrasinin çanına ot tıkamasının da, “bu darbe çözüm sürecine karşı yapıldı” bahanesiyle Kürt siyasal hareketine ipotek koymasının da kendi postunu ve iktidarını korumaya yönelik olduğunu unutmamalıyız. İktidarın suçlarının incir yaprağı olmamalıyız. Öte yandan, düşmanımın düşmanı dostumdur mantığıyla Cemaat’in kumpaslarının yanında saf tutmamalı; gitsinler de nasıl giderlerse gitsinler ilkesizliğine kapılmamalıyız. Demokrasiden, hukuk devletinden, saydamlıktan yana taraf olmaktan başka çaremiz yok.

Oya Baydar – www.t24.com.tr

 

CHP’den kriptolu telefon ve “lobiler” hakkında soru önergesi

CHP Genel Başkan Yardımcısı Umut Oran,Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dün grup toplantısında yaptığı konuşmaya ilişkin TBMM Başkanlığına iki ayrı soru önergesi verdi. Oran, Erdoğan’ın dün grup toplantısında sözünü ettiği kriptolu telefon ve lobilerin faaliyetini sordu. 

İlk önergesinde kriptolu telefon konusuna değinen Oran, “24 Şubat 2014 tarihinde akşam saatlerinde twitter’daki @BASCALAN adresi üzerinden oğlunuz Bilal ile aranızda geçtiği öne sürülen 5 ayrı telefon görüşmesi yayınlandı. Siz de bugün yaptığınız grup konuşmasında kriptolu telefonlarınızın dahi dinlenildiğini söylediniz” dedi.

umut-oran-meclis

Sizin dışınızda oğlunuz da mı kriptolu telefon kullanıyor?

“Halen siz ve Bakanlar Kurulu üyeleriniz ASELSAN’ın geliştirdiği milli kripto yazılımı içeren telefon cihazlarını mı kullanmaktasınız?
Kriptolu telefonlarla güvenli görüşme yapabilmek için görüşmeyi gerçekleştiren iki kişinin de aynı kripto kodunu veya atlamalı frekansı kullanan telefonları kullanması gerekmiyor mu? Bu açıklamanız, Başbakan olarak size verilen kriptolu telefonun dışında, oğlunuz Bilal Erdoğan’ın da aynı kriptolu telefonu kullandığını mı ortaya koymaktadır?

Oğlunuz Bilal Erdoğan ile eşiniz ve diğer çocuklarınızda da kriptolu telefonlar mevcut mu? Aile fertlerinizde kriptolu telefon bulunmasının gerekçesi nedir?
Kriptolu telefonların size ve Bakanlar Kurulu üyeleri ile TBMM Başkanı, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı gibi devletin üst düzey bürokratlarına verilme gerekçesi nedir? Kriptolu telefonlar ve iletişim cihazları çok gizli devlet görüşmeleri ve devlet sırları ifşa olmasın diye kullanılmıyor mu?
Size ait olduğu öne sürülen telefon görüşmesinde, ‘buradan da olsa böyle şeyleri konuşma’ demenizin gerekçesi kriptolu telefon kullanmanız mıdır? ‘Buradan’ diyerek kastettiğiniz kriptolu telefon mudur?

“Vaiz lobisi, Patates lobisi, Robot lobisi”

Umut Oran’ın ikinci soru önergesi, “lobiler” hakkında. Başbakan’ın dünkü (25 Şubat 2014) AKP grup toplantısında, “Sosyal medyada kurdukları robot lobisi, Tweetlerle vuracaktı” dediğini anımsatan Oran, “Yine daha önce yaptığınız açıklamalarda şu lobilere değindiğiniz görülmektedir: “Faiz lobisi, Yahudi lobisi, borsa lobisi, sermaye lobisi, medya lobisi, aydınlıktan gözleri kamaşan kan lobisi, karanlığı özleyenler lobisi, kaybedenler lobisi, huzurdan barıştan rahatsız olanlar lobisi, içki lobisi, porno lobisi, patates lobisi, kuru fasulye lobisi, vaiz lobisi, milletten yüz bulamayanlar lobisi, ananas lobisi, savaş lobisi, terör lobisi, kaos lobisi”

“Robot lobisi ile yukarıda yer verilen lobiler arasında herhangi bir ilişki var mıdır? Robot lobisi de bu lobilerden herhangi birine dahil midir yoksa münferit bir lobi midir?
Robot lobisinin kurucuları ve üyeleri kimlerdir, hangi tarihte kurulmuştur, o tarihten beri yaptıkları eylemler nelerdir?
Türkiye’de bildiğiniz kaç adet lobi faaliyet yürütmektedir? Bunun sıralı tam listesi Başbakanlık’ta mı tutulmaktadır? Bu lobilerin tam listesinin ne zaman yayınlanması planlanmaktadır?
Bilginiz dahilinde ‘yolsuzluk lobisi’, ‘hırsızlık lobisi’, ‘rüşvet lobisi’, ‘kamu ihalelerine fesat karıştırma lobisi’, ‘kamu bankalarından usulsüz kredi alanlar lobisi’ var mıdır?

Size bağlı sosyal medya danışmanları da sosyal medyada sahte hesap oluşturarak bir script üzerinden partinizin veya şahsınızın propagandasını yapmakta mıdır?
Danışmanınız Mustafa Varank’a bağlı olarak çalışan, kendisinin ‘bizim Troller’ diye bahsettiği kaç sosyal medya elemanı vardır, bunlara Başbakanlık bünyesinden verilen ücret nedir? Danışmanınızın Mustafa Varank’ın sözünü ettiğiniz robot lobisi ile ilişkisi var mıdır, bu kapsamda hangi özel görevleri yürütmektedir?”

(ANKA)

Kuraklığa çözüm: kurumuş nehirler, zehirli göller

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü Cumali Kınacı’ya göre, İstanbul’a düşen son yağış şehrin 10 günlük su ihtiyacını karşılayabilir. Kuraklığa çözüm önerisi olarak sunulan sulak alanlar ise tamamen kuruma tehlikesiyle karşı karşıya.

“Uluslararası Entegre Havza Yönetimi Çalıştayı”nda AA muhabirinin sorusunu cevaplayan Kınacı kentte metrekareye 25 kilogram yağış düştüğünü söyleyerek, “belli seviyede su ihtiyacının karşılanmasına yardımcı olur. Ama bu ne kadar olur? Bir ay, iki ay değil, İstanbul’un bir hafta ile 10 gün kadar su ihtiyacını karşılar” diye konuştu.

Barajların son 15 gündeki doluluk oranları

“Su tüketimi nedeniyle kuraklık artıyor”

Kınacı, su oranının daha önceki yılların çok altında olduğunu söyleyerek, geçmişte su tüketiminin bu kadar yüksek olmaması nedeniyle kuraklığın bir şekilde atlatıldığını aktardı.

“Melen Projesi Anadolu Yakası’nı kurtaracak ”

“Şu anda Melen’den bir hat daha yapılıyor. Bu çalışma, en geç haziran ayında tamamlanmış olacak. Bu nedenle Anadolu yakasında bir problem yok. Anadolu yakasından, Boğaz’ın altından boruyla Avrupa yakasına su veriliyor. Avrupa yakasında Kağıthane’deki arıtma tesisine kadar su geliyor. Bu nedenle Kağıthane Arıtma Tesisi’nin beslediği alana kadar olan kısımda da bir problem yok. Ancak daha batıda olan bölgelerde bir sıkıntı olması ihtimaline karşı, Avrupa yakasında yeni kuyular açılması planlandı. Bu çalışmalar da mart ayı içinde başlayacak.”

Melen Çayı
Melen Çayı

“Yalova’daki sıkıntıyı Sapanca’dan karşılayacağız”

Su sorununa önlem olarak, kalitesi daha düşük suyun getirilmesinin de söz konusu olabileceğini dile getiren Cumali Kınacı, “Susuz kalma olmaz. Bir tek Yalova’da sıkıntı var. Yalova’daki sıkıntıyı da Kocaeli Sapanca Gölü’nden alınacak suyla karşılanması ve ilave kuyularla Yalova’nın beslenmesi hedefleniyor” ifadelerini kullandı.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürü’nün bahsettiği iki su alanı, Melen Çayı ve Sapanca Gölü için tehlike çanları çoktan çalmaya başladı.

Sapanca Gölü 50 metre çekildi, tabanı zehirli, 

Sapanca gölü hem hem ortalama 50 metre kadar çekildi hem de suyun içine karışan azot ve fosfor gibi elemetler gölü kirletiyor.
Radikal’den Serkan Ocak’ın haberine göre, Kocaeli Üniversitesi’nden doğa bilimcisi Prof. Dr. Alaeddin Bolat, gölün tabanından çekilen fotoğrafları yorumlayarak, gölün azot, fosfor gibi besleyici elementler tarafından kirlendiği belirtmişti. Gölün etrafındaki 27 sanayi kurluşunun atıklarının Sapanca’ya atılması gölün geleceğini tehlike altına alıyor. Bolat:”Bu şekilde devam ederse tatlı su kaynağı acı su kaynağına dönüşür. Her türlü kirlilik, tuzluluk olur. İçme suyu olarak kullanılması zorlaşır. Arıtma maliyetleri artıyor. Nihayetinde de su kıtlığı başlar…” demişti.

Sapanca Gölü
Sapanca Gölü

Melen’de kuraklık var 

Haziran’da üzerine bir baraj yapılacak olan Melen Çayı’nın su seviyesinde ise geçen seneye kıyasla 80 santimlik düşüş var. Melen çayı’nın yanı sıra onu besleyen derelerin de su seviyesi düştü.

(Radikal/Yeşil Gazete)